Ana Sayfa > Genel > Rıdvan Dilmen: Ülke çeşitliliği olmaması avantaj

Rıdvan Dilmen: Ülke çeşitliliği olmaması avantaj

31 Temmuz 2009

250409-dilmenTeknik Direktörlerin farklı ülkelerden futbolcularla çalışması zordur. Bu anlamda, Fenerbahçe’nin kadrosundaki yabancıların biri hariç tamamının Brezilyalı olması avantaj olarak kabul edilebilir.

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz…

Genel

  1. Serkan Tezcan
    12:15 içinde 05 Ağustos 2009 | #1

    Tecrübe Şart!

    Şaşırdım! Çok nadir Rıdvan hoca’nın fikirlerine katılmam. Bence Türkiye’de futbolu bildiğini bilgi ukalalığına girmeden en iyi anlatan kişi Rıdvan Dilmen. Fakat burada eski futbolcu olmanın bence dezavantajını yaşamış Rıdvan Hoca. Futbolun bu kadar endüstriyel olmadığı dünyayla bu kadar kaynaşmadığımız dönemlerde aynı ülkeden 3 yabancı alınırdı, managerler kanalıyla. İyi anlaşsınlar yabancılık çekmesinler istenirdi, belkide 3′ü bir arada ucuz geliyordu. Tek bir tercüman bütün işi görüyordu. Futbolcular yabancı dil bilmiyordu, bu bir avantajdı yabancı futbolcular hemen türkçe öğreniyordu. Sahadaki 11 ocaktan sonra türkçe anlaşıyordu, düşünsenize herkes sahada aynı dili konuşabiliyordu. Her şeyden önce yabancı sayısı 3 tü.

    Gelelim günümüze! Yabancı dil bilen futbolcu sayısı oldukça fazla. Gelen yabancı futbolcuyla kaynaşmak kolay. Yerli futbolcuların çoğu yurtdışında top oynamış ve farklı ülkelerden yabancıyla iletişim kurmaya alışmış. Bence farklı ülkelerden yabancı oyuncu transferi Türk oyuncuların kaynaşması açısından daha faydalı çünkü gruplaşma olmayacağı için yabancı futbolcu yerli oyuncular ile dialog kuracak. Bu işin futbolcu tarafı.

    Günümüzde Teknik Direktörlerin çok iyi birer mental coach olmarı gerekiyor, yani bir nevi psikolog. Yurtdışı tecrübesi olmayan veya kendini yurtiçinde takım çalıştırırken gerektiği gibi geliştirmeyen ve elindeki yabancı oyuncuların psikolojilerini çözemeyen tecrübesiz yerli teknik direktörlerin işi gerçekten çok zor. Fakat yurt dışı tecrübesi olan ve az çok yabancı dil bilen yerli ve yabancı hocalar için farklı milletlerden oyuncularla çalışmak ve onlardan bir takım yaratmak hiç de zor değil.

    Futbol evrensel kurallar aynı yalnız dünyanın çeşitli yerlerinde farklı tarzlar var. Mesela Brezilya ligi bizim ligimiz kadar sert değil. Gelen oyuncunun uyum sağlama süresi uzun ve zor. Kadrodaki bütün Brezilyalılar ın yeni gelene her gün bu lig serttir fizik kondisyon ve sağlamlık çok önemlidir demesine gerek yok, internete girip arama motoruna Türk Futbolu’nu aratsa aynı bilgilere ulaşır.

    Bugün Avrupa klüpleri kadrolarında farklı milletlerden bir çok oyuncuyla başarılı oluyorlar. En önemli olan takım ruhu olan gerçek profesyoneller. Aldığı paranın hakkını vermek için varını yoğunu ortaya koyan futbolcuların takımınızda bulunması nereli olduklarından daha önemli.

