Ana Sayfa
>
Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Denizli krizi iyi yönetti
Rıdvan Dilmen: Denizli krizi iyi yönetti
“Beşiktaş’ta sıkıntılı bir dönem yaşandı. Mustafa Denizli, bu kriz dönemini iyi yönetti ve peş peşe 6 galibiyetle zirveyi yakaladı”.
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Rıdvan Dilmen
DENİZLİ PARILDIYOR
“Geçen sezonun çift kupalı takımı”…
Bu sezon hiç de bu unvana yakışır bir şekilde başlamadı Beşiktaş için…
Yeni ligin başlangıcında Beşiktaşlıların bir ara tüm umutları tükenmişti. Havlu atmak için çok erkendi 6. hafta ama yine de gol atılamadan geçen 4 haftadan sonra hiç kimse bugünkü puan sıralamasını beklemiyordu.
Ne olduysa Ankaraspor ile oynanması gereken ama “mecburi tatil” ilan edilen 7. haftadan sonra oldu. Bu haftaya kadar Beşiktaş toplam 3 gol atabilmişti ve önündeki maçlara bakınca ufukta pek bir şey görünmüyordu. Ama şimdi anlaşılıyor ki Mustafa Denizli tatil yapmamış, çalışmış ve belki de “Eureka” diye bağırmış ancak sesi duyulmamıştı.
Farkında mısınız, Beşiktaş’ta son altı haftada yerler ve görevler eskisi kadar net değil sahada. Sanki “vur emri” forvetlerden alınıp orta sahaya verilmiş, forvetler daha çok rakip savunmayı tutar hale gelmiş gibi. 8. hafta itibariyle Beşiktaş’ın golleri Ernst, Fink, Ekrem, Uğur, Tabata ve İsmail’den gelirken kendini toparlayan Bobo forvetlerin gururunu kurtarıp 3 gol atmış.
Beşiktaş öyle bir hale geldi ki, kimi tutsanız, bıraktığınız boşluğu cezalandıran sürpriz bir isim her daim baki…
Gerçekten görünen tabloyu hazırlayan Mustafa Denizli ise, yani bu gerçekten bir taktik olarak oyunculara verildiyse, işte bu bir “B planı”dır.
Forvetlerin form seviyeleri toparlanana kadar puan kayıplarını durdurmak için elindeki silahlara yeniden dönüp bakmaktır bu. Ve ancak bu şekilde elindeki değerli oyuncuları hem tribün, hem medya hem de camia önünde ezip parçalamadan geri kazanmak mümkün olabilir. Bu takım Nihat’sız, Nobre’siz, Holosko’suz gol atıp kazanabildikçe, onlara da “kendinizi toparlayın”ı daha etkili bir şekilde söylemiş olursunuz.
Fenerbahçe derbisinde de benzer bir tablo söz konusuydu. Etkili kanat atakları ile Fenerbahçe’nin açıklarını çok iyi değerlendirdiler ve ne tarafından bakarsanız bakın hak edilmiş bir galibiyet aldılar.
Öyle ki, Fenerbahçelilerin maçtan sonra kendilerine ağlamadan ve Daum’a bağırıp çağırmadan önce, ilk yaptıkları şey, dönüp rakiplerini tebrik etmek oldu.
Beşiktaş’ın sezon başında izlediğimiz kötü gidişatı,beklenmedik birşey değildi.Çünkü Beşiktaş yaz dönemini iyi geçiremedi.Duble yapmış takımın üstüne koyulup geliştirileceğine,o takım bozuldu ve geriye kalanın üstüne birşeyler konmaya çalışıldı.Bu da Beşiktaş’ta artık görmeye alışık olduğumuz yönetimsel hataların bir sonucuydu.Bu yönetimsel hatalara Mustafa Denizli de dahildi.Çünkü,kendisi de sezona pek iyi bir giriş yapamadı.Oyuncu seçimleri,diziliş seçimleri ve diğer seçimlerinde genel olarak formsuzdu ve bu da takımının formsuzluğuna bir zemin hazırladı.
