Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Nonda Türkiye’nin en iyisi

Rıdvan Dilmen: Nonda Türkiye’nin en iyisi

22 Eylül 2009

250409-dilmen“Nonda diye bir oyuncu var, altını çizerek söylüyorum; Türkiye’deki bir numaralı santrfor. Fenerbahçeli Güiza’dan, Beşiktaş’taki bütün forvetlerden ve Baros’tan da iyi bir santrfor.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. ONUR ALİ MERMER
    11:13 içinde 22 Eylül 2009 | #1

    Hayır, Nonda aslında Türkiye’nin en iyi santrforu değil. Nonda aslında kötülerin iyisi. Çünük keni kendi kapasitesinde oynuyor.Ama bunda sadece Nonda’nın kendi kapasitesinde oynaması etkili değil. O, kendi kapasitesinde oynadığı gibi aynı şekilde diğer santrforlar da kendi kapasiesilerin altında kalıyor. Daha doğrusu yetenekli ve kaliteli santrforlar kendi kapasitesilerinin altında kalıyor. Bu yüzden de içlerinden kendi kapasitesine ulaşan(aşan değil)yıldız oluyor, iyi golcü oluyor, golm kralı oluyor vs. Bu oyuncularda da suç blmamamk lazım aslında. Çünkü bu oyunculardan bazıları kendilerini ispat etmiş futbolcular.Ancak işte bu noktada bizizm ligin kalitesizliği ortaya çıkıyor belkide. Bizim lig o kadar kal,tesiz ki kendiisini aşmasına gerek yok santrforun gol kralı veya yıldız oyuncu olması için, krndi performansına yaklaşsın yeter. Zaten gerisini bizim medya getiriryor. Burada işte işin “püf”noktası burası.Bazı futbolcular “ne yazık ki”bunu çok iyi biliyor. Ve ona göre oynuyor. Bu yüzden Nonda Türkiye’nin en iyisi falan da değil. Nonda tamamiyle kötülerin içinden sıyrılmış iyi bir futbolcu görünümünde. Eğer Güiza gerçek performansına ulaşşsa ne Nonda tanır, ne de Baroş… Güiza’yı daha önce biliyoruz. Dünya’nın en kaliteli ligi olan La Liga’da gol kralı olmuş. Çünkü oradaki oyun kalitesiyle birlikte Güiza’da istediği ortamı bulmuş. Kendisi yeteneklirini göstermiş. Ve iyilerin de iyisi olmuş. İşte bu çerçeveden bakıp da Nonda’nın Türkiye’nini en iyi santrforu demek abeste iştigal olur. Türkiye’deki santrforların zaten kalitesini şu sorulara verilecek cevaplarla da görebiliriz:
    1- Türkiye’de kaç tane bitirici vuruş kalitesi üst düzeyde olan santrfor var?
    2- Türkiye’de kaç tane üst düzey liglerde gol kralı olmuş veya o üst düzey liglerdeki üst düzey takımlarda oynayıp da pili bitmeden Türkiye’ye gelen santrfor var?
    3- Türkiye’de kaç tane takımını alıp Avrupa’da götürecek bir santrfor var?
    4- Türkiye’de kaç tane yıldız santrfor var?
    5- Türiye’de kaç tane üst düzey takımların defansının korkulu rüyası olacak santrfor var?
    İşte bu sorular öyle sanıyorum ki bütün gerçekleri göz önüne seriyor. Biz deki oyuncular da belli oyuncuların kalitesi de belli,onların kalitelerini ne derece yansıttıkları belli. Kimse biribirini kandırmasın. Bu ortamda da Nonda gibi bir futbolcunun en iyisi olması aslında çok değil. Ama daha iyileri var. Ve bu daha iyilerinin daha göz önünde olması veya daha kötülerinden geri kalmaması bizim için daha iyi. Yabancı liglerden bakıldığında en azından gol kralı tanıdık olsun. Aslında burada bizim takımlarımızın ne kadar küçük olduklarını bir kez daha acı bir şekilde görüyor ve anlıyoruz. Bizim takımlarımıza gelen futbolcularla övünüyoruz. Ama biz de biliyoruz ki onlar piilerini tüketerek buraya geliyorlar. Bizim lige yeniden şarjlarını doldurmaya geliyorlar. Bizim yaptığımız en büyük yanlış ise işte tam bu noktada… Onların pillerinin bitik olduğunu biliyoruz. Bize şarj olmaya geldikletini de biliyoruz. Peki ama biz niye bunları alıp tekrar prüze takıyoruz. Şarj ediyoruz. Zaten bazılarının batarya bitik olduğundan hiç verim de alamıyoruz. Giden elekitrik ve ödenen elektrik parası da cabası. Tekrar şarj olanlar da biz de durmuyor tekrar gidiyorlar. Bu yüzden biz boşa elektirk tüketip boşa para harcıyoruz sanki hiç bitmeyecekmiş gibi. Bizim de acilen tasarruf yapmamaız lazım.

