Ana Sayfa > Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: İki takım da hazır

Rıdvan Dilmen: İki takım da hazır

03 Ağustos 2009

250409-dilmen“Son hazırlık maçı gözüyle bakarsak, Fenerbahçe ve Beşiktaş olabilecekleri noktadalar. İyi hazırlanarak gelmişler. Baktığımızda sıcak havaya rağmen çok olumsıuz bir durum yoktu iki takım adına da.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Rıdvan Dilmen

  1. Soner Mumcular
    10:22 içinde 03 Ağustos 2009 | #1

    Denizli’nin Holosko’yu kulübede oturtması doğal.. öğrenseydi şaşırmak gerekirdi.. oyuncu geçen sezon, Kadıköy’deki FB maçında da kulübedeydi, o oyuna girdikten sonra takım hareketlenmişti.. İnönü’deki FB maçında, takım sürünür durumdayken bir gol “yarattı”.. yerine oynayan oyuncu kampta özel performans göstermiş biri olsa, geçmiş maçlar ölçü olmayabilirdi.. Bobo kampın en kötülerindendi.. onun mevkisinde Yusuf oynadı.. Holosko iyi bir dış oyuncusu, bu oyunun gerektirdiklerini biliyor, savunmaya döneceği/dönmeyeceği zamanı, savunma yapmayı biliyor.. Servet’e yeri öptüren bir kuvvete sahip.. Yusuf karşısında bile ağır kalan Bilica’nın karşısında nedense! yedek..

    Denizli’nin kendini büyük teknik direktör gibi hissetmesi gerekiyor.. bu nedenle basit olanı uygulamaktan korkuyor..Yusuf, kupa finalinde sol dışta etkili olmuştu.. bu maçta, Holosko’nun yerine sağ dış!.. rakip aynı ama illa ki bir “buluş” yapılacak..

    Takım yenik duruma düşmüş; tek umut Nobre’ye şişirilecek ve duran toplar.. oyundan kim çıkıyor.. Tello.. bu işleri yapabilecek tek oyuncu.. bu değişiklikten sonra BJK, üç pası arka arkaya yapamadığı gibi, topu Nobre’ye şişirecek oyuncu bile bulamadı.. ikinci gol kaçınılmazdı.. bir kez daha anlaşıldı ki, Tello, takım için çok önemli.. ya yeni bir Tello bulunacak ya da adil muamele yapılacak.. bir yönetim takımını para harcayarak ancak bu kadar zayıflatmaya çalışabilir..

    Ernst-Fink ikilisi, Denizli’nin geçen sezonki futboldan memnun olduğunu gösteriyor.. Cisse yerine Fink değil, topla etkili oynayabilen bir oyuncu düşünülmelüydi.. Fink kötü değil ama iyi bir takımda, ancak iyi seçenek olur.. fırsat kaçmış değil.. bu bölgede, Köybaşı da kullanılabilir..

    Erhan Güven hücumda takıma katkı sağlayabilir ama iyi bek önce bek olacak.. takımın, onun hatasından verdiği 3 net pozisyon var.. rakiple arasına koyması gereken mesafeyi bilmiyor.. geçen yıl, TS maçında G.Ünal ile arasına yanlış mesafe koyup, bir de bu pozisyonda bekleyince, G.Ünal’a yılın gollerinden birini attırmıştı.. dün de, benzer pozisyonda Wederson’a gol ortası yaptırdı.. gol olmaması şanstı.. anlaşılan, herhangi bir uyarı almıyor..

    Sivok bildiğimiz Sivok.. orta sınıf oyuncu.. ne çok güvenilir ne çok korkulur.. geçtiğimiz yıl birçok maçta, gerektiği halde bile, rakibe yatarak hamle yapmayan oyuncu, karşısında her vurduğu top doksana giden bir oyuncu varmış gibi kaydı.. savunma “itip kakma” işi değil zeka işi.. Lugano, büyük kayıp değil..

    oyun BJK oyunuydu.. BJK fırsat verdiğinde FB etkili göründü.. maçı kıran gol de verilen bu fırsatlardan birinin sonucunda geldi..

    FB için kötü oldu.. zayıf bir galibiyet aldılar..adı olan bir galibiyet olması yanıltıcı olacak.. oyunlarının karşılığını alsalardı takviye yapma ihtiyacı duyabilirlerdi, bu da takımı geliştirirdi..

    Santos ve Baroni normal oyuncular.. Topuz ise ancak sol bekte FB’nin oyuncusu olur..

  2. Soner Mumcular
    10:39 içinde 03 Ağustos 2009 | #2

    FENERBAHÇE ANALİZİ-1

    Teşhis, tedavinin yarısıdır.. “Fenerbahçe’nin hastalığı nedir? ” tedavinin yolu bu sorunun cevabında yatıyor..

    İşin teknik tarafından başlayalım.. FB, geçtiğimiz iki yılda “küçük takımı oynadığı” maçlarda başarılı oldu.. önemsenmediği, ya da az önemsendiği, rakibin favori olduğu maçlarda oyunu FB kontrol etti.. “büyük takım” pozisyonunda olduğu ya da ciddiye alındığı maçlarda ise beklenileni veremedi.. öncelikle üzerinde durulması gereken sorun bu.. FB’li oyuncular yeterince yetenekli oyuncular değil, üretemiyorlar; “bozmayı” iyi biliyorlar..ama “yapmayı” beceremiyorlar.. takımın en yeteneklisi, yıldızı olduğu düşünülen oyuncu; sahayı iyi parselleyen, savunma bilgisinde belli bir standardı tutturmuş “her” takıma karşı sahada kayboluyor. kötü oynamıyor: “kayboluyor”.. “en yetenekli”sinin hali bu..

    Alex tarzı oyuncuların oynadığı takımlardan etkili futbol beklenmemeli.. bu durumu Alex yaratmıyor olabilir; etkili futbol oynama olanağı olmayan takımlar, çaresizlikle, böyle oyunculardan medet umuyor da olabilir. yani “iyi olabilecek bir takımı bunlar bozmuyor, iyi olma olanağı olmayan takımlar bunları buluyor” diye de düşünülebilir.. sanırım, bu, Türkiye’nin bir futbol kültürü olmamasından kaynaklanıyor.. mesela, Alex’in ilk on birinde oynadığı “hiçbir” takım Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynayamaz.. Gökhan Gönül’ün oynadığı bir takım oynayabilir, Hakan Balta’nın oynadığı bir takım oynayabilir, Holosko’nun oynadığı bir takım oynayabilir.. Alex tarzı oyuncular, “oynayamayan” takımların “taşıyıcı”sıdırlar.. oyun karakteri farklı olsa da, bu, Tuncay için de söylenebilir.. bu oyuncular, iyi işleyen bir takımın parçası olamaz; bu nedenle, daha çok takımları kötüyken parlak görüntü verirler.. ama bu oyuncular “taşıyıcı” oldukları için el üstünde tutulur.. bir oyuncu vardır: halı sahada amatörlerin arasında oynasa, profesyonel olduğu anlaşılamayabilir, ama Ş.Ligi Finalinde görevini kusursuz yapabilir.. görev adamı, her yerde görev adamıdır, ama yıldız her yerde yıldız olamaz.. Alex, Tuncay gibi oyuncular ancak Fenerbahçe gibi takımlarda yıldızdır..

