Ana Sayfa
>
Rıdvan Dilmen > Rıdvan Dilmen: Denizli hayal aleminde dolaşmasın
Rıdvan Dilmen: Denizli hayal aleminde dolaşmasın
“Mustafa hocanın mutlak surette futbolun doğrusunu yapması lazım, artık mucizelerin peşinde olmaması lazım, hayal aleminde dolaşmaması lazım.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Rıdvan Dilmen
Beşiktaş Sadece İstanbul’da Bir Semt Değil
Son iki, üç gündür yaşananlar nedeniyle derbi maç heyecanını çok yaşayamadık açıkçası. Belki herkes de aşağı yukarı sonucu tahmin ettiği için heyecanlanmıyordu. Mustafa Denizli belki biraz işe heyecan katma adına garip bir kadroyla sahaya çıktı.
Ekrem ön libero başladı. Solda uzun aradan sonra Yusuf, sağda da Serdar yer aldı. Tabata ve Ernst de ileri üçlünün arkasındaydılar. Maçın başında duran toptan gelen gol Galatasaray için altın değerindeydi bana göre. Rüştü’nün de maçtaki ilk lutfuydu rakibe. İsmail de en önden izledi golü. Sonra bir 5-10 dakika kimliksiz bir futbol vardı iki takım adına da sahada. Beşiktaş toparlanır gibi oldu ancak Galatasaray’ın hücum elemanlarının pres yapmaya ve savunmaya yardımcı olmaya niyeti olmaması da etkendi bu görüntüye. Orta sahayı hep rahat geçti Beşiktaş ama rakip ceza alanına etkili giremedi. Serdar Özkan’ın iyi gününde olması sayesinde yakalanan pozisyonlar dışında bir şey üretemedi takım. Tabata, İbrahim Kaş ve Nihat sahada yoktular zaten. Maçı kazanmaya yönelik bir şeyler göremedik ilk yarıda.
Denizli Fink ve Bobo’yu ikinci yarıda sahaya sürerek bilindik oyununa geri döndü ama Bobo da formsuzluğu nedeniyle etkili olamadı. Galatasaray özellikle Keita ile sağ kanatta çok etkili oldu. Aslında bu maç üzerine yazılacak çok fazla bir şey yok. Galatasaray da çok iyi top oynamadı bugün. Arda sanıyorum milli maçların da yorgunluğuyla çok durgundu sahada. Sarı kırmızılı takımın alıştığımız temposu yoktu özellikle ilk yarıda. İkinci yarıda da Beşiktaş yüklenirken buldukları boşlukları ve Rüştü’nün ikramını çok iyi değerlendirerek iki gol daha buldular ve derbi maçta rahat kazanmanın moraliyle bu haftayı da lider kapatacaklar.
Galatasaray’da işler yolunda gidiyor ancak 3 gün sonra Manchester United’ı konuk edecek Beşiktaş’ın oturup düşünmesi gerekiyor. 5 haftada zirvenin 9 puan gerisine düştüler. Beşiktaş sadece İstanbul’da bir semt değil. Bu takımın geçen yılın iki kupa şampiyonu ve Şampiyonlar Ligi’ndeki tek Türk takımı olduğunu hatırlaması lazım. Belki ilerleyen haftalarda telafi edilebilir bir durum bu ancak bunu gerçekleştirebilmek için de bir an önce şampiyon olunan geçen sezonki moral ve motivasyon düzeyinin yakalanması gerekiyor. Beşiktaş çok büyük sorunlar yaşayan bir takım değil aslında. İlerideki sorunlarını çözebilse şu anda çok daha farklı bir durumda olurdu ancak Denizli takımın iskeletinin yanlış yerleriyle oynuyor. Beşiktaş’ın artık bir an önce hangi oyunculardan nerde en iyi verim aldığını hatırlaması ve oyun planını bu şekilde kurgulaması gerekiyor. Ancak en önemlisi yukarıda da belirttiğimiz motivasyon ve moral unsurlarının sağlam bir şekilde geri kazandırılması. Bu derbide alınan sonuç elbet unutulur ancak eğer ilerleyen haftalarda bir çıkış gelmezse bu derbinin etkisi kartopu gibi gelir.
Mustafa harikalar diyarında
Mustafa Denizli için bundan daha doğru bir yorum yapılamazdı. Gerçekten de Sayın Denizli hayal aleminde dolaşıyor ve onun hayal aleminden, gerçek aleme hala gelememesi Beşiktaş’ın başına olmadık işler açıyor. Kabul etmek gerekiyor ki Beşiktaş’ta ne Galatasaray’daki ne de Fenerbahçe’deki kadro zenginliği yok. Kapasitesi sınırlı oyunculara sahip bir takımın teknik direktörünün takım içi dengelerle bu kadar oynaması ve takımı sürekli yapıp bozması sonucunda 5 hafta sonunda Beşiktaş sadece 6 puan alabildi ve şu anda 11.likte sürünmekte. Gerçi Mustafa Denizli’nin elindeki kadroyla sürekli oynaması sadece bu sezona özgü bir davranış değil. 2008-2009 sezonundaki maçlar incelendiği takdirde bu sezonda da Beşiktaş’ın 2 maç üst üste aynı kadroyla oynamadığı görülecektir. Ancak, sezon çifte kupayla kapatıldığı için bu durum fazla göze batmadı. Sokaktaki çocuklar bile Galatasaray ve Fenerbahçe’nin daha maçlar başlamadan hangi 11 ile çıkacağını ve hangi oyun sistemiyle oynayacağını bilirken Beşiktaş için sadece tahminler yürütülüyor. Bu tahminler de çoğu zaman tutmuyor.
