Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Siyasi baskıyla bu iş yapılmamalı

Rıdvan Dilmen: Siyasi baskıyla bu iş yapılmamalı

22 Haziran 2009

250409-dilmen“Yüzyıllık kulüpler bir Mehmet Topuz transferini parayla değil, siyasi güçlerle, emniyet müdürü, vali, işte ülkü ocakları ile çözüyor. Eğer siz büyük kulüplerin başkanları olarak transferi parayla ya da uzlaşıyla değil de siyasi grupların baskısıyla hallediyorsanız vah halimize! Dünyada ben böyle bir şeyin olduğunu tahmin etmiyorum, çok yanlış işler yapıldı.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. 10:55 içinde 22 Haziran 2009 | #1

    Artık Türk futbolunun Avrupalılaştığı, endüstriyel futbolun bize de sirayet ettiği, Dünya yıldızlarının ülkemize gelerek buyöndeki devinimi hızlandırdığı sınırı olmayan bir ısrarla burnumuza burnumuza sokulmaya devam ediyor. Ama bunlara tam inanacak gibi olurken birileri çıkıyor, yeni futbol düzenini temelden dinamitleyen işler yapıyor. Üstelik bu kişiler, başında bulundukları kulüpleri Avrupa ve hatta Dünya takımı yapmakla sürekli övünen, bunu gerçekleştirmek için maddi olarak herşeyi göze alabilecek kişiler. Kimden bahsettiğim açık sanırım. Aziz yıldırım ve onun yönetim tarzını benimseyen bilimum kulüp yöneticisi.
    Yıllar evvel futbolcular kaırılır, alıkoyulur transferler tam bir kaos ortamı içinde yapılırdı. Benim yaşım Tarkı olayını hatırlamama izin veriyor. Yıllar sonra artık düzen biraz değişse de mantığın yine aynı şekilde işlediğini görüyoruz. Futbolcular bir kulübe imza atmak zorunda bırakılıyor. Bunun için araya siyasi gruplar bile sokuluyor. Demek ki, Fenerbahçe gibi Türkiye’nin maddi durumu en iyi takımı bile bu tür bağlantıları kullanmadan bir transferi sonlandıramıyor. Bir düşünelim eğer böyle bir bağlantı olmasa Fenerbahçe Mehmet Topuz’u transfer edebilecek miydi? Üstelik bu transfer Gökhan Emreciksin’i de katınca neredeyse 10 milyonluk bir transferken. Türkiye şartlarını zorlayan hatta önümüzdeki yıllarda bir değer karmaşasına yol açacak bu transfer bile amca-dayı ilişkileri ile sonlandırılıyorsa gerçekten de yeni bir transfer yöntemi midir? Real Madrid’in Ronaldo’ya hakkından fazla bir bonservis ödemesi ve diğer “büyük” oyuncular için de kulüplerinin “o” kadar para alma istekleri Mehmet Topuz transferiyle hiç vakit kaybetmeden ülkemize de giriş yaptı. Sercan Yıldırım için Bursaspor’un Topuz’dan beş kuruş aşağı almayız dediğini medya duyurdu. Eğer bu transfer de çıkmaza girerse ne olacak?Başka bir siyasi parti ya da ağır abiler işe girip arayı mı bulacak? Yıllardır ah vergiler çok ağır, yok devlet elini futboldan çeksin diye sızım sızım sızlanan futbol camiası, siyaseti futbola kendi alet ederek kendi kendini tufaya getirmiyor mu? Bu soruların beynimde tezahür etmesinin asıl sebebi zor bir ironi olsa gerek. Biz fubolu fazla ciddiye alıyoruz ve yeterince ciddiye almıyoruz.
    Şimdi bu iki durum nasıl aynı anda oluyor. Biz futbolu fazla ciddiye alıyoruz, çünkü futbolun bir oyun olduğunu, futbol profesyonelleri dışında herkes için bunun bir hobi olması gerektiğini unutuyoruz. Futbol bizim için bir yaşam tarzı adeta. BU düşünce holiganizmi de besliyor ve bazı insanlar için futbol ya da futbolun onlar için eşanlamlısı olan kulüpler, hayatlarının merkezine oturuyor. Bazen bu durum öyle zirvelere çıkıyor ki, darp, linç, hatta cinayet bile göze alınabilir hale geliyor. Üstelik muhteşem yöneticiletrimiz de işlerine geldiğinde üstü açık, işlerine gelmediğinde üstü kapalı olarak bu kitleleri ve futbola bakış açılarını destekliyorlar. Siyasiler de onlardan geri kalmayıp, transferlere karışarak, hakemlere sataşarak, federasyonlara ayar yaprak futbolu ne kadar ciddiye aldıklarını gösteriyorlar. Bu da yetmiyor medyamı her derbiyi bir meydan savaşı, her transferi bir “prestij” yarışı haline getirerek en büyük körükçü olma görevini üstleniyor. Oysa biz amatör izleyiciler için futbol, bağlılığımızı her maçta doldurduğumuz stadlardan pek taşmadan hayatımızın bir rengi olarak kalsa belki de daha mutlu yaşayabilriz.
    Biz fubolu yeterince ciddiye almıyoruz, çünkü milyarlarca dolarlık bir sektör haline gelen futbolun bizdeki yönetimi tamamen amatörce. Kulüpler işlerini bağlılık ve özveri ile yürüten tekstil, inşaat, otel, nakliye gibi bir çok sektörün güzide insanları tarafından başarı ile idare ediliyor… Kendimizi neden kandırıyoruz ki, bu adamlar bu işi hobi olarak görüyor. Öyle olmasa taraftarlarının dişinden tırnağından arttırıp maça gelmek için verdiği liraları transfer dönemlerinde uzak ülkelerin cin menajerlerine atıştırmalık yaptırmazlardı. Öyle olmasa kendilerini ispat etmek için dev ekranların önüne geçip onların da insan olduğunu unutarak hakemlere hakaret etmez, ipe sapa gelmez iddialarla zaten sürekli kaynayan futbol dünyamızın altına bir odun daha atmazlardı. Öyle olmasa sırf kendi egolarını tatmin etmek için başka kulüplerle girdikleri transfer yarışlarında akla hayale sığmayan paraları masaya sürüp üstüne bir de dayılarını işin içine sokmazlardı. Oysa kulüplerimizi maaşla geçinen, harcadığı her kuruşun hesabını vermek zorunda olan müdürler yani CEO’lar yönetse, bu adamlar profesyonellikleriye işin içine duygularını pek katmadan takımları yönetseler, ecnebilerin milyarlarca avro kazandıkları futbol endüstrisine bizi yoluncak tavuklar kategorisinden, kar payını alanlar kategorisine sokabilirlerdi. Belki…

