Mert Aydın: Rakip beyinler Alman
08 Şubat 2010
“Klasiktir hemen kanıya varmak gruplar için. Lokum ya da ateş. Sanki başka alternatif yokmuş gibi. Bizim 2012 eleme grubu için şunu diyebiliriz. Bildiğimiz türden normal bir grup. Herkes gücüne göre sıralanmış. Grubumuzda Almanya ile birlikte Kazakistan ve Azerbaycan’ın hocaları Alman. Belçika, bizim Almanya ile aramızdaki liderlik mücadelesine sızabilecek en büyük tehlike”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Finalin “vize”si, Yine Vizenin Kendisidir Aslında…
Ben, Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın ve halkımızın bu tür grup maçları veya organizasyonlara bakış açısını, “büyük resmi kaçırmak” diyerek tanımlayabileceğimiz bir konumda olduğunu düşünüyorum. Ne demek istediğimi, aşağıda kendi öğrencilik yıllarımdan kalma, kanıksanmış bir “yanılmış algı” şeklinde anlatmaya çalışacağım.
Üniversite yıllarımızda bir vize bir de finalimiz olurdu. Ama öğrencilerin çoğu vizeye hazırlanmaz, finale sabahlardı. Vizelerin geçer not hesabındaki ağırlık (bizim okulda) %40′tı. Yani vizeden aldığınız notun %40′ı ile finalde aldığınız notun %60′ını topladığınızda ortaya çıkan değer 50 veya üstüyse o dersten geçiyordunuz.
Ama şöyle bir durum vardı. Eğer vizeye çalışmış olsaydınız, o derse ait konuların tamamının yarısına çalışmış olurdunuz. Yani vizeye çalışmak yalnızca vize notunuzu iyi getirmeyecek, bunun üstüne, finalde çıkacak soruların da yarısına önceden hazırlık yapmış olurdunuz.
Vizeye çalışmadık; aldık 100 üzerinden 20′yi ve bekledik final zamanını. Bir baktık ki elimizdeki geçer notumuz yalnızca “8″. 100 üzerinden; yazıyla “sekiz”. Geçmek için almaız gereken not nedir? “42″. Yani final notunun %60′ı olması gereken not 42. Yani finalden en az 70 almamız gerekiyor. Vizesi 20 olan öğrenci finalden nasıl 70 alır? İşte o noktada öğrenci final öncesinde de moral olarak da tamamen yıkılır ve “büt”leri hesaplamaya başlar.
Geçmişteki örnekleri bununla anlatmaya gerek yok. Yalnızca 2012 elemelerine bu mantıkla bakarsak, gruptan çıkmamamız için herhangi bir neden yok.
Yani boşverelim, bırakalım Almanya maçlarını. Biz, Almanya öncesindeki maçlara konsantre olursak, her iki Almanya maçını kaybetsek bile biz bu gruptan çıkarız.
Ama, işimiz-gücümüz, gündemimiz Almanya maçları olursa, işte o zaman büyük resmi kaçırırız. Tıpkı, Dünya Kupası elemelerinde olduğu gibi. Biz vizelere iyi çalışalım, finali hayli hayli veririz.
