<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Sergen Yalçın: Rijkaard&#8217;ı tebrik etmek lazım! yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://okuryazar.ntvspor.net/index.php/sergen-yalcin-rijkaardi-tebrik-etmek-lazim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://okuryazar.ntvspor.net/sergen-yalcin-rijkaardi-tebrik-etmek-lazim/</link>
	<description>NtvSpor - Sporun merkezi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 15:22:58 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
	<item>
		<title>Yazar: Volkan Kalyoncu</title>
		<link>http://okuryazar.ntvspor.net/sergen-yalcin-rijkaardi-tebrik-etmek-lazim/comment-page-1/#comment-4004</link>
		<dc:creator>Volkan Kalyoncu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 09:22:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://okuryazar.ntvspor.net/?p=213#comment-4004</guid>
		<description>Sonunda Elimde Kalan Bir Avuç Hüzün...
 
Uzun bir aradan sonra Ali Sami Yen yollarına düşmüştüm ve sanki ilk maçıma gidiyormuşcasına heyecanlıydım. Tabi bu heyecanda Agüero ve Forlan&#039;ı izleyecek olmamın etkisini de gizleyemem. Yeryüzünündeki en iyi 20 forvet arasında yer alan bu ikiliyi yan yana izleyemesemde, onları Ali Sami Yen çimlerinin üzerinde görmek güzeldi.

Dün geceki hüsrandan sonra maçın analizini yapmak gelmiyor içimden, onun yerine aklımda kalanlardan kısa kısa bahsedeyim. Dünki oyunu özetlersem Galatasaray, Madrid ve İnönü deplasmanlarında yaptıklarını bu sefer yapamadı, özelliklede maçın ikinci yarısında. İlk yarı oyundan herkes memnundu, ikinci yarının başlaması ile ardı ardına gelen Atletico Madrid atakları ve top hakimiyeti karşısında Galatasaray abandone oldu. Yedeklerin alternatifsizliği de Rijkaard&#039;ı bu şaşkınlık haline ortak etti.

Yenilen ikinci golde Servet&#039;in yamış olduğu savunma ve hamle tam bir faciaydı. Bu ülkenin en iyi savunmacısı bu tarz temel hataları hala yapabiliyorsa orada büyük bir sorun var demektir, tabi sorunun farkına varanlar için. Gerçi 10 kişi kaldıktan sonra maçı uzatmalara taşıyabilmekte Galatasaray için anca tura edilecek vedayı geciktirecek gibi gözüküyordu. Forlan&#039;ın golü vedayı yarım saat öne taşımış oldu.

Agüero&#039;nun sakatlandığı pozisyon önümüzde olmasına rağmen tam olarak göremedim, bu yüzden bir yorum getiremeyeceğim. Agüero&#039;nun sakatlanması sırasında yaşadığım iki hayal kırıklığı vardı. Bir futbolsever olarak Agüero&#039;yu çok kısa süre izleyebilmenin yanında, tribünlerin düşmana karşı kazanılmış zaferin çoşkusuyla Servet için tezahürat yapmasıydı. Ortada ciddi derecede sakatlanmış bir oyuncu varken, bu şiddet yanlısı tutum beni üzdü. Galatasaray taraftarıan, Agüero sedye ile dışarı çıkarken alkışlamak daha çok yakışırdı sanki. Eminim ki, bu güzel oyunun insan canı ile kıyaslanmayacak derecede değersiz olduğunun farkına varmayan insan topluluğu yarın öbür gün Arda&#039;yı Kadıköy&#039;de sakatlayan Lugona&#039;ya yapılan tezahüratlar karşısında çılgına dönecektir.

Maçın en çok tartışılan pozisyonu sonrası Caner&#039;in hakeme kızıp cezayı kendi kesmesi ise tam bir acemilik örneğiydi. Bu seviyede bir maçın son 10 dakikasında yaptığı bu hatayı, tecrübesizliğe ya da anlık sinire bağlamak altı kez milli olmuş, şampiyonlar liginde forma giymiş biri için bahane olmamalıdır.

Maç bitiminde Leo Franco&#039;nun Atletico Madridli oyuncularını, misafir soyunma odasına giden tünelin önünde tek tek tebrik etmesi taraftarlar tarafından tepki görse de bence güzel bir ev sahipliği örneğiydi. Yediği iki golde de bana göre hatası bulunmayan Leo Franco&#039;nun, hangi yüzle rakip takımın oyuncularının elini sıktığını sorgulayanlara Arjantinlinin beş sene Atletico Madrid forması giydiğini hatırlatmakta fayda var. Agüero&#039;nun sakatlandığı pozisyonda da Lucas Neill&#039;in santraya kadar gidip Arda ile taktik hakkında konuşması, Avustralyalının bu oyunu ne kadar ciddiye aldığını gösterdi.