  2. E.Bekir Aktaş
    E. Bekir Aktaş
    11:46 içinde 22 Haziran 2009 | #2

    Sayın Rıdvan Dilmen çoğu zaman ojektif olarak analiz yapıyor.Özellikle maçların hemen ertesinde yapmış olduğu değerlendirmelerini keyifle seyrediyorum.
    Her yorumcunun yapabileceği kadar subjektif denilebilecek yorumları da mevcut.
    Fenerbahçe’ye imza atmadan önce sezon henüz bitmeden Galatasaray’dan avans almış ve Galatasaraylı yöneticilere söz vermişti.Ancak sözünü yerine getirme imkânı olmamış Fenerbahçe ile anlaşma imzalamış Galatasaray’dan aldığı avansı iade etmişti.
    Sezon sürerken avans almasının ne kadar etik olduğu bir yana hangi takıma karşı ne kadar konsantre olarak oynayacağını biraz da o avans belirledi mi acaba diye hep düşünürüm.
    Örnek O sezon Galatasaray ve Beşiktaş şampiyonluk için mücadele ediyordu.Sarıyer Galatasaray maçında Rıdvan Kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyon da golü atamadı.Beşiktaşlılar kendisi hakkında pek hoş düşünmediler.Belki de gerçekten golü kaçırdı ama kimseyi daha farklı düşündüğü için suçlayamaz sanırım.
    Fenerbahçe’nin siyasi ve diğer ilişkileri Galatasaray ve özellikle Beşiktaş takımından hep daha iyi oldu.Medya bunların arasında açık ara önde olduğu alan.
    Yüzyıllık kulüpler tarihi boyunca bu tür ilişkiler konusunda oldukça geride kalan Beşiktaş takımı İspanya’da Real Madrid kulübüne karşı Barcelona Kulübü nasıl davranıyor ise incelemeli ve onlardan sonuç çıkarmalıdır.Geçmişte Şenol ve Birol’u bile ve daha sonra Selim’i aldıklarını düşünecek olur isek durumdan ticari kazanç sağlamanın yolunu bulmalıdır.
    Barcelona takımının Louis Figo’yu Real’e satıp para kazandığını altyapıdan yetiştirdiği ve keşfettiği yeni yeteneklerle şampiyon olmaya devam ettiğini unutmayalım.
    Geçmişe dönüp bakılacak olur ise Yüz yıllık kulüpler arasında kendi yıldızını başka takımlardan transfer ederek değil içerisinden yaratma yeteneğinin en fazla Beşiktaş kulübünde olduğunu görülür.

  3. Buğra Balaban
    12:20 içinde 22 Haziran 2009 | #3

    Transfer döneminin başlamasından itibaren ülkemizin bir numaralı gündem konusuydu Mehmet Topuz . Beşiktaş’a gitti, Fenerbahçe devrede ,bir yıl daha Kayseri’de mi kalacak derken sonunda Mehmet Topuz Fenerbahçe ile sözleşme imzaladı. Aziz Yıldırım kesenin ağzını açtı ve transferi bitirdi diye düşünürken sonradan ortaya çıkan “futbol dışı unsurlar”ın bu transferde rol oynadığı gerçeği bir kez daha Türkiye’de futbolun hala tam olarak profesyonelleşemediğini su üstüne çıkardı. Benim yaşım yetmese de büyüklerimizden duyduğumuz futbolcu kaçırma olaylarının bir benzerini bu devirde görmek gerçekten insanı düşündürüyor. En ilginci de bu transferde hiç bir tarafı haklı görremiyorum. Tek tek değerlendirmek gerekirse 1-Kayserispor cephesi: Oyuncuya “senin talibin yok kendine takım bulamazsın” demeleri zaten abes kaçıyor . Mehmet Topuz gibi bir oyuncunun bu ülkede talibi olduğu kesin. Oyuncu da kızıp kulüplerle kendi konuşmak istiyor. Kayserispor kulübü oyuncuya görüşme izni verdikten sonra kendileri bu sefer Fenerbahçe ile anlaşıyorlar. Ve oyuncuya danışmadan bonservisini Fenerbahçe’ye satıyorlar.İlginç. . . 2-Beşiktaş cephesi: Beşiktaş ise oyuncuyla her konuda anlaşıp bu sefer Kayserispor’u unutuyorlar. 3-Fenerbahçe cephesi: Fenerbahçe ise kulüp ile anlaşıp oyuncu ile temasa geçmeden önce bonservisi alıyorlar. 4-Mehmet Topuz: Bana göre de bu transferin bir kaosa sürüklenmesindeki en büyük etken. Sen kendini bir profesyonel futbolcu olarak nitelendiriyorsan daha kulüpler anlaşmadan niye formayı giyiyorsun? Madem Beşiktaş’tan başka takımda oynamam diyosun niye önce Fenerbahçe başkanı Aziz yıldırım ile görüşüyorsun ?
    Ama Mehmet Topuz transferinin Türk futboluna verdiği en büyük zararın transfer bedellerindeki artış olduğunu düşünüyorum.Birkaç örnekle değrlendirirsek Mehmet Topuz kaliteli bir oyuncudur tamam,ama ilginçtir Milli Takım’da bir devamlılığı yok. Genç denemeyecek bir yaşta. Ama konuşulan bonservis bedeli yaklaşık 10 milyon euro’yu buluyor. Basından takip ettiğimize göre Liverpool’un genç Hollandalısı Ryan Babel için istediği bonservis bedeli de 10-11 milyon euro civarında. Benim kafam bunu almıyor.Babel 21 yaşında gelecekte çok şeyler yapması beklenen bir yıldız Mehmet topuz ise şöhreti ülke sınırlarını aşamamış bir isim . Nasıl olurda bu iki ismin bonservis bedeli bir birine bu denli yakın olabiliyor?Bizim ülkemiz mi çok zengin yoksa Avrupa devleri bu işlrden anlamıyor mu? Bir diğer kıyaslama daha yapmak gerkirse Denizlisporlu Cenk ve Çağlar ile Beşiktaş’ın gündemindeki Louis Saha arasında yapabiliriz bence . Denizlispor yönetimi Cenk + Çağlar için 6 milyon euro istiyor. Basında Louis Saha için istenen bonservis bedeli 3,5 milyon euro olarak lanse ediliyor. Kaba bir hesapla Cenk veya Çağlar 3 milyon euro, Louis Saha 3,5 milyon euro! Bu nasıl iş? Louis Saha Fransa Milli formasını defalarca giymiş, Manchester United’da oynamış, kalitesi tartışılmaz bir isimken; Cenk ya da Çağlar isimlerini daha 1-2 yıldır duyurabilmiş henüz kendilerini tam olarak ispat edememiş “genç yetenekler”. Bu nasıl bir hesaptır içinden çıkamadım ben . . .

