Ana Sayfa
>
Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: En iyi derbilerden biriydi
Rıdvan Dilmen: En iyi derbilerden biriydi
“Beşiktaş-Galatasaray maçı son yıllarda izlediğimiz güzel derbilerden biriydi. Maç 2-1 olduktan sonra Beşiktaş kendi sahasında bekledi. Kontraya çıkmak için oynadı.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Rıdvan Dilmen
KUPAYA BİR KALA
Ülkemizde hemen her derbiden önce en çok duyduğumuz cümledir belki de; ‘Derbide favori olmaz’ cümlesi. Gerçekten de adı,yeri,zamanı ne olursa olsun,tahmin etmesi hiç de kolay değildir derbilerin galiplerini. Türk futbolseverler onlarca kez şahit olmuşlardır favori gösterilen takımların derbilerde pozisyona dahi giremediklerine,birçok kez maçtan puansız ayrıldıklarına. Sezonun son derbisi öncesi, taraftarının önünde belki de şampiyonluk turu atması muhtemel Beşiktaş,şampiyonluğa birkaç hafta önce havlu atan Galatasaray karşısında birçok otorite tarafından favori gösteriliyordu. Yine de Beşiktaş cephesi temkinliydi,daha 3 hafta önce yine favori gösterildiği bir derbiden mağlup ayrılan taraf olmanın getirdiği stres, 6 yıldır kazanılamayan şampiyonluk kupasının stresiyle birleşiyordu maç öncesi.Tecrübeli hoca Mustafa Denizli de,defansif sayılabilecek bir 11′le maça başlayarak,temkinliliğini gösteriyordu.Sivas’tan gelebilecek olası bir puan kaybıyla beraber,kendi galibiyetinde tur atacağını bilen Beşiktaş taraftarının gelin gibi süslediği İnönü’de,beklenenden daha diri ve ofansif anlamda ısırgan bir Galatasaray vardı sahada.Psikolojikman daha rahat olmanın verdiği avantajı,bol olumlu pas yüzdesi ve gol girişimleriyle skora da taşımaya çalışıyordu Galatasaray.Gergin ancak her an gol koklayan Beşiktaş,şansının da yardımıyla duran toptan ilk golü bulurken,Sivas’tan gelen Gençlerbirliği’nin gol haberiyle beraber meşaleler yanmaya başlıyordu Dolmabahçe’de.Devre bittiğinde,daha arzulu görünen taraf Galatasaray,soyunma odasına 1-0 geride girdi.İkinci yarı Mustafa Denizli,sakatlanan Tello’nun yerine en güvendiği isimlerden biri olan Yusuf’u alırken,orta sahaya biraz daha dinamizm getirmeyi hedefliyordu.İlk yarı boyunca topla buluşamayan Bobo-Holosko ikilisini Yusuf’la beslemeyi düşünse de,golü bulan taraf ‘favori olmayan’ Galatasaray oluyordu.Aynı dakikalarda Sivas’ın ardarda gelen golleri tribünleri yeniden hesap yapmaya zorlasa da,Yusuf’un yaklaşık 40 metre sürüp Orkun’un kalesine bıraktığı top,ortalığı yine bayram yerine çeviriyordu.Kalan dakikalarda baskı altındaki Beşiktaş,kalesini başarıyla savunarak,kendi işini şansa bırakmıyordu.