  2. Kaan Can
    11:23 içinde 22 Eylül 2009 | #2

    1.YARI VE GALATASARAY

    Galatasaray ,Kasımpaşa maçında sezonun en kopuk maçını oynadı bence.Öyle ki;atak sağ kanattan gelişirken ters kanat bomboş kalıyordu veya bu sol kanat içinde geçerliydi.Bir başka örnek ise orta sahada Mustafa Sarp ve Mehmet Topal’ın, Kasımpaşanın müthiş presi karşısında çok zorlanmalarıydı.Maçta sol bekte Hakan Balta’nın yerinde forma giyen Caner Erkin ise bu preste en çok aceleci olan isimdi.Caner kendine çok güvensizdi.
    Bir başka parantezi ise Elano için açmak gerekir.Gördükki Elano açık alanlarda etkili olabiliyor.Kasımpaşa maçında karşı takımın sabırla presine devam etmesi ve oyunu sürekli kapalı alanda oynaması Elano’yuda zorladı.Elano topu her ayağına alışında topu henüz kontrol etmişken karşısına mutlaka bir oyuncu geliyordu.Elano bu pres karşısında deyim yerindeyse ayakları birbirine dolandı.Elano top dağıtıcı olarak oynadığından bu kötü oyun kanatlarında beslenememesine neden oldu.
    2. YARI VE NONDA’LI,KEİTA’LI GALATASARAY
    Galatasaray yine 2. yarıya bambaşka bir şekilde başladı.Elanonun görevini iyi yapamamsı nedeniyle yerini Keita’ya bırakmasıyla Arda yine 10 numara mevkine geçti.Sağ kanatta Keita o kadar inatçı çıktı ki her pozisyonda karşısında oynayan Sancak’ı adeta deli etti.1. golde Nonda’ya ttığı inanılmaz bir pastı ancak o golde Nonda’nın da çapraz koşusu bu pası almasında çok etkili oldu.Nonda bu koşuyu 2. goldede yaptı ve kalitesini açıkça gözler önünde serdi.Bana göre Nonda bu koşuları Baros’tan daha iyi yapıyor.Nonda sırtı kaleye dönük çok iyi top alıp verebiliyor.Buda daha çok gol pozisyonu demek oluyor.Nonda’nın oynadığı maçlarda orta saha oyuncuları daha kolay gol atabilir.İşte Nonda bu artılarıyla ne kadar kaliteli bir oyuncu olduğunu gösteriyor bile…

  3. Yunus Emre Okyay
    18:20 içinde 22 Eylül 2009 | #3

    O da çoğu Afrikalı gibi önce Avrupa’nın bir alt kademe liglerinde gerçek futbol yaşantısına başlamıştı.İsvçre2ye trasnfer oldu ilk önce sonra kendini gösterince Afrikalı futbolcuların uğrak yeri olan Fransa’da soluğu aldı buradaki ilk takımı Rennes’di burada gol kralı olarak kendini parlattı ve rekor bir ücretle o zamanların popüler takımı Monaco’ya transfer oldu.Burada en iyi dönemine geçiren Kongolu artık yıldız olma yolundaydı ve adını artık Avrupa’da öğretiyordu ‘Shabani Nonda’.

    Monaco’da çok iyi yıllar geçirmesine rağmen ki Avrupa Bronz Ayakkabı ödülünü bu yıllarında aldı ama sakatlıklar yakasını bırakmadı.Üst düzey bir yıldız olucakken geçirilen sakatlıklar talihsizlikdi tabi.İtalya ve İngiltere duraklarından sonra soluğu ülkemizde aldı artık O Galatasaraylı Nondaydı.İlk sezonun ilk yarısında durgun göründü 2.yarısında ise kendini gösterdi hele ki kemiğin bıçağa dayanadığı nefeslerin tutulduğu Fenerbahçe derbisinde şampiyonluğu getiren golü atınca artık O gerçek bir Galatasaraylıydı.

    Artık Nonda hakkında herkesde az çok bir fikir oluşmuştu.Son vuruşları,top tekniği,topu saklaması,golü koklaması gibi özellikleri tam bir üst düzey golcüydü fakat kariyerinin en parlak dönemlerinde bile başına bela olan sakatlık sorunu sürekli tekrar ediyor bu da onun formsuz olamsıan sebeb veriyordu.2.sezonunda Barosun harika performansıyla 2.planda kalan Kongolu yıldız oyuna küsmemesi yedek kalmayı sorun yapmamasıyla tam bir profesyonellik örneği teşkil ediyordu.

    Galatasaray şampiyonluğu kaybettikten sonra takımın başına dünyaca ünlü Rıjkaardı getirdi ve artık Galatasaray bir sistem takımı kuruyordu oyun sistemi de meşhur 4-3-3 dü artık.Nondanın ise önünde Milan Baros vardı geçen sene gol krallığına ulaşan Baros’un kredisi oldukça fazlaydı ama Rıjkaard rotasyonu ve bol oyuncu kullanmayı seven bir hoca olduğu için Nondaya elbette ki şanslar gelecekdi.Bu şanslar kısa süre içerisinde Nondaya geldi Nonda da bu şansları çok iyi kullandı ligde kısa sürelerde oyunda kalmasına karşın ağlara 5 gol bıraktı ne kadar formda ve Barosdan daha iyi bir golcü olduğunu ve bu sistemin oyuncusu olduğunu bana göre ispatladı.Eğer başının belası olan sakatlıklar olmasa Nonda bu sene altın yılını Galatasaray forması altında geçirebilir.