  4. Ahmet Yorganci
    14:37 içinde 22 Haziran 2009 | #4

    Rıdvan Dilmen Turk futbolunun gelmis gecmis en iyi kanat oyuncularindan birisidir. Buna hiç şüphe yok. Kendisi oyunu okumakta,oyun gidişatını kestirmekte bir numarali kişidir bence.Kendisi yorumlariyla futbol gündemine ayrı bir anlam katiyor.Kendisi her zaman doğru teşhis yapıyor. Gelelim asıl meseleye. Konumuz siyasi baskiyla transferi ne kadar doğru olduğu. Ben de Rıdvan abime katılıyorum. Bu hiç doğru bir şey değil. Şimdi biz tam Türk futbolu endustrilesiyor derken,avrupa sistemine giriyor derken,dunya yildizlari geliyor derken bir kulup baskani cikip diyor ki biz iste yini ilk basardik;bir transferin nasil yapildigini herkese gosterdik.Biz de ilk baslarda iki ezeli takimin arasinda gecen bir transfer yarismasi dusunduk.Tabi kazaman her zaman ki gibi oyuncunun istedigi takim degili parayi daha cok veren takim oldu.Ama daha sonra anliyoruz ki bu is siyasi baskiyla bitirilmis bir transferdir.Tabi simdi biz bu transferde ilk oncellikle turk takimlarinin (hepsi icin gecerli degil) ne kadar zayif bir transfer politikasi yurutuklerini,bir oyuncuya degerinden fazla vermenin zararinin ogrendik.Simdi bugun acik ve net gorunuyor ki Mehmet Topuz transferinin ardindan turkiyedeki oyuncularinin maliyetleride artti.Simdi bakiyoruz Ertugrul Saglam yada Bursaspor diyelim cikip Sercan Yildirim icin cok kolaylikla 8 milyon 7 milyon artti uc oyuncu istiyor.Ben Sercanin bu kotu oyuncu oldugunu soylemiyorum ama Anadolu takimlarida kendi oyuncularini uc buyuklerden birisinin aradigini gordugunde hemen fiyati arttiriyor ve onun yerine sonra cok rahatlikla 4-5 oyuncu aliyor.Ya da bugun goruyoruz bir Poulsen transferi almis basini goturuyor.Sen eger ben dunya capinda bir takimim diyorsan sen bir oyuncuya odaklanmaman gerek ve transferleri siyasi baskiyla yapmaman gerek.Simdi medya da takip ettigim kadar Poulsene de bir kulupten baski yapiliyor.Ya sen bi dusunsene Juventus gibi bir takim eger o oyuncu iyi bir oyuncu olsaydi yada isine yaraiyacak bir oyuncu olsaydi o oyuncaya bu kadar baski yaparmiydi?Ama simdi takimlarin transfer politikalarina dayali bir sey.Bize soz dusmez.Ama bizim tek ricamiz transfere siyasi baskiyi karistirmasinlar ve degerlerinin ustunde transfer yapmasinlar.Elestirdigim takimdanda af diliyorum eger onlarda yazim icin bana bir sey soylemek isterlerse iste e-mail adresim:gs_ahmet_j@hotmail.com…….

  5. Tolga Kılan
    16:56 içinde 22 Haziran 2009 | #5

    Sadece sporda olan bir gerçek değil bizim yaşadıklarımız…
    Hayatımızın her evresinde karşımıza çıkan bir gerçek hatır-gönül ilişkileriyle iş yaptırtmak,iş çözmek.
    Siyaset ise bu referanslardan sadece birisi.
    Hemşehri referansı,meslektaş referansı,üst-ast referansı vb…şeklinde bunları çoğaltabiliriz.
    Ancak ben, hiç takımdaş referansı diye bir şey duymadım.Varsa bile çok azınlıkta kalıyordur sanırım.
    Acaba gönülden bağlı olduğumuz takım sevgisi başka bir gönül bağının altında mı kalıyor ?
    Futbol özellikle doksanların başından bu yana ülkemizde de –düşe,kalka- ‘’endüstri’’ haline gelmeye çabalamakta.
    Diğer yan faktörlerinde bu geniş sektörün içinde olmak için mücadele etmesi de aşikardır…
    Toplumun büyük çoğunluğunda ‘’egemen güç’’ olan futbol sadece futbol olarak kalsa zaten hiçbir problem olmayacak!
    Tüm problem bu ‘’egemen güç’’ içinde dominant gücün kim olacağı çatışması.
    Bu dominant gücü Futbol Federasyonu olarak algılamamız gayet normal olsa gerek.
    Yıllardır duyduğumuz bir cümle vardır:
    ‘‘Siyaset, sporun emrindedir!’’
    Bu söylemin, pratik alanda uygulamalarını gördüğümüzde hangi aktivitenin, hangi aktivitenin emrinde olduğunu anlayamamak! gibi bir gerçekliliğin içerisindeyiz.
    Özellikle siyasi mekanizmanın parçaları,futbolun tüm unsurlarına nüfuz etmeye çalışırsa futbol basitliğinden çıkar ve çok karmaşık bir yapı alır ki bu durumda da futbol tüm cazibesini yitirmeye başlar.
    Eğer bizde endüstri futbolun içinde olmak ve bu süreçten ayrılmak istemiyorsak bu süreç diğer dünya ülkelerinde nasıl yönetiliyorsa bizde öyle yönetmeliyiz.
    Bu süreci eğer kafamıza göre yönetmeye çalışırsak başka bir zamanda başka birileri kendi kafalarına göre bu süreci yönetmeye kalkarlar ki bu durumda işin içinden çıkılmaz bir hal alır.
    Futbol gibi dünyanın çok önem verdiği bir spor dalında ülkemizde bu işi yöneten Futbol Federasyonu dominantlığını ‘’tüm sahada’’ hissettirebilmelidir.
    Olaylara ben duymadım,görmedim,bilmiyorum mantığı ile yaklaşıldığında şimdi göze batmayan sorunlar,büyür ve işin içinden çıkılmaz hal alır!
    Tek çözüm merkezi Futbol Federasyonu’dur.

