Ana Sayfa > Serra Okumuş Onay > Serra Okumuş Onay: F1′de neler oluyor?

Serra Okumuş Onay: F1′de neler oluyor?

serraonay“Formula 1’de gerçekten ilginç bir sezon başlangıcı yaşıyoruz. Son ana kadar yarışıp yarışmayacağı bile belli olmayan Brawn GP ile düne kadar hiç birinciliği bulunmayan Red Bull ilk üç yarışa damga vurdu. Geçtiğimiz yıllarda kıran kırana şampiyonluk mücadelesi yaşayan McLaren, Ferrari ve Renault ise beklenenin çok çok uzağında… Belli ki bu takımlarda sorun yalnızca farklı difüzör tasarımı değil. Çünkü, Çin’de  zafere ulaşan Red Bull’lar tıpkı Ferrari, McLaren ve Renault gibi tek katlı difüzörler kullanıyordu. Peki sorun ne yönetimsel hatalar mı, tasarım kusurları mı, yoksa bu, yalnızca kural değişikliklerine adaptasyon süreci mi? Yoksa hepsi mi? Büyük takımlar sezonun ilerleyen bölümlerinde sorunlarını giderip tekrar şampiyonluk mücadelesine ortak olabilecek mi?”

Serra Okumuş Onay’ın yorumuyla ilgil yazılarınızı bekliyoruz…

Serra Okumuş Onay

  1. Barış Gerçeker
    18:41 içinde 22 Nisan 2009 | #1

    Teknolojiye kimse dur diyemiyor. Diyemesin de, Asimov’un eserlerinden ilham alan bilim kurgu filmleri robotların Dünya’yı ele geçirdiği korku senaryolarını konu alsa da açıkcası şahsen beni heyecanlandırıyor her yeni teknolojik gelişme.

    Zamanında pit stop yapmamak için arabanın mümkün olan her boşluğuna yakıt doldurularak piste el bombası olarak gönderildiği günlerden “pilot yarıştan önce sakal traşı olursa daha hafif olur, iyi olur” kıvamında (kabul, biraz abarttım) ayarların peşinde koşulduğu günlere geldik. Değişen tek şey ağırlık kaygıları değil şüphesiz. Her bir F1 aracı inanılmaz teknolojik eser artık.

    Ancak her teknolojik gelişme gibi F1′inde içinde bulunduğu kimi gelişmeler eskiyi tercih edenler tarafından yandaş bulamamakta. Slick lastiklerin yasaklanmasıyla başlayan tartışmalara Jacques Villeneuve’ün o zamanlar verdiği tepki manidardı: FIA bizim annemiz babamız değil. Bizler Formula1 pilotuyuz ve o yüksek hızlarda virajlara girerken başımıza neler gelebileceğini az çok biliyoruz. Hayatlarımız kıymetli ancak yarışların zevkini kaçıracak kadar ileri gitmesinler.

    Biraz uç bir tepki dahi olsa bugünki noktada tüm o kısıtlamalar olmasa şu anki teknolojiyle araçlar Monza’daki düzlüğün sonunda kaça çıkardı diye düşünmeden geçebilen kaç F1 sever vardır?

    Çekiş kontrolüyle başladı, şimdi kanatlar vesaire. Difüzörler bu detektiflik filminin uşağı oldu, hani katil olan. Buna bir de kriz eklendi ki “Dünya’nın en büyük sirki” olarak adlandırılan organizasyonun masrafları inanılmaz boyutlarda. Büyük üretici firmalar bile bize müsaade derken oyun kendi içine doğru küçüldü zaten. Belki özüne döndü bile denebilir. Tamam, masraflar çok ama herşey para mı? Şu an itibariyle difüzörü birken iki yapmayı akıl eden zeka parayı yenmiş gözüküyor. Uzun sürmese bile aklın maddiyatı yenmesinin tadını çıkarmak gerek.

    Bunların da ötesinde iki, üç senedir sevimsiz polemikler, spekülasyonlarla anılır oldu F1. Eskiden Schumi’nin kime yol vermediği ve kendini nasıl üstün gördüğü gibi yarışa dair, oyuna dair, rekabete dair dedikodulara odak olan sirk bugün takım emirleriyle yapılan dalavereler, teknoloji casusluklarına konu oluyor. Buna bir de eski F1 severlerin desteklesinler desteklemesinler, karizmalarına söz edemeyecekleri büyük pilotların bugün pek veliahtları olmaması da eklenince F1 ister istemez sönükleşti. Bu sezon başlangıcındaki sürpriz faktörü yok oluncaya kadar neler olur neler biter bilinmez. Ancak Ecclestone’un en sevdiği oyuncağının kendine bakıp neden itibar kaybettiğini iyice sorgulaması da şart. Maddi olarak gerekirse küçülmeli ancak heyecan ve sürpriz faktörlerini beslemeyi ihmal etmemeli. Belki o zaman kriz nedeinyle kaçan maddi kaynaklar da kendi ayaklarıyla geri dönerler.

  2. Deniz Kaan AYHAN
    07:31 içinde 23 Nisan 2009 | #2

    Bu sezonu anlayabilmek için geçtiğimiz sezona kısa bir bakış atmalıyız…
    Öncelikle sezon sonuna kadar geliştirme sürecinde olanlara bakalım.