  2. Yunus Aslan
    20:35 içinde 05 Ağustos 2009 | #2

    ÜLKE ÇEŞİTLİLİĞİNİN AZ OLMASI BİŞEY İFADE ETMEZ
    Son yıllarda başarıya ulaşmış takımları analiz edersek böyle kesin bir yargıya varmamız imkansız olur.Kendi ülkemizden bakacak olursak son şampiyon beşiktaş 2 brezilyalı 1 şilili 1 alman 1 fransız 1 slovak 1 arjantinli ve 2 çek futbolcudan oluşan tabi nobreyide yabancıdan sayarsak :D bir kadroyla çifte şampiyonluğa ulaştı.yani g.amerika ve avrupa karışımı bir yabancı listesi avrupa ülkelerinde yabancı kısıtlaması olmadığı için tartışmaya bile gerek yok.Hatta şunu bile iddaa edebilirimki bir takımdaki bütün yabancı futbolcuların aynı ülke vatandaşı olması o takıma çok büyük zarar verir.Özellikle de g.amerika bölgesi oyuncularından oluşması.Bunun en güzel örneğide fenerbahçedir.Takım içinde gruplaşmalar yerli ve yabancı futbolcular arasındaki çatışmalar çok büyük sorunlar yarattı.Bence brezilyalıların profosyonel olamamak gibi genel bir sorunları var.Uğur boral bir lig maçı sonrası yaptığı açıklamada maalesef takım olamadık demişti.Bu cümle herşeyi özetliyor zaten.
    Ancak şöyle birşey olabilir hassas mevkilerde aynı dili konuşan oyuncuların birarada olması avantaj yaratabilir.Mesela defansın ortasında 2 oyuncunun aynı ülkeden olması veya aynı dili konuşması maalesef bu tezide zapo-sivok direk çürütüyor.
    Fenerbahçe bu sezon brezilyalı oyunculardan kurtulacak derken gidip 2 tane daha brezilyalı futbolcu almasına anlam veremedim.Bana göre alex dahil bütün brezilyalıların takımdan gönderilmesi gerekirdi bu sezon bunun sıkıntısını çok yaşayacaklarını düşünüyorum.
    Şu an bütün dünya devleri avrupa pazarına yöneldi bunun en canlı örneği de real madrid tabikide brezilyada arjantinde çok kaliteli oyuncular var ama bi takımda sayıca çok olmamaları gerekir.Özellikle de brezilyalıların.Avrupalı futbolcular gerek kalite olarak gerekse disiplin anlamında çok üst düzey durumdalar.Bu konuda türkiyeye bakarsak galatasarayın yaşadığı lincoln krizi biraz daha geriye dönersek beşiktaşta ki kleberson krizi bu adam brezilya milli takımında forma giyen bir oyuncuydu ama beşiktaşa katkısı 0 oldu.Kulüplerimizin yabancı oyuncu tercihlerini avrupadan yapmaları daha iyi olur gibi görünüyor. Aslında bu çok daha detaylı irdelenmesi gereken bir konu ancak şunu çok iyi biliyorumki bir takımın başarıya ulaşması için herşeyden önce gerçekten bir takım olması gerekir. Aslında geçen sezon fenerbahçenin sorununu uğur boral teşhis etmişti ama maalesef t.direktör koltuğunda kendisi yoktu.

  3. 07:02 içinde 06 Ağustos 2009 | #3

    Futbolda bazı milatlar vardır. Örneğin Metin Oktay’ın vefatı gibi. Örneğin Euro 96’a gitmemiz gibi. Rıdvan Dilmen’in Galatasaray’a değil de, Fenerbahçe’ye transferi gibi. Ünal’ın Wembley’de ilk golümüzü atacakken direği yerinden sökmesi gibi. Veya Ali Şen’in bir takımda “3 Nijeryalı fazla olur, bunlar Milli Takım’a gidince takım boşalır” diyerek Amokachi yerine Kostadinov’u alması gibi.

    Bir takımda yabancıların çoğunluğunun aynı ülkeden olması, genel platformda tabi ki bir avantajdır. İnsan denen varlığın dili, dini, yemeği, dinlediği müziği, sosyal durumu göz önüne alındığında muhakkak bir fayda sağlayacaktır. Hatta imkan dahilinde ise, fizyoterapist de, çaycı da, eş de, taraftar da aynı ülkeden seçilmelidir. Fakat burada iki özel durum vardır. Biri Brezilyalılık, diğeri Fenerbahçe’dir.

    Çünkü Fenerbahçe’de aynı ülkeden 8 futbolcunun Brezilyalı olması, Galatasaray veya Beşiktaş’ta 8 Brezilyalı olmasından çok farklıdır. Veya Fenerbahçe’de 8 futbolcunun Rus olması ile Brezilyalı olması da fark yaratacaktır. Belki bu özel durumu daha da özel bir duruma getirecek en enteresan transfer Zico’dur. Bu sene ise 8 saatli bombanın başında Daum ve Koch gibi subayların olması dezavantaj yaratabilir. Fakat Almanlar akıllıdır, sezon sonunda en kötü “Santos’u ben istemedim ki, ben Lucio’yu istemiştim” derler ve işlerine devam ederler.

