Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Rijkaard’ın B planı yok

Rıdvan Dilmen: Rijkaard’ın B planı yok

28 Eylül 2009

250409-dilmen“Frank Rijkaard olarak bir farklılığınız yok. Taktiksel olarak bir şeyler verebilmeniz gerekir. Rijkaard’ın B planı yok.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. 12:19 içinde 01 Ekim 2009 | #1

    Kıvırcık saçlı adam plan düşünüyor !

    Galatasaray ligde 6′da 6 yapmıştı.
    Avrupa kupalarında favori gösteriliyordu.
    Herkes yere göğe sığdıramıyordu.
    Ama Eskişehir maçının ardından ne olduysa eleştiriler başladı.

    Eskişehir maçının ardından gazete sayfalarını açıp, okumaya başladım.

    Eskişehir maçında ortaya koyulan futbol Galatasaray taraftarı dışında kimseyi mutlu etmemiş görünüyordu. Ya da skor mu demeliyim. Şimdi ise Rıjkaard eleştirilmeye, B planı yok söylemleri ortaya atılmaya başlanmış. Rijkaard gibi backgraundu sağlam bir futbol adamının oyun mentalitesine ‘B planı yok’ demek şu durumda çok da gerekli değil. Bu söylemler ya baştan beri ortaya konulan futbolu beğenmiyorsunuz demek anlamına gelir yahut siz Galatasaray’ın geçmişte aldığı 6 galibiyet, en golcü takım ünvanlarına ihanet ediyorsunuz demektir. Biz bu tür ifadelerle dile getirdiğimiz sorunlar ile geçmişe ihanet ederek kalmayız, geleceğe dönük umutlu bakışlara da bir perde çekeriz.

    Galatasaray, Eskişehir maçında çok mu iyi oynadı ? Evet ya da hayır. Bu subjektif bir kavramdır. Nesnel olan ise skor tabelasıdır. Bu nedenle, kötü skordan dolayı bu yorumlar ortaya atılıyor. Bu zihniyetle Fenerbahçe’nin de çok iyi oynadığı konuşulması gerekir; çünkü, Avrupa’da 7′de 7 yapan sadece Fenerbahçe takımı var. Neden bu çelişki bilmiyoruz.

    Dünya futbol tarihinde ligdeki bütün maçlarını kazanan bir takım var mı diye merak ediyorum. Çok övdüğümüz Barcelona ve Real takımları bile yeri geliyor oyun içinde aksıyor. Şunu demek istiyorum; bu sarı kırmızılı takım, bir yerde mutlaka puan kaybedecekti. Bundan sonrada kaybedeceği puanlar muhakkak olacaktır. Bunu engellemek futbolu terörize etmektir. Her rakibini yenen bir takım, gerçek anlamda bir futbol izleyicini nasıl mutlu edebilir ki ? Eleştiri, tabi ki olacaktır. Kimse söz söyleyemez. Sadece futbolda değil hayatın her alanında karşımıza çıkacaktır. Ama bu eleştiriler, geçmişte var olan bir emeği yansıtmazsa bu kez eleştiri tartışılması gerekir.

    Eleştirelim. Doğruyu bulmak adına eleştirelim. Bunu yaparken dozajını da bilelim ama. Rijkaard, B planının da C planının da olduğunu söylüyor. İma ediyor. Yoksa bu noktadaki başarının olması çok zordu. Buna da inanmak istiyorum. Kayıtsız şartsız mı inanmak hayır. Ama başarı için inanmak istiyorum.

  2. 17:06 içinde 01 Ekim 2009 | #2

    Galatasaray’ın bugünkü beraberliğinin çoğu futbol takipçisini şaşırttığına eminim. Ancak aşağıdaki bir kaç önemli nokta göz önüne alındığında sarı kırmızılıların puan kaybının çok da beklenmedik olmadığını söylemek gerekir:

    Galatasaray;

    bu sene oynadığı 13 resmi karşılaşmada elde ettiği 10 galibiyetin 8′ini en az 3 gol atarak kazandı,
    13 resmi maçta rakiplere fazlaca gol şansı verdi ve bunların 8′inde kalesinde en az bir gol gördü,
    10 galibiyetin 9′u en az iki farkla kazanıldı.
    Bu üç önemli veriden anlaşılan şu ki rakiplere gol şansı tanımada cömert bir kimliğe sahip olan Galatasaray’ın maçları kazanabilmesi için en az iki bazen de üç gol bulması gerekiyor ve öne geçilen maçların kazanılması hiç de zor olmuyor. Aslında bu durum gol pozisyonuna girmekte fazla zorlanmayan bir hücum hattına sahip Galatasaray için genellikle sorun teşkil etmiyor ancak bugünkü gibi hem dirençli hem de oyunu kendi sahasında kabul etmeyen takımlar karşısında riskli bir ortam oluşturabiliyor.