    Tabii ki her sezonun mutlak favorileriydi onlar yani İngiliz ve Almanların ortaklaşa çalışabildikleri yegane organizasyonun sonucu McLaren Mercedes ve İtalyanlar’ın ne kadar yarışçı ve hız tutkunu olduğunun ispatı, yılların birikimi ve inanılmaz bir Know How sahibi Ferrari. Bu iki takımın müthiş çekişmesi sezonun son virajına kadar sürdü.Bu kadar yüksek birikimli 2 takımın birde grid’in en iyi pilotlarına sahip olduğunu düşünürsek bu çekişme zaten normaldi.

    Peki ya bu esnada diğerleri ne yapıyordu ?

    Diğerleri çoktan sezonu bitirmiş, hatta bir grup sezonu daha başlarken bitirmiş ve keskin kurallara sahip 2009 sezonuna hazırlığa karar vermişlerdi. Bunların başında belkide F1’den çekilmeyi çoktan karara bağlamış Honda yer alıyordu.

    Honda, çok iyi bir öngörüyle zaten F1’in yakın tarihte ki en iyi taktik anlayışına sahip yarış gurusu Ross Brawn’ı takıma almıştı.2008’i kısa kesip tamamıyle 2009’a hazırlanmaya başladılar.Unutmayalım ki Brawn’da bunu kabul ediyor ve bu aracın arkasında 16 ay’lık bir çalışma olduğunu hatırlatıyor. Honda 2008’i 2009 için harcarken diğerleri yani başta McLaren,Ferrari,BMW ve Renault gibi F1’in as takımları ise 2008’den alabildiklerini alma çabasındaydı.

    Çarpıcı sonuçları alma potansiyeli olan diğer takım RedBull ise günümüz dünyasında Cola kadar tanınmış, çok tüketilen ve popülerliği hiç düşmeyen gittikçe güçlenen şirket yapısıyla takımının arkasındaydı.Bu güçle Newey gibi birini McLaren gibi bir takımdan koparmayı başarmışlardı.2009 daki köklü değişiklileri fırsat bilen Newey ve ekibi 2008 yılından itibaren bu sezona odaklandı.Bu esnada F1’in en büyük tecrübelerinden birini yani Mika-David ikilisinin yarışalardan kopamayan efsanevi pilotu David Coulthard’dan olabildiğince faydalandılar.Dikkat ettiyseniz Coulthard 2008 yılında yarışı terk etmek zorunda kaldığı durumlarda bile pit duvarlarından ayrılmayarak tecrübesini bütün takımla paylaşmak yoluna gitmişti.Yüzlerce GP sonrası F1den ayrılma kararı alan Coulthard’ın yerine ise Toro Rosso ile bile Monza gibi bir pistte üstelik yağmur altında onlarca turu hatasız ve aynı kıvamda pilote edebilen geleceğin dünya şampiyonu adayı Vetteli’de Newey yönetimi altına alınca başarılı sonuçların gelmesi aslında pekde süpriz sayılmazdı.Şöyle de bir gerçek var ki Çin dublesine rağmen takımın zayıf halkasının Renault motoru olduğu kanısındayım.2009 sezonu içerisinde puanlar alabilecek bir potansiyele sahipler ama büyük sonuçları devam ettirmeleri süpriz olur.

    Difüzör grubu diye adlandırılan gruptan diğer bir yıldız da Williams.Tarihinde GP zaferleri ve takım şampiyonlukları olan aslında belki de geçmişi en güçlü takımlardan olan Williams ise Rosberg gibi Mercedes’in hayallerini süsleyen Almana sahip olmasıyla ön plana çıktı.Rosberg aslında GP kazanabilen bir takıma gelmesi halinde dünya şampiyonluğu savaşını başarıyla sonuçlandırabilecek bir pilot.Williams’ın en zayıf halkası ise arkasında Japonya gibi bir endüstri devi ülkeyi barındıran fakat bundan öteye bir türlü gidemeyen Nakajima.Williams’tan GP zaferleri değil ama puanlar beklemek hata olmaz.

    F1’e inanılmaz paralar harcayarak Dünyanın en büyük otomotiv firması olmasına rağmen bir türlü istenileni veremeyen Toyota ise başlı başına muamma olan F1 hayatına şimdilik devam ediyor.Şimdilik diyorum çünkü Honda’nın peşinden gidip gitmeyeceği bence halen kesin değil.
    Bu kadar para harcayarak henüz GP kazanamamak bir Japon’u nasıl tatmin eder belirsiz.Onlarda genelde yeni kurulan bir F1 takımının izlediği yolu izleyerek bir tecrübeli(Trulli) ve bir gelecek vaad eden pilot (Glock)’u bünyelerinde barıdırıyorlar ama enteresandır Trulli daha iyi bir gelecek vaad ediyor.Takım ne kazandıysa Trulli’den kazanmıştır herhalde.Glock, 2008’in son yarışı olan Brezilya’da son viraj da Hamilton’a geçilerek manşetlere çıkmaktan öte henüz gidemedi.Bu şekilde manşet olmak eminim ne kendisini ne de takımını tatmin etmiştir. Difüzör açığından faydalanarak 2009’un ilk yarışlarında alabildiğince puan almaları onların faydasına olur yoksa F1 dünyası şundan emin ki İspanya sonrası yarışlar eski formatına bilindik aktörleriyle dönebilir.

