Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı

Rıdvan Dilmen: Sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı

250409-dilmen“Fenerbahçe daha çok istedi. Fenerbahçe-Galatasaray derbisi sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. 10:52 içinde 26 Ekim 2009 | #1

    Evet sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı…

    Çünkü bu ülkede öyle bir düzen kurulmuş ki,
    Maçtan önce seyircisini selamlamaya giden futbolcu, daha Türkiye’ye gelirken “biraz sert oynar, rakibi ısırır” denen bir yabancı futbolcu tarafından itilebiliyor, üstüne itilen futbolcu onu tehdit edercesine uyarabiliyor, üstüne kavga çıkıyor, bir futbolcu rakibinin kafasına acımasızca vuruyor, milyonlar izliyor ama hiçbir yetkili görmüyor.

    Kavgayı “izlemeye” gelen hakemlerden birinin başına bir şeyler atılıyor, kafası dikiş atılacak şekilde yaralanıyor, milyonlar görüyor yetkililer ve tabii ki orta hakem üç maymun.

    Neyse maç başlıyor, hakemlere dikkat kesiliyor insan, gözler belermiş, korku dolu bakışlar, sürekli kadraja giren ve hakemlerin arkasından onlara küfür eden bir güruh var. Bu güruh takımları sınırı birkaç kilometre geçince tiyatro izler gibi maç seyreden insanlar aslında. Ama biz bize kalınca işler değişiyor. Artık hakemlere dokunmaya bile gerek yok aslında. Maçtan önce o olaylar olmuş ve hakemler maça başlamaya zorlanmışsa, federasyon başkanı o sırada şeref tribününde seyri aleme dalmışsa, hakemin arkasından “bööh” demeye bile lüzum kalmamıştır zaten. Şimdi asıl hedef rakip futbolcular olmalıdır. Onlara bir şeyler atılmalı maçtan düşürülmelidirler. Kaleciye lazer tutulmalı, gözleri oynan mükemmel futbol karşısında kamaşmalıdır. Bu görev de layığıyla yerine getirilir tabii.

    Sonra bir adam çıkıyor, düzene karşı geliyor. Korner atma suçu karşısında kendisine layık görülen cezanın delillerini saha kenarında bir masada oturan yetkili tipli insanlara iade etmek için sahanın bir ucundan öbürüne koşuyor. Bu onurlu isyanı, yüzü tişörtlere basılmak yerine sarı kartla ödüllendiriliyor. Artık orta hakeme şunu niye böyle yaptın demek zor, çünkü o da bir insan evladı herkes gibi korkuları var. Ne yapıyor? Yardımcısına iki diyor. Erkenden soyunma odasına gidip nefes alma ihtiyacı var tabii.

    İkinci yarı ilk yarıdan farklı değil. Yine sahaya atılan maddeler, yine saçma düdükler, görülmeyen şamarlar, yine küfüre toptan karşı bir taraftara rağmen nereden geldiği belli olmayan, ağızlarına acı biber sürdüresi nidalar. Ama bir şey dikkat çekiyor. Zavallı hakemlerin yaşadıkları bin türlü cefayla ilgili vakti zamanında çekilmiş bir belgesele malzeme olmuş Plata nehrinin kuzeyinden gelen bir futbolcu ikinci yarı başında sahaya çıkarken bile hakeme itiraz edebiliyor. Ama onu da anlamak lazım, doğasında var sanki.

    Bu arada bir penaltı, hakem Cenubi Amerikalı hakemlerin tiyatral tavırlarıyla kendinden emin bir şekilde düdüğünü öttürüyor. Sonra aynısı diğer kale önünde cereyan edince, yalanlarını şeytanın bizzat kendisinden ödünç alan cin futbolcu, cehennem ateşlerinden evvel hakemin delici bakışlarına ve ruhu yakan sarı kartına katlanmak zorunda kalıyor.

    Her neyse bu arada dört gol bir “haklı” kırmızı kart oluyor ve maç bitiyor. Mazlumun acı dolu feryatları, mansurun zafer çığlıkları arasında kaybolup gidiyor. Ve bir futbol yorumcusu şunları söyleyebiliyor: “Bu ülkede düzen böyle. Her şey yapanın yanında kalıyor. Bununla rekabet etmek için aynı stadı yapmalı, aynı baskıyı uygulamalısınız.” Aynı saniyelerde Anders Frisk’in, Dida’nın, Otto Bariç’in halen canlı etle kaplı olan kemikleri sızım sızım sızlıyor.

