Ana Sayfa > Mert Aydın > Mert Aydın: Teknik adamlara bakışımız hatalı

Mert Aydın: Teknik adamlara bakışımız hatalı

22 Mayıs 2009

mertaydin“Yabancı ya da yerli bizim teknik adamlara bakışımızda hata var. Sadece taraftarlar değil medya mensupları da en ufak bir hata buldukları teknik adam için, ‘Hoca değil’ garabetini rahatça seslendirebiliyor.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Mert Aydın

  1. Sinan Torun
    17:43 içinde 22 Mayıs 2009 | #1

    Kafalardaki Uyumsuzluk

    Türk futbol takımları ne yazıkki yabancı veya yerli teknik adamlarla çeşitli sebeplerle uyum sorunu yaşıyor ve çok sık teknik adam değişikliğine gidiyor.

    Yapılan sık teknik adam değişikleri ve Avrupa’da elde edilemeyen başarılar nedeniyle Manchester United gibi birçok Avrupa takımına imrenir haldeyiz. Bu Avrupa takımlarının en büyük artısı tabiki ekonomileri fakat bizim hesaba katmadığımız nokta bu takımların uyum sorunu yaşamadıkları teknik adam ve futbolcularla yollarına devam etmeleridir. Gerek kulüp takımlarımızın gerekse milli takımımızın Avrupa ve Dünya arenasında başarılı olabilmesi için futbol hayatının sonuna gelmiş pahalı futbolcu transferleri ile geçici başarıları hedeflemek yerine yerli veya yabancı genç futbolcuları ülkemize kazandırarak uzun vaadeli başarılar hedeflenmelidir. İngiliz Futbolunun en başarılı kulüplerinden biri olan Manchester United son senelerde gösterdiği çıkışla uzun süredir zirveye oynuyor ve pek çok şampiyonluk kazandı. Bu takımın 18 Premier League Şampiyonluğu, 1 Kupa Galipleri Kupası, 1 Uluslar Arası Şampiyonluğu ve 2 Avrupa Şampiyonluğu başarısı var. Takımı 23 yıldır Sir Alex Ferguson çalıştırmakta. Burda da taraftarlar, medya mensupları ve yöneticiler olarak üstümüze alınmamız gereken bir çok mesaj görmekteyiz. Diğer yandan İspanya futbolunun şu sıralar en zirvesindeki takım olan Barcelona ise uyum sorunu yaşamayacağı genç bir teknik adamla yoluna devam ediyor ve herhangi bir aksilikle karşılaşmadı. Guardiola, futbolu bıraktıktan sonra teknik adamlık kariyerine başladı ve 21 Haziran 2007 tarihinde Barcelona’nın başına geçti. Bu da bize Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş teknik direktörü oluşunu hatırlatıyor. Ertuğrul Hoca şimdi Bursaspor’da hem kendi hem de takımı adına geleceğe dönük iyi işler yapıyor. Diğer yandan Beşiktaş’ta Türkiye’nin en başarılı teknik direktörlerinden biri olan Mustafa Denizli gibi bir tecrübe ile yoluna devam ediyor. Bu sezon şampiyonluğa en yakın takım olarak dikkat çeken Beşiktaş’ın yapması gereken aradığı uyumu yakalamışken, bu sene şampiyon olamasa dahi çok uzun yıllar Mustafa Denizli ile çalışmak. Tüm kulüplerimizin yöneticileri takımlarına sadece günü kurtarabilecek teknik adamlar değil hem günü hem de geleceği kurtarabilecek teknik adamlar bulmalı ve sonuna kadar arkasında durmalılar. Geçmişte yapılan hatalara bakıp ah, vah demek yerine Türk futboluna birşeyler katabilmek için futbolcu ve teknik adam yetiştirmeye daha doğrusu gençlerin ilgi duyduğu alanlarda, bilinçili bir şekilde kendilerini geliştirmesine önem vermeliyiz. Türkiye milli takımının ihtiyacı olan fiziksel ve teknik açıdan güçlü futbolcular ve teknik adamlar ancak bu şekilde yetişebilir ve ülkemiz hak ettiği yerlere çıkabilir. Türkiye futbolcu ve teknik adamlar için bir son durak değil tecrübe edinme yeri olmalı ve ilgi odağı ülkemize çekilmelidir. Burada bahsettiğimiz konular ile yabancı teknik adama ve futbolcuya hayır mesajı vermeye çalışmıyoruz. Takımlarımıza ve dolayısı ile ülkemize uzun yıllar başarı getirebilecek yerli veya yabancı teknik adam ve futbolcu transferleri yapılmalı ki az paraya çok verim alınsın. Tüm bu düşüncelerin gerçekleşmesi için ön yargılı olmadan yaşanılacak geçici sorunlara ve uyumsuzluklara karşı sabırlı davranmalıyız. Taraftarın beklentilerini gerçekleştirecek olan teknik adamın, istediği transferleri kendi süzgecinden geçirdikten sonra gerçekleştiren ve hocasının sürekli arakasında duran bir kulüp yönetimi sergilendiğinde taraftarlar ve medya mensupları da bu duruma alışacaklardır.

