Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Kulübeniz iyi olmalı

Rıdvan Dilmen: Kulübeniz iyi olmalı

01 Haziran 2009

250409-dilmen“Şampiyonlukta en önemli şey kulübeniz iyi olacak. Artık büyük kulüplerin kenardan gelen oyuncuları etkili oyuncular olacak”.

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. Uğur Türker
    11:17 içinde 01 Haziran 2009 | #1

    11+3= 22 ise Şampiyonsun !!!

    Teknoloji ile birlikte artık kulüplerin birbirlerini analiz edip maçlardan önce hangi oyun stratejileriyle sahaya çıkacaklarını tahmin etmek çok kolay hale geldi.Özellikle Şampiyonlar Ligindeki Chelsea Barcelona maçı bunun en güzel örneğiydi.Maçtan önce Barcelonanın ne oynayacağını çok iyi gören bile Hiddink onların saldıracağı her açığı oyuncularına enjekte etmişti ama futbol bu bir an rahatlamaya gelmiyor son dakikada Messinin 20 metrelik top sürme alanı bulması İniestanın golünü getirdi.
    Maç önü rakibi çözme modası geçen günümüz futbolunda artık oyun içindeki hamleler daha önemli hale geldi.Oyuna alınan oyuncular ve yapılan formasyon değişiklikleri maçların kaderlerini hafta içi yapılan antrenmanlardan daha çok etkiliyor. Tabi ki öncelikli konu değişikliği yapan hoca ama diğer önemli olan şey ise oyuna dahil edilen oyuncu.Eğer sizin herşeyi anlattıp oyuna aldığınız oyuncu ya sizi tam anlamıyor yada anladığını yapamıyorsa siz dahi olsanız ne fayda.En güzel örneğini bu yıl Mustafa Denizli gösterdi bize:ligin ikinci yarısında kimi zaman Tello kimi zamansa Yusufu oyuna alarak nasıl giden maçları geri getirdi.
    Ama bu demek değildir sadece oyuncu değişiklikleri etkiler sonucu.İlk onbiriniz yeterli değilse sonra oyuna alacağınız oyuncu Messi olmalıdır ki oyunu çevirebilsin.Bunun örneğinide gösterdi bize Denizli Hoca. Fenerbahçe maçında sahaya çıkardığı onbir onun ikinci yarıdaki hamleleri beklemeden daha ilk yarıda yenildi Fenerbahçeye.
    Kulübe çok önemli bir takım için maç içi olduğu kadar sakatlık ve ceza durumları içinde hatta bu durumlar için daha da önemli olabiliyor.Bu yıl Galatasarayın stoper krizini sağır sultan bile duydu.Ama daha dikkat çekicisi bence sezonu 3 kupayla ( daha fazla olsa onlarıda alırdı) barcelonanın Abidalin sakatlığı yada ceza durumunda sol bek için yaşadığı kulübe sorunu.Silyvinhonun yaşlılığı ve üst üste 90ar dakikaları kaldıramaması onlara büyük bir sorun yükledi ve ligde art arda kaybettikleri 8 puan da önemli faktör oldu çünkü Guardiola sol bek için bütün savunmayı denedi ve sadece puyolu sol bekte çaresiz bırakmadı aynı zamanda tandemi puyolsuz bıraktı.
    Sonuç olarak futbol artık 11 değil 22 kişiyle oynanıyor ve siz yedeksiz,dar bir kadroyla senede 45 hatta ingiltere gibi 3 kupalı ülkelerde 60 a kadar varabiliyor maç maratonunu kaldıramıyorsunuz.Performansınız oyuncular fiziksel güçlerine göre şekilleniyor ve oyuncularda bunun farkında oldukları için maç seçme yoluna gidiyorlar.Buda takımların gereksiz ve süpriz puan kayıplarına yol açabiliyor.
    Yazının sonunda daha önce çok tartışılan bir sözü yazmak istedim galiba Fatih Terimden 2003 yılı Şampiyonlar Ligi Finalini yorumlarken duymuştum.”Teknik Direktörün iyisi oyuncu değişikliklerinde belli olur.” Şimdi çok kıymetli…
    Uğur Türker

  2. Kerim Cengiz
    17:44 içinde 01 Haziran 2009 | #2

    Amatör Yöneticiler&Profesyonel Futbolcular

    Sinan Engin geçen akşam bir spor programında Zapo ve Sivok’un transferini rotasyonu güçlendirmek için yaptıklarını söyledi. Galatasaray yönetiminin Servet sakatlandıktan sonra Meira’yı göndermesi ise Beşiktaş’ın yaptığının tam tersi.. Son haftalara yaklaşılırken Fenerbahçe ve Galatasaray’ın stoperlerinde bekleri veya defansif orta sahaları oynuyordu. Hatta Galatasaray’ın Hamburg’la oynadığı maçta Harry Kewell’ın Hakan Balta’yla stoperde oynaması spor kamuoyunda haftalarca konuşulmuştu. Bu olaydan kısa bir süre önce de sağ bekte kriz yaşanmış ve Hasan Şaş bile sağ bek oynamıştı.

    Yönetimlerin amatörlüğü futbolcuların profesyonelliğiyle örtüldü hep. Neymiş efendim? Profesyonel futbolcu hocasının görev verdiği her yerde oynarmış… Hemen aklıma Avrupa Şampiyonası’nda oynadığımız Çek Cumhuriyeti maçı geliyor. Volkan Demirel hiç yoktan, gayet de amatörce, bir kırmızı kart yemiş ve oyuncu hakkımız dolduğu için de kaleye Tuncay geçmişti. Tuncay bir yandan eldivenleri giyerken bir yandan da bildiği bütün duaları sırasıyla okuyordu. Zaten Tuncay Avrupa Şampiyonası’nda ne iş verildiyse yaptı. Çabaları bütün milletimizin gözlerini yaşartmıştır. Ancak Volkan’ın amatörlüğü Tuncay’ın profesyonelliğiyle örtülemez. Yönetimlerin futbolcu transferlerindeki amatörlüğü de futbolcuların sözde profesyonellikleri ile örtülmemeli.

