NBA’de Dirk Nowitzki tarih yazdı
13 Haziran 2011

Dallas Mavericks, NBA final serisinin 6. maçında Miami Heat’i deplasmanda 105-95 mağlup ederek kulüp tarihinde ilk kez şampiyon oldu. Teksas ekibinin Alman yıldızı Dirk Nowitzki ise, kariyerindeki ilk NBA şampiyonluğuyla birlikte ilk kez final serisinin “MVP”si seçilerek adını NBA tarihine altın harflerle yazdırdı. Sol el orta parmağındaki tendon yırtığı ve 4. maçta 39 derece ateşe rağmen takımına hayat veren All-Star oyuncu, 38 yaşındaki tecrübeli oyun kurucu Jason Kidd’in de kariyerine şampiyonluk yüzüğü eklemesinde başrol oynadı.
Dallas Mavericks’i şampiyonluğa götüren faktörler ile final serisine favori olarak başlayan Miami’nin ‘Büyük Üçlü’sünün mutlu sona ulaşamamasında kilit nokta ne oldu? Bu konu hakkındaki yazılarınızı bekliyoruz.
15 hatta 20 sayı fark yiyen bir mavericks’de bir sarışın çıkıyor el üstünden imkansız şutları sokup takımı ateşliyor. yağmur gibi üçlükleri yollayıp en katı savunmayı yapıyorlar. Nowitzki gerçekten sorumluluk sahibi bir sporcu. Bu başarının anahtarı “asla pes etmemek”.
Fakat 15 sayı yiyen Heat’i ele alacak olursak; Bosh saçmalar, Wade farkın açılmasını önler fakat takımı harekete geçiremez, James ise nerede saçma işler var onları yapmaya çalışır. Pota altına girip önüne üç dev adam çıkınca topu savurup kaybeder mesela… Bireysel anlamdaki başarıyı 6. maçın başlarında gördük. Birbirlerinden bağımsız oynadıklarında muhteşemler fakat iş takım olmaya gelince Bosh bir lider olamaz, James liderlikten korkar, Wade’nin elinden hiçbir şey gelmez. önceki maçların ikisinde takımı ateşleyen isim kimdi? Şaşırabilirsiniz ama bence Chalmers’di. bu adam mı takım kaptanı olacak?
Özetle Miami Heat yıldızlardan oluşan “başarılı” bir takım olmak istiyorsa yıldızlarının egolarını bastırmamalı aksine onları bileyip onları kullanmalı. Dallas’da Nowitzkinin bu kadar rahat olmasının sebebi de bence budur, çünkü arkasında asla pes etmeyen bir takım var.
Aslında sezonu şöyle bir gözümüzün önüne getirdiğimizde dallasın inişli çıkışlı grafiğini görüyoruz miami ise kötü başladığı sezona sezon ilerledikçe yükselişe geçerek doğuda 2.sıradan play off lara gitmeyi başardı tabi burda yeni bir takım olmanın etkisi büyüktü.
Hepimizin bildiği bir şey varki play off larda işler gerçekten çok farklı yürüyor.Bu yıl ki play off lar için şunu çok net söyleyebilirimki son yıllarda izlediğim en zevkli play off sezonuydu.Takımların geri dönüşleri memphis grizzlies ın inanılmaz performansını ana etkenler olarak gösterebilirim.