  6. Celal VELET
    23:55 içinde 22 Haziran 2009 | #6

    Oyunu Kurallarına Göre Oynamak

    Birçoğumuzun son yıllarda spor deyince aklına gelen ilk kavram,Fair-Play’dir.Fair-Play, kelime olarak dürüst,etik ,sportmenlik ruhu içerisinde adil ve eşit koşullarda yarışma anlamlarını içeren spor ahlakı kavramını ifade etmektedir.Yine ilk akla gelen bir diğer ifade ise spora siyaset karıştırmamaktır.Bu ise,sporun yalnız spor için ve yarışma ruhu içerisinde, başka hiçbir etki altında bırakılmadan yapılması anlamına gelmektedir.Siyasetin etki alanında kalan bir sportif başarı hiçbir anlam ifade etmez ya da etmemelidir.Eğer anlam kazanıyorsa o ülkede sporun yapılış tarzında ve spora bakış tarzında önemli yapısal problemler vardır demektir.
    İşte Mehmet Topuz transferinde,birtakım siyasi kişi ya da kurumların ya da birimlerin adının geçmesi de spora siyasetin karıştığı çağrışımlarını beraberinde getirmiştir.İyi bir oyuncuyu kendi takımına kazandırmak için o takımın yöneticilerinin her türlü çabayı göstermesi gayet doğaldır ve zaten bugüne kadar da hep böyle olmuştur ve hiçbir zaman da yadırganmadığı gibi,aynı zamanda spor kamuoyundan da böyle çabaların sonunda yapılan transferler,hep övgü almıştır.Ancak yapılacak transfer çalışmalarında da belli etik sınırlar içerisinde hareket etmek ve ”ne pahasına olursa olsun” gibi bir anlayıştan uzak durmak gerekmektedir.Çünkü dünyanın en yetenekli ve en pahalı oyuncuları da sözkonusu olsa büyük takım olduğunu iddia eden takımların topluma örnek olmak,kamuoyundaki saygınlıklarını korumak gibi sosyal sorumlulukları vardır.Bunun yanında 150-200 milyon TL’lik yıllık bütçeleri yöneten büyük kulüp yöneticilerinin yönetim işlevlerini yerine getirirken de sorumlu davranmaları gerekmektedir.Esasen sorunun kökeninde kamuoyuna ve kendini destekleyen taraftar kitlesine ne olursa olsun şirin görünmek vardır.Kulüp yöneticileri bir oyuncu ya da teknik direktörü takımına biran önce kazandırmak için yapılan sözleşmeleri yeterince incelememekte ve biran önce bu haberi medyaya ve kamuoyuna duyurarak sansasyon yaratma ve kendi reklam ve egolarını ön plana çıkarmaya çalışmaktadırlar.Sıradan bir futbolcu yada teknik direktörün avukat ya da menajerliğini üstlenen firma ise tamamen profesyonellik kuralları içerisinde hareket etmekte özellikle de bizim yerli kulüplerimizle giriştikleri hukuk mücadelelerinde genellikle onlar galip çıkmaktadırlar.Demek ki büyük futbol kulüplerimizin yöneticileri verdikleri bazı kararlarda kurumsallık ilkelerinin önüne duygusallıklarını koyabilmektedirler.Oysa ki aynı yöneticiler aynı zamanda da kendi işlerini yöneten birer patron ya da işadamıdırlar.Kendi şirket ya da fabrikalarında ticari ilişkilerini yürütürken milyon dolar ya da avro’luk tazminatlar ödemelerine yol açan böyle kontrat hataları yapabileceklerine pek ihtimal vermiyorum.Bunun yanında Mehmet Topuz örneğinde olduğu gibi sırf rakibine inat olsun diye bir futbolcuyu almak 15-16 milyon avro gibi olağanüstü bir maliyeti de yaratmıştır.M.Topuz’un ve mensup olduğu Kayserispor’un henüz ligde önemli bir başarısı yoktur.Milli takım için dahi Fatih Terim bu oyuncuyu genellikle tercih etmemiştir.Oysa ki Galatasaraylı Arda’nın futbol kalitesini yurtiçi ya da yurtdışından hiçbir teknik adam ya da futbol otoritesi tartışmamasına ve birçok uluslar arası düzeyde takımın transfer listelerinde yer almasına rağmen henüz bu rakamlara ulaşan resmi bir teklif gelmemiştir.Bu da verilen rakamların abartılı ve astronomik olduğunun bir kanıtıdır.Kaldı ki Bursasporlu Sercan gibi henüz hiçbir kariyeri olmayan, sadece gelecek vadeden bir oyuncu için de buna yakın transfer ücreti istenebilmiştir.Verilen abartılı rakamlar genel transfer piyasasında da fiktif rakamların oluşmasına yol açmaktadır.Mevcut mali yapıları ile dahi bütçe açıkları veren kulüplerimiz gelecekte çok daha büyük bütçe açıkları ile karşılaşacaklardır.Bu sürdürülebilir bir durum değildir.
    Başta büyük kulüpler olmak üzere futbol kulüplerimiz , serbest rekabet kurallarına aykırı olmamak üzere belirli prensipler etrafında uzlaşabilirler.Mesela bir futbolcuya öncelikle talip olan kulübe rakip olmamak,bir diğer futbolcuya ise başka bir kulüp talip olduğunda diğer kulüplerin bu kez talip olmaması şeklindeki bir centilmenlik anlaşması düşünülebilecek bir yöntem olabilir.Bir diğer yöntem ise belirli rakamların üzerine çıkmamak şeklinde düşünülebilir.Ben beklerdim ki iki büyük kulüp M.Topuz transferinde yaşananlardan sonra ikisi de transferden vazgeçse idi,bu davranış gelecekteki tüm yerli transferlerinde bir örnek olabilirdi.Her iki takım yöneticileri de kamuoyunda büyük bir prestij kazanabilirdi.
    Ayrıca zaman zaman yerli teknik direktörlerin boşta kalan takımların başına geçmek için de siyasi kişi ve kurumları devreye sokmaya çalıştıkları medyada ya da spor kamuoyunda gündeme gelmektedir.Kuşkusuz bu da yanlış bir davranıştır.Spor ahlakı ve Fair-play ruhu ile bağdaşmamaktadır.Ancak burada futbol kulüplerinin mali yapıları ve yapısal problemlerimiz ön plana çıkmaktadır.Çünkü Turkcell Super Lig ve Bankasya ligi dışındaki takımlarda görev yapan teknik direktör ve antrenörler kulüplerin mali yapıları düzgün olmadığından ve gelirleri sağlıklı ve düzenli olmadığından paralarını almakta büyük güçlükler yaşamaktadırlar.Gerçi bahsettiğimiz bu liglerdeki bazı takımlarda dahi bu sorunlar yaşanmaktadır.Hal böyle olunca mevcut teknik direktör ve antrenörlerin birçoğu daha varlıklı kulüplere gitmeye ve gelirlerini garanti altına almaya çalışmaktadırlar.Bunun için de yeteneklerinin yanında kişisel ilişkilerini ve referanslarını devreye sokarak siyasi niteliği olan kişilerden destek arayabilmektedirler.Bu durum aslında Futbol Federasyonu ya da futbolu yönetenlere önemli görevler yüklemektedir.Mali yapıları,bilanço ve gelir gider dengelerini dengede tutacak bir takım denetsel faaliyetlerin ya da kriterlerin devreye sokulmasına ihtiyaç vardır.UEFA’nın getirmiş ve getirmekte olduğu mali yapıya ilişkin kuralların hızla uygulanmasına ihtiyaç vardır.Belirli mali yeterliliğe sahip olmayan kulüplerin öncelikle bir alt lige olmak üzere küme düşürülmeleri önemli bir müeyyide ve aynı zamanda çözüm olabilecektir.İlaveten Futbol Federasyonunun bütçesinden ve yayın hakları ile reklam ve promosyon gelirlerinden alt ligdeki takımlara daha fazla pay ayrılması ve bunun her yıl artarak devam ettirilmesi önemli çözümler sağlayabilecektir.
    Bütün bunlardan sonra takımlarımızın yönetim anlayışlarında profosyönelliğin yerleştirilmesi,futboldan anlayan profosyonel yöneticilerin istihdam edilmesi ve hatta büyük şirketler guruplarını yöneten CEO(Chief Executive Officer)tarzı çok üst düzey yöneticilerin görev alması,çok profesyonel hukuk büro ve adamları ile çalışılması önemli katkılar sağlayacaktır.Futbol,artık sadece bir top ve iki kale direği ile oynanan bir oyun olmaktan çıkmış son derece kompleks,organize ve endüstriyel bir oyun olmuştur.Rekabet edebilmek için,oyunu kurallarına göre oynamak ta şarttır.