Özellikle Arda ve Kewell ile sıkça atak geliştiren Galatasaray’da, Bülent Korkmaz maç boyunca hiç oyuncu değişikliği yapmayarak,yıpranan oyuncularını daha da yoruyordu.Beşiktaş camiası adına apayrı bir parantezi kaleci Rüştü için açmak gerekiyor.Sakatlığından dolayı futbolu bırakmasına kesin gözüyle bakılan,yaşından dolayı artık işinin bittiği söylenen,eleştirmek adına en ufak bir hatası beklenen Rüştü Rençber,sağ dizindeki ciddi rahatsızlığına rağmen,çıkardığı toplarla,sadece bu maç için değil,belki de tüm sezonun mimarlarındandır siyah beyazlılar için.Kurtarışlarının yanında sergilediği olağanüstü sağduyulu tavırlarıyla,sakinliğiyle,herkes üzerinde sağladığı güven ile Rüştü,tüm Türk futbolseverlere profesyonellik dersi vermiştir.Beşiktaş şampiyon olacaksa,en büyük pay sahiplerinden biri Rüştü’dür. Kısacası,sezonun son derbisi,acısıyla tatlısıyla,her iki tarafın da centilmence oyunlarıyla böyle sona erdi. Şimdi Beşiktaş için kupaya sadece ‘bir’ 90 dakika var…
Denizli’de Bir Viraj Daha Dönülecek
Israrla kalitesiz olduğunu savunduğum Türkiye Ligi artık bitiyor. Bir ligde puan çekişmesi olması, o ligin kaliteli olduğunu göstermez. Genel olarak 18 takımın oynadığı futbola bakıp asıl kaliteli liglerle karşılaştırınca farkı rahatlıkla görebiliriz. Türkiye’de oynanan futbolun, Avrupa standartlarının çok altında olduğu da aşikardır. Sadece, bu akşam Beşiktaş-Galatasaray derbisinde oynanan futbolun “derbi” adına yakıştığını söylemeliyim. Her iki takımın da orta saha hakimiyetini kaybetmek istememesi, defansta risk almamak adına ofsayt taktiğini rafa kaldırması (maç boyunca sadece 1 ofsayt bayrağı kalktı), rakibin ataklarına atakla karşılık vermesi gibi sebeplerle en güzel derbiyi izledim diyebilirim. Maçın önemi zaman zaman gergin anların yaşanmasına neden olsa da fazla uzamadı. Maçın hakemleri ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştılar. Her iki takıma da verilmeyen birer penaltı haricinde; Emre Aşık ve Ernst’in ikinci sarıdan atılması gibi önemli hatalar vardı. Ama genel olarak düdükler hep dengeli çalındı.
Galatasaray’ın 4-4-2′sine karşı Beşiktaş’ın 4-2-3-1′i vardı. Beşiktaş’ta, ilk yarıda Tello haricinde ileri uç iş yapmadı. İkinci yarıda Yusuf’un girmesiyle canlandı ama Holosko ve Bobo Galatasaray savunması tarafından çok iyi kilitlendi. Galatasaray’da ise eldeki oyuncularla kurulmuş en iyi kadro sahadaydı. Yedek kulübesine göz attıysanız dediğime hak verirsiniz. Tek yanlış, Arda ve Kewell’ın oynadıkları kanatların ters olmasıydı. Yani Arda solda, Kewell sağda olmalıydı. Bu şekilde oynansaydı sonuç çok daha farklı olurdu. De Sanctis’in sakatlığıyla kaleyi devralan Orkun genel olarak iyiydi. Gollerde yapabileceği bir şeyler mutlaka vardı ama “hatalıydı” dersek haksızlık etmiş oluruz. M.Topal’ın kendi kalesine attığı golden sonra, Kewell’ın sağ kanada geçtiği tek pozisyonda durum eşitlendi. Galatasaray, maçın başından beri aynı sistemle oynasaydı, golün geldiği ve Baros’un harcadığı kontrataklardan çok daha fazlasını bulabilirdi. Çünkü Beşiktaş stresliydi ve atağa çıkarken savunmayı unutuyordu. Neyse… Beşiktaş şansıyla kazandı, Galatasaray şanssızlığıyla kaybetti. Bu kadar futbolcu ve moral eksikliğiyle, Galatasaray elinden gelenin en iyisini yaptı. Hatta Beşiktaş’a göre çok daha aktif oynadı, son hafta için taraftarına umut verdi. “Madem bu kadarını yapabiliyordunuz da haftalardır neden yapmadınız?” diye sorası geliyor insanın…