    Bu sezon şampiyonluğa oynayan takımların rotasyon oyuncuları ligin kaderini belirlediler. Trabzonspor 26-27 maç aynı 11′le oynadı ve son haftalara yaklaşırken takım sendelemeye başladı. Bu durum Trabzonspor için kabul edilebilir. Yeni oluşturulan bir takımda bu tür sıkıntılar yaşanmazsa anormal olurdu. Ancak, Galatasaray ve Fenerbahçe gibi ligin en çok şampiyonluk yaşayan iki takımının ligi 4. ve 5. sıralarda bitirmesi hiç de olağan bir durum değil. Şöyle söyleyelim: Bu iki takımdan sadece birinin ilk üç sıraya giremediği bir sezon olmamış. Yani bu sezon bir ilk daha bu şekilde yaşanmış oldu.

    Bu iki köklü takımın rotasyonunda yaşanan sıkıntılar şampiyonluktan uzak kalınmasına sebep oldu diye düşünüyorum. Fenerbahçe’de sezon başı Deivid’in yokluğu büyük sıkıntı yarattı ve seri puan kayıplarına sebep oldu. Aslında en kaliteli forvet rotasyonuna sahip olan Fenerbahçe’de formsuz Guiza’da ısrar edilince de düşüş kaçınılmaz hale geldi. Sezon içerisinde de Alex ve Edu’nun yerleri doldurulamadı. Buna bir de Lugano’nun 5 maçlık cezası eklenince Fenerbahçe 26 yıldır alamadığı Türkiye Kupas’nı da, şampiyonluğu da Beşiktaş’a bırakmış oldu. Oysa iki sezon öncesine kadar Fenerbahçe yedek kulübesinde hazırda bekleyen birkaç yıldız bulunurdu. Fakat bugün Josico gibi Maldonado gibi tamamen yanlış transfer politikalarıyla Türkiye’ye gelen 3.,4. sınıf futbolculardan bir şeyler beklendi.

    Galatasaray da yazımızın başında bahsettiğimiz transfer yanlışlıklarıyla bu sezon şampiyonluk potasının dışında kaldı. Özellikle Servet’in yerinin doldurulamaması, futbol otoriteleri tarafından sezon başında favori gösterilen Galatasaray için şampiyonluğun ve UEFA Kupası’nın hayallerde kalmasına sebep oldu.

    Beşiktaş ise diğer takımların tam aksine, sezon içinde iniş çıkışlar yaşasa da, Mustafa Denizli’nin yaptığı kadro değişiklikleriyle mutlu sona ulaşmayı başardı. Nobre sakatlandı devreye Bobo girdi, Delgado sakatlandı Yusuf girdi. Sakatlıkların dışında da yapılan yerinde müdahalelerle kadro derinliği başarıyla kullanıldı.

    Sonuç olarak başarılı olmak isteyen takımlar kadro derinliğini sağlamalılar. Çünkü, şampiyonluğa giden yol yedek kulübesinden geçiyor…

  3. Ali Ercan
    00:54 içinde 02 Haziran 2009 | #3

    Kutunun Dışında Düşünebilen Kulüpler

    Kulübenin iyi olabilmesi için kulüplerin takımlar için bir ekol bir yol belirlemesi önemli bir faktördür.

    Kulübe bu yaklaşımın bir parçasıdır, oyuna başlayan ekip kadar oyunun akışına göre takıma yönelik hamle ve etkili saha içi müdaheleleri arttıracak alternatifler de önemlidir.

    Ancak 2009 – 2010 yılı için özellikle Avrupa Kulübü olma ve Avrupa’daki kulüplerle hem sportif hem kulüp yönetimi açısından rekabet etmek isteyen özellikle 3 büyük kulübün bu anlayışta olması beklenebilir.

    Bunun sinyallerini 2008-2009 sezonu başında etkin bir yönetim anlayışı ile başlayan Trabzonspor ve Ersun Yanal vermiştir. Ancak çağdaş bir anlayışla başlayan bu kutunun dışında futbolu düşünebilme sezonun son 5 haftasında özüne dönmüştür ve tabii ki yanılmıştır.

    Kulüplerimizin kutunun dışında düşünerek kadrolarda büyük revizyonlar yapabilmelidirler. En önemlisi ise futbolcuya dayalı sistemlerin değil sistem dayalı futbolcuların kulüpleri kuşatması beklenmelidir.

    Örneğin Fenerbahçe sezona Sayın Aragones ile başlamış ancak zaman darlığı nedeniyle büyük bir futbolcu operasyonu yapamamıştır. Alex de Souza, Deivid, Roberto Carlos, Selçuk, Volkan, Deniz, Uğur Boral’ın ilk 11′de misyonlarını doldurdukları bu sezon ortaya çıkmıştır. Ancak bu futbolcular Daum ve Zico zamanlarında kadroya katılmıştır. Aroganes’in anlayışına inanıldıysa ona uygun kutunun yani mevcut takımın dışında bir takım kurmak için radikal bir revizyona ihtiyaç vardır.

    Arogones geçen sezondan yanlış bir tercih olabilir, hatta benzer futbol anlayışına sahip Aykut Kocaman’ın Aragones’in yanına yardımcı yapılmayışı da hatadır. Ancak başarı isteniyorsa hatalardan bedel çıkmalıdır. Ancak bu bedel en fazla futbolcular kadar maaş alan Avrupa Şampiyonu bir antrenöre ödetilmemelidir.

    Bu anlayışa sahip kulüpler sisteme uygun üst düzey oyuncuları takıma monte ederken aşağıdaki yedek kulübelerini oluşturma cesaretine sahip midir?Kenardan gelecek etkili oyuncular, futbolumuz böyle büyür.

