Ana Sayfa > Mert Aydın > Mert Aydın: Atletizme profesyonel yönetici

Mert Aydın: Atletizme profesyonel yönetici

25 Ağustos 2009

mertaydin“Türk atletizminin iyi niyetli değil profesyonel yöneticilere ihtiyacı var. Sporcusunun sakatlığını iş işten geçtikten sonra öğrenmeleri bunun en güzel kanıtı.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Mert Aydın

  1. Kadir Yetim
    02:18 içinde 31 Ağustos 2009 | #1

    Aslında Ülkemizde konuşulacak,eleştrilecek o kadar çok şey varki,bugün hangi konu hakkında konuşalım diye düşünmeye gerek yok,çünkü emin olun o gün gündemde ne varsa,o konuyla ilgili konuşacak çok şeyimiz vardır mutlaka!
    Bir düşünelim.”Türk atletizminin profesyonel yönetime ihtiyacı var”!Bu cümle aslında karikatür dergilerine konu olacabilecek bir mizah barındırıyor.Nedennn? Siyasete girmek istemesem de bu işler siyasetin ana konularından birisi.Çünkü madem ki siyasetçiler işlerine geldiğinde spor alanındaki konuları kendilerine siyaset malzemesi yapıp bundan prim elde etme yolunu tercih edebiliyorlar,bizler de işimize geldiğinde siyasetcileri konu edinebiliriz!Bahsettiğim gibi bu söz ülkemizde söylenmiş…Şaka gibi..Çünkü profesyonellikten bahsettiğimiz ülkemizde bir önceki seçimde ekonomi bakanı olmuş kişi şimdinin dış işleri bakanı,dönemin spor vs bakanı,sonra iç işleri bakanı olmuş,şimdi de meclis başkanı,dönemim turizim ve kültür bakanı şimdi bilmem ne bakanı olmuş,onun yerine daha önceden bilmem ne bakanlığını yapmış kişi getirilmiş…Peh peh peh…Ne cevherlerimiz varmış bakarmısınız..Herşeyden çok iyi anlıyoruz maaşallah…Eğer güç sizdeyse ne isterseniz yapabiliyorsunuz,içinizde bişey kalmıyor.Ve biz böyle bir ülkede profesyonellikten bahsediyoruz.
    Olimpiyatlarda birçok ülke,birçok branşta,birçok sporcuyla yarışırken bizler devşirme sporcularımızla madalya olsunda çamurdan olsun diyerek onların ayaklarına bakıyoruz.Ve birden,pat!! bir sakatlık,o umudumuzda uçup gidiyor..Sporcu sakatlanır,bu çok normal.Ancak nasıl sakatlandığı ve neden sakatlandığı bilinmiyor ve bu tartışmalarla garip bir şekilde ortaya çıkıyorsa bu çok anormal..Ancak ben bunu da anlayabiliyorum.Çünkü daha öncden bilmem ne bakanlığı yapmış bir kişi şuan spordan sorumlu bir bakan olunca,tam olarak spor dallarıyla,atletizm,olimpiyatlar,stat olayları,futbol,tenis v.s. gibi karmaşık işlere hemen uyum sağlayamaz.Bu çok normal işte!!!Kimseye kızmamak ve olumsuz eleştiri yapmamak lazım,çünkü suçlu varsa biziz…Fazla düşünüp fazla konuşuyor ve yazıyoruz…
    saygılarımla…

  2. 12:36 içinde 03 Eylül 2009 | #2

    Yer Ankara, Atletizm 1. ligine yükselme mücadelesi için yarışlardayız. Sırıkla yüksek atlama branşında yarışmak için geri sayıyorum. Hiç parası olmayan fakat Türkiyede atletizm sporunun gelişmesi için çok çaba sarfeden kulübüm ve yetkilileri de bizi destekliyorlar. Derken zamanı geliyor ve sırıkla yüksek atlama sporcularını piste davet ediyorlar. Federasyon kulübe çok az maddi destek verdiğinden, sponsorların ve insanların ilgisizliğinden ve bunun gibi bir çok sebepten dolayı sırığımız yok. Yani federasyona ait olan bölge sırığını kullanmak zorundayım. Bölge sırığını istiyoruz ve aldığımız cevap “kayıp” oluyor. Nasıl yani derken, sırığı olan kulüp sporcuları ısınmaya geçiyor ve ben hala sırık arıyorum. Yarışma zamanına 5 dakika kala, kendi çabalarımla federasyonun sırık dolu deposundan kendime ancak demirden bir sırık alabiliyorum. Zaten ilk defa yarışacağımın heyecanı üzerimdeyken buna bir de bükülmeyen demir sırıkla atlayacağımın şaşkınlığı ekleniyor. Herkes sırıkla atlarken ben demirden bir parçayla atlayıp buna rağmen 4. oluyorum.