    Göze hoş gelen maçlar izleten ve takım oyununu da en iyi şekilde uygulayan kulüplerimiz olmasını istiyorsak ilk olarak kafalarımızdaki uyumsuzluk ön yargısından kurtulmalıyız. Kafalardaki uyumsuzluktan kurtulduktan sonra, gerçek uyum sorunları zamanla hal olacaktır.

  2. Barış Gerçeker
    21:29 içinde 22 Mayıs 2009 | #2

    Ortalama bir Türk erkeğinin rahatlıkla “fikir” ifade edebildiği konuların başında futbol gelir. “Fikir” o kadar ucuz bir şey değildir oysa ki.

    İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren bir kaç uzmanlık alanı haricinde hemen tüm işler için mektepli veya alaylı kişileri iş başında görürsünüz. Kimi işler için “mektep” okumuş olmak gerekmez, kimileri ise okumadan olmaz.

    Bizde okumuş adama ya düşünmeden eyvallah denir ya da okurken hayattan kopmak ithamıyla hor görülür “entel dantel” damgası vurulur.

    Hayat neyse futbol da o. O yüzden eski futbolcu olanlara “mektepli” muamelesi yaparken yolu çim/toprak sahalarda top peşinde koşmaktan geçmemişlere “ne anlar” muameleri layık görülebiliyor. Saha içi ve saha dışı tavırlarıyla çeşitli spekülasyonlara konu olan Yılmaz Vural örneğin Daum’la aynı spor akademisinden mezun olmasıyla ön plana çıkarılıyor zaman zaman. Sanki Daum’un futbol bilgisine çok saygı duyuluyormuş gibi.

    Yeni nesil spor yazarlarımızdan “alaylı” olanlar, yani futbolculuktan gelmeyenlerin tarzı ve izledikleri yol farklı. Onlar günümüzün imkanlarından bolca yararlanmayı ve ufuklarını genişletmeyi tercih ediyorlar. Eskiden Süt Kupası’nı TRT yayınlar mı diye düşünürken bugün Premiership, La Liga ve Serie A arasında zap yapıyorsunuz oturduğunuz yerden, belki kucağınızda laptop’ınız yayın olmayan liglerin skorlarını canlı takip ederken internet sayesinde.

    Bizde “mektepli” muamelesi gören eski sporcu veya “işsiz teknik direktör” spor adamlarımız ise ufuklarını sabit tutup aynı klişeleri kelimelerin sırasını değiştirerek veya en iyi ihtimalle tabelaya bakarak geçiriyorlar zamanlarını. Ve ne yazık ki sporculuk geçmişlerinden kaynaklanan hayranlık ve saygıyı bu şekilde suistimal ederek konu üzerinde çok düşünmeyi tercih etmeyen taraftar kitlesinin eline, tekrarlanması kolay argümanlar sunuyorlar. Bunların çoğu ise yanlış, hatalı veya en masum halleriyle temelsiz. Artı her halükarda satır aralarında kendi camialarına yaranma hesapları var.

    “Hoca değil” diye kestirip atmak işin kolay yolu. Hemen herşeyi anlık yaşamayı tercih eden yapımızla olayları derinlemesine incelemek çok yaygın bir uygulama değil. Kazanırken de kaybederken de, söylediği çıktığında da yanıldığında da haklı olanlar hep eleştiren taraftakiler. Onlar kaybetmiyorlar, basit söylemlerinin arkasında duran, o söylemleri kıymetli ve doğru şeylermiş, dahası kendi fikirleriymiş gibi savunan kiteleler sayesinde ne itibarları zarar görüyor, ne de ciddiye alınırlıkları.

    Oysa ki sistem kuran takımların geçtikleri süreçler, güne göre değişen sistemleri, o süreç ve sistemleri oluşturan transfer politikaları, tüm bunlara izin veren yönetim tarzları çok çok daha büyük bir resim oluşturuyor. Ama dün söylenenin yarın unutulduğu, bir gün ak dediğine ertesi gün kara diyenin tamamen zıt ifadelerle dediklerinin hangisi çıkarsa “ben demiştim” deme pişkinliğine sahip olduğu bir ortamda kazananlar hep o spor yazarları, kaybedenler de hep hocalar, başkanlar, yöneticiler veya oyuncular. Hiçbiri olmadı mı? Hakemler!

    Bizim için herşey fazla ciddi ve önemli. O yüzden herhangi bir konuda yanılmaya tahammülümüz yok. Televizyon dizilerinden öğrenilen geri vitessizlik, söylediğini geri alamama refleksleri ve yalancı delikanlılıklar da bütün bunlara eklenince ağızdan çıkan en basit bir söz bile gurur meselesi halini alıyor ve beton gibi kalıyor ortalık yerde. Böyle bir ortamda “Hoca değil” dediğiniz isimler sizden gittikten sonra harikalar yaratırken siz kendi memleketinizde yükseldikçe yükselip çeşitli onore edici ünvanlarla bile anılıyorsunuz.

    Böyle bir ortamda kime kızmak lazım kestirmek zor. Alışılagelmiş düzen içinde asla yanılmama garantisiyle yazma/konuşma hakkını kendinde gören yazar/eleştirmenlere mi, yoksa temcit pilavı gibi tekrarladıklarıyla kandırdıkları kitlenin kendisine mi?