    Aslında konuşulması gereken, takımın tek tip ülkeden oyuncularla oynamasının yaratacağı avantaj değil, futbolun ortak dilini bilen oyuncularla oynaması gereğidir. Belki burada Sn. Rıdvan Dilmen’in tezi çürümüş olur, zira kendisi Okocha’nın uçaktan inip hiç tanımadığı (Uche hariç) oyuncularla Tel Aviv’deki ilk maçında iyi performans göstermesi üzerine “Futbolun dili bir” demiştir.

    Fenerbahçe’nin bir hatası da, Brezilya’yı kendisine rol model alıp, az çok klas isimleri getirip, fakat Uğur Boral gibi, Deniz gibi, geçen senelere kadar Serkan Balcı, Can Arat gibi futbolcularla Brezilyalıları pekiştirme isteğidir. İletişim kısmından bakarsak da, mesela hayatımda en merak ettiğim konu, santra yapılmadan önce Alex ve futbolcuların kafa kafaya verdiklerinde ne konuştuklarıdır. Zira, Alex Deivid’e “Bu maçı göbekten yıkacağız koçum” dese, Selçuk portekizce sözlükten ilk önce “Bu” kelimesini bulmaya çalışacaktır. Türkiye’de yıllarca yaşamış bir Aurelio olsa da önemi yoktur, çünkü o da Türkçe konuşmamaktadır. Vederson da o sırada yedektir. İngilizce konuşsalar, aralarında bir tek Emre ingilizce bilmektedir. Onunda kelimeleri sınırlı olabilir, zira İngiltere’den o kelimeler yüzden kovulmuştur. Örneğin Anelka ise hiç bir dille ilgilenmez, fakat her dilde transfer sözleşmesi imzalamıştır.

    Fenerbahçe’de bu tür klişeler hiç bitmez. Örneğin, 1907’den beri Fenerbahçe yıpratıcı, uzun, fizikli, kafa toplarına hakim forvet arar ve bulamaz. Aynı şekilde Fenerbahçe de yıllardır “Fenerbahçe’nin stili Brezilya’ya benzer, taraftar da bunu seviyor” diye kandırır. Halbuki sokakta kime sorulsa herkes pres yapan, parçalayan, 5 kişi basan, ful disiplinli bir 11 ister. Bilimsel hiç bir çalışma yapmadan transfer yapabilen Fenerbahçe, örneğin metrolojik istatistiklere göre hiç transfer yapmamıştır. Türkiye’nin Eylül ayından Mayıs ayına ortalama sıcaklığı +3 oC’dir, fakat Brezilya’nın ortalama sıcaklığı +20 oC’dir. Burada Brezilyalılar’ın kış performanslarına hiç bakılmamıştır. Lakin Fenerbahçe yönetimi, illa ki bir Güney Amerika ülkesi seçmek istiyorsa, o ülke Arjantin olmalıdır. Fenerbahçe’nin aradığı forvet ise Martin Palermo ve türevleridir. Çünkü Palermo’nun olduğu yerde takım oyunu olmaz, top ona gelir ve o da zımbalar.

    Sn. Rıdvan Dilmen bir de “kadrodaki yabancıların biri hariç tamamı Brezilyalı” demiştir. Halbuki Fenerbahçe’e gelen her yabancı veya Türk eninde sonunda Brezilyalılaşır. İster Belçika altyapısı almış bir Önder olsun, ister İngiltere kimliği ile Kazım, ister İspanya gol kralı Güiza. Bunun sebebi şudur, bu kadar Brezilyalının olduğu yerde sadece ve sadece kafada yumurta kırılır, kumsalda after party yapılır veya hindistan cevizinin içinden alkol alınır.

    Son söz : Brezilya bilindiği gibi, mikrodalgadaki mısır misali futbolcu ihraç etmektedir ve Fenerbahçe de bundan nasibini almıştır. Belki Salı Pazarı gibi oyuncu bulunduğundan, belki maliyetleri daha düşük olduğundan, , belki ucuza alıp Avrupa’ya pazarlayabilme potansiyelinden hep Brezilyalılar tercih edilmektedir. Fakat şu konu hiç konuşulmaz ki, Fenerbahçe’nin tarihi boyunca satıp kar ettiği bir tek Brezilya’lı yoktur ve getirebildiği en ucuz Brezilyalı ise Arabistanlı Lawrence’dan da ucuz olan, Arabistanli Sergio’dur.

    http://www.emrahoner.com

  4. Berkant Gültekin
    12:18 içinde 06 Ağustos 2009 | #4

    Eğer bir futbolcu sağlam bir altyapıya sahipse hangi dili konuştuğunun bir önemi yok.Bence burada ‘ülke çeşitliliği’ kavramını ‘kıta çeşitliliği’ olarak değerlendirmeliyiz.Avrupa futbolunun dili belli.Türkiye futboluna oranla en büyük fark oynanılan hızlı oyun.