Toplu sonuçlara ve puan durumuna göz atarsak Kocaelispor ve Hacettepe ile birlikte düşecek takımın hala belli olmadığını görüyoruz. Tıpkı şampiyonun belli olmadığı gibi… Bursaspor’un berabere kalmasıyla Galatasaray’la arasındaki puan farkını 3′e indirdi. Haftaya İstanbul BB deplasmanına gidecek. Burada puan kaybederse Galatasaray yenilse dahi UEFA’ya gidecek. Trabzonspor sınırları zorlamak için mutlaka Fenerbahçe’yi yenecektir. Sivasspor’un şampiyonluk yolunda oynadığı futbol ile bugünkü Galatasaray’ı karşılaştırdığımda Galatasaray’ı avantajlı görüyorum. Ama her ne olursa olsun Beşiktaş şampiyon olmak istiyorsa Denizli’den 3 puanla dönmelidir. Bakalım Fenerbahçe’nin son haftada dönemediği Denizli virajında Beşiktaş ne yapacak…
Saygılarımla,
Hazar Çelik
Taktik falan göremedim ben
Mustafa Denizli’nin maça çıkardığı ilk 11’e bakacak olursak Galatasaray çok koşan orta saha oyuncularının orta alanı kontrol etmesini engellemek istediği, çift forvet Bobo ve Holosko’nun rakip defansa baskı yaparak uzun oynamaya zorlamak istediği, İbrahim Toraman’ı sağ beke koyarak o kanattan gelecek Kewell ya da Arda’yı durdurmak istediği anlaşılabilir. Aslında bunlar son derece yerinde stratejiler. Fakat bunları sahada görmemiz pek mümkün olmadı. Maç içinde Beşiktaşlı futbolcular taktiksiz, plansız, sadece maçı kazanmak için çırpınan bir takım görüntüsü sergilediler. Kontrollü oynadılar desen oynamadılar. Atak oynadılar desen oynamadılar. Kontra atak futbolu sergilediler desen 2-1 öne geçtikten sonra taktiksel olarak değil, içgüsel olarak geriye yaslandıkları için mecburen kontra atak oynadılar. Beşiktaş’ın aksine Galatasaray ne oynadığını bilen bir takım görüntüsündeydi. Beşiktaş’ın maçı kazanmasının sebebi ise kaznamayı daha çok isteyen ve şanslı olan taraf olmasıdır. Durumun böyle olması çok da enteresan birşey değil aslında. Beşiktaş’ın stres altında nasıl futbol oynadığı herkesçe malum. Takımın birlik beraberliği, takım taraftar ilişkisi, şampiyonluk azmi ve isteği hiç bir takımda olmadığı kadar çok ve olumlu. Ama bunun dezavantajı da şampiyonluk stresi yaşamak ve bunu ister istemez sahaya yansıtmak olarak dönüyor Beşiktaş’a. Aslında Beşiktaş’ın oynadığı futbolu, taktiği, tekniği tartışmak manasız bu haftalarda. Kötü oynamak hiçbir Beşiktaşlı futbolcunun, yöneticinin ve taraftarın umrunda değil bu günlerde. 3 puan aldıktan sonra varsın dünya batsın. Böyle düşünmek çok da yanlış değil fakat kötü futbolu hiç de dikkate almamak hata olur. Beşiktaş defansı kaliteli hucum oyuncularını durdurmakta zorlanıyor. “Nasıl olsa 3 puan aldık” diyerek bu gerçeği göz ardı etmek şampiyonlar liginde büyük sıkıntılar yaratır.
Önümüzdeki Denizlispor maçında da Beşiktaş’ın taktiğini, stratejini falan kimse tartışmasın. Mustafa Denizli’ye düşen en büyük görev ise oyuncuları taktiksel olarak hazırlamaktan çok motivasyon açısından hazırlamaktır.
