Rıdvan Dilmen: Herkes kapasitesini ortaya koydu
19 Nisan 2010
“Beşiktaş takımı bu. İbrahim Kaş, Toraman, Ferrari, Sivok bu kadar oynayabilir. Yani oynayabilecekleri kadar oynadılar. Üstüne bir şey koymadılar. Bir tek Tello hazır olmadığı için etkili olamadı. Yoksa Fink ile Ernst de bu oyuncular. Fenerbahçe’de Selçuk da Emre de böyle bir oyuncu. Herkes kendi kapasitesinde oynadı bu maçta.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Bir Alex Olsa da Koşmasa
Sezonun son derbisi bitti. Görsel ve yazılı medya 2 şeyi konuşacak . Birincisi hakem, ikincisi Mustafa Denizli.
Mustafa Denizli için kazanması gereken maça neden bu kadar defansif bir takımla çıktığının hesabı sorulacak. Kimi 7 yabancı birden sahada olacak şekilde kadrolar olmalıydı diyecek, kimi hafta içinde idman bile yapmamış Yusuf neredeydi diye yüklenecek.
Maç kaybedildi ya, Mustafa Hoca futboldan anlamıyor demek gerekecek. Oysa ki tamamen kişisel becerisi ile topu 40 metre sürüp iki vücut hareketi ile penaltı pozisyonunun mimarı olan İsmail, penaltı gol olup maç dönse Mustafa Hoca’yı bir deha yapacaktı değil mi?
İkincisi hakem.
Lugano’ nun kepçesi penaltı mı? Penaltı…
Bilica’nın uzak doğu dövüş sanatı penaltı mı? Penaltı…
Penaltı noktasını belediye çukuruna çevirmesi kırmızı kart mı? Kırmızı kart…
Emre’nin ikinci yarı baş edemediği Almanlardan Ernst’i oyundan attırmak için yaptığı dirsek yemiş rolü oyun mu? Oyun…
Mehmet Topuz’un yetişemeyeceği top için İbrahim’i kolundan çekerek, çekilmiş gibi yapması oyun mu? Oyun…
Topuz’un Bobo’nun ayağına basması kırmızı kart değil de Toraman’ın sarı kart bile gösterilmeyecek pozisyonu mu kırmızı kart!
Bunların aksini iddia eden var mı?
Olamaz.
Peki bunlar konuşur söylenir Beşiktaş ne kazanır. Hiç. Beşiktaşlı olmak için önce bazı şeyleri sindirmek gerekir. Şampiyon olmak, başarılara koşmak için sadece iyi oynamak yetmez bunu bilmek gerekir. En önemlisi de kazanmak için sadece rakibi yenmek yetmez, bunu bilmek gerekir.
Maçı, kadroları ve sistemleri ise fazla konuşmaya gerek yok. Maçtan çıkarılması gereken bir tek sonuç var.
Birileri sürekli temcit pilavı gibi tekrarlar. Alex gibi adamların devri bitti. Koşmayan adamlara futbolda yer yok der.
Bırakın koşmasın, bir penaltıyı gol yapsın, bir uzaktan şut atsın, ama bir Alex’in olsun inanın ki kaybeden değil, kazanan sen olursun.
