Ana Sayfa > Mert Aydın > Mert Aydın: Brezilya Dünya Kupası’nın en büyük favorisi

Mert Aydın: Brezilya Dünya Kupası’nın en büyük favorisi

30 Haziran 2009

mertaydin“Avrupa kıtası dışında yapılan hiçbir Dünya Kupası’nı Avrupalılar kazanamadı. Son Konfederasyonlar Kupası’nda gördük ki Brezilya, Dunga yönetiminde giderek daha iyi bir takım oluyor. Kaka malum. Robinho artık tam bir takım oyuncusu. Luis Fabiano dünya çapında bir forvet oldu. Ve tabii kalede eşsiz Julio Cesar. Bana göre bu takımı Güney Afrika’da zorlayacak takım Arjantin olur. Alttan çok iyi oyuncular (çoğu Türk ya da Güney Amerika kökenli) çıkaran Almanya da bir yerlere gelir. İspanya ise şimdilik yorgunluktan mustarip. Ve İngiltere sadece Capello hatırına ilk 8′e girer. 1 yıl öncesinden görüntü bu şekilde”.

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Mert Aydın

  1. Yunus Emre Okyay
    11:25 içinde 30 Haziran 2009 | #1

    Dünya Kupası mı Avrupa Amerika Kupası mı?
    2010 Dünya Kupası uzun bir süredir organizasyonla ilgili sıkıntılar nedeniyle gündemden düşmüyor Güney Afrika’nın Dünya’nın en büyük organizasyonu için doğru yer olduğu konusunda tartışmalar sürerken Dünya Kupası’nın start almasına 1 yıldan az bir zaman kaldı.Henüz Dünya Kupasına katılma maçları oynanıyorken bazı takımlar katılmayı garantiledi bile tabiki EURO 2008 sonrası Türkiyemizden yine bir başarı bekliyorduk ama Dünya Kupasına katılma şansımızı iyice zora soktuk.Otoriteler şimdiden Dünya Kupası yorumlarına başladılar bile herkes kendince favoriler belirliyor ve heyecanı üst seviyeye taşıyor belki de bu heyecanın artmasında Konfederasyon Kupasının çok heyecanlı geçmesininde etkisi büyüktür.
    İspanya’nın 35 maçlık yenilmezlik serisine süpriz bir takım ABD son verdi – demekki oluyormuş-.Aynı Amerika final macında bir süprize daha imza atcakken Brezilyanın sihirli ayakları buna izin vermedi.Brezilya bu şampiyonlukla rakiplerine büyük bir gözdağı verdiği kesin.
    2010 Dünya Kupasına 1 yıl olmasına rağmen heyecan şimdiden sardı özellikle Messili Arjantinin herkesi heyecanlandırdığı ortada çünkü eğer Messi gerçekten çok büyük bir yıldız ve Maradona gibi Arjantinde ilah olarak kabul edilen birinin veliatı ise bu takımını şampiyonluğa taşımalıdır.İspanya ise dinamo gibi işleyen bir takım iken ABD yenilgisi biraz onlara güven kaybettimiş gibi ama çabuk toparlanacaklarından eminim çünkü büyük kurumlar küçük şeylerden çok etklinmezler.Almanya ise ülke içindeki yabancı kökenli oyunculardan yararlanmaya devam ediyor değişik milletden oyuncular Alman ekol ve disipilini çercevesinde Alman futboluna kazandırılıyor her Dünya Kupasında iyi işler başaran Almnaya yine iddialı gelecektir.İngiltere futbolun beşiği Şampiyonalr Liginde son sezonlarda son 4 de en az 2 İngiliz takımı bazen 3 hatat 4 bile olabliyorken neden İngiltere Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupalarında hüsrana uğruyor kim bilir belkide takımalrdaki İngiliz oyuncu sayısını çok az olmasındadır ama İngiltere grup maclarındaki futbolu ve oyun anlayışıyla en azından ilk 4ü zorlaycak gibi duruyor.
    Turnuvanın bana göre de en büyük favorisi Brezilya ise yeni bir sistemde güzel oyunu ve kaliteli futbolcularıyla bu turnuvanın en büyük favorisi konumda ve altdan gelen genç oyuncular kalitelerini ispatlıyorlar.Her ne olursa olsun Dünya Kupası her zaman süprizlere açıktır bakarsınız süpriz bir takım kendini ilk 4ün içinde buluvermiş ama ilk 4ün içinde 2 Avrupalı 2 Amerikalı görme ihtimalimiz çok yüksek görünüyor.Umarım bir Dünya Kupasını da Türkiyesiz geçirmeyiz çünkü Türkiyesiz bir Dünya Kupası yoğurtsuz mantı gibi geliyor bana kuru kuru az heyecanlı…

  2. Didem Dilmen
    13:42 içinde 30 Haziran 2009 | #2

    DAHA ZOR BİR DÜNYA KUPASI

    Dünya Kupası’na doğru geri sayım sürerken her kıtadan ülkeler eleme gruplarında güçlerini gösteriyorlar. Bundan 1 ay öncesine kadar tek kesin favori var gibi görünüyordu; İspanya. Müthiş bir takımdaşlık, artık ezberlenmiş bir oyun sistemi, gözlere ziyafet yıldızlarla dolu bir kadro.

