Ana Sayfa
>
Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı
Rıdvan Dilmen: Sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı
“Fenerbahçe daha çok istedi. Fenerbahçe-Galatasaray derbisi sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Rıdvan Dilmen
+ + + POZiTiF + + + MOTiVASYON+ + +
Bütün basın ve yayın kanallarındaki gibi sadece başlama ve bitiş düdüğüne bakılırsa oynanan futbol ve izlediğim kadarıyla fb iyi organize oldu ve galibiyeti hak etti.Ancak bu maçla ilgili futbol ya da sporla, sporcu ruhuyla bağdaşmayan çok fazla şey vardı.Maçın başındaki kavga da Baroni adlı oyuncunun yaptığı şey ya da o an sayılı derbi oynamış takım kaptanı Arda’nın verdiği karşılık.Burda kişi ya da olaylar değil önemli olan.Düşünce yapısı sorunluydu. Seyircinin Yunan takımı gibi yuhalaması üstüne de evsahibi takımın psikolojik savaşta üstün gelme çabası.Yani her şey önceden planlanmasada planlanmış kadar yolunda gitti evsahibi takım lehine. Sporcu ruhu yoktu o an.Hakem de basit kararlarıyla çok etki etkiliydi.Keita ya gösterdiği ilk sarı kartla aklısıra haddini bildirdi. Çok merak ediyorum böyle dünya çapında bir oyuncuya o kartı gösterince hakemliği gerçekten arttı mı ? Bu da moral yıpratmak için güzel hareketti:).. Sonraki yumruğu zaten biliyoruz.Tamam Keita izinsiz oyun alanını terk etti de keyfinden mi terk etti.Hakem sahaya oyuncunun yüzüne atılan belkide su dolu pet bardağı umursamadı demekki, o da gözlemciye götürdü. Alışkın değildir belki Avrupa da bunlara.Bravo hakeme ki izinsiz sahayı terk etmenin sarı kart olduğunu biliyormuş.O kadar bilgisi var demekki.Tebrikler.Spor dışı futbol dışı Yunan takımına bile yapılmayacak muamele.Sadece kendi takımını desteklemek yetmiyor.Baros’un ilk dakikalarda tarak kemiğinin kırılması da kasıtlı moral bozma girişimlerine tuz biber oldu, kasıtsız görünsede. Avrupada oynamış milli oyuncumuz Emre timeing i ayarlayamadı.Sonradan yaptığı açıklamaya göre de ayağına müdahale etmemiş rakibinin, kendi kendine kırılmış olmalı.Değişik bir özür dileme anlayışı.Çok alakasız bir yerde alakasız bir müdahale.Herneyse ben sadece tüm bunların sporun içinde olmadığını düşünüyorum.Faır Play anlayışı gelişmemiş bu takımda.Sporcu sağlığı her şeyin üstündedir.Neden Avrupa maçlarında sökmüyor bunlar.Düşünce yapısı farklı.Ya da o takımlar GALATASARAY değil motivasyon eksikliği sözkonusu.
Maça geçmeden maçtan önceki durumları incelemede fayda var. Bir tarafta 50 bini aşkın coşkulu taraftarıyla evinde Türkiye’deki her maçta favori, rakibine son 10 lig maçında puan bile vermemiş, lig lideri, 3 gün önce Avrupa’da deplasmanda sezonun en iyi futboluyla kazanmış bir Fenerbahçe; diğer yanda ligin kağıt üstünde tartışmasız en önemli kadrosuna sahip ve bu doğrultuda muhteşem bir hucüm gücüne sahip olan, ama yetersiz takımlar karşısında bile savunmada aciz durumlara düşebilen, lig ikincisi, yine 3 gün önce farklı bir Avrupa galibiyetiyle buraya gelen ancak son 10 yıldır deplasmanda ezeli rakibinden puan dahi alamayan bir Galatasaray. Klasik ama çok doğru bir laf olan “derbilerin favorisi olmaz” klişesine sığınarak iki takım taraftarının da maçtan önce mutlak galibiyet beklemeleri doğal olmasının yanında kendi oyuncuları için de bir baskı unsuru oluşturmuyor değil. Maçtan önce ortada bir ikilem vardı. 