    Hayatta ileri gitmek, bir şeylerden vazgeçmeyi gerektirir.. çocuk, annesinin kucağından vazgeçmezse ilkokula başlayamaz.. çocuğu mutlu eden de, alıkoyan da ana kucağıdır.. çocuk, “eski mutluluğundan” vazgeçmezse, bu mutluluk!, onu “alıkoyar”.. FB’yi mutlu eden de, alıkoyan da Alex.. FB, Alex’inden vazgeçmezse futbolunun üzerine koyamaz.. ya da futbolunun üzerine koyamazsa Alex’inden vazgeçemez.. Daum ile en iyi ihtimalle şampiyon olunur, oyun öğrenilmez….

    Alex, takıma kötü oynadığı maçları kazandırabildiği için “vazgeçilmez”.. uç bir örnek: bir takım bir maçı 4-3 kaybedebilir, yenilen takımın üç golünü de aynı oyuncu atabilir.. bu, üç gol atan oyuncunun “yararlı” olduğu anlamına gelmez.. gelebilir ama gelmeyebilir “de”.. işte, bu “de” bağlacının anlamı, yani üç gol atan oyuncunun, takımın yenilgisini doğuran oyunun kaynağı olabileceği gerçeği idrak edildiği zaman “vazgeçmek” kolaylaşabilir..

  3. Soner Mumcular
    10:40 içinde 03 Ağustos 2009 | #3

    FENERBAHÇE ANALİZİ-2

    Daum seçimini doğuran ihtiyaç, Yıldırım’ın, takımı birinci sırada görme ihtiyacı.. Yıldırım’ın hedefi! yapılmayanı yapmaya ilişkin bir hedef değil, yapılmış olanı tekrarlayabilmeye ilişkin bir hedef!..çünkü, risk, “bilgi” varsa alınmaya değer.. Yıldırım’ın risk alamamasının nedeni, futbola hakim olamaması.. bu nedenle korkuyor.. kararları da kendi vermek zorunda! olduğundan, FB, Daum’a ve Brezilyalılara mahkum oluyor.. hastalığın kaynağında bu var.. Demirören ve Canaydın’ın, Fenerbahçe’ye verdiği zarar da göz ardı edilmemeli.. Yıldırım, bu başkanların döneminde kazanılan şampiyonlukları yanlış yorumladı.. bazı yorumcuların kendiyle ilgili yorumlarına kendi de inandı.. “başarılarını” tecrübe kazanmasıyla ilişkilendirdi.. yani “birinci” sırada yer almış olmayı, öncelikle kendiyle, ardından Daum ve Brezilyalı futbolcularla ilişkilendirdiği için, kendini de, Fenerbahçe’yi de Daum’a ve Brezilyalılara mahkum ediyor.. kendiyle ve takımıyla ilgili bu gerçeği, sezon sonunda, yaşayarak öğrenmiş olacağını düşünüyorum.. belki bu yılın sonunda Yıldırım, gerçekten! öğrenebilir veya görevini sürdürebilmesi için “öğrenmiş görünmesi” gerektiğini anlayabilir ve değişebilir!.. başarısızlığın dayatmasıyla da gerçek! bir sportif direktörlük sistemine geçilebilir..

    FB’nin genel oyun anlayışında bir değişiklik olmayacak.. Daum ve Alex’in varlığı, bunu öngörmek için yeterli.. ancak bu ikilinin ve Koch’un varlığıyla FB’nin sonuç almasının geçen seneye göre daha kolay olacağı da öngörülebilir.. bu yıl, FB kötü oynadığı maçlarda geçen seneden daha çok puan alacak..

    FB’nin geçen yıl aksayan mevkileri, önem sırasına göre: sol açık, orta saha, kaleci, stoper, sol bek..idi… sol açık ve orta saha alındı.. ama güçlendirilmeye ihtiyacı olan savunma zayıfladı.. Carlos, zaten aksıyordu, bir yaş yaşlandı.. “Türkiye koşullarında” iy Lugano’nun akibeti belirsiz.. Lugano, sert, mücadele gücü yüksek ama yüksek bir takımın savunmacısında olması gereken oyun zekasına sahip değil.. bu nedenle “Türkiye ligi için” iyi.. görünen o ki o bölgede, Bilica ve Önder(Bekir) ile sezona girilecek.. bir ihtimal Lugano, Önder veya Bilica ile oynar.. özetle, savunma zayıflamış olabilir.. hedef Türkiye içi olduğu için, Yıldırım ve Daum rahat davranıyor ama bu oyuncuların, Türkiye liginde bile FB savunmasını taşıyabilecek oyuncular olup olmadığı tartışılır.. savunmanın yükünü artıracak bir oyun düzeni(4-3-1-2) bu defonun ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır.. Sivasspor, ne zaman kendine güvenerek oynasa (oyunu önde kabul etse) savunmada sorun yaşadı.. FB her maçta kendine güvenmek zorunda.. Bilica, tam bir hayal kırıklığı olabilir.. kalede ise yine Volkan var.. Volkan’ın yerine kaleci alınmamasını çok eleştirmemek lazım.. Daum’un teknik direktörü, Alex’in yıldızı olduğu takımda Volkan oynar.. Topuz’un 2.3 Milyon Avro alacağı takımda Volkan 2 Milyon Avro alır..

    Geçen yıl sağ açıkta 6 oyuncu varken; sol çizgide, sol bek ve sol açık oynayan iki oyuncunun tek bir yedeği vardı( Wederson).. Emre’nin tek bir yedeği bile yoktu.. yeni transferler bu dengesizliği biraz olsun giderdi.. Özer, sakatlığını atlattıktan sonra Emre’ye ve sol açık bölgesine iyi bir alternatif olabilir.. sağ açık bölgesine, Deivid ve Kazım’dan daha düz Topuz takviye edildi!.. eğer Yıldırım, bir yıl da, takımın “esas itibariyle” ihtiyac duymadığı bir mevkiye servet harcamasa herhalde rahat uyuyamayacak.. takımın şampiyonluğunda başrol oynayan Revivo’nun yerine Ortega, katkı sağlamış olsa da, Aurelio’dan çok farklı özellikleri olmayan Appiah, “yararlı” Nobre’nin yerine “bitik” Kejman, Avrupa Şampiyonasında kendini ispat etmiş olan “gösterişsiz” Semih’in yerine Guiza..

  4. Soner Mumcular
    10:41 içinde 03 Ağustos 2009 | #4

    FENERBAHÇE ANALİZİ-3

    Bana göre Topuz’dan sol bek olarak yararlanılmalı.. Topuz’un iki ayağını da kullanabilme özelliği var.. Topuz düz oyuncu olduğu için, bek pozisyonu oyuncu için ideal.. önde, FB’de oynuyor olmanın ağırlığını kaldıracak yeteneğe ve yaratıcılığa sahip değil.. geçmişinde bek pozisyonunda oynamış olması avantaj.. sol savunmadaki açıkları kapatmaya yönelik olarak bir şeyler yapılmalı.. Topuz önde oynarsa, yani oyuncuya “hücum ve yaratma” görevi verilirse, “transfer sürecinin ve kendisi için ödenen bonservisin baskısı altında ezilmiş! olur”, arkada görev verilirse, yani “savunma ve bozma” görevi verilirse “yetenekli ve profesyonel” oyuncu olur.. yani, Daum’un oyuncuya verdiği görev, oyuncuyu güçlü veya zayıf gösterecek.. zayıf göstermesi halinde bu, “oyuncunun psikolojisi” ile açıklanacak.. Daum, Topuz’dan bir sol bek yaratabilir.. Trabzonspor’da dış oynayan Aurelio’dan defansif orta saha yapmıştı.. FB iki yıldır bozan takımlara karşı sonuç alamıyor.. sağ önde Deivid’in yerine Topuz oynarsa bu daha da zorlaşır.. Deivid daha yaratıcı, daha ince.. ayrıca Deivid’in varlığı Gökhan Gönül’ü performansını da artırıyor, Deivid klasik çizgi oyuncusu olmadığı için içeriye sık kat ediyor, bu da Gönül’e koşu you açıyor.. Topuz’un varlığı Gönül’ün koşu yolunu tıkar.. Topuz, Carlos’dan daha disiplinli ve arzulu olacaktır, bu savunmayı güçlendirir.. varlığıyla, Deivid’i daha ciddi olmaya da sevk edebilir; Deivid geçen yıl maç seçiyordu..

