Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Siyasi baskıyla bu iş yapılmamalı

Rıdvan Dilmen: Siyasi baskıyla bu iş yapılmamalı

22 Haziran 2009

250409-dilmen“Yüzyıllık kulüpler bir Mehmet Topuz transferini parayla değil, siyasi güçlerle, emniyet müdürü, vali, işte ülkü ocakları ile çözüyor. Eğer siz büyük kulüplerin başkanları olarak transferi parayla ya da uzlaşıyla değil de siyasi grupların baskısıyla hallediyorsanız vah halimize! Dünyada ben böyle bir şeyin olduğunu tahmin etmiyorum, çok yanlış işler yapıldı.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. Hakan Dülger
    11:10 içinde 01 Temmuz 2009 | #1

    Değişim Başladı

    Sayın okuyucular, Öncelikle merhaba. Ntvspor hayallerimizi gerçeğe dönüştürmeye devam ediyor. 30 yılı aşkın bir süredir sporsever olarak Türkiye’de, Eurosport benzeri bir spor kanalı hayal ediyordum. Ntvspor’la bu hayalime kavıuştum. Şimdide okuryazar sayfalarıyla bir diğer hayalim gerçek oluyor ve bu ortamda buluşuyoruz.

    Spor kulüplerimizin geçmişleri her ne kadar yüzyılı bulduysa da, ülkemizde büyük holdingler bile temelde birer aile şirketidir. Sabancı ve Koç Holding sanırım uygun iki örnektir. Bu iki nadide kurumu seçişim bir tesadüf değildir.
    Bu iki nadide şirketimiz her ne kadar aileden yönetim kurulu başkanı çıkarsalarda, geçtiğimiz dönemde kadro yapılanmasında değişim geçirerek bünyelerinde profesyonel yöneticilere yer vermekteler. Uluslararası rekabetin yaşandığı günümüzde başka türlü ayakta kalamazlar.

    Futbol kulüplerimize geri dönersek, onlarda zaman içinde bu değişimi göstermeye, profesyonel ve amatör ruhu harmanlayan doğru insanları yükselterek başlayacaklar. Hatta bu yazı kaleme alınmadan bir hafta önce
    Fenerbahçe doğru bir hamle yaparak Aykut Kocaman’ı göreve getirdi.
    Umarım Aykut Kocaman ve Fenerbahçe Türk futbolu için bir ilk sayılacak bu uygulamayı başarıyla hayata geçirirler. Yakında diğer kulüplerimizinde bu yolu izlediğini göreceğiz.

    Sevgi, ve sporla kalın

  2. KEREM ASLAN
    17:28 içinde 02 Temmuz 2009 | #2

    Mehmet Topuz olayı, bizim futbol patronlarımız tarafından iyi değerlendirilebilir ise çok büyük bir fırsattır. Önümüzdeki yıllarda da bu tür olayların yaşanmaması için; bu alay tam da ”Bir musibet bin nasihattan iyidir” sözüne uygun olarak ders çıkarılması gereken tarihi bir olaydır. Futbol Federasyonumuzun değerli yöneticilerine sesleniyorum: Futbolumuzun Avrupa’da söz sahibi olabilmesi için, meydana gelen bu tür olayları iyi değerlendirmeli ve Türk Futbolu’na olumlu katkı sağlayacak düzenlemeler için çalışmalar yapmalısınız. Bu olayda gerek futbolcunun yaptığı yanlışları gerekse iki büyük kulübümüz olan Beşiktaş ve fenerbahçe’nin içine düştükleri utanç verici durumu ettaflıca inceleyip önümüzdeki dönemlerde de benzer yanlışların yapılmaması için yasal yaptırımlar uygulamaya sokmalısınız…
    Futbolcularımız için profesyonel diyenlere bu olay, ‘bizim dünya çapında’ki! futbolcularımızın ne denli profesyonel olduğunu göstermiştir. Bu nedenle futbolunun başındaki isimler Futbolcularımızın profesyonelleşmelerini sağlayacak adımlar atmalıdırlar. Bir takımdan diğer takıma geçerken üstelik hiç te lüzumu yokken ‘Ben doğuştan bu takımı tutuyordum. inanmazsanız akrabalarıma, medyum memişe sorabilirsiniz. Ekmek mushaf çarpsın’ :) gibi komik durumlara düşmemenin profesyonel bir futbolcunun yapmaması gereken bir açıklama olduğunu öğretmeliler, anlatmalılar göstermeliler. Çünkü daha sonra tersi bir durumda yaşananları yakından görüp ligimizin ve futbolcularımızın kalitesinin yerlerde olduğunu idrak ediyoruz. Ancak maalesef hiçbir futbolcumuz bu yaşananlardan ders çıkarıp buna göre hareket etmiyorlar. Bunun da tek sebebi futbolcularımızın tranfer olduğu takımın taraftarına şirin görünme çabasıdır.
    Benzer durum kulüp yöneticilerimiz için de gererlidir. Yöneticilerimiz bir futbolcuyu transfer ederken; takıma uyum sağlayabilecek mi? İhtiyacımız olduğu bölgede başarılı olabilecek mi? İstikrarı ve devamlılığı var mı? Takımın dokusuna uyar mı? Maliyeti bütçemi zorlar mı? Bütçemi zorlarsa bile göstereceği performans ile bu paraya değer mi? gibi soruların cevabını aramak yerine daha çok; ne kadar sansasyonel bir transfer olur? Taraftara hoş görünür müyüm? Rakip takımlar hasetinden ne kadar çatlar? gibi sorulara kafayorarak transfer politikası belirlediği içindir ki: yapılan 3-4 yıllık mukaveleler bir sene sonra feshedilip yüklü tazminatlarla futbolcular gönderilir. Bu transfer tutmadı, önümüzdeki maçlara pardon transferlere bakacağız…