    Ancak her şeye karşın, futbol felsefesi mevcut sistemi gerektiren ve elinde gerçekten etkili hücum oyuncuları olan Frank Rijkaard’ın yanlış işler yaptığını söylemek de yıldız teknik adama haksızlık olur. Zira mevcut sistemiyle Galatasaray sadece Turkcell Süper Lig’de değil Avrupa’da da yoluna başarıyla devam ediyor. Burada Hollandalı teknik adamın tek dikkat etmesi gereken maça göre olmasa da maçın gidişatına göre bazı doğru müdahaleler yapmak. Örneğin bugün olduğu gibi son 15 dakikada kapanan rakiplere karşı tek değil çift santrafor oynayabilmek ya da skor avantajının yakalandığı maçlarda forvetlerden birini çıkarıp skoru korumaya yönelmek genç teknik adamın takıma çok daha faydalı olmasını sağlayacaktır.

    Neticede Galatasaray mevcut düzeni ve kadrosuyla maçları kazanmaya devam edecek ancak nadiren de olsa bugünkü gibi gol atmada sıkıntı yaşadığı karşılaşmalarda ise puan kayıpları yaşayacak gibi görünüyor. Bugünkü beraberlik sarı kırmızılıların canını fazlasıyla sıktı ancak bu puan kaybının asıl önemi önümüzdeki hafta oynanacak Ankaragücü maçının önemini de bir kat daha arttırmış olması. Zira cumartesi günü Ankara’dan alınacak olası bir kötü sonuç özellikle takip eden haftalardaki zorlu maçlar dikkate alındığında her şeyin çok iyi gittiği bir ortamda sarı kırmızılıları hiç de hesapta olmayan durumlara sokabilir.

  3. eren goksu
    16:09 içinde 04 Ekim 2009 | #3

    Yap Büyünü Rijkaard!

    Frank Rijkaard, gerek futbolculuk, gerekse teknik direktörlük kariyeriyle, bu ülkeye gelmiş olan en önemli isimlerden birisi hiç kuşkusuz. Bir kere Rijkaard, hepimizin gıpta ederek izlediği Barcelona takımının oynadığı futbolun yaratıcılarının başında geliyor. Dolayısıyla, böyle bir isimden de mucizevî işler bekleniyor ancak, kabul edelim ki bu, alıştığı ekol dışında ilk defa çalışan birisi için hiç kolay değil.

    Rijkaard’ın Galatasaray’ı, özellikle hücum yönüyle küçük Barcelona gibi. Xavi-İniesta-Messi-Henry(Ronaldinho)-Eto’o(İbrahimovic) beşlisi, Rijkaard döneminden beri hep aynı şekilde bir dizilişle sahaya çıkıyor, kaldı ki bu beşlinin uyumu, yıllar içinde efsanevi bir hal aldı. Ronaldinho’nun formsuz dönemleri, bu beşliden bazı oyuncuların uzun süreli sakatlıkları, Henry’nin sisteme uymakta güçlük çekmesi vb. sorunlar, bu efsanevi kadronun kimi zaman çok kötü sonuçlar almasına neden oldu. Yani, bu tür bir sistemi oturtmak hiç de çabuk başarılabilecek bir durum değil. Galatasaray’da, ilginç bir şekilde bu sistem daha çabuk oturdu. Galatasaray’daki Arda-Elano-Kewell-Keita(Aydın)-Baros(Nonda) beşlisi, bazı parçalar tam olarak istenen seviyede olmasa da, Eskişehir maçına kadar mükemmele yakın bir şekilde işledi. Özellikle Arda ve Nonda’dan alınan fazladan verim, Elano’nun formsuz durumunu başarılı bir şekilde gölgeledi. Oyun sıkıştığı anlarda Rijkaard, yanındaki iki hücumcuyu, sahadaki etkisiz gördüğü iki hücumcuyla değiştirerek maçı almayı bildi. Şu ana kadarki Galatasaray’ın özeti bu. Peki, ne değişti? Neredeyse her maç en az 3 gol atan bir takım, kendi evindeki 2 maçta 1 golde kalıp, rakiplerine 2’şer puan kaptırdı?