Futbolumuzdaki kötü gidildiğinde sabırlı olamama hali o kadar büyük bir etki kazanmış ki birkaç ay öncesinin çifte kupalı şampiyon takımının
taraftarlarını bile yoldan çıkardı.Tribünlerin başkanlarına ve yönetimlerine olan tepkisi geri döndü.Yıldırım Demirören’in kredisinin düşük olduğunu biliyordum,ama bu kadar düşük olduğunu da tahmin etmezdim.İlk kötü gidişatta 3 ay önce kaldırılan iki kupa bile kendisini bir süreliğine de olsa idare edemedi.Ve bu süreç Beşiktaş adına daha da zorlaştı.
Beşiktaş’ın istikrarsız ve kötü görüntüsü içinde bile istikrarlı ve iyi bir görüntüye sahip bir takım savunması vardı.Beşiktaş ne kadar eleştirilirse eleştirilsin en azından oyunun bir yönünü iyi oynuyordu.Ancak gol atamamalarının onlara verdiği sıkıntı takımın maç kazanma alışkanlığını hiç ortaya çıkarmadı.Takım rakibine göre daha iyi oynadığı maçlarda bile kazanamadı,çünkü güvenlerini kaybetmişlerdi.Takımın ofansif olarak kötü oluşuna organizasyon eksikliğini,bireysel formsuzlukları,Mustafa Hoca’nın seçimlerindeki istikrarsızlıkları sebep olarak sayabiliriz.
Vasat görüntü altındaki bu takımın yeniden dirilmesi için bir sihre ihtiyaç vardı.Ve futbol tarihimizin en büyük sihirbazlarından biri olan Mustafa Denizli kendi sihrini yaptı.Takımı mental olarak doğru hazırladı ve güvenini geri kazandırdı.Bu takımın kendine yetecek skoru üretmeye başlamasını sağladı.Oyuncular kazandıkça daha da fazla kazanabileceklerinin farkına vardılar ve son dönemde Wolsfburg kazası hariç Beşiktaş alması gereken sonuçları aldı.Bu alınan başarılı sonuçlarda en ilgi çekici yan ise şüphesiz genel olarak maçları kazandıran oyuncuların aynı zamanda Beşiktaş’ın önceden oyunun sadece tek yönünü iyi oynamasını sağlayan oyuncular oluşuydu.Ernst,Fink,Ekrem,İsmail hatta Uğur’un da gol attığını düşünürsek ve bunlara Sivok-Ferrari ikilisini eklersek,Beşiktaş’ı bu yıl şu ana kadar takımın defansifleri taşıyor diyebiliriz.
Şu an itibariyle;evet,Mustafa Denizli krizi iyi yönetti ve takımı toparladı.Beşiktaş’ın sezon başında çok az görülen şampiyonluk şansı da arttı.Eğer şimdilik istikrarlı gibi olan görüntülerini tüm sezona yayabilir,seçim dönemini minumum hasarla atlatırlarsa,şampiyon olma şansları hala var.Ancak bu sonuçların kimseyi kandırmaması gerekiyor.Çünkü sorunlar tam olarak bitmedi.Bobo hariç ön taraf oyuncularının etkisizliği devam ediyor.Bu isimler sadece Nobre ya da Nihat değil.Ön tarafa yakın oynayan Tello,Tabata,Yusuf gibi isimlerin de daha fazla ön plana çıkması lazım.Mustafa Denizli’nin bu bölgede belli bir istikrarı tutturması da şart gözüküyor.Yoksa şampiyonluk sadece tatlı bir hayal olur.Bununla beraber taraftarın arasının başkanla kötü olması da bir başka dezavantaj..Taraftar başkana olan tepkisini ortaya koyabilir,kendilerince haklı da olabilirler;ama bu dönemde takımın onlara ihtiyacı var.Bu yüzden taraftar onları yalnız bırakmayıp sonuna kadar desteklemelidir.En azından oyuncular İnönü’ye deplasman dememelidir!
