Ana Sayfa > Genel > Rıdvan Dilmen: Ülke çeşitliliği olmaması avantaj

Rıdvan Dilmen: Ülke çeşitliliği olmaması avantaj

31 Temmuz 2009

250409-dilmenTeknik Direktörlerin farklı ülkelerden futbolcularla çalışması zordur. Bu anlamda, Fenerbahçe’nin kadrosundaki yabancıların biri hariç tamamının Brezilyalı olması avantaj olarak kabul edilebilir.

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz…

Genel

  1. Umit Ozkaya
    11:26 içinde 31 Temmuz 2009 | #1

    Teknik direktörlerin farklı ülkelerden futbolcularla çalışmasının zor olduğu düşüncesine hak vermemek olmaz. Ancak bunun teknik direktörlere bir avantaj sağladığı noktasında bazı farklılıklar göze çarpmaktadır.

    Yüksek bütçeli, büyük takımların teknik direktörü olmak kolay değildir. Yönetim açısından olsun, taraftar açısından olsun beklentiler üst düzeydedir. Özellikle ülkemizde, bu durum diğer ülkelere oranla çok daha katıdır. Dolayısıyla büyük takımların başına getirilen teknik direktörler dünya futboluna yön vermiş liglerde görev yapmış, tecrübesiyle ve başarılarıyla dudak uçuklatan, vizyonu geniş kişiler olduğunu ya da olması gerektiğini düşünürsek, dünya futbolunu da futbolcularını da o kadar iyi tanıması gerekir gerçeğini de düşünmeliyiz. Nitekim müthiş yetenek ama şımarıklıkta level atlamış Arda’ya 10 numaralı formanın ve kaptanlığın verilerek büyük bir sorumlulukla takımın maestrosu olmasında sadece yönetim rol oynamamıştır, Rijkaard’ın hiç mi payı yok dersiniz?

    Kendi takımının, birliğe adaptasyon sürecinde aynı kültürün renklerini bir araya getirmek ve tutmak tabiki avatantajdır. Ancak rakip takımlar açısından düşündüğünüzde, işiniz hiç de kolay değildir.

    Rıdvan Hoca’nın verdiği örnekle, Fenerbahçe’yi ele alalım. BrezilBahçe olarak adlandırılan bu büyük takımımızın rakibini düşünün. Ben karşı tarafın teknik direktörü olsam, öncelikli olarak Brezilya futbolunun zaaflarını, eksikliklerini çözmeye çalışırım ve önlemlerimi buna göre alırım. Defansif anlamda da, ofansif ve top kontrolü anlamında her şeyi kendi kontrolüme alacak bilgilere ve uygulamalara giderim. Kendi takımım da bu konuda gerekli her şeyi uygularsa, büyük oranda galibiyet benimdir.

    Ancak farklı kültürlerden gelmiş, farklı metodlarla yetiştirilmiş karma bir takım her zaman daha tehlikelidir – dediğimiz gibi Kurt Hoca yönetiminde. Önlem alınması zordur. Her oyuncunun farklı farklı yetenekleri, özellikleri ve zaafları vardır. Bu bağlamda da neyle karşılaşacağınız hiç belli olmaz. Bir şeylere net olarak ulaşmak, neredeyse imkansızdır. Rakip futbolculara birebir önlem almak ve bir bütün içinde olabilmek, zordur. Başında Hollandalı, saha içinde Fil Dişili, Kongolu, Brezilyalı, İngiliz, Çek ve Türk yeteneklerle bir bütün olmuş Galatasaray’a karşı teorik anlamda tek kültürlü Fenerbahçe’nin şansı nedir? Önlemler nasıl alınır, neye göre alınır? İşte bunu kestirmek, tek kültürlü bir takımı kestirmekten daha zordur.

    Yani Rıdvan Hoca’nın bu düşüncesi kısmen doğru olsa da, geniş anlamda avantaj olmayabilir. Sonuçta futbol kağıt üzerinde oynanmıyor…

  2. Esra Güneş
    13:02 içinde 31 Temmuz 2009 | #2

    Futbolcuların Ülkeleri ve Oynadıkları Takımlar

    Fenerbahçe futbolcularının biri hariç hepsinin Brezilyalı olmasını kötü yönde de eleştirebiliriz.Brezilyalılar genelde yeteneklidirler ve Fenerbahçe de bu futbolculardan yararlanmak istiyor.Fakat 1-2 Brezilyalı yeter de artar bile.Benim anlamadığım konu şu:NEDEN BREZİLYALILAR?.Neden tüm transferler Brezilyalı?Yapılan yada yapılacak olan transferler Brezilyalı olmasa Fenerbahçede sorun mu yaratır?Tabi ki hayır.Bunun en güzel örneği Galatasaray…Galatasarayda Çek,Avusturalyalı,Türk,Brezilyalı,Kongolu futbolcular ve Hollandalı bir hoca var.Galatasaraydaki bu kişilerin farklı ülkelerden olması takım adına sorun mu yarattı?Yanıtımız yine hayır olacak.Yeni futbolcular ve yeni antrenörümüz geldiğinden itibaren birbirleriyle sanki daha önceden çalışmışlar gibi anlaştılar.Takımdaki yenilerle eskiler arasındaki uyum da çok kısa sürede tamamlandı.