    Yer Bursa, Ankaradaki yarışlarda herşeye rağmen başarılı sayılıp yokluk içinde 1. lige çıktık ve süper lige çıkma mücadelesi yapıyoruz. Yine sırıkla atlayacağım fakat bu sefer kendimi olumsuz şartlara göre hazırlamışım. Bu kez o demirle daha yükseğe atlayacağım diye kendimi gaza getiriyorum. Yarış zamanı geliyor ve bir şok daha yaşıyoruz. Bu kez beğenmediğimiz bükülemeyen demir sırık bile yok, veremeyiz diyorlar. Neyseki yıllardır atletizm sporunun içinde olan antrenörlerimiz devreye giriyor ve yetkililerden sırık sözü alıyoruz. Dört gözle ısınabilmek için sırığı beklerken, uzaklardan birisinin sırığı getirdiği görülüyor. Aman Allahım bu gerçek sırık diye sevinmeden edemiyorum, ta ki sırık yanıma gelene kadar. Sırığı suratsız bir şekilde veriyorlar ve söyledikleri cümle bir kez daha şoka uğramama neden oluyor. Sırık incecik ve küçük bir kız çocuğunu taşıyabilecek kapasitede ve benim 80 kiloluk cüssemi kaldırmasına imkan yok gibi görünüyor. Yetkili kişinin söylediği cümleyi mi merak ettiniz? ” Bükme kırılır.”

  3. Mustafa Çalı
    16:06 içinde 03 Eylül 2009 | #3

    Bu konuya, bu birbirinden çok farklı toplumların (bizler ve onlar; doğu ve batı…) tarihi ve kültürel kökenleri bakımından yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Avrupa ve özellikle sömürge dönemi ve sonrasında etkilediği coğrafyalar Hint-Avrupa kültürü ile Antik Yunan kültürü temellerine dayanır. Olimpiyatlar, yarışmacı ruhu, yöneticilik gibi atletizm yönetimi ve profesyönellik başlığı altında tartıştığımız unsurların tohumlarının ekildiği çok önemli iki kültürel bellektir, bunlar. Bu durum da doğal olarak insanların tarih boyunca yaşam tarzlarını ve hayata bakış açılarını bu yönde değiştirmiştir. Birçok sosyolog bunun da kendi sorunlarını yarattığını ve bireyselliğin uç noktalarına doğru toplumu götürdüğünü belirtmiştir, ancak tartıştığımız alan atletizim veya yarışmanın araç, kazanmanın amaç olduğu bir alan için bu konuda bizden daha ileride olmalarını anlamak zor olmasa gerek.

    Peki bu kültürel mirasın ortağı olmayan diğer ülkeler (Çin gibi) nasıl başarılı oluyor? İşte burada da küreselleşmenin büyük payı olduğunu görüyoruz. Yavaş yavaş uluslar arası kültürel sınırlar kalkmaya başladı. Batı diye adlandırılan (ABD, Avrupa ülkeleri, japonya vs.) ülkelerin bu en büyük pazarı hedef almasıyla da kültürel etkileşim hız kazandı ve Çin’in elindeki “hazinenin” farkına varmasına neden oldu.

    Özellikle son Dünya Şampiyonası’na damgasını vuran Jamaika gibi Afrika ülkeleri de sömürge dönemi ve sonrasında zaten bu kültürlerle iç içe.

    Kısacası bu konudaki profesyönellik-amatörlük, başarılılık-başarısızlık gibi durumların belirleyicisini sadece yönetimsel yapılarda aramak yüzeysel kalır. Bu konunun tartışmasını daha derinlerde yapmak daha dipten ve daha kalıcı çözümler getirecektir. Elbette küreselleşmenin kaçınılmaz sonucu olarak ülkemiz de belli ekollerden etkilenerek çözümler bulacak ve belki de başarılı olacaktır, fakat daha geniş bir çapta tartışılır ve yorumlanırsa bu tip konular kendi ekolümüzü ve profesyönellik anlayışımızı geliştirme yolunda ciddi bir aşama kaydetmiş oluruz.

