Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Kulübeniz iyi olmalı

Rıdvan Dilmen: Kulübeniz iyi olmalı

01 Haziran 2009

250409-dilmen“Şampiyonlukta en önemli şey kulübeniz iyi olacak. Artık büyük kulüplerin kenardan gelen oyuncuları etkili oyuncular olacak”.

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. Abdullah Aksoğan
    20:10 içinde 17 Haziran 2009 | #1

    Şampiyonluklar tek bir oyuncuyla veya tek bir kişinin performansı ile alınmıyor. Bu basit bir yorum olur o kulüp için. Kenetlenme, takım olma herkesin dilinden düşmeyen gerçeklerdir.

    Ancak bazı acımasız gerçekler vardır. Şampiyon takımlarda devamlı oynayan bir 11 görürsünüz. 11 olmasa bile 7 den aşağıya düşmez ve sadece yedekten 3-4 oyuncu bu 11 in vazgeçilmezi olabilirler. Premier Lig’i saymazsanız bu diğer bütün liglerde böyledir. Premier lig’de bütün oyuncular kullanılır çünkü İngiltere’de kupalar ve rezerv lig maçları bitmez.

    Şampiyon Barcelona’ya bakalım örnek olarak, ilk 11 den ne kadar oyuncusunu değiştirmiştir?

    Sakatlıklar ve cezalar dışında çok istisna durumlarda oyuncu değişiklikleri olmuştur.

    Peki, Barcelona’da diğer oyuncuların hiç mi etkisi olmamıştır?
    Elbette ki olmuştur, bir takımda yedek oyuncular sadece sahada oynamaz ve maçların sonuçlarına sahada etki etmez.

    Takım olarak idmanda yapılan denemelerin daha gerçekçi olması ve hedefe daha kararlı gitmesi için işini ciddiye alan yedek oyuncularla olur. Takımların as oyuncuları, işini ciddiye almayan oyuncularla idman yaparsa, sert bir kayaya çarptıklarında ne yapacaklarını bilmeyebilirler.

    Atalarımızın bir lafı vardır, “El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz sanır” misali kendisini güçlü zanneden futbolcular, karşılarına çıkan zorlu virajları çekirge misali bir veya iki defa geçerler.

    Burada asıl değinilmesi gereken konu bu yedeklerin nasıl hazır tutulacağıdır. İngiltere’de buna önlemler alınıyor, Dünya’da bu duruma önlemler alınmaya çalışıyor. Rezerv ligler kuruluyor, dönem içinde sponsor destekli yerel kupaların sayıları artırılıyor. Bunları yapılmadığı ülkelerde iş, antrenörlerin psikolojik desteğine bakıyor. Tamamen ilkel ve süreklilikten uzak bir yöntem olmaktan dışarı çıkmaz. Her antrenör psikolojik destek vermek zorunda değil ve her antrenör bu durumu sürekli dengeleyemez. Sonuçta akıllı ve gelecek kaygısı olan hiçbir oyuncu yedek kalmayı kabul etmeyebilir.

    Ülkemizde bu duruma nasıl bir önlem alındığını tartışmamız lazım.

    Türkiye’de bir takımın şampiyon olması için 11 oyuncu yanında 3 tane sağlam yedek yeterlidir. Sakatlıklar ve cezalılar yüzünden yapılan zorunlu değişiklikleri bu durumun dışında tutuyorum. Çünkü oturan bir sistemde yerinde oynamayan bir oyuncuyu dahi o bölgeye yerleştirirseniz sistem acil durumlarda o oyuncuyu kabul edebiliyor içine.

    Türkiye’de bu şekilde başarıya ulaşabiliyorsunuz ancak geri kalan 9 oyuncu ne yapacak?

    9 oyuncunun neredeyse 6-7 tanesi senede 6-7 maç yapıyorlar ve ciddiyetten uzak maçlar oluyor bunlar. Bu oyuncuların kendini geliştirmesini, sürekli konsantre olmalarını ve diri kalmalarını nasıl sağlayabilirsiniz?

    Türk futbolunun bana göre en büyük sorunudur. Bunu çözen kulüpler şampiyon olmakta zorlanmıyorlar.

    Türkiye’de başarılı olmanın en önemli etkeni bu 9 oyuncudan geçiyor. Çünkü bu 9 oyuncu, takımın as oyuncularını farkında olmadan diri tutuyorlar.