Denizli’nin bazı takıntılarının olması da Beşiktaş için işleri çok zorlaştırıyor. Özellikle derbi maçlarına saçma sapan kadrolarla çıkması yüzünden Beşiktaş uzun süredir derbi kazanamaz bir hale geldi. Son Galatasaray maçından örnek vermek gerekirse sakatlıktan yeni çıkmış Ekrem Dağ’ın zorluk derecesi yüksek bir maçta ilk 11’de hem de ön libero mevkiinde ne işi vardı Sayın Denizli bir açıklasa da ben de anlasam. Yine bu maçtan bir örnek vermek gerekirse gol fakiri olduğunu sağır sultanın bile duyduğu bir takımın gol atabilecek 3 oyuncusu Bobo, Holosko ve Nobre neden yedek kulübesindeydi onu da anlayabilmiş değilim. Eğer bu oyuncuları yedek bırakır, artık ölmüş bir Nihat’tan kalabalık savunma içinde gol atmasını beklersen ‘’Allah sana akıl fikir versin’’ demekten başka söylenecek söz kalmaz. Bu arada Tello’nun durumunu da unutmamak lazım. Şilili’yi milli maç yorgunu olduğu için 18 kişilik kadroya bile almayan Denizli yine kendine has ve absürd bir davranışta bulunmuştur. Galatasaray’da milli maç yorgunu olmasına rağmen Baros ilk 11’de başlayıp 2 gol atarak Beşiktaş’ın ipini çekti. Elano’da oyuna 2.yarıda girip 3.golün hazırlayıcısı oldu. Aynı Elano Arjantin-Brezilya maçında da bir asist yapmıştı.
Mustafa Denizli’nin derbideki hataları saymakla bitecek gibi gözükmüyor. Ya Rüştü tercihine ne demeli. Sakatlıktan yeni çıkmış ve de maç eksiği bulunan Rüştü’yü sadece tecrübesinden dolayı formda olan Hakan Arıkan’ı küstürme pahasına kenara alarak sahaya sürmek bu sonucu hazırlayan bir başka faktördü. İlk golde arka direğe süzülen topa -alabilrdi, alamazdı orası ayrı- hiç bir hamlede bulunmadan sadece izlemesi tecrübesine ya da klasına hiç yakışmadı. Gerçi Rüştü bunu hep yapıyor. Kesin gol olacak pozisyonlarda mucizevi kurtarışlar yapıyor ama gol olmayacak pozisyonlarda da inanılmaz hatalar yapıp acayip goller yiyor. Bir takım için iyi bir kaleciye sahip olmanın ne kadar önemli olduğu bu maçta ortaya çıktı.
Bu sene Beşiktaş’ı maalesef çok daha kötü günler bekliyor. Hele zorluk derecesi yüksek Şampiyonalr Ligi maçlarında Beşiktaş’ın ne kadar aciz durumlara düşeceğini düşünmek bile beni kahrediyor. Belki Beşiktaşlı futbolcular da şu anki durumdan hiç hoşnut değiller ancak kafası başka yerde olan bir teknik direktör ile ancak bu kadarı oluyor. Mustafa Denizli bence kafa olarak hala Çeşme’de ve tatiline devam ediyor. Umarım bir an önce tatilini bitirip Nevzat Demir tesislerine gelebilir. Onun geç kaldığı her gün Beşiktaş’ı daha da zor durumlara sokacak ve de büyük ihtimalle Denizli kafa karışıklığı yüzünden alınan kötü sonuçlar neticesinde ilk yarının sonunu göremeyecek. Bu sezon işler öyle ‘’26.haftada şu olur, bu olur’’ diyerekte düzelecek durumda değil. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Hem Galatasaray hem Fenerbahçe şu anda 9 puan fark atmış durumda ve de mevcut şartlar göz önünde bulundurulduğu zaman bu puan farkının kapatılamayacağını hatta daha da açılacağını düşünüyorum. Beşiktaş, hiçte kötü oynamadığı bir maçı 3-0 kaybediyorsa gerçekten kötü oynadığı maçlarda neler olacak düşünmek istemiyorum.
Aslında şimdi Mustafa Denizli ile devam kararını sorgulama zamanı gelmiştir. Çifte kupayla tamamlanan sezonda Ertuğrul Sağlam’dan boşalan teknik direktörlük görevine Mustafa Denizli’nin getirilmesi doğru bir tercihti ve bu tercih sonucunda 19 yıllık bir aranın ardından duble yapıldı. Ancak yeni sezona da Mustafa Denizli ile devam edilmesi bence büyük bir hataydı. Mustafa Denizli, ‘’Ben bırakıyorum’’ dediğinde bu kararına saygı duyulmalı, kazandırdığı çifte kupa için teşekkür edilmeli ve de yeni bir teknik direktörle yeni sezona başlanmalıydı. Yeni teknik direktörün takıma getireceği havayla çifte kupa şampiyonu oyuncular yeni sezona aynı hırs ve motivasyonla başlayabilirlerdi ve alınan kötü sonuçlar alınmayabilirdi. Maçlarda bariz bir şekilde gözüküyor ki oyuncularda hırs ve motivasyon eksikliği var. Kimse elini taşın altına sokmak istemiyor ve adeta kaçak dövüşüyorlar. Yani her maçta oyuncuların üzerinde bir ‘’Bitse de gitsek’’ havası var. Sadece oyunculara suç bulmak pek adil değil tabiki, teknik direktörü futboldan uzak bir takımda oyuncuların da futboldan uzak olması bence gayet doğal. Çok eleştirilen Yıldırım Demirören yönetimi nasıl ki Ertuğrul Sağlam görevi bıraktığında kendinden beklenmeyecek doğru bir hamle yaptıysa şimdi aynı başarıyı Mustafa Denizli’nin yerine yine yerli bir teknik direktör bularak tekrarlamalıdır. Beşiktaş yönetimi tercihini yerli teknik direktörden yana kullanmalıdır çünkü kaliteli bir yabancı teknik direktör bulmak sezon ortasında zordan öte imkansızdır. Tabii yine tercih Mircea Lucescu olmayacaksa. Ne de olsa her Türk takımının can simidi Rumen teknik direktör.
GALATASARAY-BEŞİKTAŞ MAÇ VE HAKEM ANALİZİ
İyi bir teknik direktör, bir takım yapmaya çalışır ve teknik direktörlüğünü yarattığı takım ile açığa vurmak ister. Kötü bir teknik direktör ise, bir takım yapamayacağının bilincinde olduğu için, oyuncu tercihleriyle teknik direktörlüğünü göstermek ister. Olmayacak yerlerde, olmayacak oyuncuları kullanır, sürekli bir keşif arayışı içindedir, “keşif yapıyorum; o halde teknik direktörüm” anlayışındadır. Bu tarz teknik direktörler takım yaratamadıkları için hep on numaralardan medet umar. İlla ki, bir Revivo, bir Rapaiç, olsun ister. Hatta iyi oynayan bir Tabata’yı bile sırf tek başına 8 kişiyi çalımlayıp gol atmadığı için öfkelenip oyundan çıkartabilir; hem de yenik durumda ve Ekrem Değ sahadayken.
