Ana Sayfa > Kaan Kural > Kaan Kural: Tanjevic gönderilmeli

Kaan Kural: Tanjevic gönderilmeli

“Fenerbahçe Ülker Antrenörü  Tanjevic, Türk basketboluna çok büyük zarar veriyor.  Çok önceden gönderilmeliydi. Beş yıldır aynı şeyleri söylüyoruz ama genelde, gerek federasyon gerek de Fenerbahçe kanadı buna katılmamayı geçtim artık; şiddetle karşı çıkarak bu görüşleri afaroz ediyor.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz

Kaan Kural

  1. Vural Özdemir
    01:48 içinde 22 Ocak 2010 | #1

    Merhabalar, öncelikle iyi bir basketbolsever ve basketbol izleyicisi olarak görüşlerimi aktarmak istiyorum. Birkaç aya kadar arkadaşlarım ile yapmış olduğum spor muhabbetlerinde Bogdan Tanjevic’in her oyuncuya süre vermesini ve geçmişte 3 oyuncunun haricinde çift hanelere ulaşılmayan dönemden sahaya giren tüm oyuncuların 7 ve 8 sayı üzerinde attığı bir düzene geçilmesini savunurdum. Ta ki Fenerbahçe için çok önemli olan Zalgiris Kaunas maçı için tribündeki yerimi alıp güzel bir galibiyet kutlamasıyla TOP 16′ya kalacağımızı düşünüp büyük bir hüsran yaşayana kadar. Basketbolün içinden gelen bir izleyici olarak maçın başından sonuna kadar yapılan hataları buraya yazmaya kalksam yazının sonunu beklemeden sıkılabilirsiniz. O yüzden en çarpıcı yanlışlardan başlamak istiyorum. Leni Ukic transferi akıllıca ama geç yapılmış bir transfer. Bu takımın oyun kurucu sıkıntısı yaşadığını annem bile anladı varın gerisini siz düşünün. Takımla daha birkaç gün antrenman yapmış bir oyuncuya sezonun kader maçını kazanma rolü veriyorsunuz. Herkes şöyle düşünebilir, ne var ki Fenerbahçe adına sahanın en skorer oyuncusu Ukic idi. Ancak bir oyuncunun skorer olması takımına maç kazandırmaya yetmiyor. Bunun en güzel örneği, yıllardır Türkiye Basketbol Ligi’nde sayı krallarının orta ve alt sıralardaki takımlardan çıkmasıdır. Öyle değil mi, adam 25 sayı ortalaması tutturmuş ama koca sezon takımı sadece 8 maç kazanabilmiş. Kısacası bu kadar önemli bir maçta oyun kurucu olarak sarılmanız gereken son oyuncudur Leni Ukic. Nitekim uzun oyuncularımız Semih ve Oğuz’un post-up yaparak istedikleri pozisyonda top alamadıkları koca bir 40 dakika izledim içim yanarak. İkinci ve en vahim hata ise son periyotta yapıldı. Son periyota 17 sayı geriden başlayan Fenerbahçe’de sahaya savaşan bir beş sürmek ne kadar doğru ise bu 5 oyuncuyu gerektiği zamanlarda değiştirmemek de çok büyük hatadır. Nitekim savaşan son periyodun ilk 5 oyuncusu 5 dakika geçildiğinde vazifesini yerine getirmiş ve farkı 7 sayıya kadar düşürdü. Bu artık bu 5′in görevini başarı ile tamamladığını ve artık son darbeyi vurmak için o günün sıcak ellerine topu emanet etmek gerekir. Ama maalesef Bogdan Tanjevic 3 periyotta yüzde yüz üçlük isabetiyle 16 sayı atan Gricek’i yanında unuttu. Nitekim fark 7 olduktan sonra Ukic’in bireysel çabası haricinde basket bulma şansımız olamadı. Sadece Gricek de değil son periyodun başından itibaren pota altını karartan Semih’in son 4 dakika sahada yürüyecek hali yoktu. Bizler bunu tribünden rahatlıkla görebiliyorduk. Yorulan Semih de birbiri ardına 3 top kaybı yaptı. Gricek’i unutan Bogdan Tanjevic maalesef Oğuz’u da yanında unuttu. Dikkatimi çeken bir diğer konu da Greer maç öncesi ısınma hareketlerinde yer aldı ve kendisini zorlayan bir sıkıntısı olmadığı yüzünden belli oluyordu. Ancak Greer maça hiç dahil edilmedi Bogdan Tanjevic tarafından. Zalgiris maçında hiç oynamayan Greer 4 gün sonraki Bornova Belediyesi maçında ise forma giydi. Bunu da sizlerin takdirine bırakıyorum. Bu arada Zalgiris maçı sonrası tribünlerden yükselen “Tanjevic istifa” tezahürata ben de katıldım. “Lütfen yeter Tanjevic” demek boşa sarf edilecek sözler. Burada yeter artık narasını Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’a ulaştırmak lazım.