    Avrupalı üst düzey üst düzey takımlara baktığımızda,ki bu takımlardan büyük liglerde en az 5-6 tane var,çok hızlı düşünerek çok çabuk iş yaptıklarını rahatlıkla görebiliriz.Çünkü iyi bir futbol altyapısı almış oyuncular,savunma yaparken,kontra atağa çıkarken,pas yaparken,uzun top atarken nasıl davranılması gerektiğini bilir.İşte bu futbol dilidir.Bunun futbolcunun hangi dili konuştuğuyla yada hangi kültürü almış olduğuyla bir ilgisi yok.

    Bizim futbolcularımız,bunların içinde avrupa futbolunu uyum sağlayamamış temposu düşük oyuncularda dahil,yavaş oynuyolar,futbolu bilmiyorlar.Çok beğendiğimiz,öve öve bitiremediğimiz,milyonlarca euro fiyat etiketi yapıştırdığımz oyuncular dahi avrupa futbol seviyesinin altındalar.Topu ayaklarına aldıklarında en az 3-4 sn düşünüyorlar (futbolda karar vermek için çok uzun bir süre).Oysa gerçekten abarttığımız kadar iyi olsalar,top daha kendilerine gelmeden karar vermiş olurlardı.Kulağa garip geliyor ama avrupalı oyuncular böyle yapıyor.Evet, top ayaklarına gelmeden nasıl oynayacaklarını,topu nereye yönlendireceklerini biliyorlar.Hızlı oyunda, fiziki üstünlüklerinden değil çabuk düşünmelerinden kaynaklanıyor.

    Şimdi Barcelonaya bakalım;Henry Fransız,Xavi,İniesta,Puyol İspanyol,Messi Arjantinli,Marquez Meksikalı,Eto’o Kamerunlu,Dani Alves Brezilyalı.6 farklı milliyet.İlk 11′in altısının yabancı olmasını geçin,bu yabancılarda milliyet olarak birbirlerine yabancı! Ama biz şuan için dünyanın en iyi takımından bahsediyoruz.Bu futbolcuların milliyeti farklı olsada konuştukları futbol dili aynı.Topu aldıklarında ne yapmaları gerektiğini,futbolun nasıl oynandığını çok iyi biliyorlar.Belki klasik bir deyim ama çok doğru ‘futbolun dili bir’.Futbolcuların milliyetlerinden öte,futbol altyapılarının ne oranda sağlam oldukları önemli.Dünyada avrupa fubolunu oynayan her futbolcu aynı dili konuşur.

    Latin amerika futbolu ile avrupa futbolu oynayan futbolcuların aynı dili konuşmaları zor tabi.Ama ülkemizde böyle bir sorun yok.Nasıl olsa üst düzey avrupalı oyuncu gelmiyor.Bizde Alex’i,Delgado’yu,Lincoln’ü ve daha nicelerini süper topçular zannediyoruz.Bu oyuncular futbolun dilini kekeleyerek konuşuyor kimsenin haberi yok.

