Serra Okumuş Onay: FIA hata yapıyor
“Dünya Ralli Şampiyonası’nın 5. yarışı Arjantin Rallisinde zafer yine Citroen pilotu Sebastien Loeb’ün oldu. Fransız pilot böylece sezona 5’te 5 yaparak başladı. Loeb büyük bir olasılıkla 6. şampiyonluğunu erken ilan edecek. Bu durum yalnızca Dünya Ralli Şampiyonası’nda heyecanın azaldığını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda sezon öncesi Formula 1’deki şampiyonu belirleme sistemini değiştirmek isteyen FIA yönetiminin yanlış bir projeyi hayata geçirmeye çalıştığını gösteriyor. Formula 1’de Jenson Button bugünkü gibi kazanmaya devam ederse “F1’de heyecan kaçtı “endişesi başgösterecek. Bundan 6 yıl once Michael Schumacher şampiyonluğunu çok erken ilan ediyor diye panikleyip puan sistemini değiştiren FIA yönetimi o günleri çabuk unutmuşa benziyor. Daha çok yarış kazanan pilotun, daha az puan toplasa da şampiyon ilan edilmesi sistemini WRC’ye bu yıl uygulayacak olsak Loeb iki yarış daha kazanıp, şampiyonluğunu ilan edip, son yarışlarda tatile çıkabilir. ”
Serra Okumuş Onay’ın bu yorumuyla ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Bernie Ecclestone’un Formula 1′de son yıllardaki en keyifli ve heyecanlı sezonlardan birini geride bırakmışken, sanki rüyasında görmüş gibi bir madalya sistemiyle ortaya çıkması bana “Derin Formula” senaryolarını raftan çıkarttı açıkçası. Geçen yılki son yarış (daha doğrusu son turun son sektörü) eğer Hamilton taraftarı değilseniz içiniz acıtmıştır şüphesiz. Sempatik Brezilyalı Massa’nın gözyaşları içimizi burkmuş, yanlış lastik kullandığı için yavaşlayan bir pilotun şampiyonu belirlemesine az da olsa hayıflanmıştık. Bu “madalya” çıkışı da bana biraz bu hayal kırıklığının etkisiyle gerçekleşmiş gibi geliyor. Malumunuz hayal kırıklığına uğrayan Ferrari olduğu zaman bu hoşunuza gitsin ya da gitmesin Formula 1 organizasyonu için bir sıkıntıdır. Her zaman rakipleri tarafından, Formula 1 yönetimince kayrıldığı iddia edilen Ferrari bu madalya sistemini istedi mi bilemiyorum ancak yarış kazanmanın öneminin arttırılması için yapılan baskının merkezinde Ferrari olduğunu düşünmemek mümkün değil. Sonuçta yarış sonundaki Ferrari ekibinin sevinci, akabinde gelen dumur hali karizmalarını biraz çizmişti açıkçası. Bunun izlerini sildirecek bir hamle geldiyse bu beni şaşırtmaz.
Hatırlarsanız Ferrari ve Schumacher’in domine ettiği yıllardan sonra yapılan puana ve lastik kullanımına yönelik değişiklikler Ferrari’yi bir anda ikinci plana itmişti. Benim gibi pek çok kişi, araştırma-test-para konusunda her zaman en önde olan, en kalabalık ve zengin ekibe sahip Ferrari’nin bu değişime ayak uyduramamasını hayretle izlemişti. Şahsen benim aklıma sürekli dirsek temasında olan bu iki tarafın çaktırmadan Ferrari’nin ikinci planda kalmasına razı olduğu fikri geldi. Nihayetinde Formula 1 havuzundan en çok parayı kazanan takım yine Ferrari olduğu için 5 sezonluk dominasyondan sonra bir sezon çok da büyük bir kayıp sayılmazdı. Gittikçe daha az izlenen, reklam gelirleri sürekli düşen bir sporun/sektörün lideri olmanın pek bir anlamı yok diye düşünmüş de olabilirler. Formula pastasından aslan payını alan Ferrari için pastanın küçülmesindense kendisinin görece geri planda kalması fikri açıkçası bana da mantıksız gelmiyor. Bazılarınıza oldukça uçuk bir teori gibi gelse de işin içinde büyük paralar, Bernie Ecclestone ve Ferrari gibi derin ilişkileri olan taraflar olduğu zaman insanın aklına her ihtimal geliyor açıkçası. Bu sezon başında yapılan madalya çıkışı da bir nevi bu derin ilişkilerin harekete geçmesiyle ortaya çıkmış bir atılım olabilir.