Dün gece yaşanan bu kadar olumsuzluğa karşın gecenin akılda kalan tek olumlu ve güzel hareketi eski açık tribününden geldi. Maç öncesi yaptıkları kareografi çok etkileyiciydi. Emeği geçen herkesin eline sağlık.

Madrid faciasının ardından her ne kadar taraftarlar büyük hayal kırıklığına uğramış olsa da kanımca teknik heyet ve yönetim aynı duygular içinde değildi. Sezon ortasında Nonda&#039;yı gönderip takımı förvetsiz bırıp, yerine avrupada oynayamayan Jo ve doksan artıların oyuncusu olmaya yolunda ilerleyen Dos Santos&#039;u transfer eden zihniyetin hedefi lig şampiyonluğu olsa gerek. Sonuç olarak Galatasaray elinde sadece lig şampiyonluğu kalmış bir şekilde annesinin ligine döndü.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sonunda Elimde Kalan Bir Avuç Hüzün&#8230;</p>
<p>Uzun bir aradan sonra Ali Sami Yen yollarına düşmüştüm ve sanki ilk maçıma gidiyormuşcasına heyecanlıydım. Tabi bu heyecanda Agüero ve Forlan&#8217;ı izleyecek olmamın etkisini de gizleyemem. Yeryüzünündeki en iyi 20 forvet arasında yer alan bu ikiliyi yan yana izleyemesemde, onları Ali Sami Yen çimlerinin üzerinde görmek güzeldi.</p>
<p>Dün geceki hüsrandan sonra maçın analizini yapmak gelmiyor içimden, onun yerine aklımda kalanlardan kısa kısa bahsedeyim. Dünki oyunu özetlersem Galatasaray, Madrid ve İnönü deplasmanlarında yaptıklarını bu sefer yapamadı, özelliklede maçın ikinci yarısında. İlk yarı oyundan herkes memnundu, ikinci yarının başlaması ile ardı ardına gelen Atletico Madrid atakları ve top hakimiyeti karşısında Galatasaray abandone oldu. Yedeklerin alternatifsizliği de Rijkaard&#8217;ı bu şaşkınlık haline ortak etti.</p>
<p>Yenilen ikinci golde Servet&#8217;in yamış olduğu savunma ve hamle tam bir faciaydı. Bu ülkenin en iyi savunmacısı bu tarz temel hataları hala yapabiliyorsa orada büyük bir sorun var demektir, tabi sorunun farkına varanlar için. Gerçi 10 kişi kaldıktan sonra maçı uzatmalara taşıyabilmekte Galatasaray için anca tura edilecek vedayı geciktirecek gibi gözüküyordu. Forlan&#8217;ın golü vedayı yarım saat öne taşımış oldu.</p>
<p>Agüero&#8217;nun sakatlandığı pozisyon önümüzde olmasına rağmen tam olarak göremedim, bu yüzden bir yorum getiremeyeceğim. Agüero&#8217;nun sakatlanması sırasında yaşadığım iki hayal kırıklığı vardı. Bir futbolsever olarak Agüero&#8217;yu çok kısa süre izleyebilmenin yanında, tribünlerin düşmana karşı kazanılmış zaferin çoşkusuyla Servet için tezahürat yapmasıydı. Ortada ciddi derecede sakatlanmış bir oyuncu varken, bu şiddet yanlısı tutum beni üzdü. Galatasaray taraftarıan, Agüero sedye ile dışarı çıkarken alkışlamak daha çok yakışırdı sanki. Eminim ki, bu güzel oyunun insan canı ile kıyaslanmayacak derecede değersiz olduğunun farkına varmayan insan topluluğu yarın öbür gün Arda&#8217;yı Kadıköy&#8217;de sakatlayan Lugona&#8217;ya yapılan tezahüratlar karşısında çılgına dönecektir.</p>
<p>Maçın en çok tartışılan pozisyonu sonrası Caner&#8217;in hakeme kızıp cezayı kendi kesmesi ise tam bir acemilik örneğiydi. Bu seviyede bir maçın son 10 dakikasında yaptığı bu hatayı, tecrübesizliğe ya da anlık sinire bağlamak altı kez milli olmuş, şampiyonlar liginde forma giymiş biri için bahane olmamalıdır.</p>
<p>Maç bitiminde Leo Franco&#8217;nun Atletico Madridli oyuncularını, misafir soyunma odasına giden tünelin önünde tek tek tebrik etmesi taraftarlar tarafından tepki görse de bence güzel bir ev sahipliği örneğiydi. Yediği iki golde de bana göre hatası bulunmayan Leo Franco&#8217;nun, hangi yüzle rakip takımın oyuncularının elini sıktığını sorgulayanlara Arjantinlinin beş sene Atletico Madrid forması giydiğini hatırlatmakta fayda var. Agüero&#8217;nun sakatlandığı pozisyonda da Lucas Neill&#8217;in santraya kadar gidip Arda ile taktik hakkında konuşması, Avustralyalının bu oyunu ne kadar ciddiye aldığını gösterdi.</p>
<p>Dün gece yaşanan bu kadar olumsuzluğa karşın gecenin akılda kalan tek olumlu ve güzel hareketi eski açık tribününden geldi. Maç öncesi yaptıkları kareografi çok etkileyiciydi. Emeği geçen herkesin eline sağlık.</p>
<p>Madrid faciasının ardından her ne kadar taraftarlar büyük hayal kırıklığına uğramış olsa da kanımca teknik heyet ve yönetim aynı duygular içinde değildi. Sezon ortasında Nonda&#8217;yı gönderip takımı förvetsiz bırıp, yerine avrupada oynayamayan Jo ve doksan artıların oyuncusu olmaya yolunda ilerleyen Dos Santos&#8217;u transfer eden zihniyetin hedefi lig şampiyonluğu olsa gerek. Sonuç olarak Galatasaray elinde sadece lig şampiyonluğu kalmış bir şekilde annesinin ligine döndü.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Didem Dilmen Kılıç</title>
		<link>http://okuryazar.ntvspor.net/sergen-yalcin-rijkaardi-tebrik-etmek-lazim/comment-page-1/#comment-3829</link>
		<dc:creator>Didem Dilmen Kılıç</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 10:43:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://okuryazar.ntvspor.net/?p=213#comment-3829</guid>
		<description>Kendimiz Kandırmayalım

