Ana Sayfa
>
Mert Aydın > Mert Aydın: Atletizme profesyonel yönetici
Mert Aydın: Atletizme profesyonel yönetici
“Türk atletizminin iyi niyetli değil profesyonel yöneticilere ihtiyacı var. Sporcusunun sakatlığını iş işten geçtikten sonra öğrenmeleri bunun en güzel kanıtı.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Mert Aydın
Sporun Anası ve Babası!
Dünyada sporun anası var!
Atletizm…
Bizde de sporun babası var!
Futbol…
Dünyada Atletizm hep Ana sayılmıştır…
Ancak anlık bir Ana değil,sürekli bir Ana..
Biz bu Ana’ya yeterince sahip çıkmadık!
Tüm mesele topyekün sahiplenmeyle ilgili.
Çıktıysak bile anlık sahiplenmelerle, geleceği düşünmeden!
Aslında tüm dünya bu spora sahip çıkarken bizim çıkmamamız çokta anormal değil…
Bizim böyle kendimize özgü normal olan anormalliklerimiz vardır!
Yakın zamanda Berlin’de yapılan Dünya Atletizm Şampiyonasını ülke olarak hepimiz! takip ettik…
Elin oğlu Alman’ın 1936 Olimpiyatları için yapmış olduğu stadyum’u görmek bile bize sahiplenmeyi anlatıyor…
Tıpkı bizim kendimizin 2000 İstanbul Olimpiyatları! için yapmış olduğumuz Atatürk Stadyumu’nun dağ başında olmasının sahiplenmemeyi anlattığı gibi..
Mesele tam buradan başlıyor ve şekilleniyor…
Sahiplenmeyi gerçekten özümsüyorsan; en azından bu yolda maddi ve manevi açılım yapmaktan çekinmiyorsun demektir
Biz bunu maalesef Atletizmde gösteremiyoruz… Gösterilse de çok yüzeysel kalıyor… Özümsemediğimiz için belki de!
Bizde Baba spor olan Futbol’u düşünün…
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de Futbol’a çok büyük paralar akıyor!
Bu kadar paranın döndüğü ülkemiz Futbolunda dahi, yöneticilerimizin profesyonel olmadığı bir ortamda Atletizm yöneticilerinin profesyonel olmasını düşünmek sanki hayalcilik gibi gelebilir bir çok insana…
Ancak tam bu noktada profesyonel yöneticilere ihtiyaç var!
Sanırım bizde bir olgu çok popüler oldu mu ona sahiplenmek daha kolay oluyor.
Bu yüzden de o olguyu daha bilimsel-profesyonel yöneticilere bırakmak zorlaşıyor.
Belki Futbolun cazibesi yöneticilik anlamında bu profesyonel olguyu makaslıyordur!
Atletizm ise tam olarak olgunlaşmadan -aslında tam zamanı- profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmeli…
Artık görmüş olmamız lazım bürokratik düşüncülerle-siyasi düşüncülerle yöneticilik yapmak aslında ülkemize zarar veriyor!
Belki yöneticilerimiz çok iyi niyetli düşüncelerle koltuklara oturuyorlar…
Atletizmi patlatmak istiyorlar! Daha yaygınlaştırmak istiyorlar!
Ama…
Olmuyor!
Demek ki bir yerde yanlış var diye düşünmek lazım…
Artık bilimsel sporda ‘Aslanım,koçum,yiğidim..vs’ye yer kalmadı!
Kaldıysa bile oda bilimsel ve profesyonel yapılmak zorunda.
2008 Pekin Olimpiyatlarını hepimiz hatırlıyoruz!
Ülke anlamında özellikle Atletizm’de yaşadığımız hayal kırıklarını hatırlamak istemesekte o tecrübesizliklerimizden! tecrübe çıkartmak zorunda olduğumuzu hala kavrayabilmiş değiliz!
Gelin sizle basit bir hesap yapalım ve bunun için son iki büyük organizasyona katılan sporcularımızı hatırlayalım;
Öncelikle 2008 Olimpiyatlarına katılan sporcular;
Nevin Yanıt – Özge Gürler – Aslı Çakır – Elvan Abeylegesse – Bahar Doğan -Svetlana Sudak – Halil Akkaş – Abdil Ceylan – Ercüment Olgundeniz – Eşref Apak -Selim Bayrak –Alemitu Bekele Dekfa -Recep Çelik -Yeliz Kurt – Merve Aydın
Yani toplamda 15 sporcu.
Daha sonra 2009 Dünya Atletizm şampiyonası;
Elvan Abeylegesse- Eşref Apak- Karin Melis Mey- Nevin Yanıt- Alemitu Bekele Dekfa-Fatih Avan- Ercüment Olgundeniz- Aslı Çakır- Yeliz Kurt
Yani toplamda 9 sporcu ve bunların 7 tanesi bir önceki organizasyona da katılmış sporcular…
Bir öncekinden bir sonrakine yüzde 40 azalma!