  5. caglar
    00:05 içinde 07 Ağustos 2009 | #5

    Teknik direktörlerin farklı ülkelerden futbolcularla çalışmasının zor olduğu düşüncesine hak vermemek olmaz. Ancak bunun teknik direktörlere bir avantaj sağladığı noktasında bazı farklılıklar göze çarpmaktadır.
    Yüksek bütçeli, büyük takımların teknik direktörü olmak kolay değildir. Yönetim açısından olsun, taraftar açısından olsun beklentiler üst düzeydedir. Özellikle ülkemizde, bu durum diğer ülkelere oranla çok daha katıdır. Dolayısıyla büyük takımların başına getirilen teknik direktörler dünya futboluna yön vermiş liglerde görev yapmış, tecrübesiyle ve başarılarıyla dudak uçuklatan, vizyonu geniş kişiler olduğunu ya da olması gerektiğini düşünürsek, dünya futbolunu da futbolcularını da o kadar iyi tanıması gerekir gerçeğini de düşünmeliyiz. Nitekim müthiş yetenek ama şımarıklıkta level atlamış Arda’ya 10 numaralı formanın ve kaptanlığın verilerek büyük bir sorumlulukla takımın maestrosu olmasında sadece yönetim rol oynamamıştır, Rijkaard’ın hiç mi payı yok dersiniz?
    Kendi takımının, birliğe adaptasyon sürecinde aynı kültürün renklerini bir araya getirmek ve tutmak tabiki avatantajdır. Ancak rakip takımlar açısından düşündüğünüzde, işiniz hiç de kolay değildir.
    Rıdvan Hoca’nın verdiği örnekle, Fenerbahçe’yi ele alalım. BrezilBahçe olarak adlandırılan bu büyük takımımızın rakibini düşünün. Ben karşı tarafın teknik direktörü olsam, öncelikli olarak Brezilya futbolunun zaaflarını, eksikliklerini çözmeye çalışırım ve önlemlerimi buna göre alırım. Defansif anlamda da, ofansif ve top kontrolü anlamında her şeyi kendi kontrolüme alacak bilgilere ve uygulamalara giderim. Kendi takımım da bu konuda gerekli her şeyi uygularsa, büyük oranda galibiyet benimdir.
    Ancak farklı kültürlerden gelmiş, farklı metodlarla yetiştirilmiş karma bir takım her zaman daha tehlikelidir – dediğimiz gibi Kurt Hoca yönetiminde. Önlem alınması zordur. Her oyuncunun farklı farklı yetenekleri, özellikleri ve zaafları vardır. Bu bağlamda da neyle karşılaşacağınız hiç belli olmaz. Bir şeylere net olarak ulaşmak, neredeyse imkansızdır. Rakip futbolculara birebir önlem almak ve bir bütün içinde olabilmek, zordur. Başında Hollandalı, saha içinde Fil Dişili, Kongolu, Brezilyalı, İngiliz, Çek ve Türk yeteneklerle bir bütün olmuş Galatasaray’a karşı teorik anlamda tek kültürlü Fenerbahçe’nin şansı nedir? Önlemler nasıl alınır, neye göre alınır? İşte bunu kestirmek, tek kültürlü bir takımı kestirmekten daha zordur.
    Yani Rıdvan Hoca’nın bu düşüncesi kısmen doğru olsa da, geniş anlamda avantaj olmayabilir. Sonuçta futbol kağıt üzerinde oynanmıyor…

  6. Hakın Karaca
    12:47 içinde 07 Ağustos 2009 | #6

    Açıkçası Rıdvan Hocamın yorumuna katılamayacağım;çünkü bügun dünya futbolunun önde gelen klüplerine baktığınızda çok uluslu bir yapı mevcut fakat buna rağmende dünyada en çpok başarıyı elde eden klüplerde bunların arasından çıkmakta peki nasıl olurda teknik direktörle yanabcı futbolcuların farklı uluslardan olmasının dezavantaj olduğunu söyleyebilir???
    Eğer söz konusu Türkiye ise bundan bahsetmek mümkün;fakat bugün Fenerbahçe’deki çok ‘sambacı’ yapı başarıyı getirebileceği gibi başarısızlığı da getirebilir;unutmayalım ki bu takımın başına Zico’nun gelmesinde Alex’in önderliğini çektiği futbolcuların etkisi çok…
    Açıkçası Daum’da başarılı olabileceğini hiç sanmıyorum;bunun sebebi çok brezilyalı yoğunluklu bir yapıdan değil geçen senelerden beri fenerbahçe’nin çektiği sıkıntı olan dar kadro sıkıntısının giderilmiş olması…
    Geçtiğimiz senelerden de hatırladığımız gibi Daum hangi maç olursa olsun her zaman ilk onbirde sahaya sürdüğü oyuncularla oynamayı tercih ediyor;yedekler yedek klübesinde yıpranıyordu.Bu sene ise tam tersi gerçekleşti Daum’un eline kadro genişliği olan bir Fenerbahçe verdiler;Bence başarız olunursa en büyük nedeni bu olacaktır.
    Deplasmanda 4-1′in rövanşında Honved’le oynanan maçta Daum turu neredeyse ilk maçta garantilemesine rağmen bir iki sakatlıktan kaynaklanan oyuncu değişikliği haricinde kadrosuyla oynamadı;bu da gösteriyor ki Daum aynı mantalitesini devam ettiriyor.
    Bu ileride çok ciddi sonuçlar doğuracaktır;brezilyadan transfer edilen oyuncular 3gün sonra hazırlık maçına çıkarılıyor;turu geçtim dediğiniz bir maçta takımda rotasyona gitmiyorsunuz;yedek klübesindeki futbolcular ne düşünecektir sizce????
    Bugün Türkiye Süper Ligi’nin gözde oyuncularından olan Özer Hurmacı ve Mehmet Topuz gibi oyuncular transfer edildi;peki Fenerbahçe bu zamana Anadolu klüplerinin gözde futbolcularını takıma katmayı hep bildi;fakat bana Tuncay haricinde bir futbolcu sayın ki Fenerbahçe’ye gelince çıtasını yükseltmiş olsun…
    Ümid ediyorum ki bu saydıklarımdan dolayı özellikle Özer Hurmacı sıkıntılar yaşamaz çünkü Türk Futbolu adına gerçekten çok büyük bir fırsat kendisi;oyunu iyi oynamanın yanında fırsat verildiğinde taraftarların tribüne gelme sebebi olacağına inanıyorum…
    Ümid ediyorum Daum kadro ve oyuncu seçimlerinde takıntılı olmaz ve elindeki oyuncuları doğru zamanda doğru şekilde kullanır yoksa ilerleyen zamanlarda yedek eskiycen çok kranpon olacaktır…

