Ana Sayfa > Mert Aydın > Mert Aydın: Romantizmin zaferi

Mert Aydın: Romantizmin zaferi

29 Mayıs 2009

mertaydin“Bu kupa, romantizmin zaferi oldu. Fizik gücün ululaştırıldığı günümüz futbol dünyasında Barça, bir güzel futbol adası.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Mert Aydın

  1. Emre Navgasın
    18:04 içinde 03 Haziran 2009 | #1

    Her takıma bir UZAYLI lazım!
    Messi,hiç kuşku yok ki Arjantin’in Maradona’dan sonra yetiştirdiği en önemli futbolcu.Herkes ona ”Yeni Maradona” gözüyle bakadursun,Messi adını dünya futboluna Maradona olarak değil MESSİ olarak altın harflerle yazdırmaya başladı bile.Bu şampiyonluk onun için daha bir başlangıç sayılabilir.Barcelona’nın oyun düzeni herkesin bildiği gibi ayağa pasa dayanıyor.Bazıları Xavi ve İniesta olmasa bu takımın oyun düzeni bozulur diyor.Bir yere kadar haklılar ama o son bitirici pasları sadece Xavi ve İniesta değil takımda oynayan herkes atabiliyor.Puyol,D.Alves,Keita,Messi yerine göre Eto’o ya da Henry.Barcelona için aslında söylenecek fazla söz yok.Onlar paslaşıyor biz Türk Futbolu olarak sadece izliyoruz.Onlar Avrupa Şampiyonu oluyor biz daha Avrupa’da 2. tura çıkamıyoruz hatta Avrupa’ya 2 takımla bile gidemiyoruz.Biz değilmiydik zamanında Tüm Avrupa’yı korkudan titreten?Barcelona bu sezon gerçekten de müthiş işler başardı.Önce Copa Del Rey ardından La Liga ve en sonunda da Avrupa Şampiyonu olarak futbolda imkansıza yakın(diğer klüpler için)bir başarıyla biz futbolseverlerin gözüne futbol ziyafeti verdiler.Seneye bu başarıyı bir daha görebilirmiyiz?Zor bir soru ama bütün zor soruların çok kolay bir mantığı olduğu gibi;neden olmasın?Bu takıma Guus Hiddink bile önlem alamadıktan sonra bence daha çok şampiyonluklarını göreceğiz Barcelona’nın.Bu serüven aslında ”kazanmaya alışmış” İspanyolların Avrupa Şampiyonu olmasıyla başladı.Onlar şu anda dünyanın en iyi takımı.Ve bu takım içinde Barcelona’da oynayan futbolculara bir göz atalım:
    Puyol-Pique(savunmanın geçilmez iki sağlam duvarı)
    Xavi-İniesta(Onları asist kralı yapmanın en kolay yolu,elinizi kaldırıp araya koşu yapmanızdır.Bazen kendi kendime şu soruyu soruyorum:acaba bunların asist yapamayacağı yer var mı?Gerçekten de öyle.Bir bakmışsınız Eto’o araya koşu yapıyor.Sistem gereği Eto’nun el kaldırmasına bile gerek yok,her şey açık.Hem Eto’o pasın nereye atılacağını hem de Xavi nereye atacağını çok iyi biliyor.Aynı şey milli takımda David Villa ve Fernando Torres için de geçerli.İşte bu İspanya’da bir de Messi’nin oynadığını düşünsenize.Ne kadar muhteşem olur.İşte bu Barcelona bence en büyük eksikliği olan kale mevkiine daha iyi(en azından maç kurtarabilecek)bir kaleci alabilirse daha 3-4 yıl Avrupa’nın zirvesinden inmezler.İsteseler de inemezler zaten bu yapıya göre.
    Emre NAVGASIN