Demek ki bir sakatlık veya başka problemden dolayı katılım azalmış!
Neden azaldı diye soran var mı?
Yok!
Neden sakatlıklar oluyor diye soran var mı?
Yok!
Neden arkadaşlar Olimpiyatlarda sadece 4 defa (1948-Ruhi Sarıalp 3 Adım Atlama Bronz,2004-Eşref Apak Çekiç Atma Bronz,2008-Elvan Abeylegesse 5000-10000mt 2 Bronz) madalya alabildik ? Bir gümüşümüz dahi olmadı diye soran var mı?
Yok!
Tam iyi sporcular çıkaracağız diye sevinmeye başlıyoruz azıcık umudumuz artıyor!
Sonra isimler son Dünya Şampiyonasında aklımıza geldikçe üzülüyoruz!
Süreyya, Eşref ,Elvan ,Halil Akkaş ,Türkan Erişmiş, Binnaz Uslu, Merve Aydın, Özge Gürel nerelerde?
Soran var mı ?
Yok!
2008 Pekin Olimpiyatı sonrası Spor Şurası yapıldı!
Allah’tan yapılmış!
Ya yapılmasaydı!
Biz saatlerce konuşmayı, bilmediğimiz konularda ahkam kesmeyi,yorum yapmayı çok seviyoruz…
Ancak olay icraata geldi mi hiç ortalıkta olmuyoruz!
Taşın altına el atmaya gelmiyoruz!
Hep kolaycılığa kaçıyoruz…
Yıllardır söyleniyor en genç nüfusa sahibiz,bunu değerlendirmek lazım diye ancak hep sözde kalan klişe cümleler olarak kalıyor bunlar…
Dedim ya hep kolaycılıktan yanayız!
Ama dünya kolaycılığı kabul etmiyor.
Çalışanı,arayanı,üreteni,geliştireni istiyor…
Biz kendi değerlerimizi bulmayı,geliştirmeyi,kazanmayı sevmiyoruz!
Hazır olanı hemen istiyoruz!
Hemen olsun başarıda benim de isimim geçsin anılsın istiyoruz!
Devşirme sporcularımızın ana nedeni bu mu acaba ?
Acaba yöneticilerimiz Usain Bolt’u da devşirse mi?
Ne dersiniz?
Anlık başarı gelmez mi?
…!
Elvan iyi bir atletti. Peki ya şimdi ne?
Dilimizde çokça kullanılır; ”Deveye sormuşlar boynun neden eğri? Nerem doğru ki demiş.” Türk sporunun içler acısı hali de biraz bu duruma benziyor. Sadece futbol kayığına binilmiş; akıbeti belirsiz bir yolda son sürat ilerleniyor. Amatör yöneticiler, amatör sporcular ve amatör izleyici kitleleri derken ülke sporumuz hızla uçuruma doğru sürükleniyor.
Kesinlikle bir spor kültürü oluşturamadığımız için neredeyse milli spor ilan edeceğimiz futbolda bile tablo ortada aslında. Takımlarımız Edirne ötesine çıktıkları zaman karşılarına çıkan ilk dişli takım karşısında yokları oynayıp rezil oluyorlar. (Sivas ve Trabzon). Ülke sınırlarından içeri girdiğimiz zaman da adı ”Süper” olan sözde futbol ligimizde de 3 büyük takımımızdan biri deplasmanda maç oynarken sahaya taş ve akla gelebilecek her şey atılabiliyor. Bunların yaşandığı bir ülke de sporun diğer branşlarında da başarı beklemek maalesef hayalcilikten öteye gidemiyor.
Futboldan giriş yaptım ama konumuz tabiki de Berlin’de yaşadığımız hayal kırıklığı. Gerçi devşirme sporculara bu kadar kredi verip, onlara bu kadar bel bağlamışken bu hayal kırıklıkları son bulmayacak ve de artarak devam edecek. Ta ki ülke olarak sağlam bir spor politikası oluşturana kadar. Ancak okullarımızda beden eğitimi derslerinin angarya şeklinde geçtiği düşünülürse bir politika oluşturmak bir yana sorumluların bu konuya ne zaman eğileceklerini kestirmek şu an için çok güç.