    Fenerbahçe’nin yedekleri:
    12-Volkan Demirel
    13-Roberto Carlos
    14-İbrahim Dağaşan
    15-Önder Turacı
    16-Semih Şentürk
    17-Sercan Yıldırım
    18-Alex De Souza(Türk Vatandaşı Statüsü’nde)

    Galatasaray Yedek Kulübesi
    12-Ufuk Ceylan
    13-Emre Güngör
    14-Milan Baros
    15-Harry Kewel
    16-Mustafa Sarp
    17-Halil Altıntop
    18-Hakan Balta

    12-Rüştü Reçber
    13-İbrahim Toroman
    14-Bobo
    15-Delgado
    16-Batuhan Karadeniz
    17-Mehmet Topuz
    18-Marco Aurelio

  4. Ogün Çakmak
    02:12 içinde 02 Haziran 2009 | #4

    Bir futbol takımı hiçbir zaman şampiyonluk ve bunun benzeri başarılara sahadaki 11 futbolcusuyla ulaşmaz ulaşamaz…Futbol takımı demek,sahadaki 11 futbolcu demek değildir yedekte oturan futbolcularda bu takımın bir parçasıdır.futbolda, takımdan başarı bekliyorsanız yedek kulübesi en az sahaya sürdüğünüz 11 deki futbolcular kadar iyi olmak zorunda.bu sayede sahaya maç için çıkan futbolcu yerinin garanti olmadığını,kenarda onun görevini en az onun kadar iyi yapabilecek biri olduğunu bilecek..böylece futbolcu performansını yükseltmek için daha çok çalışacak,yedekteki futbolcu ise as arkadaşı çalıştıkça onu geçmek için daha daha çok çalışacak ve buda takıma çok fayda sağlamış olacak..ve böyle bir takımın t.direktörü sezon içerisinde çeşitli kulvarlarda takımı başında zorlu maçlara çıkarken bol alternatifli kadro ve hepsi hazır futbolculara sahip olmanın vermiş olduğu rahatlıkla takımını başında her maça önemine göre taktik ve oyuncu varyasyonlarına giderek sahaya çıkarabilecek.ama bizim ülkemizde büyük düşünen kulüblerimize baktığımızda böyle durumun söz konusu olmadığını görüyoruz..mesela g.saraya baktığımızda baros çok iyi oynuyo tamam ama bu performans hep böle sürmez ki çünkü arkadan kımse barosu zorlamıyo.ne ümit karan ne nonda ne de bir başkası..fb ye baktığımız zaman ise ilerde guiza ve semihi görüyoruz burası güzel peki yedek kım?? gol atmayı unutmuş maç oynamayan kulübede yok olup giden bir ilhan parlak arada uçurum söz konusu…ligimizin şampiyonu bjk ye bakıyoruz, denizli hocamız takımda maçtan maça bazı değişik kadrolar sürdü ama hiç yararını görmedi bu değişikliklerin ve 2.yarı başlarken oyuna erken müdahale etmek zorunda kaldı..kulübede erkan zengin??serdar özkan???ekrem dağ??zapo??? oturursa tabi müdahale eder…son olarak ts ye geldiğimizde ise belkide bu sene trabzon şampiyonluğu yedekleri yüzünden kaybetti diyebiliriz..ama yedek oyuncuları suclamıyom yanlıs anlamayın lafım ersun hocaya..sezon başında olşturdgu cekırdek kadro trabzonda genelde iyi gitti ama o şampiyonluğun gittiği denizli ve konya maçlarına gelinirken düşüş başlamıştı,bu dönemde hoca yedekleri daha çok kullanarak onlardan alacağı verimle bu buhranlı dönemi atlatabilirmiydi acaba??’acaba’ diyorum çünkü direkt hocayı suçlamıyorum..sene başında trabzon 25 futbolcu aldı ama yarısını pilot takıma gönderdi çoğunu ilk 11 e yerleştirdi ve kulübe çok boş kaldı..yani ersun hocaya yedeklerden faydalanmadı diyorum ama doğru dürüst yedekte yoktu hani..sivas ı unuttum sanmayın onlarında kulübeleri boş ama sivas daha yeni büyüyen bir kulüp ve çapı belli o yüzden onları eleştirmeyi doğru bulmuyorum şimdilik..ve büyük takımlarımızın yönetimlerine seslenıyorum oyuncu transferi yaparken çok dikkatli davranınız ve takıma kulübede alternatif yaratacak futbolcu alırken ‘yedek futbolcunun kalitesi ne kadar olur ki zaten’ zihniyetinden acilen kurtulup bu ülkeyi avrupada temsil ederek türkiyemizin adını duyuracak bu güzide kulüplerimizi başarıya ulaştıracak ekipleri kurmak için sizleri göreve davet ediyorum..