    Tabii ki gözler Dünya Kupası klasiği Brezilya’yı arıyordu. Her ne kadar eleme grubunda lider de olsa, Brezilya’da eksik bir şey vardı. Resitalimsi futbolları gitmiş gibiydiler. Tutuk bir görüntü, hiç oynamadığı kadar geriye oynayan bir takım. Sanki süper gücü kripton taşıyla alınmış gibi…

    Bu görüntü bizlere en iyi bildiğimiz şeyi unutturuyordu neredeyse; Brezilya dünyanın gördüğü en iyi turnuva takımdır. 18 Dünya Kupası’nın 10′unda son dörde kalıp 5 kez kupayı evine götürmeyi başarmış bir ülkenin elemelerdeki görüntüsü aldatıcıydı.

    Konfederasyon kupası bir kez daha bu gerçeği hatırlamamıza yardımcı oldu. Müthiş bir final bizleri bekliyor derken ABD hayallerimizi yıkıyor, Brezilya’ya ait rekorun İspanya topraklarına göçüne izin vermiyor. Daha da önemlisi, öğreniyoruz ki, İspanya’yı da yenerler.

    Öte yandan futbolsuzluğumuzun kısa süreli ilacı Asya Eleme maçları oluyor. Öyle bir Güney Kore izliyoruz ki, aman yarabbi…
    Güney Amerika’da harikalar yaratıp Brezilya’nın ensesinde müthiş işler yapan Şili’yi düşüyoruz gözlerimiz kapalı…
    Almanya’dan gelen sesle kendimize geliyoruz, son bir yıl içerisinde 17 ve 19 yaş altından sonra 21 yaş altında da şampiyonluklarını ilan ediyorlar; panzerin ayak sesleriyle titriyoruz…

    Bize gelince, başka grup mu yoktu demek geliyor insanın içinden, en formda zamanında İspanya ile aynı gruba düşmek nasıl bir talihsizliktir? İşimiz zor… Ama zaten hiç de kolay olmadı ki…

  3. Siret Uslu
    14:05 içinde 30 Haziran 2009 | #3

    - Brezilya Bir Ekol’ün Değil, Bir Tabu’nun Takımıdır -

    1950′li yıllarda dünya futbolunda macar fırtınası esiyordu. Macar Milli takımı dünyanın en güçlü takımları arasında gösteriliyordu. ”Altın Takım” ünvanlı apoletini taşıyordu formasında.

    1960-1980 li yılların ortasına kadar Dünya ve Türk futbolunda yugoslav ekolünün esintileri görülüyordu. Belkide Yugoslav ekolünden gelen futbolcuları en çok transfer eden ülke Türkiye olmuştu o dönemler. 20 kadar yugoslav futbolcu Türk takımlarında forma giymişti. Bu bağlamda Yugoslav futbol ekolünde Türk futbolunun katkısının belirgin derecede hissedildiği yadsınamaz bir gerçektir.

    1994 Abd dünya kupasıyla Birlikte dünya futbolunda ve kısa süreliğinede olsa Türkiye’de Bulgaristan ekolü
    boy göstermeye başladı. Bulgaristan 1994 teki kupada ortaya koyduğu başarılı performansıyla bir ekol
    haline geldi. 1990 lı yılların ortasından sonuna yakın bir zaman dilimine kadar ülkemizde Bulgar futbolcular top oynamaya başladı.

    2000′li yılların başına kadar dünya futbolunda zaman zaman ortaya çıkan Romanya futbol ekolü vardı. Lakin bana göre Romen ekolü en büyük patlamasını Galatasaray’ın Uefa ve Süper Kupayı kazandığı zaman gerçekleştirmiştir. Hagi isimli bir sihirbaz Türkiye’ye ayak bastığından itibaren hem romen ekolünü yaygınlaştırdı,hem Türk futboluna çığır açtırdı,hemde Galatasaray tarihine eşi benzeri görülmeyen bir katkı sundu. Devamında Popescu,Filipescu,Adrian ilie,Daniel Pancu gibi yıldızlarıda ülkemizde ağırladık.,2000′li yıllardan itibaren dünyadaki büyük takımlarda da Romen futbolcuları daha fazla görmeye başladık.

    Dünya futbol tarihinde zaman zaman parlayan takımlarda vardı. Danimarka,Çek Cumhuriyeti,Nijerya,İsveç vs gibi orta sınıf ekollerde mevsimsel dönemlerde filizlenip hasat verdiler.

    Almanya ve İtalya gibi kalıcı bir ekol haline gelen takımlarda sağlam bir yer edindiler kendilerine dünya
    futbolunda. Özellikle bu iki ülke defans sistemiyle kendi ekollerini geliştirip sundular.

    İspanya dünyanın en büyük yıldızlarını barındıran bir ülke olsada,Milli takımlar düzeyinde bir türlü kalıcı bir yer edinemedi. Aynı şey futbolun beşiği İngiltere için geçerli.En kaliteli, en hızlı futbolun oynandığı, futbol kurallarının sanata dönüştüğü medeniyette ev sahipliği yapmasına rağmen, ulusal takımda zirve için gerekli olan basamakları tırmanamamıştır. Fransa ise ekolünü dünyada sadece milli düzeyde ispatlayabilmiştir. kulüp bazındaki takımları aynı seviyede futbol kalitesine sahip değildir.

    Arjantin ise Latin Amerika ekolünün iki numaralı temsilcisidir. Elde ettiği başarılarının yanısıra, yetiştirdiği yıldızlarla, taraftarlarının görsel şovlarıyla,futbolun eğlencelik yüzüyle dev bir imparatorluktur.