  2. Mehmetcan Tufan
    01:51 içinde 22 Ocak 2010 | #2

    Basketbol antrenörlüğünde oyuncu tercihinde iki aşama olduğuna inanıyorum. Biri sezon başında takımdaki oyuncuların rollerini belirleyip belirli bir rotasyon yarattıktan sonra takımın bu düzen içinde sahada istediklerinizi yapmasını sağlamaya çalışmaktır. Burada her oyuncunun maç boyunca alacağı süre, hangi oyuncunun ilk 5 oynayacağı, hangi oyuncunun takımın skor yükünü çekeceği ve bunun gibi kıstaslar aşağı yukarı bellidir.
    Diğeri ise oyuncuların maçtaki performansına göre, rakibin iyi yanına önlem almak veya kötü yanını değerlendirmek için sahadaki taktiksel anlık kararlarla yapılan oyuncu değişiklikleridir. Takıma katkı sağlayan oyunda kalır felsefesi diyebiliriz buna da.
    Kimi koçlar bu iki aşamayı dengeli kullanır, bazıları rotasyona bağlı kalmayı sever ki NBA’de daha çok görüyoruz bunu, bazı antrenörlerde performansa daha çok önem verir.
    Sorun şu ki Tanjevic bunlardan hangisini yapıyor belli değil. Tanjevic için bir rotasyonu var diyemeyiz herhalde. Bir maçtaki ilk 5′i diğer maçtakine tutmayan, onu bırakın bir önceki maçta hiç süre vermediği oyuncuyla bir sonraki maçta maç sonunu oynayabilen bir koç Sn. Bogdan Tanjevic. Oyuncunun verdiği performansa önem veriyor hiç diyemeyiz herhalde. En son örnek olarak Zalgiris maçında üst üste 3 üç sayılık isabet bulan Gricek’i hemen oyundan alıp son periyot da hiç kullanmamış olmasını gösterebiliriz.
    Tanjevic takımındaki bütün oyuncuları birer makine olarak görüyor diye düşünüyorum. Takımındaki oyuncularının karakterleri, yetenekleri, zaafları pek ilgilendirmiyor Tanjevic’i. Her oyuncunun çıkıp aynısını vermesini, bir makine gibi aynı şeyleri yapmalarını bekliyor. 2006′daki başarının bir nedeni de Tanjevic’in bu yapısıydı aslında. Birbirine yakın seviyede 12 oyuncuyla iyi mücadele eden milli takım başarılı olmuştu. Sorun üst seviyede 2 3 oyuncunuz olduğu zaman ortaya çıkıyor. Tanjevic kesinlikle bu oyunculardan katkı alamıyor. Milli takımda Hidayet ve Mehmet’ten alamadığı verimi FBU’de Solomon’dan alamadı Gricek’ten alamıyor muhtemelen Ukic’ten de alamayacak.
    Bu nedenlerden ötürü aslında Tanjevic’in FBU’den kesinlikle en kötü sezon sonu ayrılması gerektiğine inanıyorum. FBU genç, yetenekli oyuncularının yanına 2 3 tane üst seviyede oyuncuyla Euroleague’de son 8′i belki iyi bir form seviyesiyle final four’u, Türkiye Liginde de şampiyonluğu hedefleyen bir takım. Tanjevic bu düzenle bu hedeflere uygun bir koç değil kısacası. Milli takım için ise eğer amaç 2010′dan sonra Hidayet ve Mehmet’i dışarıda bırakıp genç oyuncularla yeni gelen jenerasyonu birleştirip bir takım yaratıp yıldız oyuncular yaratmaksa Tanjevic’ten uygun bir isim daha yok. Ama Tanjevic ile hiçbir zaman şampiyonaların favorisi olamayacağımızı da unutmamak gerek…