Bu kuralar her zaman ilginç olmuştur. Bir şekilde derin ironiler barındırır içinde. Tarihi anlaşmazlıklar veya dostluklar, ya da eskiden kalma futbol hesaplaşmaları. Ama bu kura bizim için bambaşka bir anlama geldi. 5 rakibimizin 3′ü yoğun Türk nüfusuna sahip ülkeler. Kalan ikisi de Türkiye’nin sevildiği ve ilgi gördüğü (özellikle Azerbaycan) Türk Cumhuriyetleri. Zaten Azerbaycan ve Kazakistan karşısında bir sorun yaşayacaksak şu gün Yılmaz Vural’la anlaşılsın. Her neyse diğer rakiplerimiz ise bizim bari rakiplerimiz. Almanya’yı 2008′deki günlerimize dönmeyi başarabilirsek ki bu hiç de zor değil, geçmemiz şaşırtıcı olmaz. Bu durumda Belçika ve Avusturya’yla sorunumuz kalmaz. Ama önceki elemelerdeki performansımızda kalırsak bu ikisiyle mücadele ederiz sadece, Almanya maçları da daha önce İngiltere ya da İspanya eşleşmelerinde yaşadığımız acı tatlı heyecandan ötesini vermez. Tabii ki rakiplerin de ne yapacağı önemli. Almanya kendi standartını tuttursa bile dünyanın en iyi beş takımından biri. Ama Avusturya futbolu 2008′deki az da olsa vaatkar halinden giderek uzaklaşıyor. Bana göre sürpriz yapabilecek takım Belçika. Bizimle önceki eşleşmelerinden bizi tanıyor olsalar da biz onları tam olarak çözebilmiş değiliz. Avrupa’nın takım olarak en çok gelecek vaat eden kadrosu belkide onlarda. Dembele, Fellaini, Defour, Witsel, Vermaelen, Haroun, Pocognioli hatta bunlardan biraz yaşlı görünen Kompany gibi oyuncular ya Avrupa’nın önemli takımlarındalar yada yakın takip altındalar. Eğer Dick Advocaat bu potansiyeli muhtemelen olan bir şekilde kullanmayı başarırsa motivasyonsuz bir Almanya’yı bile devirebilecek şansları var. Peki bizim durumumuz ne? Henüz bir T.D. bile yokken ortada rakiplerin Alman ekolü fikir verebilir mi bize? Onları anlamak için onların yolundan mı gitmeliyiz? Ama işin garibi bizim takımımız en iyi zamanlarında bile disiplinli oyunla tanınmamıştır. Belki 2002′deki bazı maçlar (Japonya, Güney Kore) kısıtlı kadro ve saha dezavantajı yüzünden bizi mantıklı oyuna yöneltmiştir ama oyuncu yapımız Alman futboluna ne kadar uygun. Almanya’da yetişen oyuncularımız var ama takımın tamamını ya da en azından takımın iskeletini teşkil edecek sayıda değiller.
Burada görev artık federasyona düşüyor. Başka bir ülkede spor bakanını bile yerinden edebilecek bir “skandal” bizde sabırla karşılanıyor ve hala milli takıma bir T.D. bulunamıyor. Bu kadar beklemeden sonra çok önemli birisi bekleniyor ama bu kadar beklemeye değecek tüm isimlerin kapılmış olması da insanı kuşkulandırıyor.
Öncelikle grubumuzdaki devin İtalya olmasını istedim kura çekimini seyrederken. Nedeni de değişik bir büyük takımla eleme grubu maçı seyredebilmek için. İspanya çıktığında da sevinmiştim bu sebepten dolayı.
Bence 2012 finallerine katılmamız tehlikede. Rakiplerimiz bizim eleyebileceğimiz ekipler olmasına rağmen milli takımımızla ilgili belirsizlik beni böyle düşündürüyor. 2012 eleme maçları Eylül 2010 da başlıyor. Bu tarihe kadar milli maçlar takvimine göre, milli takım teknik kadrosu bugün belli olsa bile 8 tane hazırlık maçı yapabiliyoruz sanırım. Bu durum gelen teknik kadronun oyuncuların seçimi için çalışma yapması, oyuncuları tanıma süreci, ülkeyi tanıma süreci, ülkemizin basın yayın organlarını tanıma süreci gibi konularda zamanın az olduğunu gösteriyor bize. Hele hele ülkemizde herkesin futbol dehası olması yabancı teknik kadro tarafından ne kadar kabul edilebilir bunu göreceğiz. (Dün akşam Ahmet Çakar, Rijkaard için Türkiye’ye gelmiş en kötü yabancı hoca dedi). Bunu Hiddink için de söyleyebilir Löw için de söyleyebilir birileri.