Final serisine gelecek olursak dallas ve miaminin bunu kesinlikle hakettiğini düşünüyorum.Artık bu serinin sonucunu küçük detayların ve tecrübenin belirleyeceği aşikradı.Evet dallas çok daha tecrübeli bir takım gibi görünüyordu ancak miamide de şampiyonluk tecrübesini daha önce yaşamış dwayne wade gibi süper bir star vardı yanında ise lebron james…Burda kimin neyi doğru neyi yanlış yaptığından ziyade kimin bu seriyi çok daha fazla istediği bu serinin kaderini belirledi.Miamideki 2.maç gerçekten serinin kırılma anıydı 15 sayı geriden gelip maçı kazanmak inanılmazdı bu maç nowitzki ve arkadaşlarının bu seriye ne denli konsantre olduklarının kanıtıydı.O maçın bana göre yıldızı nowitzkiyi bir kenara koyacak olursak kesinlikle shawn marion dı.Takımın çok kötü olduğu zamanlar hep ayakta kaldı karşısındaki atlet oyuncularla çok iyi mücadele edip üstüne üstlük skor katkısı da yaparak serinin kaderini önemli ölçüde değiştirdi.Zaten diğer maçlardaki bench katkısı ve birçok oyuncunun çift haneli sayılara ulaşması dallasın takım halinde bu seriye ne kadar inandıklarının bir diğer göstergesiydi kendi evlerinde ki ilk maçı kaybetmeleri bile takımın moralini bozmadı ve motivasyonlarını hiç kaybetmediler.Dallasa şampiyonluğu getiren en önemli etken en doğru yaptıkları şey kesinlikle hep bir arada kalmalarıydı ve konsantrasyonun en üst seviyede olmasıydı rotasyon 7 oyunucuyla dönerken bile kritik anlarda geri düşmelerine rağmen takım oyunundan taviz vermeyip bir arada kalarak şampiyonluğu kazandılar.
Olaya miami cephesinden bakacak olursak ben kesinlikle bu sezon başarısız olduklarını düşünmüyorum.Yeni oluşan bir organizasyonun ilk senesinde nba finali oynaması önemli bir olay tabi burada medya baskısı süper yıldızlar vs gibi etkenler üzerlerinde önemli bir baskı oluşturmuş ve başarısız gibi görünmüş olabilirler ancak lebron için söyleyebileceğim tek bir şey var başka işlerle uğraşmayı bırakıp sadece kendi basketboluna konsantre olsaydı belkide şu an yüzük onun parmağındaydı tabi daha 25 yaşında olan bir oyuncu ve zamanla daha fazla tecrübe kazanıp yüzüğü mutlaka takacaktır.Bu seri bize şunu çok net bir şekilde gösterdiki eğer önümüzdeki sezon miami iyi bir oyun kurucu bulamazsa sonlarının bu seneden farklı olacağını sanmıyorum çünkü özellikle dallastaki maçlarda takım panik halindeyken oyunun kontrolünü ele alıp tempoyu yavaşlatıp set hücumlarını oynatabilecek bir oyuncunun eksikliğini fazlasıyla hissettiler özellikle 5.maçın son periyodunda gerçekten saçmalıyolardı.Tabi miaminin 5 numara eksikliğide var ancak bunu bir şekilde bertaraf edebilirler ancak iyi bir oyun kurucu kadrolarına katmaları şart.
Son olarak nba in neden dünyanın en büyük spor organizasyonu olduğunu bir kez daha gördük gerçekten mükemmel bir play off sezonuydu her eşleşmenin ayrı bir hikayesi vardı umarım lokavt dönemi bir an önce aşılır ve yeni sezon zamanında başlar önümüzdeki sezon daha da tecrübe kazanmış bir oklohoma yeni yapılanmaya giren lakers miami boston indiana new york derken yine uykusuz geceler bizi bekliyor olacak.Play off boyunca maçları yayınlayan ntv ve ntvspora teşekkürler…
Yılların getirdiği tecrübe,kazanma hırsı,takım içindeki uyum ve bireysel performanslar Dallas’ın şampiyonluğundaki kilit noktalardı.Jason Terry sezona başlarken koluna yaptırdığı şampiyonluk kupası dövmesi,bu yola çıkarken inancın en üst noktalarda olduğunun kanıtlarından biridir.