  2. A. İlker Kurt
    14:37 içinde 05 Haziran 2009 | #2

    Barcelona icin ne yazilabilir ki,sanirim futbolu gercekten sevenler için bir büyük hediye bu sezon.Göze hoş gelen futbol,her parcasi birbirini tamamlayan makina düzeni.Barcelona’yı izlerken ilk dikkatimi çeken topu kaybettiklerinde yada top bir sekilde rakip takımın kontrolune geçtiğinde önde uyguladıkları pres ve faulsüz top kazanmaları. tamam diklemesine mükemmel oynuyorlar,pas yüzdeleri çok yüksek ama herbiri birbirinden yetenekli oyuncuların müthiş bir organizasyonla prese katılması,tereyağından kıl çeker gibi top kazanması bence işin püf noktası burası.Topu kazandıkları anda rakip zaten hazırlıksız yakalanıyor gerisi zaten hepimizin takdiri.Barcelona hakkında ilk hatırladığım Cruyf’un teknik direktörlüğündeki Romariolu,Stoichkovlu,Koemanlı,Bakerolu takimdi. Belki oyuncular değişikti ama futbol mantalitesi aynıydı. Göze hoş gelen,ayağa bol paslı,akıcı bir futbol düzeni. Daha sonra zaman zaman basarisiz oldular ama gelen Teknik direktörlerin oyun stili hep aynıydı. Van Gaal,Rijkard,Guardiola hepsi aynı fubolu oynattı takımlarına ancak arkalarındaki Cruyff’u unutmamak gerekir.Bir büyük futbol dehasıdır Cruyff.Yani Barca’ya gelen teknik adamın elinde,aynı oyun felsefesiyle yetişmiş genç futbolcular,sistemi özümsemiş kulubun yapisini öğrenmiş,yetenekli bir kadro buluyor.Teknik adamın yapması gerekn kendisi için hazırlanmış düzene uygun futbol oynatması. Xavi,Iniesta,Puyol oynadiklari sistemle büyüyen oyuncular.
    Messi için ayrı bir paragraf açmak gerekir.Yeşil sahada için kıpır kıpır eden,haftasonu Barcelona maçini bekleme sebebim. Oyun başlar ve insanın içinde top messiye ne zaman gelecek düşüncesi başlar.Top ayağına yapışır adeta,böylesi Maradona’dan beri gelmemiştir kimseyle kıyaslanmayacak yetenektir,ronaldoyu ,kakayı,İbrahimovici birbirleriyle kıyaslarım ancak messi farklıdır,standartların çok üstündedir,özellikle ülkemizde oynanan futbolla buyuk hayalkırıklığına uğrayan futbolseverler için armağandır.