Hep belli başlı isimlere bel bağlıyoruz ve onlardan gerçekçi olmayan hedeflere ulaşmalarını bekliyoruz. Örneğin Süreyya Ayhan örneğinde olduğu gibi. Tüm dünyanın tanıdığı bir atlet olabilecekken yanlış yönlendirmelerin ve antrenörlükten zerre kadar anlamayan yanındaki kişinin yüzünden bir ulusun umuduyken kayboldu, yok oldu. Şimdiki hayal kırıklığımızsa Elvan. Kendi evladına sahip çıkamayan bir ülkenin devşirme bir sporcuya da sahip çıkması tabiki mümkün değildi. Nitekim sahip çıkılamadı ve o da başarısız oldu. Ancak tüm bu olaylar yaşanırken Elvan’ın da hiç hatasız olduğunu söylemek kesinlikle onun hatalarını ört bas etme girişiminden başka bir şey değildir. Elvan’ın Berlin öncesi sergilediği davranışlar asla ve asla profesyonel olduğunu iddia eden bir sporcuya yakışmadı. Etiyopya’ya gitmekte diretmesi ve de sonra oluşan sakatlığını antrenöründen ve doktorundan gizlemesi gibi. Her meslek, dozunda olduktan sonra biraz kapris kaldırabilir ancak söz konusu disipline edilip, bir makine düzenine sokulması gereken insan vücudunu kullanan ve gerektiğinde tüm sınırların zorlanması gereken spor olunca bu lüks tamamen ortadan kalkıyor. Yanındaki antrenörün verdiği programa uymamakta direnen ve kendi kafasına göre hareket eden Elvan sadece ümitleri boşa çıkarmadı, kendini de rezil etti. Bir sporcunun başına gelebilecek en kötü şey olan yarışı yarıda bırakmak onun başına geldi. Elvan’a bunun için kocaman bir aferin!!! Ayrıca sakatlığını saklamak gibi çocukça olmanın da ötesinde son derece aptalca bir davranışta bulundu.
Tabii Elvan tüm bu hataları yaparken ondan sorumlu olan yönetici ve idareciler neredeydi herkes gibi bende merak ediyorum. Yoksa yine bir yerlerde keyif çatmakla mı meşguldüler? Ortada yönetici olarak gezinen bir çok kişinin o pozisyonlara hatır gönül sonucu geldiğini ve de çoğunun yaptıkları işten zerre kadar anlamadıkları gerçek olsa da bu durumun ortaya çıkmasında amatör ve kötü yöneticilikten öte amatör ve kötü sporculuğun yattığını düşünüyorum. Yöneticilerimiz son derece profesyonel ve işinin ehli olsaydı bile atlet tarafından gelen böyle amatörce davranışlarda yine çuvallayıp, bir çuval inciri berbat edebilirlerdi.
Bu arada Elvan’ın kendi ülkesinde bir fabrika sahibi olmasıda aklının artık nerelerde olduğunun bir göstergesi olarak hafızalarımızdaki yerini korumalıdır. Korumalıdır ki Elvan olur da gelecekte bir organizasyona daha katılırsa bu sefer ondan büyük başarılar beklemememiz gerektiği konusunda bizlere çok iyi bir yol gösterici olsun.
Maalesef sporcularımız şan ve şöhretin büyüsüne çabuk kapılıyorlar ve de çok çalışmaları gerekirken iyice yoldan çıkıyorlar. Sonra da Türkiye’de neden Usain Bolt’lar, Roger Federer’ler ya da Michael Phelps’ler yetişmiyor diye dertlenip kafa yoruyoruz. Spordaki mantalite değişmediği sürece de uzun bir süre daha kafa yormaya devam edeceğiz gibi gözüküyor.
Zamanında Avrupa 2.si olmuş,dünya 5.sı olmuş basketbol milli takımımızın bile üvey evlat sayıldığı bu ülkede,tüm sporların atası kabul edilen atletizm’in geçerli spordan sayılmasını beklemek komedi olur kanaatindeyim. 70 milyon nüfusun büyük çoğunluğu genç diye övünmekten geri durmayan ama Ankara’da Beypazarı Lisesinde tarih yazan ve kendi yaş grubunda Dünya Şampiyonu olan çocukları ve onları çalıştıran hocalarını arayıp tebrik etmekten aciz yöneticiler varken atletizm üzerine bir şeyler konuşmak çok zor oluyor bu ülkede.
Enseyi çok da fazla karartmanın anlamı yok demek isterdim hani yağmur yağmasa belki Fatih Avan’ı da cirit atma finalinde izleyecektik, 20 yaşında bir genç atlet için büyük başarı olurdu bu zaten. Ama daha atletinin sakatlığından bile haberi olmayan bir federasyon, atletine haber vermeden, antrenörüne sormadan koşacağı mesafeyi değiştiren bir genel sekreter varken biz enseyi karartmayalım da kimler karartsın.
Sakatlanan Türkan Erişmiş’in şampiyonaya gelememesi ama sakatlığının hemen akabinde evlenmesi insanın kafasında ister istemez soru işareti bırakıyor.
Elvan şöyleydi böyleydi diyor herkes ama bir alalhın kulu’da çıkıp Berlin’deki mavi tartan pisti yapan firmanın kullandığı malzemenin normalden biraz daha sert olduğunu, ve Elvan’ın bu tip pistlerde çıktığı 3 yarıştan ikisini sakatlanarak bıraktığını göz ardı ediyor. Sebeplerini araştıran da yok.