    Hiç olmazsa Galatasaraydaki futbolcuların Premier Lig,La Liga ve Bundes Liga gibi deneyimleri var.Yani her futbolcu Avrupa yüzü görmüş.Fakat Fenerbahçede ise birçok Brezilyalı futbolcu da Avrupa liglerinde oynadılar fakat en verimli ve Avrupa takımlarının sırrını en üst derecede çözen tek kişi kuşkusuz Roberto Carlos.Fenerbahçenin Sahaya sürdükleri ilk 11in 6 tanesi Brezilyalı ve kalan sadece 5 tanesi Türk.Bence Fenerbahçe artık bir Türk takımı değil,Brezilya takımı.Brezilya liglerinin takımlarında bile bu kadar Brezilyalı yok.

    Yeni transferlerden ise Yine BREZİLYALI Dos Santosa yönelmek istiyorum.Dos Brezilya liginde oynayan bSantos da Fenerbahçeye gelmeden Brezilya liginin takımında oynuyordu.Brezilya ligi ile Türkiye Ligi bence kıyaslanamaz.Çünkü bir futbolcuya Türkiyeden teklif götürülse O futbolcu hemen toparlanıp Türkiyeye gelir.Çünkü Türkiye ligi onun için bir dönüm noktasıdır.Tıpkı Türkiyede oynayan bir futbolcuya İspanya kulüplerinin ve İngiltere kulüplerinin teklif götürmesi gibi.

    FIFA dan ve TFF den izin gelse Fenerbahce Yönetimi artık Türk futbolcuları kovacak ve yedekler+11 futbolcunun tamamını Brezilyalı yapacak.Transferlerde aynı ülke futbolcularının bir arada olmasıyla takım daha iyiye gider sistemini beğenmiyorum.Sonuçta farklı ülkelerden gelen futbolcuların tercümanları ve menajerleri var.

    Fenerbahçenin transferleri ve yönetimin kararları gerçekten Fenerbahçeyi Türk takımı olmaktan çıkarıyor.Sonuçta futbol farklı ülkelerden gelen futbolcuların aynı takımda yeteneklerini daha iyi yansıtması ve çeşitli şekillerde takımı daha iyiye götürmeleri için var.Kısacası bir paylaşım için var.Futbol kavramının açıklaması Fenerbahçenin olumsuz yöndeki transfer sistemi sayesinde giderilmektedir.Ama yinede UEFA liginde Galatasaray ve Fenerbahçeye başarılar dilerim…

  3. 13:58 içinde 31 Temmuz 2009 | #3

    - İşte Bu Formül Trabzonspor’u Şampiyonluğa Taşıyabilir ! -

    Trabzonsporlu değilim ama hayatımda hiç Trabzonspor şampiyonluğu görmediğim için bu nasıl bir olaydır diye merak ediyorum. Ben 3-4 yaşlarımdayken Trabzonspor şampiyon olmuş ama ben bunu hatırlayamadığım için olmamış varsayıyorum.

    Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş gibi takımların çoklu ülkelerden karma futbolcular ile şampiyonluk yakaladığı defalarca görülmüştür. Yalnız Trabzonspor’a aynı aşı tutmadığı için bu konuda sıkıntı yaşamıştır. Trabzonspor’un şampiyon olamamasının en büyük nedenide budur zaten. Ülke çeşitliliğine sahip futbolcuları aynı anda barındırdığı için 25 yıldır özlenen şampiyonluğa hasret kalmıştır.

    Fenerbahçe’nin bu seneki kadrosunun çoğunluğunun aynı ülkeden olması bir avantaj. Buna Daum gibi kurt bir hocanın tecrübeside eklenince büyük bir güç meydana çıkıyor. Trabzonsporda bu formülü kullanarak şampiyonluk konusunda iddialı olabilir. Başka bir formülüde deneyebilir Trabzonspor. Lakin başarıyı zirvelemek istiyorlarsa mutlaka bu 2 formülden birisini denemek zorundalar.

    Formül 1 ” Tüm yabancılar aynı ülkeden olacak ”

    Trabzon şehiri,iklim,sosyal konum,çevre,eğitim-öğretim,kültürel,eğlence,gece hayatı gibi yabancıların sevdiği veya aileleri tarafından ihtiyaç duydukları bir çok unsurdan yoksun bir şehir. Trabzonspor’a gelen özellikle kaliteli yabancıların hep sorun yaşadığına şahit oluyoruz basından. Üstelik yabancı oyuncuların farklı ülkelerden seçilmesi,zaten zor adapte olunan bir şehirin takımındaki sıkıntıların,zorlukların kat kat artmasına zemin hazırlıyor. Trabzonspor aleyhine cereyan eden bu durumu çözmek için takımlarına transfer edecekleri tüm yabancı oyuncuları aynı ülkeden veya aynı dili konuşan uluslardan seçmek zorunda. İstanbul takımlarının böyle bir zorunluluğu yok, çünkü İstanbul şehrinin tüm özellikleri yabancıların kolay adapte olmalarını sağlıyor. Yani bir futbolcu takımında mutlu olmazsa bile şehirde mutlu oluyor. Bu sıkıntıyı telafi edebiliyor kendi bünyesinde. Ama Trabzon şehrinin sosyo kültürel yapısı buna musait değil. O yüzden 2 taraflı şekilde mutlu yaşamalı Trabzonsporlu yabancılar. İşte bu yüzden olmazsa olmazdır bu formül Bordo Mavililer için.