  3. 12:40 içinde 08 Haziran 2009 | #3

    FUTBOLU AŞKLA OYNAMAK
    Sanıyorum dünyadaki birçok futbolseverin istediği oldu ve bu sezonun en sempatik takımı Barcelona rahat bir oyunla Şampiyonlar Ligi Kupasını aldı. Benim tahminim, Chelsea karşısında oldukça zorlanan Barcelona’nın, Manchester United’ı geçemeyeceği yönündeydi. Çünkü zaman zaman İtalyan takımları gibi 11 kişi savunma yapan, İngilizler gibi hızlı hücum yapan, Almanlar gibi disiplinli oynayan ve duran topları çok iyi kullanan bir takım Manchester. Ancak final maçında hakikaten çok kötü oynadılar ve kaybettiler. Kaybederken futbolcuların (Ronaldo hariç) üzüntüden neredeyse eser olmaması, sanırım neden kaybettiklerini gayet iyi açıklıyordu.
    Barcelona futbol takımı, Laporta ve Frank Rijkaard’dan beri dünya futbolunda İngiliz takımlarına karşı direnen tek kulüp olma özelliğini koruyor ve her geçen sene kendini geliştiriyor. Bu sezon Guardiola’nın takımın başına gelişi ve oynattığı (uzay futbolu denilen) futbol herkesin takdiri kazandı. Uzun yıllardır ilk kez, ekran karşısında bir sinema filmi izler gibi maç izlemeye başladık. Buna evlerdeki kadın nüfusu da dahil! Ve izlerken aklımıza hep belki de şu soru ve tespit takıldı; futbol bu kadar mı aşkla oynanır?!
    Evet, futbol bu kadar güzel oynanırdı ve gözümüzün önünde oynanıyordu. Aşkla dememin sebebi de, iyi futbol ve güzel goller gördüğümüz için değil, birbirleriyle, aşk yaşıyormuşçasına iyi anlaşan ve tamamlayan futbolcuları izliyor olmamızdı. Ve her golden sonra (6’ıncı 7’inci golde bile) sanki maçın ilk golünü atmış gibi sevinmeleri, ne kadar iştahlı olduklarını değil, birbirlerini tamamlayabilmelerinden, birbirlerini hissetmelerinden, çim üzerinde yaptıkları her şeyden keyif almalarından, kısacası aşkla oynamalarından kaynaklanıyordu. Dün akşam Rıdvan Dilmen’in ya da zaman zaman başka yorumcuların dediği gibi, “kadro zaten müthiş, bu kadronun bu oyunu oynaması zaten normal” gibi, teknik direktörü tamamen “sıfatsızmış” gibi gösteren ve “saf dışı” bırakmaya çalışan yorumlara karşın, bu her hafta en az bir defa izlediğimiz aşk filminin yönetmeni, yani Barcelona’nın teknik direktörü Guardiola’yı da ayakta alkışlamak ya da başkan Laporta’nın yaptığı gibi, ensesinden tutup sıkıca sarılmak gerekiyor. Bu başlı başına başka bir yazı konusu olabilir ancak iyi futbolculardan kurulu bir sürü takım var dünyada. Hepsi başarılı mı? O yüzden ortada bir başarı olduğunda tebrik etmesini bileceksin. Guardiola’yı hiçe sayıp, yılların kurt hocası Alex Ferguson’a da giydiren Rıdvan hocamız da, umarım zaman zaman yaptığı garip yorumlara bir son verir. Bir de kendisine naçizane tavsiyem, mümkün olduğunca boş vakitlerinde futbolcu isimleri nasıl okunur ya da kim hangi futbolcudur, onun yedeği kimdir ve takım normalde nasıl oynar, bir çalışsın. Tabi ki çok değerli bir yorumcu ancak ekran başında çok önemli bir maçı yorumlarken en azından biraz bilgi sahibi olmak gerek diye düşünüyorum.
    Her neyse sinirlendiğim şeyleri daha fazla yazmak istemiyorum belki daha sonra Barcelona’yı bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Belki çok keyifli bir maç olmadı (Manchester hiçbir şey oynamadığı için)ve çoğu zaman sıkıldık ancak, araya atılan güzel bir pas ya da Ronaldo’dan bir frikik bile izlemek keyifliydi. Umarım seneye daha heyecanlı ve çekişmeli bir final izleriz. Ve kendi adıma da, bu aşkın daha uzun sürmesini ve diğer kulüplere de sıçramasını temenni ederim. Son olarak da bir diğer mutluluğum, İlker Yasin ve artık mahalle maçlarına bile yorumcu olarak çağırılmaya başlanacak olan Rıdvan Dilmen’den(dediklerinin yarısın zaten duyulmuyor) pek haz etmesem de, Star Tv’nin çok konuşup, garip garip yorumlar yapan sulu sepken spikerleri maçı anlatmadığı için huzurlu bir maç izlemiş olmamız. Yoksa “Messi bu, Messi bu, o ne kafaydı, aman Yarabbi, Arjantin’den uçağa bindi, uçtu uçtu, kuş misali kafayı vurdu, hepimizi mest etti. Allah’ta seni mest etsin Messi” gibi cümleler duyabilirdik.