    Ve Geldik dünyanın bir numaralı takımı Brezilya’ya. Kendine has bir disiplini olmayan, kalıcı bir sistemi bulunmayan,Futbolu tek yönlü oynayan,sadece golü ve hücumu düşünen,yediğinin daha fazlasına atarak ün kazanmış bir takımdır Brezilya.

    Daima zirvededir; sürekli başarılıdır; geçici ekollerin ekibi değildir.

    Zaten ”Brezilya bir ekolün değil, bir tabu’nun takımıdır. ”

    Güney Afrikadaki Dünya kupası finallerinde yeni bir ülke ekolü doğarmı bilinmez ama ortada bir gerçek var ki; oda Brezilyanın favori gösterileceği tabusunun değişmeyeceğidir.

  4. Tolga Kılan
    15:53 içinde 30 Haziran 2009 | #4

    Film başladığında genelde sinema salonunda bir sessizlik olur.
    Kapalı alanda yada açık havada yapılan diğer gösteri sanatlarında da hakim olan güç sessizliktir.
    Çoğuna göre futbolda bir sanattır!
    Temaşa sanat bölümüne sokulmaya çalışılan bir öğrenci gibi!
    Hep beraber son konfederasyon kupasında gördük…
    Hani şu Bafana Bafanalar’ın ülkesinde…
    Aslında futbolun çok eğlenceli bir spor olduğunu bundan keyif almak gerektiğini ne güzel anlattılar bize.
    Anlayabilene tabi!…
    Biz yine futbolun basitliği içerisinde kargaşa içerisinde olmaya devam edeceğiz.
    Kargaşanın ilk ayağını tüm dünyayı ilgilendiren Dünya Kupasına katılım süreci oluşturacak.
    Bu süreci kimler katılacak kimler katılamayacak diye merakla takip ederken bir bakmışız kendimizi turnuvanın içerisinde bulacağız.
    Zaman çabuk geçiyor nede olsa!
    Bu zaman içerisinde belki hiç beklenmedik takımlar hayal kırıklığı yaşayacak ve yaşatacak.
    Belki de hiç umulmadık takımlar bu turnuvanın içerisinde olmanın heyecanı ve şaşkınlığını yaşayacak.
    Kim bilir!
    Öncelikle bizim kıtada pek öyle sürpriz etkisi yapacak bir takım görünmüyor.
    Eğer 1.grupta Portekiz ve 5.grupta Türkiye’nin gidememesi -belki bunlara Çek Cumhuriyeti de ilave edilebilir- sürpriz sayılmazsa.
    Kıtamızdan üç aşağı beş yukarı yine bildik takımlar kara kıtaya esmerleşmeye gidecekler.
    Belki bazıları gerçekten tatil maksadıyla esmerleşmeye gidecekler!
    Şimdi den bunu kestirmek zor.
    Dünya kupasına özellikle Güney Amerika’dan katılacak takımların kimler olacağı da üç aşağı beş yukarı belli olunca-özellikle büyük takım bazında- bizlere sadece bu takımların turnuvada nasıl bir performans göstereceğini tahmin etmek kalıyor.
    Şuana kadar yapılan 18 dünya kupasından hiçbirisi Güney Amerika ve Avrupa kıtaları dışına çıkmadığı için istatistiksel olarak Asya-Afrika-Kuzey Amerika ya da Avustralya kıtası takımları ister istemez göze pek cazip gelmiyor.
    Ama!…
    Aynı istatistikler bize dünya kupası tarihinde kupanın sadece 5 kez kıta dışına gittiğini 13 kez kıta içinde kaldığını gösteriyor.
    Aslında bu veriye göre Afrika’dan bir takımın şampiyon olmaması için bir sebep yok.
    Tabi bu saha dışı verilere göre.
    Asıl olan elbette saha içindeki mücadele ve tabeladaki skor.
    Bunu belirleyecek olan diğer takımlardan Dunga’lı Brezilya bana eski yıllarda ki özellikle 94-98-2002 zaman zarfındaki gibi pek etkili gelmiyor ama sonuçta Brezilya her zaman Brezilyadır.
    Arjantin ilk ciddi turnuva sınavını Maradona ile burada verecek. Bekleyip göreceğiz!
    İngiltere Capello ile çok ciddi bir fırtına estiriyor ama bu fırtına belki Avrupa kıtasında esiyordur.Afrikada bu rüzgar yerini meltem’e bırakabilir.
    Lippi’li İtalya ise son turnuvadaki gibi olursa en şanslı şansızı olur.Çünkü Konfederasyon kupasında durumlarını gördüler ve hala bir düzenlemeye gitmezlerse şanslı durumdan şansız duruma geçecekleri aşikardır.
    İspanya yorgunluğunu atabilirse ki bence bu son turnuvada bunu attılar diye düşünüyorum.Üzerlerindeki stresi de bu turnuvada attılar ve artık yeni bir turnuva için taze ve zinde olacaklardır.
    Almanya ise klasik turnuva takımı o yüzden en kötü zamanlarında da,iyi zamanlarında da pek bir şey fark etmiyor onlar için.
    Turnuvaya kadar uzun bir süre var!
    Ki bu süre göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir süre!
    Ayrıca 18 Dünya Kupasının 6 tanesinin ev sahibine gittiğini görmek beni ‘kara kara’ düşündürüyor!!!