Biraz birlik-beraberlik olabilmiş bir Beşiktaş camiası ve birazın üstünde bir istikrara sahip takım,başarılı olmaktan uzak değil.Taraftar takımına sahip çıkarsa,Mustafa Denizli ise bugüne kadar yapmayı pek denemediği istikrar büyüsünü tutturursa bu gerçek olabilir.Çifte kupayla olmasa da..
Denizli Faktörü
Her derbi maçı bir nevi finaldir. Kazandığınız takdirde 3 değil 6 puan kandığınız bu müsabakaları teknik direktörler de aynen bu şekilde görüyor. Bu nedenle derbilerde takımınızı iyi hazırlamanın yanı sıra rakibi de çok iyi analiz etmeniz gerekiyor; tıpkı bugün Denizli’nin yaptığı gibi. Mustafa Denizli Fenerbahçe ile ilgili iki saptamayı çok iyi yapmış:
Fenerbahçe iyi anî akın yapabilen bir savunma takımı, o yüzden kalabalık hücum edip savunmayı zor durumda bırakmamak gerekir,
Alex’i durdurulduğu takdirde Fenerbahçe hücum gücünün yarıdan fazlasını kaybediyor.
Bu iki anahtar nokta siyah beyazlılara yıllar sonra bir Fenerbahçe galibiyeti getirdi; hem de 3 farkla.
Maçın adamı İbrahim Değil Fink
Bugün maçın adamı müthiş bir gol atan değil Fenerbahçe’nin can damarı olan Alex’i birebir markaj altında tutarken müthiş bir gol atan Fink’tir. Zira Alman futbolcunun bu golü ve etkili baskısı olmasa karşılıklı ataklarla giden maçta her geçen dakika Beşiktaş’ı sıkıntıya sokacak, belki de siyah beyazlılar galibiyet için yüklenirken golü kalelerinde göreceklerdi.
Futbol Bir Bilim Dalı Değil
Önce Galatasaray Beşiktaş’ı 3 golle mağlup etti. Sonra Fenerbahçe Galatasaray’ı. Bu sonuçlardan sonra bugün Fenerbahçe Beşiktaş’a bırakın 6 gol atmayı, aynı tarifeyle, 3 golle boyun eğiyorsa bu futbolda suyun her zaman 100 derecede kaynamadığının kanıtıdır.
Bir Eleştiri de Kazanana
Bir takımın 3-0 kazanması hatta bu maçın bir derbi olması o takımın eleştirilmeyeceği anlamına gelmez. Dolayısıyla Beşiktaş bu sene bir maçta ilk kez üç gol birden atmayı başarsa da bu gollerin sadece birinin organize atağa dayanması siyah beyazlıların gol bulmada yaşadığı problemlerin hala devam ettiğini gösteriyor.
Krizde Payınız Yok Mu?
Beşiktaş’ta yaratılan kriz ortamında kitleleri çok kolay etkileyebilen futbol yorumcularının büyük payı olduğunu düşünüyorum.
Bunu biraz somutlaştıralım. Beşiktaş Ferrari’yi transfer ettiğinde sevgili Rıdvan Dilmen bugüne kadar bu oyuncya bonservis ödeyen tek kulüp Beşiktaş diyerek transfere olumsuz bakmıştı. Oysa ki Ferrari geçen yılın en az gol yiyen İtalya Ligi tanımlarından Genoo’da 34 maçın 33′ünde yer almıştı.
Aynı şekilde Michael Fink içinde bu oyuncudan Turkcell Super Ligde çok sayıda var ve yabancı hakkını bu oyuncudan yana kullanmak doğru bir iş değil demişti.
İsmail Köybaşı transferinde de birçok yorumcu bir sol bek için bu kadar bedel ödenir mi diyerek işin tekniğini değil de ekonomik yönünü dile getirmişlerdi.