  4. Ümit Kurt
    Ümit Kurt
    17:09 içinde 14 Haziran 2009 | #4

    Barcelona’yı gören var mıdır bilmem ama tılsımlı ve büyülü bir şehir olduğunu her bakımdan söylemek mümkün. Her şeyden önce bana göre duruşu olan bir metropol Barcelona. Tarihin sayfalarını biraz karıştıranlar anımsayacaktır: Faşist diktatör Franco’nun tebarüz ettiği İspanya iç savaşında en ön cephede savaştı Katalan sosyalist-cumhuriteyçi direnişçiler.

    Bu politik duruşun Barcelona’nın futbolunu da yansıdığını söylemek mümkün. Sahada her şeyden önce futbol topu için, karşı kaleye optimum düzeyde hızlı gitmek için, atak aksiyonlarını en verimli şekilde gerçekleştirmek ve futbolun ana şiarı sonuca yani skora gitmek için mücadele etmek. Ama futbol sahasını bir total alan olarak görüp, o alanın parsellediği her bölgede baskıyı, tutku haline gelmiş top kapma ve momentumu bir an bile kaybetmeden hemen hücuma geçme arzusu gerçekten mükemmel. Bugün izlediğimiz Barcelona ‘Platonik futbol’ ya da ‘ideal futbol’ diye bir şey varsa, bunu oynuyor. Buhar makinesi gibi çalışan iki kanat, orta alana tanrı gibi hükmeden, neredeyse doktora yapmış derecede futbolu bilen ve bu oyuna aklını kullanarak hükmeden, Barcelona’nın havasını hücrelerine kadar nüfuz ettirmiş iki tane futbol alimi adam: Xavi ve İniesta…

    Geride tandemde bize adeta İspanya iç savaşındaki Katalan direncini anımstan inanılmaz kuvvetli, pozisyon bilgisi üst seviyede olan, oyunu her an yaşayan ve oyunun her bölgesinde aktif olan bir savunma göbeği.. İlerde ise hem kanatlara gelebilen, altı pas içinde durdurulması neredeyse imkansız ve boğa gibi güçlü bir Etoo.. Ve bu “olağan şüphelilerin” yanında, sahada parlayan, bize futbolun Johan Cruyff’dan sonra ne kadar estetik ve romantik bir oyun olduğunu tekrar hatırlatan futbol tanrısının kıymetlisi-gözbebeği Messi…

    Peki Guardiola’ya ne demeli? Bu takımın eski emektarı, bir zamanlar Barca’yı atağa kaldıran bir lokomotifken Louis Van Gaal’in A takıma çıkardığı ete kemiğiyle ‘sahici’ orta saha oyuncusu Xavi tarafından yedek bırakılan bu Guardiola bu takımı öyle iyi tanıyor ki, bu takımdaki oyuncuların ruh halini öyle iyi biliyor ki, iyi bir teknik adamın, iyi bir taktisyenin aynı zamanda iyi bir psikolog olmasını gerekitiğini bize gösteriyor. Evet Mancster United maçındaki Barcelona kendisini bize izletirirken öyle duygular hissettir ki, yüzümüzde gülücükler açarak bize futbol izleme hazzını yaşattı. Mert Aydın’ın dediği gibi, bu kupa romantizmin zaferi oldu. Bu zaferin yaratıcaları bu yazara bu cümleleri bir futbolsever olarak yazdıran gerçek futbolculardır.

    Bu romantizm bizi nereye kadar götürür bilmem ama bildiğim tek şey Barcelona futbol oynamak için yaratılmış bir takım..İster total deyin, ister futbol terminolojisinin değişik formülasyonlarıyla tasvri edin, Barcelona’nın oynadığı futbol romantik futbolun ta kendisidir. İşte o yüzden ben Barca’nın oynadığı futbola ‘Platonik futbol’ diyorum.. Niye mi? Sadece formasına bakın ve daha sonra aklınız geçenleri yüksek sesle kendinize söyleyin.. Viva Barca!!

