Ana Sayfa
>
Mert Aydın > Mert Aydın: Teknik adamlara bakışımız hatalı
Mert Aydın: Teknik adamlara bakışımız hatalı
“Yabancı ya da yerli bizim teknik adamlara bakışımızda hata var. Sadece taraftarlar değil medya mensupları da en ufak bir hata buldukları teknik adam için, ‘Hoca değil’ garabetini rahatça seslendirebiliyor.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Mert Aydın
Bakma biçimi önemli…
Türkiye’deki teknik adam sirkülasyonunun çok fazla olduğu konusunda herkes hemfikir. Fakat gelen teknik direktörün bişeyler yapmak için bence zamanı olmuyor.
Türkiye liginde teknik direktörlük yapan hocaların başarı sağlamaları için 2 yolu var. ya göze hoş gelen fakat yüksek oranda riskleri olan hücum futbolu ya da izleyiciyi tabiri cahizse uyutan ama garanti futbol oynatan bir takım kurmak. biz Türk halkı tam olarak ne istediğimize karar veremiyoruz. Ama Türk takımlarının hamuru belli. Aynı anda hem defansif hem de ofansif anlamda güçlü bir takım kurulması neredeyse imkansız.
Örneğin Mustafa Denizli Fenerbahçe’nin başında iken hücum futbolunu oynatan bir hocaydı fakat sonuç ne oldu; Fenerbehçe Türk liginde başarılı fakat Şampiyonlar liginden 0 puanla döndü. Bunu kesinlikle başarı sayamayız. Ama Mircea Lucescu Galatasaray’da iken okadar iyi bir sistem oturttu ki takıma gerçekten kiralık futbolcularla Şampiyonlar liginde çeyrek finale kaldı. Fakat bu Lucescu ne Türk camiaları ne de Türk medyası tarafından sevildi.
diğer bir örnek ise; Ünal Karaman’ın Konyasporun başına son 2 hafta kala geçmesi idi. bu tip bir karar hem klup hem de teknik direktör için büyük bir hata idi.
Onun için önce hedefimizi ardından da bu hedefi gerçekleştirecek en uygun hocayı tespit etmek gerekir. Ama biz hala ne yapması gerektiğini iyi bilen yöneticilerle, Eleştirisini düzgün yapamayan bir medyaya sahip olduğumuz için bu sirkülasyon böyle devam eder gider.
Türk futbolunun Avrupadan geri kalmasının en büyük sebeplerinden biri de budur.
Ne yazık ki ülkemizde özellikle son yıllarda teknik patron kıyımıartmıştır.Klüblerimiz teknik patronların ilk sezonunda şampiyonluk beklemekte ileriye dönük planlar yapmamaktadırlar.Dört beş yıllık sözleşmeler yapılmakta fakat ilk sezonda hatta devre arasında teknik patronlar gönderilmektedir.
Unutulmamalıdır ki Man United efsanesini yaratan Sir Alex Ferguson ilk 3 sezon şampiyon olamamıştır. Belkide Man United ilk sezonunda Ferguson’u gönderseydi belkide böyle bir efsana olmicak son 17 sezonda 11 şampiyonluk gelmiyecekti.Bunun diğer bir güzel örneği Arsenal patronu Arsen Wenger.Doksanların başında Arsenal in başına geçen fransız hoca takımının başında on küsür seneyi deviriyor.Arsenal onun ve ona güvenen yönetim sayesinde artık her sene kupa 1 de yarıl final oynuyor ingiltere liginde her zaman adı favoriler arasında geçiyor.En son kupa 2 de oynadığı maç Galatasay maçı olduğuda unutulmamalı.
Ülkemizde teknik adamalara güvenmenin başarısını 2000 yıllında Fatih Terim ile UEFA kupasını alarak Galatasaray göstermiştir.Dört sene üst üste şampiyonluk yaşayarak Galatasaray teknik patrona güvenildiğinde neler olabileceğini bütün Türk takımlarına bi nevi sergilemiştir.
Ülkemizde teknik patronluk kolay bir meslek olarak görülmektedir.Medyada sokakta,futboldan az çok anlayan herkez teknik patronlağa soyunmuş.Teknik patronluğun sadece oyuncuları sahaya sürmek olduğu zannediliyor.