Peki ne oldu. Bu açıklamalar Beşiktaş yönetiminin transferde büyük hatalar yaptığı izlenimi oluşturdu Beşiktaş taraftarında. Krizin başlangıcıda yapılan transferlerin sözde yanlış olması değil miydi?
Eminim ki yorumcular Beşiktaş transferlerine daha somut bilgilerle yaklaşarak değerlendirseydi taraftarlar bu konuda daha sabırlı olacaktı. Şimdi de özellikle Ferrari,İsmail ve Fink transferlerinin isabetinden bahsediliyor. Bu nasıl bir çelişki.
Bu yazdıklarımdan sonra şöyle bir savunma gelebilir. Beşiktaş Şampiyonlar Ligi kadrosu kurmadı denilebilir. Şunu unutmayalım. Şampiyonlar Ligi kadrosu diye bir şey yoktur. Avrupa’da başarı teknik ve oyuncu kadrosunda uzun süreli istikrar gerektirir.
Lyon 7 yıl boyunca Fransa şampiyon olmasına rağmen Şampiyonlar Ligindeki en büyük başarısı Çeyrek Finaldir.
Kulüpleri krizlere sürükleyecek kadar etkileme gücü olan ve kamuoyunde değer bulan usta futbol yazarlarımız kanımca daha sabırlı, bilgiye dayalı ve tutarlı yorumlarda bulunmalıdır.
Bu konuda Mustafa Denizli’nin krizi iyi yönetmesinden çok fikstür avantajı ve bir miktarda futbol şansından bahsedebiliriz.
Öncelikle genel olarak fikstürü incelersek. Beşiktaşın bu 6 maç üst üste kazandığı dönem, Ankarasporun ligden düştüğü döneme denk geldi ve Beşiktaş ankarasporu takip ettiği için oynadığı takımlar yaklaşık 15gün maçsız geçiriyorlar.Bu zaman içinde maç konsantrasyonundan uzaklaşıyorlar diye düşünülebilir. Bunun yanında takımın en kötü gittiği dönemde denizli ve kasımpaşa gibi ligin en zayıf takımlarıyla evinde oynadı. O maçları kazanmak takıma azda olsa güven getirdi.
Bu maçları geçtikten sonra. Eskişehirspor deplasmanı geliyor ki bu maç hakkında konuşacak fazla bir şey yok diye düşünüyorum. Ortada bi farklı yönetim yada taktik yoktu tamamen Eskişehirspor kendi kendine 1 gol attı ve kaybetti.
Ankaragücü maçında ise İsmailin uzaktan vurduğu 1 şut önündeki defans oyuncusuna çarpıp gol oldu daha maçın başında. Bundan sonra rölantide bir oyun gitti ve maç 1-0lık skorla bitti.
Geldik Trabzonspor maçına.. Bugün istifa eden veya yollanan teknik direktör Broosun belkide ipini çeken maç. Beşiktaş defansının sezon içinde en çok pozisyon verdiği maç. Hakan harikalar yarattı bu maçta. Yine Beşiktaşın pozisyonu yok ta ki Ernst uzaktan süpriz bir gol atana kadar.
Yukarıdaki kısa özetler maçları biraz olsun zihinde canlandırdıysa, gördüğümüz gibi bir yönetim farkı ya da kriz yönetimi göremiyoruz bu ana kadar. Sadece tek 1 şeyi çözüyor Mustafa Denizli bu 5 maçın 4ünde Fink ve Ernst birlikte oynuyor orta sahada. Hucumcular değişiyor, bekler değişiyor ama bu ikili her zaman birlikte sahada yer alıyor ve Beşiktaş gol yemiyor. Bu sezon yenildiği 2 maçta Beşiktaş 4 gol yiyor ve bu 2 maçın ortak yanı fink ve ernstin birlikte oynamadığı maçlar bunlar.