Bunun yanısıra milli takım kadrosu oluşturmak için yeterli oyuncu sayımız giderek azalıyor bence. Sadece 2 yıllık bir dönem için düşünüyorsak kadrouz yeterli ama sonrası kritik. Herşeyden önce Volkan Demirel’e birşey olsa kaleyi gönül rahatlığıyla teslim edebileceğimiz başka bir kalecimiz var mı Türkiye’de? Belki Sinan Bolat diyebiliriz Belçika liginden ama içimiz çok rahat olmaz. Savunmada stoper ve sağbek sorunu yok gibi ama hala bir solbekimiz olmadı ve korkarım olmayacak gibi. Ortasahamız en etkili oyuncularımızın olduğu mevki. Fakat yoğun şekilde sakatlık yaşayan oyuncularımız da ortasaha oyuncularımız. Onları arkasında milli takım düzeyinde oyuncumuz yok bence. Hücum futbolcularımız giderek azalıyor. Nihat giderek formsuzlaşıyor ve yaşlandı. Tuncay takımında oynayamadığı için soru işareti. Halil Altıntop genelde idare eden bir oyuncu. Semih bir var bir yok. Mevlüt milli takım için ne kadar yeterli olur bilinmez.
Genelde sorunlara değindim ama bu sorunlarla boğuşacağız belki de üzüleceğiz. Yanılmak umuduyla…
Grup ne zor, ne kolay. Aslında Tüm gruplara baktığımızda bunu görebiliyoruz. Artık çok kolay teslim olan takımlar yok. Özellikle kendi evlerinde her takım puan veya puanlar için oynuyor. Bu açıdan baktığımızda bizimde kendi evimizde 5 maçta 3 puandan 15 puanı, en kötü 1 beraberlik ile 13 puanı cebimize koymamız gerekiyor. Bu noktada yaratıcı forvet oyuncularının önemi meydana çıkıyor ve bizim bu konuda gözle görülür bir eksiğimiz var. Yeni gelen teknik direktör Fatih Tekke’yi göz ardı etmez umarım. Bu konudaki en kilit oyuncularımızdan biri olabilir.
Deplasman maçlarına gelirsek, önceki eleme gruplarında kolay takımlara kaybettiğimiz puanlarla bir çok yara aldık. Bu yüzden Azerbeycan ve Kazakistan deplasmanlarından 6 puan çıkarmamız gerekiyor. Geriye 3 deplasman maçımız kalıyor. bu 3 maçtan alacağımız 1 beraberlik ve 1 galibiyet bizi gruptan çıkarır. 13+10=23 puan grubun matematiği basit.
İçeride dışarıda bakmadan, oynayacağımız takımlara göre bakarsak. Grubun en kilit noktası Almanya ve Belçika ile oynıyacağımız 4 maçtan minimum 7 puan almak. Geriye kalan 6 maçta 1 beraberlik hakkımız kalıyor ki gayet alınabilecek bir puan.
Sonuç olarak böyle bir grupta 1.liğimiz süpriz olmaz ama 3. lüğümüz büyük süpriz olur. Forvet oyuncularımızdaki kısırlığı aşabilirsek, görünenden daha kolay bir şekilde bu gruptan çıkabiliriz.
En zorlu rakipleri isterdim. Kolay rakiplerle oynamak, bana hep zaman kaybı gibi gelmiştir. Ayrıca gelişebilmenin güzel yollarından biridir. Bir çalıştırıcımız olsaydı, dizge, sağlam oyuncular, oyuncular. O zaman belki bir değerlendirme yapılabilirdi. Hocası olmayan bir takımın nesini değerlendireyim allah aşkına.
O zaman hocayı bulalım. Ben Alman istiyorum. Hemen getirin. Aldığı parayı da tartışabiliriz. TBMM’ye önergemin taslağı hazır. Bildiğimiz gibi Almanlarla yakın bir bağımız var. Bizi anlar, onlar. 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi birlikte kaybederiz ya da kazanırız, ama ortaya ortalama bir iş çıkar. Öyle dengesiz bir takım olmayız. “Ya Allah Bismillah” kısmını da geride bırakıp insanların “Türkiye’nin oyun dizgesi hoşuma gidiyor” demesini sağlayabiliriz. Yoksa “Türkiye güzel oynuyor, ama ne oynuyor? Belli değil” Bu yetersizlikten kurtuluruz.