  3. Kadir Yetim
    10:20 içinde 23 Mayıs 2009 | #3

    Bu konuyu aslınca birçok açıdan ele almak gerekir…Taraftar,basın,yönetim,futbolcular…

    Aslınca basın içinde yer alan kişiler de birer taraftar olduğu için bu ikisini bir tutmasak da çok yakın değerlendirmelerde bulunabiliriz.Medya içinde ilişkilerin nasıl olduğunu,haberlerin nasıl yapıldığını çoğumuz bilemiyoruz.Güven konusunda da sorunlarımız var.Sanki birisi ya da birileri oturdukları yerlerden haberleri yapıyor.

    Yabancı veya yerli olsun,birtakım başarısız sonuçların hemen ardından ilk olarak medyada teknik direktör eleştirileri başlıyor.Tabiki her ne kadar taraftar ve spor gazeteleri arasında güven olmasa da okumaktan vazgeçmeyen insanların da akıllarına bunu sokmayı başarıyorlar.Bu konu,devamında alınan her başarısız sonucun ardından gündeme getiriliyor ve sonrası malum..

    Belkide bu konu biraz daha sosyolojik boyuttadır.Yani şöyle bir siyasi geçmişimize bir bakalım.Siyasette başı çekenlere…Yıllardır gündemde olan hep aynı insanlar.Zamanında bir başka partide ve diğer partilerle atışırken,şimdi o partide başkan ve dosluk mesajları…Yani hep en önde ve en önemli koltukta oturma sevdası..Bu sadece siyasette böyle değil tabiki..İş yerinde bir şey kaybolursa veya satışlar düşerse,stoklar yanlışsa v.s. suçlu personeldir,çalışanlardır!!Bir okul genel sınavlarda başarısızsa öğenciler çalışmıyordur!!Barajlardaki sular azalırsa çok israf ettiğimiz içindir!!Bunlara tabiki katılıyoruz,doğruluk payı mevcut ancak bu payın büyüğü kime ait…Kimse elini taşın altna sokmuyor.Üstler herzaman altlarını sorumlu tutuyor!!!Başarısız bir sezonun ardından takımda iki üç teknik adam değişmiş ama yönetim beş-altı yıldır aynı.Bu iki-üç teknik adam sadece o yıl değiştirilmiş,geçen beş-altı yılda neredeyse yedi-sekiz,belki daha da fazla.Sonrasında belki yönetimden biri çıkıp da delikanlı gibi-başarısızlığı üstleniyoruz- diyor!! İnsanın hemen sorası geliyor-iyi de hangisini?-Hala görevdesin,yazık değilmi gelen giden onca teknik adama!!Ve tabiki sadece teknik adam değil,her defasında teknik adamla birlikte gelip giden onlarca futbolcular…Bakın herkes suçludur,yönetim haricinde,herkes!!!Taraftar maça gelmediği için,ya da yeterli desteği vermediği için,fazla destek verdiği için,taşkınlık yaptığı için v.s.Hoca suçludur,sağ kanatta bilmem kimi oynattığı için,yanlış (ama kime göre!) değişiklik yaptığı için,zamanında değişiklik yapmadığı için,oyunu okuyamadığı için,maçı kayettiği ya da berabere kaldığı hatta farklı kazanamadığı için v.s…Futbolcu suçludur,kendisine bakmadığı için,sürekli sakatlandığı için,koşmadığı için,maçı kaybettiği için v.s…

    Unutulmaması gerekn birşey var akadaşlar,balık baştan kokar…Hangi yönetim gelip-biz istikrarın peşindeyiz,şukadar zamana ihtiyacımız var ve yapacaklarımız bunlardır,şeffaf bir tutum sergileyeceğiz,başarısızlıkta en büyük pay bizimdir!!- dedi de alkışlarla destek vermedik !!