  4. Volkan Pehlivanlar
    21:13 içinde 22 Eylül 2009 | #4

    Nonda’nın çok iyi bir santrafor olduğu konusunda sanırım kimsenin şüphesi yoktur.Hatta Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın mevcut santraforlarından da daha iyi olduğuna da katılıyorum.Fakat konu 2003 İsviçre U-21 Avrupa şampiyonu Çek Milli takımının,2004 Portekiz Avrupa Şampiyonasında 3. olan Çek milli takımının 5 golle Şampiyona Gol Kralı olan ve 2005 yılının Şampiyonlar Ligini kazanan Liverpool’un santraforu Milan Baros olunca bir futbolsever olarak benim için işler değişir.İki oyuncunun kariyerine bir göz atalım.

    SHABANI CHRISTOPHE NONDA

    Yıl Kulüp Maç Gol

    1993 – 1994 Young Africans 8 4
    1994 – 1995 Vaal Professionals 14 4
    1995 – 1998 FC Zurich 75 36
    1998 – 2000 Rennes 62 31
    2000 – 2005 Monaco 115 57
    2005 – 2006 AS Roma 19 6
    2006 – 2007 Blackburn Rov. 31 8
    2008 – …. Galatasaray 73 30

    MİLAN BAROS

    Yıl Kulüp Maç Gol

    1998 – 2001 Banik Ostrava 76 23
    2002 – 2005 Liverpool 68 19
    2005 – 2007 Aston Villa 42 9
    2007 – 2008 Lyon 28 7
    2008 – 2008 Portsmouth(kira) 12 0
    2008 – …. Galatasaray 54 34

    İstatistiklerde Nonda’nın daha çok gol attığını görüyoruz.Fakat Nonda’nın futbola Baros’tan 5 yıl önce başladığını ve Roma hariç hiçbir avrupa devinde forma giymediğini hatırlatırım.
    Ayrıca Mateja Kezman PSV de 122 maçta 105 gol gibi çılgın bir yüzdeyle gittiği Chelsea’da 25 maçta 4 gol,daha sonra gittiği A.Madrid’te de 30 maçta 8 gol kaydedebilmişti.Bu örneği verme nedenim ise bazı oyuncuların Chelsea,R.Madrid gibi 1.sınıf kulüplerden ziyade Galatasaray,Fenerbahçe gibi 2.sınıf takımlarda daha başırılı olabildiklerine işaret etmek istememdendir.

    Dolayısyla ben futbol hayatı boyunca Roma’dan büyük takımda oynamamış,bırakın Dünya Kupasını Afrika kupasında ayağına doğru dürüst top değmemiş bir Nonda’ya her zaman Milan Baros’u tercih ederim.Sürekli takip ettiğim programında Ridvan hocam süreki Nonda’nın Roma’da sakatlanmazsa 1.sınıf kulüplere transfer olacağını söylüyor ama hocama hatırlatmak isterim Nonda en iyi zamanında Monaco’dan ayrılırken 27 yaşında ve bonservisi elindeydi.Buna rağmen transfer süresinin dolmasına birkaç hafta kala Roma’ya gidebildi.Milan Baros’sa henüz 19 unda Liverpool gibi bir deve 14,5 milyon euro’ya transfer oldu ve bence altınıda çizsek üstünüde çizsek Baros Nonda’dan birkaç gömlek daha üstün bir futbolcudur.
    Sevgiyle kalın..