  7. 00:46 içinde 23 Haziran 2009 | #7

    3 Maymun, 3 Forvet

    Rıdvan Dilmen Mehmet Topuz henüz Fenerbahçe’ye imza atmamışken bile, bir Fenerbahçeli olarak, Topuz’u sarı lacivertli forma altında görmek istemediğini dile getirmişti. Dilmen her ne kadar yorumculuk yapıyor olsa da, Fenerbahçe camiası için her zaman fikrine başvurulan birisi. Bu nedenle Topuz transferinin içyüzünü herkesten çok o biliyordur. Nitekim, Topuz’un siyah beyazlı nostaljik günlerinde, kendisini arayarak Aziz Yıldırım görüşmek için aracı olmasını istediğini bizlerle paylaşmıştı. Birde bunların üstüne bahsi geçen ‘ocak mevzusu’ eklenince Rıdvan Dilmen yine bir serzenişte bulunmuş. Ona katılmamak mümkün değil. Ancak bir farkla… Ben bu gibi siyasi güçlerin spora etkisinin çok daha geniş bir alanda ve daha büyük boyutlarda olduğu fikrindeyim.

    En basit anlamıyla futbol oynaması için oyuncu transferi yapan bir kulübün siyasi birtakım kurumlarla ilişkisinin boyutu ne olabilir ki? En saf bakış açısıyla, bahsi geçen siyasi gruplara mensup kişiler bireysel anlamda, sevdikleri takımı desteklerler. Bir gram bile fazlası işin tadını, taraftarlar oyunun heyecanını kaçırmaya yeter. Ancak futbolla az çok ilgilenen herkes çok iyi biliyor ki; Mehmet Topuz bu konuda ne ilk, ne de son örnek olacak… Siyasi ya da gayri meşru gücün futbola etkisi sadece futbolcu kaçırma eylemleriyle sınırlı olsa iyi. Ülkemizde daha önce yaşanan olayları göz önüne alırsak, Topuz sorunu devede kulak. Çok değil, daha birkaç sene önce, Gökdeniz Karadeniz’in karıştığı olaylar neticesinde dünya futbol literatürüne ‘bahis şikesi’ adında bir terim kazandırmış bir ülkeyiz. Yani bu gibi konularda başı çekiyoruz. Topuz meselesinin çok daha ağırına ve gayri resmilerine de şahit olduk. Bir takımı delice seven biri kişiyi etkiler mi bilmiyorum; ancak gerçek bir futbol taraftarını, oyundan soğutmaya yetecek bu gibi olayların, yakın siyasi tarihimizle aynı paralelde olduğunu düşünüyorum. İşte tamda bu noktada Rıdvan Hoca’nın ‘bu olaylar sadece bizde oluyordur’ fikrine katılmıyorum.