  5. Atakan Kısacık
    02:43 içinde 02 Haziran 2009 | #5

    Saglam Kulube ve Kullanim Kilavuzu

    Bir futbol takimi dusunun ki 4 tane sag acigi var ama hicbirinden verim alinamiyor.Yine ayni takimda adam akilli ucuncu bir forvet yok ve bu kulup dunya kulubu olmaktan en cok bahseden,medyaya gore gelirleri en fazla kulupse gerisini dusunmeyin bile..
    David,Gokhan Emreciksin,Burak ve Kazim Kazim ile takimi buyutmez sismanlatirsiniz.Eger ucuncu forvetiniz yoksa dordunculukten ote gidemezsiniz.Fenerbahce verimsiz ve sisman kulubenin en iyi ornegi olsa gerek.
    Basariya giden yolda en buyuk faktorlerden birisidir kulubedeki yedeklerin takima verdigi destek.Yedek kaldiginda kusmeyecek,huzursuzluk cikarmayacak,oyuna girdiginde maksimum randiman verecek bir kulubeniz varsa basariya giden yolu yariladiniz demektir.
    Oyle olmasina oyledirde bu kulubeyi en iyi bicimde kullancak bir teknikdirektorunuz yoksa o kulube ve takima harcanan paralar yazik olur.25 tane birbirine yakin futbolcuyu her mevkinin iki alternatifi olacak sekilde bir takimda toplayabilirsiniz.Ama hocaniz yanlis yada eksik antreman yaptirarak bu futbolcularin %80 ninin sakatlanmasina yol acarsa ve kulubedeki iyi futbolculara ragmet iskelet kadroyu sabit tutma cesaretini gosteremezse 5.likten ote gecmek hayal olur Galatasaraydaki gibi.
    Ya da genis kadro kurup elinizde saglam kalan son stoperi satiyorsaniz, Avrupaya acilan pencereniz bunu yapiyorsa sorgulamak gerekir tum duzeni.
    Turkiyede yarismaci bir takimsaniz, sampiyon olmak icin kapasitesi sinirlida olsa alternatifli bir kadro olusturup bu kadrodaki tum futbolculari kullanacak bir hocayla anlasmaniz yeterlidir Besiktasin yaptigi gibi.
    Alternatifli kadronun dogru antreman programi ile yogurulmasi yetenekli adam eksikligi ve saha icindeki bir cok teknikdirektor yanlisina ragmen sampiyonluga yetmistir cogu sezon ve bu sene.
    Peki Avrupada basarili olmanin formulu nedir?

    Cok zor degil aslinda bu formule ulasmak.Bakin avrupada surekli basarili olan 5-6 hoca (Wenger.Ferguson,Capello,Morinho v.s.)ne yapiyor.
    Kaleci,stoperler,onlibero ve forvetler ile buyuk formsuzluk,ceza ve sakatliklar disinda oynamiyor.Yani iskeleti bozmuyor,sapkadan tavsan cikartmiyorlar.
    Bir Pivot santroforun yaninda cok zaman yedek kalacak hizli ve kisa bir forvetide ihmal etmiyorlar takimi kurarken.
    Beklerinin 2 si hizli,cabuk ve kisaysa diger 2 si mutlaka tam aksi.Yani hem hucum futbolunu hem savunma futbolunu oynayacak sekilde kuruyorlar takimlarini.
    Aciklarinin ise birtanesi mutlaka yildiz oluyor bahsettigim hocalarin.Yildiz oluyorki kapanan defanslar onune ciktiginda bir anahtarlari daha olsun.

    Biz boyle kadro olusturmayi nezamanmi ogreniriz?
    Acelemiz yok.
    Seneyede avrupada yaprak dokumu baslar,kalan son takim elenir,iclerinden biri yaptigi onca yanlisa ragmen digerlerinin yetersizligi yuzunden sampiyon olur,sampiyonlugun formulu yazilari yazilir,sampiyon olanda herseyi dogru yaptim havasina kapilip yanlislarina devam eder,bu kisir dongu surer gider.

  6. Barış Gerçeker
    10:21 içinde 02 Haziran 2009 | #6

    Futbol profesyonel düzeyde yapıldığı zaman çok iyi para kazandıran bir meslek. Eskiden “top oynamak” aileler tarafından pek hoş karşılanmazken şimdi insanlar çocuklarının elinden tutup futbol okullarına yazdırıyor. Aynı zamanda da zor meslek.

    Bedensel bir meslek olduğu için de idman çok önemli. Formda olmak zorundasınız. Ancak idmanın en iyisi olmak demek formda olmak anlamına gelmiyor çünkü “maç eksiği” denilen bir kavram var. Ne kadar iyi çalışırsanız çalışın maç alışkanlığınızı kaybettiğinizde yetenekleriniz bile geriliyor.

    Bu sebeptendir ki “Ben aldığım parama bakarım” diyip yedekliği sorun etmeyen oyuncu sayısı az. Ancak kariyerinin sonuna gelmiş ve piyango sözleşmeler yakalamış oyuncuların izleyeceği bir yol bu. Veya gerçekten kariyerinden bir beklentisi olmayan kötü profesyonellerin.

    Teknik direktörlerin de yedeklerini mutlu etmek için sık sık dile getirdikleri bir ifade var; “Benim için yedek oyuncu diye bir şey yok”.
    Genelde de şöyle devam eder “…ancak ne yazık ki sahaya 11 oyuncu sürebiliyoruz”.

    Takımların Avrupa kupalarına bildirebildikleri oyuncu sayısı 25. Çok ciddi sakatlık ve ceza krizleri durumunda kendi PAF’larından oyuncu katabiliyor olsalar bile bu sayının aşıldığı pek nadir görülüyor. 11 kişiyle oynanan, maçlara 7 yedekle çıkılan bir spor göz önüne alındığında çekirdek kadro diyebileceğimiz 25 kişinin 7 tanesi maç kadrosuna giremiyor her hafta.

    Ancak artık oyun öyle bir hale geldi ki, gerçekten “yedek oyuncu” kavramının ortadan kalkması elzem oldu. Her takımın en az 18 tane çok iyi “İlk 11 oyuncusu” olması gerekiyor. Çıkanın yerine girenin en azından eksiklik hissettirmemesi şart. Hatta mümkünse taktik izin vermediği için sahada olamayan ama acil durumlarda başvurulabilecek, oyunun kaderini değiştirebilecek “kulübe oyuncusu” bulundurmak büyük bir artı halini aldı.

    Kadroların genişliği ve derinliği çok önemli. Bizdeki gibi +’lı bir yabancı kontenjanı kısıtlaması olan bir ligde tüm seçimleri çok zekice yapmak gerekiyor. Yerli oyuncu havuzumuz kısıtlı, milli oyuncu yaratmakta zorlanıyor, çoğunlukla çareyi gurbetçilerde buluyoruz. Böyle bir ortamda kulübedeki yabancılarınız bile çok iyi olmak zorunda.