Dallas yıllardır hep iyi noktalarda olmuştur.Son 10 sezonda playoff dışında hiç olmadılar.Bazı zamanlar şanslarını çok zorladılar ki 2006 da şimdiki rakiplerine yenilerek kıl payı şampiyonluktan döndüler.Takımın çılgın sahibi Marc Cuban,takımı Dirk Nowitzki’nin üzerine kurmaya ve başarısızlıkla sonuçlanan senelere rağmen onla devam etmeye karar vermişti.Nba’de uzun boyuyla,kısa forvetlere taş çıkartıcak fundamentalıyla ve müthiş şut özelliğiyle ön planda olan bu Alman oyuncu hem Dallas’ın hemde Alman milli takımının lideriydi.Normal sezon MVP’si,milli takımla olimpiyatlarda bulunmak gibi bir basketbolcunun hayal noktası olan yerleri görmüştü.Tek eksiği ve en çok istediği Nba şampiyonluğu ve final serisi MVP’si ona bu yolda teşvik edici bir güç oldu.Dirk takımda bulunduğu süre içerisinde 3 koç ile çalıştı.Değişmeyen tek şeyin kendisi olduğunun farkındaydı.Aynı zamanda takımda öyle isimler vardı ki hep bu seviyelere gelip şampiyon olamadan dönmüşlerdi.Jason Kidd,Marion ve Peja kariyerleri boyunca hep iyi takımlarda olup hep finalleri zorladılar ya da final oynadılar.Artık kariyerlerine birde yüzük eklemenin zamanı gelmişti.Bütün bu tecrübelerin yanında ileride önemli işlere imza atcak genç oyuncularda vardı takımda.J.J Barea sahanın en kısa ismi olmasına rağmen içeriye penetreleri Lebron James’ten bile daha iyiydi.Terry ve Stevenson’ın attığı üçlükler bütün Playofflar boyunca Dallas’ı hayat bağladı ve enerji kattı.Takım şampiyonluğa öyle inanmıştı ki artık takımın sahada yer alan son adamları bile inanılmaz katkılar veriyordu.Bunun tek açıklaması oyuncuların birbirlerine kenetlenerek şampiyonluğa inanmalaraydı.Bunun sinyalini zaten Lakers’ı süpürdüklerinde vermişlerdi..
Takım Oyunu
Heralde öncelik Dallasın olmalı; yıllardır yapılan yatırımlar, gidenler gelenler, yıllardır bu şampiyonluğu bekleyen bir şehir ve takım sahibi.Dallas bunu sonuna kadar hak etti kuşkusuz.Yıldızları Dirk olsada Dirk de dahil bütün oyuncular bir takım olmayı, birlikte savunma yapmayı, hücum da birlikte katkı sağlamayı başardılar ama her zaman son sözü kaptanlarına bırakmayı unutmadılar.Dirk her zaman mütevazi oldu, sahada gereken en güzel cevabı verdi, oyununu oynadı, her zaman arkadaşlarıyla yardımlaştı, yeri geldi arkadaşlarına en iyi pozisyonları yarattı.Takım oyunu olarak çocuklara, gençlere adeta bir eğitim dvd si sundular ve sezon içinden şampiyonluğa kadar bunu hak ettiler.Sakatlıklardan, hastalıklardan, dalga geçilmekten bahsetmeye gerek yok artık.Miami cephesi içinse tam bir hüsran oldu.Kadronuzda superstarlar olabilir ama bunların insan olduğunu, saha içi saha dışı bir çok faktörlerden etkilene bileceklerini unutmamak gerekir,Savunmayı çok iyi yaptılar belki ama şampiyonluk için hangi takımın daha istekli olduğunu anlamak zor değildi.En önemli faktör saha içinde, saha dışında tam bir takım olabilmek, en önemli anda en iyi katkıyı sağlamak.Dallas Dirk ve arkadaşları ile bunu başardı tebriklet Mavs.
Sezona Caron Butler ve Dirk Nowitzki ile muhteşem bir giriş yaptı Dallas Mavericks. En iyi galibiyet mağlubiyet oranına sahip takım olarak uzun bir süre götürdüler ligi fakat önce Dirk Nowitzki , sonra Caron Butler’ın sakatlığı işleri zora soktu , hatta Nowitzki’siz dönem tam bir kabustu. NBA birinciliğinden Batı üçüncülüğüne kadar gerilediler . Yaş ortalaması yüksek kadroları da bir handikaptı onlar için. Miami ise Boston’dan yediği tokatla başladığı sezonu iyi bir seri ile , son dönemde de kendilerini sıkmadan Doğu ikincliği ile noktaladılar . Playoff ilk turunda Portland – Dallas eşleşmesi , Batı’nın en çetin geçecek eşleşmelerinden biri gibi gözükse de , görece zorlanmadan yarı finalin yolunu tuttu Dallas , sadece bir maçta Brandon Roy’un eski günlerine dönüşünü gördüler o kadar . Miami ise Phily karşısında pek de zorlanmadan , rehavetten bir maç vererek yarı finale çıktı. Sonra Dallas son şampiyon Lakers’ı maçların son periyotlarında , son dakikalarında oynadığı iyi oyunlarla geçti. Miami ise Boston karşısında özellikle Lebron’la etkili oldu . Konferans finallerinde sezonun genç ve ateşli takımları Thunder ve Bulls’u 4-1′le geçerken de öyle aşırı zorlanmadılar. Finallerin ilk maçı ise Miami’nin üstünlüğü ile geçildi , Dallas’ın son hep iyi oynadığı son periyotlarda manidar bir biçimde duraklaması , Heat’in ekmeğine yağ sürdü ve LeBron Wade Bosh üçlüsünün iyi oyunları ile galip geldiler. İkinci maç ise Dallas’ın gerçek kimliğini ortaya koydu , son dakikalara kadar mücadele! seri 2-2′ye geldiğinde kendi kendime söylediğim üst üste iki maç kazanan olmamasıydı. Dallas beşinci maçta yine Nowitzki önderliğinde öne geçerken üst üste ilk defa maç kazanıyordu bir taraf. Derken altıncı maç geldi çattı . 40-28 ile başlayan Dallas , daha sonra toparlanan Miami ama hiç öne geçemeyen Miami.
