Ana Sayfa
>
Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Fenerbahçe 1 puana sevinmeli
Rıdvan Dilmen: Fenerbahçe 1 puana sevinmeli
“Bu kadar kötü oynayan bir Fenerbahçe karşısında Kayserispor 3 puanı alamadığına üzülmeli. Fenerbahçe ise 1 puana sevinmeli”.
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Rıdvan Dilmen
ALEX Ve Devler Ülkemizde futbolu takip eden herkes veya takip etmeyenler bile şu klişeden sıkıldılar”Alex olmayınca fener’in işi zor”.bir takım bir futbolcuya bu kadarmı endeksli olur.1986 ve 1990 arjantini maradona’ya,brezilya pele’ye veya uefa şampiyonu olurken galatasary hagi’ye bu kadar bağımlımıydı.bu sorulara evet diyenlerde olabileceği gibi hayır öyle şey olurmu diyenlerde olabilir.fakat fenerbahçenin Alexsiz ”topal tavuktan” bir farkı olmadığı açık.Peki elano’nun,dos santos’un ”bile”oynadığı brezilya milli takımına çağırılamayan,avrupada fenerbahçe haricinde sadece parmada forma giyen ve oradada başarılı olamayan Alex nasıl oluyorda 100 milyon euroluk fenerbahçe takımının eli,ayağı,beyni,kalbi kısaca herşeyi olabiliyor.bence fenerbahçenin şu anki açılımı ”Alex ve devler” tadında.Alex fenerbahçeyi öyle sahiplenmiş bir durumda ki,saha içinde aziz yıldırımdan bile daha rahat davranabiliyor.canı isterse koşuyor,isterse pres yapıyor,isterse sağ kanada gidiyor,isterse orta sahaya yardım ediyor,isterse tek top oynuyor,isterse şut atıyor,isterse orta yapıyor.Bana göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sol beki roberto carlos bile saha içerisinde Alex kadar rahat değil.Bu durumun sebebide;fenerbahçe şu anda ne taraftarın takımı,ne aziz yıldırımın takımı.fenerbahçe Alex’in takımı.Şöyle bir düşünecek olursak,mahalle maçlarında takımın en iyi oyuncusu;takımı kurar,herkesin görevini belirler,maç içinde yanlış hareket yapana kızabilir,istediği oyuncuyu kaleye sokar,istediğini yedeğe alır,kendisi yanlış pas verdiğinde,çalıma kaçıp top kaptırdığında kimse ona kızamaz niye pas vermedin diyemez.çünkü takım onun takımıdır.patron odur.o yüzden çok rahattır.en küçük bir stres yok.ortam onun bütün yetenekleri kullanması için çok müsait.Alex işte bu durumda.Peki bu durumda olmasının sebebi;1-)Brezilya milli takımında oynayamayn Alex’in çok büyük bir oyuncu olmasımı 2-)fenerbahçenin 100 milyon euroluk takımının aslında tamda 100 milyon euroluk bir takım olmamasımıdır.3-)Yoksa Alex’in fenerbahçenin en eski oyuncularından birisi olmasımı? Bu sorunun cevabı 3.şık olmadığının kanıtı İbrahim Üzülmez’dir.İbrahim üzülmez beşiktaşın en eski oyuncusudur.10 yıldır siyah beyaz formayı giyiyor.ama sonuç ortada.Bence bu sorunun cevabı 1. ve 2. şıkların karışımı.Alex oyun zekası gerçekten çok üst düzeyde olan bir oyuncu.Arsen Venger Cesc Fabregas için diyorki;maçı tv’den izlerken top Fabregas’ın ayağına geldiğinde ekranı dondurun,ve topu nereye atması gerektiğinin kararını birkaç kişiyle,birkaç teknik direktörle beraber belirleyin.daha sonra tekrar play tuşuna basın.devamında Fabregas topu sizin birkaç dakika veya birkaç saniye düşündükten sonra karar verdiğiniz yere atacaktır.