  5. Uğur Türker
    15:59 içinde 30 Haziran 2009 | #5

    Aslında favori gösterilmek brezilya için olağandışı bir durum değil.Zeten Dünya Kupaları tarihinde favori olmadıkları final bir elin parmağını geçmez..zaten 94 Amerikada kazanan 98 Fransada kaybeden 2002 Korede Kazanan ve son olarak 2006 Almanyada kaybeden takım için sıra Kazanmada..Kaldı ki Kaka,Robinho,Julio Cesar,Maicon,Alves hayatlarının en olgun dönemlerini yaşıyorlar.Bunlrara Melo,Ramires,Fabio Santos gibi kendilerini kanıtlama macı olan başarıya nispeten aç oyuncularda eklenince tadından yenmez bir hal alıyorlar. Dunga da dünya futbolunun son icadı Barcelona 433 ünü Kaka ile oynatmaya başlayınca gol atamayacaklarını öngörmek hayale dönüşüyor.Buda onları ancak daha fazlasını atarak yenebileceğiniz anlamına geliyor ki buda sanıldığı kadar değil.
    Ne olursa olsun futbolda kimse yenilmez değildir ve 2010 için İspanya,Arjantin,İngiltere ve az da olsa Fransanın şansı olabileceğini düşünüyorum.Final de Brezilyanın rakibini çekilecek kura belirleyecek bence,çünkü olası İspanya-Brezilya yarı finali Marcanın” olsun canım Brezilyayı 2010 da yeneriz” masalını bitirebilir.
    İspanya ile başlarsak; 2005 başlayan Barcelonanın yükselişinde önemli rol alan İspanyol oyuncuların oluşturduğu iskelet ve anlayış onlara 2008 de yenilmez armadalık ünvanını getirdi.Ama Avrupa Şampiyonasıda İspanyanın iki rakibi olabilir di ki onlarla da eşleşmediler. Biri İngiltere ki turnuvaya gelemediler çünkü İngiliz takımı karşısında haldır haldır top yapan İspanyollara rahat pozisyon vermezdi bkz. Chealsea-Barça maçları.Ve de ellerinde rooney,lampard,gerard,ferdinand,terry gibi fiziksel olarak üstün oyuncularla ispanyolların bu kadar çok ikili mücadele kazanmasını engellerdi.Diğer takımsa Türkiye.Bunun nedeni ise basit ;İspanya son kaybettiği Amerika maçına kadar hep ne yapacağı belli takımlarla oynadı yada nasıl oynayacağını bildiği ve ona göre savunma düzeni aldığı bakın hücum demiyorum.2010 Eleme maçları ölçü olamaz çünkü oradaki hava ve oyuncuların form durumu 2008 e göre çok farklıydı.Türkiye bir şablon takımı olmadığı için 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasının en korku veren takımıydı.Löw yarıfinalden önce Türkiyeyi İzlemeye gerek yok derken aslında bizi aşağılamak istememişti sadece bizim her maç farklı bir oyun oynadığımızı ( bu tamamen şans ve oyuncuların günlük performansından kaynaklansada) anlatmaya çalışmıştı.
    Arjantin ise Dünyanın şu anda en iyi oyuncusuna sahip olduğu halde elemelerde hala sıkıntı yaşıyor ama Amerika elemelerinde bu hep yaşanır.2002 de Brezilya son maçta katılmayı garantilemişti ama güle oynaya şampiyon oldu. 2006 da Messisiz Arjantin neler yapabileceğini bize göstermişti ama sadece bir kazanmayı bilen oyuncu sorunları vardı.Bu kez o da var ellerinde ve kazanmaları yada Brezilyanın zorlu rakipleri olmaları süpriz sayılmaz. Messinin sahada bulduğu tek boşluk her takım için kalesinde bir gol olabilir.
    ingiltere ise belki şu anda Dünyanın en iyi orta saha 3 lüsüne sahip olmasına rağmen hala hücumda üretkenliğe ulaşamadı.Rooneyin de kendi takımında sol kanat oynatılması ile geleceğin en önemli hücumcusunu rakibini sıfıra kadar kovalayan biri olarak izlememize neden oldu ki Capello bunu tersine çevirmek için en zayıf maçta bile Rooneyi çıkarmayıp,gol attırtıp Fergusona mesaj veriyor.Bakalım Ronaldodan sonra Rooney istediği yere döner. Diğer yandan savunması da Taş gibi denebilecek İngilizler turnuvalarda bir türlü başarılı olamadılar.Capello eğer hücumsal bazda biraz takımını yönlendirebilirse ki bu cümle son 15 yılda her büyük turnuva öncesi söylendi fakat gerçekleştirelemedi İngiltere yarıfinali rahat oynar.sonrasını bilemem.
    Fransızlar; onlarda İngiltere olma yoluna girdiler sanki.Kadroda yok yok fakat sahada da oyun yok.Zidane siz oynamaya hala alışamamış gibiler.Takım gençleşti oyuncuların çoğu Zizuyu sadece tv top oynarken gördüler ama hala sahada onu arıyorlar. Eğer onun yaptıklarının yarısını yapabilen fakat takımın güvenini en az o kadar kazanan biri çıkarsa 2000 lerin Fransasını tekrar izleriz. Bu lafları Gourcuffun yükselişine bakarak yazıyorum çünkü o kendini bir kademe daha yukarı atarsa Fransızlar için yeni Zidane bu sefer olabilir.Ribery de çok büyük oyuncu tamam ama onların yıldızları hep 10 numara tarzı oyuncular olmuştur kanat oyuncuları hep in iyi yardımcı erkek oyuncudur.Nihayet kendini bulan Anelkanın da yardımlarıyla Fransızlarda bize en azından güzel maçlar izleticektir. Domenech artık 2008 deki hataları tekrarlayamaz.
    Ayrıca hücum anlayışını artırabilirse ABD ve katılabilirse Türkiye turnuvada ismini dillere takarlar.Mexicada genç yıldızlarıyla fantastik bir turnuva geçirebilir.Ama benim favorim herşeye rağmen Brezilya…
    Herkese şimdiden iyi seyirler ve inşallah Milli Takımımızıda orda izleriz..