    Bu sorun, bana göre Rıdvan Dilmen’in dediği şekilde Rijkaard’ın B planının olmamasıyla ilgili, ama tek neden bu değil. Rijkaard, Barcelona döneminde de hep bu yönüyle eleştiri alan bir teknik direktördü. Nerdeyse bütün sıkışık maçlarda, önden iki oyuncuyu çıkarıp maçı kazanmaya uğraşıyordu. Takım sistemini değiştirmek, hücumcu bir bek almak, gibi farklı yöntemlerin üstünde pek durmuyordu. Yani, gerçekten de Rijkaard’ın bir “B planı” yok gibi gözüküyor. Ancak, Galatasaray’daki esas sıkıntı bu değil. Bence esas sorun, takımın, taraftarların ve medyanın da katkısıyla, çok çabuk havaya girmesi. Bu tür takımlar, bir iki kötü sonuçta çabucak çöküşe girebilirler, bunun Galatasaray’da olamayacağını da kimse iddia edemez. İşte burada Rijkaard’ın o beklediğimiz büyüklüğünü göstermesi gerekiyor. Takımını toparlayacak, daha dingin ve mütevazı hale getirecek, daha takım oyununa yönelik bir şekle sokacak olan kişi o. Bunu yapamazsa, hem kendisinin, hem Galatasaray’ın tabir-i caizse “havası söner”. Şu anda öyle bir şey yok, ama Rijkaard’ın şimdiden bu duruma el koyması gerekiyor.

    Sonuç olarak, Rijkaard’ın “B Planı”nın olmadığı söylenebilir, ancak bu o kadar da önemli bir sorun değil. Rijkaard’ın alamet-i farikası, şu ana kadar namağlup olan, ama rayından çıkmaya da hazır olan bu takımı yolunda emin adımlarla ilerlettiği zaman ortaya çıkacak. Henüz kaybedilmiş bir şey yok, ama balayı bitti, daha kazanılmış hiçbir şey de yok…

  4. Cömert Öztürk
    03:32 içinde 05 Ekim 2009 | #4

    F.Rijkaard, Total Futbol ve Ülkemiz Spor Medyası(!)

    Bir Galatasaray taraftarı olarak, taraftar sıfatını bir kenara bırakalım, en başta bir futbolsever olarak Rıdvan Dilmen’in ” Rijkaard’ın B planı yok” söylemi beni oldukça üzdü. Rıdvan Hoca’nın Total Futbol konusundaki bilgi eksikliğini düşünürsek belki bunu hoş karşılayabiliriz. Lakin Güntekin Onay gibi, Türk futbolu şöyle dursun, dünya futbolu konusundaki alt yapısı, bilgi birikimi çok üst seviyede olan bir spor adamının (sunucu, spiker ve yorumcu) bu söyleme itiraz etmemesi asıl düşündürücü olandır.

    Burada amacım programı eleştirmek değil. Aksine, futbol kültürü olmayan ülkemizde rating endişesi taşımadan, gerçekten adı gibi tamamen futbol odaklı ve iki yorumcusundan birisi Fenerbahçeli diğeri ise Beşiktaşlı olmasına rağmen son derece tarafsız ve kaliteli bir spor programından bahsediyoruz. Peki tartışmasız ülkemizdeki en kaliteli futbol programında Rıdvan hoca çıkıp “Rijkaard’ın B planı yok!” derse, daha kalitesiz programlardaki yorumcular neler demez? Ya da sokakta yürüyen insan neler demez?

    Bir Galatasaray taraftarı olarak, sezon başında Frank Rijkaard ile anlaşıldığında kendi adıma son derece kaygılıydım. O gün birisi çıkıp Galatasaray Rijkaard ile 8 maçta 19 puan alacak bir de derbi oynamış olacak deselerdi güler geçerdim. Bu kaygımın ise Rijkaard’ın ne kadar yeterli bir hoca olup olmadığı soruları ya da B planı olup olmaması ile ilgisi yok. Bu kaygım sadece Rijkaard’ın B planına ihtiyacı olmaması ile ilgili! Çünkü çok iyi biliyorumki Rijkaard da ne hocası Rinus Michels gibi ki, kendisi Total Futbol felsefesini yaratan isimdir ne de akıl hocası Johan Cruyff gibi günü kurtaran bir teknik direktör olmuştur. Oynatmaya çalıştığı TOTAL futboldur. Bu felsefesinden ne sıkışan bir maçta ne de kötü giden bir süreçte vazgeçer. Dolayısı ile B planı yoktur ve böyle bir plana ihtiyacı da yoktur. Tabii burada takdir edersinizki “Hadi yarın Total Futbol oynayalım” diyerek bunu başarmak pekte mümkün değildir. Son derece komplike bir sistemdir ve bu felsefeyi tam anlamıyla oturtmak ciddi bir zaman ister. Bu zamanıda Galatasaray çok kötü oynayarak (kazandığı maçlar dahil) fakat nispeten iyi puan alarak geçirmiştir ki, şu anda Bu takımın Rijkaard’ın kafasındaki takımın yarısı olmadığına eminim. Tabii bunu “X takım İstanbul’da çok kapanıyor, atak yapamıyor” felsefesine sahip spor medyamıza anlatmakta başlı başına bir iştir. Çünkü yarın çıkalım atak oynayalım ya da yarın çıkıp savunma yapalım diyemezsiniz. Yarın çıkıp total futbol ise hiç oynayamazsınız!