    Beşiktaş’ın şampiyonluğunda kulübesinin zenginliği, kadrosunun derinliğinin payı ne kadar? Kağıt üzerinde en geniş ve derin kadro Galatasaray’daydı. Ancak onlar da sezonun büyük kısmını 7 yabancıyla sürdürüp Meira’nın ayrılmasıyla kulübe için olan kontenjanlarını boş bıraktılar. Onların başarısı efektif oyuncu izleme komiteleriyle keşfettikleri genç ve aç yerli oyuncular. Genelde ümit milli hatta daha düşük yaş gruplarından oyuncuları alıp değerlendirebiliyorlar.

    Beşiktaş’taki durum, pek çoklarınca tespit edildiği gibi Ernst ve Yusuf transferleriyle düzeldi. Onun öncesinde kontenjan nedeniyle yapmak zorunda kalmadıkları Holosko-Bobo seçimi Ernst’in kadroya girmesiyle mecburi oldu. Mustafa hocanın riske girip Yusuf ve Delgado’yu birlikte kullanacağını düşünenler onun bu iki ismi kontenjanı da hesaba katarak (bu sefer sahadaki yabancıları doğru sayarak!) iyi kullanmasıyla yanılmış oldular. Kulübe zenginliğinin bir diğer gerekliliği de çok yönlü oyuncular. İbrahim Toraman’ın hem bek hem stoper oynayabilmesi, Ekrem’in yine iki tarafta da oynayabilmesi, Sivok’un önlibero performansı beğenilmese de bu mevkiye alternatif olabilmesi, Holosko’nun kanatta hücum oyuncusu görevi alabilmesi bunun örnekleri.

    Durumun en zayıf örneği ise Fenerbahçe oldu. +2 kontenjanını aynı mevkide oynayan iki oyuncuya harcayan Fenerbahçe bu iki oyuncudan da yararlanamadı. Stoperlerinin sakatlık ve ceza krizlerinde milli takım sağ bekini stopere çekip sağ-sol açık oyuncusunu beke çekmek zorunda kaldı. Ali Bilgin şapkadan tavşan çıkardıysa da Fenerbahçe’nin bu seçimi yapmak zorunda bile kalmamış olması lazımdı. Kanatlarındaki oyuncularının performans medcezirlerine çareyi yine kadro içinde bulamayarak Uğur ve Deivid’in “bir var bir yok” (daha çok “yok”) futbollarına tahammül etmek zorunda kaldıkları gibi, son vuruş golcüsü portresi çizen Güiza’yı da bu kısırlıkla iyice mundar etti. Çoktandır gözünün içine bakılan Gürhan’ın ilk onbiri zorlayamaması, Ocak transferinde alınan Emreciksin’in umursamaz Kazım ve formsuz Deivid’i kesememesi, Abdülkadir Kayalı’nın ise sakatlar listesinden çıkamamasıyla kısıtlı kadrosunun kurbanı oldu. Bugün Fenerbahçe’nin bek mevkilerinde gerçek anlamda yedeği bulunmuyor. Forvet mevkiinde ise Güiza ve Semih’in alternatifi olarak yine yakaladığı az miktarda şansı değerlendiremeyen İlhan Parlak var.

    Oyun 11 kişiden oynanıyor olsa da sezonu üst sıralarda bitiren takımların, 34′ü lig, ortalama 5-6′sı Fortis kupası, bir o kadarı da Avrupa kupalarında 50 civarı maç yaptığını düşünecek olursak her takımın en az 15-16 tane banko ilk onbir oyuncusuna sahip olması gerektiği aşikar. Yabancı transferini çok iyi kotarsanız bile her takımın yaklaşık 10 tane çok iyi yerli oyuncuya sahip olması gerekliliğini doğuran bu durum ayrıca incelenmeli. Çünkü bu noktadan sonra sorun takımların sorunu olmaktan çıkıp ülke futbolunun sorunu halini alıyor. Bu apayrı bir yazının konusu olmalı.

  7. Davut Erkan
    11:34 içinde 02 Haziran 2009 | #7

    KULÜBENİZ İYİ OLURSA…

    Futbolun gerçeklerinden biri iyi bir takım istiyorsanız şüphesiz Rıdvan Dilmen’in ifade ettiği gibi kulübenizdeki oyuncuların bir çoğunun kaliteli olması gerekir. Peki sadece futbolcu kalitesi bir takımı iyi bir takım yapmaya yeter mi? Hayır yeterli değil. Ülkemizde son yıllarda ısrarla teknik adamların takım üzerindeki etkisini yüzde beş seviyelerinde tutma gibi bir komik saplantı var. Figo’nun topu ittiği Zidane’nın stop ettiği ve Roberto Carlos’un frikikten kaleye vurduğu “Yıldızlar Topluluğu” olarak bilenen Real Madrid hakkında da aynı şeyler söyleniyordu. Del Bosque küçük görülüyor, bu takımı kendi başına bıraksan yine böyle oynar ve hocaya ne gerek var deniliyordu. Ama Bosque’nin ayrılmasıyla işlerin öyle olmadığı ortaya çıktı. Yıldızlar Topluluğu darmadağın oldu. Ronaldinho’lu ve Deco’lu Barça dağıldı o takımdan eser kalmadı. Rijkard kulübesi iyi olmasına rağmen kötü idaresiyle takımı parçaladı. Guardiola içinde tecrübesiz deniliyor ancak egoları yüksek Etoo, Henry ve Messi gibi oyuncuları bir arada bu kadar iyi yönetilmenin adı nasıl acemilik olur? Üstelik ortada kupa bırakmayan bir takım yaratmışken. Galatasaray’ın efsane döneminde Skibbe’yi veya Bülent Korkmaz’ı o takımın başında düşünün acaba Galatasaray o efsane günleri yaşayabilir miydi? Söylenmek istenen şey hocanın takım üzerindeki etkisinin fazla olduğudur. Burada ayırt edilemeyen şey hocanın etkisinin var olduğu ancak bunun iyi veya kötü olup olmayacağıdır. İyi bir takım isteniyorsa evet kulübeniz iyi olacak ancak bir o kadar iyi hocanız olacak. Rıdvan Dilmen, geçen Avrupa Şampiyonasında ekranlarda ahalinin sürekli 3-5-2, 4-4-2 ve diğer oyun şablonları ile Fatih Terim’in milli takımı kurması gerektiği hakkındaki görüşlerinden yaka silkmişti. Peki insanlar neden sürekli bu sistemlerden bahsediyorlar? Türk halkı olarak futbolu çok iyi bildiğimiz için mi yoksa pc oyunlarda fazlaca oynanan menejer oyunlarının ruh sağlımızı olumsuz etkilenmesinden mi kaynaklanıyor? Merak ediyorum arkadaş topluluğu arasında Barcelona’yı izlerken maç boyunca kaç defa bu sistemlerden bahseden vardır. Eminim yoktur. Herkesin konuştuğu şey Messi’ye bak bu çocuk bir harika, Xavi’nin verdiği ara pasın harikalığına bak. Puyol’a bak bitmek tükenmek bilmez mi bu adamın enerjisidir. Galatasaray’ın Uefa kupasında ilerken Mallorca, Dortmund ve diğer maçlarda biz sistemleri mi konuşuyorduk yoksa hayran hayran maçı izleyip zevk mi alıyorduk. İşin hakikati iyi futbolcularınız iyi hocanız ve sonucunda sahada iyi bir takımınız yoksa bu sistemleri konuşursunuz. Ama sahada Hagi varken, Sergen varken, Rıdvan varken insanlar sistem konuşmadı. Pür dikkat onların yaptıkları ve yapacakları enfes hareketi izlediler ve izlemeyi ümit ettiler. Sözün özü Gül, Bülbülsüz olmuyor; Kuru Fasulye’de pilavsız.