10 yıldır kazanan Fenerbahçe mi yoksa 10 yıldır kaybeden Galatasaray mı baskıyı daha fazla hissedecek ? Bu sorunun cevabı zaten maçın sonucunda yatıyor. Zaten baskılı olan Galatasary’lı oyuncuların sırtına bir de maçtan önceki yaşanan “soytarılık” da etkilenince Kadıköy fobisi 10. yaşıan basmış oldu. Nihayet maça geçersek, ilk düdükle beraber Fenerbahçe maçı çok fazla istediğini rakibine hissettirmeye başladı. Fenerbahçe, rakibinin en iyi olduğu kanat organizasyonlarını durdurmak için Gökhan-Mehmet ve Carlos-Vederson ikilileriyle bu bölgeleri kapattılar. Zaten Galatasaray topu kanatlara atamadı bile. Fenerbahçe, isteğini skora dökeceğinin habercisini, hakemin doğru kararıyla Lugano’nun sayılmayan golüyle verdi. Ardındansa harika bir kanat organizasyonuyla Alex’in gölü geldi, gol ofsayttı ama hakem bu defa devam dedi. Peki bu maçın kaderini etkiledi mi ? Hiç kuşkusuz evet ama, bu gol verilmese Fenerbahçe’nin ilk yarıyı önde kapardı. Golden sonra, haliyle, Galatasaray’dan bir kıpırdanma bekledim, ama Fenerbahçe Alex dahil tüm takım rakibinin oyun kurmasını engelledi. Kanatlar zaten kapalıydı, ortada turist Elano vardı, savunmadan atılan toplar ise…Bir dakika, savunmadan da top atılamıyordu ki ! Bu “acizlik” içinde Galatasaray ilk şutunu Nonda ile 37. dakikada buldu. Diğer taraftan Fenerbahçe çok iyi oynamayarak, sadece savaşarak farkı artırma şansalarını birçok kere yakaladı. Alex ve Lugano’nun kaçan iki pozisyonuyla ilk yarı bitti. İkinci yarı herkes Galatasaray’dan bir hamle beklerken, Leo Franco’nun ikramı, Kazım’in presi ve Alex’in yeteneğiyle birleşince Fenerbahçe’nin ikinci golü geldi. Ardından Galatasaray kıpırdanmadı ama kornerden gölü buldu. Bu psikoloji ile Fenerbahçe geriye yaslandı, top Galatasaray’daydı ama sarı-kırmızılılar en iyi oldukları hücumu bile yapamadılar. Zaten Keita’nın kırmızısıyla umutlar tükendi. Daum dahil herkes Aydın o golü atsa maç 2-2 olabilirdi diyor ama Guiza’nın boş kaleye, Santos’un karşı karşıya kaçırdığı pozisyonlar unutulmamalı.
Fenerbahçe takımı çok iyi oynamasa da rakibini oynatmayarak, maçı çok isteyerek, hakederek kazandı. Peki rakibini ezdi mi derseniz, o kadar fanatikleşmeye gerek yok, zaten karşınızdaki takım Galatasaray, kolay kolay ezemezsiniz.
Bir derbi daha bitti. 10 maçtır aynı sonuçla bitmesi bir yana, gerçekten Türk milleti olarak alışkanlıklıklarımızı, ülkemize gelenleri de kendimize benzetmemizi, hep kolaya kaçmamızı bir kez daha yüzümüze vurdu.
Maç daha başlamadan çıkan kavga, yaşanan rekabetin bir özetiydi adeta. Arkasına bakmadan taraftarlarına koşan Arda, koşarken çarpmak üzere olduğu için Cristian tarafından itildi. İlk önce tepki vermedi Arda, ama sonrasında düşündü, belki de bu durumu, arkadaşlarını hırslandırmak için bir fırsat olarak gördü. El hareketleri yaparak ve güzel şeyler söylemedeği belli bir şekilde Cristian’ın üzerine yürüdü ve Fenerbahçe takımının arasında kaldı bir anda. Ve Galatasaray takımının kaptanına hiç yakışmayacak bir şekilde hırpalandı. Takımını motive etmek için yaptığı hareket ters tepmiş, aksine rakibi hırslanıp, kaptanlarının hırpalandığını gören kendi takımı daha da tedirgin hale gelmişti. Elde var bir. Ezeli rakip takımın kaptanının, kendi oyuncularının üzerine yürümesine sinirlenen taraftar da, ne yazık ki ülkemizde alışık olduğumuz bir şekilde, sahaya yabancı madde atmaya başladı. Bu maddelerden biri de maçın yardımcı hakeminin kafasını yardı. Elde var iki.