Konuya yanlış yerden bakıyoruz. 

Türk takımları tarihinin en büyük başarısı, bir Türk teknik direktörle kazanılmış ve üzerine bir yenisi, bir büyüğü eklenememişken hâlâ, konuya bu açıdan bakmak ne kadar mantıklı?
Bir teknik direktörün ya da oyuncunun iyi-kötü-kaliteli olmasının, pasaportundaki bayrakla herhangi bir doğru orantı oluşturmadığını defalarca deneyimlemedik mi?

En büyük hatamız ayrımı bu şekilde yapmamız zaten…

Rijkaard elbette kendisini kanıtlamış başarılı bir teknik direktör, buna şüphe yok. 
Basit bir soru: Sahadaki kadro ve yapılan değişiklikler eldekilerin en iyisi mi? Evet.
Yetiyor mu; hayır!

Çünkü asıl konu Türk ya da yabancı meselesi değil…

Bir ülkenin liginin kalitesi ne kadar yüksekse, Avrupa’da ilerleme ihtimali de o kadar yüksektir. Bu yüzden Avrupa’nın kupaları hep aynı ülkelerin vatandaşlığına geçer. Hep İngiltere’yi, İspanya’yı, Almanya’yı görüyoruz mutlu sonlarda ve diğer ülkeler hep figüran, aynı bizim gibi.

Ligimizdeki takımlarla, Avrupa rakiplerimizin lig rakiplerini bir karşılaştırın, uçurumu görmekte zorlanmayacaksınız.

İlerleyemiyoruz çünkü ligimiz yetmiyor.

İzlemesi keyifli, heyecanlı, rekabetin üst düzeyde olması da değil burada yeterlilik derken adı geçen… Sadece İstanbul’un büyüklerini kalkındırmak da yetmez, Anadolu’dan şampiyon çıkartmak da… Şimdiye kadar gördük ki, yıldız transferleri ya da yabancı sayısı denklemleri de yetmiyor…

E nasıl olacak o zaman? Nasıl ulaşacağız şu ünlü “yeterliliğe”?

Avrupa yollarına “Üç Büyükler” merkezli bakmaktan vazgeçmeliyiz.