  8. Alper Başaran
    19:29 içinde 03 Haziran 2009 | #8

    Kaliteli kulübe ve onu iyi işleyen bir teknik adam

    Boks, bilardo, güreş gibi benmerkezli sporlarda herkes kendi yağında kavrulur. Burada başarı sporcunun tabiatından gelen yeteneğe ve bu yeteneğini kullanma meziyetine bağlıdır. Fakat takım sporlarında kolektivite kavramına paralel olarak kenardan gelip ana rotasyona destek veren yedek parçalar başarı formülünün adeta sac ayağıdır.

    Takım sporları birer savaştır. Silahınız, merminiz, donanmanız ne kadar kuvvetliyse ayakta kalma şansınız da o kadar fazla. Tabi mühimmatınız kadar o mühimmatı kullanacak, işleyecek liderin varlığı da çok önemli.

    1. Kaliteli kulübeye sahip olmak

    Geçtiğimiz sezon NBA şampiyonu olan Boston Celtics bu konuda örnek teşkil ediyor. Ray Allen ve Kevin Garnett takasları gerçekleştiğinde çoğunluk Allen-Pierce-Garnett üçlüsünü kahraman diğerlerini figüran olarak görüyordu. Fakat Boston organizasyonu zamanla bir takım olmayı başardı. Rondo ve Perkins kısa sürede pişerek bu üçlüye uyum sağladı. Leon Powe, Glen Davis gibi gözleri henüz açılmamış çaylakların birer kalbur üstü görev adamına dönüşmesi, Posey’nin iki yönlü oyunu ve P.J Brown ile Sam Cassell gibi veteranların kısa vadeli katkıları Boston’a şampiyonluğu getirdi. Boston finalde Lakers’ı elerken iki takım arasındaki en ciddi farkın bench katkısı olduğu dikkatlerden kaçmadı.

    2. O kulübeyi verimli kullanmak

    Her şey yedek bankının kalitesiyle bitmiyor. O malzemeyi verimli kullanmak da ayrı bir maharet. Ülkemizdeki başarılı cephe liderlerinden Mustafa Denizli sezon ortasında kendisine yöneltilen bir soru karşısında verdiği cevapla durumun önemini şöyle dile getiriyor:

    -Nobre’ye ilk 11’de şans veriyorsunuz. Bobo kenarda beklemeye devam edecek mi?
    -Biz bir takımız ve oyuncularım da bu ekibin birer parçası. Kime ihtiyaç duyulursa çıkıp sahada oynar.
    -Peki Bobo’nun kenarda bekleyip sadece 15-20 dakika süre alması onun performansını olumsuz etkilemiyor mu?
    -Hayır. Peki sana soruyum. Kenarda bekleyen Nobre olsaydı, Bobo kısmını Nobre diye değiştirip soruyu tersten mi soracaktın?

    Mustafa Hoca’nın cevabı tokat gibi. Beşiktaş tek forvetle oynamaya devam ettiği müddetçe kenarda illa ki birileri bekleyecek. Fakat burada esas mesele; Denizli’nin yaptığı gibi iki oyuncuyu da küstürmeden, sürelerini doğru ayarlayarak hem fiziksel hem de mental anlamda hazır tutmak. İhtiyaca göre kullanıp maksimum randıman almak.

    Soruyu soran basın mensubu çok geçmeden yanıtını aldı. Nobre sakatlanıp yerini sezonun geri kalanında Bobo’ya bırakana dek… Bobo yeniden ilk 11’e döndüğünde isteğinden, arzusundan bir şey yitirmedi. İş başa düştüğünde göreve her an hazır olduğunu gösterdi. Hocanın kararına saygı duyduğunu hep yineledi. Aldığı sürenin hakkını fazlasıyla verdi ve bu sezon Beşiktaş’ın en golcü ismi oldu.

    Bobo’nun başarısında şahsi yetenekleri kadar Mustafa Hoca’nın yedek kaldığı dönemde kendisinin mental anlamda takımdan soğumasını engellemesinin ve onu her an oynayacakmış gibi hazır tutmasının payı göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü.