  3. Anıl Baş
    03:55 içinde 22 Ocak 2010 | #3

    2001′de milli takımımız Avrupa 2.si olduğunda herkes altın bir jenarasyon yakaladığımız ve yaklaşık bir 10 sene Dünya basketboluna damga vuracağımız yönünde hemfikirdi.Bu sene içinde uluslararası şampiyonalarda madalya almamız ve olimpiyatlara katılacağımızdan kimsenin şüphesi yoktu.2004′te bu amaçlar uğruna takımın başına ‘Kurt’ hoca Bogdan Tanjevic getirildi.Tanjevic o zamana kadar İtalya, Fransa ve Yugoslavya liginde şampiyonluklar yaşamış hatta 1999 yılında İtalya milli takımıyla Avrupa Şampiyonu olmuştu.Buraya kadar herşey çok güzel.İyi bir takımımız ‘Kurt’ bir hocamız vardı başarısız olmamız için hiç bir neden yoktu.

    Ancak…

    Evdeki hesap çarşıya uymadı.Önce 2005 yılındakı Avrupa Şampiyonasındaki başarısızlık geldi.Herkesin düşüncesi birdi ama.Takımın ilk turnuvasıydı ve takımla hocanın birbirine alışması lazımdı.Fakat bazı çatlak sesler çıkmıyor değildi.Takım arasında huzursuzluklar başlamıştı, Tanjevic’in takım üstünde otorite kuramadığından bahsedilmeye başlanmıştı ve de işin garibi(!) bu söylentiler doğru çıktı.2006 Dünya Şampiyonasına yıldızlarımızdan yoksun gittik ve kimsenin beklemediği bir başarı yakalayarak 6. olduk.İşte Tanjevic şimdi kendini göstermişti herkese kim olduğunu ispatlamıştı.Bu yüzden mi bilenmez ama 2007′de Fenerbahçe Ülker’in başına olaylı bir biçimde getirildi.Yazının başında bahsettiğim pembe tablonun hemen hemen aynısı var.Genç ve iyi bir kadro, Ülker’in sponsorluğunda dev bir bütçe. ve ‘Kurt’ bir hoca.Bu seneye kadar başarılı bile sayılabilirdi Tanjevic.Avrupa’da bir sene Top16′ya bir sene de Top8′e kaldı.Şampiyonluk yaşadı ve en büyük rakibi Efes Pilsen’e de büyük bir üstünlük kurdu… ya da bu seneler boyunca Aydın Örs’ün mirasını yedi.Takımın her sene performansı biraz daha düştü ve bu sene pili bitti takımın.Takımda yine çatlak sesler, başıboşluk ve umursamazlık var.Fenerbahçe maçlarını izlerken takımdakı oyunculara dikkat edin.Sanki hiçbirşey umurlarında değil.Eğer bu da Tanjevic’in artık gitmesi gerektiğini göstermiyorsa hiçbirşey gösteremez.

    Milli takıma yeniden dönersek.2007 Avrupa Şampiyonasında bir hayal kırıklığı daha üstelik bu sefer takımın yetersizliği konusunda yakınamazdıkta.Bu sefer Tanjevic bizi 2010 yalanlarıyla uyutmaya başladı.2010 yılına harika bir takım gireceğimizi ve 2010 Dünya Şampiyonasında kesinlikle bir madalya kazanacağımızı söylüyordu.Hepimiz Tanjevic’in takımı 2010′a hazırladığını zannederek yine sineye çektik.Ancak gördük ki oyuncu seçimleri her sene değişiyor, her sene değişiyor.2008′de oynamamız bile ayıp olan 6 tane maç oynadık ve burdaki başarı gereğinden çok abartıldı.2009 yılına gelirsek aslında milli takımımızın 2001′den beri macerasını anlatıyor.Turnuvaya harika başladık ama sonuç yine hüsrandı.Peki 2010′dan kim umutlu?Yalnızca bir kişi:’Kurt’ Bogdan Tanjevic.

    Fakat bu sene tam bir hüsrandı bizim ‘Kurt’ için.Takım sonradan toparlanmasına rağmen sezona çok kötü girdi.Taraftarım sevgilisi ve takımın sembol ismi Willie Solomon gönderildi.Tüm bu başarısızlıkların en büyüğü en açıklanamazı ise 20.000.000 euroluk Fenerbahçe Ülker takımı Euroleague’de grubunda sonuncu olarak elendi ve takım basketbol adına ortaya hiçbirşey koyamadı.