İşte Alex’te böyle bir oyuncu.onun problemi ise fiziksel.Alex’siz kazanmakta zorlanan fenerbahçe takımının kadrosuna gelecek olursak,ben bu konuyla ilgili sadece şu yorumu yapıcam;İlk akıllara gelen Brezilyalı forvetleri bir sayalım;Luis Fabiano,Robinho,Pato,Adriano,Ronaldinho v.s.Fransa’nın forvetleri;Henry,Anelka,Gomis,Trezeguet,Dibril Cisse v.s. İngiliz forvetler;Rooney,Oven,Defoe,Crouch v.s. Bu örnekler bu şekilde sürer gider.Avrupa şampiyonu İspanya milli takımına gelecek olursak 1-)Fernando Torres.2-)David Villa 3-)Herşeye rağmen Raul diyelim.bu oyuncuların haricinde sayabileceğimiz başka bir ispanyol forvet(birinci sınıf) varmı?avrupa şampiyonu bir ülkeden bahsediyoruz.İspanya’ya avrupa şampiyonluğunu kazandıran bölgesi orta sahasıdır,bu tartışılmaz.bu orta sahalardan herhangi birisi fenerbahçede oynasa bende fenerbahçenin kadrosunu tartışmam.Guiza’nın her ismi geçtiğinde”adam ispanya milli takımında oynuyo kardeşim daha ne olsun”diyenlere tekrar soruyorum.Torres,Villa,Raul haricinde birçırpıda sayabileceğiniz başka bir ispanyol forvet varmı?Guiza iyi bir oyuncu.türkiye liginde ortalama 20 gol atabilir.Ama oda Alex’e endeksli.Alex’in öldürücü paslarıyla rakip defansların arkasına yaptığı koşularla goller atacaktır.Ama hiçbir zaman bir Anelka olamayacaktır.Guiza her fenerbahçe santraforu gibi beşiktaşa gol atmayı başardı.attığı golleri gözünüzün önüne getirin.birde şimdi Anelkanın beşiktaşa inönüde attığı golü düşünün.hani sağ çarprazdan tek başına gelip ayağının dışıyla uzak köşeye vuruşu.Tek kelimeyle ”mükemmeldi”.Fenerbahçe Anelka’nın yaptıklarını yapabilme potansiyeline sahip bir forvet oyuncusu almadan ”Alex ve Devler” formatının dışına çıkamaz.Ve otomatikman Alex’siz çıktığı birçok maçtada bir puana sevinir.
Fenerbahce, derbinin getirdigi avantaji puan olarak sadece bir hafta koruyabildi. Moral olarak ise onumuzdeki iki haftayi bos gececek olmasi sari lacivertlilerin avantaji gibi gozukuyor. Eger bir Avrupa kazasi daha yasanmazsa… Ancak, bircogumuzun debi macinin analizini tam yapamamis olmamiz da atlanmamasi gereken bir nokta. Evet, Fenerbahce sonuna kadar haketti Galatasaray macini. Ancak, oyunun tamaminda baskin olan taktik neydi? Fenerbahce dalga dalga uzerine mi gitti rakibinin? Yoksa oyunun buyuk bolumunde basariyla uygulanan, ben once Galatasaray’i durdurayim dusuncesi mi getirdi 3 puani? Fenerbahce’nin one gectigi herhangi bir macta geriye yaslanip dakikalari tuketme yoluna gitmesi bir Daum klasigi. Ancak bu galibiyeti muhafaza etmesi icin her maci Galatasaray’la oynamak sartmis gibi gozukuyor. Fenerbahce, mevcut kadrosu ve oyun anlayisiyla, eger rakibi Saracoglu’nda Galatasaray degilse, her macta puan kaybi yasamasi mumkun bir goruntu ciziyor. Buna bir de Fenerbahce’nin kendi yarattigi Alex’in altenatifsizligi problemi eklenince Kayseri’de alinan puan hakikaten basaridir. Oyunun ozelindeyse, Kayserispor ikinci yarisini Barcelona edasiyla oynadigi mactan neredeyse puansiz cikacakti. Macin bitis dudugune, herkesten cok Gokhan Gonul sevinmistir heralde. Sonucta, ligimizin buyugu ve lideri Fenerbahce bildiginiz gibi. Volkan’la bir puan daha…
YAKIŞMIYOR
Sonuçlar aldatıcı oldu. Tabelaya bakılınca, Fenerbahçe lige süper bir giriş yapmış gibi görünüyordu.