Tek rakibi stres ve panik
Pazar akşamı son yılların en kötü ve futbol kalitesi vasatı bile
aşmayan bir derbi oynandı. Beşiktaş şampiyonluk stresi altında iyice ezildiğini sadece tribünlerde maçı izleyen taraftarlara değil televizyon başındaki milyonlara da gösterdi. Fenerbahçe karşısında olduğu gibi orta sahayı tamamen Galatasaray’a bırakan ve sarı-kırmızılı futbolcuların topla istediği gibi oynamasına izin veren Beşiktaş’ın bu maçı kazanması bir mucize olurdu. O mucize gerçekleşti ve Beşiktaş bu maçı 2 gol atarak kazandı. Bu maçta takım olarak sahada tüm istediklerini yapan Galatasaray’dı ama sonucu alan futbol tanrılarını da yanına alan Beşiktaş’tı.
Maçın başından sonuna kadar Siyah beyazlı orta saha oyuncularının rakiplerine pres adına hiçbir şey yapmamaları, rakip ataklarda topla ilerleyen Galatasaraylı futbolcuları kalelerinden uzak tutmaya çalışmak yerine adeta refakat etmeleri Beşiktaş orta sahasının yetersizliğinin açık bir göstergesidir. Çok iyi bir ikili oluşturdukları söylenen Ernst ve Cisse bile ilk defa ne yapacaklarını bilemeden sağa sola koşuştururken ve rakiplerini kovalarken buldular kendilerini. Hücum aksiyonu adına Bobo, Holosko hatta Tello’nun bile çok kötü gününde olmalarına rağmen 2 gol bulunması tamamen tesadüf olmasa bile şans faktörünü barındırdığı gerçeği de inkar edilemez.
19 yıl sonra sezonu çifte kupayla kapatacak olma ihtimali şampiyonluk yaşamış oyuncu sayısı az olan Beşiktaş’ı her ne kadar gösterilmemeye çalışılsa da büyük bir stres ve panik havası altına soktuğu göz ardı edilmemesi gereken bir başka gerçektir. Takımın başında Mustafa Denizli gibi doğuştan lider bir teknik direktör olmasına rağmen o bile zaman zaman oyuncularını yaşadıkları yoğun stresten kurtarmakta zorluk çekiyor. Ligde Fenerbahçe ve Galatasaray karşısındaki kötü ve silik futbolun temelinde başarılı bir stres yönetiminin olmaması yatıyor. Bir teknik direktör çok iyi bir taktisyen ve rakiplerini tüm yönleriyle çözen çok iyi bir analizci olabilir ancak mentörlük bambaşka bir konudur ve sadece bu işin eğitimini alan uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Eğer Beşiktaş bu sezonu Türkiye Kupası şampiyonluğu yanında bir de lig şampiyonluğuyla taçlandırırsa yeni sezonda da Mustafa Denizli ile yola devam edilirse teknik ekipte mutlaka bir mentöre de yer vermelidir. Çünkü, yeni sezon çok daha zorlu geçecek ve rakipler de hatalarından ders alıp aynı hataları bir daha tekrarlamayacaktır. Üstüne üstlük İnönü Stadının yıkılma ve yeniden yapılma sürecinde başka bir yerde maçların oynanacak olması da Beşiktaş için ayrı bir handikap oluşturucaktır.
Bu Denizli’nin başarısı
Beşiktaş ikinci yarının başından beri kovaladığı şampiyonluk yarışında son dönemece girmişti.Galatasaray ise son yıllarda ilk kez şampiyonluk yarışından bu kadar erken kopmuş ve ikincil hedefler için mücadele ediyordu.Bu hedefler ihtimalen Şampiyonlar Ligi’ne katılabilmek için ikinci olmak ya da Uefa kupasına katılabilmekti.Ancak hedefi şampiyonluk olan bir takım karşısında böyle ikincil hedeflere sahip olan bir takımın derbiden başarılı çıkma şansının daha düşük olduğu kolaylıkla kabul edilebilir.