Miami hücumları LeBron ve Wade’in eline bakıyor , diyeceksiniz ki Miller’ın eline mi baksın . İşte fark orada ortaya çıkıyor , Dallas’ın oyun kurucuları Kidd ve Barea , iki farklı karakter , tamamen zıt. Barea hızı ve çevikliği ile , patlamalarıyla orataya çıkarken , Kidd oyunu okumadaki zekasını ortaya koyuyordu , arada çok basit toplar da kaybetti ama yaptığı işlerin yanında , bir götürüsü yoktu. Miami’de ise LeBron’un anlamsız tercihleri , Wade’in çabasını öyle baltalıyordu ki , özellikle son periyotlardaki silik oyunu , Cleveland yıllarına geri götürdü herkesi , adeta Vince Carter gibiydi ; maçın kritik anlarında sorumluluktan öylesine kaçıyordu ki , yakalayabilene aşk olsun.Tabi Marion da iyi savundu ve savunurken hücumdan da çok fazla ödün vermeyerek çok iyi bir final serisi geçirdi. Ve tabi Dallas’ın alan savunması . Evet belki Euroleague seviyesinde bir alan savunması yapamıyorlardı ama NBA’de hiç alışık olunmayan bu strateji (Rick Carlisle için ayrı bir parantez açmak lazım ona da değineceğim) büyük üçlünün , özellikle kısa pozisyonundakilerini etkilemeye yetti. Chris Bosh’un da savunmadaki pozisyon hataları , Joel Anthony’nin Nowitzki’nin kurtluğuna yenik düşmesi yine Miami’nin büyük sorunlarıydı ama en büyük problem bench katkısı oldu. Barea , Terry gibi isimler müthiş katkı verdi , özellikle Jason Terry inanılmaz şut performansı ile efsane bir seri oynadı , zorunluluktan oynayan Cardinal üçlükleri ve sertliği ile finallere ayak uydurdu. Chandler faul problemleri dışında büyük özveri ile oynadı ve ortayı karartma görevini hücum katkısı ile birliştirip ideal pivot oranına ulaştı. Miami’de ise bench son maçta Eddie House’dan ekstra katkı alabildi. Mike Miller , değişmeli oynayan Bibby ve Chalmers o kadar silik kaldılar ki seri genelinde.Udonis Haslem’ın katkısı da sezon boyunca oynamamış bir isim için gayet iyidi ama yetmedi. Juwan Howard’ın da özverisi yaşına takıldı.
Koçlara gelince Miami koçu Erik Spoelstra , anlamsızca bitirdiği molaları , hiç dinlendirmeden oynattığı yıldızları ile finaller için çok da başarılı değildi . Rick Carlisle ise Mahinmi ve Cardinal’dan bile görece verim aldı , alan savunması ile sezon ve playofflar boyunca yaptıkları şaşırtmacayı finalere de katınca şampiyonluk da ister istemez Dallas Mavericks’in oldu.