Halbuki, ligdeki puan durumu, atılan ve yenen gol sayıları, galibiyet serisi gibi rakamların üzerini kapatarak maçı seyrettiğinizde, Fenerbahçe lige aslında çok kötü bir başlangıç yaptı. Fenerbahçe futbolsuz futbol maçı kazanıyor.
Ve tabii ki yakışmıyor. Bir gol bulup geri çekilip beklemek ve kontratak taktiği ile lig maçına çıkmak, üst üste şampiyonlukları hedefleyen bir takım gibi görüntüsü çizmiyor.
Ortalama bir Anadolu takımı gibi görünüyor Fenerbahçe. Mehmet Yıldız’sız Sivasspor nasıl pozisyon bulamıyorsa, Alex’siz Fenerbahçe de zorlanıyor. Önce uçup sonra konan Bursaspor gibi istikrarsızlar. Antalyaspor gibi geri çekilip bekliyorlar, Ankaragücü kadar ısırıp mücadele etmiyorlar.
Buradan söylemeye gerek yok belki ama sadece derbileri kazanarak şampiyon olunmuyor, Fenerbahçe taraftarı bunu çok iyi bilir. Lige en iyi başlangıç yapma rekoru da, gerisini getiremiyorsanız şampiyonluğa yetmez.
Şampiyon olup olmamaktan daha da önemlisi, “büyük takım” gibi oynamak ve milyonlarla ifade ettiğiniz taraftarlarınızı “şimdi bir kontratak yakalayacağız” diye umutsuz beklemelere bırakmadan, ligin son beş sırasındaki takımlara kafadan mağlubiyet yazdırmadan maça çıkmak gerekiyor.
Ama Fenerbahçe hiç de “büyük” gibi görünmüyor. Fenerbahçe hiç de “şampiyon” gibi durmuyor. Daha çok rakiplerin boşluğundan faydalanıp liderlik koltuğuna geçici oturmuş gibiler. Her an kalkıp gitmeye hazır misafir halindeler…
Tabela böyle görünmese de, 90 dakikaların aslında nasıl da bitmek bilmediğini, keyifsiz maçların ve kendi ceza sahasına sıkışmış Fenerbahçe’nin ne denli işkence haline geldiğini taraftarı biliyor.
Biz tabelaya, sonuca bakıp konuşuyoruz. Yanlış falcıya güveniyoruz.
BÜTÜNÜ GÖRMEK LAZIM…
Fenerbahçe öyle ya da böyle bu zaman kadar lige iyi bir giriş yapmıştır. Lig şampiyonluklarına baktığımızda çok büyük oranda şampiyonluğu ligin ilk yarısında alınan galibiyetler belirlemiş olmaktadır. Ligin ilk yarısında ne kadar çok puan toplarsanız, ligin ikinci yarısı için avantajınız o kadar çok yüksek oluyor. Futbolun bir sonuç oyunu olduğu düşünülürse, Fenerbahçe’nin futboluna yapılan eleştiriler ne kadar çok olsa da şuana kadar topladığı puanlar yadsınmamalı ve göz ardı edilmemelidir. Ki Lige Bütününden baktığımızda Fenerbahçe’nin ikinci yarı sadece 5-6 Deplasmana gidip maçların çok büyük çoğunluğunu İstanbul’da oynayacak olması da çok büyük bir avantaj Fenerbahçe için…
Fenerbahçe, Gaziantep ve Kayseri maçlarında puan kaybı yaşamıştır, ki en büyük sebep de Fenerbahçe’nin öne geçtikten sonra Sn. Cristomph Daum’ un yanlış oyuncu tercihleridir… Hatta bu iki maç göz önüne alındığında fenerbahçe, Kayserispor maçında yenilmeyi daha çok hak etmiştir. Kayseri maçı tabiki de Fenerbahçe için kazanılmış 1 puandır, fakat oyunun kırılma anının, ikinci yarının başlarında Fenerbahçe 1-0 önde iken Mehmet Topuz’un direkten dönen sert vuruşunun unutulmaması gerekir.
Fenerbahçe, Kayserispor beraberliği ile bir uyarı almıştır. Gökhan Gönül de son zamanların en düşük performansını göstererek Kayserispor’un soldan yoğun geliştirdiği ataklara çaresiz kalmıştır.