  2. Berkay Tokmak
    21:00 içinde 18 Haziran 2009 | #2

    NÖBETÇİ YILDIZ=ŞAMPİYONLUK
    Hocam gerçekten herzamanki gibi doğru konuştunuz.Yedeğiniz olmadı mı bir hiç siniz ve Fenerbahçede bunun eksikliği var.Şunu demek istiyorum eskiden nöbetçi golcü dediğimiz(semih abimiz)vardı şimdi oda ilk 11 oynuyor(yıllardır oynaması gereken yerde(bana göre)).Ama şimdi geçen sezeno bakıyorumda öyle girip ortalığı estirecek bir adamda yok içlerinden en gole yakın olanları
    1.Colin Kazım
    2.İlhan Parlak
    3.Burak Yılmaz(bence gereksiz transferdi ve satıldı)
    ayrıca mevkisinde verilen görevleri en iyi yapabilecek(defans ve orta saha için)tek adam tanıyorum DENİZ BARIŞ VE ÖNDER TURACI bu kadar iyi bir yedeğiniz yok orta sahanız bitik durumda ve şampiyonluğu hedefledik ama kazanamadık.Ama bu yıldan bir ders aldık orta sahası(özellikle ön liberosu)sağlam olmayan takımlar çöker yokulur.Birde avrupa liglerine bakalım yedeklere Barcelona:Gudjonsen-Sylvinho-Pinto-Sergio Busquets-Seydou Keita bunlar başta gelenleri Manchester Und:Nani-Anderson-Park Ji-Sung-Tomasz Kuszczak-berbatov başta gelenleri bu en büyük 2 kulube baktık.Bunlar İngiltere ve İspanya(bana göre dünyanın en büyük 2 ligi)şampiyonları ve şampiyonlar liginde karşı karşıya gelmiş takımlar hocam.Bunlar böyle sağlam yedek yapıyorken bizim yapmamamız saçma olur ve sonuçları ağır ödenir zira ödedik şampiyonluktan olduk.Bir yılımız boşa gitti şimdi transfer yapıp tekrar şampiyonluk yarışına katılmamız lazım bana göre ransfer rotası şöyle olmalı:
    1)Paulsen
    2)Sedoorf
    3)Pavluchenko(rus forvet)
    4)Arshavin
    5)İsme gerek yok iyi bir yedek kaleci
    MEHMET TOPUZ BİZİ İSTEMİYORDU ORTADA KALDIĞI İÇİN GELDİ BİZDE ONU İSTEMİYORUZ saygılarımla hocam ve bu siteyi yapan herkese teşekkürler …

  3. 23:49 içinde 24 Haziran 2009 | #3

    Futbol Kulübesi

    Kulübedeki futbolcuları 2 farklı durumda değerlendirmemiz gerekir diye düşünüyorum:

    1- Maç sırasında
    2- Maç dışında

    Maç sırasında : Kenarda bekleyen futbolcu orada aslında iki sebepten ötürü görev beklemektedir. Birinci sebep; oyunda herşey öngörüldüğü şekilde ilerliyordur, o anda sahadaki sistem sürdürülmelidir. Bunun için performans düşüklüğü, sakatlık, ceza alma sıkıntısı yaşayan bir oyuncunun yerini alır kulübedeki nöbetçiler. İkinci sebep; futbol büyüsünü göstermiş ve öngörüler hedefi bulmamıştır. Sistem değişikliği veya oyun anlayılı değiştirilmelidir. Bu gibi durumlar farklı özellikte veya karakterdeki oyuncuları gerektirebilir ve tabi ki bu oyuncular kulübedeki nöbetçilerdir.

    Maç Dışında : Hedefsiz bir mücadele sonuca ulaşamaz. Maç sırasında kaleleri kaldırdığımızda 22 oyuncuyu bir düşünün. Maç dışında futbolculara hedef gösterip onların motivasyonunu yüksek tutmak başlı başına bir uzmanlık alanıdır. İyi kurgulanmış bir kulübe bu işin yapılmasını kolaylaştıracaktır. Futbolcuların kadroya girme hedefi gerçek bir mücadeleyi gerektiriyorsa o zaman kaliteli bir kulübeden bahsedebilirsiniz. Teknik kadro gerçekten güven veren bir kadro ile cesur kararlar verip kendine güvenen bir takım yaratabilir.

    Taraftarlar, takımları zorlu bir maça çıkarken daha bir dikkatle sayarlar kulübeyi. Futbol ilahları rüzgarı ters estirdiğinde, oradan çıkabilecek kıvılcımların sıcaklığını maç başlamadan görek isterler.