    Aslında bugünkü durum, difüzör dizaynı konusunda ki açığı ( Brawn’ın yorumu ) en iyi kullanan ve aslında belkide mahkemeler ve incelemeler sonrası diskalifiye olabilme riskini göze alan takımların başarısından ibaret kısa bir macera öyküsüne benzetilebilir.
    Kısa olmasını bekliyorum çünkü artık onların difüzör dizaynları yasal olarak afişe edildi.
    Bu durumda dünyanın en büyük ARGE ekiplerini bünyelerinde barındıran Ferrari, McLaren, BMW ve Renault artık difüzörlerini değiştirme yoluna gideceklerdir.Hatırlayalim ki McLaren FİA’nn kararının açıklanmasından sadece 3 gün sonra difüzörünü modifiye ederek Çin’de start aldı.İnanılmaz arge’leriyle İspanya’da büyük takımların büyük kazançlar elde etmeye başlamış olacaklarını görmek bizleri şüphelendirmiyor.

    Fakat her F1 hayranı gibi yarışlara farklı heyecanların katılması.Geçmiş yıllarda puan alması bile imkansız görünen takımların yarış kazanması bizleri mutlu ediyor.Ferrai – McLaren baskınlığı yüzünden bu işleri bırakmayı düşünen insanlar artık puan almak heyecanı ile yarışlara çıkıyorlar bu durum da tabii ki F1 izleyicisini tatmin eden bir yenilik.

    Yenilik deyince sezonun en büyük yeniliği olan KERS bir şehir efsanesi olma yolunda ilerliyor.Dünya’nın en ileri teknilojilerini kullanan F1 takımları bile 3 yarış geçmesine rağmen kullanıp kullanmamak konusunda kararsız.Anlaşılan bu kararsızlık bu sezon boyu devam edecek gibi.

    Sonuç olarak difüzor grubu bu sezonun ilk yarışlarında toplayabildiği kadar puan toplamaya çalışacakdır çünkü onları daha zor yarışlar bekliyor.Ferrari, Mclaren, BMW ve Renault bütün sezonu 5.ve 6. olmak için çabalamakla geçirmeyecektir.

    Yüksek beklentiler büyük bütçelerle iyi kadrolar elinde yoğrulduğunda başarı süpriz olmaktan çıkar.F1 müdavimleri olarak bizler biliyoruz ki podyum’da olmak belki de dünyanın en zor mevkii orada kalabilmek ise herşeyden de zor……..