GS için çok kolay oldu, hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan bir maç kazandı, hem de derbi. Ligde bugüne kadar aldığı en kolay galibiyetti; BJK’nin yaptıkları (yapamadıkları değil) GS’ye yetti de arttı. Sarp’ın antrenmanda bile atamayacağı bir golle öne geçti, GS bütün maç organize bir hücum oyunu oynamadı, zaten buna da gerek yoktu, en önde ve en arkada oyuncusu olmayan 9 kişilik BJK’ye karşı iyi oyuna hatta iyi bir mücadeleye bile gerek yoktu. 9 kişilik bir takıma karşı, GS için bir tek Tello’nun kullanacağı, Nobre’nin yükseleceği duran ve yan toplar ile Holosko’nun savunma arkasına yapacağı koşular tehlikeli olabilirdi, bu konuda da Denizli devreye girdi ve bu oyuncuları yanında oturttu.
SÜRPRİZCİ ABİ MUSTAFA DENİZLİ
BJK’nin savunması da, orta sahası da tüm hattıyla GS’den iyi. BJK’yi zayıf gösteren, en arkadaki ve en öndeki oyuncusu, daha doğrusu oyuncusuzluğu, bir de hep sürprize oynayan teknik direktörü. Denizli iddaa programlarında “sürprizci abi” olarak tahmin yapsa daha çok saygı görür; çünkü, zaman zaman tutturur ve hak ettiğini kazanmış, koskoca bir kulübü elinde oyuncak etmemiş olur: bir teknik direktör Fink’i oynatmayabilir; ama onun yerinde Ekrem’i oynatmak için asla. Denizli’nin durumu sahiden ağır: Nobre’yi on numara pozisyonunda kullandığı GB maçında bu durumunun sinyallerini vermişti. Elektroşok denenmeli, belki bir işe yarar.
Toplar öne doğru etkili bir şekilde gidiyor; Köybaşı, Yusuf, Özkan içeriye etkili ortalar kesiyor, ama önde santrafor yok. Arkaya çok top gelmiyor; ama gelenler gol oluyor; çünkü kaleci yok. Normal bir kaleci( Hakan Arıkan) ve normal bir santrafor (Nobre), BJK’nin elini kolunu sallayarak kazanmasını sağlardı; bu, sahadaki oyundan açıkça anlaşılıyordu: İkinci yarı Nihat’ın çıkması ve Bobo’nun girmesiyle BJK üst üste etkili pozisyonlara girdi.
Takımın boyu kısa. Bir teknik direktör maç öncesi kadro analizi yaparken rakibin uzunlarının sayısıyla kendi uzunlarının sayını hesap etmez mi? Denizli’nin etmediğini sanmıyorum; mutlaka etmiştir, bu, halı saha turnuvalarında bile hesap ediliyor. Denizli’nin derdi, “ Mustafa Hoca her hafta duran toptan gol atan rakibe karşı kısa takım çıkarmış, bu takımla BJK’nin kazanacağı kimin aklına gelirdi, helal olsun hocaya” dedirtmek. Fink’in mevkisinde, Ekrem’in kullanılması, Tello’dan yararlanılmaması bu eğilimin sonuçları. Terim’in Bosna maçı sonrası saygınlığını yitirmesi ise BJK’nin lehine oldu, Denizli, Köybaşı yerine Üzülmez inadından vazgeçti.
GS, SINAVA GİRMEDEN MEZUN OLACAK GİBİ
Sabri, Köybaşı ve Yusuf ile gelen akınlara karşı başarılıydı; aslında başarısız olsaydı da değişen bir şey olmazdı; en iyi ihtimalle içeriye kesilecek olan topu kullanacak kimse zaten yoktu: santraforsuzluk= Nihatlılık. Demirören ve Denizli el birliği ile Nihat’ı nefret edilir hale getirecek.
İkinci yarı Serdar Özkan forvet gibiydi. Takım yenik, 45 dakikası var, Ekrem sahada Tabata ve Holosko kulübede. Özkan’ın girdiği üç net gol pozisyonu vardı, gerçek bir forvet bunlardan birini gol yapabilirdi. Holosko’nun, sırf süratiyle kırmızı kart, penaltı yaptırabileceği bir kaç pozisyon yaşandı.
GS’ye ilişkin söylenecek hiçbir şey yok; bu nedenle çok garip, tek taraflı bir maçtı. GS’ye ilişkin olarak övgüde bulunmak gerçekçi olmaz; çünkü, GS 9 kişiye karşı oynadı; bu bir mecaz değil; hatta bu dokuza karşı da iyi oynamadı, eksik bölgelerden yararlanıp iki gol buldu ve maçı bitirdi, son gol rakibin doğal düşüşüyle ilgili. Gidişata baktığımızda GS gerçek bir sınavdan geçmeden ligi bitirecek gibi görünüyor.
BÜLENT YILDIRIM VE YANI
Sarp’ın Tabata’nın üzerine yürüdüğü pozisyon en az 2 dakika oyundan çaldı. İlk yarının sonuna ilave bir dakika. Anlamı: “aman başıma bela bir pozisyon gelmesin”: kendine güven eksikliği. Ferrari, Tabata’nın üzerine yumruğunu kaldırarak yürüyen Sarp’ı ittiği için sarı kart görüyor; bu doğal; çünkü düz bir hakem, pozisyonları kendi özel durumu içerisinde değerlendiremiyor (İtti mi, itti=sarı kart). Sarp ve Tabata’ya gösterdiği sarı kartlar ise doğru. Hakemi ve yanı ele veren pozisyon, ikinci yarıda oyun 1-0 iken Leo Franco’nun ceza sahası dışında, elleriyle kestiği pozisyon. Pozisyon hakem için kolay pozisyon, yanıltıcı bir unsur yok, kaleci kırmızı kartı da göze alıp, topu elleriyle alenen kesiyor. Bu pozisyonda kaleciye kırmızı kart çıkmış olsaydı, on kişi takımın yiyeceği olası bir gol ikinci golü de getirebilir ve ligin kaderi değişebilirdi. Ne Yıldırım ne de yanı “görmedi”. Bu pozisyondan iki dakika sonra, Emre Aşık’ın Bobo’ya olan bariz ihlalini de göremediler. Özellikle Franco’nun pozisyonunda, hata(!) fahiş. Hakemi uyarmamakla görevli yan Bahattin Duran’ın gücü, Özkan’ı şikayete yetti.
futbolteknik@hotmail.com
Mustafa Hoca’nın Dağları
Denizli gibi kurt bir hocadan beklenebilecek en kötü kadro çıktı karşımıza Galatasaray derbisinde. “Mustafa Hoca tatile mi gitti acaba” dercesine baktık kartalın ilk 11′ine. “Herhalde” dedik, “biz yanılıyoruz.” Ama sonuç gösterdi ki, yanılan Denizli’ymiş.