    Kulübeniz hedeflerinizle örtüşen yapıdaysa, onların motivasyonu üst seviyedeyse gerisi kolay.

    Sahadaki 11′i parayla satınalabilirsiniz, ama kaliteli bir kulübe için çok daha fazla emek gerekir.

    Kulübesiz bir 90 dakika düşünemezsiniz ve futbol 90 dakikadır.

  4. Doruk Ercan
    14:24 içinde 03 Temmuz 2009 | #4

    Gündemde yıllardır her takımın – gerek üç büyükler gerkse de anadolu takımlarının- transferlerle artık hagi sezonsa neler yapabileceklerinin tartışması daha sonra da o gündemler sezon sonuna doğru yabancı kontenjanını boşaltmak için o ”yıldız” transferlerin nasıl gönderileceği olmuştur.Yine tabii yeni transferler derken kısır döngü ki kaldı bir de hem alırken hem yollanırken para harcarttıran bi dünya iş.Belki de o alınıp satılamayan ve tazminat ödenen futbolculara yatırılan parayla altyapı içi iyi bir kaynak yaratılabilirdi.Geçmiş geçmişte kaldı diyelim ancak bunlardan ders almak lazım. Ancak hiç de öyle görülmüyor.
    Son dönemde Ankaragücü’nün Vassell transferi gündemi meşgul etmekte ancak ilk on sekizi güçlü kurmayan bir yüz yıllık takım hiç bir şey beklemesin bu oyuncudan.İşin kötü yanı belki de kendi kalitesine yakın iki veya üç alternatif forveti bulunduğu bir kadroda iş yapabilecek bir oyuncu yuhalanmalara ve tepkilere maruz kalacak.2004-2005 sezonunda yine Avrupa çapında önemli oyunculardan İbrahim Ba ülkemizde Çaykur Rize takımı forması giymiş acak Rıza Çalımbay’ın özel olarak ilgilendiği bu oyuncu bekleneni(!) verememişti.Hiç para kazandırmadan da İsveç’in Djurgardaen takımına transfer olmuştu.Zaten sıkıntı da burda yani ne beklediğimiz kısmı da başlıyor.Bu futbolcular Katar veya Rus takımlarında alabilceklerinden daha aşağıda maaşlarla Türkiye’yi tercih ediyorlar.Türk ligi bu futbolcular için önemli bir lig çünkü azımsanmayacak kalitede futbolcular var.Zaten Alman internet sitesi transfermarkt.de’ye göre de en pahalı altıncı lig pozisyonunda Süper Lig.Ancak milyon dolarlık futbolcuların oynadığı bir lig nasıl olur da hem bu futbolculardan para kazanamaz hem de beklenen başarıları yakalayamaz?Sebebi belli.
    1.Günümüz futbolunda en kalitesiz ligde dahi bir veya iki iyi oyuncuyla sahada bir şey yapamazsınız.
    2.İlk on sekizi baştan aşağıya yaratmak gibi bir durum olmayacağına göre alt yapıya önem vermelisiniz.
    3.Mali gücünüzü belli bir seviyeye oturtmak istiyorsanız da hem lokal hem de ulusal gerekirse de uluslar arası platformlarda ürünlerinizi pazarlamalısınız.
    4.Stadlara maçlarınıza aileleri çekebilmeli bunun için gerekli düzenlemeleri yapabilmelisiniz.
    5.Belli bir standarta getirilmiş olması gereken stadların zemin problemi de çözülmeli
    Belki daha da çoğaltılabilir ama 3. , 4. ve 5. maddeler aslında şu anlamda önemli tribünün gerginliğini biraz azaltarak taraftarın belli ölçüde kulüplere destek sağlamasını ve hem parasıı alamadığı hem de tribünlerin boşluğu ya da gerginliğinden yıpranan oyuncuların performans arttırmasıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.
    Türkiye’de transfer yanlışı olduğunu söylemiyorum.Ülkemizde transferden beklenti,ve bu transferden elde edilebileceklerini de kullanamama yönünden eksiklik var.Vassell’i mi aldınız Guiza’yı mı aldınız çok güzel ancak kulübede oturanın da sahadaki kadar ‘güzel’ olması şart.Yoksa daha çok İspanya, İngiltere vs. gol kralını yuhalarız bu ülkede.