Türk olmasın, başına iş alır. Olabilir de, ama elinde bir verisi olsun. TV ve gazete başında konuşanlarla bu işler olmaz. “Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz” Federasyonun “ince eleyip sık dokuma” görüntüsünü anlıyorum, ama biraz daha seri. Zaman vefasızdır, hiç haber salmaz.
Kafamda bazı isimler var, onları paylaşayım. 1-Jose Mourinho: İsterse neden olmasın. 2- Slaven Bilic: Gönül adamı. 3-Tut bir Almanı getir. Ve kesinlikle isimli bir hoca getirmeyin. Bize gönlü aç, çok tartışılacak(tartışma çıkarma zorunluluğumuzdan) bir hoca getirin.
Çektiğimiz kuralarda belkide kaderdir,dikkat ederseniz üst üste aynı takımları çekiyoruz.Belçika ve Azerbaycan bunlara örnek gösterilebilir ayrıca 2010 Dünya Kupası Elemeleri ve 2008 Avrupa Kupası Elemelerinde Bosna-Hersek olmuştu.Ben totem yapan kişilerden birisiyim mesela Fenerbahçe Maçlarını radyodan dinlemem Çünkü ne zaman dinlesem hep yenilir Örneğin;Evimizde oynayadığımız Twente,Kasımpaşa ve Deplasmanda oynadığımız Eskişehir ve Gaziantep maçları neyse konuyu dağıttım gel gelelim 2008 Avrupa Elemelerinde Bosna-Herseği geçerek turnuvaya katılmıştık fakat 2010 da işler Öyle olmadı ve bosna-hersek play-off’a kaldı.Yine dikkat ederseniz 2008de son maçımız kimle idi?Cevap:BOSNA-HERSEK,2010 da son maçımız kimle idi?Cevap:Tabi ki Belçika yani şunu söylemek istiyorum bana kalırsa belki gülüp geçeceksiniz ama belçika da bizim kadar şanslı.Gelelim teknik bakımına kadroya baktığımızda 2 yıl sonra Nihatın durumu belirsiz,Tuncay bana kalırsa derhal türkiyeye dönmeli çünkü çok çok az forma şansı buluyor,mehmet aurelio ise giderek belirsizleşiyor ayrıca mevlütün her ne kadar çok yetenekli olduğunu düşünsemde bana Pavel Nedved!i anımsatıyor onun gibi klüplerde fırtına gibi eser ama milli takım için ne söylenir bilinmez aynı durum sercan da da var.Ve tabiki ülkemizin en zaafı olan bana kalırsa 3 mevkisi var.Stoper,Kaleci ve Defansif ortasaha defansif ortasahada kim oynuyor aurelio,mehmet topal bazen emre 1)Aurelio:Kesinlikle istikrarlı ma giderek yaşlanıyor ve formsuzlaşıyor. 2)Mehmet topal:Onunda sakatlıklardan başı ağrıyor umarım yeni emre belözoğllu yada yıldıray olmaz 3)Emre:bu 3 isimden en güvendiğim isim bana kalırsa türkiyede şok presi yapan en iyi isim fakat defansif açıdan çok güçlü ve atik değil.Hep aklımızdadır Ön libero taş gibi bastımı alan varmı Öyle birisi bizde yok o halde altyapıya önem vereceksin.Ayrıca hücümda da yavaş yavaş yaşlanıyoruz ve istikrarlaşıyoruz.Nihat,Tuncay,”Genç Semih”,Hamit ve Halil kardeşler,gelirse Fatih tekke ve Gökdeniz,Gökhan Ünal.Bakarsanız çok değil 4 sene Önce bu kadro çok işe yarardı ama şimdi önümüzde 2 sene var ve bu oyuncular yaşlanıcak yerine kim gelecek Sercan,Mevlüt,Batuhan bana kalırsa bu oyuncular batuhan hariç klüplerindei gibi oynarlarsa çok can yakarlar hele batuhan disiplinli olursa cenk işlerin dediği gibi feleceğin ibrahimoviçi olur.Ama sorun şu ki bu çoçuklar klüplerindeki gibi oynamıyorlar sebebini bilen varmı yok o zaman sen işini sıkıya alaacaksın ve bu oyuncuları psikolojik olarakda hazırlayacaksın.