    Belki bana ‘’Nobre sakattı. Mustafa Denizli mecburiyetten dolayı Bobo’yu oynattı. Bobo da iyi oynadı’’ diyerek olayı basite indirgeyenleriniz olabilir. O zaman Mustafa Hoca’nın yedek bankını kullanmadaki ustalığına Yusuf Şimşek örneğini vereyim. Şimşek devre arasında takıma geldiğinde transfer anlamsız bulundu. ‘’Yusuf’u oynatsan Delgado küser. Delgado’yı oynatsan Yusuf’’ denildi. Peki Mustafa Hoca ne yaptı?

    İlk etapta tercihini Delgado’dan yana kullandı. Arjantinli’ye 60-70 dakika süre verip oyunun geri kalan kısmında Yusuf’a şans verdi. Yusuf’u bu kısa zaman zarfında ceza sahası yakınlarında çalım yeteneğini kullanarak adam eksiltmesi ve ileri uç elemanlarına pozisyonu hazırlaması için kullandı.

    Sonrasında Yusuf’un yükselen formuna ve Delgado’nun bocalamasına paralel olarak Denizli’nin kafasındaki planlar değişti. Denizli, Yusuf’u ilk 11 başlattı. Yusuf’un gücünü ilerleyen yaşını hesaba katarak oldukça ekonomik kullandı. İkinci yarının ortasında da Arjantinli’yi yedek soyundurdu ve bu uygulamasıyla oyuncularına bir nevi ‘’takımda kimsenin yeri garanti değil. Performansa göre süre…’’ mesajı verdi. Aynı pozisyonu paylaşan 34 yaşındaki bir oyuncuyla, takımın 10 numarası ( Delgado) ancak bu kadar verimli kullanılabilir, değil mi?

    Beşiktaş’ın Fenerbahçe ve Galatasaray’a oranla çok parıltılı bir kadrosu yok. 14 milyon euro’luk bir yıldıza (!) da sahip değiller. Fakat ellerinde marka değeri yüksek olmasa bile işe yarar, kullanışlı malzemeler var ve Denizli bu malzemeyi kullanarak parmak ısırtıcak lezzette yemekler yapmayı başarabiliyor.

    Yedekler bu oyunun parçası, anahtarı ve iyi bir yedek kadrosu şu 3 özelliği bünyesinde barındırmalı:

    1.Oyuncu sayısının pozisyonlara göre dengeli dağılımı:

    Kulübenizde hemen hemen her pozisyonda sahadaki oyuncuları yedekleyecek görev adamlarınız olmalı. Özellikle futbolda ortasahanın ortası veya stoper mevki gibi stratejik mevkilerde sağlam bir yedek bulundurmanız şart. Yoksa Harry Kewell’ı stoper oynatmak zorunda kalabilirsiniz.

    2.Yedeklerin kalitesi:

    Oyuna girecek sporcu, yerine girdiği oyuncunun alternatifi olabilecek ve onun takım içindeki varlığını tehdit edebilecek kalibrede olmalı. Fenerbahçe kaleci pozisyonunda bu sorundan müzdarip. Volkan Demirel’in Fenerbahçe’de bir alternatifi yok ve yedek kaleci Volkan Babacan mevkidaşının yerini tehdit edebilecek seviyede değil. Aralarında bir rekabet oluşmadığından Volkan Demirel ‘’ne de olsa yerim garanti’’ diyerek hareket ediyor ve kendini geliştirme anlamında hiçbir çaba sarfetmiyor.

    3.Fonksiyonellik-Çeşitlilik:

    Değişen çağın kurallarına ayak uydurmak zor. Dünya değişiyor, futbol değişiyor. Futboldaki bu değişim farklı sistemleri, farklı düzenleri de beraberinde getiriyor. Her takım, her rakip farklı bir oyun anlayışına sahip. Bu da takımların her maça aynı sistemle çıkma durumunu ortadan kaldırıyor. Rakibe göre hareket etme zorunluluğu getiriyor. İşte bu noktada elinizdeki malzemenin fonksiyonelliği çok önemli. Farklı meziyetleri bünyesinde barındıran oyunculardan kurulu bir yedek kulübeniz varsa teknik adamın ihtiyaca yönelik oyuncu seçebilme ve rakibe göre guard alabilme ihtimali hayli fazla.