    Formül 2 ” Takımın Hepsi En Kaliteli Türk Oyunculardan Oluşacak ”

    Trabzonspor için diğer bir çıkış yoluda bu formüldür. Bordo mavili ekibin şampiyon olduğu senelerdeki en büyük unsur neydi ? Özkaynak düzeninden gelen ve değişik takımlardan transfer edilen Trabzon ve Karadeniz kökenli futbolcuların bir arada aynı ekipte toplanmasıydı. İşte Trabzonspor bu formülle 6 şampiyonluk yaşadı. Fakat günümüz futbolunda alt yapılara fazla önem verilmediğinden veya alt yapılarımızdan eskisi kadar sayıca fazla yetenekli futbolcu çıkmadığından ötürü sadece Trabzonspor’un değil, hiç bir takımımızın özkaynak düzeniyle şampiyon olması bu devirde çok zor. Özetle bu çağda öyle bir jenerasyonun bir daha yakalanması mucizedir.

    O halde Trabzonspor şu formülü denemeli.Hiç yabancı futbolcu transfer etmeyecek. Tüm futbolcularını yerli ama kaliteli adamlardan seçecek. Piyasada transferin gözdesi hangi yıldızlar varsa kendi bünyesine kazandıracak. Öncelik itibariyle karadeniz kökenlilere yönelecek. Bu formülde işe yarar kanısındayım. Çünkü Türk futbolcusu ülkemizin tüm coğrafyasına ayak uydurabilir. Ama yabancı oyuncular Trabzonda sıkıntı yaşıyor bu bir gerçek.

    İşte bu iki formül tüm takımlarımıza başarı yolunda faydalı olabilir. Lakin özellikle bu formüllere Trabzonspor’un daha çok ihtiyacı olduğu için bordo mavili ekibi ana tema olarak ele aldım.

  4. Uğur Türker
    14:08 içinde 31 Temmuz 2009 | #4

    Hızlı oyun & Alex
    Ülke çeşitliliği aslında avantaj gibi gözükse de sistem açısından bir tıkanıklığa bürünebilir. Özlelikle Fenerbahçe gibi yabancıların hepsi brezilyalı olunca durum şartlara uyum sağlama konusunda daha sert yaşanabilir. Çünkü sahip olunan bütün brezilyalılar hiç avrupa tecrübesi yaşamadan direkt türkiyey geldiklerinden çoğu zaman avrupa da oynanan fizik kondüsyon tabanlı oyunun farkında olamıyorlar. Bu da onların işler kötüye gitmeye başladıkları zaman brezilsel bir çözüm aramalarına sebeb oluyor. Ha diyeceksiniz ki ne güzel hepsi aynı şeyi düşünür ve yaparsa çark süper döner ama her zaman olmuyor işte. O sahip olunan tek çark her baskıyı kaldırmaya her krizi bertaraf etmeye yetmiyor.
    Diğer bir yandan ise maç maç takımlardaki oyuncuların performansları değişkenlik gösterir. Hele ki takımınızda farklı özellikte ve stilde oyuncu varsa oyuncu performansları maç içi sistem içinde bile belirleyici olur. Misal Galatasaray için keita ve barosun formda olduğu maç hızlı bir tarzda, arda ve elanonun formda oldukları maçlar ise daha yavaş tempo ile geçecektir. Çünkü her biri farklı sistem üzerine oturtulmuş bir futbol mantığına sahiptirler.
    Gel gör ki brezilya futbolu hiç değişmeyecek gibi özllikle fenerbahçe için oyuncular hala ziconun oynattığı yavaş ama çok paslı sistemden kopamamışlar. Bir de alınan yeni brezilyalılarda aynı ekolden gelince elinizde aynı oyunu oynamak isteyen 8 brezilyalı oluyor ama siz ben takımıma hızlı oyun aşılayacağım diyorsunuz.bkz Daum açıklamaları Boluspor maçından sonra. Byle olunca da ortaya bir çorba çıkıyor. Kesik yemiş , küsmüş suratlı deivid , 20 gol atsamda gitsem diye bakan guiza ve takımdaki brezilyalıların statik oyununa isyan edercesine her zaman öne çıkıp hücum opresi başlatmak isteyen emre takımın en sivrilen elemanları oluyor kimi artı kimi eksi olarak. Diğerleri zaten alex ekolunun öğrencileri oldukları için ses çıkaramaz olmuşlar.
    Burada Pellegrini – Ronaldo konusunda en büyük problem aslında Raul demiştim, galiba Fenerbahçe içinde en büyük problem Alex olucak. Daha da net yazarsak; artık yaşlanan ve temposu iyice düeşn alex daumun 90 dakika basan yada ısıran takımın en büyük derdi olacak gibi ama sadece sahada değil soyunma odasıdaki 7 müridiyle her yerde.
    Bu yıl her sene hocalara vurulan Azizsilini Alexede uygulayabilir Yıldırım hemde geç kalmadan. Çünkü o demedimi ben hem taştan hemde futboldan iyi anlarım diye…
    Saygılarımla,
    Uğur Türker

  5. Ali Sırmabıyık
    14:22 içinde 31 Temmuz 2009 | #5

    Tek ülke gerçekten avantaj mı?

    Takımlar oynadıkları futbolu zenginleştirmek ve güzelleştirmek için yabancı oyuncu transferleri için ülkemiz koşullarının ve oyuncuların gerçek değerlerinin çok üstünde ücretler ödeyerek bu transferleri gerçekleştiriyorlar. Ülkemizde de son yıllarda artarak devam eden bir ‘Latin Amerikalı oyuncu’ hayranlığı hatta hastalığı var. Sanki gelenlerin hepsi Maradona, Pele ya da Sokrates. Transfer edilen Nartallo, Maldonado ve Lincoln gibi kötü örnekler önümüzde dururken bu yöntemin her zaman işe yaradığını söylemek gerçekten de çok zor.

