Rıdvan Dilmen: Taraftarın istediği bir G.Saray vardı
01 Mart 2010
“Galatasaraylıların izlemek istediği bir takım vardı sahada. Pozisyon veren ama en az 3 katı kadar pozisyon bulan bir takım felsefesiyle mücadele etti. 30 yaş grubu Galatasaraylılar bu tür takımı seviyorlar. Yine 30 yaş grubu Fenerbahçeliler ağır oynayan bir takıma o kadar alıştılar ki, böyle bir takım istiyorlar. Kazanırsın kaybedersin… Galatasaray’da 4 tane savunmacının ikisinin hücum özelliği var. Sabri ve Caner. Takımın oyun anlayışı zevk verebilecek bir şekildeydi.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
4-6-0’ın Ölümü
Galatasaray’ın geçtiğimiz bir ay içerisindeki görüntüsünden sonra pek çokları ümidi kesmişti aslında. Öyle ki, Atletico karşısında kendi takımına şans tanımayan azımsanmayacak bir çoğunluk göze çarptı. Kimse şaşırmamıştı elenince, zaten umut da yoktu.
Aradan sadece üç gün geçiyor ve Aslan sahanın tozunu dumanına katmaya başlıyor, kaldığı yerden. Sanki çeyrek geçe vapurunu kaçırmış da çeyrek kalayla gelmiş, nefes nefese; “çok şey kaçırdım mı” edasında… Sanırsınız ki komaya girmiş Cimbom birkaç haftalığına, uyanmış şimdi de soruyor; “Atletico maçı kaç kaç bitti, tur atladık mı?”
En iyi savunmayı hücum kabul eden yerleşik anlayışıyla, “zevk veren futbolların takımı” olmaya alışmış Galatasaray. Hayata dönüşün anahtarı hep en uçtaki adamın omuzlarında kalmış. Krallar hep en önden çıkmış tarihinde, en sevilenler hep onlar olmuş.
Ama asıl sihir hep orta sahadan çıkmış; Hagiler, Prekazi’ler yerini Arda’lara Kewell’lara, Keita’lara bırakmış ama sihirli değnek hep gizli silah olarak kalmış.
Komutanlar değişse de, savaş planı aynı kalmış Galatasaray’da. Top yekûn hücum ve yine hücum; savunma hep yaralı. Bundan sebep zevkli olur Cimbom’un maçları, her iki kalede de bol pozisyon seyrederiz, biraz becerikli rakipler talan eder, son vuruşu yapamayan tarumar olur.
Galatasaray’ın orta saha hücum gücüyle başı dönenler, kimi zaman kendilerini tutamayıp “Cimbom 4-6-0 oynayabilir aslında” deliliğine tutulurlar ya bazen, işte geçtiğimiz birkaç hafta bu görüşü hepten öldürmüştür umarım… Bir takımın orta sahasının hücumdaki başarısı santraforsuz oynayabileceği anlamına gelmez çünkü. Bahsi geçen ortada sihirbazlar dolu olsa bile… Öyle bir sistemdir ki 4-6-0, doğuştan alışık olmalısınız, bu sistemle gol atabilmeyi, daha yürümeden öğrenmeniz gerekir. Bırakın maç kazanmayı, gol atmak mucizedir böylesi bir dizilimde, en kötüsü ise mecburen böyle yayılmaktır sahaya.
Sarı-kırmızılıları komaya sokan da bu zorunluluktu. Taraftarın alışık olduğu Galatasaray’dan uzak görüntünün sersemleticiliği, pek kimsenin beğenmediği Jo’nun boşluğu doldurmasıyla sona erdi. Beklerden santrafora kadar tüm takımın üzerindeki ölü toprağı ortadan kalktı ve alıştığımız Aslan geri döndü.
Şampiyonluk ilan etmek için erken olsa da, yanmamak mümkün değil, Atletico karşısında kötü de olsa oynayacak bir santraforun olmayışına. Elenirdi belki yine, ama bizim takım olurdu sahada…
İhanetin Sonu
Çocukluğumu daha gün gibi hatırlıyorum ama galatasarayı nasıl tutmaya başladığımı sorduklarında kimseye verecek bir cevap bulamıyorum.sanki doğdugum anda dedem beşiktaşlı olmasına rağmen sen galatasaraylı olacaksın oğul diye ismimle takımımı beraber fısıldamış kulağıma.böyle ifade etmeme rağmem daha 23 yaşında olduğumu da söylemeliyim ama 7 yaşından beri galatasaray futbol takımının hemen hemen her aktivitesini hatırlıyorum.