Fenerbahçe şuan için kadro olarak oturmuş takım görüntüsünde değildir ama kadroda Özer gibi bir yeteneğin her an takıma monte edilebilecek olması ve rakiplerinden en büyük avantajı Emre-Cristian ikilisi, Fenerbahçe yi herşeye rağmen rakiplerinin bir adım önünde tutmaktadır. Tabiki Sn Daum’um artık bazı oyunculara (Guzia, Santos, Roberto Carlos vb)göstermiş olduğu toleransı, diğer hak eden oyunculara da(Özer, Semih, Uğur Boral, Deniz,Selçuk) göstermesi ile…
Fenerbahçe’nin kamoyunu tabelayla aldatan ilişkisi son dönemde çok açık vermeye başladı.Fenerbahçe kazanırken de oyununu pek beğenmiyorduk ama o zaman kendimizi bir parça ‘Kazanan haklıdır.’ görüşüne inandırıyorduk.Şimdi daha açık bir şekilde konuşmak için de Fenerbahçe gerekli malzemeyi kamuoyuna takdim etti.Öyle ki Rıdvan Hoca’nın bu bahsini ettiği şeyin aynısını Daum maçtan sonra söyledi.Yani 1 puana sevindiğini..
Fenerbahçe’nin en derin probleminin oyun anlayışında olduğunu çok açıkça görebiliyoruz.Defansif oyun zihniyeti ve bunun yan uygulamaları olan kontratak arayışı,kendi sahana gömülme-kapanma gibi izlerken seyir zevkini dibe vurduran ve Fenerbahçe’nin karakteristikleşmeye başlayan oyun özelliklerinin uzun vadede zaten pek bir umut ışığı yakmadığı açık..Üstad Rinus Michels’in de belirttiği üzere:”Defansif oyun sadece günü kurtarmak için uygulanabilir.Oysa uzun vadede başarı için hücum futbolu oynanmalıdır..”Kelimesi kelimesine böyle değildi,ama Michels’in ana fikrini kendi total futbolunun geçerliliğine dayandırdığı bu sözünden hareketle,Fenerbahçe’nin Aziz Yıldırım’ın yıllarca lafını ettiği ‘Dünya Takımı olma’ yolunda yanlış adımlar attığını da görebiliyoruz.Aaa pardon Aziz Yıldırım bu sezon-başı hedef küçültmüştü ya!
Fenerbahçe’nin bu skorları almasında eleştirilerin odak noktası Daum..Kendisinin çok bariz hatalarını da gördük son dönemde.Mesela Kayseri maçında rakip sürekli soldan gelirken onun pek de bir tehdidi olmayan kendi soluna hamle yapması pek anlaşılır değildi.Ve bunun gibi bazı hataları da oluyor Alman-kurt hocamızın..Ancak bir anlaşılmaz nokta var ki o da şu:Geçen Daum döneminde Fenerbahçe çok daha ofansif düşünen,bu doğrultuda oynayan ve bu doğrultuda skorlar alan bir takımdı.Hatırlayalım Man. Utd.-Lyon-Sparta Prag’lı Şampiyonlar Ligi grubunu..Fenerbahçe o yıl hep gol atmış,ama genellikle de attığından fazlasını yemişti.Grupta da 3. olmuştu..O yıllarda Daum’a daha iyi defans oyuncularıyla çalışma imkanı verilseydi ilerleyen dönemlerde Avrupa’da başarı gelebilir,Daum belki de bir Köln arası vermiş olmazdı.Verdiği bu Köln arası Daum’un oyun felsefesini de biraz değiştirmiş gibi..Yoksa bu defansifleşen oyunun sadece Aziz Bey’in koyduğu kısa vadeli hedeflerle ilgili olduğunu düşünmüyorum.Sonuç olarak,Fenerbahçeliler gücenmesin,bu yılki Fenerbahçe’nin geçen sezonki zaman zaman vites yükselten ama genelde üstüne bir ‘hantallık’ çökmüş olan Fenerbahçe’den çok farkı yok..Tabelada farklılığı yaratan şeylerin Daum’un Aragones’ten üstün disiplini,Emre’nin artan performansı,ön liberoda Josico’nun değil de Christian’ın oluşu,savunmada ruhsuz Edu yerine hırslı Bilica’nın yer alması diyebiliriz.Ama oyun anlamında Fenerbahçe’nin performasının Güiza’nın performansıyla paralel olduğunu da söyleyemek mümkün..