  5. 15:46 içinde 23 Eylül 2009 | #5

    Daha 6 hafta oldu ezbere konuşmalar, kopyala yapıştırlar aldı başını gidiyor. Herkes aynı martavalı okuyor. Gerçekler göz ardı edilmek için bin dereden su getiriliyor. Her gün gazetelerde, bloglarda, forumlarda aynı ezberlemeler sıkılmadan yayımlanmaya devam ediliyor.
    Sık sık ezber bozmak faydalıdır. Ezber bozmaya başlamak için bir de bu açıdan bakmaya ne dersiniz:
    1. İlk ezber; FB’nin düşük tempoda GS’nin ise yüksek tempoda futbol oynadığı, bunun böyle gitmeyeceği, FB’nin temposunun daha artacağı GS’nin ise düşeceği yönünde! Lige düşük tempoda başlayan bir takımın illa daha sonra tempo yükselttiğini kanıtlayan bir örneğimiz var mı? Yüksek tempoyla lige başlayan takımların daha sonra tempo düşüreceğini nasıl kanıtlayabiliriz? Tabii ki 2-3 maçlık tempo düşmeleri ya da artmaları olacaktır. Ama esas mesele lig boyunca ortaya koyduğunuz tempo ortalamasıdır. GS bu maçta tempo düşürecek, şu maçta kötü oynayacak diye her hafta beklemeyle lig biter mi? Aynı şekilde bu maç FB’nin dönüm maçı diye her hafta vites artırma dualarına çıkarak ligin sonu gelir mi?
    Bir takımınız, bir teknik heyetiniz ve bir amaç / anlayışınız vardır. Ve bunlara karşılık da rakipleriniz vardır. Bütün bunların hepsi sizin mücadele azminizi, temponuzu, oyun anlayışınızı belirler. Görünen o ki GS bu ligi bu anlayışla götürecek! FB’de şimdiye kadar izlediğimiz şekilde! Bunu kabul etmek yerine her hafta istihareye yatmak ne derece akıllıcadır, bilmiyorum, bunu her hafta “bu sefer farklı olacak”çılara bırakıyorum.
    2. Rotasyon konusu ayrı bir komedi. Hollanda futbolu rotasyon, yeni yetenekler çıkartma, yüksek tempo yapma, 90 dakikaya yetecek kondisyon üzerine kurulmuş. Her Hollandalı teknik adamın takımında ya da her Hollanda takımında bu özelliklerin hemen hemen hepsini rahatlıkla görebilirsiniz. Takımınızdaki elemanlarınızın kalitesi oranında da üstteki özellikler sahaya yansır. Medyamız ise FB’den yukarıdaki özellikleri işçinde barındıran bir yapıyı göstermesini bekliyor. Daum’u hem BJK’den hem de FB’den tanımasak biz de aynı beklenti içinde olacağız. Konfederasyon Kupası’nda kendilerini göstermeseler ve FB’nin kadro yapısının azami ihtiyacı olmasa Daum’un elinde Tuncay gibi bir değerin yitip gitmesini izleyebilecekken, BJK’ de altyapıdan çıkardığı tek bir futbolcu yokken, medya halen daha Daum’dan rotasyon bekliyor, Daum’un altyapıya yönelmesini istiyor. Daum rotasyon yapacaktır. Ne zaman mı? Avrupa’da gruplardan çıkma ihtimali azaldığı zaman, Avrupa’da çıkacağı maçlarda Daum’dan rotasyon göreceğiz! Şimdiye kadar böyle tecelli etmiş bir teknik adamlık anlayışının bir anda değişmesini beklemek safdilliktir.
    3. Takımınızı Lucescu’ya emanet ederseniz defansif yönü ağır basan, önce skoru tutmayı amaçlayan, ofansif efektifitenin sınırlı olduğu bir yakım izlersiniz. Terim’e emanet edilen takımdan saldırı bekleyin, pres bekleyin, sinir harbi bekleyin ama taktik anlayış beklemeyin. Cuper’in takımı defans yapar, Sacchi’nin takımı ise hücum. Yani siz takımı kime emanet etmişseniz artık takımdan O’nun anlayışını bekleyeceksiniz. Daum bu! Bundan fazlasını beklemek istiyorsa medya, başka adreslere yönelmek zorunda!
    4. GS’nin defansı zayıf edebiyatı da ayrı bir komedi. Ligde yediği gol sayısı 5 iken atığı gol sayısı 19. Maç başına 0,8 gol yiyor. Lig lideri şu anda! Almanya liginin lig liderinin (Hamburg) yediği gol ortalaması: 1,2! İngiltere ligi lideri (Chelsea) maç başına ortalama 1 gol yiyor! İspanya ligi lideri (Barcelona) 0,75 ortalama ile gol yiyor. Görüyoruz ki ortalamalar birbirine yakın. Maçta erken gol bulmuş ve rahatlamış ya da gol bulmak için saldıran bir takımın gol pozisyonu vermesi kadar normal bir durum var mıdır? Cruyff’un dediği gibi: “Her zaman rakibinizden bir fazla gol attığınızdan emin olmalısınız!” Neredeyse 3,5 gol ortalaması yakalamış Avrupa Ligleri liderlerinin her maç bir gol yemesi onların defanslarının kötü olduğu anlamını mı taşır?
    5. Araya atılan topların GS defansını zorlayacağı meselesine gelince; dünya üzerinde hangi takımın defansının arasına top atınca bu tehlike yaratmaz! Puyol – Pique ikilisinin yan toplarda zaaf içinde olduğu görülmüş mü? Ferdinand – Vidic ikilisini haliyle aralarına top atarak delmeye çalışacaksınız. Ama esas mesele Puyol – Pique ikilisinin arasına top atmaya çalışırken siz kendi defansınız arasına Henry – Messi – İbrahimovic üçlüsünü sızdırıyorsunuz. Futbol da zaten bu! Hangi taraf kaliteliyse o taraf futbolun doğrularını daha kolay ve çabuk gerçekleştiriyor! Yoksa ligdeki takımlar GS’nin defansının arasına top atmak istemiyor değil! Hem GS hem de rakibi bunu yapmak istiyor fakat GS topu o araya atmak konusunda daha fazla varyasyona sahip, daha kaliteli ayaklara sahip, hafta boyunca bunu çalıştıran bir teknik ekibe sahip, sahip oğlu sahip! Bu iş istemeyle olsa Cristiano Ronaldo’nun yeteneğine neden o kadar para verilsin ki! Türkçesi, ekmek-köfte ilişkisi! GS’nin karşısına çıkan ne kadar teknik adam varsa hep şu cümleleri kullandılar: “Bu akşam istediklerimizi sahaya yansıtırsak…” Olayı bir de şöyle düşünün: halen istediği şekli sahaya yansıtmayan bir Rijkaard’ın takımı var! Bu takım Rijkaard’ın istediği kıvama gelirse ne olacak? Ya GS istediklerini sahaya yansıtmaya başlarsa neler olacak?
    6. GS çok gol attığı için GS maçlarında artık rakip takımın kaçırdığı gol pozisyonlarını sayar olduk! Kasımpaşa maçında, Paşa 3 gol kaçırdı diye punto punto yazarken, GS’nin kaçırdığı 6 pozisyona yok saydık. Serdar Özkan’ın kaçırdıklarını sayarken GS’nin sanki o maçta girdiği bütün pozisyonları gole çevirdiğini zannettik. GS’ye karşı hep “ya”lı, “ama”lı cümleler kurduk. Ezberi bozmaya davet ediyorum: Ya GS kaçırdıklarını da atmaya başlarsa! Rakip seyircilerin kalbi buna hazır mı?
    7. Süper lig de iki takım 6’da 6 yaptı. Diyarbakır maçında maç 0-0 iken Emre’nin Suat Arslanboğa’yı itmesi es geçilmeseydi, Deniz Çoban, Bursa maçında hakemlik yapsaydı acaba FB 6’da 6 yaptı yapabilir miydi merak ediyorum? Hakem hataları konusunda dikkat ederseniz penaltı, ofsayt, elle oynama gibi anlık olaylardan bahsetmiyorum. Yoksa o konulara girsem Sivas maçında atılan ilk golün 1 metre ofsayt olduğunu, Manisa maçında durum 0-0 iken verilmeyen penaltıyı öne sürerdim. Ben sadece hakemler sahada kendilerini dövdürmeselerdi acaba 6’da 6 olur muydu diye merak ediyorum?