  4. umit aydin
    20:17 içinde 24 Mayıs 2009 | #4

    Başarıya giden yol

    Bir kere teknik direktörlük yapabilme kıstası ülkemizde değişmelidir.”Profesyonel futbolculuk yapma” şartı,kesinlikle ama kesinlikle kaldırılmalıdır.Bu işte gerçekten yetenekli olduğunu gösteren ve bu sektörde çalışmayı da isteyen her insana teknik direktörlük sertifikası alma hakkı,tanınmalıdır.Bunu yaparken”profesyonel”olarak futbol oynamamış kişilerin bu konudaki boşluğu yardımcı antrenörler ile rahatça kapatılabilir.Antrenman programları,fiziksel programlar hazırlanır vs…Takımı maça motive edip,kadroyu düzgün kurup,sistemi oturtup,oyun içindeki taktikleri takıma adapte edip,maçı da iyi okuyarak başarıya ulaşacak kişi ise antrenördür hem de başarılı bir antrenördür.Hele ki yönetimi destek olur kendisi de takımının altyapısına önem verirse gelecek başarı kaçınılmazdır.Bu işler profesyonel futbolculuk yapmadan bilinmeyecek,yapılamayacak şeyler değil.Hele ki belli başlı kişilerin “dön baba dönelim” misali bu sektörde başarısızlık örnekleri sergilediklerini gördükçe bunu daha da fazla istiyor insan.Yoksa medya mensuplarının tepkisini ve taraftarın çığlığını daha çok duyacağız.
    Teknik direktörlere haksızlık yapılıyor mu yoksa yapılmıyor mu meselesinde bence genel bir kanıya varılamaz.Çünkü her takımın teknik direktörüne verdiği imkanlar dahilinde bu görecelidir.Medya olsun taraftarlar olsun yüzde yüz haksız sayılmaz bence.Teknik direktörler içinde haksızlık yapılan ya da tahammülsüzlük gösterilenler de var mutlaka.O konuya birazdan geleceğim.Ama bazı teknik adamların yaptıkları da görünen köy kılavuz istemez misali,mahalle maçında yapılmayacak kadar hatalı işler.Benim kızdığım nokta burası.”Ben aslında yazlığıma gidip sıcak kumlarda uzanacaktım sonra kumdan kaleler inşa edecektim sonra onu bir dalga götürecekti ne güzel seyredecektim,burada ne işim var”havasında maçı seyrediyorlar.Yapılan bariz hataları,Avrupa kulübünün birinin ilgili kişilerine seyrettirseler herhalde takımın başında kulübün masörünün olduğunu filan düşünür.
    Yani öyle hatalar oluyor ki bu hatalara da yönetimlerin hataları veya yeterli süre tanınmaması mı yol açıyor diye insan kendisine soruyor ister istemez.Bence sebep bunlar değil.Taraftarın medyanın gördüğü bir teknik adamlık hatasını o adamın kendisi de görmelidir maç oynanırken.Klişe olarak devamlı şekilde yapılan çok çok bariz hatalara prim tanınmamalıdır.Bu konuda haklıdır taraftar ve medya.
    Tabi ki bunları söylerken en ufak bir hatada teknik direktöre yüklenmeyi kabullenemeyiz.Bu futbola ihanettir.Teknik direktör,herkese kendini beğendiremez,beğendirmek zorunda da değil zaten.Futbolun yukarda saydığım belli başlı yapılması gerekenlerini yapıp,görevini eksiksiz yapan bir teknik direktöre süre tanımadan ve de ufak tefek hatalarını kaşımadan itina gösterilirse başarı bir süre sonra ufukta gözükecektir.Zaten günümüz futbolunda en önemli şey de bunu görebilmektir…

  5. Hazar Celik
    22:45 içinde 24 Mayıs 2009 | #5

    Günü Kurtarmak…

    Türkiye’de futbola bakış açısı farklı olduğu için bu sorun ortaya çıkıyor. Bu ülkede futbol sadece günü kurtarmaya dayalı oynanıyor. Hiçbir düşünce, hiçbir plan sezon sonuna göre yapılmıyor. Halbuki sadece son idmanın haftasonu oynanacak maça göre yapılması gerekir. 3 büyükler veya Anadolu takımları farketmeksizin, haftasonu oynanan maçlarda yapılan hataların üzerine gitmeyip rakibin zaaflarını araştırılıyor. Zaten teknik direktörlere yapılan eleştirilen başlangıcında bu yatıyor. En azından benim görüşüm bu yöndedir.

    İlk 4′e oynayan takımlar, bu başarıyı sadece ve sadece iyi futbolcularla kazanıyor. Takım oyunu çok nadir devreye giriyor. İşte bu yüzden takıma veya sisteme değil de yetenekli bir oyuncuya dayalı futbol oynatılıyor. Bu da bir başka teknik direktör hatasıdır. Şapkadan tavşan çıkartmak her babayiğidin harcı değildir. Bakınız, Ertuğrul Sağlam Beşiktaş’la yollarını ayırdıktan sonra belki de yarı kalitedeki bir takım olan Bursaspor’u şaha kaldırdı. Çünkü takım oyununu keşfetti ve bunun üzerine sistem kurdu. İlk yarıda Galatasaray’ın ortaya koyduğu futbol da takım oyunu kokuyordu buram buram. Ancak sakatlıklar ve “teknik direktör başarısızlığı” sebebiyle futbolcuya dayalı sisteme dönüldü ve gerileme dönemi başladı. Bu zaten kaçınılmaz sondu.

    Bir teknik direktör işleyen sistemi bozmamalıdır. Hangi takımda olduğu veya hangi ülkenin vatandaşı olduğu önemli değil. Sadece işleyen sistemi bozmamalı. Ego tatmini, gereğinden fazla disiplin, futbolcunun altında ezilme korkusu gibi nedenlerle kesilen futbolcular, sistemi bozmakla kalmayıp ileriki dönemdeki takım performansını da düşürüyor. Kısacası, Türkiye’de teknik direktörlük yapıyorsanız günü kurtarmak için çalışmamalısınız ama mutlaka günü kurtarmalısınız. Bu da takımı ve futbolcuları ne kadar tanıdığınızla alakalıdır. Kişisel fikirlerini, takımın başarısına tercih eden teknik direktörler, yapılan tüm eleştirileri hakeder.

  6. Alper Başaran
    15:32 içinde 27 Mayıs 2009 | #6

    Takım sporlarında iki çeşit yönetim vardır: İdari yönetim ve teknik yönetim…

    İdari kısım daha çok başkan ve yöneticileri ilgilendirir. Teknik kısım ise tamamen teknik direktörün insiyatifindedir. Takım sahaya hangi sistemle çıkacak? Genel strateji ne olacak? Kim oynayacak? Kim kenarda oturacak? sorularının cevap merciidir teknik adamlar. Takım sporlarında stratejik öneme sahiplerdir.