Alex meselesi üzerinde durmadan geçilecek gibi değil.Söylenecek çok şey var belki ama herşey Alex’in oynaması gerektiği gerçeğine bağlanıyor.Fenerbahçe Alex’siz maç kazanabilir tabi.Ama bu Alex’e olan bağlılığını örtmüyor.Fenerbahçe gibi bir takımın illa ki belli bir oyuncusundan yoksun maç kazanması muhtemeldir.Ama belli bir oyuncuya bu derece bağımlı olması kabul edilebilir değildir.Aziz Yıldırım hemen Fenerbahçe’ye özgün bir ANATEM kurmalıdır ve Fenerbahçe’nin damarlarını Alex’in gollerinden,asistlerinden temizlemelidir.Çünkü Alex’in her golü,her asisti bir nikotin etkisi yaratıyor camia üzerinde ve o varken taraftar başkasını istemiyor,hep onu takımda görmek istiyor.Ve bu, etkisi şimdi ortaya çıkmasa da derinden derine Fenerbahçe’ye zarar veriyor.Alex etkisinden kurtulabilmenin en sağlam yolu da aniden bırakmak..Azaltarak ya da ona alternatif başka isimleri deneyerek değil.Birden bırakmak ve taktik düzenini farklı bir formata taşımak..Çift forvete dönülebilir.Fenerbahçe’den görmeye hiç alışık olmadığımız 4-3-3′ü de geçiş yapılabilir.Ya da daha farklı bir şey..Ama Fenerbahçe Avrupa’da kalıcı olmak istiyorsa böyle bir değişim yaşamalıdır.Bunları sadece Kayserispor maçını izledikten sonra söylemiyorum tabi ki..Bu Fenerbahçe’nin çok uzun süredir sahip olduğu bir ‘problem’..Ve çözülmedikçe de bu kötü Alex etkisi,nikotin gibi kısa vadeli zevklerle Fenerbahçe’yi içten içe hasta edecek..Ama bir Türk futbolsever olarak ben sağlıklı bir Fenerbahçe görmek istiyorum.Hasta değil..
Herkes için iyilik,sıhhat dolu bir Türk futbolu diliyorum..
Futbol basit bir oyun değildir ama onu zorlaştıran da gerçekleri görmeyen insanlardır düsturundan hareketle geçen hafta Rijkaard’ın yumuşak yapılı Galatasaray’ından sonra Kayseri’nin Fenerbahçe’nin genetik şifresini çözme adına daha başarılı olduğunu görüyoruz.
Fenerbahçe’nin takım olarak çok güçlü ve birlikte oynadıkları zaman özelikle mücadele gücü olarak belirli standartın üstüne çıkılan 2 bölge var: Lugano-Bilica 2′lisinin oluşturduğu defansın ortası ve özellikle Emre’nin istikrarlı performansının başı çektiği ve Baroni’nin de defansif özellikleri ile elinden geldiğince mücadele kattığı orta saha bölgesi. Bunun dışında sahanın her yerinde oyuncularının inişli-çıkışlı performanları ya da kadroda yer alıp almamaları faktörleri en önemli rolü oynuyor Fenerbahçe’nin genel çizgisini belirlemesi açısından. Örneğin Alex’in olmaması hücum yaratıcılığı anlamında takımın kapasitesini aşağılara çekerken, Guiza’nın gol yollarındaki kısırlığı takımın rakip kalede ihtiyacı olan bulacağı golleri geciktiren etken olarak çıkıyor karşımıza.
Fenerbahçe’nin Alex’sin olmadığı, son haftalarda Lugano ile birlikte defansta oluşturduğu olumlu yapı ve sertlik ile Bilica’nın olmadığı haftada Guiza’nın tavan yapmış özgüven eksikliği ile gol bulması ve kalesinde tehlike görmemesi kolay değildi zaten. Bunun yanına futbolda bir de rakip takım gerçeği olduğunun altını çizrek deavm etmek doğru olacak sanırım. Kayseri, Fenerbahçe’nin mücadele gücü ve saha içi sertliğine ayı ölçüde cevap verince ve rakibe önde basıp, gerekli presi uygulayınca maçın son bölümünde maçtan 1 puan ile ayrılmaktan fazlasıyla memnun olan bir Fenerbahçe çıktı karşımıza.