    Bir de futbola bakalım her şey o kadar kötü olamaz değil mi? Fakat sahada futbol var mıydı? En son ne zaman güzel bir futbol oynanan derbi hatırlıyorsunuz? Olimpiyat’taki Türkiye kupası mı, yoksa Hasan Vezir’in efsane olduğu maç mı? O açık futbol hayatta mı hala?

    Bir çift söz de Rijkaard’a. Arda Turan’ı Hasan Şaş yapma. Eğer maçtan önce olanlar için kimse ona ceza vermiyorsa, sen ver ona cezasını. Arda giderek fanatik bir futbolcu oluyor. Işığa dönmesini yanlızca sen sağlayabilirsin. Ya da bırak Darth Vader olsun, Gökhan Gönül gibi sinirlenince Force Grip atsın millete. May the force bee with you…

  2. 11:49 içinde 26 Ekim 2009 | #2

    Hiç beklemediğim, önceden kafamda kurguladığım maça hiç benzemeyen bir maç izledim.

    Fenerbahçe, sanki bir italyan takımıymışcasına sert, premier lig takımıymış gib rakibine sahayı dar eden, bir alman takımı gibi disiplinli ve ispanyol takımı gibi maçı kazanmaya aç bir takım olarak yer aldı sahada.

    Topun olduğu her yerde sarı lacivert forma giymiş 3 pirana küme oluşturup durdu maç boyunca.

    Türkiye’nin en iyi ofans hattı dediğimiz oyuncular tesadüfi bir duran top dışında tek bir ciddi pozisyon üretemediler. Beni en çok düşündüren de Elano’nun şaşkınlığıydı. Bu haliyle devler liginde bile kadroya almazlar onu.

    Galatasaray’ın içinde bulunduğu acizlik yenilgiyi kabul etmeyen Keita’yı sinirlendirdi. O da Roberto Carlos’un provokasyonuna yenik düştü. Gerçi sahada olduğu sürece takım arkadaşlarının acizliği ona da sirayet etti ama yine de Fenerbahçe’li oyuncuların zihnini rahatsız eden bir figür olarak yer alıyordu sahada.

    Rijkaard geldiğinden beri yarı tanrı muamelesi gördü. Barcelona’da yaptıkları ön plana çıkarıldı. Oysa Barcelona dışında da bir teknik adamlık kariyeri vardı ve hiçte içaçıcı değildi. “Rijkaard taktik bilmez” diyen Victor Munoz boşyere bunu dememiş anlaşılan. Galatasaray’ın maç boyu yaşadığı çaresizliğe en küçük bir çözüm üretemedi ve maç sonunda yenilgiyi Keita’nın atılmasına bağlayıp günü kurtardı.

    Bu kadar güçlü ofansif isimlerle çeyrek pozisyon bile bulamamasının nedenlerini açıklasın isterdim ama Rijkaard kanlanmış gözleriyle ekrana bakıp Keita atılmasaydı demeyi tercih etti.

    Galatasaray’ın Kadıköydeki bu korkmuş, ürkmüş, pısırık görüntüsü yeni değil ama artık can sıkıcı olmaya başladı. Bayan futbol takımı olsaydı dün Fener’in karşısında muhtemelen duruma isyan edip en azından daha sert bir mücadele sergilerdi.

    Hakem, ofsayt, kırmızı kart, penaltı v.s. hiçbirini konuşmanın bir anlamı yok. Bu maçı Adnan Polat’ta yönetse Galatasaray en az bu kadar gol yer giderdi. Omuz omuza mücadelenin dahi ne olduğunu bilmeyen Bünyamin Gezer’e dua etsinler. Sürekli Kazım’ı neden ikili mücadelede ayakta kalıyorsun diye cezalandırmasaydı ilk yarıda maç kopacaktı.

    Bu arada maçın adamı Emre Belözoğlu’ydu. Sadece futbol oynamaya çalıştığında gerçekten önemli işler yapacak kapasiteye sahip olduğunu gösterdi.