    Burada “Rijkaard S.Rotterdam ile ne yaptı?” ya da “Barcelona’da B planına ihtiyaç duymazsınız zaten” demeden önce biraz hafızamızı tazelememiz gerek. Frank Rijkaard Barcelona’ya ilk geldiği yıl elindeki kadroda Ronaldinho, Deco, Zambrotta ayrıca Eto, Henry, Xavi ve Iniesta gibi dünya yıldızları vardı ve sanırım ilk 10 hafta geride kaldığında takım düşme hattındaydı. O gün de B planı yoktu Rijkaard’ın o günde günü kurtarmaya çalışmamıştı. Ne taraftarı “yatıştırmak” ne de medyayı susturmak için bildiklerinden taviz vermişti. Bugün aynı Barcelona’yı hepimiz gıpta ederek seyrediyoruz. Tamam bundan 20 yıl önce Cruyff dönemindeki Barcelona’yı da gıpta ile seyrediyorduk. Ancak deplasman maçları başta olmak üzere son derece kırılgan oynadıkları zamanlarda vardı. Dönemin yıldızlar topluluğunun Trabzon’da 1-0 kaybettiğini ve Trabzon Spor’un direkten dönen toplarını ve ne kadar çok pozisyon bulduğunu hatırlıyoruz. Aynı şekilde Beşiktaş’ın Barcelona’yı 3-0 yendiği maçıda unutmamız mümkün değil. Tamam bunun oyuncu kalitesi ile doğrudan alakası var. Ama bir futbol felsefesini tam anlamıyla oturtmanın ve bunu mükemmeleştirmenin nasıl uzun ve sabır gerektiren bir süreç olduğu konusunda Barcelona’dan daha iyi bir örnek yok sanırım. Dünyanın en büyük klübü olabilirsiniz. Real Madrid olabilirsiniz, B planı olan hatta A B C D planı olan en kaliteli hocalarlarda çalışabilirsiniz. Parayı bastırıp dünyanın en iyi futbolcularını transfer edip Rıdvan Hoca’nın deyimi ile Uzay milli takımı gibi bir takım kurabilirsiniz. Ama bir futbol feselfeniz yoksa sadece günü kurtarabilirsiniz. Futbol olarak rakibinizin gerisinde kalmaya mahkumsunuz.

    Burada Rijkaard’ı tabii ki eleştirebiliriz. Hatta daha da ileri giderek, bu sistemi Galatasaray’da oturtup oturtamayacağından da endişe edebiliriz ki, bu endişemizde de mevcut oyuncu kadrosuna bakıp yerden göğe kadar haklı oluruz. Lakin Frank Rijkaard’ın B planı yok demek, Rijkaard’a falan değil bizzat futbolun kendisine saygısızlık etmektir kanaatindeyim. Ayrıca bir Galatasaray taraftarı olarak, takımımın her yıl kaba hesapla şampiyonluk şansının %33 olduğunun bilincindeyim. Bir kaç yıl Türkiye’de şampiyon olmamak dünyanın sonu olmayacaktır ki çoğunluğunda bu domestik başarılarından sıkıldığı bir gerçek. Ne olursa olsun “B Planı” olmayan Rijkaard’a uzun vade de sabır göstermek her ne kadar milletçe bizim harcımız olmasa da bunun ödülü hepimizin sandığından büyük olabilir…

  5. 10:36 içinde 05 Ekim 2009 | #5

    - Rotasyon mu ? Operasyon mu ? -

    Rijkaard takım içinde dengeleri kurmak ve herkese şans vermek için geldiğinden bu yana rotasyondan vazgeçmedi. Takım içerisinde bu durumdan hoşnut olmayan futbolcuların olduğuda aşikar. Mesela Nonda. Daha ligin ilk haftasında ” bugün goller attım ama ertesi maçta yedek kalacağımı biliyorum ” diye açıklama yaptı basına. Gerçektende dediği gibi yedek kulübesine oturdu Rijkaard tarafından Nonda. Geçen haftaki Eskişehir maçı haricinde ilk 11 de başladığı Lig maçı olmadı yanılmıyorsam.

    Diğer yandan büyük umutlarla alınan Elano. Basına sürekli futbolcu arkadaşları ve hocası hakkında övgü dolu sözler söyleyip adeta kadroya girmek istediğinin mesajını veriyordu.