  6. Serhan Çelebi
    17:11 içinde 30 Haziran 2009 | #6

    DUNGA’NIN BREZİLYASI

    Futbolun bir afyon olduğunu savunanların en güçlü delilleri hep Güney Amerika’yı işaret eder. Her ne kadar bu kıtanın insanlarına günlük sıkıntılardan kaçış için bir kapı açıyor olsa da futbol, bir uyuşturucudan çok karşılıksız bir tutkuya, aşka benzetilmelidir. Latin Amerikalıların böylesine bağlı olduğu güzel oyun, oldum olası Brezilyalıların ayaklarında bir şiire dönüştü. Dunga yönetiminde şiirden çok gerçekliğin peşine takılacak gibi duran Brezilya, önümüzdeki kupada da finale yürüyebilir.

    Görünen o ki farklı bir Brezilya izleyeceğiz. Dunga’dan kimse yıldızlar karması beklemesin. Mesela Brezilya deyince ilk akla gelen adam Ronaldinho Güney Afrika’da yoktu. Formsuz olduğuna şüphe yok; ancak geçmiş yıllardan fark şu ki Ronaldinho formda olsa da oynatılmayabilir. Dunga’nın aklını okumanın en güzel örneği, Ömer Üründül’ü çileden çıkaran Dani Alves’in oynatılmaması vakasıdır aslında. Muhteşem bir sezon geçiren Dani Alves’in yetenekleri tartışılmaz. Öyleyse neden Maicon? Çünkü bana kalırsa Maicon, Sergio Ramos ile birlikte dünyanın en iyi sağ beki. Hücumdaki etkinliği bir yana, tükenmez enerjisi ve kademe bilgisiyle defansif ödevlerini de eksiksiz yerine getirebiliyor. Maicon komple bir oyuncu, Dani Alves ise çok etkili bir hücumcu. Dunga felsefesinin ipucu, Maicon tercihinde görülebilir. 2010′da Brezilya şovdan çok sonuca odaklanacak gibi gözüküyor.

    Dünya Kupası’nın mini provasında Kaka’nın önderliğinde sistem ve istikrar üzerine kurulu bir takım izledik. Futbolculuk döneminde orta alanda savaşmayı seven kaptan Dunga, kendi Brezilya’sının ilk önemli sınavını 2007 yılında Venezuela’da yapılan Copa America’da vermişti. Turnuvaya tökezleyerek başlayan Sambacılar sonrasında açılarak favori Arjantin’i finalde 3-0 gibi net bir skorla mağlup etmiş ve kupanın son sahibi olmuştu. Güney Afrika’da izlediğimiz takımın temelleri o sıralar atılmaya başlanmıştı. 2007′de Ronaldinho’yu, Adriano’yu başrollerde göremiyorduk. Luis Fabiano ve Julio Baptista iyi bir performans sergileyecekti. Robinho ise muhteşem bir turnuva geçirecek ve 6 golle gol kralı olacaktı. Brezilya bir tuhaf oynuyor, beklenenin aksine maçlara ağırlığını bir türlü koyamıyordu. Ama kazanmasını biliyordu. En nihayetinde son kertede önemli olan hep tabeladır.

    Dunga, dünya yıldızları kadar yerel ligde performans gösteren görev adamlarına da kadroda yer veriyor. Sol arkada dikkat çeken Andre Santos, sağ kanatta Ramires ve defansın göbeğinde (sakatlanana kadar) Juan Brezilya’da top koşturup ilk 11′de sahaya çıkan isimler. Yedekte bekleyenler arasında ise Nilmar, Miranda, kaleci Victor ve hatta eski Beşiktaşlı Kleberson var. Şişkin yıldızların yerine takımda yer bulan bu yerel oyuncular, görev bilinciyle kadronun çok yönlülüğüne katkıda bulunuyorlar. Çekirdek kadronun etrafında şekillenen bu mütevazı yapı takıma derinlik verirken, yıldız oyuncuların omuzlarındaki yükü de hafifletiyor.

    Yeni kurgulanan Brezilya’nın liderliğine Kaka’yı getirmek ise Dunga’nın hanesine büyük bir artı olarak yazılmalı. Milan’da yıllardır harikalar yaratan Kaka’nın Brezilya Milli Takımı’nda öne çıkmasının vakti çoktan gelmişti. Önceki turnuvalarda gerek yaşıyla, gerekse oluşturulan rüya takımlarında diğer yıldızların fazlaca parlatılmasıyla arka planda kalan Kaka, tanrı vergisi yeteneklerinin yanında üstün görev bilinci ile de bu rolü fazlasıyla yerine getirecektir. Oyunun sıkıştığı anlarda topu ayağına istemekten çekinmediğini Güney Afrika’da herkese gösterdi.