    Guiza’nın yerine Semih’in tercih edilmesi gerektiği düşünülüyor.. bu teknik açıdan doğru bir düşünce olmakla birlikte dünyada çok az antrenörün bunu yapacağını düşünüyorum.. Semih sistemi daha iyi işletiyor olabilir ama “hünerli” değil.. yavaş, ne uzaktan ne de yakından etkili vurabilir, hava toplarında vasat, fizik güç olarak da tatmin edici değil. bu nedenle hiçbir teknik direktör Semih’i ilk onbir oyuncusu olarak düşünmüyor.. Semih’in bazı özellikleri var: sezgileri kuvvetli, pozisyon almayı biliyor ve yeteneklerinin kısıtlı olduğunun farkında olduğu için haddini bilerek oynuyor, bu anlayışı etrafındaki oyuncuları beslemesini sağlıyor ve onların performansını artırıyor.. Semih “takıma daha faydalı” olmakla birlikte, teknik direktörün Guiza’yı tercih etmesi de çok anlaşılır bir durum..

    Geçtiğimiz sezon, Guiza’dan verim alınamadı. bu, Guiza’nın oyun tarzının FB’nin oyun tarzına uymamasından kaynaklanıyordu. Guiza, kontra atak oynamaya daha yatkın olmakla beraber, klasik bir kontra atak oyuncusu değil.. eğer yanında ikinci bir santrafor ile oynarsa verimi artar.. bunun esas nedeni teknik değil, psikolojik.. takımın gol atma sorumluluğunu kendi üzerinde hissetmesi vuruşlarını etkiliyor.. sorumluluğun ve beklentilerin paylaştırılması halinde Guiza’dan çok daha kaliteli vuruşlar izleyebiliriz.. hücumda etkin olunamadığı ve Guiza’dan yeterli verim alınamadığı için çift santrafor+Alex öneriliyor.. Alex’in arkası koşan oyuncularla doldurulursa, sorunun çözüleceği inancı hakim.. eğer söz konusu olan oyuncu Alex değil de Hagi olsaydı bu düşünülebilirdi.. Hagi’yi örnek olarak göstermemin nedeni, Hagi’nin oyun içindeki etkinliğiydi.. Hagi, etkin bir 10 numaraydı.. Alex’i “Alex” yapan ise oyun içindeki etkinliği değil: duran toplar ve ligimiz savunmacılarının savunma bilmemesi, savunmayı “ite kaka” oynamayla eş görmeleri, daha açık söylemek gerekirse zeki olmamaları.. Alex’in de “ceza kesme” başarısı. Alex’in “muhteşem” istatistiklerinin altında bu yatıyor.. dünya, hem Alex’ten vazgeçti, hem de çift santrafordan.. unutulan, Alex’li FB, Zico zamanında çift santraforlu sistemden vazgeçtikten sonra dengeli bir futbol oynamaya başladı.. hem Alex, hem çift santrafor önerisi ligimizin küçük görülmesinden kaynaklanıyor.. yorumcuları böyle düşünmeye iten etkenlerden biri de Gerets’li GS’nin bu oyun düzeniyle şampiyon olması.. Karan, Şükür, İliç, Necati dörtlüsünden üçü aynı anda oynuyordu.. burada gözden kaçan bir nokta var: o dönemde GS’nin savunmasında Thomas-Song-Mondragon üçlüsü vardı.. ve her maçta bu üçlü kahraman oluyordu, GS, bu oyunculardan birinin kötü bir gününde farklı mağlup olabilirdi.. FB’nin kalecisi ve savunma oyuncularının kalitesi dikkate alındığında, bu oyun FB’yi rezil edebilir.. forvet hattına oyuncu takviyesi yapılması halinde Daum, bu oyunu oynamayı tercih edebilir.. bu koşulda, Topuz orta sahada vazgeçilmez olur.. ne Deivid ne Kazım, Alex’in arkasını toplayabilir.. bu oyuncular, orta sahada oynamaları halinde ancak çizgide yararlı olabilir.. Alex + çift santrafor oynanırsa, Topuz sağ iç pozisyonunda yararlı olur.. Daum’un antrenmanlarda Topuz’u, şu anki düzen içinde, orta sahanın ortasındaki iki oyuncudan biri olarak denediği söyleniyor, bu pozisyonda Topuz yararlı olamaz.. nedeni, bu görevin “extra” bir oyun görüşü ve özgüveni gerektirmesi; çünkü bu bölge takımın merkezi ve “merkezin sorumluluğunu” iki oyuncu paylaşıyor.. 4-3-1-2 düzeniyle oynanması halinde ise “merkezin sorumluluğu” üç oyuncu içinde paylaştırılmış oluyor.. bu düzende Topuz ve Emre(Özer), sorumluluğu paylaşır ve Topuz iç oyuncusu olarak etkili olabilir.. Topuz dörtlü orta sahanın ortasında oynarsa, savunmacı orta sahanın da hücumda yeterince etkin olamayacağını düşünürsek, bütün yük Topuz’a biner, bu uygulama takımı da oyuncuyu da zayıf gösterir.. Edu’nun sözleşmesi dondurulur da, geniş alanda savunma yapmayı bilen iyi bir savunmacı alınırsa bu oyun düzeni denenebilir; Bilica, Önder, Bekir gibi savunmacılarla bu oyunu oynamak çok riskli..

  5. Soner Mumcular
    10:43 içinde 03 Ağustos 2009 | #5

    FENERBAHÇE ANALİZİ-4

    Brezilyalıların ilk yurt dışı deneyimi olması FB için dezavantaj.. Aragones de ilk yurt dışı deneyimini yaşamıştı! Aragones’in vurdumduymazlığı geçen yıl FB’nin başını ağrıtmıştı.. Daum’un hırslı yapısı ve Koch FB için avantaj.. geçen seneyle birebir kıyasladığımızda: kaleci aynı.. Sağ bek aynı.. İki stoper de daha kötü olabilir.. Topuz kullanılırsa, sağ açık bölgesi zayıflamış olur.. doğru oyuncu kullanılırsa, sol bek pozisyonu güçlenebilir, Carlos kullanılırsa zayıflık sürer.. orta sahalardan biri aynı, diğeri yeni, yeni olandan alınacak verim ise belirsiz.. sol açığın daha verimli olacağını varsayalım.. önde oynayabilecek üç oyuncu ise aynı üçlü.. buradan çıkacak sonuç, oyuncuların ideal konumlandırılması halinde, sol tarafın güçlenmiş olacağı, savunmanın göbeğinin akibetinin ise belirsiz olduğu görülüyor.. en iyi ihtimalle, bu bölge geçen seneyle aynı güçte kalır.. Oliveira ise soru işareti.. Ondan en iyi ihtimalle bir Aurelio çıkar.. Aurelio, Trabzonspor’dan geldi, yani ülkeye uyum sorunu yaşamadı.. Bu oyuncu, bir Aurelio olsa ve uyum sorunu yaşamasa bile FB’nin geçen seneden daha güçlü olduğunu söylemek zor.. çünkü FB’nin sorunu sadece hoca ve Aurelio! sorunu değildi.. Bence, geçen sene daha yararlı bir hoca olması halinde bile, FB yine şampiyon olamazdı..