  6. alp emre
    18:25 içinde 23 Eylül 2009 | #6

    Bence forvetlerin karşılaştırılması oynadıkları takımın oyun yapısına,oynadıkları takımın bulunduğu ligin yapısına-futbol anlayışına bakılarak yapılabilir.
    Nonda fransa,italya ve ingiltere ligi görmüş bir forvet olarak ligimize adapte potansiyeli en yüksek isim. Bu liglerin defans oyuncuları genelde,forvetleri vucüt temasına zorlayan ve sertlikten hoşlanan bir yapıya sahipler.Türkiye liginde de genelde 60-70 metrede futbol oynayan düşük bütçeli külüplerimiz yakın ve temaslı savunma anlayışı ile önceliği sindirmeye veren yapıdadırlar. Bu anlayış içinde,bu tarz oyunu bilen ve bunun yanında bitiricilik,atletik yeteneğe sahip olan konsantre bir Nonda’dan iyi performans alınabilir;hele ki önde bu kadar aktif topla oynayan ve savunmasını öne çıkararak topla oynanan alanı 40 metrelere çeken bir galatasarayda.
    Ligimizin futbol ve futbolcu yapısı,galatasarayın oyun anlayısı ve nondanın yetenekleri ile futbolcu gecmisinde kattıkları;onu ligimiz acısından sanslı kılıyor.Buna karsılık Nonda’dan yetenek olarakta,vurus teknigi acısından da daha iyi oldugunu dusundugum guiza,bobo ve baros Nonda kadar sanslı degiller,hatta baros ve guiza’yı kariyer olarak daha iyi de sayabilir.
    Guiza,genelde hantal ama top teknigine sahip savunmacılardan kurulu savunma anlayısına sahip ispanya liginde oynadıgı her sezonda 30 civarı gol bulabilirdi.Futbolu cok bilgini ve oyunu iyi okudugunu dusunuyorum.Zaman zaman oyun bilgisini de gosteriyor.Ancak genelde arkada 7 kisi ile bekleyen 2 kisinin gostermelik one hamle yaptıgı fenerbahce de maclarda ortalama 10 km bos kosu yaparak verimli olmasının beklenemeyecegini dusunuyorum.Hele ki ispanya da vucut teması ve fiziki sertlikten nasibini almamıs bir oyuncunun zaman zaman savunmanın arasında erimesi normal.İspanya daki son vuruslarının kalitesini lige yansıtamamasını bu asırı eforuna baglıyorum.gol vurusundaki ustalıgını henuz yorulmadıgı kimi maclarda gosmustuk.yanında semihle yada kenarlarda surekli one hamle yapan atletik oyuncularla daha iyi is yapabilecegini sanıyorum.
    Barosu da yapısal olarak guiza’ya benzetebiliriz.Ama onun gol ve verimlilik konusunda guiza’dan daha sanslı oldugunu dusunuyorum.Fenerbahce tehlikesiz bolgede topla oynayıp oyunu yoran bir yapıdayken,tam tersi galatarasay onde aktif alanda topla oynuyor ve one pasları iyi atan arda kewel elano gibi isimlerle pozisyona girebiliyor baros,2ye 1 lerle de pozisyon uretebiliyorlar.
    Besiktas 4 4 2 ye cok uygun oyuncu kadrosuna ragmen eger 4 3 3 yada cogu 4 5 1 oynayacaksa en uygun ismin bobo oldugunu dusunuyorum.Bobo’nun keskin ucları olmayan bir oyuncu,yapabildikleri yada yapamadıkları diye birseyden bahsetmek guc,bir forvet oyuncusunun yapması gereken herseyden birazcık yapıyor.Uzun vadeli oynadıgında oyundaki varlıgı ve agırlıgının giderek arttıgını gorebilmistik onceki sezonlarda.Kanada gostermelikte yardımcı olacak bir isim olmadıgını gorduk ama hepimiz denizli ne kadar ısrarcı olsada.En kısa yoldan ve en etkili bicimde kaleye gitmek uzerine programlanmıs bir yapısı oldugunu dusunuyorum,bu sebeple en ucta oynamasi gerekir bence.Ayrıca besiktasta en iyi nobrenin,en kotu bobo ya tercih edilmeyecegi,potansiyeli ve yasi dusunulerek ısrarcı olunması en azından nihata goterilen musamanın birazının gosterilmesi gerektigi kanısındayım.