Çıkış noktası ne olursa olsun, madalya sisteminin ne kadar faydalı olacağı büyük tartışma konusu oluyor muhakkak. Aslına bakarsanız yüksek matematik bilmeye gerek yok. Zira geçen sezon hariç, puan sisteminin ilk değişiminden bu yana hep en çok yarış kazanan pilotun şampiyon olduğu gözüküyor. Bununla birlikte, yarış kazanmak motor sporlarının temeliyse, devamlılık ilkesi de olmazsa olmazıdır. Bu nedenle yarışlar onlarca tur atılarak yapılıyor. Birinciliğin ön plana çıkartılması fikri ne kadar doğruysa bunu istikrarın hiçe sayılarak yapılması da o kadar yanlış bir yaklaşım.
Burada FIA’nın hedefe ulaşmak için özüne dönmesi yeterli aslında. Mevcut puan sisteminden (10-8-6-5-4-3-2-1), önceki puan sistemine (10-6-4-3-2-1) dönülmesi hem yarış kazanmanın kıymetini arttıracak hem de devamlılığın önemi ilkesinin korunmasını sağlayacaktır. Şu anki sistemde, yarışı ikinci sırada götüren bir pilot birinci olması halinde sahip olduğundan %25 daha fazla puan alma şansına sahipken, eski sistemde bu oran %66,7 gibi önemli bir kazanca tekabül ediyordu. Dahası da var. Mevcut sistemde ikinci, maksimum puanın %80′ini alıyorken, eski sistemde sadece %60′ı ile yetinmek durumunda kalıyordu. Özellikle söz konusu birincilik çekişmesi olduğunda sürücülerin ve takımların agresif olmadaki çekincelerini bu nedenle anlamak gerekiyor. Elinizde olanın %25 fazlası için maksimumun %80′ini için riske etmek ne kadar doğru? Oysa eski sistemde riske ettiğiniz puan maksimumun %60′ı iken birincilik halineki kazancınız %66,7 oluyordu.
Puan sisteminin değişmesi, anına hepimizin her yarıştan daha fazla keyif alması anlamına gelmiyor tabii ki. Ancak yarışın seyrini takımlar ve pilotların verdiği anlık kararlar belirliyor. Onlara, yarış içinde risk almalarına değecek kazançları sağlamak uzun vadede Formula 1′in yararına olacaktır. Schumacher zamanında yapılanlar gibi, sezonluk veya dönemsel dengeler için koca bir organizasyonun eğilimlerini değiştirmek sadece kaos yaratır. Bu nedenle Bernie Ecclestone ve FIA’nın şapkalarının önüne koyup önceki sistemin başarısına göz atmalarını öneriyorum.
Şampiyonlukta Risk Artarken Adalet Azalacak
Toplumların yaşamında belirli bir düzenin sağlanması ,insanların ve çeşitli kurum ve kuruluşların birbirleriyle ilişkilerinin sağlıklı bir ortamda ahenkli bir şekilde yürütülmesinde büyük bir öneme sahiptir.Önceden belirlenmiş kaide ve kuralların varlığı toplumun huzurunun sağlanmasında,kargaşa ve kaosun baştan önüne geçilmesinde temel bir unsurdur.Zaten toplumların çağdaşlık düzeyini analiz ederken o toplumun tabi olduğu hukuk ve diğer kurallar bütününe bakmak gerekir.Toplumu oluşturan kişi ve kurumlar mevcut kurallara ne ölçüde uyuyorsa buna göre o toplumu çağdaş ya da gelişmemiş olarak niteleriz.