Fenerbahçe’nin en büyük sıkıntılarından biri de Daum’um eldeki kadroyu zaman zaman gerektiği efektiflikle kullanamamasında yatıyor. Alex’in olmadığı maçlarda takım ileride yaratıcılık sıkıntısı çeker iken Özer gibi bir adamdan faydalanmayı düşünmemek bile düşündürücü. Elbette takım içerisinde performansı ile takımına yöne veren oyuncular olacaktır ama onların yerini doldurabilecek gerekli aksiyonları eldeki kadro çerçevesinde alabilmek de teknik adamdan beklenen en temel hareketlerden olsa gerek. Bu anlamda takımın Alex gebeliğine çare bulunmalı.
Kayserispor futbolun olmazsa olması saha içi mücadeleyi gösterip, rakibine aynı sertlik ile cevap verince, top kullanma anlamında lig ortalamasının üstünde ve bir kaç yıldır beraber oynamanın avantajını yaşayan oyuncuları ile Fenerbahçe’nin açıklarından faydalanmayı bildi. Son 20 dakikada kaçırılan net gol pozisyonları ise Fenerbahçe için uyarı niteliğindeydi.
İlerleyen haftalarda Sarı-Lacivertli ekibin en büyük sorunu kadrodaki kilit isimlerin olmaması olur, yoksa mevcut kadrosu ile bence ligin en dengeli takım içi dağılıma sahip olma yolunda başı çektiklerini belirtmek gerek.
Şöyle bir düşünelim..
Bir bakalım;Lige bütün avrupa ülkelerinde yankı uyandıran olayları gerçekleştirerek fırtına gibi bir giriş yapan Galatasaray. Diğer tarafta biraz gölgede kalmış Fenerbahçe…
Gelelim 9. hafta sonuna bakalım.. Düşünce şu; Fenerbahçe organize futbol oynuyor,Galatasaray ise bireysel yeteneklere kalmış durumda. Son derece doğru bir tespit. Fakat…
Fenerbahçe-Galatasaray maçı kesinlikle iki takım arasındaki kıyaslamayı yapabileceğimiz maç değildir.Bu çok farklı atmosferde oynanan,tamamen kaliteden uzak,lig dışı bir maçtır.Bahsi geçen iki takımı farklı açılardan saatlerce kıyaslayabiliriz ama herhangi bir takımın kazandığı bir derbi maçı sonrası bu takım diğerinden daha iyidir demek büyük bir yanılgıdır.
11. Hafta’nın sonundayız ve rahatlıkla söyleyebilirizki bu köprünün altından daha çok sular akar.Dikkat edilmesi gereken bir konu şudur ki;Fenerbahçeli futbolcular maç seçiyorlar ve bu takımı bekleyen çok büyük bir tehlikedir.Maçı düşünelim… Fenerbahçe’nin berabere kaldığı takım küçümsenecek bir takım değil ve son derece organize. Tolunay hoca çok düşünen ve uygulamaya çalışan bir hoca.Maçı hangisi ”TSL’de ” gelişmiş hangisi henüz gelişmeye başlamış takımlar bilmeden izleseydik eğer çok eminimki Kayserispor baskın oynadı ve Fenerbahçe’den iyi takım diyen bir çok insan görürdük.
Kayserispor iyi fakat yeteri kadar iyi değil aynı düşünce Fenerbahçe içinde geçerli tabiki.. Fenerbahçeyi bekleyen en büyük tehlike maç seçen futbolcudur..