  7. Didem Dilmen Kılıç
    10:03 içinde 24 Eylül 2009 | #7

    Süper Kahramanlar Diyarı

    Sarı kırmızılılar eşi benzeri görülmemiş bir sezon başlangıcı yaşıyor. 6 maçta altı galibiyet ligde, Avrupa’da sadece 2 beraberlik ve gol ortalaması 3′ün üzerinde…

    Böylesi bir tabloda süper kahramanların ortaya çıkması ve sivrilmesi son derece normal. Skora etki eden oyuncular kadar orta sahasında ve savunmasında da bol yıldızlı performanslar, seyir zevkini üst seviyelere taşıyor.

    Ancak Galatasaray’ın asıl keyif verici tarafı yenilgisizlik serisinde hiç bir oyuncunun tek başına başrolü oynamıyor olması. Bir maç Arda çıkıyor sahneye 3 asist yapıyor. Başka bir maçta Mustafa Sarp harikalar yaratıyor. Bir diğerinde Keita coşuyor, sonrakinde müzmin yedek görüntüsü çizen Nonda oyuna kenardan girip maçı değiştiriyor.

    Geçen yılki “Arda’sız olmuyor” hali ya da “Baros’tan başka gol atan yok” krizinden eser kalmadı. Sahada kim olursa olsun, hangi 11 çıkarsa çıksın, sarı-kırmızılılarda skor 3-5 arasına konuşlanmış durumda. Takım oyunu, her daim hazır tam kadro, minimum sakatlık Rijkaard’ın merak edilen sırrı aslında.

    Kasımpaşa maçında da ortaya çıkan tablo buydu. İlk yarıda kilitlenen orta saha, son paslarda kaptırılan toplar ve ilk kez 1-0 geriye düşen Galatasaray resmini, ikinci yarıda iki oyuncu değişikliği ile topu ileriye taşıyarak değiştiriverdi Rijkaard. Keita’nın ve Arda’nın “al da at” paslarını memnuniyetle kabul eden Nonda, maçın sadece adamı değil süper kahramanı da oldu.

    Nonda elbette çok yetenekli bir santrafor. Özellikle son vuruşlardaki kendinden emin dokunuşları ve fiziksel gücü tartışmaya açık bir konu değil. Ancak Nonda’yı parlatanın arkasındaki kuyruklu yıldızlar bence.

    Tıpkı Guiza’nın İspanya’da gol kralı olması, Avrupa Şampiyonası’nda yıldızlaşması gibi. Bugün Guiza’ya kızıyoruz, Beşiktaş’ın forvetleri yerden yere vuruyoruz, ama arkalarında olup biten bir şey olmadığını da unutuyoruz. Guiza’lı Fenerbahçe’nin ilerde ne kadar azıcık kaldığını, Beşiktaşlı forvetlerin topla buluşmakta ne kadar zorlandığını görünce benim içimden çok da kızmak gelmiyor aslında. Hele de arkalarından Galatasaray’ın en az 5 kişiyle topu öbür kale önüne taşıyıp artistik hareketlerle forvetine “ayıp olmasın” diye teslim edişini görünce…

    Nonda müthiş, tartışmasız. Ama futbol takım oyunu. Nonda da bu yüzden müthiş zaten…

  8. Aykut Yüceil
    23:12 içinde 24 Eylül 2009 | #8

    ZAMANLAMA HATASI

    Tek santrforla oynuyorsanız aslında o adamın gol atmaktan daha önemli görevleri oluyor. Kanatların ileri ucundaki adamlar ile tabiri caiz ’10 numara’ arasındaki (Keita-Kewell-Arda) bağlantıyı sağlamak. Daha doğrusu oyunu kurmak…

    Evet, yanlış anlamadınız. Santrforun oyun kurmasından bahsediyorum. Tamam oyunu forvet arkasındaki adam yani Arda ya da Elano kurar. Ama bu oyun hep ileri doğru oynanmıyor. Bir santrfor bir maç boyunca aldığı topların %80 ini geriye ya da yanlara doğru oynuyor. Yani siz orta sahada ne kadar oyun kurarsanız kurun iş orada bitmiyor, top ya geri dönüyor ya da kanatlara açılıyor. Bu açıdan bakarsanız bir santrforun topu nereye attığının ne kadar önemli olduğunu görebilirsiniz. Santrforunuz, gerektiği zaman topu alacak fizik gücünü gösteremiyorsa ya da topla buluşması gereken alanda değilse işiniz çok zor. Hadi topu aldı diyelim; çok zaman kaybedip arkadaşlarının koşularını mahvedebilir, savunmaya kaptırabilir, boştaki arkadaşı dururken 3 kişinin arasına pas atabilir, zayıf şutlar çekebilir, sürekli aldığı adama yeniden pas vermek gibi bir kısırdöngüye sürükleyebilir, çileden çıkartabilir, saç baş yoldurabilir… Yani bunları yaparsa, oyun kurucunuz Zidane bile olsa o oyun kurulmaz.