  9. Ahmet OCAK
    10:22 içinde 05 Haziran 2009 | #9

    KLÜBE BEĞENMEYENLER!
    Koca bir sezonun ardından şamiyonluk ünvanını elde etmek,çekilen sıkıntıların bir anda silinmesi anlamına geliyor. Şampiyonluk,sabırla,kademe kademe katedilmesi gereken uzun ince bir yol.Tabiki bu yolda biraz olsun rahat yürümenize yardımcı olacak yoldaşlarınız da,kuşkusuz klübede oturan gizli kahramanlarınız da olsa gerek.Sahada oynayan takımdaşının görevini layıkıyla yerine getirebilecek veya onun yokluğunu aratmayacak seviyede ise klübede oturanlar,o vakit şampiyonluk kupasına eliniz biraz daha fazla uzanabilir demektir.
    Fakat profesyonelliğin tam olarak oturmadığı yada oturamadığı bir Türkcell Süper Lig var karşımızda.Yabancı ülkelerden ülkemize gelmiş ortalama bir oyuncunun yedek klübelerimizde oturmaktan sıkılmasının sebebi konforlu olmamasının sebebimi yoksa ben daha iyiyim neden ben oynamıyorum düşüncesimi,ayırtedebilmiş değilim.Anadolunun çeşitli takımlarından çalışıp,emek sarfedip belli noktalara ulaşmış futbolcular yedek klübenizde yıllarını geçirmiş,belirli bir yaşa ulaşmış olmasına rağmen hala çoğu kişi tarafından “genç futbolcu” diye anılıyorsa ortada düşünülmesi gereken bir durum söz konusu demektir.Yedek klübeniz elbette güçlü olmalı fakat sahadaki yabancı oyuncuya verdiğiniz krediyi yanınızdaki heyecanlı türk gencine vermediğinizde,onun yeteneklerini kısmaktan başka ne yapıyorsunuz,bilmek gerekir.Bu mantalite ile klübenizi ne kadar güçlü tutabilirsiniz,o da ancak şöyle olur,yaşlı bir Yusuf Şimşek bulursunuz ve ona sen burda bekle nasılsa yaşlısın,çok koşamazsın dersiniz veya onun yerine daha önceden oynayan Delgadoya (ki o bir yabancı) sen daha yeni sakatlıktan kurtuldun,şeklinde sözlerle kandırıp bir şekilde yedek klübenizi güçlü tutup,mutlu sona ulaşabilirsiniz fakat gelecek sezon BJK adına Delgadoyu küstürmeden yedek tutabilirseniz sizi saatlerce alkışlarım.Alanzinho ya 3.9 milyon euro para verip ve bunun yanında hazır olmadığı halde,yedek klübesinde oturtmaya korkan ve yanındaki Barış Memiş,Ceyhun Gülselam gibi muhteşem değerlere şans veremeyen bir Trabzonsporun klübesi ne kadar güçlü olabilir,kafa yormak gerekir.Eğer Linderoth sakatlanmasaydı,bugün Mehmet Topalı,babasının “benim oğlum Galatasarayda oynuyor” dediği arkadaşlarından başka kim tanıyacaktı,kim nereden duyacaktı ismini.Bank Asya 1.Lig de onun gibi birçoğunun barındığı Maldonada örneği ise tam bir ibret öyküsü,takımınızın kaptanı onun gibi bir oyuncu Türkiye’de yok diyor ki takımınızın kaptanıda bir yabancı ve ardından Allah’ın bize Latin Amerikadan sunduğu Maldonada,şu an o şansı vermediğiniz ve asla veremeyeceğiniz Gökhan Emreciksin gibi nicelerinden daha fazla imkan buluyor ve Büyük! Fenerbahçe de haftalarca oynuyorsa,biz nerelerdeyiz,ne ile meşgulüz,başımızı ellerimizin arasına alıp çok değil günlerce! düşünmeliyiz.
    Evet,klübeniz güçlü olmalı fakat güçlü olmalı derken kaliteli malzemeyle inşa edilmiş değil,içinde herkesin heyecanla ve saygıyla görev beklediği,yabancı,yerli ayrımının aklın ucundan dahi geçmediği mantıkla inşa edilmiş olmalı ki ancak bu şekilde her platformda istikrarlı başarılara ulaşılabilir.Şampiyonluklar daha sıkıntısız olabilir.

  10. Yasin Turan
    19:02 içinde 11 Haziran 2009 | #10

    EĞİTİM ŞART
    Rıdvan Hoca bu söyleminde yerden göğe kadar haklıdır. Ancak atladığı(mız) önemli bir husus var. Özellikle Türk oyuncular bu kadar profosyonel düşünecek kadar iyi eğitiliyor mu? Daha 2-3 sezon önce Galatasaray’da sonradan oyuna girerek goller atan Ümit Karan bir demecinde ”Ben joker futbolcu değilim.” diyerek sitem etmedi mi. Şimdi koca bir sezon gol atamadıktan sonra niye konuşmuyor? Ümit Karan’a kişisel bi garezim yok ama bu düşüncenin en bariz örneğidir. Her futbolcu ilk 11′de oynamak ister ama futbolcular önce önemli olanın takımın başarısı olduğunu kabul etmelidir, formasının değerini iyi bilmelidir. Çünkü her hangi bir başarısızlıkta, antrenörlerden sonra topun ağzına gelecek olan onlardır (bkz: Ümit Karan, bkz: Hasan Şaş).
    Şimdi bir de yabancı futbolcular açısından bakalım. Ligimizin kalitesi malum, her kulubün de yıldız futbolcu getirmeye gücü yok. Hali hazırda büyük olarak nitelendirdiğimiz kulupler bile zar zor bunları başarabilirken. Milyonlarca dolar verip, ilk 11 garantisini aldıktan sonra Türkiye gelen yıldız! futbolcuları kulubede tutmaya kimin yüreği yetecek. Buna da en güzel örnek Daum’un Fenerbahçe’nin başındayken Anelka’yı yedek bırakması değil mi? Sonra ne mi oldu? Basın üstüne gitti, yönetim baskısı altında kaldı vs. En azından yabancı futbolcuların kulubede oturmaya daha olgun yaklaştığını görebiliyoruz en azından diğer liglerde durum böyle. Ancak turkcell Süper Lig’ de bunu söyleyemezsiniz. Bir genellleme yapacak olursak ligimizin kalitesinden! dolayı hiç bir yabancı futbolcu bunu kabul etmez, Türk futbolcular bile buna burun kıvırırken…
    Gelelim sonuç olarak ne yapmalı konusuna. Evet Rıdvan Hoca’nın da dediği bibi başarı için kulubeniz zengin olmalı. Ancak ben bunun gerçekleşmesi için bazı şartların olgunlaşması gerektiğine inanıyorum. Yoksa Fenerbahçe örneğinde olduğu gibi parayı basarsınız, tüm takımı kaliteli futbolcularla donatırsınız ama yine de başarılı olamazsınız. Çatlak sesler takımınıza zarar verir.
    Öcelikle bunu başarmak için;
    1. Taraftarından yöneticisine, futbocusundan yorumcusuna herkes ilgili alanda gerekli eğitim ve bilinci almış olmalı.
    2. Kaliteli bir lig
    3. Profosyonel düşünce
    4. Mali güç
    Ancak tüm bu şartlar olgunlaştıktan sonra, yedek bıraktığınız kaliteli futbolcular bile sesini çıkaramaz, çünkü zaten sahada en az onun kadar kaliteli futbolcular olduğunu bilir. Görev verildiğinde de en iyi şekilde yapar ve siz de başarılarınızın keyfini çıkarırken , dünya kulüpleriyle yarışabilecek düzeye gelirsiniz.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.