    Latin Amerika’dan oyuncu transferi konusunda da Fenerbahçe’nin rakiplerinden çok ama çok önde gittiği inkar edilemez. Takımdaşlık ve takım ruhunun oluşması için aynı kültürden gelen ve aynı dili konuşan oyuncular almak başta avantaj gibi gözükebilir. Ancak, unutmamak gerekir ki Fenerbahçe kadrosunda bulunan Brezilyalıların (Roberto Carlos hariç) daha önceden Avrupa tecrübesi olmaması ve mücadele seviyesi Türkiye’den çok ama çok altta olan Brezilya’dan gelmeleri zorluk derecesi yüksek maçlar gelip çattığında Fenerbahçe’nin başına iş açarsa kimse şaşırmamalıdır. Fenerbahçe’nin kendi sıkletinin çok altındaki takımlara karşı oynadığı maçlarda bu Brezilyalılar dünyanın en iyi oyuncuları gibi gözükebilir. Derbiler başladığında ya da Avrupa Liginde biraz kalbur üstü bir takımla karşılaşıldığında şişirilen bu balon patlarsa kimse hayal kırıklığına uğramasın.

    Ayrıca aynı ülkeden olan oyuncuların bir tür komün oluşturma ve o komünden dışarı çıkmama riski de her zaman için bulunmaktadır. Özellikle Brezilyalı oyuncuların aynı ‘İsa’nın atletleri’ gibi ‘İstanbullu Brezilyalılar’ adından bir grup varmış ve bu gruba üyeymiş gibi davranmaları yani sürekli bir arada olmaları takım ruhu adına büyük bir dezavantaj yaratmaktadır. Eğer gerçekten ülke çeşitliliği olmamasının bir avantaj olduğundan söz edilecekse bu ancak bir gün o Brezilyalılar arasında Uğur Boral, Emre Belözoğlu ya da Semih Şentürk eşleri ile birlikte görüldüğü zaman söylenebilir. Kamplarda, maçlarda ve özel hayatlarında Brezilyalıların sadece Brezilyalılarla olması sadece onların avantajına olur. Bu durum da gün gelir Fenerbahçe’yi ne olduğunu bile anlamdan nakavt eder. Geçmiş yıllarda ayyuka çıkan Alex’çiler ve Alexçi olmayanlar diye iki grup olduğu yönünde çıkan haberler hala hafızalarımızdaki yerini koruyor. Hatta öyle bir durum oluşmuştu ki Alex’in ilk 11′de kimim oynayıp kimin oynamayacağına karar verdiği ve transfer edilecek oyuncuları bile onun belirlediği özellikle Maldonado’nun transferinde onun çok etkili olduğu söylenmişti.

    Fenerbahçe eğer bu sezon hem lig şampiyonluğunu hem Türkiye Kupasını kazanıp hem de Avrupa’da başarılı olursa tüm bu konuşulanlar unutulup gidecek ve bu başarıyı takım içinde aynı ülkeden oyuncuların fazlalığına bağlayanlar olacak ama kapalı kapılar ardında yaşananları bilemediğimiz için bu değerlendirmelerin ne kadar sağlıklı olduğunu hiç bir zaman tam anlamıyla öğrenme fırsatını bulamayacağız.

  6. Didem Dilmen Kılıç
    14:22 içinde 31 Temmuz 2009 | #6

    Fenerbahçe’de yıllardır süren Brezilya ekolü, sarı-lacivertlilerin neredeyse pek çok Brezilya ligi takımından daha fazla Brezilyalı oyuncudan kurulmasına kadar vardı.

    Bir takımı 9 ayrı ülkeden kurmaktansa 2 milletten kurmanın elbette bazı avantajları olacak. Dil sorununu ortadan kaldırması, arkadaşlık ve uyum sorununu en aza indirmesiyle Fenerbahçe’de iletişim daha kolay kurulacak, Daum ve teknik ekibin işi kolaylaşacak şüphesiz.

    Ancak öte yandan, Fenerbahçe forum grubu değil… Yabancı oyuncuların bu ülke futbolunda yer almasındaki amaç, değişik teknik ve altyapılarda, farklı kültürlerde yetişmiş oyuncularla ligdeki oyun ve kalitenin yükselmesi değil mi? Tek başına Brezilyalılarla bunu başarabilir miyiz gerçekten? Alman disiplini, İngiliz tekniği, İspanyol alt yapısı, İtalyan çılgınlığı boşuna mı?

    Bir Türkler bir de Brezilyalılar yeter düşüncesi, Brezilya milli takımının inanılması zor başarıları ve baş döndüren muazzamlığından geliyorsa eğer, kötü haberlerim var; Brezilya Milli Takımı bile çoğunluğu Avrupa disiplini almış oyunculardan kuruluyor…

    Brezilyalılar doğuştan futbol harikası olarak doğsalar da, Avrupa’da futbol bir başka oynanıyor.

    Bütün bunlar bir yana, bu kadar çok Brezilyalı’nın bir araya gelip, Aziz Yıldırım’ı rehin alarak “biz takımı alıp Brezilya’ya gidiyoruz, yaklaşmayın yoksa Başkan’ınızı vururuz” deyip bohçalarını toplamaları da bir başka risk.