Ve maç başladı. Daha ilk dakikada şanssız bir sakatlık yaşandı. Daha önce oynadığı iki Fenerbahçe maçında da varlık gösteremeyen, hatta ilkinde ilk yarı sonunda oyundan alınan Milan Baros, çok da sert olmayan bir faul sonrasında oyundan çıkmak zorunda kaldı. Elde var üç.
İlk dakikalarda, maç öncesinde hiç kimsenin tahmin etmediği bir Fenerbahçe ve Galatasaray vardı sahada. Önde basan bir Fenerbahçe ve iki topu bir arada yapamayan bir Galatasaray. Ve bu baskı sonucunda Fenerbahçe’nin yaptığı, kart gerektirmeyen fauller. Elde var dört.
Sonrasında beklenen oldu zaten, Fenerbahçe’nin golü geldi. Yine ne yazık ki, Türkiye’deki yan hakemlerde görmeye alıştığımız, ofsayt olan pozisyona devam deyip, olmayana bayrak çekme hastalığı baş gösterdi. Elde var beş.
Maç öncesinde ve sırasında yeterince gerilen Galatasaraylı, özgüvenleri iyice artmış olan Fenerbahçeli futbolcular, psikolojik durumlarını sahaya yansıtmaya başladılar sonrasında. Normalde oyun dışı hareketlerini pek görmediğimiz Elano, taç atmaya giden Gökhan Gönül’e çelme taktı. Ve yine aynı taraklarda pek bezi olmayan, sakinliğiyle bugünlere gelen Gökhan Gönül de ensesinden tutarak cevap verdi Elano’ya. Karşılık vermedi Elano, ne de olsa oynadığı mağdur rolünün hakkını vermeliydi. Elde var altı.
Ezberimizi bozan bir Kazım vardı sahada. Her pozisyonda Gökhan Zan-Servet ikilisinin dengesini bozan, kendisine atılan her topu kontrol edip olumlu bir şekilde kullanan, bütün bunları yaparken de fizik gücünü sonuna kadar kullanan. Hakemlerimizin alışkanlıkları bir kez daha devreye girdi, hücum oyuncusunun yaptığı faulu kaçırırım, o da golü atar, başım belaya girer düşüncesiyle, faul olan-olmayan her pozisyonda faul çaldı Kazım’a. Sonuç: Kazım çok faul yaptı. Elde var yedi.
Böyle devam edebiliriz aslında. Maç sonunda Fenerbahçelilerin elinde mutluluk, Galatasaraylıların elinde ise yukarıda yazdığımız, ve listesi daha da uzayabilecek bahaneler(gerekçeler değil) kaldı. Ve Galatasaray’ın alışkanlıkları devam etti, teknik direktörleri bize uyup sadece hakemi suçladı, taraftarları iki pası bir arada yapamayan takımını bir kenara bırakıp bahanelere sığındı. Bahanelere sığınmaya devam ettikçe, “yüzünden” demeyi bırakıp “rağmen” demeyi öğrenmedikçe; aynı sahada, aynı şartlarda, 10 kişi, kalede forvet oyuncusu oynatarak, ama herşeye “rağmen” kazanmayı başaran diğer ezeli rakiplerini örnek almadıkça, bu filmin daha yıllar boyu süreceğini bir kez daha gözler önüne serdi bu 90 dakika.
sabaha kadar da oynansa ortada futboldan başka her hırs vardı. sadece güiza’nın golü futbol izlediğimizi birkaç dakikalığına hatırlattı.. neden özellikle derbi maçları olmak üzere ligimizdeki tüm maçları, milli duygularla değil de memleket fanatizmiyle izlediğimizi bilmiyorum. kaybedersin çünkü rakip iyi oynamıştır ve basit, alkışlarsın. ama biz bilmemnesporluyuz, bizi yeneni karakola kadar döveriz. 2006′daki diyarbakırspor maçının olaylarını gece 04:00′a kadar gözlerim dolu izledikten sonra bu ülkeye en az 2 yıl futbolsuzluk cezası verirdim federasyonun yerinde olsam. çünkü önce insan olmaya ihtiyacımız var.