    Kısacası 2004′te milli takımın başına Tanjevic’in getirilmesi Türk Basketboluna vurulmuş en büyük darbedir.Ne yazık ki altın jenerasyonumuz artık yaşlandı ve artık bir başarı için son kurşunlarını atacaklar.Umarım o jenerasyonu kaybetmeden Tanjevic’i kaybederiz…

  4. 05:10 içinde 22 Ocak 2010 | #4

    Basketbolun Türkiye’de çok popüler olması; sokaktaki adamın, ilgili ilgisiz herkesin basketbolla ilgilenmesi ve basketbol maçlarını seyretmeye başlamasını sağlayan şeyin altın jenerasyonumuzdaki oyuncular ve o oyuncularla kazanılmış başarılar olduğunu düşünüyorum. Şuna inanıyorum ki, eğer bir insan bir sporcuyu severse onun yaptığı sporu da sevmeye takip etmeye başlar. O sporcunun sevgisi öyle bir hal alır ki onun için maçlara gidilir, posterleri odaya asılır takip eden gençler için o sporcu bir idol bir rol-model olur. Ben işin bu kısmına değinmek istiyorum.

    12 Dev Adam herkes için efsane olmuştu ama o efsanenin çıkış yıllarında o jenerasyon basketbolcularından feyzalan ve onlar gibi olmak için basketbola başlayan çocukların nasıl da idollerini kahramanlarını izleyememiş olmalarına dikkat çekmek istiyorum.
    Bir antrenör ki Hüseyin Beşok’u takip eden onun milli takımdaki kariyerini izleyip onun gibi olmak isteyen bir çocuğun hayalindeki kahramanını yok etti. Bir antrenör ki All-Star seçilmiş NBA’de şampiyonluk yaşamış Mehmet Okur’u milli formayla izleyebilme şansımızı elimizden aldı. Bir antrenör ki İspanya’da oranın en büyük kulübünde oynayıp şampiyon olduğu sezondan sonra aynı ülkedeki şampiyonaya Kerem Tunçeri’siz gitti.

    Bir antrenör ki Türkiye’de basketbola popülarite olarak en çok katkıyı yapmış sokaktaki adamın basketbolu duymasını sağlamış karakteriyle, örnek kişiliğiyle, kaptanlığı ve tabi ki başarılarıyla bu sporda ülkemizdeki gelmiş geçmiş en büyük 10 numara olan başka ülkenin sporcusu olsaydı heykeli dikilecek olan İbrahim Kutluay’ın en sevdiği takımdan uzaklaşmasını sağlamış O’nun ”2010′da ülkemizde yapılacak Dünya Basketbol Şampiyonasıyla basketbolu bırakmak istiyorum” isteğini görmezden gelmiştir. (Alex Ferguson’ın Ryan Giggs ve Paul Scholes’e karşı tutumunu burada örnek olarak belirtmek isterim. Konuyu bilenler ne demek istediğimi anlamıştır.) Aynı antrenör son şampiyona da Ermal Kurtoğlu gibi Kaya Peker gibi milli formayla izlemek istediğimiz oyuncuları takıma almayıp Barış Hersek’in milli formayı onlardan daha çok hakettiğini düşünebilmiştir. Gençler olmasın demiyorum ama Milli Takım genç sporcuların daha pişmeden Dünya ve Avrupa Şampiyonlarında kendini gösterecekleri yer değildir. İnsanlar o platformlarda ülkesindeki en iyi basketbolcuları izlemek isterler. Zaten böyle de olmalıdır, eğer ki ülke sporunun temsil edileceği en büyük organizasyonlar bunlar ise siz orada en iyi oyuncularınızla bulunup ülkenizi en iyi şekilde temsil etmek zorundasınızdır. Barış Hersek de çalışır o seviyeye gelir bir gün o da oynar, herkes o zaman da onu destekler. Ama bir antrenörün kafasına göre takım kurmaya hakkı yokur, heleki milli takım antrenörü ise. Bir antrenörün en çok da, Kerem Tunçeri gibi Mehmet Okur gibi İbrahim Kutluay gibi Mehmet Okur gibi, Kaya Peker gibi olmak isteyen çocukların, onları milli formayla izleyebilmesi hakkını elinden almaya hakkı yoktur. Bu antrenörün şuanki en çok umut bağladığımız yıldızımız Ersan’a da bunları yapmayacağının garantisi yok bana göre.
    Tanjevic’e kızgınlığımı anlatmaya yetmez ama yine de birkaç cümle yazabilmek için kaydolup parola aldım ve bu yazıyı yazdım. Tanjevic mümkünse artık Türk Basketbolundan uzak dursun. Genç basketbolcuların ay-yıldızlı formayla kahramanlarını izleyebilme hakları ellerinden alınmasın. İbrahim Kutluay gibi milli birer değer olan adamlara sıradan bir maç öncesi alay eder gibi yaptıkların için sana teşekkür ederiz deyip bir plaketle onlara haksızlık edilmesin. Türk sporu bir yere gelecekse bu önce Türk sporcusuna duyulacak saygı ve verilecek değerle olur. Çok değil, kendi sporcularımıza yurt dışında verildiği kadar değer verelim yeter…