    ” Eğer bir futbolcu olumlu yada olumsuz sürekli takımın veya hocasının hakkında konuşuyorsa bir beklentisinin olduğu açıktır ”

    Gelelim Rotasyon’un fayda veya zararlarına. Bence Rijkaard’ın bu formülü gayet başarılıydı. Elinizde Elano,Arda,Kewell,Keita gibi direk 11 oyuncuları varsa bu kaçınılmaz bir çözümdür. Zaten bu rotasyonun en çokta orta sahaya uygulandığını görürsünüz. Kewell-Elano-Arda sürekli yer değiştiriyor. Orta saha da bir tek Mustafa Sarp 1-2 maç dışında sürekli oynayan isim oldu. Nonda-Baros değişikliğide Galatasaray gol sıkıntısı çektiğinde mecburen yapılıyor.

    Yalnız Galatasaray çift forvet oynamalı. Diğer bölgelerde Rotasyon yapılabilir.

    Ankaragücü karşısındaki mağlubiyetin nedenlerinden en başta geleni rotasyon yapılmasıdır. Çünkü Hafta içi oynanan Sturm Graz maçındaki kadroda Baros-Arda gibi takımın en etkili 2 oyuncusu çok yorulmuşlardı. Ankaragücü karşında bu oyuncuların rotasyona uğrayıp yerine Kewell ve Nonda’nın ilk 11 de sahada olacağını düşünüyordum. Sabri ve Emre Aşık’ın sakatlandığı için zorunluluktan kadroda olmadığı belirtildi basında. Belkide onlarda sakatlanmasaydı sahada olacaktı. Sadece Keita’nın oynamamasının sebebi tam net değil.

    Ankaragücü maçında Rijkaard uyguladığı rotasyon sistemini tam manasıyla uygulayamadığı için mağlubiyet geldi düşüncesindeyim. Çünkü Galatasaray’ın ikinci devrenin çeyreğinden sonra çok yorulduğu apaçık meydandaydı.

    Şimdi Rijkaard’ı bekleyen bir seçim var. Ya bildiği yolda devam edecek . Yada değişik yollara saparak bir maceraya atılacak. İşaretlemesi gereken sadece 1 doğru şık var.

    Rotasyon mu ? Operasyon mu ?

  6. 17:52 içinde 06 Ekim 2009 | #6

    Bir takımın B planı olması için ilk önce takım olabilmek gerekir.Kişiler yeteneklerini takım üzerinde görür,teknik direktörde bireyselliğe aldanırsa bu sonucun ortaya çıkması şaşırtmaz.Aslında Galatasaray’da A planı da tam olarak uygulanamıyor.Çünkü Rijkaard hala kendini Barcelona’da zannediyor.Spor medyasında hemen Messi-Arda,Elano-İniesta gibi yapılan yakıştırmalarla sanırım Hollandalı teknik adamı da yanılttık!!.Galatasaray’ı Beckham’lı,Zidane’lı zamanının efsane takımı Real Madrid’e benzetmekteyim.Bireysel yeteneklerin çokluğu sizi bir takım yapmaz.Ama bir takım yaratıp,bireysel yeteneklerinizi de doğru zaman ve yerde kullanırsanız işte o zaman Barcelona oluyorsunuz.Galatasarayın Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarından sonra daha da karışacağı düşüncesindeyim.Nedenine gelince;her iki takımın orta sahasında da ileriye hızlı çıkan,takıma önde basan stoperleri bulunmakta.Bu stoperler topları isabetli kullanırken,ileri uç elemanları ise sürekli boş koşular yapıp diğer savunmaların dengesini bozmakta .Eğer gününde olurlarsa Ankaragücü mağlubiyetleri yanında hiç kalır.Rijkaard’ın A planı yardımcı bir Türk antrenörle çalışmak olmalı.Ancak ondan sonra B planı için uğraşmalı.Bir eleştirim de Türk spor medyasına eğer 2 hafta da Los Galacticos’u(Galatasaray),Los Galactifos’a çevirebiliyorsanız anlık başarıların esirisinizdir.Glatasaray’ın ilk yapması gereken bence üzerlerindeki MOR formayı çıkarıp gerçek kimliklerine Sarı Kırmızı renklere bürünmeliler.Bir Türk’e Turkuaz ne kadar yakışırsa! Glatasaraya da mor o kadar yakışıyor.

  7. Ali Çakmak
    23:23 içinde 07 Ekim 2009 | #7

    Frank Rijkaard, Neden GeLdin Ki Sen???

