Serra Okumuş Onay: Otomobilin iyiyse kazanırsın
12 Mayıs 2009
“Son ana kadar akıbeti merakla beklenen, ancak Ross Brawn’ın satın almasıyla hayat bulan eski Honda, yeni Brawn GP takımı ilk 5 yarışın 4’ünü kazandı. Üstelik de ikisinde duble yaptı. Sezon başlamadan önce bu yılı pas geçmesi beklenen Jenson Button ile emekli olmasına kesin gözüyle bakılan Rubens Barrichello tabiri caizse “ küllerinden doğdu”. Daha önce kariyerinde yalnızca bir yarış kazanmış olan Jenson Button’ın dominasyonu ve geçen sezon son viraja kadar şampiyonulk mücadelesi veren pilotların kötü gidişi akıllara şu cümleyi getiriyor: “ Bu işte otomobilin iyiyse kazanırsın, araç kötüyse dünyanın en iy pilotu olsan kazanamazsın”.
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Ferrari’nin asıl problemi me?
Ferrari’nin asıl sorunu ne?Nasıl olur da 3000 kadar çalışanı, 350 milyona yakın bütçesi, Maranello’da efsane bir fabrikası ve iki yetenekli ve tecrübeli pilotu olan büyük bir takım, birkaç kural değişikliğini bahane ederek bir sezonun ilk beş yarışından sadece 6 puan çıkarabilir?
Ferrari’nin asıl problemi ne?
Ferrari bu performans düşüklüğünün nedenini yoğun olarak otomobile bağlıyor. Ancak bu sadece bir bahane. Takımın performans düşüklüğünün üş sebebi var; otomobilin yavaşlığı, mekanik sorunlar ve asıl sorun: takım stratejileri.
Avusturalya’da Kimi’nin spinini saymazsak takımın en büyük sorunu dayanıklılıktı. Kimi diferansiyel, Massa ise süspansiyon sorunu yaşadı. Beki ilk yarış olduğundan dolayı takıma burada hak verebiliiz, nasıl olsa geçen senelerde de ilk yarışta Ferrari çok sorun yaşamış, daha sonra düzeltmişti.
Malezya’da ise suçun %80’i takımdaydı. Öncelikle sıralama turlarında çok saçma bir hata yapıldı. Takım yöneticileri kendilerini geçen senede sanacak ki Massa için benzin yüküyle atılmış bir turun Q2’ye yeterli oduğunu düşündüler. Böylece farkların aslında sandıkları kadar açık olmadığını öğrenmiş oldular. Halbuki biraz antrenman turlarına baksalardı bunu fark edebilirlerdi. Takımın bu hatadan bir ders alıp yeniden yapmaması gerekiyordu ve sadece iki yarış aradan sonra yine yaptılar.
Yarışta ise başka bir saçmalık vardı. Kimi sonda bir KERS sorunu yaşadı. Ancak olay burada değil, biraz daha öncesindeydi. Ferrari sanki tek akıllı kendileriymiş gibi yağmurun başlayacağı tahmin edilen zamandan çok önce Kimi ile ağır yağmur lastiği kullandılar. Yağmurun beklendiği zamandan bile önce yaptılar ki yağmur lastik takıldığından iki tur sonra yağsaydı bile en az birkaç saniyeler kaybetmiş olacaktı. Bu lastikler hem çok yavaştı, hem de kuru geçen her saniyede aşınmaya devam ediyordu.
Ve Kimi attığı birkaç yavaş turun ardından lastiklerini bitirdi bile. Herkes de bu hatayı görmeyip dondurma yediği için Kimi’ye sinirlendi.
Çin’de de Massa’nın başı elektronik sistemiyle beladaydı.
Bahreyn’de ise otomobil yavaş kaldı. Kimi 6. Tamamlayarak takımın sonunda ilk puanlarını almayı başarırken KERS’iyle sorun olduğunu söyleyen Massa bir tur geride 14. Tamamladı.