    2009-2010 sezonu ne getirir, ne götürür bilinmez ama Kaka, Fabiano (her geçen yıl daha da iyi oluyor; finalde attığı ilk gol tam bir usta işiydi) ve (çok hazzetmesem de) Robinho önderliğindeki Brezilya iyi yolda. Kalelerinde ise 1994’teki Taffarel’den bu yana (hatta ondan bile daha iyi) gelmiş en iyi kaleci olacak. Brezilya’nın en büyük rakibi İspanya olacaktır. İstikrarlı turnuva takımı Almanya ve Konfederasyon Kupası’nda hayal kırıklığı yaratan İtalya’ya da dikkat etmek gerekir. Yenilgilerinden ders çıkararak 2010′a daha güçlü gelebilirler. Arjantin ise şu an için yetersiz. 6. kupayı kazanmak hiç de kolay değil. Zira her zaman kâğıt üzerindeki büyükleri alt eden birileri çıkıyor- bkz: ABD. Futbolu güzelleştiren de bu değil mi?

  7. Ensar Bozdemir
    17:35 içinde 30 Haziran 2009 | #7

    FAVORİ BREZİLYA AMA YA DUNGA

    Bencede suan için en büyük favori Brezilya ama dunga faktorü Brezilya hakkında bizi biraz kuskuda bırakıyo cünkü dunga brezilya ya hiç bir sey katmıyo futbolcular sahaya cıkıyo ve oynuyo dunga seyredıyo bugun en yakın zamanda güney africa macında gorduk oyuna müdahele etmıyo seyredıyo sadece tamam buyuk yıldızlar var ama bı yerden sonra hocanında etkısı olmalı yinede en büyük favori birezilya…

    Almanya yıda bu kupada favori gostre biliriz cünkü 17 yas alı , 20 yas altı ve 21 yas alıtında avrupa sampıyonu oldular onlar gec dınamık alman ekolünü ıyı oygulayan bir jenerasyonla o kupada olucaklar bu nedenle almanyada favariler arasında..

    Arjantin evet Brezilya yı en cok zorluycak hatta en yene bilcek tek takım gec hızlı kalıtelı takım ruhu olan yeni bir jenerasyon kurdular bu jenerasyonun basınada dunyanın unutulmaz tartısmamız peleden sonraki en buyuk yıldızı olan maradonayı getırdıler.Sunadan bıraz sancılı arjantin ama yınede en buyuk favorıler bırazılyadan sonra ve tabiki messi kupanın en kaderını deyıstırcek en buyuk oyunculardan arjantın buyuk favorilerden…

    Kimse bizim milli takımıza sans tanımıyo heralde.Biz her ne kadar oraya gıtmemız zor gıbı duruyosada kupa oldugumuz taktırde euro 2008 deki gibi bi cıkıs yaparız belki kupayı alamayız ama kupaya farklı bı seyır heycan katarız

    Son olarak favori Brezilya ama Dunga soru işareti?

  8. Murat Ceylan
    18:02 içinde 30 Haziran 2009 | #8

    Futbolun Zirvesine 1 Yıl Kala

    Şampiyonlar Ligi’nin popüparitesinin, klüp takımlarının bütçeleriyle doğru orantılı olarak artmasının sonucu olarak, Dünya Kupası’na olan ilgi azalmakta. Bunda 2006 yılında düzenlenen kupaya damgasını vuran defansif futbol anlayışının da etkisi büyük. Aynı anda Ronaldo, Kaka, Ronaldinho ve Adriano’nun sabahada olduğu, kulubesinde de Robinho gibi bir yıldız bulunduran Brezilya’nın bile savunma odaklı bir oyun sergilemesi ile biz futbola gönül verenler büyük hayal kırıklığı yaşadık. (Gana, Hollanda ve Fil Dişi Sahilleri’ni ayırmak lazım tabi.) Ancak bu hayal kırıklığının temelinde 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, Yunanista’nın 11 kişi defans yaparak şampiyon olmasının yattığına inanıyorum. Takımlar başarıya ulaşabilmek için güzel futboldan ödün verdiler ve “Joga Bonito” sadece bir reklam sloganı olarak kaldı.

    Bu sefer ise durum farklı. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’na hücum futbolu oynayan takımlar damgalarını vurdu. Son yıllarda tüm futbolseverleri kendisine hayran bırakan Barcelona’nın sisteminde kilit rol oynayan Xavi ve İniesta’nın üzerine kurulu olan İspanya; Sneijder, Robben ve van Persie ile büyüleyen Hollanda; futbolun dahisi Gus Hidding’in, Arshavin’li, Pavluchenko’lu Rusyası ve tabiki hangi sistemde oynadıkları anlaşılamamakla birlikte Terim’in Aslanları, Comeback Kings. Bunların tamamı 2010′da Güney Afrika’da bir futbol ziyafeti çekeceğimizin alametleri; vuvuzellalara rağmen. (İtalya ve Fransa yine bildiğimiz gibiydi, kınıyorum kendilerini.)