    Geçtiğimiz yıl Zico olsaydı, takım daha çok puan alırdı ama takımın oynadığı oyunda kayda değer bir değişiklik olmazdı.. Zico, takımına bir şeyler “katabilecek” bir hoca değil.. ileriye gitme hedefi olan hiçbir takım Zico ile 2 seneden fazla çalışmaz.. bu kulüpler, Zico’nun pasifliğini, ilk senesini yaşıyor olmasıyla ilişkilendirir, onunla yola devam edebilir ama ikinci yıl sonunda bunun uyum sorunu olmadığını, Zico ile ileri gidilemeyeceğini anlar.. şu anda CSKA’daki son sezonunu geçirdiğini düşünüyorum.. Zico’nun, Aragones’e göre olumlu bir özelliği var: haddini biliyor, olanı “bozmuyor”, basit davranıyor.. olanı bozmamasının nedeni, “oyunu algılama ve yorumlamadaki yetersizliğinin” farkında olması.. mesela, TV tamirinden anlamayan kişi, evde seyrettiği TV’deki görüntünün kalitesi düşse de TV’yi açıp müdahale etmez.. doğru olan da budur.. müdahalesinin, problemi artırmasından korkar ve bozuk olanı seyretmeyi sürdürür.. Zico’nun durumu buna benziyor.. oyunu da, oyuncuyu da değiştirmekten, bu nedenle imtina ederdi.. yapacağı değişikliğin, sahadaki yansımasını hesap edemediği için “değişiklikten” korkardı.. bu kaygısında da haklıydı.. olağan olmayan belki de tek değişikliğini İnönü’de ounanan şampiyonluk maçında yaptı: FB, orta sahadaki üstünlüğüyle, Beşiktaş’a top göstermiyordu.. Zico, Uğur Boral’ı çıkartıp Semih’i oyuna aldı.. “küçük takımlara karşı cesaret edemediğini Beşiktaş’a karşı uyguladı; sanırım bu sahada “ezik” gördüğü Beşiktaş’ı küçümsemesinden kaynaklandı.. TV’ye “müdahalesi”, görüntüyü bozdu ve “ezik” Beşiktaş, dirildi.. çünkü Beşiktaş’ı ezen, FB’nin orta sahaya hakim olmasıydı.. “yenik ve ezik” durumdaki Beşiktaş, bu müdahaleden sonra, biraz daha şanslı olabilse, maçı kazanabilirdi; hatta son dakikadaki tartışmasız penaltısı( Kazım’ın topa smaç yaptığı pozisyon) verilse berabere kalabilecekti.. yani Zico bir kez “bilgisine güvendi” ve TV’nin kapağını açtı, anlık bir güven duygusundan kaynaklanan bu tek müdahale bile, az kalsın TV’nin telef olmasıyla sonuçlanacaktı.. takımın yenik olduğu anların dışında, yani mecbur olmadığı takdirde, “hücum silahı olmayan” Anadolu takımlarına karşı bile çift santrafor oynayamaması, bu eksikliğinin farkında olmasıyla ilgili.. bir AZ Alkmaar maçı hatırlıyorum; Alex de, Tümer de dili dışarıda takımı 9 kişi oynatırken, bu oyunculardan birini dahi çıkartmaya cesaret edemedi ve maç 2-0 dan AZ Alkmaar’a döndü.. FB’nin geçen yıl Zico’yu araması, Aragones’in TV’yi sevmemesi ve fazla kurcalamasıyla ilgiliydi; yoksa, Zico’nun “iyi tamirci” olmasıyla değil..

    Şimdi Aragones’ten daha yararlı bir hoca var.. ama kadro yeterince güçlenmiş değil.. Öngörüm, Daum’un ideal yerleşimde hata yapacağı.. ben, Carlos’u ilk onbirde oynatacağını, kontenjan nedeniyle Deivid’i kulübeye çekeceğini düşünüyorum; eğer bu öngörüm gerçekleşir ve Daum bu tercihinde ısrarcı olursa, bu, takımı varolan kapasitesinin de aşağısına çekecektir..

  6. Soner Mumcular
    10:44 içinde 03 Ağustos 2009 | #6

    BEŞİKTAŞ ANALİZİ-1

    Nihat Kahveci kim? Holosko’nun yaşlısı..+ sakatlanma riski çok daha yüksek olanı..

    Maliyeti ne? 15 Milyon Avro..

    Matteo Ferrari kim? İngiltere’nin “orta sıra” takımı Everton’ın transfer ettiği halde, beğenip de oynatmadığı, Ş.Ligi “gediklisi” Bari, Genoa, Parma gibi takımların istikrarlı savunma oyuncusu..

    Maliyeti ne? 15 Milyon Avro..

    Erkan Zengin kim? sağ açık oynayan, düz, takımda, bu bölgede kendisinden önce tercih edilecek en az 3 oyuncu bulunduğu, oynadığı! bir devre boyunca geleceğe ilişkin en ufak bir ışık vermediği halde, transfer edilen oyuncu..

    Maliyeti ne? 5 Milyon Dolar..

    Aydın Karabulut kim? Ümit Milli Takımın gözdesi, birçok Avrupa kulübünün takip ettiği, Türkiye’deki bütün Anadolu takımlarının kiralamayı ya da bonservisini almayı çok isteyeceği, geçtiğimiz yıl oynanan bazı Ümit Milli maçlarda “Maradona performansı” gösteren oyuncu..

    Karşılığı ne? Erhan Güven..

    Erhan Güven kim? Sadece yayın maçlarının izlenmesi halinde bile “uzak durulması gereken” bir sağ bek olduğu anlaşılan oyuncu..

    Maliyeti ne? Aydın Karabulut..

    Batuhan Karadeniz kim? Avrupa’nın her takımında ilk on bir oynayabilecek yeteneğe ve zekaya sahip santrafor.. Yurtdışından almak isteseniz, 35 yaşından önce alamazsınız, 35 yaşındaki Batuhan’ı da ancak bonservis ödeyerek alabilirsiniz..

    Akıbeti ne? “Kiralık”..

    Sezon başında Beşiktaş’ın elinde 4 iyi oyuncu vardı (Batuhan, Tello, Holosko, Ernst).. Ş.Ligi için iyi 4 futbolcu.. bu oyuncuların yanına en az 3-4 tane daha iyi oyuncu alınması gerekiyordu.. iyi birkaç oyuncu alındı.. yanlış birkaç oyuncu alındı.. en önemlisi, çok doğru bir oyuncu kaybedildi.. Ş.Ligine giriş parası ve lige doğrudan katılıyor olmanın verdiği avantaj, iyi oyuncuların gelmesini kolaylaştıracak, takım güçlenecekti.. geçen seneye göre takım daha güçlü ama eldeki imkanlarla Beşiktaş çok üst düzey bir takım haline getirilebilirdi.. yönetim bu fırsatı kaçırdı….