Elinizde yetenekli oyuncular olabilir. Hatta bu oyuncular; Nobre, Bobo, Holosko gibi önemli isimleri kulübede oturtabilir de. Ama yer-zaman-gün o kadar yanlış ki…
Rüştü, İbrahim Kaş, Serdar Özkan, Yusuf, Tabata, Nihat formsuz.
İsmail ve Ferrari yeni takımlarına alışma sürecinde.
Elinizde kalıyor Sivok, Ernst, Ekrem idare eder kıvamında…
Rakip; Rijkaard’ın buldozeri Galatasaray…
Bu tablo sadece ve sadece Mustafa Denizli aklını kaçırsa mantıklı olurdu.
“As oyuncularım milli takımlarından geldi” diyor Denizli, “birlikte çalışma fırsatımız olmadı”.
Bu oyuncular neden as o zaman? Neden çağırılıyorlar milli takımlarına? Haftada 3 maç oynayamayacaklarsa neden Beşiktaş’talar?
Hadi bu konuda haklı olduğunu kabul etmiş gibi davranalım… Galatasaray derbisinde as oyuncuların ikamesi İsmail, İbrahim Kaş, Ferrari, Ekrem olabilir mi?
Getafe’ye gitmeden önce de İbrahim Kaş Beşiktaş’ta yedekti, kendi oyuncuna bonservis ödeyip geri alınca sahada yapabilecekleri katlandı mı yani?
İsmail, Tabata ve Ferrari yetenekli oyuncular olabilirler. İsmail Gaziantep’in parlayan yıldızıdır, Ferrari Almanya’da harikalar yaratmıştır, Tabata bonservis bedelini haketmiştir diyelim. Üçü de antrenman maçlarında hocalarının gözüne girmiştir, doğrudur.
Ama bu durum onların Galatasaray gibi, sezona biçerdöver kıvamında başlamış bir takıma karşı öne sürülüp perişan edilmeleri için yeterli değildir.
Denizli yanlış dağlara güveniyor. Transfer sezonu Beşiktaş için tam bir hezimet ve korkarım Mustafa Hoca yanlış dağları izlerken yeni hezimetler de kapıda…
Yanlışlıklar Komedyası !
Geçtiğimiz sezon de şampiyon olmasına karşın Beşiktaş’ın oyun anlayışını beğendiğimi söyleyemem.Vasat ekipler karşısında mücadele ederek puan almayı başarmışlardı.Kısacası Mustafa Denizli’nin oynattığı bu futbol mantalitesi ve oyuncu değişiklikleri şampiyon oldukları sene de mevcuttu.Lakin galibiyet alınca bu sorunlar pek gün yüzüne çıkarılmıyordu.Türk futbolundaki belki de en büyük sorun bu.Başarı gelince herkes memnun, hataları görmemezlikten geliyor.Bununda nedeni anlık başarı beklememiz.Şu noktaya varmak istiyorum.Mustafa Denizli’nin Gs maçı başta olmak üzere yaptığı hatalar geçen sezonda vardı.Ama rakipler zayıf olunca O Beşiktaş forması bile kazandırıyor maçı.Neden ilk 7-8. sıradaki takımlara karşı galibiyet almakta zorlanıyordu Beşiktaş.İşte bu yüzden zorlanıyordu.Oyun anlayışındaki yanlışlıklar komedyası zayıf rakipler karşısında alınan galibiyetler sonucu örtülüyordu.İlk sıradaki takımlara kaybettiğinizde de liderlikten düşmüyordunuz.Bu sene ise takımlar -G.Saray ve F.Bahçe başta olmak üzere- biraz kıpırdanmaya başlayınca taşmış sabırlar iyice kendini göstermeye başladı.Ve olayın ehemmiyei bu noktaya kadar ulaştı.
Mustafa Denizli’nin Galatasaray karşısına çıkardığı 11 çok tartışılmaya açıktı.Yusuf Şimşek’in oynadığı mevkiden tutun, Ekrem Dağ’a ve Nihat’ın tekli forvetine kadar hatalar zinciri mevcuttu.Elinizde Holosko,Bobo ve Nobre gibi isimler varken tekli oyun kurgusunu benimsemeniz tabiki eleşrilir.Ama şunu da düşünmek gerekir ki o takımı en iyi tartışmasız Denizli tanıyor.Fikirlerine saygı duymak gerekir.
Toplumumuzda bir laf vardır.Ağır bir tabir olabilir, ilgili şahısın affını diliyorum.’Huylu huyundan vazgeçmez’ diye.Mustafa Denizli Galatasaray, Fenerbahçe ve Milli takım kariyerlerinde hep böyle bir sistemde oynadı.Hemen hemen her maç öncesi süprizler yaşattı.Galatasaray maçı öncesi tüm teknık adamlık kariyerini arkasına almak onun da şüphesiz aklına gelmezdi.Onun yerinde kim olsa – onun yerindeden kastım, öyle bir oyun anlayışını benimseyen- böyle bir kadro sahaya sürerdi.Çok da uzun uzadıya tartışmak yersiz.Bahsettiğimiz üzere o takımı en iyi Mustafa hoca tanıyor.Belki o şartlarda en iyisi o kadroyu sahaya çıkarmaktı.Saygı duymak gerekir.