  3. Uğur Altıntaş
    11:53 içinde 26 Ekim 2009 | #3

    SAVAŞAN KAZANDI
    Fenerbahçe taraftarı için Galatasaray derbilerinin yeri apayrıdır.Kadıköyde oynanacak olan derbi maçları Fenerbahçe taraftarı için hatta tüm fenerbahçeliler için bayram günüdür.Burdan tüm Fenerbahçelilerin bayramınıda kutluyorum.Fenerbahçe taraftarı gs derbisine o kadar konsantre oluyor ki hiç bir avrupa kupası maçına bu kadar konsantre değiller.Bu konsantrasyon bu istek tribünden futbolculara kadar herkesi etkiliyor yani fenerbahçe maça taraftarıyla beraber 12 kişiyle çıkıyor.Bu yüzden fenerbahçe’yi yenmek istiyorsan 2kat daha fazla koşacaksın,3 kat daha fazla mücadele edeceksin,4 kat daha fala gol bulacaksın ama yok yok bunları yapsanda kadıköy de kazanamazsın.çünkü fenerbahçe maçlarına sarı-lacivertli futbolcular normalden 10 kat daha hazır çıkıyorlar.bakın sakat alex’e sapasağlam gibi oynadı ama maç bitiminde sakat yeri yine şişmiş.Hatta futbolcular kadar eşleride konsantre oluyorlar maça.Alex’in ilk golünden sonra eşinin sevincini gördünüz mü? Sanki o bir brezilyalı değilde yıllardır fb taraftarlığını yapan biri gibi agresif ,hırslıydı.Fenerbahçe ilk 10 dakikada maçı ne kadar istediğini gösterdi.Gs bunu görünce sindi birşey yapamadı bu baskı altında ezildi.fener golü buldu ama 2 katı kadar da kaçırdı.Fenerbahçe bu sezon hiç bir maçta olmadığı kadar frikilerle etkili oldu.Bu onların maça ne kadar konsantre olduğunu kanıtlıyor.kazım biraz becerikli olsa ilk yarıda fark açılabilirdi.Fenerbahçe’de gaziantep maçının kaybedilmesinin en büyük sorumlusu olan daum bu maçı kazandıran adam oluyordu belkide.Galatasarayın en etkili yerleri kanatlardı.Keita ve kewel bu sene kanatlarda etkili oluyorlardı ama gs attığı gollere bakıldığında hep rakip savunmaların hatalarından geliyordu.bir de rijkard arda yı kanatta oynatıp baros arkasına elano ile başlayınca fenerin işini kolaylaştırdı.Daum un taktiği gereği fb kanatları 4 ser savunmacı ve 4 iyi hücumcu ile kapatıyordu.Eğere gökhanın önünde kazım oynasa hücum olarak güç artabilirdi ama savunma olarak fenerin belini kırardı.Mehmet gökhanla süper bir ikili oluşturdu.Wederson ve R.carlos ikiliside uyumlarını tekrar gösterdi.Gs kanatları kullanamayınca oyunu sürekli ortaya yöneltti orda elano etkili olamayınca ayhan ve mustafa sarp maçta topla en çok oynayan kişiler oldu.Fenerbahçe nin bu kadroyla tek eksiği vardı alışkın olduğu paslar ve pas yüzdesini yakalayamıyordu.her maç rakibinden 200 pas fazla yapan ve bunların %85 inde başarılı olan kanaryalar gs maçında gs den daha pas yapıp daha fazla top kaptırdılar ve yaklaşık %70 isabetli pas yüzdesi yakaladılar.Avrupa futbolunda artık yıldızları olanlar değil doğru taktikle birlikte mücadele edenler kazanıyor.Bakınız Rubin Kazan,Bakınız FENERBAHÇE.Maça kim damga vurdu derseniz, bence; öncelikle tribündeki taraftar sonrada alex de souza derim.fenerbahçenin tek eksiği forvetlerin kötü performansları alex gibi bir bitirici olmasa iş çok zorlaşırdı.10 Yılın sonunda “FİLMİN SONU DEĞİŞMEDİ” ve “BÜYÜ DEVAM EDİYOR” hatta “BİR MASUM MOR MENEKŞE AĞLIYORMU NE”

  4. Didem Dilmen Kılıç
    11:54 içinde 26 Ekim 2009 | #4

    CAM MUTLAKA VARDIR…

    Köpekbalıkları ile dolu devasa bir akvaryumun orta yerine bir cam yerleştirmişler. Camın öbür tarafını da fok balıkları ile doldurmuşlar. Fokları avlamak için akvaryumun diğer tarafına geçmek isteyen köpekbalıkları her seferinde cama çarpıp geri dönmek zorunda kalmışlar.
    Bir… İki… Üç…
    Bir süre sonra köpebalıkları akvaryumun öbür tarafına geçmek için hamle yapmaz olmuşlar.
    Cam kaldırıldıktan sonra da…

    Saraçoğlu’nda oynanan Fenerbahçe-Galatasaray derbilerini kısaca özetleyen, gerçek bir araştırma…

    Teknik direktörlerin akıllıca/aptalca hamleleri, futbolcuların performans ve form durumları, maç içinde yaşanan her türlü kırılma anı, sonucu biraz da bu yüzden değiştirmiyor belki de… Galatasaraylı futbolcular ve taraftarlar, dile getirmeseler de, biliyorlar bu sene yine Saraçoğlu’nda beraberlik dahi alamayacaklarını.