    Takım içi dengeler, her transfer döneminde gündeme gelir ve bundan bir ayrıntıymış gibi bahsedilir.. iyi takım olmak için, fertlere adaletli muamele yapılması gerekir.. haksızlığa uğradığını hisseden oyuncu, takımına olan “aidiyet duygusu”nu yeterince yaşayamaz.. Yani bu, bir ayrıntıdan çok daha ötedir.. Avrupa ölçeğinde iyi futbol oynayan kaliteli bir takımın sorumlu yöneticisine, Beşiktaş’tan hangi oyuncuları almak isteyeceği sorulursa, üç isim söyler, bu üçün ilk ikisi: Tello, Holosko..’dur bu oyuncuların aldıkları ücretler, Avrupa piyasasında normal ücretler.. ama, Nihat, Delgado, Nobre, Ferrari gibi oyuncuların aldığı ücretlerle kıyaslandığında, bu oyuncuların kendilerini “ahmak yerine konulmuş” hissetmemeleri için bir neden yok.. dünyada hiçbir iyi takım yoktur ki, takıma en yararlılar en az parayı alanlar olsun.. FB, Gökhan Gönül’ün, GS, Arda’nın ücretlerini, yasal zorunlulukları olmadığı halde, katlayarak artırdı..Yönetim anlayışı Aziz Yıldırım’ı taklit üzerine kurulu Demirören’e birileri, Gönül örneğini anlatmış olacak ki, Tello’ya bir iyileştirme yapılmış; yoksa Demirören, bu benim çoluğumun çocuğumun parası diyebilirdi! ama bence bu da yeterli değil. Holosko’nun ücretinde de iyileştirme yapılmalı hem de, en az iki misline varan bir iyileştirme.. Nihat, Ferrari transferleri yapılmasa Beşiktaş’ın saha içi zararı olmazdı.. oyuncuların ücretini artırmaya da gerek kalmazdı.. Delgado’ya bir takım bulunur, bonservis de istenmeden elden çıkartılabilirdi, takımın üzerindeki psikolojik yük de ortadan kalkmış olurdu.. “gerekli” iyileştirmeler “gerekli düzeyde” yapılmazsa, Yönetim 35 Milyon Avro harcayarak takımı psikolojik olarak “zayıflatmış” olur..

  7. Soner Mumcular
    10:45 içinde 03 Ağustos 2009 | #7

    BEŞİKTAŞ ANALİZİ-2Nobre’yi takımda tutmak için 7 Milyon Avro ödendi.. Nobre, Türkiye piyasası dışında sadece Brezilya’da kendine takım bulabilir; yıllık en fazla 300-400 bin Avro kazanabilir.. ödenen para oyuncunun gerçek değerinin yaklaşık 7 misli.. bunun nedeni yerli olması.. ve Demirören’deki Aziz Yıldırım korkusu.. oyuncu ya FB’ye giderse!.. Nobre’nin elinde FB ve yerli olması kozu varsa senin elinde de Fatih Tekke kozu var.. o da yerli.. adam Rusya’da kadrodışı, ciddi talibi de yok.. bonservisi 1.5 Milyon Avro.. kendi aldığı da yıllık bu kadar.. Rusya’da mutlu olmadığı için bir milyona da oynar.. yani üç yıllık maliyeti 4.5 Milyon Avro.. verirsin yıllık bir milyonluk teklifi, bu da yerli statüsünde olduğu için, üç gün düşün dersin, bak bir gün sonra imzalıyor mu imzalamıyor mu? Nobre gibi sıradan bir oyuncuya üç yıl için 7 milyon ödenmesi “Olağan Demirören Yönetimi Duruşu”..

    Köybaşı, Topuz olayının Beşiktaş’a hediyesidir, yani Topuz “yenilgisi” teknik açıdan Beşiktaş’a yaramıştır.. İsmail Köybaşı için ödenen ücret çok eleştiriliyor.. dünyanın her yerinde yükseliş trendindeki genç oyuncular pahalıdır; özellikle İsmail gibi çok yönlü bir oyuncunun pahalı olması doğaldır.. Beşiktaş Yönetimi’nin bu transferdeki hatası elindeki kozu kullanamaması olmuştur.. madem Batuhan’ı kadronda düşünmüyorsun, pazarlıkta kullansana. Gaziantepspor harıl harıl santrafor arıyor.. oyuncuyu isteyen kulüplerin çok olması da Beşiktaş’a büyük yarar sağlardı.. kiralık Batuhan faktörüyle, İsmail’in bonservis’i daha ucuza gelebilirdi..Batuhan’ı kiralamak isteyen çok kulüp vardı, ama İsmail’i Beşiktaş’tan başka alacak yoktu.. komik olan, Batuhan daha sonra Gaziantepspor’a kiralandı..

    Gökhan Zan transferi, Demirören Yönetiminin, bu içler acısı halini bir kez daha gözler önüne serdi.. sözleşmede opsiyon var.. zamanında kullanılması halinde oyuncu sudan ucuza takımda kalacak.. Zan, Türkiye Ligi için iyi bir yedek.. opsiyon haklarını zamanında kullanmayı “unuttukları” için oyuncu serbest kaldı.. hatta konu ile ilgili açıklamalarıyla kendi kendilerini ele verdiler.. eğer, Zan ile yeni sezona girmek istemedikleri için böyle bir yol izledikleri açıklamasını yapsalardı en azından rezil olmazlardı.. bunu bile düşünememeleri insanı şok edecek cinsten..

    Erdoğan Demirören akıllı adam… en azından, bu yaz yaşananlardan sonra buna kanaat getirdim.. oğlunu Beşiktaş’a başkan yapmakla çok doğru bir iş yapmış.. düşünsenize Yıldırım Demirören’in her gün şirkete gittiğini!..

    Yıldırım Demirören için hayat güzel.. kulüp ne kadar borçlanırsa koltuğu o kadar sağlamlaşıyor..çünkü kulübü kendine borçlandırıyor.. kulüplerin, belirli bir limitin üzerinde borçlandırılmalarına karşı hukuki engeller konulmalı.. bu koşullarda Demirören, kulübü ne kadar borçlandırmayı başarırsa, o kadar başkanlık yapabilecek.. sistemin hukuki işleyişinde bir sorun var.. yöneticiliğin bir bağlayıcılığı olmalı.. yanlışların bir bedeli olmalı.. apartman yöneticiliğinin bile bir sorumluluğu var; adam milyon avroları çocuk oyuncağı gibi kullanıp kulübü keyfince borçlandırabiliyor.. ve kongrelerde de ibra ediliyor.. burada sorumluluk kongre üyelerinde..

    Genel kanıya göre, Demirören Beşiktaş’ı çok seviyor ama “yönetirken” bazı hatalar yapıyor.. bu, yanlış bir görüş.. Kulübünü seven biri iş bilmezlikten dolayı yanlış transfer yapabilir, kulübü zarara uğratabilir.. ama bir sene dener, iki sene dener, üç sene dener; varlığıyla “sevdiğine” zarar verdiğini gördüğünde de alır ceketini gider.. gitmiyorsa da yönetme şeklini değiştirir, mesela, şirketlerini nasıl yönetiyorsa öyle yönetir ya da yönettirir.. seven kişi, sevdiğine “zarar verdiğini görmeye” dayanamaz; zarar verdiğini gördüğü halde sevmeye! devam ediyorsa, bunun adı sevgi değildir.. “üzerinden tatmin olmadır.” Demirören’in gözyaşları, Beşiktaş sevgisinden değil, “oyuncak sevgisi”nden doğuyor..