KARARI DENİZLİ VERECEK
Beşiktaş’ın M. United’ı yenmesi sürpriz olmaz; bu yorumu, yalnızca Liverpool galibiyetini ölçü alarak yapmıyorum. Beşiktaş’ın kadro yapısını dikkate alıyorum. Beşiktaş, yerleşik oynamayı iyi bilen oyunculardan kurulu bir takım. Fenerbahçe, bu oyunu iyi oynadığı için, Oftaş ile ancak berabere kaldığı maçın üç gün sonrası Inter’i yenebiliyordu. Bu nedenle, Galatasaray yenilgisini ölçü almamak gerekir; ama, olumlu yönde bir ölçü olabilir; çünkü, bu yenilgi, zaten rakibi küçümseme eğilimine sahip olan M.United’lı oyuncuların Beşiktaş’ı küçümsemesini ve maça yeterince konsantre olamamasını sağlayabilir. Bu söylenenler N.K. da geçerli olacaktır; çünkü Denizli, öngörülemez. Denizli, öngörülemez olmayı, başarılı olmaya seçen bir teknik direktör; daha doğrusu bir insan.
Fink-Ernst ikilisi, savunmanın önünde, iyi bir Avrupa takımında etkili savunma oyununun içinde yer alabilecek oyuncular. Tello, Holosko, iyi bir Avrupa takımının kanat hücumcuları olarak, hem hücum, hem savunma görevlerini yerine getirebilecek iki oyuncu. Tabata, iyi top kullanabilen bir takım oyuncusu; Denizli’nin oyuncudan beklentisi gerçekçi olursa, katkı sağlayabilir. Önde, fırsatçı Nobre. Ligin standardının yükselmiş olması, burası Ş.Ligi, “Neyin fırsatı?” sorusunu akla getirebilir; çünkü, ligimizde bile yeterince fırsat bulamıyor. Sorunun yanıtı “gevşeme eğilimi olan bir M.United savunmasının vereceği fırsatlar” olabilir.
Köybaşı, Kaş bek pozisyonunda iyi oyuncular. Stoperler de iyi. Ferrari-Sivok ligimiz içi performanslarıyla güven verdiler; iki oyuncunun da İtalya ligi patentli olması, Sivok’un Milli Takımıı’yla da uluslararası deneyimi olan oyuncu olması Beşiktaş için şans. İyi performansları, Ernst ve Fink’li oyununun savunma gücü ile de ilişkili. Tek, daha doğrusu çift sorun Rüştü, Nihat; oyuncu kazanma merakı, Rüştü ve Nihat’a bu maçta da şans verilmesine neden olabilir. Bu koşulda, rakibin gevşekliği bile bir işe yaramayacaktır. Türkiye’de bir oyuncuyu oyundan alırken, oyuna sokarken, ilk on bir şansı verir ya da vermezken, hep, oyuncuyu “bitirip bitirmeme” kaygıları devreye girer; “bitmeye” bu kadar elverişli oyuncuların olduğu, ya da olduğu sanıldığı başka bir ülke var mı, bilmiyorum. Bir oyuncunun morali bozulabilir; ama morali her bozulduğunda, oyuncunun “biteceği” korkusunu yaşayan teknik direktörler, “bitikleri” sahaya sürmeye devam ediyor ve takımlarını “bitiriyor”. Bakalım Rüştü-Nihat mı, Beşiktaş mı önce “bitecek”?: kararı Denizli verecek.
futbolteknik@hotmail.com
“Mustafa Denizli futbolun doğrularını yapmalı.” Bu söze itiraz edecek başta Mustafa Denizli olmak üzere itiraz edecek kimse yoktur sanırım. Kim kendi mesleğiyle ilgili “doğruları yapma”yı istemez ki… Ancak asıl mesele burada başlıyor sanırım. Yani futbolun doğrularının ne olduğunda… Eğer denildiği gibi “futbolun doğruları” belliyse ve bunlar üzerinde bir fikir birliğine varılmışsa, rahatlıkla herhangi bir teknik direktöre de gerek olmadığı sonucuna varılabilir.Kulüp başkanları dahil herhangi bir kişi takımın başına geçip “futbolun doğruları”nı uygulayabilir ve mesele kendiliğinden ortadan kalkar.Halbuki sadece futbolda değil hiçbir alanda belli doğrulardan söz edilemez.
Hemen her alanda olduğu gibi futbolda da başarı için pek çok değişken vardır. Kadro kalitesi, taraftar, taktik, hava koşulları,rakibin durumu, şans… bu değişkenlerden bazılarıdır. Sayın Rıdvan Dilmen’in sık sık söylediği ve çok hoşuma giden bir sözü vardır: “Neticede futbol futbolcuyla oynanır.” Evet çok doğru. Siz (eğer varsa) “futbolun tüm doğruları”nı yerine getirmiş olabilirsiniz ama bu rakibinizi yenebileceğiniz anlamına gelmez. Zaten öyle olsaydı ligimiz tarihinde sadece 4 ayrı şampiyon çıkmaz, şampiyonlar ligine dört beş takım ambargo koymazdı.
Galatasaray ve Beşiktaş arasındaki mücadelede Serdar Özkan yerine son vuruşlarda başarılı biri olsaydı sanırım bugün “futbolun doğruları” olarak Denizli’nin hamlelerini konuşuyor olurduk…
Denizli hayal aleminde dolaşmasın. Denizli her derby maçına sürpriz kadrolar çıkarıyor. Denizli takım üzerinde çok oynuyor. Denizli Tello’yu Holosko’yu neden yedek bıraktı maçı mı önemsemedi?
Kaç gündür her yerde bu sözleri hepimizi duyuyoruz. Evet Beşiktaş gerçekten hak etmediği farklı bir derby mağlubiyeti yaşadı fakat neden kimse gerçek nedenlerden bahsetmiyor.
Haziran ayı sonunda Mustafa Denizli Çeşme’de tatilini yaparken neler olmuştu hatırlıyor muyuz? Mustafa Denizli gerçekten kendi idealine ulaşmış ve üç büyük takımla da şampiyonluk yaşayıp adını tarihe yazdırmıştı. Üzerine Galatasaray’la yaşadığı Avrupa başarısı, sonra Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör olması ve aynı şekilde Beşiktaş’ın da ilk Türk şampiyon teknik direktörü olması bir üstüne kupa zaferi. İran’da yaşadığı başarılı dönem; ki kesinlikle kıymeti bilinememiştir, Milli Takımla yaşadıkları. Bu kadar zaferin ardından Mustafa Denizli elbette nefes almak istedi. Hele ki o kadar puan geriden gelip, tamam teslim-i hakikat yapalım Ertuğrul Sağlam’ın doğru seçimlerinden olan kadroyu daha da düzgün hale getirip, “yeter Yıldırım Demirören” sözlerini susturup, bir de geriden gelip şampiyon olmak kaç kişi bu stresi kaldırabilir.