  3. celalvelet
    08:34 içinde 23 Nisan 2009 | #3

    Formula 1’de Sürpriz Var

    Seksenlerin sonları ve doksanların başında Formula 1’de Brezilyalı Ayrton Senna vardı. Yağmur adam lakaplı(Rainman) bu adam Mc Laren Mercedes (Honda Marlboro Mc Laren)ile 1988,1990 ve 1991 yıllarında üç kez dünya şampiyonluğuna ulaşmıştı. Monako’da 6 kez birinciliğe ulaşarak büyük bir başarıya ulaşmıştı.
    1990’ların ikinci yarısına doğru 1994 ve 1995 yıllarında Michael Schumacher Benetton takımı ile formunun zirvesine ulaşarak ilk F1 şampiyonluklarına imza atarken yeni bir efsaneyi de başlatıyordu. Daha sonra Ferrariye geçen Schumacher birçok ilklere de imza atıyordu. Şampiyon olan ilk Alman sporcuydu.2000–2004 yılları arasında 5 kez üst üste sezonu şampiyon olarak tamamlarken, toplamda 7 kez ile en fazla şampiyon olma, en fazla yarış kazanma, en fazla pol pozisyonu, en fazla puan toplama, en fazla üst üste yarış kazanma, en fazla bir pistte yarış kazanma ve 2002 yılında da en fazla podyuma çıkma rekorlarını da eline geçirerek tüm zamanların en iyi pilotu oluyordu. Benim de F1’e olan ilgim onunla başlıyor. Schumacher’in en büyük rakiplerinden olan Finlandiyalı Mika Hakkinen ise 1993 yılında Mc Laren Mercedes takımına geçmişti. İlk şampiyonluğuna 1998 yılında ulaşıyor ve 1999 yılında da şampiyonluğunu tekrarlıyordu. O da efsanevi denebilecek yarış sporcularından bir tanesiydi.2005 yılına gelindiğinde şampiyonluk Renault takımından Fernando Alonso ve Ferrari’den Raikonen arasında geçmiş ve 7’şer birincilik alan iki yarışçıdan Fernando Alonso ipi göğüslemişti. Ancak bu sezonda birtakım zorlama kural değişiklikleri ile bir bakıma Schumacherin de önü kesilmiş oluyordu. Zaten o da 2006 yılında aktif olarak F1 yarışçılığına veda ediyordu. Daha sonra danışmanlık ve özel statüde test pilotluğu görevlerini üstlenerek kırmızılara olan bağlılığını ispatlayacaktı.2006 yılında da Alonso, Raikkonen ve Massa’nın önünde şampiyonluğu kazandıktan sonra 2007 yılında Raikkonen, bu kez şampiyonluğa ulaşıyordu.2008 yılında ise Mercedes’ten Lewis Hamilton fırtınası esiyor, Türkiye Grand Prix’leri ile tanıdığımız Raikkonen’in takım arkadaşı Felipe Massa şampiyonluğu, memleketinde rakibinin son anda Timo Glock’un hatasıyla şans eseri 5.olduğu yarışta birinci olmasına rağmen Hamilton’a kaptırıyordu.
    Ancak bütün bu özetlemeye çalıştığım Formula 1 yarış tarihine baktığımızda ya çok iyi takımlar, ya çok iyi pilotlar ya da her ikisini birlikte görüyoruz. Saymaya çalıştığım efsanevi pilotlar, efsanevi takımlar ve bunların yarış kazanmadan önceki gelişimleri, dereceleri, yarış birincilikleri podyum başarıları genellikle sanki bir aşama ve safhalardan oluşuyor. Daha sonra ise gelişim gösteren sporcu ve takımların yavaş yavaş podyum başarılarına, takım ve pilot şampiyonluklarına ulaşabildiklerini görmekteyiz. Renault takımının 2006 ve 2007 yıllarındaki Fernando Alonso ile kazandığı şampiyonlukların bunun bir istisnası olduğunu belki bir dereceye kadar düşünebiliriz.
    İçerisinde bulunduğumuz 2009 yılında ise ekonomik kriz nedeniyle Honda takımının yarışlardan çekilmesi ile birlikte oluşturulan Brown GP takımı ilk iki yarış olan Avustralya ve yağmur altındaki Malezya Grand Prix’lerinde Jensen Button ile iki yarış birinciliği ile bütün otoriteleri şaşkına çeviriyordu. Ayrıca takım arkadaşı olan Barrichello da bu yarışlarda iki ikincilik ve bir beşincilik alarak takım olarak da diğer birçok favori takıma fark atıyorlardı. Çin’de Button üçüncü olarak yine podyuma çıkmayı başarıyorlardı.
    Yine önceki yılların sürekli alt sıralar için yarışan Red-Bull pilotları başta Vettel olmak üzere şu ana kadarki çizgilerinin çok çok üzerinde başarılara imza atıyorlardı. Son yarışta Vettel üçüncü olarak podyuma çıkmayı başarıyordu. Takım arkadaşı Weber ise Malezya’da altıncı Çin’de ise beşinci oluyordu. Bu yıla kadarki bilgilerimiz, neticeler
    ve izlenimlerimize göre bu durum pek alışılmış değildi. Sanki Brawn GP takımı ve pilotları uzaydan gelmiş bir takımdı ve bütün her şeyi değiştirmişti. Red-Bull takımına ise sanki bir sihirli değnek dokunmuştu. Ve kendilerine göre olağanüstü başarılar elde etmeye başlamışlardı. Bunların yanında önceki yıllardaki trend ve sıralamalara baktığımızda Toyota takımı Trulli ve Timo Glock ile en istikrarlı takım görünümünde. Her yarışta 3,4 ve 5.sıralarda kendilerine yer buldular ve takımın son yıllardaki çizgisini devam ettirmektedirler. BMW Heidfeld ile Malezya’da ikincilik ve Çin’de yedincilik elde ederek beklentilerin gerisinde kalmış; Mc Laren Mercedes ise Hamilton ile Avustralya’da dördüncülük Malezya’da ise yedincilik alarak taraftarlarını hayal kırıklığına uğratmış, Ferrari ise üç yarışta da pilotları Massa ve Raikonen ile hiçbir derece elde edemeyerek bütün otoriteleri şaşırtmıştır.
    Elde edilen bu sonuçlar sürpriz yapan Brawn GP ve Red Bull gibi takımların geleneksel favori Ferrari ve Mc Laren gibi takımlara karşı sistemsel birtakım üstünlükler elde ettiklerini çağrıştırmaktadır. Kuşkusuz bu takımlar ve sıralamada geri kalan diğer takımlar şimdiden sistemsel problemleri ve yavaşlıklarını ortadan kaldırmaya yönelik geniş çaplı araştırmalarını başlattılar. Ve bu yönde çalışmalar sürekli olarak devam edecek.Ancak ortaya çıkacak sonuçlar ne olursa olsun bu yıl yarışlar önceki yıllardan çok farklı olacak ve kıran kırana bir rekebet ve yarışma ortamı yaşanacak.Bu da bence yarışlara olan ilgiyi ve heyecanı daha da arttıracak. Zaten güzel olan da bu değil mi?

  4. 13:10 içinde 26 Nisan 2009 | #4

    Yeni F1 üzerine bir değerlendirme

    Sadece üç yarışı geride bıraktık. Bir yeni takım ilk iki yarışını kazandı, 2005’ten beri yarışan bir takım ilk galibiyetini elde etti. On yıldır kazanmayı hedefleyen bir İngiliz sonunda açıldı, emekli olmaktan son anda kurtulan tecrübeli biri kariyerinin sonunda patlama yapmaya hazır hale geldi, üç yarışta dokuz takım ve on üç pilot puan aldı… Ne sezon ama!
    Çok ilginç ve heyecanlı bir sezona girdik. Artık her takımın kazanma şansı var ve her şey mühendislik ve pilotluk yeteneğine bağlı. Tabi ki de bir zamanlar fabrikada parasal gücünü kullanarak harikalar yaratan ve yarışta yorulmayan takımlar tökezleyecek. Ancak herkes biliyor ki bu takımlar sezonun sonunda da sonda olmayacak.

    Kendi görüşüm, daha güzel bir sezona girdiğimiz. Ancak taraftarların yeni F1’i çok sevmediğini görüyorum. Özellikle Ferrari ve McLaren taraftarlarının. Ama ortada bir gerçek var, eğer McLaren veFerrari gerçekten de güçlü bir takımsa; Massa, Raikkonen, Hamilton ve Kovaleinen gerçekten yetenekliyse ve mekanikler gerçekten de iyi iş çıkarıyorlarsa bu takımlar bu kurallarla da kazanacaklardır. Eğer öyle değilse, işin yönü biraz daha değişir. Ancak ben bu takımların yine de sezon sonuna kadar en az birer yarış kazanacaklarını düşünüyorum. Konuyu fazla dağıtmadan sezonun güzelliği konusuna geri döneyim.