Malezya sıralama turlarında yapılan hata ise İspanya’da tekrarlandı. Ferrari, iki haftalık arada Massa’yı bir kenara bırakıp özenle F60B’yi ürettikten sonra Kimi’yi öncelikle sıralama hatasını tekrarlayarak yaktılar, ardından da F60B iki haftalık çalışmanın pek de işe yaramadığını kanıtladı. Ya Massa’ya ne demeli? Nasıl olurda Ferrari, benzin yükünü hesaplayamaz? Nasıl olur da Massa podyuma çıkabileceği yarıştan takımın saçma stratejisi nedeniyle altıncı olur? Sonuçta takım birkaç litre daha fazla benzin koyup işlerini garantileseydi, Massa hem o kadar yavaş olmayacaktı, hem de son turlarda roll yapmak, Vettel ve Alonso’ya yol vermek zorunda kalmayacaktı.
Görüldüğü gibi Ferrari ilk beş yarışta 5 mekanik sorun ve 4 taktik hatası nedeniyle kaybetmiş. Bunun yanında görünen ise ‘F60A’nın Avusturalya, Malezya ve İspanya’dan daha çok puan çıkarabilmiş olma’ olasılığı.
Maranello’da otomobilin gelişmesi için büyük çalışma devam ediyor ve gelişecek gibi de görünüyor. Mekanik sorunların çözülmesi ise çok geç kaldı. Şurası kesin ki Ferrari KERS üzerinde çalışıp ağırlıkları nereden kurtaracağını şimdilik bir kenara bırakıp diğer sorunlar üzerinde odaklanmak zorunda. Çünkü KERS kesinlikle asıl olay değil ve daha sonra da kullanılabilir. Bu bir artı olarak planlanmış ve bunu kullanmamak sadece mekanik sorunları ve ağırlığı azaltacaktır.
Taktik hataları ise böyle büyük bir takım için kabul edilir gibi değil. Şu anda tifosilerin Stefano Domenicalli’yi çok ağır bir şekilde eleştirdiğini görüyorum. Evet gerçekten de saçma hatalar yaptı. Ancak unutmayalım ki aynı Domenicalli geçen sene takıma şampiyonluk kazandırdı. Bu sene neden böyle olduğu ise cevabını uzun bir süre daha bulamayacağımız ilginç bir soru.
Mosley vs Montezemolo:
Şahsen bu savaşta çoğu taraftarın aksine Max Mosley tarafında olduğumu belirtmek istiyorum. Çünkü ne kadar para kurtarma derdinde olursa olsun, şu anda doğru olanı yapıyor.
Bütçeyi kısmak Lola, Aston Martin veya ProDrive, iSport, Aguri, Bernie’nin USGPE’nin yanına andığı Amerikan takımı gibi birçok takımı spora çekecektir. Ve burada önemli olan yakın ve renkli bir Formula 1. 2000’lerin başında bütçe yukarıda olursa neler olacağını gördük. Ferrari 1, McLaren 2, Williams 3, sonra diğer takımlar da tren olarak sıralandı. Evet belki de üreticilerin ilgisini çekti ve spor üreticilerin teknoloji savaşına dönüştü. Ama rekabet kalmadı. Schumi Ferrari’yi, Montoya BMW’yi, Kimi Mercedes’i, Alonso Renault’yu, Button Honda’yı temsil etti ve bu pilotlar sadece sezon dönüm noktalarında trendeki vagon sıralarını değiştirdiler. Ancak ben şu andaki Formula 1’i daha çok sevdiğimi söylüyorum.
Formula 1, Ferrari olmadan da devam edebilir. Bu doğru, ama Ferrari, Formula 1 olmadan devam edemez. Bu marka F1’de doğmuş ve F1’de büyümüş bir marka ve Formula 1 ve GT olmasaydı Ferrari, İtayan bir otomobil üreticisi olmaktan daha ileri gidemeyecekti.