  7. Mustafa Koç
    17:22 içinde 31 Temmuz 2009 | #7

    Aynı Dili Konuşmak

    Aynı dili konuşmak bir olmak, bütün olmak, aile olmak, takım olabilmektir bence. Dil gerçekten çok önemli bir konudur. İnsanın kendi anlatabilmesi ifade edebilmesi, karşısındakini anlayabilmesi çok önemli ve hassas bir konudur. İnsanların kendini ifade edebilmesi, karşısındaki anlayabilmesi insan ilişkileri bakımından çok önemlidir. Okulda, işte, evde, sokakta, otobüsde herkes biri ile konuşurken kendini en iyi şekilde ifade etmeye çalışır ve karşısındakininde kendinisini anlamasını ister.

    Peki şimdi ligimize bakalım. Her yıl bir sürü yabancı transfer yapıyor takımlar ve dilimizi öğretmeye hiç yeltenmiyoruz. Her futbolcunun yanına bir tane tercüman, sabah akşam peşlerinde. Dünyanın her yerinde yabancı bir transfer yapıldığında o transferin ilk yaptığı iş gideceği ülkenin dilini öğrenmektir. Fernando Torres, Liverpool’a transferi kesinleştikten sonra daha lig bitmeden ingilizce öğrenmeye başlamış. Peki biz neyi çok daha iyi biliyoruzda bunu uygulamıyoruz. Bu hem saha içinde hemde saha dışında bir çok problemle karşımıza çıkıyor. En son örnek ise Galatasaray – Beşiktaş maçında Delgado ile karşımıza çıktı. Derdini anlatamadı takımını eksik kaldı.

    Gerrard, Liverpool’a yeni bir oyuncu transfer olduğunda, o oyuncuya kulübün geçmişini geleneklerini anlatan bi belgesel izletirmiş ve bir güzel nutuk çekermiş. Sebebi nedir peki bu olayın. Takıma yeni katılan oyuncunun, takımı tamamen benimsemesini sağlam ve gerçekten bi takım olmak, aile olmaktır. Bunun içinde aynı dili konuşmak gerekir.

    Son 5 senedir Fenerbahçe’nin ligde ve önce ki sene Şampiyonlar Liginde yakaladığı bir başarı var. Bu başarının altındacda Brezilyalı oyuncuların çokluğu yatmakta ve aynı dili konuşan bu oyuncuların yanı sıra takımdaki Türk oyuncuların da Portekizce bilmeleridir. Zico’dan sonra takıma gelen Aragones’in bu uyumu yakalayamaması geçen sene gelen başarısızlığın en önemli unsurlarından biri olarak gösteriliyor. Futbolcuların yaptığı açıklamalardan da bu net bir şekilde ortaya çıkıyor. Semih ve takımın bir çok önemli oyuncusu hoca ile aralarında uyuşmazlığın olduğunu kendini anlatamadığını söylüyorlar. Bu sene de Fenerbahçe transfer politikasını bu yönde kullandı. Şu anda takımdaki yabancı oyuncular Guiza hariç Brezilyalı. Yazının başında da bahsettiğim gibi aynı dili konuşan bu oyuncuların birbirlrerini anlayabilmesi bir aile olabilmesi çok daha rahat olacaktır. Başlarında da çok deneyimli ve oyuncuları bir hedefin etrafında toplayabilecek tecrübeli bir teknik direktör olduğunu düşünürsek, Fernerbahçe’nin iyi bir takım olabilme yolunda attığı adımların mantıklı olduğunu savunabiliriz.

    İşin aslına, özüne dönecek olursak; takımdaki herkesin birbirini anlayabilmesi çok önemlidir. Başarı için herkesin aynı aynı dili konuşup aynı gayenin altında buluşması, gerçek bir takım olmak için başat bir gerçektir.

  8. Abdullah Aksoğan
    21:04 içinde 31 Temmuz 2009 | #8

    Türkiye’de suni gündem yaratmaya bayılıyor medya. Futbolcuların karakteristik özellikleri tartışılmıyor, hangi ulustan oldukları tartışılıyorsa ben art niyet ararım. Türkiye çok ileri bir futbol ülkesi değil. Orta düzeyde bir futbol oynanıyor. Ülke olarak bu seviyeyi yukarı çekmek istiyor ve şampiyonlar ülkesi olmak istiyorsak futbolcuların ve kurulacak takımların teknik özelliklerini tartışmamızda fayda vardır.

    İlla ki bu gündem yaratılacaksa, Daum gibi bir adama Brezilya’dan çok futbolcu getirdi derken Daum’un Brezilya’da nasıl bir etkinliği olduğu veya Brezilya’dan nasıl futbolcular çıkarttığına bakılmalıdır. Daum dünya üstünde harika bir scout ekibine sahip değildir ancak Brezilya ligini en iyi takip eden teknik direktörlerden birisidir. Ze Roberto, Lucio gibi oyuncular yeterli referanslardır. Fenerbahçe’ye kazandırdığı oyuncuları yazmıyorum bile. Daum, Brezilya liginden kendi ihtiyaçları doğrultusunda futbolcular çıkartmayı hep başarmıştır. Brezilyalı futbolculara ne vermesi gerektiğini de çok iyi biliyor. Koch’u kullanarak Brezilyalılarda eksik olan kondisyon sorununu da ortadan kaldırıyor.