6-0′lık tarihi maçtan sonra ülkemizin en iyi takımının fenerbahçe olduğunu anladım ama ne yazık ki de avrupa’da hala ve yıllarca küçük de olsa bir başarı getirmelerinin nerdeyse imkansız olduğunu düşünüyorum.
dünya’nın 3 derbisinden biri denilen bu rekabetin arkasında, birbirinden fazla olan kazançlarını çekemeyen en gözde erkeklerin, futbol dışındaki tüm aktörlüklerini şiddetle süslemesidir. kadıköy’de bu jenerasyon futbolu bırakana kadar psikolojik olarak 1-0 fenerbahçe ile başlayacaktır her derbi.
gelelim bireysel faktörlere.
1.en kritik ikili carlos-keita arası kalite farkıydı. yaşını tecrübe olarak çok iyi kullanan carlos, kendinden her fırsatta kurtulup tehlike yaratabilecek gücünü bildiği keita’nın sinirinden, çok profesyonelce faydalandı ve sadece sarı kartlık bir hareketle galatasaray’ın sağ kanadını maç sonuna kadar sildi.
2.sanırım sadece dünyanın sayılı derbisi şanına kanan leo franco’nun bir dönemin rüştü’sü gibi geri paslardaki komiklikleriydi. neden elinde bir -artık galatasaraylı olmuş- mondragon varken ve 40-42 yaşına kadar kaptan olarak oynatmak dururken, ondan 1-2 yaş küçük ve yıllarca ispanya’da sadece eldiven çantası taşımış bir 2.kaleciyi takıma süper tranfer diye getirip bu hallerini izletmek mi takım yöneticiliği. bir takımın en iyi oyuncusu başta kalecisi olmak zorundadır. buffon neden buffon, ya bu hafta 2-0 önde maça başlayan milan’ı, 2-12′lik maçtan kurtaran dida niye dida.
3.konu kaptandan açılmışken bu ismin arda olması biraz ürkütücü. daha o kadar çok zamandır galatasaraylı değil, hakemle karşı etkili değil, henüz 10 numara değil, oyun kurucu ve okuyucu özelliklerde değil. üstün yeteneklerinin olması yönetici vasıflarının olması demekse, cristiano ronaldo’nun real madrid kulübüne başkan olması gerekir. bu maçı arda ısınırken kaybettiğini gösterdi, ki haliyle kaptan olunca takımını da aynı havaya bürüdü.
4.milyonlarca dolarlık fenerbahçe, neden sadece alex’le futbolunu süslüyor. avrupa’da yıllarca süren başarısızlığın sabebi burda yatar. çünkü fenerbahçe her döneminde tek bir yıldızla anılmakla meşgul. o kadar transferi harcamak her kulübün lüksü değil. alex’in döneminin sonlarına doğru gelindiğini bilen kulübü ise bu sefer deivid’e umut bağlamak üzereyken sakatlanması, şimdiki yıldız yaratma sıkıntısını gözler önüne sermekte. halbuki deivid transfer olduğu sezon brezilya’da sezonun en kötü forveti seçilmişti sadece bir penaltı golü atarak.
5.elano balonu da galatasaray’ın ekstra bir transfer başarısı. kulübünden bedelsiz ayrılmak üzereyken galatasaray’da oynaması için üstüne para alarak ite kaka bir futbolcu gölgesi bari olayım düşüncesi, rijkaard’ın da ilk maçındaki tesadüfi golüne aldanarak takımda tutmak istemesi onca futbolcunun kadroya girememesine en büyük sebeptir. necati ateş’in, elano’da daha skorerken dışlanması, aynı mevkiyi anlamsızca doldurma çabasıdır. ve bu maçı da bir kaç kez spikerin adını hatırlatmasıyla bitirmiştir.
6.elimizde bir tek büyücülükle adlandırılan kewell kalmışken, onun da stepne olarak yanında tutan rijkaard’da şimdiden bir galatasaraylı psikolojisiyle maça 1-0 geride başlamayı kafasına koymuştur.
7.eğer ki buna futbol maçı denebilirse, bu maçın özeti de fenerbahçe’nin çok yüksek bir pas yüzdesiyle maçın temposunu, sinirini ve galatasaray’ın kadıköy sendromunu kontrol altına almış olmasıdır.