değerli futbol severler fb-bjk macını taraflı tarafsız herkes izlemiştir. 90 dakika boyunca bjk takımının 1 organize atağını gördünüz mü? 5 pas yaptılar mı ?mustafa hoca takımı korkak bir şekilde gol yemeyeyimde ne olursa olsun mantığıyla ligin kendisi acısında final macına cıkarıyor . 8 tane defans oyuncusuyla . böyle bir anlayış 90 lı yıllardaki hocalarımızın ligimizde uyguladığı anlayış. maçtan sonra kendisinin verdiği demeçte şu ! biz fb takımının 60 dan sonra dağıldığını biliyorduk ve ona göre oyuna başladık ve takımı öyle cıkardık.! hocam siz 60 dakkayı her hal 6 daka olarak görüyorsunuz .peki 60 dan önce fb takımı yemek yemek ile mi meşkul olacak ne yapacak o esnada ? sizin üzerinize gelmiyecek mi ?nitekim daha 2 dakkada gol yemediniz mi ? mustafa denizli teknik direktörlük kariyerinde hiç bir zaman büyük maçların hocası olmamıştır .bunu ben deil istatistikler söylüyor.bakın kaç büyük maç almış? 2 kupa aldığı gecen seneye de bakın anadolu takımlarından aldığı puanlarla şampiyon olmuş.şimdiye kadar hangi büyük macı forse ederek almışş.büyük takımım diyorsun ve böyle korkak düşüncede bir hocayla da sözleşme yeniliyorsun. bu mustafa hoca değilmiydi fb takımı şampiyonlar liginde 0 çekti. az kalsın bjk de 0 çekecekti. beraberlik kurtardı onları. 12 tane şampiyonlar ligi maçında 1 puan alıyorsun yazıklar olsun..türk futbolunda ne zman cesur hocalar göreceğiz??.. mustafa hoca her halde i.toramandan 3 adam gecip klas vuruş yapmasını bekliyor yada ernsten essien olmasını istiyor . bobodan da ronaldo luk bekliyor.. ayıp ayıppp. tamam hakem hatalıda sen ne yaptınn büyük ! hoca ??
Fenerbahçe-Beşiktaş maçının 1-0‘lık sonucunu görünce Eric Cantona‘nın sözü geldi aklıma. “We knew that you don’t get to be world champions without a struggle.” Cümlenin özü; hiçbir başarının çalışılmadan elde edilmeyeceği gerçeği..
Demek istediğim Fenerbahçe‘nin çok çalıştığı, Beşiktaş‘ın yeterince çalışmadığı ve bu yüzden maçı 1-0 Sarı Lacivertlilerin kazandığı değil. Beşiktaş sezon başından beri elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor ancak Fenerbahçe ligin bitimine 4 hafta kala çok önemli bir kazanım elde etti; şampiyon olmak için onu gerçekten istemenin ve çok çalışmanın gerekli olduğunu anladılar. Belki transfer politikasında hangi yanlışı yaptıklarını anlamadılar ama doğru transferin Alex de Souza, Lugano ve Gökhan Gönül gibi komple oyuncularla gerçekleştiğini anladılar. Futbolu taraftarları ya da kendileri için değil kulüplerinin rengi için oynamaları gerektiğini farkettiler. Hepsinden önemlisi bu maçta olduğu gibi kendilerine güvenmeyi öğrendiler.
Bundan sonra lig her türlü ilginç senaryoya gebe. Futbolseverlere kalan ise mevcut iyi mücadeleyi izlemek. Gelecek 4 hafta Bursaspor, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın aynı düzeyde kaliteli mücadeleyi izleteceklerine inanıyorum. Bu sezon, gelecek seneye dair daha da güzel sezonun habercisi.
Her zaman ofansif özellikleri olmayan defans kanat oyuncularına karşı olmuşumdur. Maç içerisinde de en çok dikkat çeken nokta buydu. Beşiktaş tamamen savunmayı düşünen kanat oyuncularıyla oynarken Fenerbahçe Gökhan Gönül ve Andre Santos gibi hem defansif hem de ofansif olarak çok güçlü ve kaliteli oyuncularla rakibi çok fazla zorladı.
Maç içerisinde ne olacağı hiç bir zaman bilinememz, birinci dakikada da gol yiyebilirsin, 90 da da, o yüzden oyun içinde alternatif üretemeyeceğiniz oyuncular her zaman başa beladır. Örneğin ; İbrahim Kaş.
Beşiktaş Tello dahil toplam 10 defansif oyuncu sahaya sürdü. Tello da dahil diyorum çünkü geldiği zamanlarda defansın soluna alınan oyuncu, zamanla ön taraflara çekildi.Sonucta boyle bir dizilişle macı sıfır gol pozisyonuyla kapadılar.