    Fenerbahçe’de 8 Brezilyalı bulunması çok büyük avantaj. Futbolculara baktığımızda çoğu aile yaşantıları olarak çok iyiler. Başlarında Alex ve Roberto Carlos gibi harika kişilikte ağabeyleri var. Daum gibi dillerinden çok iyi anlayan ve onları nasıl kullanabileceğini bilen bir teknik direktör var. Bu durumda 8 Brezilyalı Fenerbahçe için avantajdır. Fenerbahçe’nin yıllarıdır süre gelen bir Brezilya sempatisi olduğunu da düşünürsek bu sorunun sadece medya tarafından çıkartılmaya çalışıldığı bir gerçek.

    Peki, Dünya futbolunda oluşan bu gruplaşmayı görmemezlikten mi gelmeliyiz. Tabi ki hayır! Dünya futbolcunda bir Brezilya ve Avrupa çekişmesi olduğu apaçık ortada. Büyük takımlarda çok uluslu oyuncular bulunduğu için Brezilyalılar ve diğerleri arasında büyük bir kamplaşma oluşuyor. Avrupalı oyuncular Brezilyalılar ile yarışmayı göze alabildikleri için bu kamplaşma oluşuyor. Kamplaşmanın oluşmasında ki asıl etkende zaten başarıya ulaşma sevdasından kaynaklanıyor.
    Türkiye gibi orta düzey ülkelerde, özellikle dünya futboluna futbolcu kazandırmada sorunlar yaşayan ülkelerde Brezilyalılar ilah derecesinde büyük futbolcular olarak görüldüğü için bu kamplaşma evresine daha geçememiş bulunuyor. Fenerbahçe’de kamplaşmanın başlaması için Türk futbolcuların çıtayı yükseltmesi gerekiyor. Medya’nın biraz daha çalışması lazım!

  9. Serhan Çelebi
    12:14 içinde 01 Ağustos 2009 | #9

    DAUM WENGER’E KARŞI yahut KARAKTER MESELESİ

    Futbolda yabancı oyuncu meselesi her ülkenin başına gelmiş, uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Çok çeşitli fikirler, fazla sayıda yabancının milli takım başarısını etkilediği gibi farklı farklı argümanlar ülkelere has modellerde cevap bulmuştur. Örneğin Avrupa’nın çoğu ülkesinde AB vatandaşı oyuncuların (kanunen serbest dolaşım hakları olduğundan) istedikleri ülkenin takımında oynamaları sınırlanamaz. Ancak AB vatandaşı olmayanlar (çoğunlukla Brezilyalılar veya Arjantililer) yabancı sınırlamasına takılır. İngiltere, İsviçre, Norveç gibi ülkelerde çalışma izni almak hiç kolay değildir. Sonuç olarak kimileri bu sorunu şimdilik çözmüş; kimileri ise halen çözmeye uğraşmaktadır. Kanımca Türkiye de bu konuyu henüz mutabakata bağlayamayanlardan. Öyle olsaydı kırk yıllık Uche Deniz, Marcio Mert, Marco Mehmet olur muydu?

    Bundan 10 yıl öncesine kadar yabancı sınırlaması Türkiye’de 4 idi. Özellikle Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’nin başına gelmesinden sonra bu sayı hızla yükselmeye başladı ve bugünkü halini aldı. Bununla birlikte büyük kulüpler (yine özellikle Aziz Yıldırım) bu yabancı sınırının tamamen kaldırılmasını ya da en azından artırılmasını istiyorlar. Bunun için de aslında bazı haklı savları yok değil. Kalburüstü Türk oyuncuların değerleri balon gibi şişiyor (ilk akla gelenler Mehmet Topuz, Özer Hurmacı, İsmail Köybaşı…). Öte yandan benzer kalitedeki yabancı oyuncuları (özellikle Avrupalı olmayanlarını) Türkiye’ye getirmek görece daha ucuz- tabi ki Ferrari gibilerini kastetmiyorum. Bu bağlamda Fenerbahçe, yıllardır bir yabancılar kulübü görüntüsünde olmayı tercih etmiştir. Kadıköy, zaman zaman Slavların (Elvir Bolic, Milan Rapaic, Elvir Baljic, Emil Kostadinov, Stjepan Tomas, Zoran Mirkovic, Mert Meriç, Nikola Lazetic, Ivalio Petkov, Miroslav Stevic, Kezman vs.) barınağı olmuşsa da şimdilerde moda Brezilyalılar.

    Brezilyalıların Kadıköy çıkarması, tesadüfe bakın ki Alex’in başarısından sonra hızla artıyor. 2004-2005 sezonunda Fenerbahçe’ye katılan Alex adeta bir milat gibi. Alex’ten önce: Gerson, Simao, Washington, Fabio Luciano, Marcio Nobre ve Aurelio. 1907-2004 arası toplam altı oyuncu. Alex’ten sonra (dikkat transfer sezonu henüz bitmedi, şu ana dek diyelim): Fabiano Lima, Edu, Deivid, Roberto Carlos, Wederson, Bilica, Cristian ve Andre Santos. Alex’in transferlere olan etkisi bilinen bir gerçek (örneğin Maldonado vakası). Ancak, Alex’i milat kabul eden bu analiz yanıltıcı olabilir. Doğru analiz şudur: Alex değil, Daum etkisi!