Ama Çeşme’de belki sağlığını da düşünüp aldığı nefes alma kararına bir bakıma mahalle baskılarıyla tecavüz edilen Mustafa Denizli sizce de bu eleştirilere fazlaca hedef haline gelmiyor mu?
Hele bir de demin saydığım başarıları göz önüne alıp, kariyerini göz ardı ederek bir teknik direktörün menerjeryal tutumuna, kadrosuna inanmasına nasıl böyle oturduğumuz yerde laf edebiliriz ki.
Hanımlar beyler hepimiz ya televizyonlarımızın başında, barlarda ya da kafelerde ve yahut tribünlerden maçı takip ettik. Hiç birimiz ne soyunma odasındaydık, ne de hafta boyunca tesislerde. Ben bir Galatasaraylı olarak Mustafa Denizli’ye teslim-i hakikat yapmak zorunda hissettim kendimi.Çünkü ben futbola inanıyorum. İster endüstriyel bakışla bir show olarak görelim, ister futbolun spor ve emek ruhuna inanalım, iki gözle de Mustafa Denizli’nin bu zamana kadar verdiği emeğe, deneyimlerine ve en önemlisi bize yaşattığı başarıları hatırlayıp, tercihlerine saygı göstermeliyiz.
Son olarak da maç sonrası Mustafa Denizli’nin konuşmasını herkesin hatırlamasını rica ediyorum. Böylesine adaletsiz ve bir büyük takım olarak hezimet sayılabilecek mağlubiyetin arkasından nasıl sakin, kararlı, hatalarını da zaaflarını da kabullenmiş ama kesinlikle formasyonuna ve ekibine bu kadar inanmış bir Mustafa Denizli vardı. Hatta öylesine güçlüydü ki o an Manchester maçını bile aklında oynamıştı sanki ve o an dahi futbolcularını salı günkü maça motive etmeye başlamıştı.
Mustafa Denizli bir liderdir, başarıları ve deneyimlerini asla unutmamlı ve kimsenin boşu boşuna önemli bir teknik direktör payesine erişemeyeceğini aklımızın bir yerinde tutarak eleştirilerimizi yapmamız gerekir…
2009 yılın ilk derbisini yorumlamadan önce Beşiktaş’ın gerek bu maçta gerekse de bu seneki ilk dört haftaki durumuna farklı bir açıdan bakmak lazım. Beşiktaş’ın Galatasaray maçındaki teknik analizinden önce psikolojik durumunu değerlendirmek gerekli, sahadaki tüm futbolculara baktığımızda (yeni veya eski) hepsinde bir özgüven eksikliği açık bir şekilde görülmekte, geçen seneki özgüveni yüksek, hırslı, maçı her yönüyle oynamaya çalışan futbolcuların bu sene lige başlarken en büyük eksikliği bu…peki ama neden? Bu sorunun tek bir cevabı var, çünkü liderleri değişik bir psikolojiyle başladı lige…neden mi? Bunun cevabını vermek için Mustafa Denizli’nin Fenerbahçe’deki günleri hatırlayalım… Mustafa Denizli Fenerbahçe’de gerek göreve getirilişi gerekse de geldiği sene benzer bir şekilde Fenerbahçe’yi şampiyon yaptı ve bir sonraki senede Mustafa Denizli takımın başında lige ve devamında şampiyonlar ligine benzer şekilde bir başlangıç yaptı. Lige kötü başlayan ve şampiyonlar liginde puan alamayan Fenerbahçe’den ayrılmak zorunda kaldı. Şimdi biraz dikkatli Mustafa Denizli’yi gözlemlersek, bu sene de benzer bir durumla karşı karşıya kalma psikolojisinin Mustafa Denizli’yi etkilemiş olduğu ortada, bunu kadro seçimi, futbolun bazı kurallarını bir kenara bırakıp bazı yanlışlarda ısrarcı olmasından, yaptığı açıklamalar ve saha kenarında ki duruşundan bile rahatlıkla anlayabiliyoruz. Mustafa Denizli’nin geçen sene lider kimliğiyle şampiyon takımın futbolcularına verdiği bu özgüveni yine bu sene oyuncularına hissettirememesi Beşiktaş’ın bu seneki tutukluğunun başlıca nedeni, Beşiktaş’ın geçen seneki ivmesini yakalaması için Mustafa Denizli’nin bir an önce bu psikolojiden kurtulup takıma tekrar bu özgüveni aşılaması gerekli, bunu doğru bir şekilde yaptığı taktirde Beşiktaş’ın düşünülenin aksine çok hızlı bir şekilde maç kazanmaya ve form tutmaya başlayacağına inanıyorum. Peki bu durumda bile herkesin sonucunu merakla beklediği 2009 yılının ilk derbisinde maça baktığımız öne çıkan noktalar neler acaba; Galatasaray Ali Sami Yen’deki mücadeleden 3-0 lık bir skorlar galip ayrıldı. Birçok kişiye göre favori kazandı ve beklenilen oldu diyebilirsiniz. Ancak maça baktığımızda maç öncesi favori gösterilen Galatasaray favori gibi oynamadığı hatta maçın belli bölümlerinde Beşiktaş’ın Galatasaray’dan daha üstün oynamasına rağmen 3-0 kazandı. Peki o zaman herkesin aklına Beşiktaş çok kötümü oynadığı için mi kaybetti sorusu geliyor, bu soruya da kimse evet diyemez sanırım… Burada sorulması gereken en önemli soru Galatasaray’ın geri de kalan haftalara göre kötü oynadığı ve iyi ayakları olan Arda, Baroş gibi oyuncuların etkisiz kaldığı (Etkisiz ve çoğu zaman sahada gözükmeyen Baroş 2 gol bulduğunu da Beşiktaş teknik heyetinin kendine sorması lazım diye düşünüyorum). Keita, Kewell gibi oyuncularının da çok etkili olamadığı bir maçta peki Beşiktaş takımı nasıl oldu da yenildi. Şunu hemen söyleyelim Beşiktaş açısında bu mağlubiyetin teknik açıdan da baktığımızda en önemli ve tek sorumlusu Mustafa Denizli’dir. Özellikle oyuncu tercihleri Beşiktaş’ın bugünkü maçta dahil olmak üzere geldiği bu noktanın en önemli