    Bu yönden Nonda ile Baros’u kıyaslarsak… Tamam, ikisi de santrfor ama birbirinden farklı özellikleri olan oyuncular. Baros tam bir geniş alan oyuncusu, topu yüzü kaleye dönükken aldığında çok tehlikeli. Hızlı, teknik, iyi top süren bir oyuncu. Son vuruşları da fena değil. Ancak basketbol deyimiyle ‘set’ hücumundaysanız savunma arasında kaybolabiliyor. Yani rakip savunma yerleşmişse, kendisine yakın savunma yapılıyorsa, sürekli fiziksel baskı yiyorsa başarılı olamıyor. Dolayısıyla bu baskıyla savaşmak yerine ceza sahası çevresinden yani kaleyi cepheden gören alandan kaçarak taç çizgilerine yaklaşıyor. Böyle olunca da temel sorunu sahada apaçık görebiliyorsunuz. Galatasaray santrforsuz oynuyor. Koca takımda ceza sahasında adam göremiyorsunuz. Bekler ve stoperlerle birlikte 10 kişiyle karşı yarı sahadasınız ama ceza sahası içinde sürekli bulunan adamınız yok. Gerçekten çok garip bir görüntü… Çift santrfor oynasanız durum değişebilir tabii ki. Baros o zaman stoperleri peşinden sürükleyerek diğer golcüye alan açabilir.

    Ama tek golcü ile oynuyorsanız ve rakibi yarı sahasına kapatmışsanız… Nonda’yı izlerken ‘bu adam gerçekten topu biliyor’ diyorsunuz. Topu sırtı dönük alırken kafasını kaldırıp pası verebileceği en iyi yeri buluyor, bulamazsa topu saklayıp zaman kazanıyor, oyunu sağa sola çok iyi açabiliyor. Fizik gücü ve birebir mücadelelerdeki başarısı her zaman üst seviyede. Bu sistemde oynatabileceğiniz, türü tükenmekte ve benzerleri gayet pahalı olan bir oyuncu. Oyunu en uçtan kurabilen, diğer hücumcuları rahatlatan, işlerini kolaylaştıran, onları da oynatan bir futbolcu.

    Buna rağmen hoca ille de Baros diyor. Tamam o da çok iyi, sözümüz yok.
    Ama…
    Sanki maça Nonda’yla başlayıp, rakibi boğarken ondan yararlanmak, bir iki golden sonra rakip açılınca da Baros’u alıp, ona çok sevdiği boş alanları hediye etmek daha iyi olurmuş gibi geliyor. Tabi bunları söylerken antrenman performanslarını, ciddiyetlerini ve sağlık durumlarını bilmiyoruz. Kooskoca hocamızın bir bildiği vardır elbet. Bizimkisi naçizane bir görüş sadece…

  9. teomanaxu
    Teoman Aksu
    13:02 içinde 25 Eylül 2009 | #9

    Monaco’daki Nonda evet ama şimdiki Nonda hayır.Nonda ayaklarına sahip, top saklayabilen,toplara sert vuran ve son vuruşları iyi bi furbolcu.Bunlar teknik özellikleri ve artıları.Bide eksileri var, yavaş, dağınık,istikrarsız ve sakatlanmaya müsait bi futbolcu.Oynadığı zaman insana zevk veren,oynamadığı zamanda çekilmiyecek kadar kötü.Ortası hiç yok.Aslında Nonda’daki bu istikrarsızlık sakatlıklarla alakalı.Eğer o büyük sakatlığı yaşamasa Türkiye’ye sadece maç yapmaya gelirdi.ama şansı O’nu buraya attı.Geçen senede çok iyi başlamıştı.Steau Bükreş’e ve ligin başında attığı goller işte Nonda dedirtmiş,ama daha sonra ligin ikinci yarısına kadar gören olmamış oynadığı maçlardada,hadi çıkar artık şunu diya hayıflanmışızdır.Eğer Nonda ogün maça iyi başlamızsa harika bi maç çıkarır ,eğer kötüyse maç sonuna kadar öle gider.Mesela Baroş öle değildir.en kötü maçında sahada yok derken skor tabelasında adını görebiliriz.Savaşır,top taşır,hırsıyla takımı ateşler,gol yolları açar,defans oyuncularını sağa sola taşır.

    Siz kendi takımınızda takımın dinamiğinimi,yoksa tamamen gününde olup, olmamasına bağlı bi futbolcuyumu oynatırsınız.Nonda 90 dakika kaldıracak tiptede bi futbolcu değildir.Rakip yorulmuş yada dağınık oynuyosa kullanılabilecek bi futbolcudur.Maçı rakip sağaya yıkmışsan sür sahaya 10 tane gol atsın ama sıkıştığında bi anda takımı sürüklüyecek,topu ileri taşıyacak kapasitede değildir.Çünkü vücudu buna izin verecek güçte değil.Ben Nonda’nın kazandırdığı kadar kaybettirdiği maçlarıda izledim.O yüzden bence takım oyunu için gerekli olan Baroş ve Mehmet Yıldız faha iyi golcülerdir…

  10. 11:53 içinde 26 Eylül 2009 | #10

    Yukarıdaki cümleye katılmak için şu eklemeyş yapmka gerekir : “İyi ve gününde olan Nonda”.