  3. Gozde Akkus Guclu
    16:49 içinde 03 Temmuz 2009 | #3

    Siyaset ile spor, sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde içiçedir. Dünyanın kitleleri etki altına alma, endüstriyelleşme ve toplumu yönlendirmede 1 numaralı sporu olan futbolun birçok ülkede siyaseti sürükleyen en önemli araç olduğu söylenebilir. General Franco’nun ülkesini neredeyse 40 yıl 3F (fado=boğa güreşleri, futbol, fiesta) ile yönettiğini itiraf etmesi , bu süreçte taraftarı olduğu Real Madrid’in efsaneleştirilmesi, Barcelona halkının yıllardır özerklik/milliyetçilik kavramlarının en çok savaşını verdiği yerin kendi stadı Nou Camp oluşu, İtalya Başbakanı’nın, ülkenin en büyük futbol kulübünün sahibi oluşu, partisinin ‘Forza Italia’ gibi maç tezahüratını andıran bir isminin oluşu gibi örnekler önümüzdedir. Bu örnekler düşünüldüğünde, tarih boyunca futbol ve siyasetin içiçe oluşu, kesinlikle ‘Türkiye’ye özeldir’ denilemez. Ancak şu bir gerçek ki, bizim ülkemizdeki örnekler daha ilginç, daha sıradışı ve daha anlaşılmaz oluyor.

    Türkiye’de futbol-siyaset ilişkisi, çokça yazdığım, yazdıkça derinleşen ve çirkinleşen, içiçe geçmiş ve organik bir bağ oluşturmuş, dünyadaki örneklerinden çok farklı bir ilişkidir. Siyasetçilerimiz, bu ülkede var olmanın yolunun futboldan geçtiğini çok iyi bildiği için, futbolun içinde olmayı hep tercih etmiştir. Önce belediye başkanları, futbol takımlarının ‘onursal’ başkanı olma sıfatıyla, belediyelerin -vatandaşın vergisiyle toplanan- parasını futbol kulüplerinin gereksiz transferlerine yatırmalarıyla başlamış, sonrasında futbolsever başbakan, ve onun seçtiği rahmetli federasyon başkanı, sonrasında ise siyasi görüşü, dini inancıyla fazlasıyla öne çıkmış futbolcular. Son olarak da transferlerde etkili olan ülkücü camialar, tarikatlar , hatırı ‘kırılamayan’ kişiler. Artık fazlasıyla tadı kaçtı bu işin..

    Son yılların en ‘paylaşılamayan’ futbolcusu Mehmet Topuz’un değeri öyle bir noktaya geldi ki, parayla ölçülememeye başladı. Ronaldinho’nun bonservisinin 20 milyon euro olduğu bir ortamda, 10 milyon euro gibi ‘müthiş’ bir bonservisle Fenerbahçe’ye geçti. Geçti de, geçerken ‘sadece para etkili oldu’ denilebilir mi? Mehmet Topuz Beşiktaş forması giyip ‘50 milyon dolar verseler Fener’e gitmem’ demecini verirken yanında nöbet bekleyen ülkücüleri kıramamış olabilir mi? Ya da kırmaya cesaret edememiş? Bu transferin yoluna baş koymuş ‘transfer efsanesi’ başkan Aziz Yıldırım’ın daha Mehmet Topuz’la konuşmadan önce kulüple anlaşıp sonrasında sırasıyla Vali, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı, Köy Muhtarı, İhtiyar Heyeti gibi kişilerden rıza alması, sonrasında Mehmet Topuz’a konuşacak söz bırakmaması, bu transferin sadece ‘parayla’ halledilmediğini ispatlar herhalde. Ama eğer bu ülke bir futbolcunun kız istemeye dönemin kadın başbakanı ile gittiğini bile gördüyse, varsın Aziz Yıldırım Mehmet Topuz’u devlet erkanından istesin.