sebebidir… Bugünkü maça baktığımızda Ekrem’i orta sahanın ortasında oynatması, Yusuf’u ısrarla sol tarafta oynatması, 5 hafta geçmesi rağmen tek ve etkisiz kaldığı bariz ortada olan ve fizik kondisyonu hala beklenilen düzeyde olmayan bir Nihat’ta ısrar etmesi Beşiktaş’ın bu maçı kaybetmesinde öne çıkan sebeplerin başında, ayrıca kaç haftadır kalesinde iyi işler yapan Hakan Arıkan’ı yedek bırakıp bugünkü yenilen gollerin ikisinde çok kritik iki hata yapan Rüştü’yü oynatmasında Mustafa Hocanın yaptığı önemli hatalardan bazıları, maça tekrar döndüğümüzde Galatasaray geçen haftalarda izlediğimiz kadar etkili değildi dedik, ancak maçın daha 3. dakikasında yine Arda’nın kullanıldığı bir kornerden arka direkte önce Rüştü’nün hatası ardından yanlış eşleşme yüzünden Mustafa Sarp’ın kafa golüyle Galatasaray maça 1-0 galip başladı. Futbol oyununda gol her zaman yenebilir ancak Galatasaray’ın son haftalarda organize ve çalışılmış bir şekilde attığı bu korner gollerini herkes biliyorken Mustafa Sarp’ın bu kadar yalnız bırakılması (bunun en önemli neden defansta Yusuf ile eşleşmenin yanlış bir tercih olması) ve Rüştü’nün yaptığı pozisyon hatasından dolayı Beşiktaş çok erken bir dakika da yenik duruma düşmüş oldu… Bu dakikadan sonra ki 15-20 dk’lık dönemde Beşiktaş yüksek pas yüzdesi ve kanatlardan organize olmaya çalışmasıyla oyunda üstünlüğü ele aldı, bu dönemde Serdar Özkan ile yüzde yüz net bir pozisyonda yakaladı ancak bu net pozisyonu gole çeviremeyince Beşiktaş takımı soyunma odası 1-0 yenik gitti. İkinci yarıya Nihat yerine Bobo, Tabata’nın yerine Fink oyuna girince Beşiktaş bu yarıda Galatasaray’a karşı ikinci yarının ilk bölümünde daha etkili olmaya başladı ve yine Serdar Özkan ile çok net pozisyonlarda buldu ancak son vuruşlarda ki beceriksizliği yüzünde beraberlik hatta öne geçme fırsatını değerlendiremedi. Bu dönemde golü bulan bir Beşiktaş’ın oyunu rakip sahaya yıkabilecekken bu golleri atamayıp yine Rüştü’nün gelen bir şut sonrasında topu sektirmesi sonrasın Baroş etkisiz gözüktüğü bir maçta 2. Golü atması Beşiktaş açısında maçın bittiği dakika oldu. Doğal olarak maç 2-0 olduktan sonra Beşiktaş maç disiplininden uzaklaşmış oldu ve ardından yine Baroş’un çok rahat bir pozisyon düzgün vuruşuyla yaptığı 3. golle de maçın skoru da belli olmuş oldu. Beşiktaş’ın ligin 5. haftasında lider Galatasaray’dan 9 puan geriye düşmesi her şeyin bittiği anlamına gelmiyor, üstelik Beşiktaş gerek kadro yapısı gerekse de etkili oyunculara sahip olması açısında bu ligde şampiyonluğa her zaman oynayacak takımların başında geliyor. Bu noktada Sayın Denizli hemen Beşiktaş’ın ideal kadrosunu bulmalı ve istikrarlı bir şekilde sahaya sürmeli, rakibe göre kadro çıkartmaktan vazgeçip gerçek bir büyük takım gibi kendi oyununu oynayan takım formuna dönmesi lazım… O zaman puan kayıpları olsa da Beşiktaş için kredisi yüksek olan Mustafa Denizli’ye herkes gerekli sabrı fazlasıyla mutlaka gösterecektir. Mustafa Denizli’nin bu şekildeki tercihleri ve yönetimine devam etmesi geçen senenin çift kupalı şampiyonu olan bu takımdaki oyuncularının kendilerine olan güvenlerini daha da çok kaybetmelerine neden olacaktır ki bu Beşiktaş’ın için sezona erken havlu atmak anlamına gelebilir. Debiye Galatasaray açısından baktığımızda maçın en iyisinin Sabri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, gerek hücumda gereke de defansta çok etkili oynadı, Sabri’nin yanında önceki maçlara göre çok etkili olamasalar da Keita ve Kewell’in kıpırdanmaları, Baroş’un da etkisiz gözüktüğü bir maç olması rağmen bulduğu pozisyonları gole çevirmesi Galatasaray’ın Beşiktaş maçını kazanmasını sağladı. Galatasaray kötü oynamasına rağmen etkili ve kaliteli ayaklara sahip olmasından dolayı bu tür maçları alabilecek bir takım bunu özellikler ligin ilerleyen haftalarında da göreceğimiz maçlar olacaktır. Bu yüzden lig maratonunda şampiyonluğa giderken böyle kazanmanın ne kadar önemli olduğunu Galatasaray takımı bir kez daha göstermiş oldu. Bu arada hakem hakkında da bir parantez daha açmadan geçmek yanlış olur düşüncesindeyim, maçın hakemi genel olarak iyi bir maç yönetmiş gibi gözükse de maçta çok kritik yaptığı birkaç hata maçın skorunu etkiyecek hatalar olması sebebiyle konuşulması gerekli diye düşünüyorum, özellikle Galatasaray kalecisi Le Franco’nun ceza sahası dışında elle oynamasına kırmızı kart çıkarmaması, Emre’nin ceza sahası içinde Bobo’ya yaptığı hareketin göremeyip penaltı vermemesi maçın skoruna yüzde yüz etki eden iki pozisyon olarak akıllarda soru işareti bıraktı, özellikle 60. dakika da Galatasaray 1-0 önde iken kalecisinin atılıp 10 kişi kalması sonucunda maçın sonucu ne olur bilinmez ama 2. gole kadar olan süredeki oyuna baktığımızda Beşiktaş bu maçı alabilir miydi diye sorduğumuz da maçı izleyen herkes inanarak EVET diyecektir diye düşünüyorum.