  8. Soner Mumcular
    10:48 içinde 03 Ağustos 2009 | #8

    BEŞİKTAŞ ANALİZİ-3

    Saha içine inelim.. savunmaya Ferrari takviyesi yapıldı.. eğer, Genoa’dan Beşiktaş’a Zapotocny ile bu oyuncunun takası önerisi gelseydi ve oyuncu Zapo kadar para alacak olsaydı bu transfer “anlaşılır transfer” olabilirdi.. Zapo’ya Gordon muamelesi yapılması yanlıştı.. hem etik açıdan hem teknik açıdan.. adam şampiyonlukta emek sahibi..teknik tarafıyla da görülecek ki Zapo, Ferrari’den aşağı bir oyuncu değil; top kullanmada tartışmasız daha önde.. duran toplarda rakip kalede gol bulma ihtimali de Ferrari’den yüksek.. iyi penaltı atması da cabası.. Ferrari’nin üstün tarafı daha sert olması.. bu nedenle, sadece takas halinde “anlaşılır transfer” olurdu..

    Holosko iyi bir oyuncu ama bir takımda iki Holosko fazla.. Batuhan iyi bir oyuncu ama bir takıma iki Batuhan fazla.. Ernst iyi bir oyuncu ama bir takıma iki Ernst fazla.. Messi yıldız oyuncu ama bir takıma iki Messi fazla. Beşiktaş, ya iki Holosko ile oynayacak ya da “genç Holosko”yu kulübede oturtacak.. yeni bir hücumcu alınacağı söyleniyor, bu da, genç Holosko’nun kulübede oturma ihtimalinin yüksek olduğunu, yani Beşiktaş’ın sağ hücumunun kendi parasıyla zayıflatıldığını gösteriyor..

    Sol bek iyi.. ama ben o oyuncuyu bek oynatmam.. Beşiktaş üçlü orta saha ile oynuyor.. kaliteli, üretken bir orta saha için Ernst’in sağına ve soluna iki iyi oyuncuya ihtiyaç var..geçtiğimiz sezon Ernst’in partnerleri Delgado ve Cisse idi.. bu nedenle Delgado her sakatlandığında Beşiktaş çıkışa geçti, her iyileştiğinde ise kötü sonuç aldı.. Delgado, özel bir oyuncu değil ama bir takıma bu kadar zararlı olacak kadar kötü bir oyuncu da değil.. oyuncu, orta üçlünün parçası olarak görev yaptığında kendine de takıma da zararlı oluyor.. dışta oynarsa-tercihen sol- takıma katkısı tartışılır ama bu kadar zararlı olmaz.. yani Denizli’nin oyuncuya verdiği görev oyuncuyu kötü gösteriyor.. bu oyuncu, orta saha oyuncusu değil, forvet oyuncusu, tercihen sol ama sol, sağ, arka; ama hep forvet olarak düşünülmeli.. Cisse ön libero oynarken, Ernst onun sağında hücuma katılan oyuncu pozisyonundaydı.. Ernst bu pozisyonda sıradan oyuncu.. Ernst klasik defansif orta saha.. zaman zaman hücuma destek verebilir ama esasen savunma anlayışı gelişmiş bir oyuncu.. Geçtiğimiz sezon Delgado’nun sakatlığında, o bölgede Tello oynadı ve başarılı oldu.. Sol dış bölgesine yeni bir oyuncu ya da yetenekli herhangi bir hücumcu orta saha oyuncusu alınırsa, Tello bu işi yapmaya devam edebilir.. Tello’nun içte oynamasını tercih ederim, Tello kolay adam eksiltemiyor; sol dışta, kolay adam eksilten biri çok daha yararlı olur.. ama bu kez de Ernst’in sağ tarafı açıkta kalıyor.. Fink ile Ernst demek iki Ernst demek.. bu, iyi bir takım için bu uygun değil.. bu bölgeye oyuncu arama gibi bir dertleri yok.. hazırlık maçlarında Fink’in sağında, hücumdan sorumlu oyuncu olarak, geçen yıl olduğu gibi Ernst oynuyor.. Fink, Cisse’den iyi.. benim, orta saha için önerim İsmail Köybaşı.. Köybaşı, ayağı iyi, savunma bilen, atletik, dikine oynayabilen bir oyuncu.. soğukkanlı olması da iç pozisyonunda ona avantaj sağlar.. zaman zaman iyi şutlar çıkartabilmesi ise cabası.. Köybaşı, bir Özkan değil..öğrenmeye açık.. en büyük eksiği! gösterişsiz olması.. futbol, play station değil.. yerleşimi yapmak işin başı.. analize güvenip ısrar etmek lazım.. Denizli, Köybaşı’ndan orta sahada yararlanma konusunda kararlı olur, oyuncunun küçük acemiliklerini de görmezden gelirse, Beşiktaş kazanır.. Tello geçtiğimiz sezon zaman zaman sağ iç oynadı ve etkili oldu..hatta İnönü’deki Antalyaspor maçında ters ayağıyla oynamanın verdiği avantajla belki de yılın vuruş golünü yaptı.. Köybaşı ile Tello, Beşiktaş’ın İniesta ve Xavi’si olabilir.. sol bek olarak da Denizli’nin önermediği herhangi bir oyuncu alınabilir.. Toraman, bu bölgede değerlendirilebilir.. Toraman’ın, ters ayağıyla oynaması hücum yönünde bir aksamaya neden olabilir ama sol dışa alınması muhtemel oyuncu büyük olasılıkla az dönen bir oyuncu olacağından, Toraman’ın az çıkması takım için daha iyi.. Toraman’ın varlığı, aynı zamanda, hücumda duran toplarda yarar sağlar.. Serdar Özkan takasta kullanılabilir.. Serdar Özkan “öğrenme imkanı”na sahip değil, şu anki seviyesi ise Beşiktaş’a uygun bir seviye değil.. takasta kaliteli bir oyuncunun alınmasına yardımı olabilir; mesela Sezer Öztürk.. Aydın gibi “özellikli” bir oyuncunun Erhan Güven için “harcanması”, yönetimden çok Denizli’nin eleştirilmesini gerektiriyor.. Aydın takım oyuncusu değil; bende olsam, eğer büyük takım yönetiyorsam, takımımda düşünmem ama “özellikli” bir oyuncu olduğu için daha doğru değerlendirilebilrdi.. Aydın, Sezer Öztürk’ün transferinde kullanılabilirdi. oyuncunun Manisaspor ile olan sözleşmesinin bitimine bir yıl kalmış olması ve Aydın faktörüyle Beşiktaş bu transferi çok ucuza bitirebilirdi.. Transferi halinde Sezer Öztürk, orta sahada Tello ile Köybaşı’na iyi bir alternatif olur..