Beşiktaş maça oldukça istekli ve konsantre başladı ve daha ilk dakikada Sivok’un ceza sahası çaprazından vuruşunu çizgi üzerinden Sabri çıkarırken,maçın Beşiktaş’ın büyük bir üstünlüğü ile geçeceği kanaati uyandırmıştı.Ancak Beşiktaş,zaman zaman etkili ataklar geliştirmesinin yanında ilerleyen dakikalarda topa daha çok sahip olan ve daha etkili paslaşan ve oyunda ağırlığını daha çok hissettiren Galatasaray olmaya başlamıştı.Bunda Beşiktaş’ın Lig’deki pozisyonu gereği kontrollü ve risksiz oynama isteğinin önemli bir payı olduğunu da unutmamak gerekir.Sahaya çıkan kadroya bakıldığında da öncelikle pozisyon vermemeye yönelik defansif bir kadronun yer aldığını söyleyebiliriz.Galatasaray ise nisbeten rahattı.Uefa’ya katılma mücadelesi devam etmesine karşın rakibi Bursaspor’un dört puan önündeydi.Trabzonspor’un bir maç kazanması halinde Şampiyonlar Ligi şansı kalmıyordu ve aslında bu uç bir hedefti.Aslında istatistiklerin de gösterdiği üzere Ligin sıralamadaki ilk altı takımı ile yapılan maçlarda Beşiktaş,üstünlük kuramıyor ve genelde puan kaybediyordu.Buna rağmen diğer maçlarında elde ettiği seri başarılarıyla şampiyonluk yarışını kovalamayı becerebiliyordu.Sondan bir önceki maç olan Galatasaray maçı için ise artık bu maçı da kazanmak ve şampiyon olacaksa Ligde bir kez olsun derbi kazanmalı deniyordu.
Beşiktaş’ın yenmesi gerektiği düşünülen Galatasaray ise bu sezon başında yaptığı transferlerle ve mevcut kadrosu ile aslında ligin en güçlü kadrosunu oluşturmuş ve belki de şampiyonluğun açık ara en güçlü adayı gösteriliyordu.Fakat sezon başında yaşanan sakatlıklar ve daha sonra cezalar,uyum problemleri bir de teknik direktör değişiklikleri ve Başkanın futbol çevreleri,federasyon,hakemler vs.ile girdiği polemikler üzerine eklenmiş ve bulunulan noktaya gelinmişti.Aslında Galatasaray’ın Arda,Milan Baroş,Kewel ve Ayhan gibi üst düzey teknik becerilere sahip oyuncularına karşın,Beşiktaş,ilk onbirde Cisse,Bobo,Tello ve Holosko ile sonuç arıyordu.Ernst,mücadelesine karşın teknik yetenekleri sınırlı bir oyuncudur.Birçok pozisyonda olağanüstü çabasına karşın doğru bir pası zamanında veremediği için takımı golden olabilmektedir.Bobo ve Holosko ise,gerektiğinde süratli oyuncular olmalarının yanında oyunun sıkıştığı anlarda teknik yönleri ile oyunda üstünlük kurabilecekleri üst düzey bir tekniğe sahip değillerdir.Yusuf ise zaten ilk onbirde yoktu ve yedek soyunmuştu.İşte bu koşullarda Galatasaray teknik yönden rakibine göre daha üstün oyunculara sahipti.Nitekim de ilk yarı boyunca Galatasaray bu üstünlüğünü sahaya yansıttı.Bulunan pozisyonlarda Rüştü olağanüstü başarılıydı.Ve rakibe fırsat vermedi.Tello’nun kullandığı bir serbest atışta Bobo’nun kafası Mehmet Topal’ın ayağına çarparak Galatasaray’ın filelerine gidiyor ve beklenmeyen bir anda Beşiktaş 1-0 öne geçiyordu.