    Bahsi geçen ‘anti-demokratik yolların’ hep 3. dünya ülkeleri diye tabir edilen, ekonomik ve sosyal anlamda geri kalmış ülkelerde vuku bulduğu üzerine bir algı vardır. Bu bana göre doğru ancak eksik bir bilgi. Nasıl mı?

    1950’lilerden sonra ve özellikle soğuk savaş yıllarında, dünyanın iki büyük kutba ayrıldı. Birincisi bizimde içinde bulunduğumuz Amerika önderliğinde ki NATO ülkeleri ve diğeri herkesin bildiği üzere şimdiki Rusya önderliğinde doğu bloğu ülkeleri. Bu sırada Amerika’nın NATO üyesi ülkelerde birtakım ortak çıkarları –ne kadar ortak olduğu tartışmaya açık olmak üzere- kovalaması için bazı ‘derin’ örgütler kurduğu artık herkes tarafından bilinen şeyler. Benzer şekilde doğu bloğu ülkeleri de bu itibar savaşında çeşitli gizli örgütlere sahipti. Bu iki ülke her alanda birbirleri ile rekabet içindeyken, spor klasman dışı kalamazdı. Olimpiyatların birbirlerine olan üstünlüklerini kanıtlamanın; bunu da tüm dünyanın gözü önünde yapmanın en önemli mecrasıydı. Bu bakımdan doğu bloğu ülkelerinin sporcularını bir asker düzeninde yetiştirdiği hep konuşulur. Benzer şekilde Çavuşesku döneminde Romen futbolculara uygulanan yurtdışı yasağı, siyasi iktidarın ve gayri meşru otoritenin yalnızca bu ülkelerde spora el attığı izlenimini yaratabilir. Bulgar mafyasının futbola etkisi de hep dile getirilmiştir.

    Ancak İtalya’nın 2006 Dünya Kupası şampiyonluğundan hemen önce ortaya çıkan kirli ilişkiler yumağı, ‘demokrasinin beşiği’ Avrupa’nın göbeğinde de durumun çokta farklı olmadığının kanıtı. Futbola bulaşan bu elin, NATO ‘kurması’ Gladio’nun çökertildiği ‘Temiz Eller’ davasından sonra ortaya çıkması tesadüften çok öte olsa gerek.

    Aslında Maradona’nın Napoli’yi şampiyon yaptıktan sora takımı bırakmak istediğini, ancak soyunma odasında ölümle tehdit edildiğini de duymuştuk babalarımızdan. Fatih Terim Cecchi Gori gibi bir karakteri tanımamıza da yardım etti. En basiti, İtalya Başbakan’ı Berlusconi Milan’ın onursal başkanı olması, siyasetin İtalya’da meşru yollardan futbolun içinde olduğunu gösteriyor. Durum yalnızca İtalya ile de sınırlı değil. Almanya’da şikeye karışan hakemlerin, hiçbir gayri meşru güce bulaşmadan bu işleri hallettiklerini söylemek hayalcilik olur. 1994 Dünya Kupası’nda Escobar’ın kendi kalesine attığı gol yüzünden, mafya tarafından öldürülmesi Güney Amerika’da da durumun aynı olduğunu gösteriyor. Diğer Avrupa ülkelerinde henüz böyle vakaların su yüzüne çıkmamış olması, orda derin güçlerin olmadığı ve futbola bulaşmadığı anlamına gelmiyor bana kalırsa. Yani mesele doğu-batı meselesi değil. Ya da ‘Gladio’ ve türevleri de değil. Bu kadar çok paranın ve rantın döndüğü futbol endüstrisinde, dünyanın her yerinde en ufacık gücü elinde bulunduran gruplar bile o meşhur pastadan payını alma derdinde.

    Ayrıca futbolda yaşanan bu gayri meşru yollara, Avrupa’da futbolun meşru patronu UEFA’nın da zaman zaman saptığı konuşuluyor. UEFA’nın Barcelona-Manchester United finalini daha çok ilgi çekeceğini düşünerek, Chelsea’yi saf dışı bıraktığı iddiası birçok kişi tarafından dile getirildi. Zamanında Naim Süleymanoğlu’nun kaçırılışı da spora doğrudan siyasi müdahale değil miydi?

    Geçtiğimiz sezonun son haftasında düşme potasını ilgilendiren maçlardan sonra çeşitli söylentileri hepimiz duyduk. Aynı siyasi partinin belediyelerinin takımları ya da belediyelerin desteklediği sonu istisnasız ‘ –spor’ ile biten kent takımlarının birbirlerine ‘hatır’ için ‘maç verdikleri’ konuşuldu. Hatta ‘kardeş’ takımlarının düşmemesi için, iddiası bulunmayan takımların son haftaya ‘asılması’ ifade edildi. Teşvik priminden çok daha tehlikeli bulduğum bu durumu ispat etmekte neredeyse imkansız. Bunlar iddia olsa da, kimse böyle bir şey kesinlikle yoktur da diyemez sanırım.