    Gerçekten de geçen senelerde F1’i daha çok mu seviyordunuz? Yani bir kişinin yarışı polden alıp sonuna kadar götürmesi, ve sezonun sadece üç pilot arasında geçmesi size heyecan veriyor muydu? Araçların tren gibi gitmesi size heyecan veriyorsa sizi ikna edemem. Ancak şunu söylemem gerekiyor ki bu sene daha çok takımın zafer mücadelesine girmesi beni çok heyecanlandırıyor.

    Kurallar işe yaradı

    Sezon başında yeni kuralların neler getireceği konusunda çok endişemiz vardı, ancak şu an rahatlamış durumdayız.

    Öncelikle oluksuz lastiklerden başlayalım, bu fikir zaten 11 yıldır beklediğimiz bir şeydi ve eminim hiç kimsenin bununla bir sorunu yoktur.

    İlk başta çok çirkin görünen araçlara biraz daha alışmaya başladık. Tabi ki yeni aerodinamikte keşfedilecek çok şey ve değişecek çok nokta var ve araçlar böyle kalmayacak. Ancak şurası kesin ki difüzör gibi parçaların öne çıkması ve bu parçada büyük faydalı bir değişikliğin fark edilmesi bile yeni aero sisteminin ne kadar işe yaradığının bir parçası.

    Kuralların asıl amacı araçların hızlarını birbirine daha çok yaklaştırmaktı ve bu başarıyla gerçekleşti. Artık her yarışta iki-üç takım birincilik için savaşabiliyor, sezonun genelinde yarış kazanacak potansiyele sahip en az beş-altı tane takım var ve herkes puan alabilecek gibi görünüyor. Bu oldukça olumlu bir gelişme.

    Belki de olumsuz tek gelişme sezon içi testlerin yasaklaması ve sezon için gelişimlerin sınırlandırılması. Şu anda sezona kötü başlangıç yapan takımların gelişmesi çok daha zor. Mesela Ferrari şu an araçta değişiklikler planlıyor ve İspanya Grand Prix’sinde kullanacak, Red Bull yeni difüzör tasarlayacak ve McLaren araçta değişikliğe gidecek. Testlere izin verilseydi sezon sonuna kadar harika bir gelişme yarışı da izleyebilirdik.

    KERS

    Beklenene göre en az yarar sağlayan sistem ise KERS oldu. Hatta çoğu kişi KERS’in fos çıktığını da düşünüyor. Ancak sistemi şu ana kadar gerçek anlamda test edemedik.

    Aslında KERS bazı pistlerde işe yarayacak, bazı pistlerde ise sadece fazlalık olacak gibi görünüyor. Mesela Avusturalya’da KERS, Ferrari ve McLaren’in işine yaramıştı. Hem ağır frenaj gerektiren, hem de yoğun düzlükler bulunduran bir pistte KERS’in gerçekten işe yaradığını gördük. Eminim hepimiz Hamilton’ın viraj çıkışında KERS kullanarak nasıl ivmesini artırdığını hatırlıyordur. Glock’un Alonso’yu kovalarken radyoyla konuşması da KERS’in işe yaradığının sinyallerini verdi.

    Ancak Malezya’da KERS ağırlıktan başka bir şey yapamadı. Ancak bunun pistin şekli ve koşullarla da ilgili. Mesela KERS’in çalışma prensibine göre ekstra gücün kaynağı, fren yapma konusunda hızı ve dolayısı ile kinetik enerjisi bulunan araçta frene basıldığı an hızının azalması ve diğer etkenlerin sabit kalması ile yol olan kinetik enerjidir. Yani ne kadar fren yapılırsa KERS o kadar hızlı dolar. Malezya hızlı bir pistti, ancak frenaj noktaları yetersizdi ve KERS, ağırlığını dengeleyemeyerek takımları olumsuz yönde etkiledi.

    Çin’de ise KERS için çok yorum yapamadık. Zaten üç araç kullandı ve bu üç aracın gerçek hızlarını bilmiyorduk. Ancak McLaren’in puan almasında KERS’in bir payı olduğunu da düşünüyorum. Ağırlık burada aşırı yağmur olduğu için çok sorun olmadı ve kontrol kaybını çok az olsun azalttı ve hızın azalmasını dengeledi. KERS’i ne kadar kullandıklarını da bilmiyoruz. Ancak yine aynı haftasonu Kubica da KERS’i test etti ve sonuç pek olumlu değildi.

    Sonuç olarak KERS bazı yerlerde işe yarıyor gibi görünse de genel olarak ağırlığı dengeleyemiyor ve sezon sonuna kadar kalkma ihtimali olan bir sistem. Ancak biraz düzeltmeyle işe yarayabilir. Mesela Mercedes-Benz’in ürettiği bir KERS’in daha yararlı olma ihtimali var.

    BrawnGP >> The Power of Dreams

    Diğer takımlar, BrawnGP, Toyota ve Williams’ın performansını tamamen difüzöre bağlıyorlar. Evet difüzör tasarımı farklı ve yaratıcı, ancak hiçbir takım sadece bir iyi yönle lider olamaz. Bu diğer takımların araştırmalarının yetersiz olduğunu gösteriyor. Mesela BrawnGP’nin aerodinamik paketi de farklı. Mesela ön burunda çok farklı bir fikir öne sürülmüş, ancak diğer takımlar bununla pek ilgili değil. McLaren hala ortasında yüksek ve havayı kanatlardan çok yan kısma yönlendirecek bir burunla, Ferrari ise kanatla ilginç bir şekilde bağlanmış burunla, Renault ise o buldozer gibi otomobille devam ediyor.

