Yılmaz Vural: Barcelona’dan tek farkımız…
23 Nisan 2010
“Oyun felsefesi anlamında, uygulama isteği anlamında, Barcelona rakip sahada oynamayı becerebilen; futbolun bir ayak topu olduğunu bilen ve ayağa top oynayabilen, önemli oyuncularıyla bunu süsleyebilen bir takım. Futbol iyi oyuncuyla oynanıyor. Çok şükür bizim de iyi oyuncularımız var. Sahadaki sistemden uygulamaya kadar onlarla aynı felsefeyi uygulamaya çalışıyoruz. Onlar İspanya Ligi’nde, Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonluğa oynuyor biz de Türkiye Ligi’nde düşmemeye oynuyoruz. Barcelona ile aramızdaki tek fark bu”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Bir enteresan serüven Yılmaz Vural’ınki…Rulo yapıp bir projektörle hayatını karşıda ki beyaz ekrana akıtsak, Sinema adına aday gösterildiği her ödülde iddialı olabilecek cinsten bir serüven…Anadolu’da sayısız kulüp dolaşmış, milli takımlarda yardımcı antrenörlük teklifini reddederek kaderin ağlarını kendisi için farklı örmesini sağlamış, futbolun “üniversite”si, Köln Futbol akademisinden apoletli bir fenomen Yılmaz Hoca…
Bu ülkenin, Ertuğrul Sağlam, Tolunay Kafkas gibi yeni jenerasyonunu bir kenara itip, elinde kalanlarına bakarsak; herkesin üzerinde hemfikir olabileceği, üç değerli fenomeni var: Mustafa Denizli, Fatih Terim ve Yılmaz Vural. Bunlardan ikisi iki ayrı dünya görüşünün “ayak topunun” yarattığı dünyada, bizlere sunulan izdüşümleri. Mustafa Hoca, hani o yeni nesil tabiriyle, “cool” tavırlı, İzmir’in dünyaya açılan aydınlık, entelektüel yüzü. Diğer tarafta, sert mizacıyla Adana’dan çıkabilecek bıçkın yağız delikanlının, futbol için, ülke sınırlarında ki en özel örneği. Peki Yılmaz Hoca?
Futbolun sadece futbol olmadığına, futbolun her yanıyla hayatın tamamı değilse bile, içine giren için, hayatın bir çeşit simülasyonu olduğuna en güzel örnek Yılmaz Hoca. Konu sadece futbola dair bilgi ve deneyim olsaydı, futbolsa mevzu, konu sadece futbolun 90 dakikalık süreciyle açıklanabilseydi eğer, sadece sistemlerle hallolsaydı bu iş, çok forvetle oynamak, orta alanı kalabalık tutmak çözebilseydi bütün dertleri, Yılmaz Vural bugün, Kasımpaşa ile kıyasladığı takımın, ya başında olur ya da çoktan çalıştırmış “CV”‘sine eklemiş olurdu.
Bugün Kasımpaşa için kurduğu cümlelerin gerçek payı çok yüksek. Evet, Kasımpaşa maçını izlemek, futbolu seven bir adam için, fazlasıyla keyifli. Sürekli pas trafiğini kontrol etmeye çalışan, sürekli hücum düşünen bir takım Kasımpaşa. Yılmaz Hoca yine imkanları zorlayarak bir şeyleri yaratıyor resmen. Acayip işler yapıyor o bütçesi kısıtlı, imkanları sınırlı Kasımpaşa ile! Fakat, onu Barselona’dan ayıran şey temelde kültürle, yani bir mirasla alakalı. Barça, bu futbol için Cryuff’dan beri çabalıyor. Nereden baksanız küsüratıyla 20 yıl. Kasımpaşa ise son bir yıldır bişeyler için uğraşıyor…tıpkı Yılmaz Hoca’nın, takip eden için yorucu, istikrarsız antrenörlük yolculuğu gibi. Belki bin tane daha nedeni rahatça yazmak mümkün, ama okuyan için yorucu; dedim ya, en temelde kültür ve miras farkı bu. Bu Yılmaz Hoca’nın kendine çizdiği yol, biçtiği rolle alakalı.