    Önümüzde pek fazla seçenek yok gibi. Ya 3 maymunu oynayıp, ‘3 forvet mi, 2 ön libero mu?’ tartışmalarımıza devam edeceğiz. Ya da bunlara daha fazla kafa yorup, çok sevdiğimiz futboldan nefret edeceğiz. Bir futbolcu transferi üzerinden başlayıp, mafya, gayri meşru otoriter, anti demokratik yollar, gibi ‘hukuki-polisiye’ terimler üzerinden bir yazı yazmak ne kadar içimizi acıtıyor olsa da bunları yok saymamalıyız. Düzelmesi hayal gibi gözükse de dileğimiz en aza inmesi…

    Futboldan nefret etmek mi? ASLA…

  8. Erhan Seyid
    12:54 içinde 23 Haziran 2009 | #8

    Artık Türk futbolunun Avrupalılaştığı, endüstriyel futbolun bize de sirayet ettiği, Dünya yıldızlarının ülkemize gelerek buyöndeki devinimi hızlandırdığı sınırı olmayan bir ısrarla burnumuza burnumuza sokulmaya devam ediyor. Ama bunlara tam inanacak gibi olurken birileri çıkıyor, yeni futbol düzenini temelden dinamitleyen işler yapıyor. Üstelik bu kişiler, başında bulundukları kulüpleri Avrupa ve hatta Dünya takımı yapmakla sürekli övünen, bunu gerçekleştirmek için maddi olarak herşeyi göze alabilecek kişiler. Kimden bahsettiğim açık sanırım. Aziz yıldırım ve onun yönetim tarzını benimseyen bilimum kulüp yöneticisi.
    Yıllar evvel futbolcular kaırılır, alıkoyulur transferler tam bir kaos ortamı içinde yapılırdı. Benim yaşım Tarkı olayını hatırlamama izin veriyor. Yıllar sonra artık düzen biraz değişse de mantığın yine aynı şekilde işlediğini görüyoruz. Futbolcular bir kulübe imza atmak zorunda bırakılıyor. Bunun için araya siyasi gruplar bile sokuluyor. Demek ki, Fenerbahçe gibi Türkiye’nin maddi durumu en iyi takımı bile bu tür bağlantıları kullanmadan bir transferi sonlandıramıyor. Bir düşünelim eğer böyle bir bağlantı olmasa Fenerbahçe Mehmet Topuz’u transfer edebilecek miydi? Üstelik bu transfer Gökhan Emreciksin’i de katınca neredeyse 10 milyonluk bir transferken. Türkiye şartlarını zorlayan hatta önümüzdeki yıllarda bir değer karmaşasına yol açacak bu transfer bile amca-dayı ilişkileri ile sonlandırılıyorsa gerçekten de yeni bir transfer yöntemi midir? Real Madrid’in Ronaldo’ya hakkından fazla bir bonservis ödemesi ve diğer “büyük” oyuncular için de kulüplerinin “o” kadar para alma istekleri Mehmet Topuz transferiyle hiç vakit kaybetmeden ülkemize de giriş yaptı. Sercan Yıldırım için Bursaspor’un Topuz’dan beş kuruş aşağı almayız dediğini medya duyurdu. Eğer bu transfer de çıkmaza girerse ne olacak?Başka bir siyasi parti ya da ağır abiler işe girip arayı mı bulacak? Yıllardır ah vergiler çok ağır, yok devlet elini futboldan çeksin diye sızım sızım sızlanan futbol camiası, siyaseti futbola kendi alet ederek kendi kendini tufaya getirmiyor mu? Bu soruların beynimde tezahür etmesinin asıl sebebi zor bir ironi olsa gerek. Biz fubolu fazla ciddiye alıyoruz ve yeterince ciddiye almıyoruz.
    Şimdi bu iki durum nasıl aynı anda oluyor. Biz futbolu fazla ciddiye alıyoruz, çünkü futbolun bir oyun olduğunu, futbol profesyonelleri dışında herkes için bunun bir hobi olması gerektiğini unutuyoruz. Futbol bizim için bir yaşam tarzı adeta. BU düşünce holiganizmi de besliyor ve bazı insanlar için futbol ya da futbolun onlar için eşanlamlısı olan kulüpler, hayatlarının merkezine oturuyor. Bazen bu durum öyle zirvelere çıkıyor ki, darp, linç, hatta cinayet bile göze alınabilir hale geliyor. Üstelik muhteşem yöneticiletrimiz de işlerine geldiğinde üstü açık, işlerine gelmediğinde üstü kapalı olarak bu kitleleri ve futbola bakış açılarını destekliyorlar. Siyasiler de onlardan geri kalmayıp, transferlere karışarak, hakemlere sataşarak, federasyonlara ayar yaprak futbolu ne kadar ciddiye aldıklarını gösteriyorlar. Bu da yetmiyor medyamı her derbiyi bir meydan savaşı, her transferi bir “prestij” yarışı haline getirerek en büyük körükçü olma görevini üstleniyor. Oysa biz amatör izleyiciler için futbol, bağlılığımızı her maçta doldurduğumuz stadlardan pek taşmadan hayatımızın bir rengi olarak kalsa belki de daha mutlu yaşayabilriz.
    Biz fubolu yeterince ciddiye almıyoruz, çünkü milyarlarca dolarlık bir sektör haline gelen futbolun bizdeki yönetimi tamamen amatörce. Kulüpler işlerini bağlılık ve özveri ile yürüten tekstil, inşaat, otel, nakliye gibi bir çok sektörün güzide insanları tarafından başarı ile idare ediliyor… Kendimizi neden kandırıyoruz ki, bu adamlar bu işi hobi olarak görüyor. Öyle olmasa taraftarlarının dişinden tırnağından arttırıp maça gelmek için verdiği liraları transfer dönemlerinde uzak ülkelerin cin menajerlerine atıştırmalık yaptırmazlardı. Öyle olmasa kendilerini ispat etmek için dev ekranların önüne geçip onların da insan olduğunu unutarak hakemlere hakaret etmez, ipe sapa gelmez iddialarla zaten sürekli kaynayan futbol dünyamızın altına bir odun daha atmazlardı. Öyle olmasa sırf kendi egolarını tatmin etmek için başka kulüplerle girdikleri transfer yarışlarında akla hayale sığmayan paraları masaya sürüp üstüne bir de dayılarını işin içine sokmazlardı. Oysa kulüplerimizi maaşla geçinen, harcadığı her kuruşun hesabını vermek zorunda olan müdürler yani CEO’lar yönetse, bu adamlar profesyonellikleriye işin içine duygularını pek katmadan takımları yönetseler, ecnebilerin milyarlarca avro kazandıkları futbol endüstrisine bizi yoluncak tavuklar kategorisinden, kar payını alanlar kategorisine sokabilirlerdi

  9. Yusuf Şentürk
    16:12 içinde 23 Haziran 2009 | #9

    Kayseri’liye sormuşlar ” – iki kere iki kaç eder?”.”- Alırken mi , Satarken mi” diye yanıtlamış bizimkisi. Mehmet TOPUZ olayı da tıpkı hikayede olduğu gibi.Hala muamma olan bir bedele (Rivayetlere göre 9 milyon Euro) bu transfer gerçekleşti.Kazanan Kayseri. Futbolcuya gerçekten İhtiyacı olan kulüp kadrolarına bakıldığında Beşiktaş gibi görünüyor.Fakat Sayın Aziz YILDIRIM’ın taraftara verdiği 3 yıllık şampiyonluk garantisi, kendi takımını iyileştirirken bir yandan da diğerlerini zayıflatmak üzerine ele geçirilen fırsatları kullanmayı şart koşuyor. Mehmet TOPUZ da bu uğurda Beşiktaş’ın elinden alınmış bir futbolcudur.