    Bu Ferrari’nin yıllardır elde ettiği başarılarda Ross Brawn’ın payını gösteriyor. Formula 1’in en iyi mühendislerinden Brawn, bu sene bunu bir kez daha kanıtlamış ve Formula 1’de mühendislik öne çıktığı sürece kanıtlamaya devam edecek.

    Böylece iki önemli pilot F1 Dünyasına yeniden gözlerini açmış oldu. Jenson Button yıllarca kazanmaya çalışmış, ancak bir türlü başaramamıştı. Biraz da şansla elde ettiği Macaristan Grand Prix’si dışında ya hızlı bir araca sahip olmamış, ya da şansı izin vermemişti. Geçen sene ise tam anlamıyla dibe vurmuştu. Hamilton’ın bütün İngiltere’nin ilgisini çekmesiyle de Button’ın zamanı tamamen sona ermek üzereydi. Ancak son anda bir yetenek küllerinden doğdu ve intikam almaya hazır hale geldi. Şimdi Hamilton’a kaptırdığı ünvanını geri alıyor ve yıllardır alamadığı kupaları alıyor.

    Barrichello’nun da hızlı bir araca sahip olması iyi haber. Onu bu sene Coulthard gibi nereye gitse birbirine katacak biri olarak hayal ediyorduk, ancak beklediğimizden çok daha iyi bir yerde gezecek gibi görünüyor. Hızlı bir araçla kendini kanıtlamak ve Ferrari yıllarının acısını çıkarmak için elinden geleni yapacak bu sene Rubens Barrichello.

    Ferrari ve McLaren’in problemleri

    Nasıl olurda her takımın puan aldığı bir sezonda Ferrari’nin puanı olmaz.’ Bakış açısı biraz yanlış olur. Çünkü Ferrari’nin ilk üç yarıştaki durumu, geçen sene Avusturalya’daki durumunun biraz daha uzun biçimi. Aslında baktığımızda Ferrari her nekadar puanlamada son sırada olsa da o kadar da yavaş değil. Biraz daha mekanik problemler söz konusu.

    Evet, Kırmızılar bu sene Brawn ve Red Bull kadar hızlı değiller. Ancak ilk üç yarıştan mekanik sorunları ve amatör hataları çıkardığımızda puanlamada Toyota ve Williams ile yarışacak güce sahip olduklarını görüyoruz. Yani o kadar da kötü değil.

    Avusturalya’da Massa ve Raikkonen aslında iyi puanlar alacak gibi görünüyordu. Ancak geçen seneki gibi Massa mekanik sorun yaşadı, Raikkonen ise hata yaptı.

    Malezya’da ise suç tamamiyle stratejideydi. Raikkonen, daha ilk pitinde yağmur lastiklerine geçerek büyük bir hata yaptı. Bu kesinlikle Ferrari’ye yakışmayacak bir hataydı. O tur yağmur bastırsa bile aşırı yağmur lastiklerinin limitlerini bulabilmesi için 5 tur fazladan gerekiyordu, ki kuru pistte atılan her tur, yağmurlu pistin kat kat fazlası lastiğin aşınmasına sebep oluyordu. Kimi hem yavaşlamış, hem de lastikleri birkaç turda bitmişti ve puan alacağı bir yarışı çöpe attı, üzerine KERS’teki bir sorun da gelince buz adamın yapabileceği tek iş gidip dondurma yemekti. Ne yapacak yani, garaja gidip boş boş aracını mı izleyecekti? Massa da o yarışta puan alacak gibi görünüyordu, ancak yağmur karmaşasından çıkamadı.

    Çin’de de Massa puan, belki de podyum alacak gibi görünmüştü, ancak yaşadığı sorun onu yine sona attı. Raikkonen ise yine takımın hatasına kurban gitti.

    Göründüğü gibi Ferrari’nin Maranello bölümünden çok, garajda sorunları var. İspanya’daki değişikliklerden sonra da BrawnGP’yi yakalayacağını düşünüyorum.

    McLaren’in en büyük derdi ise aracı. MP4-24 gerçekten yavaş ve şimdilik kazanacak gibi görünmüyor. Ancak Woking’deki fabrika ve asıl takım bunu düzeltmek için çok çalışıyor. Monako’daki yeni difüzör ve geliştirilmiş KERS ile gelişmeyi amaçlayan McLaren, önümüzdeki yarışlardan da puan çıkaracak ve sezon sonuna kadar birkaç defa podyum elde edecek gibi gözüküyor. Yarış kazanmaları bence olumlu, ancak olmasa bile 2006’dan kötü bir sezon olacağını düşünmüyorum.

    Garajda ise McLaren iyi gibi gözüküyor. Takım stratejik açıdan çok büyük bir sorun yaşamadı.

    Bütçe ve yeni takımlar

    Bütçenin 30 milyon dolar olması, çoğu kişi tarafından Formula 1’in değer kaybetmesi olarak görülüyor. Ancak bu kesinlikle doğru değil.

    Gelecek hafta kesin karar alınacak ve 2010’daki bütçe sınırı belli olacak. Sınır çok yukarı çıkmazsa, ki birçok takımın onayı alınamayacağı için bütçe çok yukarıda olmayacak, seneye birçok yatırımcı gridde yer almak isteyecek.

    Lola, USGPE, Prodrive ve 5 takımın daha başvurması ile seneye çok heyecanlı geçebilir. Seneye GP2 tarzı heyecanla F1’in kalitesini bir arada görebiliriz ve bu herkes için çok daha iyi olur.