  9. Soner Mumcular
    10:49 içinde 03 Ağustos 2009 | #9

    BEŞİKTAŞ ANALİZİ-4

    Rıdvan Şimşek de iyi transfer.. ilk maçlarında çaylak görüntü verebilir.. Gökhan Gönül iki yıl önce ilk maçı olan Gaziantepspor maçında gergindi.. bu nedenle uzun süre de oynatılmadı, mecburiyetten oynadığı bir Avrupa maçında gerçek kimliğini ortaya koydu ve vazgeçilmez oldu.. Denizli, Rıdvan’ın da küçük acemiliklerini görmezden gelmeli.. eski hocası kendine güven sorunu yaşayacak bir oyuncu olmadığını söyledi.. bu da önemli..

    Santrafor olarak Nobre’ye muhtaç olundu.. hem de Ş.Ligi yılında.. Beşiktaş Yönetimi, Ş.Ligine doğrudan katılıyor olma fırsatına yazık ediyor.. Batuhan resmi sözleşme imzalamadıysa sözlerinden dönebileceklerini düşünüyorum; çünkü Olimpiyakos’un Bobo için yeni bir teklif yaptığı söyleniyor, iş ciddiye binerse Batuhan transferi suya düşebilir.. Beşiktaş için de çok hayırlı olur..

    İyi bir sol dış bulmak çok zor değil, kaset izlemeye bile gerek yok.. ölçüyü doğru koyacaksınız.. Ernst iyi çıktı diye gittiler, Fink’i aldılar, Alman ya!.. bu, Demirören Yönetimine yakışan bir mantık; bari bu mantığı Tello için kullansalardı.. Tello’da iyi çıktı, bu mantığın gerektirdiği davranış Şili Milli takımında Tello’yu kulübede oturtan Gonzalez’i almaktı: o da Şili’li ya!.. seyretmeye bile gerek yok!.. ciddiyim ama Şili’li olduğu için değil; adamın yedeği, senin liginin üzerinde bir ayağa sahipse, gözünü kapatıp almalıydın.. aslında takıma ciddi faydası olmayacak Nihat, Ferrrari ve Zengin transferlerine harcanan 35 Milyona Shneider alınırdı.. olmadı Mutu alınırdı.. olmadı Van Der Vaart alınırdı.. olmadı Quaresma alınırdı.. Mutu dışında hepsi kendini yeniden ispat etme ihtiyacı duyan ve Ş.Ligi nde oynayacak olmayı önemseyecek oyunculardı, Rijkaard’ın İstanbul’a gelişi de Hollanda’lıların transferinde bir artıydı.. Batuhan kiralanmayıp bu isimlerden birinin transferi gerçekleştirilebilseydi Beşiktaş, Türkiye Liginde üst üste şampiyonluklar kazanabilirdi.. ama bu fırsat Demirören’in eline geçtiği için, jet Ferrari için kalktı.. Demirören’e de kızmamak lazım, adamın hayatta gördüğü göreceği en büyük futbolcu Nihat..

    Bobo’dan gelmesi gereken ama bir türlü “getirilemeyen” 5 milyona da kaleci alınabilirdi.. görmemişin oğlu olmuş, tutmuş… görmemişin tarihte ilk defa satabileceği bir futbolcusu olmuş, tutmuş…..bir türlü satamamış.. Bobo’nun gerçek değeri en fazla 4 milyon.. adamlar kazıklanmak için Beşiktaş’ın kapısına geliyor ama hala net bir karar verilemiyor.. Ş.Ligine doğrudan katılmanın bir nimeti de bonservisi elinde olan oyuncuların seni tercih etmesidir.. bu avantaj kullanılarak, kaliteli bir stoper bonservis ödenmeden alınabilirdi..

    İdeal olanı Denizli tutturursa, Beşiktaş özel bir orta sahaya sahip olacak.. Liverpool’u yenen kadrodaki Cisse yerine Ernst, Kurtuluş yerine Köybaşı ve aynı Tello.. 8-0′lık maç, Diatta’ların, Mehmet Sedef’lerin, İbrahim Üzülmez’lerin maçı olduğu için benzeri bir skor zor.. kazanılan maça dönersek, Zan yerine herşeye rağmen ondan iyi bir Ferrari, Serdar Özkan yerine Holosko.. sol dış Delgado oynuyordu, onun yerine de iyi bir oyuncu takviye edilirse Beşiktaş’ın, eskiye göre daha güçlü bir Ş.Ligi kadrosuna sahip olacağı söylenebilir.. ücret zammı yapılması, Köybaşı’nın orta sahada kullanılması ve Nihat’ın sakatlanması halinde Beşiktaş Ş.Liginde etkili futbol oynayan bir takım olabilir.. bunun için basının üzerine önemli görev düşüyor.. eğer futbol yazarları, özellikle “sözü çok dinlenenler”, Köybaşı’ndan iyi orta saha oyuncusu olabileceği analizini yapmazlarsa ya da iyi orta saha olmayacağı analizini yaparlarsa o zaman Denizli, Köybaşı’nı orta saha olarak kullanır. Denizli, geçtiğimiz yıl, liderlik maçında Bursaspor savunmasını en çok rahatsız eden oyuncu olan Holosko’yu, Özkan’ı oyuna almak için çıkartmıştı.. O Özkan, Denizli’nin saha kenarından kendine yaptığı uyarıya kafasını çevirerek karşılık vermiş ve kaçırdığı oyuncuyu kovalaması uyarısına kulak asmamıştı.. “hem kötü oyun, hem kötü saygı..” bu durumda Denizli’nin bir sonraki hafta oyuncuyu cezalandıracağı düşüncesi hakimdi.. ama Denizli, oyuncuyu marifetmiş gibi! ilk onbir oynattı.. bu, ne oyuncu kazanmayla ne de takımın ihtiyacıyla açıklanabilir.. Denizli’nin zihni kendinden beklenilmeyeni uygulama üzerine programlanmış.. Avrupa futbolunda, belki de FB savunmasına, özellikle deplasmanda en ters gelecek olan futbolcu olan Holosko’yu Kadıköy’de kulübede oturtması onun bu zaafıyla ilgili.. bu açıdan, şu anda Köybaşı’ndan orta saha olacağı fikrinin dillenmemesi olumlu, eğer dillendiyse ve ben kaçırdıysam bu ihtimal ortadan kalkar..

    Yedek kulübesi iyi.. özellikle Yusuf, rakibin yorulduğu veya oyun disiplininden kopmaya başladığı anlarda önemli silah.. savunmada her bölge için Toraman iyi bir alternatif.. Ekrem, Üzülmez’in genci ve iki ayağını da kullanabileni.. Türkiye ligi için iyi bir yedek.. Hakan Arıkan ise birinci kalecisi Rüştü olan bir takım için iyi yedek..

    Bobo büyük olasılıkla kalır, bu saatten sonra yabancı oyuncu arayamazlar.. ve “en iyi ihtimalle” Nobre’nin ayağına bakılır.. yedek Bobo’nun ağız kokusu da Nobre’nin olmadığı maçlarda kendini gösterir.. ama Denizli, santrafor olarak Nihat’ı da düşünebilir, bu Bobo’nun transferini kolaylaştırabilir.. Nihat’ın santrafor oynadığı maçlarda Beşiktaş on kişi oynar.. Nihat duran toplarda yararlı olabilir; içeriye etkili kesebiliyor ama Tello’nun yapması gereken vuruşlara musallat olursa, sadece aldığı parayla ve Holosko’yu kesecek olmasıyla değil, bu özelliğiyle de takımı zayıflatmış olur.. büyük olasılıkla hücumcu bir oyuncu alınır.. sözü çok dinlenen yorumcular, üzerine düşeni! yapmazsa, Tello, Fink, Ernst orta sahada oynar, Köybaşı sol bekte.. bu, geçen seneden iyi ama daha iyisi varken bu tatmin etmez… yeni hücumcu alınmazsa da büyük sorun olmaz: Holosko, milli takımında olduğu gibi sol dış oynar, Nihat sağ dış oynar.. bu, Beşiktaş’ı iyi kontra takımı yapabilir.. ama yeni hücumcu alınır da Nihat, Holosko’nun kulübede oturmasına neden olursa transferi takımı zayıflatmış olur..