Herkesin aklında bir takım kadrolar var… Hep alışık olduğumuz isimler… Daha önceki turnuvalarda oynayan, aşina isimler. Bu gün,Ercan Taner’di sanırım, öyle bir şey söyledi ki, hani hak vermemek elde değil. Federasyon, yabancı bir antrenörü getirme kararında kati. E gelen kişi, ne biliecek bizim o hep kafamızda olan isimleri? Tut ki “ben Arda’yı, Tunca’yı, Servet’i, Volkan Demirel’i, Hamit’i, Nihat’ı istemiyorum takımda, yeni bir oluşum başlatacağım” dedi. Budurumda, bu grubu biz neye göre yorumlayacağız, neye göre kolay veya zor diyeceğiz ki…?
İşin aslında bir başka boyutu var bana göre. Her ne olursa olsun, bu elemelerde, biz futbol sevdalıları, inanın bana çok eğleneceğiz. Gelen teknik direktörü hop hop hoplatacağız mesela. Kazara takım başarılı olursa, bu defa cidden havalara atıp tutacağız, yani yine hoplatacağız… Adamcağızın üç kuruş(!) parasını ağzımıza pelesenk edeceğiz. Sonra federasyonla randevular başlayacak. Onlara çok fena kızacağız veya “vay anasını yahu, bu ne deha…!” diye hayret nidaları atacağız… Ayrıca, basın bu işten çok karlı çıkacak… Tirajları yükleyecek bu garibin sırtına… “Vay efendim şöyle dedi… bunu takımdan kesti… yahu asıl şunu oynattı… zaten kilosu da müsati değil…” veya “bu kadarmı iyi oyun okunur… bu takım çalışıyor demek ki… o duran top organizasyonu boşa değil…” türünden hep alışık olduğumuz konular dönüp duracak. Ama federasyonumuz, üstün çabaları sayesinde bütün bu unsurlara bir de “sürpriz” unsurunu eklemeyi başarmış olacağından, bütün bu yapılacaklar hep iki katı olacak. Kötü giderse iki katı kızılacak, iyi giderse iki katı sevinilecek. “Kura çekimine bile teknik direktörsüz katılan Türkiye finallerde”, veya kura çekimine bile teknik direktörsüz gidersen, nasıl gidersin finallere” denilecek.
Kısacası, herşey daha eğlenceli olacak. Şimdiden keyifli elemeler herkese…
Aslına bakılırsa gurupta en kilit maçlarımızı Belçika ile oynayacağız.2 maçtan da galip ayrılırsak finallere en azından eleme oynayarakta olsa katılabiliriz.Guruba bakacak olursak gurup çok ilginç.Gurubun yarısı Türk yarısı Alman.Azerbaycan Türkiye(Türkler)- Almanya Avusturya(Almanlar).Kazakistan yarı Türk Belçika yarı Alman.Yani onlarda paylaşılmış durumda.Şimdi bizim Türkler gurubunun teknik direktörlerine bakıyoruz Alman.Bizimde muhtemel teknik direktör adayları arasında Alman var.Gelelim karşı guruba.Onlarında takımlarında Türk futbolcular hatırı sayılır düzeyde mevcut.Yani bir gurup ancak bu kadar avantajlı aynı zamanda da dez avantajlı olabilir.Ben bu guruptan çıkacağımız düşünüyorum.Federasyonun’da teknik direktör seçimi için gurupların açıklanmasını beklediği de ortadaydı.Artık gurupta belli olduğuna göre bu guruba uygun bir teknik direktörde bulunur ve guruptan en kötü 2. olarak ayrılırız ümidi taşıyorum.