    Fenerbahçe tarihinde Daum’un 2003 yılındaki gelişine dek yalnızca üç Brezilyalı oyuncu vardır: Gerson, Simao ve Washington. Hatta Simao’yu hatırlayanlar pek nadirdir. Bunların dışında kalan tüm Brezilyalı oyuncular ya Daum döneminde, ya da Daum zamanındaki Sambacı başarısının bir devamı olarak Zico döneminde (Deivid, Edu, Wederson, Carlos) alınmıştır. Bu sebeplerden Daum’un Fenerbahçe’de (ve belki de Türkiye’de) bir Brezilyalı devrimi yaptığı söylenebilir. Şu anda vardığımız noktada Fanatik’in haberine göre Fenerbahçe, Avrupa’nın 140 takımı arasında sahip olduğu sekiz Brezilyalı ile kadrosunda en çok Brezilyalı oynatan takım konumunda.

    Wenger’in Brezilyalılar hakkındaki ünlü açıklamasında doğruluk payı olduğuna kesinlikle inanıyorum. Hatta Wenger’in söylediği “3’ten sonrası tehlikelidir” sözü yalnızca Sambacılar için değil, yabancı bir ülkede top koşturan tüm milletlerden oyuncular için geçerli olmalıdır. Gayet olağan bir refleks olarak insanlar (ve dolayısıyla futbolcular), yabancı oldukları bir yerde, aynı kültürden, aynı çevreden insanlarla yakınlaşmak, vakit geçirmek isteyeceklerdir. Hem saha içinde, hem de saha dışında aralarında bir kan kardeşliği doğacaktır. Ne var ki, yabancı oyuncuların(hatta bazen İstanbul’da memleket hasreti çeken yerli oyuncuların) bu kenetlenme hali, takım kimyası adına kötü sonuçlar doğurabilir. Bilinen adıyla bu duruma gruplaşma deniliyor. İşte tam bu noktada, Rıdvan Dilmen’in öne sürdüğü gibi aynı ülkeden oyuncularla çalışmanın, yeni gelenlerin takıma uyum sürecini kısaltma haricinde büyük bir avantaj oluşturduğunu sanmıyorum. Tersine, bunun uzun vadede faydadan çok zarar getirme riski yüksektir. Saha içinde (ve dışında) iletişim muhakkak önemlidir. Ama özünde futbolun dili birdir. Ne seviyede olursa olsun futbol oynayan herkes, hiç konuşmadan, göz hareketleriyle dahi anlaşabilen oyuncular görmüştür. Kısacası bu türden adamların futbolun dilini iyi konuştukları söylenebilir. Bu da özünde yeterlidir.

    Peki yabancı transferi yaparken kriter ne olmalı? Basit. Bir futbolcunun takımı ipe götürmesi için yanında illa ki yardımcıları olmasına gerek yok- Lincoln tek başına bayağı büyük işler başardı mesela. Esas olan karakterdir. Takımlarımız sadece iyi futbolcular değil, iyi insanlar, iyi karakterler transfer etmeli- Harry Kewell’a kim ne diyebilir? İyi insan olmak da tabi ki dünya üzerinde belli milletlere bahşedilmiş bir özellik değil.

    Daum, ezber bozan rolünü üstlenmiş ve adeta Wenger’i yalancı çıkarmak için uğraşıyor. Üstelik her ne kadar farklı seviyelerde olsalar da, Daum şu güne dek yeterince başarılı. Bakalım bu sene de işi kıvırabilecek mi?