Nevin Yanıt henüz 23 yaşında, 12.89 ile fena sayılmayacak bir 100m Engelli derecesi yapıyor. 2007 Helsinki, 2008 Pekin ve şimdi de Berlin’de yarı fnal koşan Nevin’den bahsediyorum, hani bırakın finali yarı final’de bile avrupalı atletleri çok fazla göremediğimiz bir branştan bahsediyoruz. İşin komiği Nevin tartan pistteki yarışmalara Mersin’de toprak pistte hazırlanıyor 3 yıldır.
Yıllarını Türk atletizmine vermiş insanlara saygısızlık etmek hadimize değil elbette, ancak bilmemek değil öğrenmemek ayıptır , bir yöneticimiz Avustralya’ya ya da Polonya’ya gitse de nasıl böyle başarılı olduklarını bir araştırsa ne olur acaba. Neticede bu bir kültür işi, Türkiye’de bir spor kültüründen bahsetmemiz imkansız , olsa olsa bir futbol külütüründen bahsedebiliriz ki onda bile şüpheliyim. Artık bu işi bilimsel şekilde ele alaak sistemli planlı programlı çalışacak yöneticilere ihtiyacımız var, ancak yöneticilerden kastımın sadece Federasyon bazında olmadığının bilinmesini isterim. Siyasi kanatta da sporu “spor” olarak görebilen aydınlık kafalara ihtiyacımız var…
Kendimizi Kandırmayalım
Sporun anası Atletizm tüm ülkelerde ama bu ülkemiz için yanlış
Bizim ülkemizde sporun anasıda babasıda futbol
Peki sporun anası futbol olan bi ülkede olimpik spor olan
Atletizmden bahsetmek ne kadar mümkün olur
Futbol için günlerce aylarca skorlara bakıp içi boş tartışmalar yapılırken
Atletizme biz ne verdik ki ne tartışalım
Futbol sahalarını büyütüp daha çok türbin yapmadık mı
Ordaki tartan pistleri almadık mı
Peki federsayon başkanları değiştiği zaman hop yeni bi düzen ve yeni sistem, ama bu sistemsizliğie götürmüyor mu
Hangi başarılar sanki bu zamana kadar çok başarılı olmuşuz
Her katıldığımız şampiyonalarad final ve derece yapmışızda
Şimdi son şampiyonda niye böyle oldu diye yargılayıyoruz
O sporcular başarız olduğu zaman mı hatıtlanıyor yada gazete sayfalarında çıkıyor,bu kadar içe kapanıklık
Acaba şampiyonaya katılan sporcular ile hazırlık döneminde
Bizler ve basın kapsamlı bilgilendirileseydik nasıl olurdu
Kim biliyor elvan niye sakatlandı,halil niye sakatlandı
Dikkat ediyorum bu tip sakatlıklarda hep bizi buluyor niye acaba
Niye diğer sporcu ve ülkelerde olmuyor ve her şampiyona öncesi
sahi biz artık kendimizi kandırmıyormuyuz
Bilinçli ve sistemli çalışma niye yapamıyoruz
Bu şampiyona da 2 atletimiz daha öne çıktı
Nevin ve Fatih şimdi bu 2 atleti doğru yönetip
Doğru idman ve hocalar ile buluşturup hiç olmasa kalıcı başarılar alalım
Sporun anasından babasında Futbol olduğu bir yerde
Atletizm ve ondan bahsetmeek tamamen hayel olur
Şayet bahsedilliyorsa biri biz kandırıyor demek
Ama artık kaç kişi kanıyor??????????
Bu sorgulanmalı sporcularımız niye herkesten gizli çalışıyoralar
Herkesten kaçırılıyor kötü birşey mi yapıyorlar(yoo)
Eee o zaman
Peki 2012 Londra olimpiyatları var biz bu geçen 1 yılda ne yaptık
Yada bundan sonra 3 yılda ne yapacağız
gene 6 ay kala mı hazırlıklara başlayacağız
Sonra aynı kelimeler ile gene başarıszız olduk ve bunun çalışmasını yapacağız cümleleri
Toplum olarak çok çabuk hayallere kapılıyor çok çabuk hayal kırıklıkları yaşıyoruz.Bundaki en büyük suç yine bize ait.Plan,program,disiplin yok bizde..Kimse kendi fikrinden ötesini düşünmüyor; tartışamıyor hatta kısır tartışmaların içine bile giremiyoruz bazen.Dediğim dedik,çaldığım düdük ana felsefemiz..