Bu su hiç durmaz… Ta ki 34. hafta sonuna kadar…
BÜTÜNÜ GÖRMEK LAZIM…
Fenerbahçe öyle ya da böyle bu zaman kadar lige iyi bir giriş yapmıştır. Lig şampiyonluklarına baktığımızda çok büyük oranda şampiyonluğu ligin ilk yarısında alınan galibiyetler belirlemiş olmaktadır. Ligin ilk yarısında ne kadar çok puan toplarsanız, ligin ikinci yarısı için avantajınız o kadar çok yüksek oluyor. Futbolun bir sonuç oyunu olduğu düşünülürse, Fenerbahçe’nin futboluna yapılan eleştiriler ne kadar çok olsa da şuana kadar topladığı puanlar yadsınmamalı ve göz ardı edilmemelidir. Ki Lige Bütününden baktığımızda Fenerbahçe’nin ikinci yarı sadece 5-6 Deplasmana gidip maçların çok büyük çoğunluğunu İstanbul’da oynayacak olması da çok büyük bir avantaj Fenerbahçe için…
Fenerbahçe, Gaziantep ve Kayseri maçlarında puan kaybı yaşamıştır, ki en büyük sebep de Fenerbahçe’nin öne geçtikten sonra Sn. Cristomph Daum’ un yanlış oyuncu tercihleridir… Hatta bu iki maç göz önüne alındığında fenerbahçe, Kayserispor maçında yenilmeyi daha çok hak etmiştir. Kayseri maçı tabiki de Fenerbahçe için kazanılmış 1 puandır, fakat oyunun kırılma anının, ikinci yarının başlarında Fenerbahçe 1-0 önde iken Mehmet Topuz’un direkten dönen sert vuruşunun unutulmaması gerekir.
Fenerbahçe, Kayserispor beraberliği ile bir uyarı almıştır. Gökhan Gönül de son zamanların en düşük performansını göstererek Kayserispor’un soldan yoğun geliştirdiği ataklara çaresiz kalmıştır.
Fenerbahçe şuan için kadro olarak oturmuş takım görüntüsünde değildir ama kadroda Özer gibi bir yeteneğin her an takıma monte edilebilecek olması ve rakiplerinden en büyük avantajı Emre-Cristian ikilisi, Fenerbahçe yi herşeye rağmen rakiplerinin bir adım önünde tutmaktadır. Tabiki Sn Daum’um artık bazı oyunculara (Guzia, Santos, Roberto Carlos vb)göstermiş olduğu toleransı, diğer hak eden oyunculara da(Özer, Semih, Uğur Boral, Deniz,Selçuk) göstermesi ile…
Maçtaydım Fener golü buluncaya kadar deplasmanda nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynuyordu şans eseri golü bulduktan sonra Twente ve Antep maçlarındaki gibi akordu bozuldu Daum Antep maçından sonra ders aldım demişti ama 30 dakika boyunca gol yemek için bekledi golden sonra da oyunu toparlayabilmek için yeterli bir müdahale yapamadı. Ben bu maçta kaybedilen 2 puanın sadece Daumun hatası olduğunu düşünüyorum ve bence Fener bu 2 puanı çok arayacak. Şampiyonluk böyle maçlarla kazanılıyor ister 1. hafta maçı olsun ister 34. hafta maçı… Guiza 20. dakikadan sonra ıslıklanmaya başlandı hatta maç içinde Emre kenara kadar gelip Guızayı şikayet etti ama Daum oralı olmadı ikincisi Kayserispor defalarca Fener defansının sağ tarafından tehlikeli ataklar geliştirdi ama o tarafa da bir önlem almadı orta saha Guızanın da etkisiyle ileriye top taşıyamazken Wederson gibi bir oyuncusunu çıkardı yani yenilmek için elinden geleni yaptı Daum ama Volkanın sayesinde 1 puan aldı Fener Daum ve Guıza olmasa 5 atacağı bir maçta Volkan sayesinde 5 yemekten kurtuldu Rıdvan’ın da demek istediği bu sanırım ama Daum Twente maçını iyi yorumlayabilse Fener ligde 11 de 11 yaparak inanılmaz bir rekor kırmış olurdu.
Yarım saatten fazla ısındırılan Özer’in oyuna alınmaması da başka bir gariplik. Fener Lugano-Bilica-Alex ve yeteri kadar olmasa da Cristian dışında takıma katkısı olacak yabancı bulamamış öncelikle kuvvetli bir uzun forvet lazım Türkiye de banko iş yapacak oyuncu tipi Carew-Hakan Şükür-Peter Crouch tarzı bir oyuncu hele de Fener gibi duran top organizasyonunu en iyi yapan takımda hücuma en iyi çıkan yan bekler ve Alex varken. Alexle kaymaklı olur Alex yokken de Fenerin ilacı …Semih Guıza kötü oynayınca ön plana çıkıyor ama 90 dakika oynadığı maçlarda da pek verimli olamıyor.Sol tarafa sürekliliği olan kaliteli bir oyuncu (Tuncay) ve iyi bir yedek kaleciyle Fener sorunlarının büyük bölümünden kurtulur ve üç sefer aynı şekilde puan kaybedilen 1-0 dan sonra oyun düzeninin bozulmasının da Daum bir çaresine bakarsa sadece ileri ucu derli toplu olan Galatasaraya karşı şampiyonluk yarışında daha avantajlı bir duruma geçer.