    Biz istediğimiz kadar kurumsallaşan kulüplerden, endüstriyelleşen futboldan bahsedelim, istediğimiz kadar dünya starlarını Türkiye’ye getirelim, eğer Türkiye’nin en kurumsal kulüplerinden birinin başkanı, kendi kullandığı arabasının arka koltuğuna transfer ettiği futbolcu ile futbolcuya neredeyse kelepçelenmiş bir ‘koruma’yı koyuyorsa, diğer kurumsal kulübün başkanı da aynı futbolcuyu otele hapsedip ‘etki altında kalmasını’ engellemeye çalışıyorsa, kimse kurumsallıktan söz etmesin. Bu kadar mide bulandırıcı olaydan sonra, ‘transfer böyle yapılır’ deyip övünülmesin.

  4. Yunus Aslan
    12:48 içinde 04 Temmuz 2009 | #4

    BURASI TÜRKİYE
    Türkiyede son yıllarda yaşanmış en büyük fiyaskodur. Olaya önce Beşiktaş tarafından bakacak olursak gerçektende Beşiktaş’ın gerçek bir sağ kanat oyuncusuna ihtiyacı vardı. Mehmet Topuz da bu mevki için ideal bir oyuncu profili çiziyordu,geçmiş yıllardaki performansı göz önüne alındığında. Beşiktaş yönetimi burada bir hata yapmamıştır çünkü kulübün onayı dahilinde bir görüşme yapılıp futbolcuyla anlaşılmıştır. Fenerbahçe ise artık bu konuyu bir gurur meselesi yaparak inanılmaz yüksek ücretler ödeyerek aynı mevkiye 4. adamını almıştır. (Kazım, Deivid, Gökhan Gönül) Fenerbahçe’nin gerçekten bu oyuncuya ihtiyacı varmıydı orası tartışılır.Bu işten en karlı çıkan takım tabi ki kayserispordur.Beşiktaşın ise herhangi bir kaybı olduğunu düşünmüyorum fenerbahçe yönetimi biraz daha profosyonel davransaydı o paraya avrupadan çok kaliteli 2 oyuncu getirebilirdi ancak olay anlayamadağım bir şekilde gurur meselesine dönüşünce para kimin umurunda.
    Mehmet Topuz transferinden sonra Anadolu kulüplerinin iştahı iyice kabardı ve bu işten görünen o ki 3 büyükler çok zararlı çıkacaktır.Kısacası fenerbahçe yönetimi mehmet topuzu alarak hem kendini hemde ezeli rakiplerini çok zor durumda bıraktı daha sonra yapılan transferlere bakacak olursak İsmail Köybaşı 6.5 milyon Euro, Özer Hurmacı 4.8 milyon vs. Buarada Mehmet Topuz olayı yüzünden bana göre Volkan Demirel ile anlaşma konusuda çıkmaza girmiştir. Aziz Yıldırım son 2 yılda gösterdiği performansla bu kulüpteki ilk yıllarını hatırlatmaya başladı.
    Artık Mehmet Topuz Fenerbahçe’de ve gelecek sezon hep birlikte seyredeceğiz.
    Futbol üzerindeki siyasi baskı hakkında bir kaç şey söylemek gerekirse bu konu yıllarca konuşulur her yerde tartışılır ve bir sonuca varılmaz çünkü kabinede spordan sorumlu bir devlet bakanı var.Avrupada bu tarz uygulamalar varmı bunu bir araştırmak gerekir.Bu sorunu çözmek federasyonun ve kulüpler birliğinin elindedir.Ancak bu konuyla ilgili şimdiye kadar hiçbir kulüpten şikayet duymadığımıza göre herkes halinden memnun gibi görünüyor.

  5. Barış Tümok
    13:53 içinde 08 Temmuz 2009 | #5

    İyi niyetli ama içi boş, desteksiz sözlerin ve dileklerin; mümkün olamayacak isteklerin ülkesi Türkiye…

    “Transferde siyasi grupların ne işi var?” demek, bu durumu hayretle karşılamak hatta kınamak benim gözümde ancak naiflik göstergesi olabilir. Ülkenin normali olan birşeyi futboldan (veya gündelik hayatımızın başka bir ögesinden) çıkarmaya çalışmak (doğru olsa bile) gerçekçi değil.

    Ticaret yaparken, devlet dairelerinde bir evrak peşinde koşarken, çocuğumuzu bir işe/okula yerleştirmeye çalışırken, herhangi bir gündelik işimiz esnasında hemşerilerden, akrabalardan, partililerden, büyük(!)lerimizden yardım istemek normalse ve memleketin “hatır-gönül” ekseninde dönmesine alışıksak, aynı durumu futbol dünyasında gördüğümüzde yadırgamak da ya saflık ya da iki yüzlülüktür anca.