    Milan Baros’un ilk dakikalarda sakatlanıp oyunu terketmesi şanssızlıktı.
    Arda’nın çıkması yanlış, Kewell’ın girmesi doğru karardı.
    Aydın böyle bir maç için fazlasıyla toydu.
    Elano zayıf bir ışık veren mumdan farksızdı.
    Leo Franco penaltıya sebebiyet verip hata yaptı.
    Keita’nın kırmızısı Galatasaray için çok kötü oldu.
    Penaltı olmasaydı, sarı-kırmızılılar Nonda ile bulduğu pozisyonlarda biraz daha şanslı olsaydı, durum farklı olur muydu?

    Sanmıyorum… Galatasaraylı oyuncular her ne kadar sonradan toparlansalar da ilk 15 dakikada gösterdiler ki, kazanamayacaklarına inandıkları bir maça çıkmışlardı. Kim ne yapsa, sonuç değişmeyecekti. Ataklar cılız, paslaşmalar tedirgin kaldı.

    Önceki dokuz maçta olduğu gibi, yine cam vardı, kaldırılmış olma ihtimali daha yüksek olsa bile…

  5. Kamil Samet Ertaş
    12:05 içinde 26 Ekim 2009 | #5

    AZİM VE İNANÇ
    Fenerbahçe ve galatasaray derbisinin oyuncular açısından özetlemek gerekirse Fenerbahçe de kötü oynayan futbolcu yoktu
    Galatasaray da ise iyi oynayan futbolcu yoktu.

    Teknik direkterlör açısından bakarsak bir yanda rakibi önemsemeden ezbere bir 11 le sahaya çıkan Frank Rijekard
    Diğer yanda ise rakibi iyi analiz etmiş Santos ve Guizayı yedek oturtarak bazı şeyi göze alan Cristoph Daum…

    Oyuncuların ruh haline bakarsak bir yanda kazanmaya inanan ve bu inancını sahaya en iyi şekilde yansıtan Fenerbahçe takımı
    Diğer yanda ise maç başlamdan herşeyi kabullenmiş sahada ruh gibi dolaşan Galatsaray takımı…

    Bir de yıldız oyuncu faktörüne bakalım. Bir yanda ceza sahası çevresinde sürekli etkili olan Alex diğer yanda ise ben bu Türkiyeye
    niye geldim edalarında kimseyi takmayan bi Elano. Sadece o da değil aldığı yükün altında ezilen ve nerdeyse mental olarak sezonu
    kapatmak üzere olan Arda Turan…

    Tecrübe olarakta bakalım fenerbahçede Emre BeleZoğlu aldığı bütün toları olumlu kullandı. Diğer yanda ise Ayhan Akman heralde hatalı pas verme
    rekoru kırdı.

    Ve tabi söylememiz gerken bir diğer unsurda sahada basmadık yer bırakmayan aynı zaman da aldıkları bütün topları olumlu kullanan Mehmet Topuz ve Wederson…

    EEE HALİYLE BUNCA ŞEYDEN SONRA RIDVAN HOCAYA KATILMAMAK İMKANSIZ BU MAÇ SABAHA KADAR OYNANSA FENERBAHÇE KAZANIRDI. :D

  6. 14:16 içinde 26 Ekim 2009 | #6

    Rıdvan Hoca’ya katılıyorum. Maç 3 gün oynansa da Galatasaray kazanamazdı. Daha maçın ilk 10 dakikasından itibaren Galatasaray’ın rakibinin üzerine gidemeyeceği, organize olamayacağı ve özellikle de Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu mücadeleye karşılık veremeyeceği çok açıktı. Rijkaard elinde kaliteli ve teknik bir kadro olmasına rağmen maçlara göre strateji belirlemekten uzak. Her maçı aynı sistem ve verilerle oynayamazsın, oynadığın her rakibin farklı silahları var ve sen önlem almıyorsun. Sonuç ; vasat bir futbol sergileyip müthiş bir mücadele ortaya koyan Fenerbahçe’ye mağlup oluyorsun. Hem de hiç varlık gösteremeden, pozisyona giremeden. Galatasaray mücadele etmeden, koşmadan, kora kor mücadele etmeden büyük maçları lehine çeviremez. Sadece teknik futbolculardan kurulu bir ekiple ligin alt bölümüne üstünlük sağlar ki bu da hiçbir Galatasaraylı’yı memnun etmez.