Avrupalı,Amerikalı sporu spor olarak profosyonelce yapıyor.Afrikalı ekmek parası için tıpkı eski doğu bloku ülkelerinde olduğu gibi.Biz ise bir diğerimize üstünlüğümüzü göstermek,onunla alay etmek,deşarj olmak (malum nasıl olduğumuz…)için.Aslında 70 milyon üzeri vatandaşımız arasında yetenek sahibi sporcumuz yokmu? VAR tabi..Başlarda çacuk yaşlarda gelişimleri iyi değilmi? İYİ..Ya sonra iş ciddiye binipte yaş gruplarından çıkınca su koyuveriyoruz.Neden? Çünkü buraya kadar yetenek önemli şahsi beceri burdan sonra çalışmak..İşte bizde bu yok.
Çiçek dikeriz;başta fidanken çok güzel görünür zira o bize o şekilde hazır gelmiştir.Sonra sulamayız yada çok su veririz ortası olması gereken yoktur bizde ya fazlası ya hiç…Sporcularda aynı işte…Ya çok antreman yaptırırız,yada başının çaresine bak deriz hiç birşey yapmayız..
Atletizm tüm sporların anasıdır derler.Bizde ise birşey yapamıyorsan koş bari denir.Bu zamana kadar hiçbir olimpik yada uluslararsı başarı kazanamadığımız bu spor dalında son yıllarda klüp bazında başlatılan çalışmalar sonucunda devşirme sporcular sayesinde artık gazete sütunlarında yer alan,adından bahsedilen ülkeler arasına girmeye başladık.Peki ya bunu korumayı becerebilecekmiyiz? Bence gene hayır.Çünkü atletizm federasyonu birkaç benzer federasyon gibi çok kötü yönetilmekte maalesef.Elvan ile başlayan Melis ile bugünlere gelen süreçte ne yerlisi ne yabacı olan yerlilerimize yeterli destek sağlanmamıştır.Oysa atletizmin köklü ülkelerinde bile bu devşirme atletler ülke sporlarını belli bir yere getirmişlerdir.Ama bizde amaç yukarı çıkmak hedef büyültmek değil;yukardakini aşağı çekmek başarıları baltalamak önem kazanmıştır.Kazanamıyorsan kazandırma mantığı…Sen yapmadıysan yapamadıysan başkasıda yapmasın.
Siz başka hiç bir ülkede gördünüzmü Federasyon başkanı ile ülkenin yetiştirdiği en büyük atletlerden birisinin basın önünde kavga ettiği başka bir örnek? Gördünüzmü sporcular kendi imkanları ile yarışmalara hazırlansınlar? Duydunuzmu sporcu devlet sporcusu antrenörü bağımsız biri?Siz kimi kime emanet ediyorsunuz? Bu durumda gayet normal değilmi nerde,nasıl,kimle çalıştığını bilmeyen bir federasyonun sporcusunun durumundan haberdar olsun? Sakatmı?En iyi derecesi ne?Ne koştu?Ne atladı?Bu bizim devşirme yada Halis bizim olan sporcumuz ile kim ilgilenecek?Nasıl antre edilecek?Yanına rekabetçi hangi sporcu kazandırılacak nereden bileceksiniz?
Federasyon başkanı,yetkilisi olmak kafilelere başkanlık yapıp ülke ülke dolaşmakla olmuyor.Esi şan şöhretlede.Var olan konumunuzu dünya standartlarına ulaştırmak için profosyonel bir ekip ile çalışmak,çalışmak ve yine çalışmakla ve kişisel kaprisleri unutup açık olmakla mümkündür.
70 milyonluk nüfusa sahip bir ülkede neden sporcu yetişmiyor da devşirme sistemine başvuruluyor sorusu artık kabak tadı vermeye başladı.!