- Mustafa Denizli futboldan anlıyor ama malesef futbolcudan anlamıyor -
Günümüzde futboldan anlamak bir teknik direktör için artık yeterli bir referans değil. Çünkü çağımızda her kesimden, her meslekten her insan futboldan anlıyor artık. Bakkalı, kasabı, manavı, çöpcüsü, avukatı, hakimi, doktoru, polisi, askeri, öğrencisi vs…gibi bu ülkenin tüm çeşitli insan toplulukları futbola yakından aşinadır. Yani futboldan anlamak için antrenör olmaya gerek yok. Ama futbolcudan anlamak için antrenör olmaya gerek var.
İşte Mustafa Denizli’nin en büyük eksikliği futbolcudan anlamıyor olmasıdır. Zamanında Ali Güneş, Tayfun Korkurt, Erol Bulut gibi vasat ve vasatın altı futbolcuları bu ülkeye yıldız diye sunmuştur. Zaman zaman oyun içinde yerlerini değiştirerekte ilginçliklere imza atmıştır.
Şimdi aynı şeyi Beşiktaş’ta yapıyor. Yusuf’u sol kanada, Ekrem’i göbeğe monte edebiliyor. Sadece bununla sınırlı değil oyuncu yanlışları. Bobo-Holosko-Nobre’nin hiç birisinin ideal bir santrafor olmadığının farkına varmaması; Delgado’nun sakatlanmadan önce verimsiz performansına rağmen onu sürekli oynatması; Yıldız bir maestroya ihtiyacı varken, Tabata gibi bana göre anadolu takımında bile vasatı geçemeyen bir oyuncuyu transfer etmesi; Ferrari-İsmail-Tabata ya değerinden kat kat fazla paralar verilmesine ses çıkarmayışı yanlışlarından bazılarıdır. Fink gibi aynı mevkinin adamı olan sıradan bir oyuncuyu, Ernst’in yanına transfer etmeside ilginçti.
Mustafa Denizli’nin yıldız kompleksi var; o takımdaki tek yıldızın kendisinin olmasını ister şeklinde basında çıkan haberlere pek itibar etmesemde; gelinen noktada bu dedikoduların doğruluk payının olabileceği şüpheside aklımı kurcalamıyor değil.
Mustafa Denizli günü kurtarmak için dünyadaki belkide en iyi hocalardan birisidir. Lakin tam tezat şekilde gelecek planlaması yapan bir takım başına getirilebilinecek en kötü hocaların içindede kendisini görüyorum.
” Mustafa Denizli bir ilk yardım uzmanıdır. Sorunu geçici bir süreliğine çözen pansumancıdır. Sorunu kökünden ameliyatla halledebilen bir cerrah değildir ”
Geçen sene Beşiktaş’ın şampiyon olmasının sebebide budur. Geçici çözümlerin ve kısa vadeli başarıların uzmanıdır sayın Mustafa Denizli.
Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un hoca yüzünden zaafiyet yaşamasıda, Mustafa hocanın ekmeğine yağ sürmüştür.
Ama bu sene gerçekler patlayan mağma gibi gün yüzüne çıkmıştır.
Beşiktaş’ın Grafite gibi ideal, komple bir forvete ihtiyacı varken almamak ne kadar akıl karı bir iştir ? İsmail köybaşı ve Ferrariye verilen parayla 32 yaşındaki bir grafiteye 8-10 milyon euro, aynı yaştaki Riquelmeyede gene aynı para verilip alınamazmıydı ? Üstelik Tabataya verilen parayı saymıyorum bile.
Sayın Mustafa Denizli benim gibi bir vatandaşın akıl ettiği şeyi akıl edemedi mi ?
Yıldıray’ı ısrarla istediğinide biliyoruz. Yıldıray’da Beşiktaş’a uygun olmadığını sokaktaki her insana sorsanız söylerler.
Dün geceki Manu ile oynadığımız şampiyonlar ligi maçını izledim. Sahanın en iyisi, Beşiktaşı hücuma götüren ve gol tehlikeleri geliştiren tek oyuncu olan Serdar Özkan’ı oyundan aldı inanamadım. Maç sonu kendisine bu soru sorulduğunda yoruldu diye çıkardım dedi mikrofonlara. Aynı soru Serdar Özkan’a soruldu. Hayır yorgun değildim devam edebilirdim diyerek hocasının tam aksini konuştu.
Daha öncede yazdığım gibi günümüz futbolunda bir hocanın futboldan anlaması yeterli değil, futbolcudan anlaması daha çok önemli. Sadece hocaların değil, başkanlarında anlaması önemli futbolcudan.
Bugün Beşiktaş’ın başında İlhan Cavcav olsaydı, ne o paralar verilirdi, ne o oyuncular alınırdı.
Bir antrenör futboldan anlamayıp ama futbolcudan anladığı için çok şampiyonluklar yaşayabilir. Ama futbolcudan anlamayan bir teknik adam ancak mucizeler gerçekleşirse şampiyonluk zevkine varır. Tıpkı Beşiktaş’ın geçen seneki şampiyonluğu gibi.
Beşiktaş için bu sene bitmiştir. O mucize bir daha gerçekleşmez.
” Aslında Mustafa Denizli hayal aleminde dolaşmıyor; hayalden uyandığı için Beşiktaş ta bunları yaşıyor ”
Çünkü Beşiktaş’ın kadrosunu en ideal haliyle sahaya sürseniz bile süper lig şampiyonluğu için yetersiz.
1 tane bile ideal forveti yok. İdeal Maestrosu yok. Defansı oturmamış ve mevcut elmanlarda yetersiz. Münch ve Keita gibi tam kanat oyuncusu denilebilecek 1 tane adamı yok.
Hal böyleyken,eskiklerini gideren, gerekli yerlere marka yıldızlar alan Fenerbahçe ve Galatasaray karşısında Mustafa Denizli’nin Doğruları bulması halinde bile şansı yok !
Çünkü Günümüz antrenöründe bulunması gereken en önemli yetenek futbolcudan anlama sezgisi Mustafa Denizlide çok zayıf.
” Mustafa Denizli futboldan anlıyor ama malesef futbolcudan anlamıyor ”