    Fenerbahçe karşısına çıkarken son maçlarda ileride kullandığı dörtlüyü de bozan Rijkaard, Arda’yı sol kanada alarak kanatlardan başarılı olmayı düşündü. Bana göre hatalar zincirinin başlangıcı da burada başladı. Son maçlarda iyi bir performans sergileyen Kewell,Arda,Keita,Baros dörtlüsünü bozup formsuz Elano’yu oynatıp yılların tecrübesi Kewell’ı kenara alarak bu zor maç öncesi takımın kimyasını bozdu. Fenerbahçe’nin en diri oyuncusu Gökhan Gönül’ün karşısına Arda’yı koyarak büyük bir silahını daha baştan yok etti. Maça solda Kewell ile başlamalıydı.

    Galatasaray’ın son oynadığı Avrupa Ligi maçında Servet ile başarılı bir performans gösteren Mehmet Topal’ı savunmada oynatmaması başka bir hataydı Rijkaard için. Mehmet Topal ilk müdahalelerinde çok başarılı ve topu oyuna Gökhan Zan’dan çok daha iyi sokabilen bir futbolcu. Ne yazık ki Rijkaard bunu da göremedi. Sakatlıktan yeni çıkmış Gökhan Zan’ı oynatarak ağır olan Galatasaray savunmasını iyice çaresiz bıraktı.

    Galatasaray mücadele edemediği için kaybetti. Daha doğrusu Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu kora kor sert futbola ayak uyduramadığı için. Oysa Rijkaard’ın elinde daha önce birçok derbi oynamış fiziği bu tür sert mücadelelere uygun, orta sahada her iki yöne rahatça oynayabilecek tekniği de bana göre M.Sarp’tan daha iyi Barış Özbek diye bir futbolcu var. Böyle önemli ve Galatasaray için kazanılması çok önem taşıyan bir karşılaşmada Barış’ı 18′e bile almaması da Rijkaard’ın mağlubiyete çıkardığı davetiyelerden biriydi.

    Daum’a gelince; C.Daum yıllarca Türkiye’de çalışmanın verdiği avantaj ve Türk futbolunu, futbolcusunu iyi tanımasından dolayı bana göre çok da kendini yormadan Galatasaray’ı durdurma üzerine oynadı ve kazandı. Galatasaray’ın önemli silahlarını kilitleyip futbolcularına sert ve mücadeleci bir oyun emri veren Daum, Galatasaray defansının vereceği açıkları da hesaba katarak rahatça kurduğu planla takımını maça çıkardı. Rijkaard da Daum’un öngördüğü tüm taktiksel hataları yapınca Fenerbahçe çok iyi oynamadığı maçı güle oynaya kazandı.

    Sonuç olarak Daum, taktiksel anlamda çok da uğraşmadan Rijkaard’ı dize getirdi. Galatasaray yönetiminin duruma bir an önce el koyması gerekiyor. Yoksa atı alan Üsküdar’ı geçecek…

  7. 14:27 içinde 26 Ekim 2009 | #7

    Rıdvan Hoca’ya katılıyorum. Maç 3 gün oynansa da Galatasaray kazanamazdı. Daha maçın ilk 10 dakikasından itibaren Galatasaray’ın rakibinin üzerine gidemeyeceği, organize olamayacağı ve özellikle de Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu mücadeleye karşılık veremeyeceği çok açıktı. Rijkaard elinde kaliteli ve teknik bir kadro olmasına rağmen maçlara göre strateji belirlemekten uzak. Her maçı aynı sistem ve verilerle oynayamazsın, oynadığın her rakibin farklı silahları var ve sen önlem almıyorsun. Sonuç ; vasat bir futbol sergileyip müthiş bir mücadele ortaya koyan Fenerbahçe’ye mağlup oluyorsun. Hem de hiç varlık gösteremeden, pozisyona giremeden. Galatasaray mücadele etmeden, koşmadan, kora kor mücadele etmeden büyük maçları lehine çeviremez. Sadece teknik futbolculardan kurulu bir ekiple ligin alt bölümüne üstünlük sağlar ki bu da hiçbir Galatasaraylı’yı memnun etmez.