FIA’nın 2009 yılı için sezonun hemen öncesinde Formula 1 yarışları için uygulama konusunda karar aldığı kural değişiklikleri konusuna geldiğimizde de durum farklı değildir. Her Grand Prix yarışının farklı ülkelerde ve farklı şehir ve pistlerde yapıldığı dünyanın her tarafından izleyicilerin olduğu ve işin bir tarafının da büyük uluslar arası dev sanayi kuruluşlarını,onların cirolarını,pazar paylarını ilgilendirdiği;çok büyük yüz milyonlarca dolar veya avra sponsorluk ve yatırım bütçelerinin sözkonusu olduğu bir alanda hemen sezon öncesi birtakım kural değişikliklerinin olması böyle büyük çaplı bir organizasyona yakışmamaktadır.
Dünyaca bilinen marka ve takımların bir önceki sezondan sonraki sezonun hazırlıklarına başladıklarını tüm bu konuya yakın otoritelerin ve izleyicilerin bilincinde olduğunu bilmekteyiz.Bu hazırlıkların hepsi yine çok büyük yatırım,üretim ve sponsorluk bütçelerini gerektirmektedir.Paris’te uluslar arası temyiz mahkemesinde FIA tarafından görülen davada ilk iki yarışta kullanılan difüzörlerin kurallara uygun olduğu yönünde karar alınmış;ancak sonuç ne olursa olsun Avustralya Grand Prix’si öncesi dava açan Ferrari,Renault ve Red Bull takımları ile davaya konu Brown GP,Toyota ve Williams takımları arasında şimdiden bir gerilim oluşmuştur.Yine 2009 yılından itibaren şampiyonun puan sıralamasına göre değil de sezon boyunca alınacak şampiyonluk sayısına göre belirlenecek olması da tam olarak üzerinde mutabakat sağlanmış bir kural değişikliği değildir. Efsanevi Ferrari pilotu Michael Schumacher de ‘’daha önceleri takımlar iyi gerekçelerle dahi bir kural değişikliği teklifinde bulunduklarında böyle bir dönemde bunun için geç kalındığı gerekçesiyle reddedilirdi. Bu kural değişiklikleri konusunda hayretler içindeyim.’’ ifadeleriyle olumsuz görüş belirtmiştir. En fazla puanı alamayan bir pilotun en fazla yarış kazanarak şampiyon olması ya da en fazla puanı almasına rağmen şampiyon olamaması adaletli bir durum olarak gözükmemektedir. Birincilik dışında alınan tüm podyum dereceleri şampiyonluk açısından çöpe atılacak demektir. Ani kural değişiklikleri ve üzerinde tam olarak mutabakat sağlanmayan yeni kurallar önümüzdeki dönemler için de birtakım olumsuzlukları beraberinde getirebilecektir Bir yarışmada şampiyonluk için çekişen sporcular için aşırı riskleri ve hatta kazaları da beraberinde getirebilecektir.Pilotların yarış birinciliğinin sayısını arttırmaya çalışarak rekabeti ve heyecanı arttırmaya çalışmak çok da mantıklı bir temele oturmamaktadır.Bilakis bu uygulama aşırı riskleri beraberinde taşıyacaktır.Pilotlar puan usulünde sıralamadaki yerlerine razı mı olmaktadırlar.Bana göre hiçbir iddialı yarış pilotu aracına ve kendi sürücülük becerilerine güvendiği bir ortamda ikinciliğe razı olmaz.Ancak hava, aracın durumu yol ve yakıt durumu gibi veri durumundaki birtakım koşullar onu kabullenmeye zorlar.
Ülkemiz sporu ,sporcuları ve spor yöneticilerini değerlendirirken bazen çok sert eleştiriler yapabilmekteyiz.Oysa bu karar veya uygulamayı gözönüne aldığımızda acaba gereğinden fazla mı eleştiriyoruz diye de düşünebiliriz.Böylesine uluslar arası ve geniş çaplı organizasyonlarda bile böylesine olgunlaşmamış ve her kesimde tartışma yaratan kararlar alınabildiğine göre eleştiri yaparken de çok dikkatli olmak,sorumluluk içerisinde hareket etmek ve bir konunun tüm yönleriyle değerlendirilmesi konusunda hassasiyet göstermek gerektiği düşüncesindeyim.