Bernie ne kadar korkup her savaşta Ferrari’yi korusa da, ona dokunulmasına izin vermese de bütçe ne kadar kısılırsa kısılsın Ferrari F1’de kalacak ve öyle ya da böyle yine kazanacak.
Ayrıca birçok bağımsız takım ve üretici de F1’e gelecek. Honda rekabetin böyle olacağını bilseydi hiç çekilir miydi?
Ancak tabi ki kategorili sistem bir saçmalık ve bütçenin hem diğer takımları çekecek kadar düşük olması gerekiyor, hem de hiçbir takımın ayrıcalıklı olmaması ve bu seneki gibi herkesin yakın olması gerekiyor. İşte bu izlenecek bir spor olur. NASCAR iki sola dönüşten başka bir özelliğe sahip olmadan nasıl bu kadar büyük bir spor oldu sanıyorsunuz. 2004 Daytona 500, nasıl oldu da Monako Grand Prix’sinden daha fazla ilgi çekti?
Formula ve benzeri motor sporlarında bitmeyen ve bitmeyecek olan bir tartışmadır: Araç mı, pilot mu? Kesin bir cevap vermek zor. Aslına bakarsanız bu tartışma bana “At mı, binici mi?” sorusu gibi geliyor. Bunu bu işle uğraşanlara sorarsanız, her ne kadar atın pek bi itiraz şansı olmasa da size kesinlikle binici der. Haklıdır da, çünkü başka bir canlının terbiyesi söz konusu olduğunda onunla ilgilenen ve ondan istenilen performansı istediği şekilde alınmasını sağlayan kişi bellidir. Peki ya altınızdaki tamamen mekanik ve aerodinamik özelliklere göre performans veren teknoloji harikası bir makine ise? İşte o zaman işler biraz karışıyor.
Formula 1′de başarının formülü temelde aracınızın teknik özelliklerine dayansa da önemli bazı bileşenlerin de elinizde olması lazım. Brawn GP takımının başarısı genel olarak aracının iyi olmasına (şu meşhur difüzör) bağlanıyor. Gözle görülür bir teknik üstünlüğe rağmen şampiyon olmak veya yarış kazanmak için pek çok doğru parçanın bir araya getirilmesi gerektiğini göz ardı etmemeliyiz. Ferrari’nin pistlerin tozunu attığı yıllarda garajın beyni ve takımın stratejisti olan Ross Brawn’ın kurduğu takımın başarılı olması şahsen beni şaşırtmadı. Tabii ki bu çapta bir başarı beklemiyorduk ancak kural değişikliklerinin en kısa sürede uyum sağlayacak olan sürpriz bir takımı öne çıkartması da görülmedik bir şey değil. Şaşırtıcı olan, diğer büyük takımların bu yükselen ekibi hiç zorlayamaması.