    Fenerbahçe karşısına çıkarken son maçlarda ileride kullandığı dörtlüyü de bozan Rijkaard, Arda’yı sol kanada alarak kanatlardan başarılı olmayı düşündü. Bana göre hatalar zincirinin başlangıcı da burada başladı. Son maçlarda iyi bir performans sergileyen Kewell,Arda,Keita,Baros dörtlüsünü bozup formsuz Elano’yu oynatıp yılların tecrübesi Kewell’ı kenara alarak bu zor maç öncesi takımın kimyasını bozdu. Fenerbahçe’nin en diri oyuncusu Gökhan Gönül’ün karşısına Arda’yı koyarak büyük bir silahını daha baştan yok etti. Maça solda Kewell ile başlamalıydı.

    Galatasaray’ın son oynadığı Avrupa Ligi maçında Servet ile başarılı bir performans gösteren Mehmet Topal’ı savunmada oynatmaması başka bir hataydı Rijkaard için. Mehmet Topal ilk müdahalelerinde çok başarılı ve topu oyuna Gökhan Zan’dan çok daha iyi sokabilen bir futbolcu. Ne yazık ki Rijkaard bunu da göremedi. Sakatlıktan yeni çıkmış Gökhan Zan’ı oynatarak ağır olan Galatasaray savunmasını iyice çaresiz bıraktı.

    Galatasaray mücadele edemediği için kaybetti. Daha doğrusu Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu kora kor sert futbola ayak uyduramadığı için. Oysa Rijkaard’ın elinde daha önce birçok derbi oynamış fiziği bu tür sert mücadelelere uygun, orta sahada her iki yöne rahatça oynayabilecek tekniği de bana göre M.Sarp’tan daha iyi Barış Özbek diye bir futbolcu var. Böyle önemli ve Galatasaray için kazanılması çok önem taşıyan bir karşılaşmada Barış’ı 18′e bile almaması da Rijkaard’ın mağlubiyete çıkardığı davetiyelerden biriydi.

    Daum’a gelince; C.Daum yıllarca Türkiye’de çalışmanın verdiği avantaj ve Türk futbolunu, futbolcusunu iyi tanımasından dolayı bana göre çok da kendini yormadan Galatasaray’ı durdurma üzerine oynadı ve kazandı. Galatasaray’ın önemli silahlarını kilitleyip futbolcularına sert ve mücadeleci bir oyun emri veren Daum, Galatasaray defansının vereceği açıkları da hesaba katarak rahatça kurduğu planla takımını maça çıkardı. Rijkaard da Daum’un öngördüğü tüm taktiksel hataları yapınca Fenerbahçe çok iyi oynamadığı maçı güle oynaya kazandı.

    Sonuç olarak Daum, taktiksel anlamda çok da uğraşmadan Rijkaard’ı dize getirdi. Galatasaray yönetiminin duruma bir an önce el koyması gerekiyor. Yoksa atı alan Üsküdar’ı geçecek…

  8. 16:41 içinde 26 Ekim 2009 | #8

    Maçtan önce iki senaryo vardı.

    1) Ligin en etkili hücum eden takımı maçı domine ederek istediklerini yapacak ve gol yese de maçı kazanacak.
    2) Ligin en iyi savunma takımı rakibini durdurmayı başarıp, rakibin dirençsiz savunması sayesinde gol(ler) bularak maçı kazanacak.

    Hepberaber gördük ki futbolcular Kadiköy Sineması’nda ikinci senaryoyu hayata geçirdi.

    Rijkaard çok büyük bir futbol adamı ama bu güç ve yetenek Hollandalı teknik adamı zaman zaman yanlışlara sürüklüyor; tıpkı Maradona, Hagi ya da Zico’yu sürüklediği gibi. Psikolojide bir teori var: insan ne ise karşısındakini de öyle görür diye. Örneğin siz yardımsever bir kişiyseniz tüm insanların da bir şekilde yardımsever olduğunu düşünürsüz; tabi mesela hırsızlık gibi kötü bir alışkanlığınız varsa tüm insanlardan hırsız diye şüphelenirsiniz. İşte yıldız futbolcuların yıldız teknik adam olmalarındaki en büyük engel burada yatıyor.
    Bugün Rijkaard tüm futbolcularından kendisininki gibi bir profesyonellik, çalışma ve en önemlisi yetenek beklediğinden zaman zaman büyük sıkıntılar yaşıyor. İşte maç öncesi kampların yapılmaması, geç gelen futbolcuların ceza almaması, otoritenin zarar görmesi v.b.
    Diğer tarafta ise futbolculukları vasatı aşamamış hatta hatrı sayılır şekilde hiç futbol oynamamış Mourinho, Terim ya da Wenger’i ve bu adamların futbola ve futbolcularına yaklaşımını dikkate aldığınızda ne demek istediğimin daha iyi anlaşılacağından eminim.