  10. 11:10 içinde 03 Ağustos 2009 | #10

    Kupa Süper Ama, Takımlar Değil

    Günlerdir heyecanla beklenen Süper Kupa finali, derbi maç nihayet oynandı. Öncelikle iki takım da ortaya tatmin edici bir performans koyamadılar. İki takım da özellikle orta sahada top tutma ve etkili paslaşma konusunda sıkıntı yaşadılar.

    Fenerbahçe sahada Vederson dışında Honved maçının 11’iyle yer alırken, Beşiktaş’ta ise Denizli’nin solda Bobo’yu sağda ise Yusuf’u tercih ettiğini gördük. Öncelikle bu iki tercih de yanlıştı. Neden yanlıştı? Bobo ne zaman bir çizgi oyuncusu oldu? Holosko’dan sonra bu oyuncudan da mı kanat oyuncusu yaratılmak isteniyor anlam veremiyorum. Bobo önüne atılan toplarla dikine koşu yapabilen, adam geçerek, kaleye yakın mesafelerden gol bulabilen bir santrfor. Sol açıkta Bobo’nun ne yapması bekleniyordu ki? Nitekim hiçbir şey de yapamadı. Üstelik maç boyunca oralarda dolandı durdu. Çoğu zaman Nobre’yle pozisyon hataları yaptılar, birbirlerine girdiler.

    Maçtan sonra Rıdvan Dilmen’i dinledim. Rıdvan Hoca da iki oyuncunun mevkilerinin yanlışlığından bahsetti ve Yusuf’un da sağ açık olamayacağını, olursa Vederson gibi ileri çıkan beklerin bu maçtaki gibi yıldızlaşacağını söyledi. Beşiktaş’ın oyun sisteminde sağ ve sol açıkların mutlaka kaptırılan toplarda arkalarında boşalttıkları alanı daraltmaları, bekleri kovalamaları gerekir. Bunu ne aslında bir forvet olan Bobo yaptı ne de hem yaşı ilerlemiş hem de savunma yapmayı zaten bilmeyen Yusuf yaptı. Böyle olunca da Fenerbahçe kanatlardan etkili gelmeye başladı. Fink ve Ernst de kanat bindirmelerinin engellenmesine yardım etmeye çalışında bu kez orta alan zayıfladı ve Alex’e geniş ve rahat bir oyun alanı açıldı. Zaman zaman Dos Santos ve özellikle ilk yarıda Kazım da bu alanı kullandılar.

    İlk yarıda karşılıklı hatalar sonrasında oluşan pozisyonlar vardı. 18. dakikada Tello’nun ortasında Yusuf’un kafa vuruşu direkten döndü. 20. dakikada maçın genelinde olumlu performans çizen İsmail’in hatasından faydalanan Güiza ile kontra atağa çıkan Fenerbahçe, Alex’in karşı karşıya kaçırdığı golle öne geçemedi. İkinci yarıda pili biten Yusuf yerine daha tam şarj olmamış Nihat vardı sahada. Nitekim sağ açık ona fazla geldi bu tempoda. Beşiktaş daha tertipli bir görüntü çizse de bir türlü defanstan düzgün bir atak başlatamadı. Zaten sezon boyunca en büyük sorunu da bu olacak. Fenerbahçe’yi zaman zaman presle boğmayı başardı Beşiktaş ancak top ayağındayken son etkili pasları atacak, topu rakip sahada tutacak bir orta saha oyuncusunun olmayışı çok zorladı takımı. Maçta duran toplar hep etkili oldu. Nitekim 73. dakikada Alex’in frikiğinde topa bir kaleci edasıyla atılan Sivok penaltı yaptırdı ve Fenerbahçe öne geçti.

    Golden sonra Denizli’den müdahale geldi ve Holosko Tello’nun yerine oyuna giderek hücum hattını dörtledi. Orta sahada da yük Ernst ve Fink’e iyici bindi tabi ki. Nobre ve Nihat daha içeride oynadılar ama Nobre zaman zaman forvet arkası bile oynadı. Neticede Fenerbahçe savunmasını aşmayı başaramadı Beşiktaş. Sonunda orta sahada verdiği boşluklar neticesinde Güiza’nın sağdan ortasında Sivok’un arkasındaki Alex’i unutması ve topa hatalı yükselmesi neticesinde Brezilyalı golü buldu. Golde az da olsa oyuna son dakikalarda dahil olan, tecrübesizliğinin kurbanı olarak kademeye giremeyen Rıdvan’ın da hatası vardı. Sahada Beşiktaş adına tek iyi şey rakibe yapılan baskıydı. Ancak sürekli uzun toplar, isabetsiz paslar ve orta sahadaki beyin futbolcu eksikliği Beşiktaş’ın bileğini büktü.

    Fenerbahçe de klasik oyun tarzını uyguladı sahada. Alex sahanın yıldızıydı şüphesiz. Emre savunmada çok önemli işler yaptı. Vederson karşısında Yusuf gibi savunma zaafiyeti olan bir oyuncu olunca etkili oldu. Yine de sarı lacivertliler rakibine göre daha az sorunlu bir görüntü sergiledi. Onlar da orta sahadaki pas trafiğinde etkinlik ve verimlilik sağlayamadılar ancak kanatlardan etkili gelerek, özellikle ikinci yarında Beşiktaş’ın kondisyon olarak da biraz düşmesiyle daha etkili oldular. Bilica ve Önder savunmada genel olarak iyi gözükseler de Önder kaynaklı sorunlar yaşadılar aynı zamanda. Bilica müdaheleleri ve güçlü fiziğiyle ideal bir oyuncu görüntüsü çizdi. Sonuçta duran topları iyi değerlendiren Fenerbahçe, ilk golle gardını düşürdüğü rakibine son dakikalarda son darbeyi de vurarak kupaya uzandı.

    İki takımın da performansına bakarsak lig öncesi tabiki hala tam olarak hazır değiller ancak bir Süper Kupa finali izleyemedik açıkçası. Karşılıklı uzun toplara yapılan boş koşular, pas hataları ve oyun zekasından, akıcılıktan yoksun hücumlar can sıkıcı bir maç ortaya çıkardı.

    Maç Olimpiyat Stadı’ndaydı. Yayın da çok kötüydü ve yine sanal reklamlar sahnedeydi tabi. Tribünlerdeki boşluklar maçın havasını da bozuyordu. Zaten tribünler sahaya uzak olduğundan ve maç rüzgarlı bir havada oynandığından dolayı seyirci de çok fazla atmosferi oluşturamadı. Maçın hakemi Yunus Yıldırım bazı enteresan düdükleri haricinde iyi bir maç yönetti diyebiliriz. Ayrıca ilk yarı kırmızı, ikinci yarı siyahformayla sahada olmaları da ilgi çekici bir detaydı.

    Haftaya başlayacak olan Süper Lig’de daha iyi maçlar seyretmek umuduyla…

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.