Son paragraf da Dirk Nowitzki ve Jason Kidd için . Bir makine gibi bu Dallas düzenin de en kritik iki isimdi bu iki kurnaz adam. Nowitzki normal sezon MVP’si almış ilk Avrupalı isim , Kidd ise alamamış en büyük oyunculardan biri (haketmesine rağmen) . Onların bir yüzük sahibi olması , Charles Barkley , Karl Malone , John Stockton gibi kariyerlerini buruk bitirmemeleri , benim için en büyük sevinç kaynağı sanırım.
Miami’nin sezon başındaki inişli çıkışlı performansını anlamak mümkündü. Yeni kurulan bir takım ve yeni bir koçla sezona başlamışlardı ve takımdaki oyuncuların birbirlerine alışması için elbette ki birkaç maç gerekiyordu. Fakat bu maçlar esnasındaki kilit soru, LeBron-Wade ikilisinin maç içerisinde ne kadar uyum sağlayacağıydı. Sonra gördük ki uyum içinde oynayabiliyorlardı. Zaten daha sonra da Miami Doğu Konferansı zirvesine oynamaya kaldığı yerden devam etti.
Normal sezonun sonlarına doğru en büyük şampiyonluk adaylarından biri olduğunu bize devamlı hatırlatırcasına üstüste üst düzey performanslar gelmeye başladı Miami’den. 18 maç üstüste kazandılar ve normal sezonu Chicago’nun ardından Doğu Konferası ikincisi olarak tamamladılar.
Ardından play-off lar başladı ve ilk turda Philadelphia ile eşleşen Miami, zorlu maçların ardından 4-1 ile geçti Philadelphia’yı. Fakat bu seride gördük ki oynadıkları basketbol yüzük için yeterli değildi. Nitekim bir sonraki turda eşleştikleri Boston karşısında çok daha iyi ve arzulu bir takım vardı sahada. James ve Bosh buraya yüzük almak için gelmişlerdi ve ilk senelerinde konferans finaline çıkmayı başarmışlardı.
Konferans finalinde MVP Rose’lu kadrosuyla lig birincisi Chicago vardı karşılarında. Herkes Chicago’nun daha önde olduğunu düşünüyordu. Nitekim ilk maçı da Chicago 21 sayı farkla kazandı. Ama daha sonra 4 maç üstüste kazanan Miami artık finallerdeydi.
Öte yandan Batı’da Dallas fırtınası esiyordu. Son 2 senenin şampiyonunu süpüren Nowitzki önderliğindeki Dallas, finallerde karşılarındaydı. Büyük üçlü bu seri için de hazırdı. İlk maçta müthiş bir performans sergileyen “Big Three” ikinci maçta Dallas’ın geriden gelmesine engel olamadı ve Texas’a 1-1′lik eşitlikle gidildi.
Texas’taki ilk maçta da Miami’nin üstünlüğü vardı. Yine sakin ve iyi oynayan ekip maçı kazandı ve durumu 2-1′e getirdi. İşte ne olduysa bu noktadan sonra oldu. LeBron James vasat bir oyuncu olurken Miami her maçta önde gidiyor fakat Dallas’ın geriden gelip maçı kazanmasına engel olamıyordu. James’in performansını yukarı çekememesi Miami adına işleri zora sokuyordu.
Seri 3-2 olarak Miami’ye taşındığında Miami oyuncuları kazanmaları gerektiğinin farkındaydı. Tüm gözler LeBron’un üzerindeydi. Bu maç için kilit faktör LeBron’un performansıydı. Daha önce annesiyle Delonte West’in birlikte olduğu iddiaları dolaşırken performans düşüşü yaşayan LeBron’a bir darbe de kız arkadaşının Rashard Lewis ile ilişki yaşadığı iddialarıyla geldi. Scottie Pippen’ın “LeBron gelmiş geçmiş en iyi NBA oyuncusu olabilir” açıklaması da LeBron-Jordan kıyaslamasını başlatmıştı ve büyük bir kesim LeBron’a bu konuda da tepki gösterdi.
Son maçta maça iyi başlasa da daha sonra kaybolan bir LeBron vardı sahada. Sorumluluktan kaçıyor, el yakan topları aldığı gibi takım arkadaşlarına atıyordu. Cleveland’da oynarken de “Baskı altında oynayamıyor” denilen LeBron’da işler hiç iyi gitmiyordu. Maçı 21 sayıyla bitirip takımının en skoreri olsa da sergilediği performans kendisinden beklenenin çok çok altındaydı.