Ülkemizin Avrupa futboluyla arasının daha fazla açılmaması için teknik patronlarla uzun vadeli düşünülmeli ve onlara en azından 3 sene şans tanınmalıdır.
Artık bakış açımızı değiştirmeliyiz!
Malesef ülkemizde medya ve taraftar baskısı yeni gelen teknik direktöre çok olumsuz bir baskı hissettiriyor.
Ülkemize gelen bir teknik direktör ne olursa olsun basın ve taraftar ”bu adam bu takımda iş yapar mı? bu adam nereden geldi,kimdir”diye soruları hep birbirine sorarlar özelliklede bi başarısı var mı? avrupa ve dünya çapında bir hoca mı diye soruştururlar.Hoca geldiği zaman taraftar onu omuzlarda basın da onu yücelte yücelte bitiremez ama gelen teknik direktör 5-6 hafta kötü sonuç aldı mı basında hocayı yerden yere vurup tarafratın gözünü de karartırlar
ve bu sezon boyunca sürer eleştiriler. Halbu ki alışma döneminde olabilir bu puan kayıpları Türkiye ligi zor bir ligdir üç büyükler dışında ki anadolu takımlarının oyuncularını,takım yapılarını bilemezler bir alışma dönemi her yabancı teknik direktörde olacaktır hatta Hiddink bile gelse bi zorlanma dönemi geçirecektir ama malesef ülkemizde teknik direktöre bakış açısı avrupanın gerisindedir.Bunun en çarpıcı örneği Aragones’dir.
Avrupa’da bakıyorum’da bir Arsene Wenger gerçeği var.Arsenal takımında 12-13 yıl görev yapmış ve bu takımda her şeyi başarmamıştır.Ama her zaman Arsenal yönetimi,basın ve taraftar grubu ona güvenmiş ve her sene ondan hep daha iyisini beklemiştir.Arsenal Premier legaue’de dördüncülüğe 2-3 yıldır mahküm kaldığı dönemlerde hiç bir zaman taraftarları Wenger’e istifa et diye bağırmamışlardır bu da hocaya saygılarını ve sevgilerini göstermiştir.Bu durum Türkiye de olsa ne olur du kestiremiyorum açıkçası…..
Galatasaray Takımı 2008/2009 sezonuna skibbe ile başlamıştır.Şampiyonlar liginde steua takımına elendiğinde galatasaray skibbe’yi aşağılayıcı sözlerden kaöınmaşış basın.Halbuki skibbe galatasaray ile 2 resmi maçına çıkmıştır.Tamam Skibbe iyi hoca olmayabilir ama bunun suçu Skibbe’de değil Galatasaray yönetimindedir.Skibbe’yi Kocaeli maçından sonra gönderdikleri zaman Galatasaraylılar’ın efsanesi Bülent Korkmaz’ı getirdiler nereden bilecekti Bülent Korkmaz Hacettepe mağlubiyetinden sonra taraftarın onu yuhlayıp Bülent İstifa İstifa!! diye bağıracakları,Medya’nın bu hoca değil diye söylemleri…Sonunda onalrın istedikleri oldu Bülent Korkmaz istifa etti sezon sonunda ama şunu da kendi zihinlerinde düşünsünler medya ve taraftarlar Bülent Korkmaz’ı gibi bie değere ayıp etmemişlermiydi diye kendilerini bi sorgulasınlar.
Sonuçta Her teknik direktör hatalar yapabilir önemli olan basın ve taraftarların bu hataları örtmesi ve taraftarlar takımını nerde ve ne zaman olursa olsun yanlız bırakmamaldır.Zaman ve sabır herşeyin ilacıdır ve bu iki ilacı kulüpler destekler ve kullanırsa güzide kulüplerimiz ve Türkiye Ligi Dünya’da hakettiği değeri bulacaktır.
Lucescu’dan başlayarak…
işte Lucescu gerçeği, ve işte Türk futboluna 10 yıllar, 20 yıllar kaybettiren yöneticilerimiz…
Türkiye’de kalburüstü dediğimiz 2 büyük takımı (sırasıyla Galatasaray ve Beşiktaş) şampiyon yapmış deneyimli bir teknik adama güvenip takımı uzun vadeli planlar üzerine kurma aklını gösteremeyen yöneticilerimizi tebrik etmek lazım heralde. Milyon dolarlar akıttıkları ve birer yatırım aracı olarak kullandıkları kulüpleri ne kadar da başarısız bir şekilde yönettiklerinin göstergesi heralde 20 Mayıs 2009′da İstanbul’da bir Ukrayna takımıyla Lucescu’nun aldığı UEFA kupası.