    Peki bu muhtemel ziyafetten en çok keyfi hangi ülke taraftarlarının alacağına gelirsek. Brezilya’nın favori olmadığı bir Dünya Kupası düşünülemez tabiki. 2006′da tarihinin en iyi kadrolarından biriyle beklentilerin altında ezilen Sambacılar, bu kez daha olgun ve işini bilir bir takım görüntüsündeler. Dunga’nın doğru 11′i kurması yeterli olacak gibi. Son Avrupa şampiyonu İspanya, 35 maçlık yenilmezliğin baskısından Amerika mağlubiyeti ile kurtulmuş durumda. 2010 ve sonrasındaki 2-3 büyük turnuvada daha zirveye oynayacak gibi görünen bu jenerasyon, özellikle Xavi-İniesta ikilisinin sağlıklı olmaları durumunda en büyük favorilerden biri. İngiltere ise artık bir şeyler başarmak istiyor. Bunun için başarı garantili bir teknik direktör olan Fabio Capello’yu göreve getirdiler ancak hala forvet konusunda yetersizler. Rooney çok önemli bir futbolcu ama İngilizlerin gerçek bir “striker”a ihtiyaçları var. Chelsea’nin Drogba, Manu’nun Berbatov, Liverpool’un Torres ve Arsenal’in Adebayor’dan medet umması, İngiltere futbolunda bu bölgedeki eksiğin bir göstergesi kanımca. Yine de harika ortasaha ve defansları ile Capello’nun İngilteresi’ni yenmek hiç de kolay olmayacak.

    Bu favorilerin yanında, Maradona’ya rağmen Messi’li Arjantin, Halit Kıvanç ustanın deyimiyle, “Dünya Kupalarının asla taç giyemeyen güzel kızı” olan Hollanda, “turnuva takımı” Almanya, kadrosunda bulunan oyuncular düşünüldüğünde harika bir takım izlenimi veren Fil Dişi Sahilleri ve yakaladıkları genç jenerasyon ile bu sefer olmasa da ileride mutlaka büyük başarılar kazanacak olan Hırvatistan kupaya renk katacak takımların başında geliyor.

    Tabiki sevineceklerin yanında üzülecekler de var. Bence bunların başında C. Ronaldo ve F. Ribery geliyor. Bu iki yıldız da takımlarının yetersizliği sebebiyle kupada çeyrek final dahi göremeyebilirler.

    Türkiye’ye değinmeden geçmemek lazım. Mevcut durum pek iç açıcı olmasa da, tarih gösterdi ki, milli takımımız zorda kalmadan işi ciddiye alan bir manteliteye asla sahip olmadı; aynı klüp takımlarımızın olmadığı gibi. Şimdi ise kelimenin tam anlamıyla zordayız. Özellikle deplasmanda oynayacak olduğumuz Bosna Hersek maçını kazanmak zorundayız. Dzeko’lu kadrosuyla tarihi bir başarının eşiğinde olan Bosna’yı yenip kupaya kalıcak güçte olan millilerimize başarılar dilerim.

  9. Abdullah Aksoğan
    23:35 içinde 30 Haziran 2009 | #9

    Tarihin en çekişmeli Dünya kupası turnuvalarından birine hazır olmalı futbolseverler. 2. Turdan sonra harika maçlar bizi bekleyecek.

    Brezilya her zaman favoridir. Konfederasyon kupasının kriter değildir aslında ancak Brezilya ne zaman ruhuyla oynadıysa istediği maçı aldı. Yapamadığı ender maçlar vardır. Benim aklımda kalan Rossi’li İtalya’nın, Tarihin en iyisi Zico’lu Brezilya’yı mağlup etmesidir. Bu örnek dışında Brezilya ne zaman ruhunu ortaya koyduysa maçı da, Turnuvayı da almıştır. Geçen konfederasyon kupasında Brezilya harika paslaşıyordu ve harika oynuyordu. Kupayı tabiri caiz ise eze eze aldılar. Çıkışta ki Arjantin’i finalde bozguna uğrattılar. Ancak Almanya’da kendilerine fazla güvenince bozguna uğradılar. Brezilya, kupaya ihtiyacı olduğu zaman almasını biliyor.

    Arjantin, Almanya’da ki dünya kupasına damgasını vuran 2 takımdan birisiydi. Bu sene daha tecrübeli bir Messi ile daha iyi işler yapacaklardır. Bu kupaya onlarında çok ihtiyacı var ve Maradona yıkılmaz bir Efsane olmak için, bu şansı iyi değerlendirmek isteyecektir. Forvet hattında ki beceriksizliklerini giderebilirlerse Arjantin bu turnuvada kolay kolay ekarte edilecek bir takım değil. Orta saha organizasyonları dikkat çekiciydi Almanya’da.

    Son dönemlerde savunma futboluna karşı, Güneş gibi yükselen Total Futbol’un şu an ki en büyük temsilcisi İspanya’da bu turnuvada en büyük favorilerden. İspanya belki de ömründe böyle iyi bir takım ile bir daha hiç maça çıkamayacak. Bu turnuva onlar için, Ülke için büyük bir fırsat. Takım olarak ofans ve defans yapan bu harika takım, bu turnuva da kolay kolay ezilmeyeceklerdir.