    Teknik direktörler neden çabuk kovuluyor? Neden işler kötü gittiğinde ilk önce onlar koltuğundan oluyor? sorularının cevabını tahmin etmek çok zor değil.

    Birincisi; klişe inançlar gereği başarısızlığın temel sebebini hep teknik hatalarda arıyoruz. Futbol elbette bir teknik-taktik savaşı. Ama her şey bundan ibaret değil. Teknik adamıyla, yöneticisiyle, futbolcusuyla daha komple düşünmeli ve başarısızlıkta herkesin payı olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz. Örneğin; kulüp başkanları… Onlar kulübü sadece idare ediyorlar dedik. Ama transferde yanlış tercihler yapan bu yöneticiler de bir yerde başarısızlığa zemin hazırlamış olmuyorlar mı? Neden idari hatalar gündeme getirilmiyor? Aurelio’yu takımdan gönderen, Emre ve Guiza’ya milyonlarca lira bayılan, Josiko ve Maldonado gibi vasat yabancıları paraya boğan Fenerbahçe yönetiminin sizce bu seneki başarısızlıkta hiç mi günahı yok? Tüm suç Aragones’de mi?

    Ya da Lincoln gibi futbolcular? Adam oynamıyor. Teknik direktörünü protesto ediyor. Keyfine göre maç seçiyor. Kulüpten izin almadan ülkesine gidiyor. Disiplinsizlik had safhada. Bu adamın peki hiç suçu yok mu Galatasaray’ın ligde ilk 3’ün dışında kalmasında? Bülent Korkmaz ne yapacak? Koca adamdan Lincoln’e dadılık yapmasını, onu adam etmesini mi bekleyeceğiz? Alın bu da kapı gibi futbolcu hatası…

    Bülent Korkmaz veya Aragones tamamen masum mu? Hayır. Onların da hata payı var. Ama biz sadece işin tekniğine, taktiğine bakıp lig sonunda elde edilen puanı baz alarak değerlendirme yapacaksak bu ülkede görev yapan teknik direktörlerden yüzde 90’ı takımlarından kovulmaya mahkumdur. Diğerleri başarısızlıktan üzerlerine düşen payları almamaya devam ettikleri sürece…

    İkinci olay ise; kovulması en kolay kişilerin teknik direktörler olması. Sıkıyorsa başkanı kov. Ya da yöneticiyi. Milyon dolarlar saçtığın futbolcunu da gönderemiyorsun. Eee..? Ne olacak şimdi? Tabi ki teknik direktöre elveda denecek? Çünkü en zayıf halka o.

    Üçüncüsü bizde sabır yok. Çok kısa vadeli düşünüyor ve kısa vadeli kararlar alıyoruz. Ersun Yanal takımdan gönderildiğinde Trabzonspor lig üçüncüsüydü. Şimdi yine lig üçüncüsü. Asbaşkan Hacısalihoğlu şöyle diyor: ‘’Trabzonspor olarak sezon başında hedeflediğimiz yere gelmiş bulunmaktayız’’ Adama gülerler ey Hacısalihoğlu! Madem üçüncülük seni kesiyordu da neden Ersun Hoca’yı gönderdin o zaman? Ligdeki sıralaman yine aynı. Ne değişti?

    Sabırlı olmalı, sabretmeyi bilmeli. Üç, beş maça bakarak değerlendirme yapmamalı. İşte yaparsak Yılmaz Vural, Nurullah Sağlam, Hikmet Karaman, Mesut Bakkal gibi bir gün o takımı bir gün bu takımı çalıştıran nöbetçi teknik direktörlerin sayısı patlama yapar.

    Herkes hatadan payına düşeni kabullenirse, teknik direktörlere güvenilirse, sabredilirse başarı da gelir, istikrar da…

  7. Hasan Türksel
    19:23 içinde 28 Mayıs 2009 | #7

    *YÖNETİCİ ARANIYOR*

    Büyük bir çoğunluğunun olayları kendi ihtiyaçlarına göre değerlendirdiği bir ülkede,bu konudaki görüşlerimi ise maddeler halinde belirtmekte fayda görüyorum ki bazı şeylerin altını daha rahat çizebilelim:

    1-Futbol düşündüğünüz kadar karmaşık bir oyun değildir.Yani futbolda sanatta olduğu gibi soyut temalar yer almaz.Günümüz futbolu bir ürünü pazarlayan satış firması gibidir.Ürünü satacağınız pazarda,elinizdeki malzemenin ne olduğunu iyi bilmeli,pazarı tanımak için iyi araştırma yapmalı ve ana hedefe yönelik görevlendirme yapılmalıdır.Bu noktada Ana Yönetimden sonra gelen sorumluluk alanı Teknik Direktördedir.

    2-Teknik direktörlerin başarısı ise mutlak değildir.Değişen pazara(lig),hatta her yıl kendi içindeki değişimlere ayak uydurması önemlidir.Totalde başarı,kendini yenileyebilen,yüzünü dünya futboluna çevirmiş ve uygulama sahfasında beceresi yüksek olan kişiler için dile getirilir.

    3-Herkes iyi teknik direktör olamaz.Verdiğim örnekte olduğu gibi futbol dışında günlük hayatta,iş dünyasında toplam içinde(70 milyon) başarılı yönetici sayısının ne kadar az olduğunu,ülke ekonomisi ile paralel gittiğini iyi gözlemlemek gerekir.