    Şayet dün akşam Hollandalı teknik adam az daha olsa sahip olduğu iyimserlikten vazgeçip rakibin savunma ağırlıklı kadrosuna yönelik bir kadro çıkarmış olsaydı her şeye rağmen maçtan bir beraberlik çıkarması işten bile olmazdı. Çünkü çok iyi oynadı görünen Fenerbahçe’nin tek yaptığı rakibini durdurmak oldu zira sarı lacivertlilerde 4 savunma oyuncusunun yanı sıra Emre, Christian ve Topuz hiç bir atak pozisyonunda rol almadan oyunu tektaraflı oynayarak bitirdi ve bu durum 4 forvet oyuncusuyla sahada olan Galatasaray karşısında bir sorun değil aksine bir avantaj oldu Fenerbahçe için.

    Neticede maçı dersine iyi çalışıp rakibine değer veren taraf kazandı ve bu iki takımın bu anlayışında evet; maç sabaha kadar oynansa Fenerbahçe kazanırdı.

  9. Erol Olcay
    17:20 içinde 26 Ekim 2009 | #9

    YÖNETİCİLERİMİZ SPOR AHLAKINI VE CENTİLMENLİĞİ HATIRLAYABİLECEKLER Mİ?

    Hasan İçinmeot arkadaşımız ne güzel yazmış. Söylenecek başka şey yok. Bu nedenle çirkin görüntülerin tasvirini uzatmaya gerek de yok.

    Ben bu tür maçlardan sonra kulüp başkanlarının bir araya gelerek “bir daha böyle bir derbi maçını size izlettirmeyeceğiz… sizden özür diliyoruz sevgili taraftarlarımız ve değerli futbolseverlerimiz…” demelerini beklerdim. Aksİ takdirde böyle giderse seyredilecek hiç bir maç kalmayacak. Çünkü yayıncı kuruluşlar böylesi bir rezaleti sanırım yurtdışına satmaktan imtina edeceklerdir.

    Bir futbolsever olarak görüşlerimi şimdiden yazmak isterim.

    Futbolun endüstrileştiği söyleniyor. Herşeyin paraya endeksli olduğu yazılıp çiziliyor. Ancak futbolun para merkezli olması değil midir bizi bazı önlemleri almaya mecbur eden.

    Kadıköy’de Fenerbahçe Galatasaray maçı oynandığında Arjantinde RiverPlate-BocaJunior; İngiltere’de Liverpool-Manchester United maçları oynanıyordu. Arjantindeki derbi maçını 200 milyona yakın sayıda kişi seyretmiş. İngiltere’deki maçı ise 200 milyondan fazla kişi. Bizim en önemli dünya derbilerinden biri dediğimiz FB-GS maçını yalnızca biz ve İspanya seyretmişiz. Yani İspanya’da bir kanal’dan başka kimse satın almamış önemli derbimizi. Pazarlayamamışız. Neyi pazarlayacağız ki? Futbolseverlere uçan tekme ve yumruğun nasıl atıldığını mı? Yoksa ısınırken itme veya oyun oynanırken su fırlatma göstersini mi pazarlayacağız. Yoksa yayıncı kuruluşlar “maç yayınını alırsanız Hakem kafasının bir çakmakla nasıl yarıldığını görebilirsiniz…” diyerek maçı kolaylıkla pazarlayabilecekler mi? Bence yayıncı kuruluşların takımlara ödedikleri ücretleri aşağı çekmeleri, ya da maçta bu tür olay ve çirkin görüntülerin olması halinde yayını keserek ücretlerin ödenmemesini gerektiren bir sözleşmeyi gündeme getirmeleri gerekir. Böylelikle paraya endeksli spor camiasının belki biraz düşünmesi sağlanır.