Miami’nin final serisini kaybetmesindeki kilit faktör çoğunlukla LeBron’un performansı olsa da, Miami takımının Dallas gibi oturmuş bir hücum anlayışına sahip olmaması da büyük bir etken olarak göze çarpıyor. Ayrıca oyun kurucu eksikliğini de bir hayli hissetti Miami. Bir savunma takımı olarak savunmada işi başlatan Miami, savunmasının dengesizleştiği zamanlarda hücumda da kayıp olarak gözüktü. Tabii ki Dallas defansının sergilediği müthiş alan savunmasını da unutmamak gerek. Kariyerinin son demlerini yaşayan Kidd, Nowitzki gibi isimler ellerindeki tek fırsatın belki de bu olduğunu düşünerek ellerinden geleni yaptılar, fakat aynı cümleyi Miami için sarfetmek pek mümkün değil.
Ligin en büyüğü şu an için Dallas. Fakat önümüzdeki senelerde LeBron’un da böyle olmayacağı kuşkusuz. Dwyane Wade, LeBron James ve Chris Bosh maç başlarken karşınızda görmek istemeyeceğiniz oyuncular. Daha iyi bir hücum kurgusu ve daha iyi bir oyun kurucuyla Miami, sezon başlangıcında en büyük şampiyonluk adayı olabilir. Her maç için ayrı ayrı düşünen ve konsantrasyonu üst düzey bir takım olmayı başarabilirlerse tabii..
ERİC SPOELSTRA
Miami kadro ve yetenek toplamı olarak Dallas’a bariz bir üstünlük sağlardı buna şüphe yok. O halde sorun neydi sorusunun cevabı için bence yakın geçmişe göz atmakta fayda var. 90lı yıllarda Jordan’lı Pipen’lı Radman’lı kadroda yetenek olarak çok üst düzeydeydi ve önemli bir yenilmez armada olmayı başardılar.
Yenilmez armada olan o Chicago takımı finallerde Stackton Malone ikilisine sahip Utah’ı Burkley’li Suns’ı eli boş gönderdi. Kabul etmek lazım ki Nowitzki durdurulması imkansız bir süper star olsa da şampiyon olan Dallas Suns ve Jazz’a oranla daha zayıf bir kadroya sahip bununla beraber ana rotasyondan önemli parçaları da(Stojakovic Haywood hiç olmayan Butler) seri boyunca önemli sıkıntılar yaşadı. İşte Chicago’nun yüzükleri takıp, Miami’nin hedefe uzak kalmasının nedeni bana göre aradaki Coach farkı kadro kalitesi olarak Miami iddia ediyorum efsane Chicago’dan 1 gram aşağıda değil. Ancak Phil Jackson ile Eric Spolstra arasındaki fark siyahla beyaz kadar net.
Eric Spoelstra’nın coachlık yetenekleri bir kenara tecrübe eksikliği çok bariz ortaya çıktı. Örneğin ikinci maçta takımın hücumu krize girmişken aldığı molalarda elindeki potansiyeli yüksek yıldızları sakinleştirip basit etkili bir setle kanamayı durdurması gerekirken Miami’deki şaşkınlık ona da sirayet etti. O kadar etti ki son hücumda Miami’nin molası kalmamıştı. Onu da geçtim faul hakkı varken ve skor berabereyken faul bile yaptıramadı. Bunlar bu seviyede kabul edilebilecek hatalar değil. Yazıda amacın Spoelstra’yı günah keçisi ilan etmek değil. Elbette basketbol bir takım sporudur. Parçalarının bütünleşmesinden başarı yada başarısızlık doğar. Amacım Phil Jacson’a o kadroyu kime versen şampiyon yapardı gibi yersiz başarı gölgeleyici şeyler söyleyenlere bu vesile ile bir yanıt verebilmek. Coachlığın sadece savunma veya hücum seti çizmek değil dağılan oyuncuları toparlayabilmek herkese rolünü anlatıp başarı için bu rolden mutlu olmalarını sağlayabilmek olduğunu hatırlatmak. Ne yazık ki Spolstra sezon boyunca bunları sağlayamadı. Nitekim son çeyrklerin hemen hemen hepsinde Wade olsun James olsun kaldırıp el üzerinden üçlüğü salladı. ne bir rol dağılımından ne de bir organizasyondan bahis etmek olanaksızdı.