Sezonun şu anki görüntüsüyle şampiyonluk adayı olan Jenson Button’ın durumu ise oldukça ilginç. Kendisine F-1′in “Genç Semih’i” dersek pek yanlış olmaz zira kendisi uzun süre genç yetenek olarak anılmıştır. Yaşı çok ilerlemiş bir pilot olmasa da 1980 doğumlu sürücünün bu sezon Formula 1′deki onuncu yılı. 2004 yılında BAR Honda takımıyla yakaladığı başarı ile göze çarpan ve o sezondan sonra büyük takımlardan birine transfer olması beklenen Button, Honda takımında kalburüstü bir sürücü olarak kaldıysa da özellikle son iki sezondaki facia performansından sonra (bu iki sezondaki toplam puanı: 9 – dokuz!) adı unutulmaya başlanan pilotlardan biriydi. Böyle bir sürücünün şu anda yılın flaş ismi daha da önemlisi şampiyonluk için en önemli adaylardan biri olması, bize F-1 sürücüleri arasındaki farkların, pistte gördüğümüz gibi tur bindirecek kadar olmadığını hatırlatıyor. Uzun süredir yarışları takip eden biri olarak şunu söyleyebilirim ki Schumacher’den sonra arabasını limitlerinde kullandığını, pistte onu sadece aerodinamik yere basma gücüne güvenerek virajdan viraja attığını net bir şekilde hissedebildiğim bir sürücü izlemedim. Teknolojinin ilerlemesi, araçların performans denklemindeki insan bileşeninin gittikçe değer kaybeden bir değişken haline gelmesine neden oldu. Hatta durum öyle bir hale geldi ki, pilotlar neredeyse ayıp olmasın diye araçları kullanıyorlar. Gelecekte insansız araçların yarıştığı bir F-1 görürseniz şaşırmayın. Teknolojiye ve yeniliklere karşı olanlardan değilim ancak Formula 1′in bize keyif veren ve heyecanlandıran bazı özelliklerinin, önlenemez gelişim ve değişim sürecinde kaybolacağı gerçeği gitgide daha da belirginleşiyor. Hele başımızda böyle bir FIA ve F-1 yönetimi olacaksa işimiz zor.
Şampiyonların İflası
2000’li yılların başlarında efsane pilot Michael Schumacher ve Ferrari ayrılmaz bir ikili gibiydi.Müthiş başarılara imza atıyorlar ve adeta rakipsiz bir şekilde her yıl ardı ardına şampiyonluklara uzanıyorlardı.Bu hem pilotlar sıralamasında hem de takımlar sıralamasında oluyordu.Ben de Shumacher ile birlikte bu yarışlara artan bir şekilde merak sardığımdan şunu düşünüyordum.Acaba schumacher Formula-1 kariyerini sonlandırırsa ben kimi tutacağım?Kimi Raikoneni mi desteklemeye devam edeceğim,yoksa ben aslında bir Ferrari taraftarıyım da pilotlar onun bir parçası mı? Çünkü onlar ayrılmaz birleşik bir takım olmuşlardı.Ben eminim ki birçok kişi benzer duyguları hissetmişlerdir.Böyle durumlarda pilot mu üstün,yoksa araçlar mı çok üstün,aslında bunu tam olarak bilen de pek yoktu.Ancak genel olarak yarış kazanan takımların araçlarının iyi olduğu bilinmekteydi.
2005 yılına gelindiğinde yenilmez armada olan Schumacher ve Ferrari’nin karşısına Renault ve Alanso çıktı.Bir anda bütün tabular yıkıldı,Ferrari ve Schumacher Alanso ve Renault’a yetişemiyorlardı.İki yıl art arda Alonso pilotlar şampiyonluğunu alıyordu.Bu da gösteriyordu ki eğer araç iyi dizayn edilmişse,yeterince hızlı ise Schumacher ve Ferrari de geçilebilirdi.Michael Schumacher’in başarılarını göz önüne getirdiğimizde kuşkusuz onun çok iyi bir pilot olduğunu herkesin kabul etmesi gerekir.Alanso da en genç şampiyonluğa ulaşan pilotlardan bir tanesi olarak kendisini ispatlamıştır.Alonso’nun iki yıl üst üste şampiyonluğundan sonra bu kez Luis Hamilton sahneye çıkmış,o da en genç şampiyon olan pilotlardan bir tanesi olarak herkesi şaşırtmıştır.Bütün sürprizler ve başarılar analiz edildiğinde şampiyon pilotlar şampiyon oldukları dönemde en hızlı araçlara da sahip olmuşlardır.Bizzat kendileri yarış sonrası yapılan basın toplantılarında bunu dile getiriyorlardı.Schumacher’in başarılı olduğu son dönemlerinde takım arkadaşı Kimi Raikonen de genellikle başarılı sonuçlar alıyor,Alonso’nun takım arkadaşı Fisicella da yine her yarışta ya podyuma çıkıyor ya da ilk beş içerisinde yer alıp takımına puan katkısı yapıyordu.Merceses Mc Laren,Luis Hamilton ve Fernando Alonso’nun birlikte başarılı olduğu dönemde de Hamilton’un şampiyon olmasının yanı sıra Alonso da hep podyum ya da üst sıra dereceleri elde etmişlerdir.Bu yıl aynı pilotları ya da yarış hayatını devam ettirenleri incelediğimizde kimsenin geçemediği Alonso,Luis Hamilton ve Kimi Raikonen, adeta puan almayı dahi başarı sayacak bir pozisyona gelmişlerdir.Fisicella’nın ise hiçbir yarışta puanın dahi yanından geçtiği yoktur.