  5. Asım Hızal
    11:23 içinde 22 Ocak 2010 | #5

    Bir gerçek var ki Tanjevic Fenerbahce’ye geldiginde buyuk sukse yapmıstı ama dusunulen ile gerceklesen arasında bu kadar fark olmasını kimse beklemiyordu. Aydın Ors oyle bir takım bırakmıstı ki bu takım bir kac takviyeyle Avrupada kesin kupa kaldırır izlenimi veriyordu. Elde ki oyuncuları iyi degerlendirmemesi, yanlıs transferler, mac icinde aslında fazla dakika vermeyi dusunmedigi oyuncuların parlaması sayı yukunu sırtlaması (Oguz, Omer gibi) ve dusunmedigi icin bu oyuncuları kenara alıp oyun icinde bir daha sans vermemesi Fenerbahce Ulkeri bu noktaya getirdi. Herkes o muthis hızlı, savunmacı, hucumcu, genc takımın daha neler yapacagını sabırsızlıkla beklerken artık kimsenin daha cok sinirlerinin bozulmaması icin maclara gitmememsi de FenerbahceUlker’e zarar verdigi kadar basketbola da zarar verdi. Tanjevic milli takımın basında olması her ne kadar ortada milli duygular olsa da Tanjevic’e bir yere kadar katlanılır mecburi basarısızlık gozumuzun onundeyken yoneticilerin bu kadar gormezden gelmesi hayret verici. Ne kadar takım zor gunler gecirse de taraftar mecbur mu gonulden baglı oldugu takımını bu kadar aciz yonetilmesini izlemeye. Yonetim icin sadece onemli olan futbol takımı onemliyse bunu acıkca belirtsinler kimse de basketbol takımından fazla bir beklentisi olmasın. Bu planlamalar nasıl yapılıyor? 3-5 milyon dolara kurulan takımlar tur atlarken 20 milyon dolarlık bu takımın bu denli aciz kalması kesinlikle once Tanjevic’in sonra ona tahammul eden yonetimin sucudur. Aydın Ors tekrar gelecegini sanmıyorum saglık durumu bunu kaldırabilir mi bilemem ama Oktay Mahmuti kesinlikle iyi bir aday.

  6. Hüsnü Kaylan
    14:35 içinde 26 Ocak 2010 | #6

    Tanjevic ile ilgili eleştiriler genelde 2 noktada yoğunlaşıyor;

    1- Yıldız oyuncuları sevmemesi, onlarla geçinememesi,onları oynatmaması,
    2- Çok fazla rotasyon yaparak sıcak elleri soğutması
    3- Oğuz Savaş, Ömer Aşık, Semih Erden, (bunlara Hakan Demirel’i de eklemek gerek) gibi gelecek vaadeden oyuncuları köreltmesi.

    Bu üç madde üzerinde bir değerlendirme yaparken bu önermelerin ters tarafına da bakmamız gerek sanıyorum. Bunu da yapmak için basketbolda yeni Euroleague tanımları ya da kriterleri gibi bir kavramdan söz etmeliyiz.

    Basketbol yakın zamana kadar yıldız şutörlerin, her pozisyonda adam geçen top cambazlarının, havalarda uçup içine vuran süpermenlerin sporuydu. Bunun da şahikasını NBA karması Dream Team’ler oluşturuyordu.Derken bir gün Dream Team yenildi. Arjantin, İspanya, İtalya, Yunanistan gibi takımlar yeni basketbol anlayışları ile Dream team’i hem de eze eze yenmeyi başardılar. Peki nedir bu yeni basketbol?