insan yaşamında biraz gerilere gidelim, ilkokul dönemlerine kadar… (daha da önceye gitmek lazım ya neyse bu kdarla yetinelim) ilköğretimde spor adına okutulan dersin adı sadece bir espriden öte bir şey değil artık, nedense kimse bunun farkında değil.! (neydi o espri; “mahmut, sizin beden’e kim giriyo lan, ahaahaha”) dersin adı; beden eğitimi, içeriği; okulun çevresinde 3-5 tur koştur çocukları, sonra koy ver gitsin, isteyen futbol, isteyen basketbol oynasın. yani işin sadece fiziksel yönü üzerine (o da ne kadar olacaksa dengeli düzenli bir program olmadan). oysaki fiziksel ve zihinsel yapı birbirinden ayrılmaz bir bütündür. işin sadece bir yönüyle uğraşmak, sadece yetiştirilen bünyenin önüne top verip deli dana gibi koşturmak sadece vücudun birtakım hormonlar salgılamasına ve kasların kısmen gelişimine neden olur. oysa bedensel aktivitenin yanında mental bilgiler, spor’un anlamı, gerekliliği gibi kavramları anlatmak, aşılamak o kişinin spor kavramını benimsemesine ve özümsemesine olanak sağlar. belki de içindeki potansiyel sporcu kişiliğinin farkına varmasına sebep olur. çünkü belirli bir zeka düzeyindeki insanların hemen hemen tümü belirli bir eğitimden sonra çeşitli meslekleri edinirler ancak belirli bir zeka düzeyindeki insanların birçoğu belirli bir eğitimden sonra sanatçı-sporcu olamazlar. bunun için küçük yaştan itibaren (sporcular için) bedensel gelişimin yanında taşıdığı potansiyel ortaya çıkarılıp bu yönde gelişim göstermesi lazım ki sıradanlıktan sıyrılıp o özel (hani hep söylenir ya) allah vergisi yeteneği ortaya çıksın. bunun için de “yav 70 milyon insanız bilmem ne kadar sporcu çıkaramıyoruz arkadaş” geyiklerini sürdürmek yerine gerçek bir eğitim reformu yapmanın vakti çoktan geldi (geçti bile ya, neyse). 50 yılda bir çıkan hamza yerlikaya’lar ile övünmek, gündem meşgul etmek yerine işin kökenine inip sporcu eğitimi konusunda somut bir şeyler yapmak gerekmektedir. kimse galatasaray ın uefa kupasını kazanmasının türk sporunun geldiği nokta zırvalıklarına bulaşmasın, zira galatasaray ın uefa kupasını kazanması türk sporunun (futbolunun) değil galatasaray ın nevi şahsına münhasır başarısıdır. (dünya kupası üçüncülüğü de o jenerasyonun etkisidir) tüm dünyada, sporda kalıcı-tekerrür eden başarıları olan ülkelerin birer ekol olduklarını göz ardı etmemek lazım. brezilya nın futboldaki karakteristik oyun tarzını cümle alem bilmekte, keza italya nın – ingiltere nin ya da basketbolda yugoslav ekolü denilen kavram kendiliğinden ortaya çıkmış bir kalıp değildir. spor kültürü nün o ülkelere verdiği bir kazanımdır. bizde ise 2008 avrupa futbol şampiyonsında oynanan futbolu izah etmek için spor kamuoyu birbirine girdi de halen daha bir (tarz için) isim bulamadılar. bu biraz şuna benzer; ne kadar ingilizce biliyorsun sorusuna, eh işte kendimi ifade edecek kadar cevabıdır benim gözümde; yani aslında hiçbir bok bilmiyorsuna tekabül eder bu. bu işin sporu yapan kişiler yani sporcular boyutu; bir de izleyici boyutu vardır ki bu bizim için daha da vahim olan bir durumdur. bunun en güzel örneklerinden biri 2009 berlin dünya atletizm şampiyonasında yaşanmıştır. 9 gün süren şampiyonayı ortalama 500 bin in üzerinde sporsever takip etmiştir. ülkemizde bu kadar büyük bir organizasyon düzenlenmemiş olsa bile daha küçük çapta tenis, basketbol, voleybol organizasyonları görülmektedir, boş salonlara, stadlara oynanan oyunlar.
2009 berlin dünya atletizm şampiyonasında bayanlar yüksek atlama finalinde hırvat atlet blanka vlasiç ile alman atlet ariane friedrich arasında mükemmel bir müsabaka yaşanmıştır. hırvat atlet in yarış sırası geldiğinde seyircilerden (büyük bir çoğunluğu alman seyirciler) alkış yaparak tempo tutmalarını istemişti motivasyonunu arttırabilmek için, rakibi alman bir sporcuydu, tribünlerde birçoğu alman olan vatandaşlarından yani; ama gelişmişlik ve spor kültüründen nasibini almanın verdiği olağanüstü bir güzellikle tüm stadyum alkışlarıyla hırvat sporcuya destek vermiştir. kendi sporcuları olan alman ariane friedrich ise tam tersi mutlak bir sessizlik istemiş ve seyirci stadyumda ölüm sessizliği yaşatmıştır. işin can alıcı diğer yönü ise hırvat sporcunun birinciliği kesinleşip dünya rekoru için atlayış gerçekleştireceği esnada az önce rakibi olan alman sporcu da seyircilerle birlikte alkış-tempo tutarak rakibinin rekor kırma hedefine ulaşmasına destek olmuştur. blanka vlasiç rekoru kıramasa da bu yaşananlardan sonra “spor kavramı asıl hedefine zaten ulaşmış” oldu.
suni günden yaratmakla, “elin jamaikalısı ne koşuyor arkadaş bea” başlıkları atmakla devam ettiği müddetçe elveda feza elveda mars…
- Bu Zihniyetlemi Olimpiyatlara Talip Olacağız -
Son yıllarda Türk atletizminde devşirme sporcularımız haricinde bir başarı elde edemiyoruz. Osakadaki dünya atletizm turnuvasında sadece bir gümüş madalya almıştık. Onuda ülkemize etiyopyalı milli sporcumuz Elvan Abeylegesse kazandırmıştı.