    4-Futbol oynamak,hatta üst düzeydeki takımlarda futbol oynamak teknik direktör olmak için fayda sağlayabilir.Kişi beraber çalıştığı teknik adamlardan gelen birikimleri oyuncularına aktarabilir ama teknik adamlıkta öncelikli olması gereken özellik:Liderliktir.Siz lider biri değilseniz,istediğiniz kadar futbolcu iken skor üretmiş,başarı kazanmış olun takımda sizin gözünüzün içine baktığında inanan kişiler yok ise bir arpa boyu yol alamazsınız.

    5-Taraftarların teknik direktör kriteri bellidir:Şampiyon olmak!Ya da takımın çok koşan yani elinden gelen her şeyi başarı için sahada yapmasıdır.Büyük takımlar için geçerli olan bir durum bunlara ek olarak,yönettikleri takımın taraftarına da teknik direktörün yakın durması,hedef göstermesidir.Taraftara kimse kızamaz.Nihayetinde müşteri taraftarlardır ve müşteri haksızda olsa haklıdır.

    6-Basın mensuplarının çok kolay teknik adamları karalamasına yönelik söylenecekler ise;basına sansasyon yaratacak,tiraj attırıcı haberler gerekir.Bu anlamda gerçek basın mensubunu,kuruluşları ödüllendirecek olanda yine basın dünyası ve onlara ilgi gösteren taraftarlar olacaktır.Siz biraz daha fazla satış arttırmak için bir takım çabalar içine girerseniz bunu rahatsız olanların sayısının fazla olması ve konunun dile gelmesi ile çözebilirsiniz.Kimse kimsenin hakkında total bir değerlendirme yapamaz.Futbol camiasında biri diğerine sen teknik direktör değilsin diyebilecek bir kaç kişi vardır(her ne kadar yanlış bir yaklaşım olsa da)Yani sen Mourıno ya da Alex Ferguson değilsen ağzını bu kadar açmayacaksın.Ya da belirli sınırlarda konuşacaksın.Hayatta herkes başarısız olabilir ama bu o kişinin o konuda yeteneksiz olduğu anlamına gelmez.Eğer bu görüşü hem teknik adamlık hem de basında yorumculuk yapanlar dile getiriyorsa orda da başka sebepler aramak gerekir.
    Başarı total bir şeydir ancak bunu yapacak olan ise yöneticilerdir.

  8. İlkem Tekin
    23:19 içinde 28 Mayıs 2009 | #8

    Türk insanının genel özelliklerinden biridir , her konuda bir fikri vardır insanlarımızın.Aynı futbolla ilgili herkesin en az teknik direktörler kadar futbolu iyi bilmesi ve eğer eline “bu” takım verilse puan farkıyla şampiyon yapacak olması gibi…İşte teknik direktörlere bakışımızı etkileyen en önemli faktörlerden biri budur.Takımla 5 gün idman yapan , yıllarca çalışıp belli bir birikime ulaşan , bir spor akademisinde belge alan bu insanların hiçbir önemi yoktur gözümüzde.Günah keçisidir , takım kötü gittiğinde o kovulur , yenildiğinde o cevaplar ardı arkası kesilmeyen manasız , hep aynı soruları…Ve hepimiz ondan daha iyi biliriz kimin nerede oynayacağını…Gerektiğinde onca yıl emek vermiş , bu noktalara gelmiş insanlara “stajyer” der , “yaşlı,bunak” der geçiveririz…Bunlar çok bilmenin hataları…

    Bir de bilmemenin hataları var…Kulüp yöneticileri kulüpleri adeta çiftlikleri gibi yönettiklerinden , özellikle başkanlar “dediğim dedik çaldığım düdük” havasına giriyorlar ve kimse de onlara dur demiyor malesef…Aslında yine aynı noktaya dönüyoruz “çok bilmek” ama bu durum biraz da “bilmemek”ten kaynaklı işte…Futboldan ne kadar anladığı pek de bilinmeyen kulüp yöneticileri(ki bu kesinlikle hakaret değildir çünkü futbolu en iyi oynayan anlar) getirdiği teknik direktörleri hep bir kurtarıcı olarak görürler.Kötü gidişin baş sorumlusu onlardır çünkü.Herhangi bir anda herhangi bir sebepten pat diye kovulabilirler , hatırlayalım , Vicente Del Bosque , Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu elde etmiş , La Liga’yı bir kaç defa kazanmış , Beşiktaş’a geliyor ve devre arasında kovuluveriyor , işten kovulan herhangi sigortalı bir insan nasıl tazminatını tıkır tıkır alıyorsa , o da alıyor yüklü tazminatını ve olan Beşiktaş’ın alabileceği iyi bir yabancıya oluyor.Çünkü ödenen o para ile çok iyi bir yabancı gayet rahat alınabilir.Ertuğrul Sağlam geliyor , bir maç yakıyor onu da , o da gidiyor paşa paşa , Rıza Çalımbay da aynı şekilde…Tam bir teknik direktör kasaplığı…Örnek Beşiktaş olsa da , Fenerbahçe(Joachim Löw , Mustafa Denizli , Christoph Daum , Zico) , Galatasaray (Michael Skibbe , Eric Gerets ) ve Anadolu kulüplerinin tamamı işte bu zihniyet ile yönetiliyor…