    Böylece ülke şampiyonalarında kum havuzuna atlamaktan korkan atlayıcılar, kötü pist sonucunda 4 kişinin tamamlayabildiği (diğer tüm yarışmacılar düştü) orta mesafe koşuları ve bunlar gibi pek çok olay da tarihe karışır ve torunlarımızın belki de onların torunlarının gülerek anacakları olaylar haline dönüşür.

  4. Demir Bektaş
    18:16 içinde 03 Eylül 2009 | #4

    Atletizm ve Biz

    Yıllardan beri her olimpiyatta, her dünya atletizm şampiyonasında aklıma hep şu soru geliyor. Acaba bu organizasyonlar Türkiye’de düzenlense bunları izlemeye statlara,salonlara ve tenis kortlarına kaç kişi gider? Herhalde futbol(ki bu günlerde olimpiyatlardan çıkarılması gündemde),basketbol,voleybol gibi majör sporlar ve 100 m ve genelde dışarıdan ithal ettiğimiz bir atletimizin yarışları dışında pek ilgi gösterilmez gibi geliyor bana. Belki de yıllarca böyle büyük bir organizasyonu ülkemizde düzenleyememizin sebeplerinden biri de uluslar arası atletizm federasyonunun bu ışığı bizde görmemesinden olabilir.(Tabi stat,salon ve kort gibi teknik yetersizlikler de dahil).

    Türkiye’de atletizme verilen değere gelince. Şu kadarını söylebiliriz bugün Türkiye’de dünyadaki birçok ligin futbol maçları veya bu maçların özetlerini yayınlamak için kanallarımız para dökmektedir. Oysa aynı iş atletizme gelince bugüne kadar TRT ve Ntvspor dışında (birde hakkını yemeyelim Fenerbahçe Tv kendi sporcularının yarıştığı yarışları yayınlamakta) bu işe el atan fazla kimse göremedim maalesef. Ülkemizdeki çoğu spor yazarı da dahil atletizme meraklı insanlar dışında atletizm organizasyıonlarının, Türkiye Atletizm Şampiyonası’nın ne zaman olduğunu bilen kaç insan vardır acaba ? Ya da bir çırpıda Usain Bolt, Elena Isinbeava ve Elvan Abeylegesse gibi ünlü ve tanınmış atletler dışında 5 atlet ismi sayabilecek insan sayısı kaçtır? Türkiye’de ilköğretim-lise çağında yaklaşık 14 milyon öğrenciden kaç tanesi atletizme yönlendiriliyor ya da bir başka ifadeyle Türkiye Atletizm Federasyonu ve Milli Eğitim Bakanlığı acaba bu konuda hiç bir çalışmada bulunmakta mıdır? Federasyonun bakanlığa bu konuda hiç önerisi olmuş mudur? Haftada iki saat olan Beden Eğitimi derslerinde kaç öğrenci atletizm konusunda eğitiliyor ya da askeri disiplin hareketleri olan tek sıra halinde dizilmek ve uygun adım marş, sağa dön,sola dön gibi kavramları öğreten beden öğretmenlerinin kaçı atletizm ile profesyonel veya amatör anlamda ilgilenmektedir?