Berlin atletizm olimpiyatlarında da değişen bir şey olmadı. Bu yarışmada da güney afrikalı milli sporcumuz Karin Melis Mey bronz madalya aldı.
Ülus olarak kendi evlatlarımızdan neden faydalanamıyoruz anlam veremiyorum. Koskoca 75 milyonluk bir ülkeden sadece 9 yarışmacıyla turnuvaya katılmak utanç verci bir durum.
5 milyon nüfuslu Finlandiya 20 sporcuyla, 8 milyonluk Bulgaristan 13 sporcuyla, gene 8 milyon nüfuslu İsviçre 11 sporcuyla, 11 milyonluk Yunanistan 21 sporcuyla, 10 milyonluk Portekiz 30 sporcuyla. 10 milyon nüfuslu Belçika 17 sporcuyla turnuvaya katılmış. Hem bizden kat kat az sayıda nüfusa sahipler, hemde bizden misli sayıda sporcularla organizasyona iştirak etmişler. Nüfusları bize yakın ve bizden daha fazla olan ülkelerin 50+ sayıda yarışmacıyla Berlinde yer aldıklarını saymıyorum bile.
Turnuvadaki Ülkemiz adına yaşanan bir başka skandal ise uzman bir akedemisyen ve doktorumuzun bulunmamasıydı.
Elvan’ın sakatlık anından sonra etrafta doktor aranması içler acısı bir durumdu.
Biz ülke olarak hangi spor dalında profesyonel olduk ki ?
Olimpiyat stadının dağ başına yapılmaması gerektiğini, seyircinin oraya gitmeyeceğini akıl eden bir kişi bile yokmuydu bu ülkede ?
Futbol federasyonuna, basketbol federasyonundan bir görevlinin atama yapıldığı bir Ulusun evlatlarıyız !
Atletizmde tek altın madalya umudu taşıyan sporcusuna 2 aylık kampı esirgeyen bir zihniyetle nereye varılırki ?
Süreyya Ayhan, Eşref Apak gibi başarılı sporcuları kendi başına bırakmak hangi vizyonun eseridir ?
Ülkemizde spor branşlarındaki yetkisel görevlerde bulunanlara bir bakın; çoğu siyasi partilerin adamı. Spordan yakından uzaktan ilgisi olmayanlar o koltuklara oturtulmuş.
İşte en son Elvan örneği; bu sporcunun bünyesinin çok kırılgan, fizik yapısının sakatlanmya çok müsait olduğunu ve ona özel program ve kamp olanakları verilmesinin gerektiğini bilen bir spor adamı yokmuydu ?
Elvan 2 aylık kamp istemiş ama bu isteği reddedilmiş. Böylesine büyük şampiyonalara hazırlanmak yoğun psikolojik adaptasyon ister. Sen Elvan’ın psikolojisini boz, sonrada başarı bekle…
Ve üstelik profesyonelliğin zerresine muhtaç durumdayken, sen kalk olimpiyatlara talip ol !
Senin elinde turnuvaya götüreceğin sporcu yok. Senin elinde patlayan bir olimpiyat stadı var. Ve yenileri buna eklenecek. Daha sonrası o arenalar boşluğa, sessizliğe terkedilecek.
O devasa yapıların içini nasıl dolduracaksın ? Kaliteli sporcu adedin yok denecek kadar az ! Zaten futboldan başka bir spor benimseyemeyen çoğunluğa , alternatif branşları nasıl sevdireceksin. Tribünlere nasıl kendi halkını çekeceksin ?
Ben hiç umutlu değilim malesef.
Bu zihniyetle mi olimpiyatlara talip olacağız ?
Atletizm gibi sporun can damarını teşkil eden bir sporda 72 milyon nüfüsa sahip bir ülkeden başarılı sporcuların çıkmaması bir Türk vatandaşı olarak beni çok üzüyor. Bazı branşlarda belli coğrafi bölgelerdeki ülkelerden yetişmiş sporcular başı çekiyor, bunu da bir yere kadar anlamak mümkün ama atletizm kadar onlarca kola sahip olan bir dalda hiç bir branşa Türkiye Cumhuriyetinde yetişmiş ya da yetişme kapasitesine sahip bir çok gençten hiçbirisinin genetik yapısı uymuyor mu?
Ben bu konuyu kendi mesleğim açısından değerlendirmek istiyorum. Ben bir öğretmenim ve şunu üzülerek söylüyorum, eğitim sistemimizde spora çok az yer verilirken özellikle atletizm branşları hiç yerine konuluyor. Zaten bunları yapabilmek için gerekli alt yapıda çok ama çok yetersiz. Şartlar bu kadar yetersizken, bu konunun bir an evvel hükümet politikasına alınıp en kökten en tepeye kadar yeniden yapılanmaya gidilmesini bir mecburiyet olarak görüyorum.