  5. Güvenç Oğulgönen
    18:46 içinde 04 Temmuz 2009 | #5

    Geçtiğimiz sezon Turkcell Süper Lig kalite açısından hiç kimseyi tatmin etmedi. Bunda takımların lige iyi hazırlanamamasının yanında sakatlıkların, cezaların ve yoğun stresin de etkisi vardı. Buna rağmen uzun süre ligin ilk beşi birbirinden kopmadı. Ama son haftalara doğru gelindiğinde takımlarda genel bir düşüş başladı ve bu düşüşe en çok direnen takım olan Beşiktaş şampiyonluğu kazandı. Burada dikkat çekici bir nokta var o da şu: Sezon boyunca Beşiktaş’ın Fenerbahçe, Galatasaray, Sivasspor ve Trabzonspor’dan farklı görünen tek bir özelliği vardı. O da daha çok futbolcuyu kadroda kullanmış olmasıydı. Mustafa Denizli’nin karakteristik özelliği olan bu davranışı ilginçtir ki başarıyı getiren unsur oldu. Beşiktaş’ta bunlar olurken Trabzonspor genellikle aynı 11′i kullandı, Galatasaray sakatlıklarla eksik kaldı, Fenerbahçe ise ideal oyun sistemini bulamadığı için oyuncularını verimli kullanamadı. Sivasspor da değişiklikler yaptı ama bu değişiklikler hep aynı rutinde gerçekleşti (Balili ve Kamanan hamleleri gibi). Sonuçta son 5 haftaya Beşiktaş daha diri bir takım ve maç ortalaması birbirine daha yakın oyuncularla girmiş oldu.
    Bir takım göz önüne alındığında elbette öncelikle ilk onbiri ve hocası önem taşır. Bu takımın bir hedefi yoksa bu iki unsur da vasat olabilir. Söz konusu takım bir hedef yolunda ilerleme planı yapıyorsa(Kayserispor gibi) oyuncularda riske girilebilir ama teknik direktör göreceli olarak tecrübeli ve iyi olmalıdır. Şampiyonluk amacıyla sezona başlayan takımlar ise hocalarını, ilk onbirlerini iyi ve formda tutmak zorundadırlar ve bunun yanında yedek kulübesinde de bir rekabet yaratmalıdırlar. Karşılaşılabilecek herhangi bir sorunda, sistemin aksaması halinde, form düşüklüğüne ve puan kayıplarına yol açmadan takımın tekrar eski ritmini bulabilmesi gerekir. Çünkü şampiyonluk demek en az puanı kaybetmek demektir. Elbette bunu yapmak için yıldızları alıp yedek kulübesinde oturtmayacaksınız. Mevcut kadrodaki, kulüpteki işleyişi bilen ve buna uyum sağlayabilecek oyuncuları ve oynayıp kendini göstermek isteyen gençleri tutarak bir rekabet ortamı yaratacaksınız. Yedek oyunculuğun psikolojisi çok karışıktır. Teknik direktörün ilk tercihi değildir yedek oyuncuama oyuna girdiğinde bir şeyleri değiştirmesi beklenir. Bu nedenle yedek oyuncuları psikolojik olarak hazır tutmak çok önem kazanır. Mustafa Denizli, bunu bilerek ya da olayların gidişatına uyarak yapmış olmalı ki Beşiktaş’ta yedek oyunculardan istediği katkıyı aldı. Örneğin; yaptığı Yusuf transferi çok eleştirildi ama Yusuf, “Delgado’nun yedeği” tabirlerine hiç aldırmadan, hatta Delgado’yu da yedek bırakarak birçok maçta başarılı oldu.