    Vee geldik üçüncü kısma , yani “sabırsızlık”…Uzun soluklu başarılar elde eden kulüplere bir bakalım , Manchester United , Arsenal , Milan , Real Madrid , Barcelona , hepsi en başarılı dönemlerini uzun süre çalıştıkları teknik direktörlerle yakalıyorlar.Tabi ki sadece bugün ki başarıyı dikkate almayın lütfen , biraz geçmişe odaklanalım…Peki ya bizim kulüplerimiz ne yapıyorlar , örneğin Erdoğan Arıa , Yılmaz Vural , Samet Aybaba kaç takım çalıştırmışlardır hayatlarında? Ortalama yirmişer diye tahmin ediyorum , belki sayamayız da…Peki ya bir sezonda en az iki takım çalıştırmalarına ne demeli…İşte yöneticilerin ve tabi ki taraftarların “sabırsızlık”ları bu teknik direktörlerin bu tip kıyıma uğramasına sebep oluyor.Kimse bilemiyor ertesi sezon neler yapabileceğini , üstüne üstlük sezon başında , mesela ilk maçtan sonra kovulanlar bile var.Ya onlara ne demeli?Daha teknik direktör oyun felsefesini oturtamadan gönderiveriyor takım , sonra yenisi geliyor , o da oyun felsefesini oturtmaya çalışırken o da gidiyor , oyuncuları hiç sormayın deneme tahtası gibi oldular…Örneğin Denizlispor yıllardır küme düşme hattında ve yıllardır her sezon iki üç teknik direktör değişikliğine gidiliyor..

    Şimdi de iğneyi teknik direktörlerimize batıralım…Bir teknik direktör her sene başı henüz bir takım kendisini can simidi(veya günah keçisi) olarak kullanmaya başlamamışken , televizyon programlarında “bana Fenerbahçe’yi verin her sezon şampiyon yaparım” diyor.Peki bu adama sorulmaz mı , sizin küçük bir takımla başarınız var mı diye.Sorulur tabi de , cevap alınamaz…Neden , işte nedeni şudur ki Vicente Del Bosque sözleşmesine öyle bir tazminat yazar ki kovarken iki kere düşünürsünüz ama yerli teknik direktörler neredeyse boş sözleşmeye imza atıyorlar.İşte bu tip hatalar kovulmalarını kolaylaştırıyor , onlara ertesi sezonun garantisini veremiyor.Takımlar da böylece teknik direktör kıyımına gidip , yönetimin de futbolcunun da hatasını çok güzel kapatabiliyor.Yerli teknik direktörlerimize de bakış açımızı değiştiren noktalardan biri bu , yabancılara bunu yapamıyoruz…

    Kısaca herkesin futboldan anladığı , ama gerçekten anlayanların çok kısıtlı olduğu ülkemizde yıllar geçse de , yüzyıllar geçse de teknik direktörlere bu hastalıklı bakış açımız asla değişmeyecek , insan yedisinde neyse yetmişinde de o olacak en nihayetinde…

  9. Muhammet Tay
    10:13 içinde 29 Mayıs 2009 | #9

    Neden Yabancı
    Ülkemizde yabancı teknik adam o kadar önemlidir ki kimse onlara toz konudurmaz.Yaptıkları görmezlikten gelinir ta ki sabırlar son damlasına gelene kadar…Bir yandan medya bir yandan da yöneticiler yabancıları alırken yere göre sığdıramazlar giderkende yerin dibine batırılar.Türk teknik adamlarda ise durum tersi olur.Göreve getirken yerden yere vurulurlar gönderirken ise bir burukluk olur içlerinde.
    Yabancı teknik adamlar yöneticiler için çok önemlidir. Çünkü yerli bir insan o kadar pahalı takımı yönetemaz anlayışı vardır.Peki hiç kendileri şunu düşünmezler mi;takımı yönetenin başına yabancı getiriyorlar ama yön verdikleri takımında başında onlar var ve onlarda TÜRK.Aslında o kadar ironik bir durum ki siz yeteneklerinden şüphe duyduğunuz yerli adamlara güvenmiyorsunuzda kendinize mi güveniyorsunuz?Senelerce takımın başında yöneticilik yaparsınızda bir kaç kupa ve milyonlarca borçtan başka geriye kalan nedir?Bir kaç maçta görevine son verdiğiniz yerli teknik adamlarımız sizden çok mu yeteneksizler acaba?
    Günümüzde sadece 2600 Tl maaş ile dört maçta dört galibiyet alan yerli bir teknik adam çok mu yeteneksiz yoksa milyonlarca dolar ücret alan ve takımı yerlerde süründüren yabancı tenknik adamlar mı çok yetenekli?Takımdan kovulduğunda takımı tazminat davaları ile sömüren yabancılar mi daha değerli yoksa kovulduklarında seslerini çıkarmayan,çıkaramayan ve alması gereken tazminatı bile almayan kendi öz evlatlarımız mı değerli?Bir Ermeni çocuğun hikayesi vardır;Daha ilkokula giden bir Ermeni çocuk okul başladıktan haftalar sonrasında bile defter, kitap, kalem gibi okul gereçlerini almaz.Oysaki maddi durumları çok iyidir ve almaması için görünürde hiçbir nedeni olmaması gerekir.Bir gün öğretmeni yanına gelir ve neden kaç haftadır okul araç gereçlerini almadığı sorar çocuğa.Çocuk ise devamlı alışveriş yaptıkları bir Ermeni kırtasiyecinin olduğunu ve uzun zamandır hasta olduğu için dükkanı açamadığını,ancak kırtasiyecinin iyileştiği zaman alışveriş yapabileceğini söyler. O küçük çocuk kadar düşünceli takımlarımız olsa acaba yerli teknik adamlarımız şuan hangi başarıdan başarıya koşardı bilemiyorum.Tabiki yabancı teknik adamlar gelmesin milliyetçi olalım demiyorum.Yabancılarda gelsin ama yerlilerimizden daha başarılı olanları, daha kişilikli olanları gelsin.Bir Aragones ya da bir Skibbe bir Bülent Uygun’dan ya da bir Rıza Çalımbay’dan daha mı yetenekli ya da daha mı değerli? Getirebiliyorsanız Ferguson’u,Mourinho’yu getirinde yerli teknik adamlarımızdan daha yetenekli daha değerli birileri olsun.Tabi getirebiliyorsanız…