  7. Burak Özgen Güner
    23:39 içinde 12 Ağustos 2009 | #7

    Uluslardan yola çıkarak bir çıkarım yapmak her zaman doğru olamayabilir. En basitinden geçen sene yaşanan Emre- Deivid, Uğur Boral- Deivid gerginliklerini düşünelim. Bu gerginliklerden çıkabilecek olası bir kutuplaşma zaten kötüye giden takımı tepetaklak edebilirdi. Şükür ki Fenerbahçe’nin Brezilyalıları özellikle Alex ve Roberto Carlos profesyonel olduklarından böyle bir kutuplaşmayı görmedik. Dolayısıyla sadece aynı ulustan olmaları değil, profesyonel olmaları da gerekir futbolcuların. Bu sözü örnekleyebilecek en belirgin takım Fenerbahçe olduğundan Fenerbahçe’den devam edelim. Bu sene Fenerbahçe, Gökhan Gönül haricinde her futbolcunun yerinde kaliteli bir futbolcu bulundurabilecek bir kadro yarattı. Brezilyalı sayısı Wederson’u da sayarsak 8′e yükseldi. Hatırlayalım Zico döneminde Brezilyalıların bir alternatifi yoktu. Fakat şimdi mesela Deivid’in ilk 11 oynayacağı bir maç olmayadabilir. Bunun yanında defans yapamayan ve kondisyonu 90 dakikayı kotaramayan Alex’in de özellikle Avrupa Kupası maçlarında kenarda oturması kuvvetle muhtemel. Ben zaten Roberto Carlos’un performansından memnun değilim. Onun da kenarda oturması gerekir gibime geliyor. Wederson zaten yedek oyuncu, çok büyük ihtimal ile Tuncay bu sezon kiralık olarak Fenerbahçe’ye gelecek, sol açıkta o oynayacak. Edu uzun bir süre olmayacak. Sahada kalan Bilica, Christian, Andre ile sadece 3 Brezilyalı futbolcu olacak. Yeri gelmişken 4-4-1-1 dizilişinden 4-4-2′ye geçecek olan Fenerbahçe’nin oyun şablonu da artık modern futbola ayak uydurabilecek bir yapıya kavuşacak. Hiçbir Avrupa takımında kalmayan 10 numara sendromundan en azından artık Avrupa Liginde başarı elde etmek için Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın kurtulması gerekiyor. Ama hala Beşiktaş 10 numara arayışında, Galatasaray’ın şatafatlı Elano transferi ve Fenerbahçe’nin hala Alex ısrarı sürüyor. Artık Defans yapamayan bir futbolcunun modern futbolda yeri olmadığı bas bas bağrılırken biz kendi takımlarının oynatmadığı futbolcuları alıp bir de bunla övünüyoruz. Her neyse, konumuza geri dönersek Brezilyalıların oynamamaları durumda neler olabileceğini, futbolcuların nasıl bir tutum içinde olabileceklerini daha görme fırsatımız olmadı. Fenerbahçe’nin futbolcularının çok profesyonel olması dolayısıyla bir sorun yaşanmayabilir fakat başka takımlarda bu avantaj olarak görülen durum büyük bir dezavantaja da dönüşebilir.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.