Bu yılın geri kalanında Ferrari,Mc Laren Mercedes,Renault ya da Bmw durumlarını düzeltirler ya da düzeltemezler ,hızlarını arttırırlar ya da arttıramazlar kesin olan bir şey vardır ki düne kadar bu otomobilleri diğerleri geçemez,bu pilotlar en iyi pilotlardır gibi önyargıların hepsi yerle bir olmuştur.Pilotların performansları ne olursa olsun önce iyi bir araca sahip olmak gerektiği şampiyon pilotların bu yılki düştüğü durumdan bellidir.Bu yılın flaş isimleri Brown GP pilotu Jenson Button geçen yıllarda sıralamada ilk ona girdiğinde kendini başarılı sayıyordu.Puan almak neredeyse aklının ucundan geçmiyordu.Rubens Barrichello ise Ayrton Sena’nın döneminden kalan ve neredeyse Formula 1’e veda etmeye hazırlanan bir pilottu.Onun da geçmişinde çok büyük başarılar yoktu.Red Bull pilotu Christian Vettel ise F1 pistlerine çıktığından beri gelecek vadeden,ancak çok büyük başarıları olmayan bir pilottu.Vettel bu sezonda adeta patlama yaptı.Webber ise yine ’bal yapmaz arı’diye tabir edilebilecek bir yarışçı iken bu yıl üst sıraları zorlamaya,podyuma çıkmaya ve takımına puan kazandırmaya başladı.
Avustralya,Malezya,Çin ve Bahreyn yarışlarından sonra sezonun 5.yarışı olan İspanya ‘nın Barcelona kentindeki Katalunya pistindeki yarışlara farklı bir gözle bakılmaktaydı.Çünkü geçmişten beri birçok otorite pilotların yarışların birçoğunun yapıldığı Avrupa’nın göstergesi olarak Barcelona yarışlarını ölçü almaktaydı.Bu nedenle yarışta gerilerde kalan favori takım ve pilotların performansı merakla beklenmekteydi.Ancak yine değişen bir şey olmadı.Brown Gp’nin ilk iki sırayı aldığı yarışlarda diğer dereceleri yine Red Bull alırken diğer takımlar yine puan almayı başarı saydılar.
Bütün bu analiz,karşılaştırma ve performanslar bir arada incelendiğinde Brown Gp ve Red Bull’ın çok iyi araçlara sahip oldukları ve iyi araçlara sahip olmanın yarış kazanma ve başarı için ilk şart olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.Sezonun devamında neler olacak,bekleyip göreceğiz.Ancak böyle giderse birkaç yarış sonra hem şampiyon pilot ve hem de takım çok önceden ortaya çıkabilir.Kuşkusuz bu durum yarışların heyecanı ve çekeceği ilgiyi önemli ölçüde azaltacaktır.Kendilerini bu organizasyonda önemli addeden favori takımların kural değişiklikleri,bütçe ve diğer faktörlerle uğraşmasının yanında biraz da pistlerde mücadele etmesine şiddetle ihtiyaç var.
İNSANCA YARIŞMAK
Ayrton Senna demişti; “Tekrar insanlarla yarışmak isterim.”