    Nonda nasıl bir futbolcu sorusunun altını doldurmak lazım önce. Aslında bir forvetde olması gereken çoğu özellikten bir şeyler barındırıyor kendisinde. Sırtı dönük top alıp tutabiliyor ve orta sahasının hücuma destek vermesini sağlıyor, ayaklarına hakim ve teknik olduğu için asist özelliği var, kafa vuruşlarında etkili ve birebir pozisyonlarda gol vuruşları iyi, fizik gücü yüksek ve ikili mücadelelerde ayakta kalabiliyor. En önzemlisi oyun görgüsü ve zekası oldukça gelimiş. Yalnızca hız konusunda eksikleri olduğunu düşünüyorum. Bir forvet için yavaş sayılmasa da daha hızlı olması gerektiği açık.

    Bu açıdan bakınca gayet olumlu özelliklere sahip olduğu görülüyor ama burada asıl mesele Nonda’nın ne kadar istikrarlı bir performans ortaya koyacağı. Yani 270 dakikaya 9 gol sığdırmış bir golcüden beklenen performansı üst süte bir kaç maç 11′e koyduğunuz zaman alamamanız mümkün özellikle de bu Nonda olunca.

    Geçen sezona da gayet iyi başlamıştı ama sözleşmenin uzatılmasının akabinde bir kaç maçlık paralamalar dışında olumlu bir görüntü çizmemişti, bu negatif görüntü de sakatlıkların da etkisi vardı ama ana sorun Nonda’nın sahadaki performansındaydı. Hatta Skibbe, Rijkaard’ın aksine zaman zaman Nonda’yı Baros ile birlikte sahaya da sürüyordu. Örneğin ilk yarıdaki Gençlerbirliği ve Beşiktaş maçlarında olduğu gibi.

    Her şeye rağmen daha fazla zaman aldığında Rijkaard ve ekibinin disipline sayesinde geçen seneki olumsuzluğun üstünü çizeceğine ve çok daha olumlu bir performans ile sahada olacağına eminim.

    Baros’a gelince ülkemizde 1.5 yılı doldurdu ve daha yakından tanıma fırsatı bulduk O’nu. Top ile süatli ama hızı ölçüsünde dengesiz, yani hızı top ile birleşince kontrolsüzlüğe dönüşüyor reklamdaki “kontrolsüz hız hız değildir” sloganının aksine. Dikkat edilirse bu tir hızın yükseldiği pozisyonlarda hem kaleye yaptığı vuruşlar hem de arkadaşlarına attığı paslar istenilen düzeye ulaşmıyor. Topu ayağına aldığında da teknik kapasitesinin sınırlı olması nedeniyle olmadık top kayıpları yapabiliyor bence bu noktada Baros’un futbol zekasının üst düzeyde olmamasının da payı var. Yine de rakip savunmayı dağıtan, mücadele eden dirençli yapısı ve özellikle de hızlı olması nedeniyle (deplasman maçları için ideal bir yapısı var) tercih listesinde üst sırada yer almasını sağlıyor.

    Nonda’dan farklı özellikleri var Baros’un ve salt golcülük olarak bakarsak daha geride olduğu ortada fakat Rijkaard’ın ondan ana beklentisi direkt gol atması değil. Sonuç olarak gol organizasyonunu sadece ilerideki oyuncu üzerine yıkacak bir falsefeye sahip değil Surinamlı. Orta sahası ve kanatlardaki oyuncuları ile birlite bir bütünlük olarak baktığı için “gol” olayına Baros’un gol atmanın yanında belki onlardan da önce başka görevleri olduğunu da düşünüyor olabilir Rijkaard.

    Guiza ise kendine güveni arttıkça performansı da artan bir oyuncu. Hıncal Uluç’un Hakan Şükür ile söylediği çok güzel bir cümle sanırım İspanyol futbolcu için de uygun olacak “Sahay çıktığında başın önünde ise o gün Hakan’dan hayır gelmeyeceği analaşılır”. Kendine güveni arttıkça çoşan bir oyuncu Guiza. Bunun yanında çok ekstra özellikleri olduğunu belirtmek zor.

    Bu 3 oyuncu arasında Nonda’nın öne çıkması sağlayan faktör kesinlikle oyun görgüsü ve zakasıdır bence. Genel özellikleri anlamında da her iki oyuncudan daha fazla olumlu yönleri var. Galatasaray’ın oyunn yapısını düşününce de bu özellikleri ile fazlaca katkı yapması beklenbilir ama sürekli 11′de oynadığı zaman aynı performansı göstereceğine dair şüphelerim var, kesinlikle geçen seneki kötü ziçgisinin ötesinde olacağından eminim ama nereey kadar çıatı yükselteceğini tahmin etmek de kolay değil.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.