Herkes kapisitesine göre oynadı, Fink ve Ernst de Selcuk ve Emre de derken, sanki Emre oyun stili olarak Selcuk ve Fink ile bir tutulmus gibi oluyor.
Besiktas taraftarının mac sonu hakkımız yenildi demesini normal karsılıyorum.Sonucta buyuk bir rakip ile zorlu bir maca cıkıyorsunuz ve macı 1 gol farkı ile kaybediyorsunuz.Ama burada su gozardı ediliyor, Fenerbahce attıgı golun yanında kacırdıklarını da degerlendirebilse mac sonu karsı takımın konusmaya durumu olmazdı. Bu hakkı Fenerbahce takımı kendi elleriyle karsı takıma verdi. Tabi atsaydı diyorum çünkü Güiza’nın hiç sasırmadıgımız bir vurusu,Alex’in sırf Güiza’nın gol atması icin bıraktıgı top, Mehmet Topuz’un forma cekme yuzunde bos kaleye girebilecegi gol pozisyonları yüzdeyüzlük gol fırsatlarıydı.
Genel olarak Fenerbahçe cok saglam bir takım olarak goze carpıyor, maca baslama vuruslarıyla bile rakibe ‘ATAK YAPAN TAKIM BEN OLACAGIM’ diyor..
Bir olaylı derbi daha geride kaldı. Bu topraklarda olaysız derbi mümkün mü?
Maçtan sonra darağacı kuruldu, Hüseyin Gökçek asıldı; Allah rahmet eylesin!
Görünüşte bir taraf kazandı, bir taraf kaybetti ama işin aslı; hepimiz kaybettik…
Ey Beşiktaşlı oyuna gelme!
Beşiktaş yönetiminin maçtan sonraki açıklamalarının özü: “hakem puanlarımızı çaldı, o olmasaydı Fenerbahçe’yi yenerdik.”; siz kimi kandırıyorsunuz Allah aşkına?
Maçtan sonra hakemi “korkak” diye nitelendiren Mustafa Denizli çok mu cesurdu?
Maçtan sonra TFF’yi kongreye çağıran Beşiktaş yönetimi hiç mi yanlış yapmadı?
Peki, ya takımın en kaliteli ve en pahalı oyuncusu dediğimiz Bobo çok mu masumdu?
Teknik direktör, futbolcu ve en nihayetinde yöneticiler profesyonel insanlar. Onlar hatalarını asla kabul etmeyecek, bunların üzerini örtmek için her zaman bahane bulacaktır. Ey Beşiktaşlı tuzağa düşme! Senin en büyük sermayen yüreğin ve renklere olan aşkın; tek dileğin takımının başarısı. Bu yüzden kimsenin senin aklını çelmesine izin verme, futbolcuların, teknik direktörün ve yöneticilerin oyunlarına gelme; sen gerçeği herkesten iyi görüyorsun.
Ey Fenerbahçeli!
Dünkü maçtan sonra futbolcularını bağrına basıyorsan, her pozisyonda aşırı itiraz eden Gökhan’ı, sahada herkesi azarlayan Emre’yi hele hele saçma hareketiyle sadece kendini değil Fenerbahçe’nin adını kirleten Bilica’yı alkışlıyorsan asla gerçek Fenerbahçeli değilsin demektir.
Bir futbolcu göğsünde Fenerbahçe amblemi taşırken hangi nasıl küfür edebilir?
Sahada mücadele etmek farklı, köyü niyetli olmak farklıdır; yanlış seni başarıya dahi götürse, yanlış yanlıştır.
Yoksa sen de mi sahadaki ahlaksızlıklara çanak tutan yönetim, kavga edeni alkışlayan teknik direktör ve takımının galibiyetini gölgeleyen futbolcuların oyununa geleceksin?
En büyük Fenerbahçeli diyerek övündüğün Ulu Önder’in sözlerini ne çabuk unutuyorsun?
Bugün Fenerbahçelisi de Beşiktaşlısı da Hüseyin Göçek’i suçluyor. Arkasında ne TFF ne de MHK’nin durduğu zavallı Hüseyin Göçek’i… Maçın ardından Göçek’in mentörü İsviçreli Andreas Scluhter’ın söyledikleri her şeyi anlatıyor: “Türkiye’de maç yönetmek çok zor, sahada yirmi iki tane art niyetli futbolcu var.”