    Evet, Sayın Rijkaard Sen Neden GeLdin Ki, Bu GaLatasaray’a?? Bu ÜLkeye?? Bu İnsanLarın Arasına…

    Biz Sevmeyiz BöyLe BaşarıLı Ve ÜnLü AdamLarı, Roberto CarLos’u BiLe Kaçırtırız ÜLkeden İşte BöyLe, Sonra Da GüLeriz EğLeniriz Hep BirLikte Bu Duruma…

    Bu ÜLkeden Senin Gibi KimLeri Gönderdik Biz BöyLe Bir MiLLetiz Kimseyi Beğenmeyiz, Sabretmeyiz, İşimiz OLmaz…

    Biz Severiz YıLmaz VuraLLarı, Hikmet KaramanLarı, Samet AybabaLarı, ÜnaL KaramanLarı, Mehmet ÖzdiLekLeri, Metin DiyadinLeri, Rıza ÇaLımbayLarı…

    Biz BöyLe AdamLarı YüceLtmeyi Severiz…

    İçimizden Çıkan Tek Büyük Teknik Direktör Fatih Terim’i İse Yerden Yere VurabiLiriz…

    Dedim Yha Biz Sevmeyiz BaşarıLı Ve ÜnLü AdamLarı…

    Eğer Varsa Bir YerLerde, Aşağıya Çekmeye BayıLırız…

    İşimiz Bu, Bunun İçin Para ALıyoruz Çünkü…

    Biz Sevmeyiz Avrupa’da Başarıyı, Varsa Yoksa LokaL Başarıdır İstediğimiz…

    Fener’i, G.Saray’ı, Beşiktaş’ı YeneLim Yeter, Gerisi Boş Bize…

    MahaLLede, OkuLda, Kahvede, Cafede MiLLetLe Kafa BuLaLım, DaLgamıza BakaLım Yeter Bize…

    İngiLtere’de ALex Ferguson, Arsene Wenger Gibi Uzun YıLLar ÇaLıştırmayız Zatende, O OLanağın En Ufağını BiLe Vermeyiz Adama…

    Bu ÜLkede Yedirmeyiz Kimseye, Bu Kadar Uzun Süre Sefa Sürdürmeyiz…

    Dedim Yha Hocam Bizim İşimiz Bu…

    LokaLiz EzeLden, Bir Yabancıya Yedirmeyiz KLüpLerimizi…

    Sizin Gibi BaşarıLı Ve ÜnLü AdamLarı ÜLkemizden Kaçırtarak Bir Gün ÜLkemize Yabancı OLarak SizLerden Kimsenin GeLmeyeceğini BiLdiğimiz HaLde Manyak Gibi Yaparız BunLarı…

    Dedim Yha Hocam Biz LokaLiz, Eziğiz EzeLden…

    Bu Yüzden Sayın Rijkaard Neden GeLdin Ki Sen Bu ÜLkeye???

  8. 09:09 içinde 08 Ekim 2009 | #8

    Rıdvan Dilmen’in Rijkaard’ın “B” planı yok yorumu üzerine gerek medyada gerekse de taraftar forumlarında ciddi bir hengame koptu. Eleştiriler ağırlıklı olarak Rıdvan Hoca’nın Galatasaray’ın puan kayıpları üzerine böyle bir eleştiri getirdiği üzerineydi. Daha açık bir ifadeyle; Rıdvan Dilmen’i eleştirenler onu skor yazarı olmakla itham ediyorlardı.

    Aslına bakarsanız durum böyle değildi. Rıdvan Dilmen, Galatasaray’ı 4. haftadan beri eleştiriyor. Daha doğrusu Rijkaard’ın bazı tercihlerini eleştiriyordu. %100 futbol programını dikkatlice takip edenler bu ayrıntıyı hatırlayacaktır.

    Elbette ki Galatasaray takımı kazandığı için bu eleştirilerin dozajı çok yüksek olmuyordu. Lakin bu iş dünyanın her yerinde böyle yapılır. Üst üste kazanan bir takımı yerde yere vuran kritikler yapamazsınız. İnsanları sizi ya o takımın düşmanı ilan eder ya da deli olduğunuza dair hüküm verilir.

    Galatasaray’ın Ankaraspor’u 3-0 yendiği haftadan itibaren Rijkaard’ın oyun mentalitesiyle ilgili eleştirilere başlamıştı Rıdvan Hoca. Tabii bu soru önce “acaba” formuyla çıkmıştı karşımıza. Daha ilk maçtan kesinlikle “B planı yoktur” yorumu yapılamazdı elbette.

    Daha sonra Galatasaray’ın kazandığı Beşiktaş ve Kasımpaşa maçlarında bu soruyu daha ciddi sormaya ve daha etraflıca bu kritiği gündeme getirdi Rıdvan Dilmen. Tabii bu iki maçın arasında oynanan ve yine Galatasaray’ın skora aldanarak rahat kazandığı zannedilen Panathinaikos maçını da bu bağlamda değerlendirmişti Dilmen.

    Ve nihayet Galatasaray’ın puan kaybettiği maçlar olan Eskişehir ve S.Graz mücadeleleri. Bu iki maçtan alınan birer puan taraftarı tatmin etmediği gibi, medyanın da hoşuna gitmemiş. Rijkaard’ın bazı tercihleri üzerine olumsuz görüşler bildirilmeye başlanmıştı. Öte yandan, Rıdvan Dilmen artık daha emin bir şekilde Rijkaard’ın kafasında şu an için devreye sokacağı bir “B planı” olmadığına dair görüşünü daha sık gündeme getiriyordu artık.