Son olarakta fenerbahçe maçına geliyoruz. Maçın konuşulan 3 tane adamı var bunlardan 2si Ernst ve Fink. Fink ligin en baskın oyuncusu Alexi kilitliyor ve bununlada yetinmeyip maçın kilidini açan golü atıyor. Ernst ise christian ve emre ile tek başına savaşıp bu savaştan galip çıkıyor. Orta saha kontrolünü tamamiyle elinde tutan bir Beşiktaş. 2. devre serbest oyuncu olarak oyuna girip sezonun en erkili oyununu oynayan Tello.
Sonuç olarak bir yönetimden bahsediceksek sadece ve sadece fenerbahçe maçından bahsedebiliriz. Bunun dışındaki galibiyetlere Türkiye gerçeği diyebiliriz. Eğer ki gol yemeyen bir yapınız varsa, Türkiye liginde her zaman kafaya oynarsınız. İlk 4 maçtada bu mantıkla oynamıştı Beşiktaş, bu maçlarda mağlubiyeti yoktu ve kötü oynamıyordu ama o tek golü bulamıyordu. Daha sonra 3-0lık galatasaray yenilgisi ile gelen krizi aslında iyi yönetemeyen bir Mustafa Denizli. Bu yüzden kayserispor maçınıda kaybeden bir Beşiktaş. Daha sonra ise krizi çözen ankarasporun ligden düşürülmesi, denizlispor ve kasımpaşa maçları.
BÜYÜK DÜŞÜNMEK VE UYGULAMAK…
Mustafa Denizli, havasını bulduğunda olması çok zor işleri çok kolayca başarır ve bunu yaparken de işin sonuna kadar kimse onun ne yapmakta olduğunu anlayamaz..Bunun en yakındaki şahitleri “futbolcularıdır”. Bugüne kadarki yorumlarımda takımın en kötü zamanlarında dahi kendisini hiç suçlamadım. Kendisini biraz tanıyan biri olarak şimdiki ortamın temellerini atmakta olduğunu biliyordum. Bunu daha önce, geçen senenin rehavetindeki futbolcuları da fark edebilselerdi “o zor zamanlar” olmayacaktı. Beklide takım bugün namağlup durumda ligin tepesinde olacaktı. Denizli basın, özellikle magazin basınına malzeme olabilecek yapıda biri değil. Bu nedenle de çok normal olarak algılanacak sözlerinden basın bazen gündem yaratıyor. Denizli’yi anlamak, onun dediklerinin iyice düşünülmesini, anlaşılmasını gerektiren bir durumdur. Şovmen değildir. Teknik direktörlüğü hazmetmiş ve Türkiye’mizde bunu uygulayan başarılı insanların önünde gelir. Üç büyük kulübümüzü de çalıştırması ve bunu yaparken diğer rakiplerinden tepki almaması bunun en açık kanıtıdır. İşte bütün bunlardan dolayıdır ki ben “o” zor zamanlarda kendisini hep destekledim ve görevden alınması konusu konuşulurken bunun hata olacağını, kendisinden önce onun istediklerini sahada uygulayamayan futbolcuların gönderilmelerini savunmuştum. Bugünkü başarılı duruma rağmen yinede daha önce yazmış olduğun bazı futbolcuların (Rüştü,Serdar,Bobo,Delgado,Fink,Toraman,Üzülmez hatta Nihat’ın) devre arasında satılmalarını ve boşalan yerlere de yeni veya daha genç futbolcuların alınmasını belirtmiştim. Bu düşüncem bugün de aynıdır. Emektar olanlara da Beşiktaş’lılık duruşuna uygun teşekkür edilerek, diğerlerini de uygun şekilde uygun yerlere göndermelidir. Şu anda takımın bir omurgası oluşmuş durumdayken bu yenilenme yapılabilir.