    Yukarıda sorduğum soruların cevapları maalesef atletizmde neden ilerliyemediğimizin sebeplerini açıklar nitelikte olacağı kanısındayım. Ama birde Mert Aydın’ın bahsettiği yönetim ve idare kısmı var ki orası da vahim bir durumda. Zaten bir büyük şampiyonada madalya alacak atlet sayımız bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar az, bir de bu atletlerin boşverilmişliği işi daha da bir çıkmaza sokuyor. Eşref Apak gibi bir değerin antreman sahası bulamayıp, bulduğu boş bir arazide eğitmensiz yaptığı çalışmalar hala içimizi acıtır. Eğer Eşref Apak olimpiyat madalyası aldıktan sonra bu kadar düşüş yaşamışsa bunun sorumlusu ona hak ettiği değeri vermeyip kendi başına ayakta durmasını bekleyenlerdir. Orta mesafede Türkiye ve dünyada gelmiş geçmiş en iyi atletlerden biri olmaya aday Süreyya Ayhan’ın(bir dönem TV ekranlarında küçük kızların idolü olarak gösteriliyordu) bugün esamesinin okunmaması da federasyon ve basın gibi önemli kuruluşların yeterli ve gerekli desteği gösterememesinden değildir de nedir? Atletlerin iyi ve gerekli bir antreman sahası olmaması, yeterli ve gerekli anlamda profesyonel destek alamaması ve maalesef basınımızın bir sosyetik şarkıcı kadar bile atletlere ilgi ve destek göstermemesi daha nice sporcumuzun eriyip gitmesine yol açacak. Nevin Yanıt, Halil Akkuş ve diğer sprocularımızı da maalesef bu sıkıntılar bekliyor ve çoğu da zaten bu sıkıntılarından kurtulamadığı için yarışlara tam olarak konsantre hazırlandıklarını sanmıyorum. Enka, Fenerbahçe ve birkaç kulüp dışında atletizme yatırım yapan bir kuruluş ve spor kulübünün olmaması da içler acısı ve vahim bir durumdur.

    Eğer bu sistem ve anlayış devam ederse kimse kalkıpta Türkiye’den olimpiyatlarda ve diğer şampiyonalarda onlarca madalya beklemesin. Eğer atletizm ile anılan bir ülke olmak istiyorsak eğtim sistemi,spora bakış sistemimiz ve yönetim sistemi dahil birçok şeyleri değiştirmek gerek. Yoksa ne kadar profesyonel yöneticiler gelirse gelsin sonuç değişmeyecek.

  5. Doğuş Erdoğan
    00:59 içinde 04 Eylül 2009 | #5

    Niyet ve Kısmet

    Küreselleşmenin doruk noktasına çıktığı günümüzde, para getiren,sponsor çeken spor branşları hep ön plandadır.Bir ülkede ilgi hangi spor dalına ise o spor dalı gelişir ve pazar payı artar.Türkiye’de futbol kendiliğinden büyümüş ve reklamını yapmış bir spor dalıdır.Yani ekstra çabalar sarfedilmemiştir.Bu nedenden ötürü futbol sektörünün her ayrıntısına özen gösterilmektedir.Türkiye olarak gösterdiğimiz özen tartışılır.Bunun haricinde siz atletizm gibi bir spor dalını geliştirmek istiyorsanız veya doğru gitmeyen işlerin düzelmesini istiyorsanız, bu konuyla ilgili özel çaba harcamanız gerekmektedir.Çocuklarımızı küçük yaşlarında atletizme teşvik etmek başlangıç için en iyi çözümdür.Doğru insanların bu noktada uğraş vermesi gerekmekte,gençlerimize atletizmde de bir gelecek olduğunu göstermeleri gerekmektedir.İşte tam bu noktada yöneticiler,bu işin erbapları önem kazanıyor.Atletizme gönül vermiş,emek sarfetmiş,bu spor dalında başarılar elde etmiş insanların yöneticilik kademesine getirilmesi,sorumluluk verilmesi ve elbette verecekleri uğraşın karşılığının verilmesi gerekmektedir.Devletimizin çıkartabileceği basit yasa tasarılarıylada,finansal anlamdaki sıkıntılar çözülebilir.Futbol endüstrisinde dönen paraların beşte biri atletizm için harcansa eminimki elde edilen sonuçlar çok daha iyi olacaktır.Göz önünde olmayan, ilgi görmeyen bir spor dalından istikrarlı başarılar beklemek hayal kurmaktan farksız olur.Ya 10 yılda bir gelen altın madalyaya razı olacağız, ya da Amerikada ki sistemi Türkiye’de uygulamaya başlayıp yakın zamanda meyvelerini toplayacağız.Şuan birçok dünya ve avrupa şampiyonu ünvanlı sporcumuz yoksulluktan kırılıyor.Düşünün ki beden eğitimi öğretmeni olabilmek için devletin kapısını aşındırıyorlar.Sistemin çarpıklığının en basit örneği bu olsa gerek…