    Son olarak Ankara deplasmanında Ankaragücü’ne karşı alınan mağlubiyet sonrası, medyanın büyük bir kesimi artık yüksek sesle Rijkaard’ın “B” planı olmadığına dair yazıp çiziyorlar.

    Galatasaraylı taraftarlar skor üzerinden yorum yaparak bugünlerde Rijkaard’ın B planı olmadığı görüşünü dile getiren medyayı eleştirebilirler. Zira bu konuda haklılar da. Medya mağlubiyet sonrası bu lakırtıyı etmeye başladı. Ama bir şeyi görmezden gelmemeleri gerek. Rıdvan Dilmen ise galibiyetlere rağmen 4. Haftada acaba Frank’ın B planı yok mu tespıtınde bulunmuştu tekrardan yazmak gerekirse.

    Zaman şimdilik Rıdvan Dilmen’i haklı gösteriyor. Rijkaard’ın kendisi de şu an için doğru olduğuna inandıkları A planı üzerinden gitmeleri gerektiğini söylediğine göre, Rıdvan Hoca’nın hakkını vermeli, 4.haftadan itibaren yaptığı eleştirilerin ne denli başarılı tespitler olduğunu fark etmek gerek.

  9. Gökhan Dilek
    12:52 içinde 10 Ekim 2009 | #9

    Türkiye’de futbol artık öyle bir hale geldi ki,iki yıl önce Barcelona gibi bir kulübün başında başarıdan başarıya koşan ve herkesin “şöyle bir hoca acaba günün birinde bir Türk takımını çalıştırır mı?” diye düşündüğü Frank Rijkaard geldi Türkiye’ye ve şimdi herkes anti-Rijkaard’cı oldu ülkede…
    Bu futbolumuzun bozulmaya yüz tuttuğuna delalettir.
    Rijkaard’ın bir “B” planı olmayabilir,evet…Ancak elindeki A planı ağustos’dan beri Ankaragücü ve Rapid maçları hariç tüm maçlarda olumlu performans vermiştir.Sadece bu iki maça bakarak bir çok insan “Rijkaard’ın B planı yok.”,”Rijkaard kovulmalı.”,”Bu adamın Galatasaray’da iş yapmayacağı zaten başından belliydi,Barcelona’yı bende şampiyonlar ligi şampiyonu yaparım Rijkaard büyük hoca değil” gibi söylemlerle yine iyi giden Galatasaray’ı karalamaya başlamışlardır. Bunu söyleyen bir çok insanın da (Asıl fikir sahibi Rıdvan Dilmen’i bunun dışında tutmak gerekir” futbolda aktif rol aldığı görülmemiştir. Özellikle teknik direktörlük dediğimiz meslek grubu hakkında o kadar çok atıp tutan kişi ortaya çıktı ki ülkede,artık gerçekten takip etmeye çalışmaktan sıkıldık. Medya bir haber aracı olmaktan çıktı,sadece bir eleştiri,teknik direktörlere berabere kalınan maçlardan sonra bile yüklenen bir meslek grubu çıktı. Reva mı değil Allah aşkına,bu adamlar futbola yıllarını vermiş,masa başında oturarak sizin gibi yorum yazmıyor.
    Konudan biraz saptık galiba,geri gelelim asıl konumuza…
    Evet,Frank Rijkaard’ın bir B planı olmayabilir şu anda.Bu konuda Rıdvan Dilmen büyüğümüze katılmamak elde değil.Ancak bunun nedeni Rijkaard’ın sadece tek bir sistem üzerine herşeyi kuran bir hoca olması değil,ikinci bir plana şu ana kadar hiç gerek duyulmamasıdır.Elinde bu kadar iyi işleyen bir sistem olan kaç tane teknik direktör bir B planı kurar ki Allah aşkına? Artık herkesin fesini önüne koyup gerçekleri düşünerek yazması gerekir.
    Galatasaray’ın son iki maçtır kötü oynadığı doğru,ben bunun aksini iddia etmiyorum,zaten de edemem.Ancak iki maça bakarak koca Frank Rijkaard’ı da kimse ipe götüremez…
    Galatasaray,Yünanistan’da Pao karşısında 3-0 maç alıyor sadece alkış,tebrik…
    Fenerbahçe,Moldovya’da Sherriff’e karşı 1-0′lık galibiyet alıyor ve karşılığında içerdeki Twente malübiyeti de unutulup herkes “Avrupa’nın Prensi Geri Dönüyor…” sloganları atmaya başlıyor.
    Artık Avrupa’da takım ayrımcılığı yapabilecek bir noktada değiliz,herşeyden önce bunu görmemiz gerekiyor…
    Süper Lig’e dönecek olursak,her takım en iyisini yapmak istiyor. Ankaragücü’nden tutun da Kasımpaşa’ya,Fenerbahçe’den tutun da Beşiktaş’a kadar her takım her teknik adam her oyuncu masörlere,top toplayıcılara varana kadar herkes en iyisini yapmak istiyor.Ama bir ligde sadece bir tane şampiyon olabilir,iki şampiyon olamaz aynı anda.Bunu görüp buna göre davranmamız gerekiyor…