İkinci yarı başında Tello’nun sakatlanması üzerine Mustafa Denizli,Yusuf’u oyuna aldı.Aslında Yusuf’un oyuna girmesi için Tello’nun oyundan çıkması gerekmemeliydi.Çünki,teknik yönden üstün olan Galatasaray’a karşı dengeyi sağlamanın bir yoluydu bu.Ancak Tello sakatlanınca bu imkan kalmadı.Yusuf’un oyuna girmesi ile birlikte Beşiktaş tam olarak olmasa da teknik dezavantajını bir ölçüde ortadan kaldırmaya başlamıştı.Zaman zaman etkili ataklar da yapıyordu.Özellikle Holosko ile başlatılan ve soldan Ekrem Dağ’ın topu forvete aktaramayarak kaleciye teslim etmesi takımını bir golden etmişti.Galatasaray ikinci yarının onuncu dakikalarından itibaren tempoyu oldukça yükseltmiş Beşiktaş ta ilk kez oyun disiplininden uzaklaşarak atnı tempoyla ataklara karşılık vermeye başlamıştı.İşte tam bu sıralarda Galatasaray,Ayhan,Nonda ve Kewel’ın mükemmel bir atak organizasyonunda Kewel’ın yine aynı güzellikte vuruşuyla beraberliğe ulaşıyordu.Bundan sonra bir süre Galatasaray oyunda üstünlüğü ele alıyordu.Milan Baroş’un teke tek kaldığı pozisyonda Rüştü,tecrübesi ile takımını bir golden kurtarıyor,bu pozisyon belki de maçın ve ligin dönüm noktası oluyordu.Daha sonra Yusuf,Galatasatras defansının bir hatasından faydalanarak kaptığı topla ceza sahasına kadar inip plase vuruş yaparken topun çarpıp tekrar önüne düşmesi sonucu boş kaleye ikinci golü atarken belki de oyun zekasının ve tekniğinin bir mükafatını alıyor ve takımını muhtemelen şampiyon yapacak golü atıyordu.
Maçın geneline bakıldığında birçok kişi ve futbol otoriteleri şampiyonun daha iyi ve üstün bir oyun ortaya koyması ve net bir skor elde etmesi gerektiğini savunabiliyorlarken,karşıdaki takımın sezon başındaki en iyi kadroya ve çok üst düzey bir teknik kapasiteye sahip olduğunu ve o takımın belki de Uefa finalinin eşiğinden döndüğünü de unutmamak gerekir.Zaten Galatasaray’ı ezerek ve sahadan yok ederek yenmek diye bir şey sözkonusu olamazdı.Beşiktaş’ın bulunduğu konumda ve 6 yıldır şampiyon olamazken maruz kaldığı stresini unutmamak gerekir.Galatasaray’ın ise neredeyse hiçbir stresi bulunmamakta ve tüm hünerlerini sahaya olduğu gibi yansıtmak için hiçbir engeli yoktu.
Mevcut koşullar altında iki takımın da pozisyonlara girdiği ,iyi mücadele ettiği,heyecan düzeyi yüksek bir derbi mücadelesi yaşanmıştır.Seyredenlere zevkli ve çekişmeli bir maç izlettirilmiştir.Bütün bir sezon boyu Beşiktaş hakkında yapılan yorumlara ve değerlendirmelere baktığımızda tüm iyiniyet ve mücadele gücüne rağmen Beşiktaş’ın birçok eksiklikleri bulunduğunu;teknik kapasitesi yüksek ,oyunu kurabilen,oyunda üstünlüğü sağlayabilecek orta saha hakimiyetini yaratabilen kaliteli oyun karakterli oyunculara ihtiyacı olduğunu kabul etmek durumundayız.Hatta sanrfor mevkiinde de çok iyi bir golcüye ihtiyaç vardır.Gol krallığı sıralamasına bakıldığında üst sıralarda şampiyonluğa en yakın takımın bir tek oyuncusu olmadığından bunu kolaylıkla anlayabiliriz.Buradan Beşiktaş’ın takım oyunu oynadığını da anlayabiliriz,ama iyi bir takımın her maçta güvenebileceği,rakiplerini korkutabilen ve istikrarlı bir golcüye sahip olması da şarttır.Sanırım bu koşullar altında sezon ortasında takımın başına gelip,Beşiktaş’ı en büyük şampiyon adayı yapan Mustafa Denizli’yi kutlamaktan başka çare yok.