Denizli takımını bugünlere getirirken uğraştığının yarısından daha az uğraşmak suretiyle bu yenilik hamlesini başaracaktır. Kriz dönemi aslında ne Denizli ve de diğer teknik direktörler için bitmiş değildir. Çünkü işleri “futbol” denilen sorunlar yumağını çözmektir. Mutlu sona sadece bir kulüp ulaşacağına göre kriz herkes için ligin sonuna kadar devam edecek demektir. Bu krizler oyununda en az hasarı alan başarıyı kazanacak demektir. Bu konuda da ligimizde bu işle en iyi şekilde başa çıkacak kişi şimdiki T.direktörlerin içinde Mustafa Denizli’ dir. İşte bu özelliği nedeniyle Türkiye gibi öğütken bir ülkede sarsılmadan ayakta durabilme yeteneği şu an kendisinde vardır. “Sabırsızlar ordusunun” karşısında, sabırla bir gidişatı inşaa etmek ve bazen kendisinin de kendisine karşı olduğu durumlarda soğukkanlı kalabilmeyi becerebilecek “O” insan kendisidir. Bana göre Beşiktaşlılar “ne mutlu ki Denizli bizde” demelidirler.
Türkiyede şampiyonluk yarışında başarılı olmanın en önemli kriteri,savunma sorununu çözmektir. Beşiktaş ta Süperlig ölçeğinde en iyi savunma ve ortasaha göbeğini sahip takımı olduğuna göre Beşiktaş sezon başında bu şiddetli kriz yaşamaması gerekmekteydi. O zaman Beşiktaş ta neden kriz çıktı. Beşiktaş ta krizin çıkmasının nedeni 3. haftadan sonra Mustafa Denizli hücümdaki zenginliğini artırmak için Fink ve Ernst ikilisini bozarak, elindeki en büyük kozununu kullanmaması oldu. Mustafa Denizli’nin bu krizi yönetmek adına yaptığı en doğru şey tekrar Fink ve Ernst ikilisini beraber oynatmak oldu. Bu sayede son altı haftada savunmasını sağlam tutan Beşiktaş, ligimizdeki güç farkından da faydalanararak şampiyonluk yarışına ortak oldu.
Ancak Beşiktaş, onu krize sokan hücümdaki sorununu nasıl çözecek? Mustafa Denizli bu sıkıntıyı aşmak için bir sihirli ihtiyacı olduğu tartışmasız gerçektir.
Hücüm sıkıntısını çözümsüz hale getiren üç tane büyük açmaz vardır.
Birincisi yabancı kontenjanı:Beşiktaşın sekiz yabancısının olması nedeniyle saha içi dizilişinde yaşadığı sorunlar ( özelliklede Holoskoya ilk onbirde yer açılamaması) Bu bağlamda yaz transfer dönerminde Mustafa Denizlinin Yıldıray istediğin ne kadar doğru ortaya çıkacaktır. Çünkü Yıldıray hem beşiktaşın yabancı oyun kurucuları kadar yetenekli hemde yerli oyuncu olduğundan saha dizişilindeki yabancı kontenjanı sıkıntısınıda çözebilecek nitelikteydi.
İkincisi sol dış bölgede oynayabilecek bir oyuncusunun olmaması: Beşiktaşın oynadığı 4-2-3-1 sisteminde, kadro da sol dışta oynayabilecek bir oyuncu bulunmaktadır. Ne Yusuf ne de Ekrem bu sistemdeki sol dış oyuncusu değildir. Bu sistemde sol dış oyuncusu hem tek forveti ikiliyebilecek santrofor özelliğine hemde klasik kanat oyuncusunun becerilerine sahip olmalıdır. Ne yazık ki kadro da böyle bir oyuncu yok. Yabancı kontenjanı dolu olduğuna göre yukarda bahsettiğim özelliklere sahip yerli bir oyuncu alınması şarttır.
Üçüncüsü Nihatin formsuzluğu: Nihat, Beşiktaşın oyun sistemindeki hücüm hattı açısından en kritik oyuncudur. Nihat tekrar foma girmesiyle beraber beşiktaş en azında sağa dıştaki hücüm sıkıntısını çözebilektir. Ayrıca Nihatın yerine oynabilecek Holosko yabancı sınırına takılmaktadır. Bu yüzden de tüm şartları zorlayarak ikinci yarıya kadar Nihatın forma sokulması şarttır.