    Acılıyım… hem de çok. İki güzide kulüp bu hallere mi düşecekti. “NTV Tarih Dergisi” Ağustos sayısında yayınlanan “Centilmenlik Mazide mi Kaldı?” yazısını dönüp dönüp okuyorum dün geceden beri. Yazılan öykülerden biri mi? Aynen şöyle:

    “Kadıköy’de oturan ve av meraklısı olan FB ve GS’li futbolcular ve yöneticiler, Göztepenin üst bölümlerinde, şimdiki Kayışdağı semtinin ormanlı ve avlık bir alan olduğu dönemlerde; yörede müşterek bir ev kiralamışlardı. Tatil gündüzlerini avlanarak gecelerini ise av sohbetleri ile geçiryorlardı.
    İşte böylesi sohbetlerin koyulaştığı bir gece; bir ara cebindeki köstekli saati çıkarıp bakan Galatasaray Kulübü kurucu başkanı Ali Sami Yen, telaşla doğrulup Fenerbahçenin golcüsü Said Selahaddin’e şöyle der: “Said, vakit hayli geç olmuş… Yarın bizimle maçınız var. Hemen çık ve yat.”
    Sait bey hemen uykuya çekilir. Ertesi gün maçı Fenerbahçe 2-0 kazanır. Gollerin ikisini de Said bey atmıştır. ”

    Özellikle kulüp yöneticilerinin Ali Sami Yen’den öğrenecekleri bir şey de mi yok! Yine Ali Sami Yen başkan iken, 1911-12 sezonunda sırf sert oynuyor diye Galatasaray’ın beki Adnan Bey(Piroğlu) kadrodan Kulüpler Birliğince (Union Club)uzaklaştırılıyor. Yabancıların hegamonyasında olan kulüpler birliğine karşı FB – GS müracaat edip FenerSaray adı altında mücadele etmek istediğini söylüyor.

    İşte bunun için acılıyım. Nereden nereye gelmişiz. Artık derbi falan seyredecek miyiz acaba, bilemiyorum. Sayın yöneticilere duyurulur.

  10. Uğur Albayrak
    18:38 içinde 26 Ekim 2009 | #10

    Fenerbahçe zamanı gelince Galatasaray defansına baskı yaratarak zamanı gelince kendi sahasında presiyle hataya zorladı doğru işler yaptı daum Galatasarayı çok iyi analiz etmiş.

    Galatasaray bana göre orta sahayı fenerbahçeye vermiş bi şekilde oynadı
    ayhan-mustafa sarp-elano bence bu orta sahada tek iyi oyuncu mustafa sarptı , ayhan aldığı topları gökhan ile servete onlarda leo francoya atarak hatayı adeta zorla aradılar Fenerbahçe orta sahası emre ve baroni ile müthiş presle oynadı

    Galatasaray maçtaki 3 orta saha yerine mustafa sarp – barış – mehmet topal ile oynasa bu derbi farklı sonuçlanabilirdi.

    Maç başlamadan yaşanan olaylar baroni ardayı iter, arda ilk önce umursamaz dönüşte birşeyler söyler baronide arkasında 55bin fenerliyi hissederek kafa tutar bence 2 harekette yanlış ama cristian baroninin maç sonunda verdiği demeç dahada yanlıştı ” arda ayağıma bastı bende o acıyla onu ittim ” görüntüler mi yalan söylüyo yoksa tercüman mı baroni kesinlikle haklı canımm :)
    cristian baroni ile arda tartışırken araya giren bilica ve kazımın hareketleri çok kibarcaydı
    keitanın köşe vuruşu sırasında kafasına gelen su şişesi yardımcı hakemin gözü onunde olması fakat orta hakeme atılan maddeyi gösterip gözlemciye gitmemesi belki keitanın canının acımasıyla o görevi üstlenmesi ve sarı kart görmesi
    tekrar maç başlamadan önceki kavgayı gözlemlemek için orda olan 4. hakemin kafası yarılması
    Gökhan gönülün elanoya ense tokat yapması , elano sakin bir oyuncu olmasa sonunu düşünemiyorum…
    Fenerbahçenin attığı ilk gol ofsayt , ikinci gol penaltı değil müthiş aldatmış alex geçen sene 25 ekim 2008 de oynanan Fenerbahçe- Bursa maçındada aynı şekilde kendini atmış sarı kart görmüştü.

    Volkanın geçen sene söyledi söz tekrar aklıma geldi ” neden böyle şeyler bizim stadımızda olmuyor ” bu sözü söylediği maçta seyirciye dönüp kasıklarını tutan volkan acaba bu maçta kendi seyircisi ve kendi takım arkadaşlarını gördümü aydını ve ardayı dövmekten beter eden

    Maçın hakemi bünyamin gezere çok güveniyodum fakat bence bu maçın stresini kaldıramadı derbilere yabancı hakem uygulaması gerek heralde :)

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.