    Kısaca yeni sezon benim görüşüme göre çok ilginç ve heyecanlı. Kurallar ise genel anlamda olumlu. Bu heyecanın devam etmesi, Ferrari ve McLaren’ın da heyecana geri dönmesi dileğiyle…

  5. Emre Sönmez
    17:46 içinde 26 Nisan 2009 | #5

    F1 DE 2009 SÜRPRİZİ

    Formula 1 de bu sezon hakikaten ilginç şeyler oluyor. Şüphesiz yılın en çok dikkat çeken konusu çift katmanlı difüzörler. Temyiz mahkemesinden de aksi yönde cevap alan Ferrari, Mclaren ve Renault gibi takımlar artık bu difüzöre göre yeni bir araç tasarlamak zorunda kalacaklar. Olaya farklı bir bakış açısıyla bakacak olursak bu kadar derin bir konuyu büyük takımların yeterince iyi analiz edemediğini düşünüyorum. Bu difüzör aracın tamamen farklı bir şekilde tasarlanması anlamına geliyor ve sezon öncesi Brawn Gp, Toyota ve Williams araçlarını buna göre tasarladı. Diskalifiye edilebilecekleri gibi bir ihtimal söz konusu olsa, takımlar özellikle finansal krizin hakim olduğu şu zamanda araçları sezon içerisinde baştan aşağı normal difüzere göre tasarlama riskini almazlardı. Geçen sene henüz en başlarda bu yıl için yatırım yapmaya başlayan Brawn Gp (o zaman için Honda) yeni kuralları yeterince ineceleyecek zamana sahipti. İşin bir diğer enteresan yanı son yarış olan Çin Gp sini normal bir difüzöre sahip olan Redbull’un kazanması. Bu aslında büyük takımların gereğinden fazla yaygara kopardığını ve bir anlamda başarısızlıklarına kılıf aradığı izlenimini veriyor. Özellikle Renault direktörü Flavio Briatore’ nin Brawn Gp’ nin para almaması gerektiğini söylemesi hiç de sportmence bir tavır değildi.
    Aslında bu sezona asıl damga vurması gereken olay bana göre difözerler değil yönetimsel hatalardır. Briatore’ nin son çıkışından önce Mclaren’ de yalandan kaynaklanan büyük bir skandal ortaya çıktı. Lewis Hamilton malum yalandan ötürü diskalifiye edildi ve Mclaren faturayı en eski çalışanı olan Dave Ryan’ a kesti. Fia’nın konuşmaları dinlediği belli iken böyle bir yola başvurmak açıkçası Mclaren gibi büyük bir takımın yönetimi açısından çok büyük bir soru işareti. Son olaylardan sonra hem Hamilton hem de Mclaren büyük prestij kaybı yaşadı ki geçen yılki casusluk skandalından sonra artık herhangi bir konuda yapacakları itirazlar kesinlikle inandırıcı olmayacak. Cssusluk skandalından sonra sorumluluğunu azaltan Ron Dennis’in yalan skandalından sonra görevini tamamen bırakması da Mclaren severler açısından daha da endişe verici bir durum olsa gerek. Otomobilin durumu da pek iç açıcı görünmüyor. Son yarışta pilotlar 5 ve 6. sırayı alsalar bile kesinlikle podyum mücadelesi verebilecek bir ışık sergilemiyorlar. Mclaren’in otomobilin performansını geliştirmesi belki yakın zamanda mümkün olabilir ama eski prestijini tekrar elde etmesi kısa vadede imkansız gibi görünüyor.
    Tabii yönetimsel açıdan sorun sadece Mclaren’ de değil. Ferrari belki de tarihinde ilk defa bir sezona ilk 3 yarıştan puan alamayarak başladı. Takım patronu Stefano Domenicali durumu önce difüzöre ardından da bütçenin büyük kısmının geçen yılki şampiyona için harcamasına bağladı. Bunlar hiç inandırıcı açıklamalar değil. Ferrari griddeki en zengin takımların başında geliyor. Üstelik sezon sonuna kadar şampiyona kovaladıkları ilk sezon da geçen yıl değildi. Zira Kimi Raikkonen 2007 yılında şampiyon olurken bunu sezonun ikinci yarısındaki performansına borçlu. Şampiyonluğu da son Brezilya yarışında kazanmıştı. Peki Ferrari 2008 yılında benzer bir kaynak sorunundan bahsetti mi? Hayır. Tabii ki bu sezon köklü kural değişiklikleriyle birlikte daha fazla bütçe gerekmiş olabilir ama Ferrari gibi büyük bir takım için bunlar mazeret olmamalı. Sezon öncesi testlerde de bundan bahsetmemeleri bunun inandırıcı olmayan bir mazeret olduğu yönündeki düşüncemi pekiştiriyor. Ferrari’de sorun sadece otomobilin kötü olması değil taktiksel anlamda da ciddi hataların yaşanması. Michael Schumacher – Ross Brawn zamanında takımın taktiksel anlamda ne kadar üst düzeyde olduğunu ve bir çok yarışı, araçları yavaş olduğu halde taktikle kazanabildiklerini biliyoruz. Oysa bu ikilinin vedasından sonra işler eskisi gibi hiç olmadı. Geçen yıl Massa şampiyonluğu belki de ışıklandırılmış lolipop sistemi sayesinde kaybetti. Bu sezona da yine taktik anlamında hatalar yaparak başladılar. Eskiden tartışılması bile mümkün olmayan Ferrari’ nin taktik ve pit ekibi üstünlüğü tamamen kaybedildi. Kısaca Ferrari’ nin altın çağı sona ermiş gibi görünüyor.