  6. Oğuz KEVSER
    05:15 içinde 05 Eylül 2009 | #6

    Atletizme Profesyonel ve Sistemli Yönetici
    Ben olaya biraz daha Olimpiyat gözüyle bakmak istiyorum.
    Ben hiç hatırlamıyorum Olimpiyatlara veya Dünya Şampiyonalarına giderken yetkili birinin çıkıp işte biz şu sporcudan şöyle bir derece bekliyoruz veya şu kadar madalya hedefliyoruz dediğini ki diyemezde zaten biz bu organizasyonlara özellikle atletizm dallarında resmen öylesine katılıyoruz.Sorarlarsa bizimde sporcumuz vardı…Bazılarının düşündüğü gibi türk halkı atletizm müsabakalarına ilgisiz falan da deyil.Hangi sporcuyu tanıtmış televizyonlar da bizim halkımız desteklememiş..Hangi vatandaş Elvan şampiyonluğa koşarken onunla birlikte ekran karşısında koşmamış..Hangi vatandaş Hamza YERLİKAYA rakiplerini minderde yerden yere vururken ayağa kalkmamış…Lütfen ama söz konusu halk türk halkı olunca biraz düşünmek lazım.Bizim halkımız yurt dışında bir türk evladı bayrağımızı temsil ederken vurdumduymazlık istesede yapamaz çünkü yaradılışımız buna müsade etmez.
    -Kısaca söylemek istediğim biz önemli spor organizasyonlarına birini gönderdiğimiz takdirde 75 milyon arkasında olur kimsenin şüphesi olmasın-
    Sorun zaten sporcu göndermede…
    Bunun temelide Hüseyin KAYA’nın söylediği gibi ilkokul çağlarına dayanıyor.Eksik olan ve bence daha da önemlisi sorunun temeli aileler.Türkiyede kaç anne-baba çoçuğunu ileride beyaz doktor önlükleri içinde deilde birincilik kürsüsünde bir olimpiyat madalyasıyla hayal ediyor… Etmez… Etmemekte de haklı… Hani futbol piyasasını az çok herkes bilio artık nasıl futbolcu olunucağını pratikte herkes anlatır… Voleybol ve Basketbolda da keza aynı şekilde.Ortada somut bişey var ve aile bunu görüyor ve tanıma imkanı buluyor ve çoçuklarını bu spor dallarına yönlendiriyorlar artık içlerinden yetenikli olanlarda şartlar uygun olursa dewam ediyorlar.Atletizmde de bunu yapmak lazım.
    Türkiyede her yerde bir futbol kulübü var bunların hepsinin iyi kötü antreman sahaları,stadyumları var…futbola oranla daha seyrek olarak voleybol ve basketbolda da aynı şekilde…İşte spor bakanlığı bu antreman sahalarının yanına atletizmciler içinde antreman sahaları yaptırsa bu yerleri ufak çapta birer spor tesisi haline getirmiş olur.Türkiyede üniversitelerden her yıl binlerce antrenör mezun oluyor bu kişilerde bu tesislerde çoçuklara yeteneklerine uygun olarak dersler verir… Bu tesislerde sadece futbol okulu deyil spor okulu olur.Böylece hem memlekete yetenekli ve daha fazla dalda sporcu yetiştirmiş oluruz hem üniversite mezunlarına iş imkanı sağlamış oluruz hemde çoçuklarımız sporla büyümüş olur.
    Okullara gelince beden dersleri ne kadar boşta geçse öğretmenler öğrencilerinin az çok yeteneklerinin farkında oluyolar..
    Bir sayfa boyunca yazdıklarımın tek nedeni şu tek cümle aslında
    BEN İSTANBUL BEYLİKDÜZÜ DE OTURUYORUM MESELA BEYLİKDÜZÜSPORUN BÖYLE BİR TESİSİ OLSA OKULDAKİ BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENİNE SORARIM BENİM ÇOÇUĞUM HANGİ SPOR DALLARINDA BAŞARILI OLABİLİR DİYE VE ALDIĞIM TAVSİYE YE UYGUN OLARAK ÇOÇUĞUMU GİDER YAZDIRIRIM BU SPOR OKULUNA VE BENİM GİBİ YAPICAK BİR SÜRÜ İNSAN VAR TÜRKİYEDE
    Baştaki yöneticide sistemli olup bu gençleri takip ettirip profesyonelce ülke sprouna kazandırmaya çalışıcak.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.