  10. captainirmak
    05:52 içinde 20 Aralık 2009 | #10

    Belki Sn.Rıdvan Dilmen’in bu yorumuna geç bir cevap/yorum olacak benden ama…

    Şimdi düşünelim ”Şeytan” Rıdvan Galatasaray’ın teknik direktörü olsun,Rijkaard ta medyamıza devşirme bir spor yazarı…Bir hayal edelim.
    Sizce Rijkaard Rıdvan Dilmen’e B planı yok der miydi?Kesinlikle demezdi çünkü Rıdvan Dilmenin bir B,C,D planı olurdu.
    Bu Rijkaard ile Rıdvan Dilmen ya da medyamızdaki diğer spor yazarlarının arasındaki farktır.

    Bunu söylemezdi Rijkaard çünkü bir kulüp çalıştırmanın yolunu arardı.Tabii bu benim kişisel yorumum.

    Amacım Sn. Rıdvan Dilmen’i yermek değil bunu baştan söyleyelim.Kendisi tarafgir olmayan nadide yorumculardan en azından böyle görünüyor ya da olmaya çalışıyor(Ben de Fenerbahçenin 3-1 kaybettiği Kasımpaşa maçı sonrasındaki vücut dili her ne kadar farklı düşünmeme sebep olsa da)Ama ben yorumcuların yorum sağlıkları ve gelecekleri açısından bakmak istiyorum.Elano’yu Mancity de ve milli takımında izlemedim diyerek,Nonda yı göklere çıkarmanın, ya da başka oyuncuların/teknik direktörlerin/hakemlerin hakkını vermeden ve onları yeterince bilmeden objektivideden uzak yergilerin yorumculara kaybettireceğini düşünüyorum.Blogları taramalarını/okumalarını tavsiye ediyorum insanlara.
    Öyle yazılar var ki,(kusura bakmasın Sn. Dilmen ve diğer medyadaki yorumcularımız)insanı düşünmeye sevkediyor acaba ekranda bulunanlarla yer mi değiştirseler diye.

    Bir de Tv karşısındaki milyonlara etki güçlerini farketmeliler yorumcular.Bir teknik direktör/yönetici/futbolcu ve özellikle hakem hakkında yorum yaparken, gerçekten sağlıklı ve doğru yorum çıkarımları yapmalılar.

    Rijkaard’ın belki de asla bir B planı olmayacaktır ya da bizim futbol bilgimiz bunu görmemize engeldir.Belki de michels ve cruyf bile hikayedir ve Rijkaard über bir adamdır onlardan 3-5 gömlek daha iyidir.
    ‘God of the football’ dur belki o.Arsene Wenger,Ferguson yıllardır aynı takımların başındalar.Onların başarılarını ve Rijkaard’ın başarı süresini kıyaslamalı belki de.Mourinho nasıl parlamıştı?Rijkaard’ı abartmak değil amacım.Ama ya öyleyse bu adam.Barcelona’yı hayranlıkla izleyen milyonlarca insan var DÜNYADA.Hala insanlar Cruyf diyor.Michesl diyor.Van Gaal diyor.unutmayalım tabi.Rijkaard kariyerinde bir takımın küme düşmesine sebep oldu:)

    Eğer bu adamın olur da başarısızlıklar sonucu medya baskısı yüzünden türkiye’den ayrılmasına sebep olacak yorumcuların başında Sn.Rıdvan Dilmen ya da diğer yorumcular bayraktarlık yapacak olursa, bu Rijkaard’ın değil Türk futbolunun kaybı olacaktır.
    A-B-C-D planlarıyla değil gerçeklerle konuşalım.
    Biz Türkler kendimizi dünyadan o kadar ayrı görmeyelim.
    ”Efendim burası Türkiye, burda herşey farklı” ,
    ”bizim ülkemizin ve futbolcularımızın yapısı farklı”
    Bunlar boş cümlelerdir.

    Türkiye’nin ortalamasına ”gol olur” bu cümleler belki ama asıl golü, Türkiye’nin cahilliği yiyecektir ne rijkaard ne de Rıdvan Dilmen ve yorumcular.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.