  10. Hakan Ünver
    14:36 içinde 05 Haziran 2009 | #10

    Türk futbolunun başlıca gelişememe sebebi olarak görüyorum bu durumu.

    Maalesef ülkemizde taraftarın sesinden ziyade basının sesi çıkmakta. Basın kimi isterse gönderiyor, yerine yenisini getirtiyor. (Burada ntv ailesini ayrı tutmak istiyorum) Tabi basının böyle sözünün dinlenmesinin de sebepleri var. Bunların başında da yöneticilerin futbola bakış açılarının farklılığı. Gerçekten futbolu bilen yöneticilerin azlığı.

    Ben bir galatasaray taraftarı olarak, kendi takımım açısından baktığım zaman olaya son dönemde başarılı teknik direktör göremiyorum. Peki bunun sebebi ne? Bana göre başlıca sebebi teknik direktörlere verilmeyen zaman. Sabırsızlık! Son dönemde galatasarayda çalışmış teknik adamlara tek tek bakarsak; lucescu süper kupa kaldırmış galatasarayla, 2. sezonunda oldukça kötü kadroya rağmen şampiyonluk yaşatmış ancak gönderilmiş. Fatih Terim, ilk galatasaray görevinde 4 sene şampiyon yapmış, uefa kupassı kazandırmış, bunlara rağmen yanlış transferler sebebiyle kredisini 2 senede tüketebilmiş. Eric Gerets, 2. sezonunda şampiyon yapmış takımını, Kadıköyde alnındaki kanla dik duruşu gözümüzün önünden gitmezken, yine de başarısız sayılmış ve gönderilmiş. Skibbe, galatasaraya son dönemde en güzel futbolu oynatmış, lincolnü bize gösterebilmiş ama 2 sivas yenilgisine dayanamamış. Hagi ile Korkmazı söylemiyorum bile, bana göre onlar için galatasarayın başına geçmek için erkendi.

    Diğer takımlar için düşündüğümüz zaman yine aynı şeyler, Ertuğrul Sağlam, Daum, Lucescu, Ersun Yanal… Durumları galatasaray için bahsettiğim hocalardan çok farklı değil.

    Peki taraftarın da istediği bumuydu? Kendi adıma konuşuyorum, Gerets dışında hiç bir hocanın gönderilmesini istememiştim. Geretsin teknik bilgisinin yetersiz olduğunu düşünüyorum sadece. Bunun yanında basının yazdığı haberler hep bu yöndeydi. Yöneticiler de basına uydu ve kendilerine göre doğru olanları yaptılar.

    Peki farklı olunca nasıl oluyor? 96-2000 sezonları arasında galatasaray yönetimi her yönüyle Fatih Terim’e sahip çıkmayı bildi. Galatasaray henüz Terimin ilk sezonunda ilk yarıyı 9 puan geride kapatmasına rağmen ona destek verdi. Ve sonuç: uefa kupası, süper kupa, şampiyonlar liginde çeyrek final, Türkiyede sayısız başarı. 2000 yılından sonra bunu hiç yapamadı galatasaray.

    2000 yılından sonra bunu az çok yapmaya çalışan fenerbahçe oldu. Önce dauma güvendi takımı ona emanet etti. Sonrasında Zico yine aynı şekilde güvendi ve kendisinin gönderilmeyeceğini hissettirdi bence fenerbahçe. Bildiğim kadarıyla da zico maddi bazı anlaşmazlıklardan gitti. Peki bunun sonucu; şampiyonlar liginde çeyrek final ve o sezon final oynamış chealse ye kafa tuttular. Sanırım 3 kezde şampiyon oldular bu arada.

    Herşeyden önce yöneticilerin hataları olduğunu düşünüyorum bu durumda. Kendilerinin futbol bilgileri maalesef zayıf, basında futboldan anladığını düşünen bikaç spor adamı(burası tartışılır) teknik direktörü beğenmedimi onları dinleyip gönderiyorlar.

    Sonuç olarak futboldan anlayan adamların takımların yöneticileri olmaları gerektiğini ve başarının istikrarla gelebileceğini düşünüyorum.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.