Zihnimde geçmişten hatırladığım ilk maçla başlamak istiyorum.souness diye bir adam beliriyor gozumun önünde yanında gelirken beraber getirdigi dean saundersla birlikte.ilk macta 3-1 yenildigimiz sparta praga karsı oynuyoruz ali sami yende.ilk mactaki tek golumuzu yeni transfer saunders atmış.maç başlıyor daha ilk dakikalarda öne geciyoruz golu kim mi atıyor yine aynı arkadaş:dean saunders. babasıyla macı izlemeye gitmiş cocugun umutları nedvedle bitiyor tabi ilerleyen dakikalarda ama izlediğim şeyden heyecanladığım ve keyif aldığımı çok iyi hatırlıyorum.cünkü savunma yapmıyoruz belki yapamadığımız için eleniyoruz ama izleyen hiç kimse skoru değiştirmek için çabalamadık demiyor.
Sene sonunda souness gidiyor yerine fatih terim geliyor.tabi gitmeden önce kadıköydeki bugun hala herkesin hatırladıgı malum olayı yapmadan ayrılmıyor kulupten.fatih terimde geldikten sonra yine hep öne oynamaya çalışan en iyi savunmanın hucum oldugu felsefesini ortaya koyan birtakım yaratmak için çaba harcıyor.sezon basında ali sami yende fenerbahceden aldıgımız 4-0 lık maglubiyet yinemi şampiyonluk hayal olacak hissiyatı da uyandırmıyor degil bende ve tüm galatasaraylılarda zira gecen sezon 4. olmustuk ama takım fatih terimle öyle bir ayaga kalkıyorki sezonu sadece 2 maglubiyetle sampiyonlukla bitiriyor diger maglubiyet yine fenere tabiki
Saundersla futbolu seven çocuk bu kez öyle bir adam izlemeye başlıyorki oyunun neden ve nasıl oynanması gerektigini çözüyor.o adam tabiki de gheorghe hagiden başkası olamaz.sahada oyle seyler yapıyorki kısa sürede tum turkiyenin hayranlıgını kazanıyor.sonuca giden kararları, lider ruhu, herzaman oyun felsefesi olarak ileriyi düşünmesi başarılarıda beraberinde getiriyor.4 sene ust ust sampiyonluk ve 2000deki uefa ve super kupaları geliyor galatasarayın muzesine.takımyine hep onde basarak rakipleri boguyor ve kaliteli kadrosuyla sonuca gidiyordu.
Bu zaferlerden sonra Fatih terimin yerine lucescu geldi.kimileri takımın mentalitesini aşırı defansif olarak degerlendirsede takım sonuca gidecek futbolu oynamayı basarıyordu.alınan sonuclar ve oynanan futbolda bunun bi kanıtı olarak tarihte yerini alıyordu.
bu göz kamaştırıcı donemlerden sonra 2002den itibaren lokal basarılar yasadık fakat oyun sistemimiz degisen hocalara ragmen degisiklik gostermedi.galatasaray taraftarı hep macın baslama dudugunden sonra ısıran bi takım izlemeye devam etti.taki skibbe donemine kadar…
Vizyonundanmıdır yoksa nekadar buyuk bir takımın hocası oldugunun farkına varamamasından mı kaynaklanıyor bilinmez ama yenemezsemde yenilmiyeyim mentalitesine sahip bir adamın takımın basına gelmesi herkesin canını sıkmıstı.akıbetinin de ne oldugunu herkes gordu yerine gelen efsane kaptan bulent korkmazda gunu kurtarma cabasında aynı oyuna devam edince bizim icin cekilmez maclar oynanmaya baslandı.
Bu sezon basında rijkaard kararı iste ozlenen istenen hucum futbolu oynayan takım geri gelecek dedirttirdi herkese fakat sakatlıklar bir turlu buna fırsat tanımadı.yine de takım ilk yarı atak oyununa 2 yersem 3 atmalıyım mentalitesine devam etti ama devre arası hersey tepetaklak oldu.nondanın gonderilmesi baros ve jonun sakatlıgı santraforsuz bıraktı bizi ama bu yinede ardadan santrafor yaratma fikrine acıklama getiremez.boylece takım daha defansif oynamaya basladı.ilk yarıdaki sivas macından bu yana galatasaray sadece kasımpasayı tek farktan daha fazla bir farkla yenmeyi basardı.buda bence kesinlikke rijkaarddan kaynaklanıyor.15 yıldır oyun felsefesi hep hucum olan bir takımın santraforsuz oynamasına izin veren rijkaarddır madride elenmesinin nedeni.total futbolun mucidi o ulkenin topraklarından yetişen en yetenekli adam bu fikrinden vazgecs iyi olur.santrafor varda rijkaardmı oynatmıyo denilebilir ama alt yapıda cem sultan diye bir oyuncu var takımda 15 yasında bu cocuk profosyonel sozlesme almıstı bu takımdan simdi 19 yasında cok rahat oynayabilir yani.
Sonuc olarak ne olursa olsun onde oynamalıyız ve tabiki önde oynamayı becerebilen futbolcularla yani bir santraforla.saundersla baslayan hakan sukurlerle jardellerle necatilerle umit karanlarla ariflerle devam eden bu gelenek sonsuza kadar surdurulmeli.cunku galatasaray mentalitesi hep bunu gerektiriyor.lütfen o cocugun hayallarine ihanet etmeyin sayın yetkililer…