    İngiltere’nin son dönemlerde kulüpler bazında yaşadığı başarılar ortada. Dünya futboluna yön veriyorlar. Orta sahada ve Defansta harika oyunculara sahipler. Hem teknik kapasitesi yüksek, hem de mücadele gücü yüksek bir takıma sahipler. Capello gibi bir “winner”’ın İngiltere’nin başında olması, kaynaklarını daha iyi kullanan bir İngiltere Milli Takımı demektir. Onlarda bu turnuvada kolay kolay ezilmeyeceklerdir. İngiltere Milli Takım’ı Kaleci sorununu ve Forvette ki sıkıntılarını giderebilirse turnuvaya damgasını vuracaktır.

    Almanya, Klinsmann ve Joachim Löw ile birlikte, 2006 Dünya kupasında müthiş bir çıkış yakaladılar ve kupayı kazanamasalar da büyük işler yaptılar. Almanlar kötü bir takıma sahip bile olsalar her zaman için en az yarı finali görmüşlerdir. İstisnalar dışında bu hep böyledir. Disiplinli oyunlarını ve son dönemlerde ki güzel futbollarını birleştirirlerse kolay kolay elenmeyecekleri ortada.

    İtalya, Fransa gibi yapılanma içersinde olan milli takımlarda var. Her ne kadar yapılanma içerisinde olsalar da bu takımları elemek kolay olmayacaktır.

    Portekiz gibi bir deli mayın, Hollanda gibi bir harika varken bu Dünya kupasının zevkli geçmemesini düşünmek olmaz.

    Kupayı alabilecek en az 5-6 takım var. Güney Afrika da büyük bir mücadele kopacaktır. Her kupada olduğu gibi bu kupada da sürprizler çıkacaktır. Bu sürprizler Afrika ülkelerinden olacaktır tahmin ediyorum. Hava koşulları ve tribün desteği onları ateşleyecektir.

    Ancak kupanın en büyük iki favorisi kulüpler bazında da harikalar yaratan ve milli takımlarında harika oyuncular barındıran İspanya ve İngiltere olacaktır. Son şampiyonlar ligi yarı finalistlerine ve o finalistlerin kendi ülkelerinde oynayan futbolcularına bakarsanız bunu görürsünüz. Terry, Lampard, Rooney, Ferdinand, Ashley Cole gibi oyunculara sahip İngiltere ve İniesta, Xavi, Ramos, Torres gibi oyuncular ile İngiltere ve İspanya bu turnuvanın en büyük favorisidirler. Brezilya ve Arjantin plasedir.

  10. 12:52 içinde 01 Temmuz 2009 | #10

    Kara Kıtanın Dünya Kupası Falı

    Nasıl ki bazı futbolcular vardır, giydikleri forma ne olursa olsun, o formaya anlam yüklerler. Brezilya forması ise öyle bir forma ki, üzerindeki futbolcuya anlam yüklüyor. Yerel siyasetten litaratürümüze giren “Ceketi aday göstersek kazanır” tarzında bir sihri var bu formanın. Tek başına forma bile turnuvanın favorisi olmaya aday.

    Dunga, Brezilya’nın modern futbola geçiş sürecinde defans ile ileri uç arasındaki köprüydü. Oynadığı mevki itibari ile iskeleti bir arada tutan omurganın önemini biliyor. Ayrıca Brezilya ile Dünya Kupası şampiyonluğu apoletine sahip olması, yıldız oyuncaların birlikte, bencillikten uzak durmanın yollarını bulmasında önemli bir etken olabilir.

    Tüm kadroyu derinlemesine analiz etmeye gerek yok. Kalite olarak belli bir eşiğin üstüne çıkılmadığı sürece “Sarı forma”yı giyme şansı bulunmamaktadır. Kaka, Robinho, formda bir Ronaldinho turnuvaya sadece renk değil, Brezilya takımana da önemli bir güç katacaktır.

    Mazisini arayan efsanalerin çokluğu Brezilya’yı en çok unsur. Arjantin 1986′dan beri kupanın hayalini kuruyor. Yenilenen jenerasyon ile hızlı ve tempolu oyun oynayan Arjantin’in finalde Brezilya ile oynaması pek çok futbol severin hayali.

    Avrupa’nın yükselen yıldızı İspanya şampiyonluk kemerini korumak için mücadele edecek. Del Bosque ile yakalanan inanılmaz grafik ABD maçı ile sona erdi. Belki Brezilya’ya finalde kaybetmek kabul edilebilirdi ancak ABD’ye elenmek İspanya’nın silkelenmesine ve bu kupaya daha fazla asılmasına neden olacaktır.

    2008′de kupa şanssızlığı kıran İspanyollar, İngilizlerin de “yes we can” demesine sebep oldu. Sağlam bir defans kurgusu olan İngilizler oyunu ikinci ve üçüncü bölgeye taşıyabilir, skor üretmekte zorlanmazlarsa kupaya ulaşmaları sürpriz olmaz.

    Bu güne kadar Avrupa ve Amerika kıtalarında -2002 bu konuda ilkti- oynanan kupalarda, kupaya uzanan daima mevcut kıtanın bir parçası oldu. Kara Afika’nın kaderi bu turnuvada değişir mi bilmem ama en az bir Afika ülkesinin son 4 e kalacağına inanıyorum. Çünkü Vuvuzela sesine alışıklar.

    Sonuç olarak turnuvaya aşağı yukarı 1 yıl var. Geleceğe baktığımızda Brezilya hernekadar kupaya yakın görünsede eşleşmeler şampiyonun tayininde önemli rol oynayacak.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.