  5. Abdullah Aksoğan
    20:44 içinde 17 Haziran 2009 | #5

    Barcelona yıllardan gelen bir sistemle oynuyor. Barcelona’nın bu paslaşan futbolu yeni çıkmış bir şey değil. Manchester United, Avrupa’nın Barcelona’dan sonra istikrar abidesi 2. Takımıdır. Ancak Manchester’ın istikrarı kendi içinden gelmemektedir. Orada istikrar Alex Ferguson’dur.

    Herkesin zevkle izlediği 2 takımdır bu sene Barcelona ve Manchester United.

    Barcelona bozulmadan, makine gibi paslaşması ile rakiplerine üstünlük sağladı. Ancak Manchester United’ın da kapandığını söyleyemeyiz. Çok hızlı tek paslarla rakip alana oyunu yığarak pozisyonlar buluyorlar, hız ve tekniği birleştiriyorlar.

    Barcelona’nın oynadığı oyun rüya futbol diye nitelendirebiliriz ancak bunun yanında Manchester United’ın oynadığı oyunu görmezden gelemeyiz.

    Barcelona, kurduğu sistem ile final maçına çıktı ve sene boyunca, hatta yıllardır oynadığı oyunu sahaya yansıttı. Manchester United ise bu sistemi yıkacak oyunlar deneyecekti ancak Alex Ferguson kendi sistemini bozacak hamleler yaptı. Barcelona karşısında 2. Yarı orta sahayı boşaltması en büyük intiharı oldu.

    Futbol bu, illa ki birileri hatalar yapacak ki birileri kazansın. Belki de tek paslarla Barcelona’nın yavaş defansını yoran Manchester bu kupayı üst üste 2. Defa müzesine götürecekti ancak defansta yapılan küçük hatalar ile kupayı kaybettiler.

    Burada konuşulması gereken, hangi takım kazanırsa kazansın dünya futbolunda artık güç’e dayalı futbol’un yeniden şekillenerek hem güç’e hem de tekniğe dayalı futbol haline gelmesidir. Bu acımasız futbol’a bir şekilde dur denecekti. Bunu da Manchester United sağlayacaktı ancak Barcelona’nın yılların verdiği çalışmaların tavan yapması ile kendilerine has oyunlarıyla dur dendi. Belki de gelecek yılların futbolunu oynamıyorlar, her takımın yapabileceği oyunu oynamıyorlar ancak kendilerine has oyunlarını sahaya yansıtıyorlar.

    Ancak şu sanılmasın ki, Barcelona geleceğin futbolunu oynuyor. Bu büyük bir yanılgı olur. Chelsea karşısında düştükleri durum ortadayken bunu söylemek yanlış olur. Milan, İnter, Chelsea gibi bu tarz oynayan takımlar karşısında sadece sistem ile oynamak yetmez. Futbolda da tek bir sistem ile başarılı olmaya çalışmak hayalcilik olur.

    Barcelona ne zaman kendi kuralları olan bir teknik direktör getirirse, o seneyi hüsran ile bitiriyor. Ne zaman ki kendi alt yapısından itibaren aşılanan bu paslaşan takım’a uyan çaylak teknik direktörler getirirse, oyuncular arasında o uyumu yakaladıkları anda öldürücü oluyorlar.

    Ancak, sistem’in açıklarını bulan takımlara karşı da gereken hamleyi yapamıyorlar. Guus Hiddink-Guardiola kapışması buna en açık örnektir.

    Herşeye rağmen Guardiola’nın yetersiz hoca olduğunu söyleyemeyiz, ancak bir motivasyon ustası olduğu apaçık ortada. Bu sene taraflı tarafsız herkese, Coldplay’in şarkısında da söylediği gibi “Viva La Vida” (Yaşasın hayat) dedirtti. Çünkü Sert futboldan sonra bu paslaşan takım bize ilaç gibi geldi.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.