LAZIM OLAN ; DOĞRU DÜŞÜNCE
Bende birçok kişi gibi gruptan çıkabileceğimizi düşünüyorum ama bunun yanında bundan çok emin olmamamız gerektiğini de biliyorum.
Teknik direktör konusunda biraz daha beklenirse çok yanlış yapılmış olacak bence.Federasyonumuz ısrarla sabır diyor fakat zaman geçmek üzere.
Teknik direktörün gelmesiyle iş bitmeyecek.Bu adam oyuncuları hangi ara takıyacak ki hemen önümüzde Mart ayında hazırlık maçımız var.Üstelik federasyon bu işi o kadar uzatıyor ki sanki çok başka,çok değişik falan bir insan gelecek göreve.Bu iş o kadar uzatılıp abartıldı ki Mehmet Demirkol’unda dediği gibi artık kim gelse beğenilmez.
Grup içinde kendimize söylenecek tek söz güven olacak.Almanya’yı asla küçümsemeyelim ki zaten kendi durumumuza bakarak bunu yapmamız komik olur.En azından gruplarda deplasmanlarda taraftar yönünden sıkıntı yaşamıyacağımız kesin.Bu büyük bir avantajdır ve bizim bunu kullanmamız gerekiyor.
Ben Belçika için özellikle birkaç şey söylemek isterim.Belçika’nın belki daha çok oyuncusu Avrupa’nın büyük liglerinde forma giyiyor ama ben yine de onlardan daha kaliteli olduğumuzu düşünüyorum.Kalite sadece bu değildir zaten bi bizim ligimize bir de onların ligine bakarsak yine bizim kalite olarak onlardan üstün olduğumuzu görürüz.
Umarım herşey güzel olur…
Yeniden yapılanma sürecinde olan, yeni bir teknik adamla yeni bir serüvene yelken açacak milli takım gemisi, bir kısım medya için tekrakibimizalmanyalı bir gruba düşse de bu grup, bu süreç içerisinde milli takımımıza geçiş döneminde sorun çıkartabilecek bir güruh aslında. Tek tek baktığımız zaman rakiplerin hepsi birer ekolü temsil edebilen ekipler. Bunların için de temellerini rus ekolünden alan azerbaycan ile kazakistan da dahil. avusturya ne kadar çıkış arayan bir ekip görüntüsünde olsa da yılların getirdiği birikimle fransa gibi bir devi dize getirme sevecenliği ile içinde bu potansiyeli barındıran bir takım. Belçika ise her dönem bize ters gelen, oldukça genç ve kaliteli bir kadroya sahip olan bizim şu anda yapmaya çalıştığımız şeyi yaklaşık 4 yıldırdır yapan ve yeni jenerasyonu ile “artık yeter eski yerimizi almaya geliyoruz” iştahında olan bir takım. Almanya için ise söylenecek fazla bir şey yok en vasat kadroları ile bile son 4 büyük turnuvada 2 final bir 3.lük çıkarmış bir ekip. bu tabloda milli takımı yönetenlere çok büyük işler düşüyor. her ne pahasına olursa olsun 2012′de yer almak mı yoksa yeni bir jenerasyon oluşturup sabırla beklemek mi? Bu karar çok önemli. Yeni teknik adamla, yeni solukla güzel oyunu güzel güzel oynamaya çalışamak olmalı bu grupta öncelikli hedefimiz bu bizi en kötü 2014 Dünya Kupası’nda iddialı takımlar arasına sokmaya yetecektir.
Sözün özü bu grupta ne yapacağımız büyük ölçüde futbolu yönetenlerin elinde ve bu grupta neleri başaracağımız konusunda fikir yürütmek için henüz teknik kadrosu ve matalitesi belli olmayan bir takım (şu an orta da bir takım yok gerçi)henüz çok erken.