  10. Celal VELET
    11:36 içinde 04 Ağustos 2009 | #10

    Gerçek Çözüm Alyapılardır

    Futbol,herşeyden önce bir ekip oyunudur.İstediğiniz kadar iyi oyuncularınız olsun,eğer oyuncular arasında uyum yoksa ortaya konan oyun verimli olamayacak,sonuç elde edilmede zorlanılacak ve seyirci de zevk almayacak,sıkılacaktır.
    Takım olabilmek için ise birtakım unsurların bulunması gerekir.Bir kere takımı oluşturan oyuncuların birbirlerini anlaması gerekir.Burada oyuncuların aynı dili konuşması çok önemlidir.Tabiidir ki birçok ülkeden oyuncuların oynadığı büyük takımlarda bu her zaman mümkün olamayabilmektedir.Ancak bu takımlarda oyuncular farklı ülkelerden olsa da genellikle zaman içerisinde ingilizce gibi ortak bir dil üzerinden anlaşabilmekte ya da ingilizce,fransızca ve ispanyolca gibi birkaç gurup, birkaç dil üzerinden iletişim kurabilmektedir.Teknik direktörler genellikle uluslar arası dillerden bir veya birkaçını bilmekte ya da bilmediği diller için tercüman kullanmaktadır.Tüm bu durumlar bir şekilde iletişim kurulmaya çalışılsa da ideal olan değildir.Burada çeşitli anlaşmazlıklar çıkabilmekte,yanlış anlamalar ve uyum problemleri önemli sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.Bunun sonucunda zaman içerisinde takımdan kopmalar olabilmekte,yeterli verim alınamayabilmektedir.Birçok örneklerini medyada görebilmekteyiz.”Çok iyi oyuncudur ancak uyum problemi var ya da iyi bir oyuncu olmasına rağmen hocası ile problemi var ”gibi haberlerle sıkça karşılaşmaktayız.Frank Rijkard’ın bir gazetecinin Rüştü’yü neden oynatmadınız şeklindeki sorusuna ”takım arkadaşları ile ve defansla aynı dili konuşamıyordu ” şeklinde cevap vermesi birçok şeyi kendiliğinden anlatabilmektedir.
    Kuşkusuz aynı dili konuşmak yanında aynı ülkenin vatandaşı olmak ve aynı kültürü paylaşmak da iletişim,anlaşma ve takım olma yolunda çok önemli ilave avantaj ve katkı sağlayacaktır.Fenerbahçe’nin biri dışında yabancı oyuncularının Brezilyalı olması hem uyum problemlerini asgari seviyede tutacak hem iletişim’in yoğun olmasını sağlayacak ve hem de aynı kültürden geldikleri için orta ve uzun vadede de uyum sorunlarının peydah olmasını engelleyecek, oynadıkları dönemde moral motivasyonları da yüksek olacaktır.Aynı dili konuşmak iyi bir iletişim ve anlayışın oluşmasında çok önemli bir faktör olsa da aynı kültür ve ortak değerlerden gelmek çok önemli bir avantaj yaratacaktır.Sözkonusu ülke bir futbol ülkesi olan Brezilya olunca Fenerbahçe takımının ve Cristoph Daum’un yabancılarını aynı ülkeden seçmesi daha bir anlam kazanmaktadır.Sahada mücadele ederken aynı kültürden gelen,hem de aynı futbol kültüründen gelen aynı ekolü paylaşan oyuncular çok daha uyumlu ve akıcı bir oyun ortaya koyabilecekler,Daum da istediklerini oyuncularına kolaylıkla iletebilecektir.
    Ama herşey de bütün yabancı oyuncuların aynı ülkeden olması ile başarılamaz.Bence en büyük sorunlar uyum ve ekip olmaktan değil oyuncuların yapısından ve mücadele gücü ile ilgili karakteristiğinden kaynaklanacaktır.Çünkü Brezilya’nın futbol karakteristiğinde en göze çarpan şey teknik üstünlüktür.Kuşkusuz son yıllarda Avrupa’da çok sayıda Brezilyalı oyuncunun oynamasından dolayı kondüsyonel eksiklikleri azalmış ve mücadele gücünde önemli artışlar olmuştur.Bu genellikle uzun yıllar Avrupa’da oynayan oyuncularda olmaktadır.Daum da kondisyona önem veren bir teknik direktördür.Fenerbahçe’nin kondüsyonu da şüphesiz daha iyi olacaktır.Ancak Brezilyalı oyuncular hiçbir zaman doksan dakika kora kor mücadele eden, rakibini fizik kondüsyonu ile de ekarte eden,ikili mücadelelerden üstün çıkan ve sıklıkla bu tür mücadeleye giren oyuncular değildir.Zaten bazı takımlarda farklı ülkelerden oyuncuların olmasının da başlıca esprisi de budur aslında.Eski doğu bloku ve hatta Almanya’dan gelen oyuncular genellikle defansif yönü üstün,mücadele gücü yüksek,düz ve risksiz oynayan oyuncular olmasının yanında genellikle düşük maliyetlidir.Ve birçok Anadolu takımı da bu tür oyuncuları alabilmekte ve bir-iki tane de uygun maliyetli Brezilyalı ya da Güney Amerikalı oyuncu alıp birkaç tane de yerli oyuncu alarak takımını oluşturmaktadır.Brezilyalı oyuncular teknik yönden genelde üstün olduklarından daha çok ofansif oynamakta;forvet ya da orta sahada ya da kanatlarda oyun kurucu ya da kilit açıcı rollerde oynamakta genellikle de üst düzey başarılar elde edebilmektedirler.Aslında defansif oyuncuların belirttiğim ülkelerden forvet ve ofansif orta saha oyuncularının da Brezilya’dan olması en optimal maliyetli ve en verimli olanı gibi gözükmektedir.
    Cristoph Daum’un genellikle Avrupa’da başarı gibi bir hedefi yoktur.O,daha çok dönemsel ve yerel başarılara odaklanan bazıları tarafından realist olarak tabir edilebilecek,kendi geleceğini ve kazancını da garanti altına alan bir teknik direktördür.Turk-Cell Super Ligi’nde vasatın üstündeki Brezilyalı oyuncularla biraz da kondüsyon ve moral motivasyonda yapılacak iyileştirmelerle düşük bütçeli Anadolu takımlarına ve mali sorunlarla mücadele eden Galatasaray ve Beşiktaş’a karşı başarılı olmak,hatta şampiyon olmak zor bir olay değil aslında.Bir futbol uyanığı diyebileceğimiz Daum da bunu görebilmektedir.Avrupa
    arenasında ise böyle bir takım yapısıyla çok üst düzey başarılar yakalamak çok zordur.Çünkü Bugünkü Avrupa futbolunda en az teknik kadar mücadele gücünün de çok üst düzeyde olması gerekir.Hem teknik hem de mücadele gücü üst düzey oyuncular ise ya çok pahalı ya da İspanya,İtalya ve İngiltere gibi çok üst düzey birkaç lige sıkışmışlardır.Bunların orta düzeylerini bile ligimize getirmek için çok büyük maliyetlere katlanmak zorunda olduğumuzu da kabul etmemiz gerek.
    Aslında gerçek çözüm tekrar altyapılara dönüp iyi oyuncuları kendimiz yetiştirmemizdir.Ancak bu da çok zahmetli işlerdir.Kim uğraşacak bunca zahmetli işle.Kulüplerimiz kısa sürede kendilerini başarıya götürecek yıldızlar aleminde dolaşırken, Federasyonun görevi ise Dünya ve Avrupa Kupalarına seyirci,eş ve dost götürmektir.Neden altyapılara daha fazla kaynak ayrılsın ki,onun federasyon yetkilillerine ne geri dönüşü olacaktır ki?

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.