    “İstanbul’lu bir tüccar Anadolu’da herhangi bir iş yapmaya gittiğinde günün siyasi görüntüsüne uygun temaslarda bulunmuyor mu?” diye sormuyor kimse. Doğru olanın bu olmadığının tabii ki farkında olmak lazım ama gündelik yaşamımızda olan bir bozukluğu yok sayıp, bunun yansımasını (futbol gibi) medyatik bir alanda gördüğümüzde tepki vermek bana hiç samimi gelmiyor.

    Konuyu daha açmak için, argo ve küfür edebiyatı en geniş ve çeşitli ülkelerden birinde yaşayan ve gündelik yaşamında bir yabancının aklına bile getiremeyeceği envai çeşit küfrü her an her yerde kullanan biz Türk’lerin ite kaka stadlarda küfüre son verme çalışmalarımızdan da bahsedebiliriz tabii ki. Küfür her yerde ama tribünde duyduğumuzda ne ayıp olduğu aklımıza geliyor.

    Sonuç olarak, valinin, emniyetin, ve her türlü bürokratik ve siyasi oluşumun sadece kendi işlerini yaptığı ve ne futbol ne de hayatın başka bir alanında “açacak” olarak kullanılmadığı bir Türkiye dileriz. Bu dileğimizi dile getirirken de Sn. Dilmen gibi bu işlerin bir tek Türkiye’de böyle olduğu yanılgısına ve haksızlığına da düşmemek lazım tabii ki.

  6. Mustafa Özer
    00:47 içinde 10 Temmuz 2009 | #6

    ORTA ASYADAN GÜNÜMÜZE BİR TÜRK KLASİĞİ
    Biz türkler değilmiyiz ta orta asyada göçebe hayatla başlayan serüvenden buyana herşeyi kılıç(silah) ve iktidar gücüyle halleden,1000 yıllık saltanatı mucizevi M.Kemal’le yıkan(yıkmış gbi görünen).bizim genetiğimizde kültürümüzde var bu zaten.sokaktaki her insanın ah şu kurumun başında ah ülkenin başında ben olacam neler yapardım dediği bir başka ülke varmıdır sanıyorsunuz dünyada.ne kadar seviyoruz medeniyetten uzak olmayı ne kadar seviyoruz iktidari ve gücü.ülkemizde nereye giderseniz gidin hangi kuruma hangi şirkete(türk) ve ya hangi işletmeye başındaki insanlar kendini sultan zannediyor, sultan edasıyla yapıyor işini.bukadar sevilen, hayatımızın her noktasında olan,işlerimizin %50′sini %90 halletiğimiz bu sistemin girmedigi delik var mı ki futbola da etki etmesin.yönetmeyi,yönetmek istemeyi,paranın dahi halledemeyecegi bi güce sahip olma hırsı bizim kaderimiz, malesef böle.bunu da kimsenin değiştirebilecegini sanmıyorum.M.Topuz hatalıdır değildir,cahildir ve ya saftır bilemem orasını cok önemli de degil ama böle bi baskıya kim karsı durabilir ki bu ülkede.ancak senin de aynı güce, iktidara sahip olman gerekir ki paçanı kurtarasın.sevgili R.Dilmen’in dediği gbi böle olmamalı bu işler, cok güzel sölüyorsun Rıdvan abi ama hangi iş böle halledilmiyor ki bu da senin dediğin gbi olsun.bakın türkiyede kesin ve net bi durum var.ortada rant varsa mafya ve siyasi iktidar da vardır.siyasi iktidar derken hertürlü kurumu işin içine sokabilirsiniz.bu çemberin dışındaki insanların her konuda kendi özgür iradelerini kullanabilecek kadar güçlü olan çok az kişi cok az aile vardır ama M.Topuz bunlardan biri değil.şimdi artık herkes bu durumu gördü yasadı ya tamamdır,herkesin ağzının suyu akmaya başlamıştır yeni bi rant kapısı aralandıgından.artık herşeyde olduğu gbi futbolun her alanında bilmem ne üçgeninden bahsedilmeye başlanır.artık bu üçgen geniş acılı mı dar açılı mı olur orasını bilemem, bilmek de istemem zaten.şimdi ben soruyorum size acaba başkanlar hayatta her işini parayla mı hallediyorlar,yılanı deliğinden sopayla cıkaramadığında tatlı dille cıkarmayı deniyorlar mı acaba.hiç sanmıyorum ha sopa ha kılıç ha silah seviyoruz biz bunu.ve herzaman da sevmeye devam edecegiz hayal ettiğimiz güzel şeyler hep bi ütopya olarak kalacak sonsuza kadar.cok karamsar bi tablo çizmiş olabilirim sizlere göre ama ben böleyim bu konuda aristocuyum yani acı gerçekçiyim.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.