Diğer taraftanda başarılı atletler yetiştirebilecek yetiştiricilerimizin olduğunu zannetmiyorum. Bu konunun da ayrıca çözüme ihtiyacı var.
Gelişmekte olan ülkemiz her alanda dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmek istiyorsa spor alanında da gerekli yatırımlar yapılmalıdır.
Bu ülkenin gençlerine yeterli eğitim ve şanş verilirse başaracakları kesindir.
Altyapılara bile torpille sporcunun alındığı bir ülkede iyi ve başarıya gidebilecek insanları bulmak ve bunları yetiştirmek imkansız denebilecek kadar güç…Dünya da başarılı olmuş tüm ülkelerde insanlar daha ilkokul sıralarında yetenekleri tespit edilerek o doğrultuda yetiştirilirken bizde beden eğitimi dersi yalnızca ders yoğunluğundan kurtulmak amaçlı bir aktivite olarak görülüyor…lise ikide branş seçmelerini bekliyoruz çcuklardan daha doğrusu velilerden çünkü çocuklara ve gençlere birey olma güdüsünü kazandırmaktansa onları kukla gibi ordan oraya sürüklüyoruz…Şanslı olupta yetenekleriyle bir yerlere gelen gençleri de aynı kafayla kukla muamelesi yapıp onların bir noktadan sonra ilerlemelerini engelliyoruz…Süreyye ayhan da veya onun gibi bir çok sporcuda benzer problemler vardı.Doğru ve yanlışın ayrımını yapamayan bir şampiyon yetiştirdik..Kendi başına karar veremeyen ve başarının kriterini benimsememiş bir şampiyon ve filmin sonunu herkes zaten biliyordur.
Atletizm başta olmak üzere tüm sporların gelişimi doğru ve yerinde bir eğitimle mümkün olacaktır.süreyye ayhan ı daha ilkokulda bulmalıyızki ayhan kop gibilerin kurbanları olmasın.Halil ve diğer sporcuları orta yaşa gelmeden keşfetmeli ve onları sporcu ruhuyla törpülemeliyiz..Belki bizim gelecekteki usain bolt umuz şimdi Urfa nın Karacadağ eteklerinde koyun otlatıyordur,kim bilir…Velhasıl temel problem gençleri yetenekleri baz alınmadan eğitmeye çalışmakta.Ve tabiki dost ahbap ilişkilerini yalnızca sosyal aktivitelerde sınırlamamakta…
Atletizm çok önemli bir spor branşıdır. Artık milletler kendilerini bu alanlarlldaki başarılarıyla duyurmaya çalışıyorlar. Ve bunun için de ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Nitekim de başarılı oluyorlar. Zaten çalışan insan er ya da geç emeğinini karşılığını alıyorlar. Am niyesi benim anlamadığım şekilde bizim yöneticiler bu konulara hiç alakadar olmuyorlar. Gören de biz atletizm branşında çok başarılıyız gerek yok zanneder. Ama son yıllarda(2008 PEKİN Olimpiyatları ve 2009 Berlin Dünya Atletizm Şampiyonası)görünen o ki bu branşta çok başarısızız. Zaten başarı illa madalya almak değildir. Önemli olan finalde mücadele etmektir. Biz de madalya alındı mı bütün sorunlar örtpas ediliyor. Bu yüzden de gerekli uzun soluklu başarılar gelmiyor. Bunlara artık bizim daha çok önem vermemiz gerekiyor. Bir an önce el atmaları gerekiyor. Herşey madalya demek değildir. Zaten siz finallerde sürekli mücadele ederseniz er ya da geç madalyayı elırsınız. Bizimkiler madalyaya çok takılıp kalıyorlar. Ama tabii ki herşeyden önce altyapı. Çekirdekten elemanlar yetiştirmek lazım. Sadece günü kurtarmak gibi bir derdimiz olmamalı. Bu tarz ucuz dertlerden kurtulup artık geleceğe yatırım yapmamalıyız. Bu konuda büyük ülkeleri baz almamalıyız. Örneğin; bir ABD’yi, Rusya^yı,Çin’i Almanya’yı baz almamalıyız. Onlar zaten kopmuş gidiyorlar. Onları baz alırsak hata yapmış oluruz. Biz zaten onlar gibi olamayız. Biz,bze daha uygun ülkeleri seçmeliyiz. En azından bizim mücadele edebileceğimiz bir ülke olmalı. Biz ABD ile Rusya ile bellli alanlarda mücadele edebiliriz. Ama mesela bir Polonya ile her alnada mücadele edebilir. Eğer bu tarz ülkeleri seçersek rakip olarak bizim avantajımıza olur. Herşeyden önce altyapı şart.