Bana göre bu üç ana sıkıntıyı çözmek bu sezon için pek mümkün gözükmüyor Bu yüzden de Beşiktaş iyi savunma yapmaya devam ederek ve de mücadelesini artırarak şampiyon olabilir. Ancak bu sezonda biz beşiktaş sevdalıları, güzel futbola hasret kalacağız. Neyse ki Barcelona var. Pazar akşamı hangi maçı seyredecekseniz? Beşiktaş Sivas mı yoksa Barcelona Real Madrid mi?
OLUMSUZLUKLARDAN AYDINLIĞI GÖREBİLMEK
Mustafa Denizli Beşiktaş’ın başına geçtiği günden bu yana sürekli polyanacılık oynamakta. İşin
tuhaf tarafı bu oyunun takım üzerinde ve yönetim üzerinde olumlu etki yapması ve sürekli bir ümit var
mesajının futbolcular, yönetim ve taraftar tarafından algılanması…
Mustafa hoca puan farkı kaç olursa olsun sürekli takımına medya aracılığı ile biz bu yarışta
varız mesajı yollması özgüven açısından hergeçen gün iyiye giden bir Beşiktaş takımı izlememizi sağladı.
Şansı yanında değilmiydi kesinlikle yanındaydı zar zor galip ayrılılan Denizli Kasımpaşa ve Ankaragücü maçları
aslında Mustafa Denizlinin o bilir kişiliğinin zedelenmemesini sağladı. Musatafa hoca bu söze kızıyor ama ermişliğinin
en önemli faktörü:D inanmak ve onun akabinde gelen şanslı galibiyeler bunu kimse göz ardı edemez.
Mustafa Denizli Manchester maçı öncesi farkettiyseniz sürekli galibiyeti düşündüren açıklamalar yapmakta.
Kendimi futbolcuların yerine koyuyorum Mustafa hocanın bu tutumunun bana müthiş bir özgüven vericeğini düşünüyorum.
Mustafa hocanın bu işin olumlu tarafını görme işi keşke şimdi ki genç hocalar ve yönetimler tarafından da benimsenebilse
o zaman türk futbolunun daha istikrarlı bir hal alıcağına inanıyorum.
Burası Türkiye!
O da Mustafa Denizli!
Türk kulüplerini yönetenlerin günlük mesailerinin çoğu kulübe kriz yaşatmak ve kulübü doğru yönetmekten çok çıkmaza sürükeleyerek kulübü kendilerine muhtaç etmekle geçiyor.
Tüm kulüplerde bu aşşağı yukarı aynı ve beşiktaş’ta bu durumun yıllardır sınırlarda yaşanması artık başkanında sonunu hazırladı .Bu duruma getirenlerin başında başkan olduğu için onları yönetime başkan seçtiği için bu durumun tek sorumlusu o dur . Türkiye’deki başkanların koltuk sevdalısı ve menfaat düşkünü olduklarını düşünürsek başkanlar için bir gereksinim doğar, bu da onların yarattıkları krizleri doğru yönetecek, takımdan uzak tutacak , gündemi usta bir şekilde değiştirecek kurt bir hoca.
Ama bu kurt hocadan anlaşılmasınki dünya çapında ünü, başarıları, tanınırlığı olan bir hoca olucak.
Hayır!
Bu ya Mustafa Denizli ya Daum yada Lucescu olacak.Şöyle bir baktığınızda bu 3 hocanında beşiktaştan geçtiğini görürsünüz ve buda beşiktaşın nasıl hoca tarafından yönetildiğini yönetimin nasıl yanlışlar yapdığını size kısaca özetler.
Daum ve Lucescu’dan sonra Demirören in tek çaresi Mustafa Denizli’ydi.Çünkü Son seçenek ,son çare oydu .