Galatasaray provakasyonlara gelmemeli…
Bu derbide de çoğu zaman olduğu gibi yine kendi sonunu hazırlayan bir Galatasaray vardı.Galatasaraylılar’ın maç öncesi ve maç sırasındaki tutumları ve provakasyonlara tepkisiz kalamamaları onları maç konsantrasyonundan uzaklaştırdı.Bunun sonucunda maçın hemen başında oyun hakimiyetini rakibe kaptırdılar ve golü kalelerinde erken gördüler.Özellikle kaptan Arda’nın bu bilindik olaylar sonucunda maçtan bu kadar uzaklaşması hayret vericiydi.Arda şüphesiz sarı-kırmızılılar’ın en önemli hücum kozuydu bu maçta.Arda’nın etkisiz oyununun üstüne Baros’un erkenden oyunu terk etmek zorunda kalması,Keita’nın sinirli tavırları,Elano’nun sahadaki hayaleti andıran görüntüsü Galatasaray’ın hücum yapmasını neredeyse imkansız hale getiriyordu.
Fenerbahçe ise klasik oyun yapısıyla sahadaydı.Daum’un göreve gelmesinden bu yana hemen hemen her maç olduğu gibi skor üstünlüğünü elde eden sarı-lacivertliler oyunu rölantiye alarak rakibinin hata yapmasını bekledi.Bu rölantide geçen zamanda da duran toplarda etkili olmaya çalıştılar.Nitekim Lugano ile bir topları direkten döndü.İkinci yarının hemen başında da rakibin hatasını iyi değerlendirdiler ve farkı ikiye çıkardılar.Bu gol tam da Daum’un istediği şeydi.Takımın iyice geri yaslamayı düşünen Daum’un planını Galatasaray’ın duran toptan gelen golü bozdu.Golü de ancak duran toptan bulabilecek bir görüntü çiziyorlardı zaten.Topun hakimiyetini ele alan Galatasaray yine de istediği pozisyonlara giremiyordu.Bu sırada Keita’nın gördüğü kırmızı kartta ümitlerini iyice tüketmişti.Aydın’ın müsait pozisyonda yaptığı kötü vuruşsa baskıyı anlamamız için yeterli futbolcuların üstündeki.Her zaman olduğu gibi Kadıköy’e çıkan Galatasaraylı futbolcuların üstünde anlamsız bir baskı vardı.Aslında Fenerbahçe bu pozisyondan önce son noktayı koyabilirdi maça Guiza ile.Ancak İspanyol yine zor olanı başardı.Lakin bu pozisyona içerlemiş olamalı ki son dakikada topu gönderebildi rakip kaleye.
Sonuçta Galatasaray yine boynu bükük ayrıldı Kadıköy’den.Son yarım saatte beklenen baskıyı kurabilseler puan alabilirlerdi ezeli rakiplerinden.Bu maç Galatasaraylılar’ın üstündeki Kadıköy fobisinin en net görüldüğü maçlardan biriydi son yıllarda.Fenerbahçe taraftarının ayıbı da geceye gölge düşürdü.Futbolcuların da uslu durduğunu söyleyemeyeceğim.
6-0 Bayramı Yapanlara…
Fenerbahçeliler, Galatasaray’ ı 6-0 yendik diye bayram yapıyorlar…Galatasaraylılar UEFA ve Süper Kupa’ yı aldık diye bayram yapıyorlar. İki takım arasındaki kalite farkı sevinirken bile ortada .
Everest dağının etrafındaki tepeler hep yukarı bakmadan sevinirlermiş (tıpkı Fenerliler gibi) çünkü yukarı bakınca tepelerindeki kocaman Everest’ i görüp mutsuz olurlarmış.
Ey Fenerbahçeliler!
Bir dahaki maçta Galatasaray’ı yine 6-0 yenseniz ne olur?
25 senedir alamadığınız Türkiye Kupası’nı alsanız ne olur ?
Bu sene de şampiyon olsanız ne olur?
Kendinize böyle küçük hedefler koyup bunlara ulaşarak bayram yapıyor olmanız Galatasaraylıları kendinize güldürmekten öteye gidemez. Çünkü artık bu ülkede Avrupa’dan 2 tane kupa getirmiş bir takım var.Bayramınızı bu kupaları getirdikten sonra yapmalısınız.
Bu ülkede haddini bilen her futbolsever futbol konuşulurken Galatasaraylıların yanında ceketinin düğmelerini iliklemek zorundadır.
Haddini bilmeyenlere zaten söylenecek söz yok!
Not; 6 Kasım’ da 6-0 bayramını Fenerbahçelilerin sitesinden alıp Hürriyet Gazetesi’nde spor sayfasına taşıyan Ercan Saatçi bakalım bu yazıyı da Galatasaray sitesinden alıp Hürriyet’ te yayınlayacak kadar demokrat mı?