Röportajlarda, sohbet ortamlarında Manchester United, Arsenal, Liverpool gibi başta İngiliz takımlarının teknik adam modellerini öve öve bitiremeyen yöneticilerimiz, iş uygulama safhasına geldiğinde nasıl tam tersi davrandığını her transfer sezonunda görebiliyoruz, hatta artık son yıllarda sezon sonunu bile bekleyemiyoruz. Takımları ve hoca kıyımlarını tek tek sıralamaya gerek yok burada, ama insan şunu da düşünmeden edemiyor; sürekli hoca değişikliği yöneticilerin cebini mi dolduruyor acaba.
Gelelim Lucescu’ya; bu adam dünyanın en iyi hocası mı? Hayır. Şapkadan tavşan mı çıkarıyor? Hayır. Peki neden Lucescu gibi adamlar başarılı. Kanımca Lucescu isminden ziyade kafa yapısı ve stratejisini tartışmalıyız.
- İmkanlarını doğru kullanıyor, elindeki malzemeyi görmeyi biliyor.
- Haddini belirlemiş, hedeflerini doğru koyuyor.
- İstikrarlı, programlı, planlı, hem günü hem geleceği yaşayabiliyor.
Bu maddeler artırılabilir, ama kritik nokta şu; bu durum bizim coğrafyamızın kimyasına uymuyor, sorun da bu. Kimyamızı değiştirmek, düzeltmek yerine, kimyamıza uymayanı göndermeyi tercih ediyor ve birçok kurumu (buradaki örneğimiz futbol kulüplerimiz) kifayetsiz yöneticilere teslim ediyoruz ne yazık ki. Bu yöneticiler olduğu sürece de uzun vadeli başarılar çok uzak bu coğrafyadan gibime geliyor…
Lucescu’ya ve Lucescu felsefesine tebrikler ve teşekkürler…
Mert Aydın gerçekten çok önemli bir konuya, kanayan bir yaraya parmak basmış.
Teknik direktör eleştirisi ile başlayan ve sonunda “görevine son verilme” ile son bulan olaylar zinciri aslında çok boyutlu bir süreç. İçerisinde yukarıda belirtilen taraftar ve medya boyutuna ek olarak konunun bir de bence en önemli yanı ” kulüp yönetimleri” var.
Yaşananlar takım ve teknik adam ayırmaksızın aynı sıra ile ilerliyor. Önce basın ve taraftar tarafından amansızca eleştirilmeye başlanıyor teknik adamlar, daha sonra teknik adama yapılan bu eleştirilerden sıyrılmayı kendi geleceğinde bir rahatlama olarak gören kulüp yönetimlerinin kaçınılmaz sonu gerçekleştirmeleri alıyor sahneyi.
Burada en kritik görev kesinlikle yönetimlere düşüyor. Türk Futbol Tarihi’nde basın ve taraftar tarafından amansızca eleştirilen ama yönetimin vizyonerliği sayesinde görevinde kalarak başarıdan başarıya koşmuş kaç teknik adam sayabiliyoruz? En basit örnekler, Derwall ve Terim gibi duruyor son 25 yıllık geçmişi irdelediğimizde.
Oysa bu tip örnekler fazlalaşabilse, bu tip eleştirilerin aslında belirli bir periyot sonra takımın geleceğinin daha sağlam inşa edildiği gerçeği ile yüzleşmesi sağlanabilse en azından olayın taraftar boyutunun daha geri planda kalacağını düşünüyorum.
Kaç yönetim eleştirilerin dozajının arttığı dönemde basın önüne çıkıp ” futbol takımının başındaki ekibi” göğsünü gere gere savunduğu görüldü bu ülkede? Son 10 yılda hiç rastlamadık böyle bir olaya değil mi? Oysa bu tip mesajlar çok net verilse medya boyutundaki eleştirilerin de kısmen kesileceğine inanıyorum. En azından işin içine yönetimi katarak yapılan ve hocanın gönderilmesine bağlanan haberlerin önü kesilecek, bu şekilde herkes gibi dış dünya ile iletişim halinde olan futbolcuların da negatif yaklaşımlarının dengelenmesi sağlanacaktır. Malum 1 sonraki sene çalışılmayacak olan hoca karşısında özellikle profesyonel bakış açısı konusunda sıkıntılı olan Türk Futbolcuları’nın motivasyonlarının ineceği düzeyi tahmin etmek hiç de güç değil.