    Bu gün ne olduğu , nasıl oynayacağı belli olan Mehmet Aurello çok daha ucuza geri alınabilirdi. Fakat bu transferle hem rakibin ihtiyacı olan oyuncu elinden alındı, hem de rakip takım yönetimi taraftarın önüne atıldı. Sayın Aziz YILDIRIM paranın gücünü sonuna kullanmış oldu.

    Birde bu tip haberlere çanak tutup, olmayanı oldu gibi gösteren, her gün üç büyük takıma bir sürü transfer yapan şahane bir medyamız var.İstanaların kaideyi bozmayacağı tezinden yola çıkarak genelleme yapmamızda sanırım bir sakınca yok. Bu olaylar medyada bu kadar yankı bulmasa, bu kadar yangına körüle gidilmese eminim ki Mehmet TOPUZ olayı çok daha çabuk ve edeplice çözüme kavuşurdu.

    Sonuç olarak hedefe giden yolda her yol mübah olduğu’na göre (en azından bir çok kulüp başkanı böyle düşünüyor) bu transferleri sonuçlandırmak için Mafya, Siyaset, Baskı vb. aklınıza gelebilecek her yol kullanılmaya devam edecektir.İki kere ikinin dört ettiği tek nokta da budur.

    Not: Ayrıca Federasyon Kayseri Spor kadar bu işten karlı çıkmıştır. Çözüm Federasyon’a kalsaydı eğer, mutlaka iki kulüpten de aşırı derece de baskı görecek ve hedef haline gelecekti. Böyle bir olayda izleyecekleri tutumu şimdilik görme şansımız olmadı fakat, eminimki buna benzer bir olay daha mutlaka yaşanacaktır.Bence şimdiden ders çalışmakta büyük fayda var…

  10. okur-yazar_FaRuK
    Faruk Öbek
    11:54 içinde 24 Haziran 2009 | #10

    Bir Mehmet Topuz’dur tutturmuş gidiyosunuz.Sizin gibi güzide bir ulusal kanalın bir Mehmet Topuz’a bu kadar zaman ve mekan ayırmasını anlamış değilim.Yılarını Galatasaray’a vermiş bir çok futbolcuya, Türk futbolunda Ercan Taner’in de deyimiyle bir çağ atlatan, bir devrim yapan futbolculara yapılanlara kimse kulak dahi asmıyor.Sonra Gs yönetimi vefasız oluyor. Elbetteki bir vefa göstermiyolar ama meydanda buna karşı duran kimse yoksa onlarda istediklerini yaparlar. Haksız mıyım sizce?
    Hayatları belgesel haline gelecek kadar başarılı olan bu adamların futbol geçmişlerini bir anda herkes unutuyor ve (giderse gitsin) deniyor.Anlamıyorum Türk futbolunu şerefli mağlubiyetlerden şerefli galibiyetlere taşıyan bu insanlara yapılan bu saygısızlığa niçin sessiz kalınıyor…
    Saygısızlık bence biraz hafif kalıyor.Bu ayıp üstü bir şey. Bir insan müthiş mazisini yok sayıyorsunuz.
    Vefanın olmadığı bir ülkede niçin Vefa diye bir semt var. Bence o semtin adı muhakkak değiştirilmeli. Ne olursa olsun ama vefa olmasın.Bu vefazılığın sonuçlarıda ortada:
    Son sezona Gs açısından bir bakalım:
    Şampiyonlar liginden çok zayıf bir ekibe eleniyor.Uefa’ya kalnıyor…
    Açık ara favori iken lig beşincisi.
    2 tane T.Direktör zor dayandı.
    Türkiye kupasında da yok Gs.
    UEFA’da bizim için tek favori var o da Galatasaray.Ama 2-0 dan maç verilip eleniliyor.
    Tabiki bunların sebebini tek bir şeye maal etmek mümkün değil.Ama en büyük etkeni Hakan Şükür gibi bir adama yapılan vefasızlık.Takımın liderini harcıyorsun.Çobansız koyunu ne olacağını bilmeyen yok.Herkesinde dediği gibi lider eksikliğinden takım oluşturulamadı.Ne olurdu Hakan bir sene daha oynasaydı.Hakan Şükür bunu söyledi:”Ben orda olursam bazı insanlar gölgemde kalırlar ve hiç bir kameranın kaldıracı onların suratına çevrilmez.”ANLAYAN ANLAR…
    En son yapılanıda Hasan Şaş’a yapılanlar.Adamların yüzümü yoktur Hasan Şaş’a Gideceğini söylemeye onu da anlamış değilim.Yüzüne söylenecek bir teşekkür etmek zorunuza mı gidiyor…
    Tugay’a 9 sene bizi Avrupada başarıyla temsil ettin diye trübünlerin önünde onore ediyorsun ama Galatasaray Formasıyla bizi tüm dünyada başarıyla temsil edenlere uyduruk bir gecede uyduruk bir plaket veriyorsun.Tugay bunu sonuna kadar hak etti kimseinin şüphesi yok ama Bu futbolcular etmediler mi?
    Bu zihniyetin değişmesini bekliyorus ama artık değişmesine luzum kalmadı.Çünkü 17 MAYIS’TAN geriye kalan birşey kalmadı.Kimse karşısında durmayınca kalmas tabi.Mehmet Topuz’un ülke gündemi bu kadar meşgul etmesine hakkı yok.Futbol Kamuoyunun Gündemi bence bu vefasızlıklarla meşgul olmadılıdır…

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.