    Takımları yeterince eleştirdik sanırım. Dolayısıyla haklı oldukları noktalara değinmenin zamanı da geldi. Formula 1 de son zamanlarda büyük bir istikrarsızlık söz konusu. Tabii ki kurallardan bahsediyorum. 2003 yılında Ferrari’ yi durdurmak için yapılan puanlama ve sıralama turu sistemleri değişiminden itibaren Formula 1 yönetimi muhtemelen hiçbir sezona bir takım değişiklikler yapmadan başlamadı. Özellikle sıralama turları formatı her yıl değişmekle birlikte bazı yıllar sezon içersinde bile değişikle uğradı. Araçlarda yapılan ilk köklü değişiklik ise 2005 yılında getirilen lastik değiştirmeme kuralı olsa gerek. O yıl yine bir takım aerodinamik değişiklikler de uygulanmaya başlamıştı ve bu kurallara en iyi adapte olan takım da Renault’ du. O yıldan sonra ilk defa benzer hatta daha büyük çapta değişiklikler (slick lastikler ki lastikler otomobillere zaman kazandıran en önemli faktör olarak tanımlanır) 2009 sezonunda yapıldı. Bu nedenle bu tür geniş çaplı değişikliklere takımlar her zaman iyi adapte olacak diye bir şey yok. 2005 kurallarına göre yapılan ve en hızlı araç olan (en iyi değil en hızlı) Mclaren’ in bu kurallara adapte olamaması da aslında buna işaret ediyor. Yine o yıl en iyi aracı yapan Renault’un da bu yıl puan barajını ancak zorlayabilmesi takımların ne kadar büyük olursa olsun algılama hataları yapabileceklerini gösteriyor. Bu nedenle artık Formula 1 yönetiminin de maliyetleri kısıtlama adı altında yaptığı bu değişikliklere bir son vermesi gerekiyor. Çünkü sürekli değişiklik yapmak, difüzör olayında yaşandığı gibi maliyetleri düşürmekten çok artırıyor. Bu istikrarsızlık, özellikle Formula 1′in o Hakkinen – Schumacher’ li zamanındaki heyecanına duyulan özlemi artırmakla birlikte bugünün popülerliğini de azaltıyor. Artık tamamen dolu tribünlerde yapılan yarış neredeyse yok. Bunda krizin etkileri olsa da Formula 1′in eski popülerliğinde olmadığını söylemek kesinlikle yanlış olmaz.
    Bu sezona gelecek olursak en hızlı araç halen Brawn Gp gibi görünüyor. Her ne kadar Redbull son yarışta duble yapmış da olsa yarışın tamamen yağmur altında koşulan bir yarış olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü Brawn Gp testlere mali belirsizlikten dolayı çok geç girdi ve yağmur altında hiç test yapmadı. Üstelik Vettel’ in de yağmur altında son derece iyi sürdüğünü biliyoruz. Bir diğer nokta da bazı araçların belli pistlerde daha iyi performans vermesi. Mesela Redbull’ un otomobili Çin Grandprix’ ine Brawn Gp’ den daha iyi uyum sağlamış olabilir. Bununla ilgili en güzel örnek muhtemelen Ferrari’ nin Schumacher’ li zamanlarındaki otomobilidir. O yıllarda Ferrari, hızlı virajlarda yüksek performans elde etmek için otomobili uzun dingil mesafesiyle tasarlıyordu. Bu nedenle tüm ustalığına karşın Schumacher Monaco’ da en son birinciliğini 2001 yılında aldı. Yine geçen yıl da Ferrari ve MClaren’ in belli pistlerde üstün belli pistlerde ise geride olduklarını gördük.Toyota kural değişikliklerine iyi adapte olan bir diğer takım. Bunu 2005 yılında da başarmışlardı aslında. Bu konuda oldukça iyi olduklarını gösterdiler bize. Timo Glock son derece iyi işler çıkarıyor. Geçen yılın son yarışından sonra aslında buna ihtiyacı da vardı. Williams iyi bir başlangıç yapsa da bunu sürdürebiliyor gibi görünmüyor. Bir diğer önemli nokta da sezonun genelde Avrupa yarışlarının başlamasıyla açılıyor olması anlayışı. Büyük takımların özellikle yarışların Avrupa’ya gelmesini bekledikleri bir gerçek. Öndeki Redbull, Brawsn Gp ve Toyota’ lara olan uzaklıklarını da gerçek anlamda bu şekilde öğrenebiliriz. Şimdiye kadar kötü performans gösteriyor olmaları toparlanamayacak oldukları anlamına gelmez. Sonuçta onlar kazanmayı bilen, tecrübeli ve defalarca kriz anı yaşamış takımlar. Bu nedenle onları göz ardı etmek düpedüz saçmalık olur. Muhakkak daha iyi sonuçlar almaya başlayacaklardır. Formula 1′de araçlardaki en ufak bir değişikliğin bile ne kadar büyük fark yaratabileceğini biliyoruz. Tabii bu Brawn Gp, Redbull ve Toyota’ nın avantajlı konumda oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Onlar sezonu önde bitirmek için daha büyük bir şansa sahip.
    Genele bakacak olursak Formula 1′de bu yıla kural değişiklikleri, yönetim başarısızlıkları ve takımların kurallara olan tepkilerin hepsi damga vurmuş durumda. Oysa ben ve benim gibi Formula 1 severler başa baş geçen ve pilotların konuşulduğu bir sezon istiyorduk. Umarım Avrupa sezonuyla beraber daha çok pist içindeki değişikliklerin konuşulduğu bir sezon izleriz.

  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.