İspanya Grand Prix Öncesi
İspanya Grand Prix’si bu sene en sabırsızca beklediğimiz yarışlardan birisi. Melbourne’dan sonra sezonun ikinci kez başladığı yer. Çünkü Avrupa sezonuna burada start veriyoruz. Bahreyn’den beri iki hafta ara vardı ve takımlar bu arayı değerlendirmeye çalıştı.
Şimdi ise Ferrari, McLaren, BMW ve Renault gibi sezon başında isteneni veremeyen takımlardan atılım bekleniyor.
İlk dört yarışa baktığımızda BrawnGP, Red Bull ve Toyota lider takımlar olarak göründü. BrawnGP kusursuz sezonun sürprizi oldu. Jenson Button şu anda şampiyonayı takım arkadaşı Rubens Barrichello’nun 12 puan önünde lider gidiyor ve ilk dört yarışın üç tanesini kazandı. Peki BrawnGP ne kadar ileri gidebilir? Button şampiyon olabilir mi? Eğer BrawnGP bu yarışta da liderliğini korursa diğer takımların işi daha çok zorlaşacak.
Bütün takımlar bu iki haftada araçlarını geliştirmek için uğraştı. Yani bu yarış, Monako ve Türkiye belki de sezonun en önemli yarışları olacak. Bu yarış Ferrari, McLaren gibi takımların gelişmesi için verilen birkaç fırsattan birisi. Eğer bu yarışta da geride kalırlarsa işler onlar için çok daha zorlaşacak.
Autosport yazarı Edd Straw’ın yazısından yararlanarak bu haftanın önemli konularını veriyoruz;
En çok konuşulanlar
1.BrawnGP liderliğini koruyabilir mi?
BrawnGP Barcelona öncesi aracı üzerinde en çok çalışma yapan takımlardan. Özellikle aero paketinde büyük değişiklikler var. Sidepodlar tamamen yenilendi. Ve BrawnGP mühendisleri, sadece yeni sidepod tasarımı ile yaklaşık 0.3 saniye daha kazanmayı umuyorlar.
2.Ferrari geri dönecek mi?
Abartı konuşmalardan uzaklaşıp gerçekçi olalım, Ferrari şu ana kadar sadece 3 puan toplamış olabilir, ama gerçekte o kadar yavaş olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu sezon çoğu yarışta Ferrari puan mücadelesi vermeyi başardı. Ancak daha önceki yazımda da belirttiğim gibi stratejik ve mekanik hatalar nedeniyle skor tablosuna sadece üç puan yansıdı.
Ferrari, Barcelona’da F60B aracıyla piste çıkacak. Yeni araç çift difüzör sayesinde hız kazanacak. Ferrari ayrıca F60’ı biraz daha hafifletti. Özellikle Raikkonen’in aracında odaklandıkları nokta ağırlık oldu.
3.McLaren, tırmanışa devam edecek mi?
McLaren, Melbourne’da yavaş bir başlangıç yaptıktan sonraki üç yarışta önemli bir gelişme kaydetti. Ve Avrupa sezonunun kapısına üç difüzör takımı ve Red Bull’dan sonraki en hızlı takım olarak dayandı. McLaren’in bu iki haftada yoğunlaştığı konular yeni ön kanat ve yeni zemin. İngiliz takımın en büyük problemi ise aerodinamik gibi gözüküyor. Ve Barcelona gibi aerodinamik açıdan önemli bir pistteki durumları kritik olacak.
4.BMW yeniden mücadeleye girebilir mi?
İlk yarışta podyumu kovalamanın ardından BMW sonraki yarışlarda büyük düşüş yaşadı. Hatta son iki yarışta BMW pilotlarını Force India ile yarışırken gördük. BMW, ara boyunca aerodinamik üzerinde yoğunlaştı. Çift difüzör sistemi ise Monako’ya kadar hazır olacak. Bu yarışta BMW yine Q3’ü geçmek için savaşsa bile Monako’da takımın yarım saniye daha gelişeceği düşünülüyor. Ancak şurası kesin ki Alman ekip sorunlarını çözdüğünde yarış kazanacak kapasiteye sahip.