Basının bu tip yaklaşımlarının önünü tamamıyla kesmek Türkiye’de mümkün değil, çünkü medya sektörünün genel profiline bakıldığında geniş vizyona sahip, sağduyulu, sağlıklı değerlendirme yapabilecek, sebep-sonuç ilişkisini sağlam bir şekilde kuracak insan sayısı çok az. Vasatın altında bir kaliteye sahip olduğunu düşünüyorum medya sektörünün. Polemik yaratmanın reyting malzemesi olarak görüldüğü bir ülkede ne kadar dizginleyebilirsiniz bu tür tartışmaları, yazıları, haberler vs. vs…
Dolayısı ile taraftarların kontrol edilmesi ve basının bir nebze de olsa dizginlenmesi anlamında yönetimlerin takınacağı tavır, sergileyeceği vizyoner tutum çok önemli ama özellikle mevcut profili ile basının çok da fazla dengelenebileceğini sanmıyorum. Rijkaard’ın daha şimdiden Hakan Ünsal’ın “Ağustos başında olsa çok farklı eleştiriler alabilirdi” cümlesine maruz kaldığını ve cümlelerin yazılırken takvimlerin sadece ağustos ayına 15 gün kalayı gösterdiğini, Turgay Şeren’in ilk resmi maçlardan ciddi teknik adam eleştirilerine başladığını ve bu sahnelerin yıllardır yurt dışında başarı ile çalışmış, kariyerli bir adam için yapıldığını düşünürsek bazı acı gerçekler çok daha net olarak çıkıyor meydana. Bu konuda tek umudum Uğur Meleke, Ali Ece, Mert Aydın ve türevlerinin çoğalmasıdır, yoksa daha uzun yıllar dinleriz bu hikayeleri.
Bu durumun ortaya çıkmasındaki en büyük etken kulüp yöneticileridir.
Takımlarımızı kendi şirketleri gibi görüyorlar bu çok açık. Tabi hiç bi şirket sahibi de iş yerinde çatlak sesler çıkmasını istemez. Taraftar baskısı ve medyadan çekindikleri için doğal olarak takımdaki futbolcuların hepsini bi anda göndeeremeyecekleri için “yalnız adam” olan teknik direktörleri yollamak işlerine geliyor.
Medyamız zaten herkesi göndermek ister! Birisi gidecek birisi gelecek takım karışcak ki gazete tirajları artsın. Çünkü biz türk milleti bundan hoşlanırız, sakinliği sevmeyiz huzursuzluk hoşumuza gider nedense. Medyada teknik adam geldiğinden itibaren bir karalamaca zaten ufaktan ufaktan yapılır aslında. Sonra teknik direktör yollanıncada “Efendim sabretceksin bak manchester united’a” diyip bıyık altından gülerler.
Burada aslında en masum taraf biziz, yani taraftarlar. Tek suçumuz hemen gaza gelivermek, sabırsızlık. Gelen teknik direktörlerin kariyerleri ne kadar iyi olursa olsun hep bizim takımı kaldıramadı gibi komik yorumlar yaparız. Bu sadece gazetelerdeki o ufak karalamalara takıldığımızdandır.
Benim fikrim yerli hocalar ülkemizde daha başarılı olur. Onlara daha fazla güvenmeliyiz çünkü yabancı teknik adamlar ilk sene zaten uyum süreci, yeni bi kültür, yeni coğrafya derken başarısız olabiliyor. Biz sabırsız olduğumuzdan bir sene geçsin seneye daha iyi olcak da diyemeyiz. En doğru hamleyi Beşiktaş yaptı mustafa denizli’yi getirerek geçen sene. Bu sene Fenerbahçenin de Daum’u getirmesi doğru çünkü Türk futbolunu iyi biliyor. Ama ben rijkaardın sonunun da del bosque ve aragones’ten farklı olacağını düşünmüyorum. Galatasaray’ın kesinlikle bir yıl içinde karar vermemesi lazım en aşağı üç yıl sabretmeliler.