Bunu bir kenara koyduktan sonra gelelim pastanın diğer dilimlerine işin bu noktasında da süper yıldız ile yılsız arasındaki fark ortaya çıktı. Lebron James özellikleri muazzam bir oyuncu yeteneklerini tanrı vergisi gücünü saha görüşünü asla tartışmaya dahi açmam ama süper yıldız olmak için bunlardan çok daha fazlasının olması gerektiği bu seride ortaya çıktı. Yıldızları süper yıldız klasmanına sokan şey yetenekten ziyade mental güçleri winner karaktere sahip olup olmadıklarıdır. Örnek verecek olursam Kobe’nin gözlerinden ateş çıkardığı Kaan Kural’ın espriyle söylediği alt çenesinin yukarı çıktığındaki halini o kaybetmeyi ret edişi Lebronda görmüyorum. Kobe MJ bunlar uç örnekler gelebilir. ama eğer Lebron NBA tarihinde iz bırakmak iddiasındaysa winner olacak hırsı arzuyu edinmek zorunda. Gerçi ben bunun sonradan kazanılabilecek bir şey olduğuna inanmıyorum bence bu doğuştan ya vardır yada yoktur.Spoelstra ve Lebron haricinde de elbette birkaç neden sayılabilir. Örneğin Biby’nin tecrübesini hiç yansıtamaması Joel Antony’in hücumda aşırı kısıtlı olması ve Bosh’un istenilen etkinliğe ulaşmaması gibi.
Miami cephesinin kaybediş nedenlerini özetledik ama Sezar’ın hakkını vermemekte haksızlık olacak. Biraz da Dallas ne yaptı da kazandı ona bakalım. Aslan payı tabiki Kaptan Dirk’in seri boyunca hiç geri adım atmadı. çok kötü geçirdiği dakikalar oldu. 12 de 1le devre kapadı ama maçın alınıp verileceği anlarda hep sorumluluk aldı. Bana göre dünyada savunması olmayan ender atışlardan olan geriye çekilip yüksekten gönderdiği orta mesafeleri girmesinin şart olduğu her anda girdi. Her şeyden önce takımını Coachı’nı inandırmış 12de 1 en ufak birşey ifade etmiyor. Arkadaşları onu 13.yü 14.yü kullanması onun bir yerde devreye girmesi için teşvik ediyor. Ama bu yapılırken kimse oyundan düşmeyecek bir şekilde herkesin sorumluluk aldığı bir düzen içerisinde yapılıyor. Nowitzki çember döverken Barea Teryy Stevenson Marion hepsi hem Nowitzkiyi arayıp hemde skor atabiliyor. Nowitzki de ne derece büyük olduğunu kanama başladığında durdurarak gösteriyor.
Nowitzki istediği kadar büyük oynasın tek başına sadece bir yada maksimum 2 maç alabilirdi. Takımda kimse serinin hiç bir anında geri vitese takmadı çok istikrarsız bir oyuncu olarak bilinen Barea hayatının serisini oynadı Terry savunmada hücumda her şeyi yaptı Cheandlar NBA’in elit bitiricilerinden biri kesildi Marion Lebron’u kitlemek ile kalmadı kritik sayı katkısı verdi Kidd maestro gibi yönetti bench Cardinal’a varıncaya kadar muazzam katkı verdi Kısacası takım olarak Miamiye unutamayacakları bir ders verdiler.
Rick Carlisle’a ayrı bir parantez açmak istiyorum sadece final serisinde değil sezon başından beri herkesi sistemine yaptıkları işe rollerine inandırmış Mahimi’den tutun Cardinal’e kadar herkesten verim almak her baba yiğidin harcı değil. Bir takım istinasız bütün son çeyreklerde fark atıyorsa bunda coach’ın büyük payı vardır.Rick Carlisle’ın bu sezonki başarısının nedenini maç sonunda sarf ettiği iki demeç çok net özetledi. Biri biz en atlet yada en hızlı takım değiliz ama topu hızlı dolaştırıyoruz ve bilerek oynuyoruz. diğeri oyuncularına ve takım sahibine ettiği teşekkürde ki samimiyet ve sıcaklık oyuncuları ve takım sahibiyle bu kadar güzel bir sinerji yakalayan insanın başarılı olması süpriz sayılmamalı değil mi?