Ah keşke sadece yirmi iki tane olsalar…
Göçek düğüğü assın! Bundan önce Cem Papila, Ali Aydın, Selçuk Dereli düdüğü asmadı mı? Nedir değişen?
Ey Beşiktaşlı, ey Fenerbahçeli ve ey futbolsever! Doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayır, karşı tarafı suçlamayı bırak, özeleştirini yap ve bizden geçti ama bari çocuklarımız için sağlıklı bir futbol ortamı bırakmak için savaş; yapayalnız olsan bile.
Final maçları,final donanımlı futbolcularla kazanılır.Fenerbahçe’de bu tip oyuncular,rakiplerine oranla daha fazla.Bu nedenle, derby yada zorluk derecesi yüksek maçları Fenerbahçe kazanıyor.Tabii bu özelliklere sahip oyuncuların başında Alex geliyor.Emre,Selçuk son haftalarda ki yüksek formuyla kaleci Volkan, Fenerbahçe’nin ligde ki durumuna direkt etki yapan futbolcular.Beşiktaş ,sezon başından beri sahada kazanma arzusunun olmaması,oyuna ve skora katkı sağlayacak oyuncuların ne zaman ne yapacaklarının belirsizliği puan cetvelinde ki yeriyle doğru orantılı.Maç öncesi Fenerbahçe favoriydi,favori kazandı.Sözel klişe şuydu,derbylerde ev sahibi takım 1-0 önde başlar.Ancak saha,seyirci avantajının yanında,final futbolcularının daha fazla olması Fenerbahçe’yi maça 2-0 önde başlattı.Oyunun ilk dakikasından ,bitiş düdüğüne kadar Beşiktaş puan olarak rakibinin önündeymiş gibi oyun anlayışıyla oynaması şaşırtıcıydı.1-0 geride olduğu dakikalar da korner atarken ceza sahasında 4 oyuncu ile gol arama düşüncesi nasıl açıklanabilir ? İbrahim Toraman,Emre’nin darbesi ile 5 metre sonra yere düşürek,rakibinin kart görmesini istemesi yerine, 6 kişiyle Beşiktaş yarı sahasında kalmış Fenerbahçe’yi az adamla yakalamanın avantajını kullanmaya kalksaydı hem kendi, hem de takımı açısından çok daha sağlıklı olurdu.Rakibinin kart görmesi,skora katkı sağlamıyor. Beşiktaş bunu unuttu. Günümüz futbolunda 11 kişiye karşı 10 kişi oynamak dengeleri de çok fazla değiştirmiyor.Hatta 10 kişi kalan takımın direnci dakikalar ilerledikçe çoğalıyor.Ayrıca yakaladıkları kontra toplarla belki de skoru artırabilirdi. Kaldı ki Beşiktaş kalede Pancu olduğu, oyuncu sayısında geriye düştüğü maçta rakibini yenmişti.Eliniz de böyle bir örnek varken rakibin sadece sayısal anlamda eksilmesini sağlayıp,kazanmayı düşünmek kendinizle çelişkidir.Kazanmak zorunda olduğu maçta tek gol pozisyonu olmadan maçı tamamlaması,2009-2010 sezonunun Beşiktaş açısından derin olarak araştırılması gereken bir konu.Gol yememeyi düşünen,ona göre kadro oluşturan bir takım, ancak 0-0 lık skoru hedefler.Gol atmayı düşünmeyen bir takım,düşüncese de gol beceresi olmayan oyuncular ile şampiyonluk hesapları yapmak garip bir tezattır.Geçen seneyi 2 kupayla kapatmak,Beşiktaş’a pahalıya patladı.Beşiktaş ,yabancı ve yerli futbolcuların sezon içi performans değerlendirmelerini acil olarak yapmalı ve şimdiden gelecek sezon hazırlıklarına başlamalı.