Almanya’da yetişen Türk çocuklarını ülke sınırlarında geri toplamaktan ziyade, kendi futbol eğitimimizi ve alt yapı düzenimizi Avrupa’nın da üstünde bir seviyeye taşımak zorundayız. 

Yabancı sayısını arttırmamalı, sabit kalırsa çok sert kurallara bağlamalı, hatta belki azaltmalıyız. Avrupa’da top koşturamayan 8 yabancı yerine gerçekten verim alabileceğiniz 5 yabancı aynı paraya alınabiliyorsa eğer, “onun arabası var güzel mi güzel” komplekslerinden kurtulmanın ilacını mutlaka bulmalıyız.

“İstikrâr”ı klişe bir deyim olmaktan çıkarıp yol arkadaşımız haline getirmeliyiz. Dört maçta bir teknik direktör kovmak, her sezon başında baştan aşağıya yepyeni takımlar kurmak uyuşturucu gibi bağımlılık yaratmış, tedavi olmalıyız. “Gönder-yenisi gelsin”lerle bir adım dahi ilerleyemiyoruz işte, tablo ortada.

Yazmalı, konuşmalı, sormalı ve cevaplardan korkmamalıyız. 

Yoksa suçlu bulmak kolay; Daum, Rijkaard veya Denizli’yi kovarız, 7 adam gönderir aynı ayarda 8 tane alırız, alt yapıya harcayacağımız paraları Brezilya’ya saçarız, bir sonraki sezon aynı filmi oturur yine seyrederiz.

Bu kolay olanı…
Bize zoru deneyecek şövalyeler lazım oysa…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kendimiz Kandırmayalım</p>
<p>Konuya yanlış yerden bakıyoruz. </p>
<p>Türk takımları tarihinin en büyük başarısı, bir Türk teknik direktörle kazanılmış ve üzerine bir yenisi, bir büyüğü eklenememişken hâlâ, konuya bu açıdan bakmak ne kadar mantıklı?<br />
Bir teknik direktörün ya da oyuncunun iyi-kötü-kaliteli olmasının, pasaportundaki bayrakla herhangi bir doğru orantı oluşturmadığını defalarca deneyimlemedik mi?</p>
<p>En büyük hatamız ayrımı bu şekilde yapmamız zaten…</p>
<p>Rijkaard elbette kendisini kanıtlamış başarılı bir teknik direktör, buna şüphe yok.<br />
Basit bir soru: Sahadaki kadro ve yapılan değişiklikler eldekilerin en iyisi mi? Evet.<br />
Yetiyor mu; hayır!</p>
<p>Çünkü asıl konu Türk ya da yabancı meselesi değil…</p>
<p>Bir ülkenin liginin kalitesi ne kadar yüksekse, Avrupa’da ilerleme ihtimali de o kadar yüksektir. Bu yüzden Avrupa’nın kupaları hep aynı ülkelerin vatandaşlığına geçer. Hep İngiltere’yi, İspanya’yı, Almanya’yı görüyoruz mutlu sonlarda ve diğer ülkeler hep figüran, aynı bizim gibi.</p>
<p>Ligimizdeki takımlarla, Avrupa rakiplerimizin lig rakiplerini bir karşılaştırın, uçurumu görmekte zorlanmayacaksınız.</p>
<p>İlerleyemiyoruz çünkü ligimiz yetmiyor.</p>
<p>İzlemesi keyifli, heyecanlı, rekabetin üst düzeyde olması da değil burada yeterlilik derken adı geçen… Sadece İstanbul’un büyüklerini kalkındırmak da yetmez, Anadolu’dan şampiyon çıkartmak da… Şimdiye kadar gördük ki, yıldız transferleri ya da yabancı sayısı denklemleri de yetmiyor…</p>
<p>E nasıl olacak o zaman? Nasıl ulaşacağız şu ünlü “yeterliliğe”?</p>
<p>Avrupa yollarına “Üç Büyükler” merkezli bakmaktan vazgeçmeliyiz.</p>
<p>Almanya’da yetişen Türk çocuklarını ülke sınırlarında geri toplamaktan ziyade, kendi futbol eğitimimizi ve alt yapı düzenimizi Avrupa’nın da üstünde bir seviyeye taşımak zorundayız. </p>
<p>Yabancı sayısını arttırmamalı, sabit kalırsa çok sert kurallara bağlamalı, hatta belki azaltmalıyız. Avrupa’da top koşturamayan 8 yabancı yerine gerçekten verim alabileceğiniz 5 yabancı aynı paraya alınabiliyorsa eğer, “onun arabası var güzel mi güzel” komplekslerinden kurtulmanın ilacını mutlaka bulmalıyız.</p>
<p>“İstikrâr”ı klişe bir deyim olmaktan çıkarıp yol arkadaşımız haline getirmeliyiz. Dört maçta bir teknik direktör kovmak, her sezon başında baştan aşağıya yepyeni takımlar kurmak uyuşturucu gibi bağımlılık yaratmış, tedavi olmalıyız. “Gönder-yenisi gelsin”lerle bir adım dahi ilerleyemiyoruz işte, tablo ortada.</p>
<p>Yazmalı, konuşmalı, sormalı ve cevaplardan korkmamalıyız. </p>
<p>Yoksa suçlu bulmak kolay; Daum, Rijkaard veya Denizli’yi kovarız, 7 adam gönderir aynı ayarda 8 tane alırız, alt yapıya harcayacağımız paraları Brezilya’ya saçarız, bir sonraki sezon aynı filmi oturur yine seyrederiz.</p>
<p>Bu kolay olanı…<br />
Bize zoru deneyecek şövalyeler lazım oysa…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: safak turan</title>
		<link>http://okuryazar.ntvspor.net/sergen-yalcin-rijkaardi-tebrik-etmek-lazim/comment-page-1/#comment-3814</link>
		<dc:creator>safak turan</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 08:02:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://okuryazar.ntvspor.net/?p=213#comment-3814</guid>
		<description>Sergen yalçın daum göreve ilk geldiğinde zaten fikrini açıkca beyan etmiş Daum ile bu hedeflere ulaşılamayacağını beyan etmişti....