Kapitalist toplumlarda spor; ya bir boş zamanları değerlendirme etkinliği yada kazanç aracı olarak ortaya çıkmakta ya da spora daha çok bu gözle bakılmaktadır. Peki sporun gerçek anlamı bu mudur? Büyük paraların döndüğü bu tür organizasyonlarda tabiî ki beklentiler yüksek oluyor. Seyirci, teknik ekip, head coach ve tabiî ki oyuncular. Herkes psikolojik ve fiziksel olarak en iyisi olmaya çalışıyor.
NBA dünyanın en çok ter akıtılan ( ve para) organizasyonlarından. Haliyle en büyük baskı oyuncular üzerinde aslında. Süpermen olarak nitelendirdiğimiz, atletik özellikleri tavan yapmış basketbolcuların fiziksel güç olarak aralarında çok büyük bir fark yok aslında. Olay mental sağlığa dayanıyor. Kafalarının içini boşaltmak ve görev biçmek head coach’a kalıyor. Bu konuda Dallas 1-0 önde başladı. Dikkatli bir şekilde izlersek aslında Miami başantrenörünün (adını söylemesi de yazması da zor) bu konuda büyük sıkıntıları var. Elinizde Wade, LeBron ve Bosh varken birilerine görev biçebilecek kaç koç var zaten NBA’de ? Belki 2 belki 3 ama bu kişi Spoelstra değil. Belki 15 yıl sonra ama şimdi değil. Çünkü şu andaki durumda LeBron’a biçilmesi gereken Pippen rolünü ona benimsetemedi. Eğer onun üzerinden yükü alabilselerdi her şey çok farklı olabilirdi. Zaten bu oyuncular kendine rol biçmeye çalıştığı için 5nci maçtan sonra Wade, LeBron’a el vermeye çalıştı. Ama çok geç kalınmıştı. LeBron “self destruction” düğmesine çoktan basmıştı.
Dallas ise tam tersi vaziyette. Yaş ortalaması gerçekten yüksek ama normalde her takımın kadrosunda isteyebileceği; Kidd, Chandler, Marion, Terry, Peja, Nowitzki ve diğerleri. Herkesin rolü belli. Yapılması ve yapılmaması gerekenler tüm oyuncular tarafından kabullenilmiş. Buna coaching başarısıda diyebilirsiniz, management başarısı da. “Başarı detyalarda gizlidir”. Bunu kabul etmesi gereken Spoelstra’dan önce oyu8ncuların kendileri. NBA şampiyonu olan her takım, şampiyon olduğu sene detaylara ve organizasyona verdiği “DETAYLAR” sayesinde olmuştur. İlk 5’i seçip geriye kalan sürede onları dinlendirecek sistemleri oturtmakla başlar. Dakika dakika şut seçimleri ve opsiyonları ezberletilecek. Uygulanacak. Ekstralar cebinize kar kalacak. İşte şampiyonu belirleyen en önemli faktör bu.
Görev ve sorumlulukları karşılaştırdığınız zaman Dallas bu konuları daha çok tavana yaymış, Miami’yi ise 3 belki en fazla 4 oyuncunun üzerine yığmış olduğunu görebilirsiniz. Yorgunluk ve geride olmanın verdiği stresin hepimizi olduğu gibi “INSAN” olan oyuncularıda yenilgiye doğru yol aldırması normaldir.
Coach’luk deris verecek durumda değiliz. Bu insanlar basketboluda, yönetimide Türkiye’de ki herkesten iyi biliyorlar. Miami şampiyon olmak istiyorsa, her şeyi paylaşmalıdır. Bu da toptan önce baskıyı paylaşmak ve kesinlikle pes etmemekle başlar. LeBron’un derhal psikolojik olarak yardım alıp seneye sampiyon olmak icin arka planda kalmasını ogrenmesi gerekir. Bu kosul olustugu taktirde seneye bu yeni organizasyon rekorlar kırarak sampiyon olabilir. Kobe mu ? Artık zor…