Bu aynı zamanda Demirören’inde son şansıydı .Ama bu onun farkında değildi, hoca adayları içinden bir seçim yapdı ve şanslı Demirören Mustafa Denizli yi takımın başına getirdi .Mustafa Denizli yine bir kriz döneminde takımın başına gelmişti ve o takım Mustafa Denizli ile şaha kalkarak hem lig hemde Türkiye kupasını almıştı.
Bu Onun işi!
Mustafa Denizlini kriz yönetmesi ve bu durumlardan başarılı çıkması beni şaşırtmıyor çünkü bu adamın işi bu ve bu işi en iyi yapanlardan onun Beşiktaş gibi bir takıma teknik direktör olmasını sağlayanda bu yeteneğidir.
Mustafa Denizli 6 maç üst üste kazandığı gibi kaybedebilirde bunuda unutmamak gerekir , krizleri iyi yönettiği gibi bazen krizede sokar .
Artık Şaşırtmalı!
Mustafa Denizli krizi yönetir. Okey!
Ama avrupada ne yapar ne zaman takım ı takır takır top oynar ve insanların her maçda ömründen altı ay almadan ne zaman maç kazanır.
İşte o zaman , Mustafa Denizli gerçekten değerlernir ve el üstünde tutulur .
Mustafa Denizli ve Beşiktaşlı duruşu.
Mustafa Denizli’nin kariyerini veya Beşiktaş’ta başarılı olup olmadığını masaya yatırırken,resmin tamamına bakmak gerekiyor.
Mustafa Denizli gibi,günlük başarıların peşinde olmayan bir insanı anlamak,zaman ve sabır istiyor.Neyseki,sayın Yıldırım Demirören bu sabrı gösterdi ve bu günlerde büyük Beşiktaş camiası,bunun semeresini görüyor.
Beşiktaş,onursal başkanı Süleyman Seba’dan sonra,yakalandığı fırtınadan bir türlü kurtulamıyordu.Beşiktaş camiası bu durumu bir an olsun içine sindiremedi sindiremezdide.Çünkü,kulübün şanlı tarihinde ve büyük çoğunluğun bizzat şahitlik ettiği,uzun Süleyman Seba döneminde alıştığı geleneğin dışına çıkılıyordu.Burada kesinlikle sportif başarıdan değil Beşiktaşlı’lık duruşundan bahsediyorum.
Sonuçta Seba dönemindede,öncesindede,başarılarda oldu başarısızlıklarda.Ancak hiçbir zaman kulübün geleneklerinden ödün verilmedi.Başarıdada,başarısızlıktada,Beşiktaşlı’lık gelenekleri neyi gerektiriyorsa öyle yapıldı.
Seba döneminin bitişi ve bitiş şeklide dahil,geçtiğimiz sezonun altıncı haftası arasındaki zaman dilimi bir geçiş dönemi olarak kabul edilmeli.
Sonra ne oldu;altını çizmek istediğim konu,Beşiktaş,geçte olsa kariyerinin her bölümünde,Beşiktaş’lı olduğunu vurgulayan Mustafa Denizli gerçeğiyle tanıştı.
Asil duruşu,sakinliği,kendisine ve rakiplerine saygısıyla,gerçek beşiktaşlı duruşunu yaşıyor ve yaşatıyor.
Bu noktada Yıldırım Demirören’inde hakkını vermemiz gerekiyor.Geçtiğimiz senenin altıncı haftasından bu güne kadar,Beşiktaş kültürü neyi gerektiriyorsa öyle davranıyor.Buda,Beşiktaş kulübü sancılıda olsa geçiş dönemini atlatmış anlamına geliyor.
Mustafa Denizli ve Yıldırım Demirören,sadece kısa vadedeki krizi yönetmekle kalmadı,Beşiktaş’ı,taraflı tarafsız herkesin gözünde ayrıcalıklı kılan kimliğine döndürdü.