Her sene 3 kupa hedefi ile yola koyulan Fenerbahçe de bu zihniyet sökülüp atılmalıdır....Hedeflerin hepsine bir anda ulaşamazsınız..Toplam kalite yönetiminde küçük küçük ama sağlam adımlar atılır..F.bahçe yönetimi direkt şampiyonlar ligi şampiyonluğu hedefi koyarak başladığı ligde sezon sonu t. direktörü kovarak yaptıgı ve her sene becerdiği tek hedefe kolayca ulaşmaktadır...

Nasıl ki josicolar , maldonadolarla bu işler olmadı isede bilicalarla deniz barışlarla da bu hedeflere hiç bir zaman ulaşılamayacaktır. Artık bir sistem ve yapılanma gerekmektedir. Arsenal yıllardır eli tutulur bir başarı elde edemiyor ancak kimse çıkıp eleştiremiyor takımı çünkü doğru yönetiliyor..

Umarım futbolumuz içinde bulunduğu bu sıradanlıktan bir an önce kurtulur..Ligimize bundesligada daha fazla değer biçildi ama şu an boğazın diğer yakasına tek bir Türk  takımı yokken Alman takımlarının başarısı ortadadır....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sergen yalçın daum göreve ilk geldiğinde zaten fikrini açıkca beyan etmiş Daum ile bu hedeflere ulaşılamayacağını beyan etmişti&#8230;.</p>
<p>Her sene 3 kupa hedefi ile yola koyulan Fenerbahçe de bu zihniyet sökülüp atılmalıdır&#8230;.Hedeflerin hepsine bir anda ulaşamazsınız..Toplam kalite yönetiminde küçük küçük ama sağlam adımlar atılır..F.bahçe yönetimi direkt şampiyonlar ligi şampiyonluğu hedefi koyarak başladığı ligde sezon sonu t. direktörü kovarak yaptıgı ve her sene becerdiği tek hedefe kolayca ulaşmaktadır&#8230;</p>
<p>Nasıl ki josicolar , maldonadolarla bu işler olmadı isede bilicalarla deniz barışlarla da bu hedeflere hiç bir zaman ulaşılamayacaktır. Artık bir sistem ve yapılanma gerekmektedir. Arsenal yıllardır eli tutulur bir başarı elde edemiyor ancak kimse çıkıp eleştiremiyor takımı çünkü doğru yönetiliyor..</p>
<p>Umarım futbolumuz içinde bulunduğu bu sıradanlıktan bir an önce kurtulur..Ligimize bundesligada daha fazla değer biçildi ama şu an boğazın diğer yakasına tek bir Türk  takımı yokken Alman takımlarının başarısı ortadadır&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