O yıllar ki, Nigel Mansell’in kullandığı Williams Renault’da vites direksiyondan kontrol edilmeye başlanmış, araca pitten müdahale edilebiliyor ve daha da önemlisi araç bilgisayarına yüklenen bir yazılım sayesinde pistte bulunduğu yere göre aracın fren ayarları otomatik değişiyor. Dolayısıyla, araç içi görüntülerde, bir eliyle direksiyonu kontrol ederken diğer eliyle vites değiştirdiği görülen Senna’nın Nigel Mansell’le değil de makinelerle mücadele ettiğini, yarıştığını düşünmesi bence çok doğal bir tepkiydi.
Sporun vazgeçilmez bir parçası, sporcuların en önemli motivasyon unsuru, rekabettir. Sporcu, çoğunlukla aynı müsabaka içindeki rakipleriyle, yeri gelir kendi limitleriyle, bazen de sporun tarihindeki efsane isimlerle rakabet eder. Hatırlayın, 2000 yılında Hakkinen’le amansız bir mücadele içindeki Schumacher’i o sezon ağlatan olay, Monza’da Senna’nın yarış galibiyeti rekorunu kırması olmuştu.
Seyirciyi de heyecanlandıran bu rekabettir. Rakipsiz bir gladyatörün, karşısına çıkan herkesi devirdiği savaşları izlemek yerine, üç kaplanla girdiği ölüm kalım mücadelesi çok daha ilgi çekicidir. Mücadelenin sonucundaki belirsizlik, galibiyetle mağlubiyet arasındaki farkı belirleyecek yetenek, akıl, taktik ve gayrettir seyircinin ilgisini çeken. Galibi belli bir mücadelede bu unsurlar eksik olacağı için ilginin azalması doğaldır.
Bu sezon Jenson Button’ın elde edeceği muhtemel bir şampiyonluk bu sebeplerden dolayı gereken saygınlığı ve takdiri getirmeyecektir İngiliz pilota. Sonucunda, “adam ne yaptı ki, arabası iyiydi” yorumları kaçınılmaz olacaktır. Yani, Button’ın galip geldiği yarışlar ve mağlup olduğu yarışlar arasındaki insan performansını gözlemleyecek bir fırsat bulabileceğimizi zannetmiyorum.
Elbette bu durumun sadece Formula 1 özelinde yaşandığını düşünüp, F1′in geleceği ile ilgili karamsarlığa kapılmamak lazım. İşin içine teknoloji girdikçe her spor dalında bu tartışmalar artarak devam edecek. Formula 1 mekanik bir spor, tam aksine mekaniğin hiç olmadığı insan vücudundan elde edilen performansın ön plana çıktığı yüzme sporunda bile tartışma konusu mayoların teknolojisi. Birileri sıradışı insan Michael Phelps’i mayo farkıyla gerçerse, bu durum hiçbir sporseveri mutlu etmeyecektir.
Lance Armstrong, Tour de France’ta tarih yazdı; halen doping tartışmaları bitmedi, bitmeyecek. Mourinho’lu Chelsea’nin sakatlıkların tedavisinda oksijenli basınç odalarından yararlanması tartışıldı ama sonuçsuz kaldı. Ne dopingdir, ne değildir? İnsan performansını arttıran uygulamalarda spor etiğinin sınırı nerede başlıyor? Tüm bu tartışmalı başarılar arasında, otomobili hızlı olan kazanıyor diye seçilmiş insanlar olduğuna inandığım Formula 1 pilotlarının başarılarının gölgelenmesini istemiyorum.
Galiba böyle bir konuda tartışılmayacak tek isim var, sadece ayakkabısı hızlı olduğu için kazanmayan Usain Bolt. Atletizmi teknoloji domine etmese de Bolt’un rakiplerinin bu insanüstü performans karşısında “tekrar insanlarla yarışmak istiyoruz” demeci vermesi yakındır.