    Bazı sporlarda çok belirgindir. Örneğin yalınızca 10 saniye süren 100 m sprint yarışında sadece çıkış için aylarca çalışırsınız. Yarış anında var olan bütün enerjinizi, bütün kapasitenizi kullanırsınız. Kaç adım atacağınız bellidir. 110 m Engelli yarışında adımı atacağını nokta dahi bellidir. 15 cm geriye atılmış bir adım, bir anlık konsantrasyon kaybı yarışın kaybedilmesi anlamına gelir. İşte yeni basketbol da, buna benzer bir oyun disiplini, konsantrasyon ve oyunda olunan her saniyede maksimum çabayı gerektiriyor. Hücumda bir an bile durmadan yer değiştirerek pozisyon kovalama. Daha top kullanıldığı anda savunmaya geçiş, savunulan adamı anında bulma ve adete formasının içine girercesine yakın savunma.

    Bunun sonucunda basketbol da değişiyor.Eski basketbol’da ilk beş oyuncuları 30-35 dakika sahada kalırdı. Şimdi en kabadayısı 20-22 dakika. Çünkü yeni basketbolda sahada kalış süreleri çok kısaldı.

    Bazı oyuncular ve özellikle NBA oyuncuları bu tarz oyunu sevmiyor, ya savunmayı savsaklıyor, layıkıyla savunma yaparlarsa da hücumda düşüyorlar. Hele oyun süreleri da kısaldığında oyuna ve koça küsüyorlar.

    Tanjevic Türkiye’de yeni basketbol’u ilk kez 2006 Dünya Şampiyonası’nda oynatmayı başardı. Yıldızsız ve son derece kısıtlı kadrolu milli takım Litvanya, Slovenya, Avustralya, Brezilya gibi daha önce hiçir koçla yenemediğimiz takımları yenmeyi başardı. ABD’yi yenen Yunanistan’a son saniyede yenildik. O takımı hatırlarsak, Cenk Akyol, Serkan Erdoğan, Hakan Demirel bile vardı orada. Sonra 2009 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Tony Parker’lı Fransa’yı 2 kez açık farkla yenen mütevazi takım da bunu başarmıştı. Son Avrupa şampiyonasında da 6 maçın 5′ini kazanan, Şampiyon İspanya’yı yenen, Yunanlılara da yine son saniyede yenilen takım buna yakın bir basketbol oynuyordu. O son saniye üçlüğümüz girseydi büyük ihtimalle madalya alacaktık.

    Demek ki, Tanjevic’in en çok eleştirildiği 2 konu, aslında yeni basketbol oynatmak istemesi (aslında bu isteme ile ilgili değil, artık bu tarz oynamadan Dream Team bile başarılı olamıyor)ve ona göre oyuncu seçimi ve rotasyon yaptırması.

    3. konu ise en dramatik olanı. Kanımca Tanjevic’in körelttiği söylenen Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş gibi oyuncular, o olmasa birakın milli takımda oynamayı, kendi takımlarında bile figüran olurlardı. Mehmet Okur, Detroit’e gitmeden bir önceki yılında Mahmudi’nin Efes’inde yedekti, maç başına 13-14 dakika oynuyordu. 2006 yılında dünya 6.’sı olan Efes’li Cenk Akyol, 2009′da 7 lig final maçında toplam 2 dakika oynayabildi. Sinan Güler lig ve Euroleague maçlarında 6 dakika ortalama ile oynadı. Acı ama gerçek, Ergin Ataman ve Oktay Mahmudi’nin, genç oyuncular yetiştiren koçlar olduğunu söylemek zor.

    Peki bundan sonra ne olur. Bana göre 2010 Dünya Şampiyonası’nı mutlaka Tanjevic’le oynamalıyız. 3 yılda kurulan düzeni, şampiyonaya aylar kala yıkmak bozgunculuk olur. Aydın Örs dahil hiç koç ile daha önce Tanjevic’in yakaladığı başarıları yakalayamadığımız unutmayalım. Indianapolis’te soyunma odasında kavga edenleri, maça küs çıkanları,kariyerini milli formanın üstünde tutanları Türk koçlar seyrettiler, göz yumdular, Tanjevic göz yummadı…

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.