Belki de Yılmaz Hoca’yı özel yapan, onu kimsenin bir kalıba sokamamasıdır. O, her takımı çalıştırabilir, en beklenmedik çıkışları yapabilir. Futbol kültürüne de laf söyleyebilecek babayiğit daha yoktur. Fakat her şeyden öte, eksik birşeyler var Yılmaz Hoca’da. İşte o farkı belirleyen, onu, değil Barça, çok arzuladığı Fenerbahçe yerine, sürekli bir başka dar bütçeli, imkanları kısıtlı bir Anadolu klübünde mucize yaratmaya çalışırken görmemizin nedeni, o “eksik” olanlar. Adını koymakta zorlanılası bir vaziyet bu. Zamanında futbolcu dövebilmesinden mi, Yılmaz Hoca takla atsana diye tempo tutabilen tribünlerden mi, kimsenin söyleyemediğini hep söylediğinden mi kaynaklı bu eksik tat? Adını koyamadığım bu halet-i ruhiye onu hep, “Barça” kadar olmasa bile ona yakın güzel futbol oynamaya çalışan sıkıntılı küçük takımlarda görmemize sebep, “Barça” ya da “Fener” yerine. Futbol yerine başka nedenler Kasımpaşa’nın başında Yılmaz Vural olması. O adı koyulamayan, eksik kalan nüansların yüzünden, Barça’nın Şampiyonlar Liginde ve La-Liga’da şampiyonluk için uğraşırken, Yılmaz Hoca’nın takımının kümede kalmak için çırpınması…
TEK RAKİBİM THY
Bir rivayete göre son Fenerbahçe maçı öncesi, hani haftalardır gerçekleşecek mi gerçekleşmeyecek mi diye üzerine anketler açılan meşhur tokalaşma sırasında, Herr Daum Yılmaz Hoca’nın kulağına eğilip “Bir gün mutlaka Fenerbahçe’nin başına geçeceksin” demiş de Hoca da buna gülmüş…
Utanarak ve üzülerek itiraf ediyorum ki yukarıdaki anektodu duyduğumda aklımdan ilk olarak “bunu kim duysa güler zaten” veya “ee sonra da gidip Fenerbahçe’nin başına geçsin diye football manager oyunu mu vermiş?” gibi espriler geçti. Yaşı ve tecrübesiyle saygı duymamız gereken bir teknik adamla böyle dalga geçiyor olmak ayıp ama Yılmaz Vural üzerine bu şakaları yapma refleksimin nedeni belki de benim ahlaksızlığım kadar Yılmaz Hoca’nın kendi kendine yerle yeksan ettiği imajıdır.
Görüşüm o ki, Türk futbol camiasının gördüğü en büyük PR faciasıdır Yılmaz Vural. Hakim olamadığı hırsı ve engel olamadığı ciddiye alınma/takdir edilme isteği ile çok konuştu, çok takım değiştirdi, gündeme(bazen de sahaya) hep balıklama daldı ve futbol camiasının herhangi bir öğesi tarafından ciddiye alınma şansını sonsuza dek kaybetti. Ama zaten Kasımpaşa Tenik Direktörü, “Pozitif, hücuma dayalı, hızlı bir futbol oynamaya çalışıyoruz, topu rakip sahada ve ayağımızda tutmaya çalışıyoruz. Barcelona’nın yaptığı gibi…” benzeri bir açıklama yapmak yerine “Tek rakibim THY”(!) derse nasıl ciddiye alınabilir ki?
Barcelona ile Kasımpaşa arasında 1000′den fazla fark sayarız da aklımıza “onlar CL şampiyonluğuna, Kasımpaşa ise Türkiye’de küme düşmemeye oynuyor” demek gelmez.
Yılmaz Hoca’yı bu çevik, farklı, esprili zekasıyla büyük bir takımın başında görmeyi gerçekten isterdim. En azından çok eğlenceli bir dönem olacağına emin olduğumdan… Ancak kendisinin “Süper Lig’in Gezici Hocası” halinden kurtulabilmesi için bir an önce yurtdışına gidip birkaç sene Avrupa’nın orta-alt takımlarında bir şeyler başarması, bu sırada Türkiye gündeminden uzak kalması ve imajını düzeltmesi gerektiğine inanıyorum.
Yılmaz Vural’a kaliteli bir kadro verilse neler yapabileceği aşikar bence