5.Ya Toyota’nın kötü stratejileri?
Toyota, Bahreyn’de belki de duble yapacak kadar hızlı iki araca ve iki yetenekli pilota sahipti. Ancak kötü strateji, yıllardır kazanmayı bekleyen takımın ilk zafer umutlarını suya düşürdü. 1 ve 2. Sırayı alabilecek pilotlar yanlış lastik seçimi nedeniyle 3 ve 7. Pozisyonları aldılar. Toyota, Barcelona’ya yeni ön ve arka kanatla geliyor. Eğer takım stratejide de doğru seçimi yakalarsa Toyota bu sezon ilk zaferini alabilir.
Anahtar Faktörler
1.Lastik aşınması
Barcelona, lastikler üzerinde hiç kibar olmayan bir pist. Burada yapılan kış testerinde BrawnGP uzun sürüşlerde nasıl başarılı olduğunu ve lastikleri nasıl iyi kullandığını kanıtlamıştı. Orta ve Sert lastikler arasındaki seçim önemli olacak.
2.Aerodinamik
Barcelona’nın neden bu kadar popüler bir test pisti olduğunu hiç merak ettiniz mi? Catalan merkezinin gece hayatından olacak değil ya… Burası aerodinamik açıdan çok önemli bir pist. Bu pistte biz aerodinamik açıdan hangi takımın iyi, hangi takımın yetersiz olduğunu görme fırsatı bulacağız.
Pistin son bölümüneki şikan da yüksek yol tutuşu gerektiriyor. Takımlar ayar yaparken burayı da göz önünde bulundurmak zorunda kalacak.
3.Geçişler
Barcelona + Formula 1 = Profesyonel yarış. Barcelona, Nigel Mansell ve Ayrton Senna’nın kapışması gibi birçok yakın rekabete ev sahipliği yapmış bir pist. Bu sene birbirine daha yakın araçlarla çok heyecanlı bir yarış izleyebiliriz.
4.Strateji
Genel olarak iki pit stop stratejisi en uygun strateji olarak görünüyor.
Grand Prix Tarihi
Tarihi 1913’e kadar dayanan İspanya Grand Prix’si Formula 1’in en eski yarışlarından birisi. İspanya’nın F1 macerası 1913’te başladı, ancak finansal zorluklar ve daha sonra bastıran savaş öncesi durumları nedeniyle İspanya aralıklı olarak Formula 1’e ev sahipliği yaptı.
İspanya resmi F1 Dünya şampiyonasına ilk olarak 1951’di. O yarışı Alfa Romeo’dan Juan Manuel Fangio kazandı. Sonraki yarış 1954’te ve bir sonraki 1967’de düzenlendi.
Jarama ve Montjuic pistleriyle 14 Yıl F1 takviminde duran İspanya’nın F1 macerası 1982-85 arası yeniden durakladı. 1986’da Ayrton Senna’nın Nigel Mansell’i son virajda geride bırakarak kazandığı yarıştan beri de her sene yapıldı.
Catalunya pistindeki ilk F1 yarışı ise 1991’de yapıldı. Catalunya’da ilk iki yarışı Williams’tan Nigel Mansell kazandı. Sonraki iki yıl da Michael Schumacher zirvedeydi. 1997’deJacques Villeneuve kazandı ve 1998’ten 2000’e kadar Mika Hakkinen üst üste üç İspanya GP’sini kazandı.
2001’den 2004’e kadar ise Barcelona’da kazanan pilot Michael Schumacher oldu. Schumacher 6 zaferle İspanya GP’nin en çok kazanan pilotu.
2006’de Fernando Alonso, 2007’de ise Felipe Massa kazandı. Kimi Raikkonen ise 2005’te ve geçen sene Barcelona’da zirveye ulaştı.
Ozan Kulcu