  6. Mustafa Özer
    22:50 içinde 10 Temmuz 2009 | #6

    KLÜBE Mİ VİLLA MI YOKSA ŞATO MU?
    Söleyin bakalım elinizde ne var.3+2′li full mu 4′lü bir kare mi yoksa muhteşem 5′li fuloş mu?Hayattan(ilk 11′den) umudu kestik artık kumara başladık. ne yapalım,çaresizlik işte eldekilerle olmuyo,yetmiyor.yapma ya sen beni enayi mi sandın, kumar oynayacak parayı buluyorsun ya,iş icraata geldi mi ortada yoksun ama.işte böyle, hayatta herseye bi bahane bulunur bi kılıf uydurulur.kulübelerin hikayesi de böyle başladı zaten.yüzmilyonlarce dolar paralar harcayarak sahaya çıkardıkları ilk 11′den umduğunu bulamayan başkanlar,yöneticiler,teknik heyet,hatayı kendinde aramak yerine,ne yapalım sahadakiler işe yaramıyor(yüzlerce milyon dolarlık oyuncular)kulubemiz de cok zayıf(milyonlarca dolarlık)okadar paramız yok diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar ya da bi onmilyonlarca dolar da kulübeye yediriyorlar.öyle aptalca, paraları oraya buraya savuracagınıza o sahada koşan ama bi işe yaramayan milyon dolarlık eşeklerin karpuzunu kesin de biraz da kulübedekiler yesin. madem iş artık kulübede bitiyormuş,öleyse onların da hakkı sahadakiler kadar yemek.(sözüm meclisten dışarı)ya allah aşkına şu işi (futbolu)bilmeyenler herkimse, bu işi bıraksın ya ne olur, bırakın gidin ,bakın başka işlere.gaz mı satacaksın,petrol mu,boru mu,ev mi yapacaksın villa mı?beni hiç ilgilendirmiyor,su anlamadıgınız futbolun peşini bırakın artık,biz de keyif alarak izleyelim şu maçları.ben 70 dakika bi halt yapmamış futbolcuları izlemek istemiyorum,sonra da şapkadan çıkan tavşan gbi son 20 dk kulübeden gelip bişeler yapacak oyuncuyu da beklemek istemiyorum.ben en klas yerden yerimi alıp okadar para veriyorsam bu parayı kulübedekiler için degil, sahadakiler için veriyorum.ne anlamı kaldı ki ozaman, beklerim son yarım saati, bazen üç kuruşa bazen de avantaya getiririm maçı.neyse bukadar salata yeter biraz da yemeye geçelim.
    benim düşüncem,kulübedeki oyuncuya ,cıkıp maçı kutaracak diye beklemek için milyonlarca dolar verilmez.Ha tamam kalüben iyi olacak tabi ki ama olması gerektiği kadar iyi,ne bileyim kerestesini iyi secersin,çivisini,tuğlasını falan okadar.Fazlası hem keseye hem de mideye zarar verir,yani anlayacagınız kulübe kulübedir,kulübeden villa y da şato yapamazsınız yaratamazsınız,olmaz uymaz,yanlış yaparsınız.sahadakilere gelince kesenin ağzını açmak lazım tabi,doğru transferler yapıyorsan sorun yok demektir.herzaman iyi bi 11 sahaya sürmek şart ve bu oyuncuların da iş yapması şart.rakipler beni ilgilendirmiyor,parası kimin cebinden cıkıyor.kulübeye gelince bana göre bi maçta oyuncu değişikliği su sebeplerden olur.sakatlık,k.kart,tatktik değişiklik.ama eyer sahadakiler iş yapmıyor ben şu oyuncuları değiştireyim de maçı kurtarsın diyorsan,dur bir dk. orada kal derim.yok böyle bişe kabul etmiyorum ben.sahaya cıkan ilk 11′deki oyuncular kötü oynayamaz,oynamaya hakkı yok o maçta.eğer öyleyse ben hatayı tekink adamda ararım çünkü bir futbolcu hasta değilse 1 gün önce iyi bir gün sonra kötü olamaz bu günlük değil en az haftalık bi durumdur.ozaman ya teknik adam seçimin hatalı ya da futbolcu.sonuç;bence başkan hatalı.eğer bir başkan bu kulübün kralı benim diyerek,teknik direktörün de üstünde bir sportif direktöre(kesinlikle futbolcu)görev vermiyorsa ozaman futbolu çok iyi bilecek(franz beckenbauer gbi),bilmiyorsa da iğneyi başkasına çuvaldızı da kendine batıracak.bana göre hiçbir teknik adam bi takımı dokunulmaz olarak tek başına yönetmemeli. mutlaka ona müdahale eden, futbolun, o kulübün içinden gelen o futbol klübüne mal olmuş ünlü ve eski bi futbol adamının soluğunu ensesinde hissetmesi gerekir.bakın burası cok önemli ince bi ayrıntı,elini kolunu vucudunda hissetmesi demiyorum,soluğunu ensesinde hissetmesi diyorum.başarı önce böyle gelir,klübe mulübe sonra gelir, ana yemekten sonra tatlı gibidir yani.ana yemek iyiyse seni tatmin etmişse tatlının çok iyi olmasına bakmazsın bile, ha tatlı da süperse ozaman extre olur ama önemli olan ana yemek(ilk 11) o kötüyse, tatlı(klübe) nekadar mükemmel olursa olsun o sofradan memnun ayrılamazsın.anlatmak istediklerimi yeterince açıkladığı mı düşünüyorum.konuda emeği geçen herkese teşekkür ederek,bu konudaki düşüncelerime burada son vermek istiyorum.herkese başarılar dilerim.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.