Sonucu etkileyen bir kaç faktör daha vardı birincisi Kayseri ve Sivasa kışın Antalya’ya yazın gitme gibi yıllardır devam eden fikstür şanssızlığı var Fener’in yine yıllardır Galatasaray ilk maç içerde ikinci maç dışarda ve son maçlar Trabzon özellikle yapsan bu kadar olmaz kötü hava Kayseri’de oyunu etkiledi. İkincisi Alex Beşiktaş maçına saklanıyorsa niçin Kayseri’ye kadar zahmet etti ikinci yarı oyuna girse top biraz daha Fenerbahçede kalsa belki Kayserispor bu kadar pozisyon bulamayacaktı Galatasaraydan alınan üç puanın ikisi Kayseride gidince maç seçmenin pek bir anlamı kalmıyor. Galatasarayı yenmenin bedelini bu maçta Bilicanın yokluğuyla ödemeye başlayan Fenerbahçe hesabı ödemeye devam edecek Fener Galatasaraya yaklaştırıldıkça da spor kamuoyunun yağları eriyecek Daum bu yollardan daha önce geçmiş biri olarak daha akıllı davranmalı bu maç dahi Dauma yakışmadı.
Beklenenden farkli olabilir. Son yillarda izlenilen derbilere dikkatlice bakilirsa “derbi” sifatini kaldiracak musabakalardan ziyade, ev sahibinin domine ettigi oyunlar, yada misafir ekibin supriz oyunlarina taniklik yapiyoruz. Yani bu sifati dolduracak kadar kiran kirana dolu dolu futbol izledigimiz bir musabaka goremedik. Yine bu dusuncenin uzantisi olarak bu aksamki macin da cok buyuk futbol enstantenelerine ev sahipligi yapacagini dusunmuyorum. Sebep olarak donem donem farkliliklar gosteren ama donup dolasip yine tekrara dusen teknik adam maazeretlerini gosterebiliriz. Nedir? Mustafa Denizli acisindan bakacak olursak bugunki maca klasik denizli mantigiyla, “kaybedersek kiyamet kopar ancak beraberlige kimsenin sesi cikmaz” dusuncesi rehberlik edecektir. Denizli hicbirzaman (ozellikle besiktas taraftarinin istedigi gibi) kazanmak icin varini yogunu sahaya koyan, evinde “tabiiki de” favori olacak, rakiplerini moral olarak bozacak yapida bir takim kurmadi, nitekim kendisi de boyle bir karaktere sahip degildi. Bugun de ayni sekilde kendi zihninde de dondugu gibi fenerbahcenin favori olacagini ongorup buna uygun bir oyun yapisiyla beraberlik kovalayacak. Zaten taraftari ayaga kaldiran isyan ettiren de, esle dostla yapilan sohbetlerde bile besiktasin son yillarda burundugu bu etkisiz eleman modeli. Dusunun ki gecen sene sampiyon olmus besiktas sezonun daha ilk maci oynanmadan bile favori olarak gosterilmesin. Bu aksam da bu dusuncenin dogrultusunda Denizliye selam cakarak favori gosterilmedigimizi zaten de olmadigimizi dusunuyorum.
Daumun penceresinden bakacak olursak eger durum cok daha farkli ancak sonuc yine ayni yere cikiyor. Daumun yillardir Turkiye Ligi kariyerine baktiginiz zaman herzaman sampiyonluga, atak odakli bir oyuna galibiyete odaklanmis bir takim yaratma yonunde. Ancak bu durum ozellikle buyuk maclar oncesinde daumda bu sifati korumaya yonelik olarak geriye yaslanan bir mantiga itiyor. Haliyle daumda bu macta zevkli futboldan her buyuk mac oncesi yaptigi gibi vazgecip, serefli 1 puanin pesinden kosacak.
Netice olarak bu aksam segredecegimiz “derbi”, 4 saat oncesinde oynanan Antep Bursa macindan kalite anlaminda cok da fazla agir basmayacakdir.