Ana Sayfa > Kaan Kural > Kaan Kural: Tanjevic gönderilmeli

Kaan Kural: Tanjevic gönderilmeli

“Fenerbahçe Ülker Antrenörü  Tanjevic, Türk basketboluna çok büyük zarar veriyor.  Çok önceden gönderilmeliydi. Beş yıldır aynı şeyleri söylüyoruz ama genelde, gerek federasyon gerek de Fenerbahçe kanadı buna katılmamayı geçtim artık; şiddetle karşı çıkarak bu görüşleri afaroz ediyor.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz

Kaan Kural

  1. Mesut Aksoy
    16:43 içinde 21 Ocak 2010 | #1

    Kariyeri kupa ve başarılarla dolu olan bir teknik adam olmasına sonsuz saygı duyuyorum, ancak geçmişte kazanılan başarıların gelecek günlerdeki başarıların garantisi olmadığın anlamamıza yardım ettiğini göz ardı edemeyiz!!!
    Fenerbahçe’ye geldiği günden beri Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş gibi Türk Basketbolunun geleceği diyebileceğimiz ve her takımın sahip olmayı hayal ettiği Fenerbahçe’nin pota altı gücünü oluşturan pırıl pırıl arkadaşların kişisel gelişimlerine hiç katkısı olmazken Solomon ve İbrahim Kutluay gibi her maça damgasını vurabilecek, Avrupa’da süperstar kategorisinde değerlendirilebilecek isimleri de küstürdü. Aydın Örs’ün mirasını ancak bu sürede eritebildi…
    Milli takım kariyerine baktığımızda ise İbrahim Kutluay’a ek olarak -bir dönem de olsa- Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur gibi NBA’de bizleri gurula temsil eden basketbolcularımızı da küstürdü. Tüm bunlara ek olarak 2010′da ülkemizde yapılacak olan Dünya Kupası konusunda 2006-Japonya sonrası ne kadar umutlu isem bugün o kadar umutsuzum.
    Kendisini gerek milli takımın başından gerekse Fenerbahçe’nin başından uzaklaştırmamayı nasıl sağlıyor bilemiyorum ama en azından bu konuda çok başarılı olduğunu söyleyebilirim.
    Teşekkürler…

  2. 16:49 içinde 21 Ocak 2010 | #2

    Fenerbahçe ile ilgili bir film çekilse başrollerde Tanjeviç’in yanına Daum’u seçerdim. İkisine sivri dişler takarak tam bir vampir filmi çekerdim.

    Kariyerlerinde gelebilecekleri en şanslı noktaya gelen ikili, önlerine nimet gibi serilmiş Fenerbahçe’yi maddi olarak emerken, manevi olarak verdikleri hasarın farkında değiller.

    Daum yıllar yılı tek bir oyuncuyu altyapıdan çıkaramazken, Tanjeviç eldekileri ya kaybediyor ya da kaçırıyor. Son örnek Efes Pilsen yolundaki Oğuz Savaş.. Altyapıdan yetişen Oğuz Savaş, Ömer Aşık ve Semih Erden’in Ülker kökenli olması da cabası. Yani Fenerbahçe bünyesinden yetiştirilmiş tek bir oyuncu yokken, gelen yeteneklerde elden çıkıyor.

    Euroleague’ten elenilen maçtan sonra basın toplantısında, gelecek planları&kararları sorulan Tanjeviç’in verdiği “sakatların iyileşmesini bekliyorum” cevabı, hadisenin şuursuzluğunu ortaya seriyor.

    Halen Türkiye’de bulunan Oktay Mahmudi’nin her yönden Tanjeviç’ten çok daha iyi olduğunu ve takımın başına getirilmesi için harekete geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

  3. Tolga Ermiş
    17:11 içinde 21 Ocak 2010 | #3

    Aydın Örs döneminin ardından, 2010′da Euroleague’de final four hedefleyen bir takımın başına getirilen Bogdan Tanjeviç döneminde Fenerbahçe Ülker’de ileriye doğru atılmış tek bir adımdan bile söz etmek mümkün değil.

    Avrupa basketbolunun en iyi uzun rotasyonlarından bir tanesine sahip olan bir takımın, rakiplerine karşı pota altı oyununda bu kadar eksik kalması herhalde bir basketbol mucizesi osa gerek.

    Tanjeviç’in sadece, başta Will Solomon olmak üzere, takımın yıldız oyuncuları ile yaşadığı sorun ve anlamsız rotasyon takıntısı herhalde takımın bu yıl Euroleagur dahilinde aldığı başarısız sonuçların en önemli nedenleri arasında gösterilebilir.

    Tüm bu olup bitenlere rağmen, Fenerbahçe yönetiminin Tanjeviç karşısında gösterdiği anlayışlı tutuma ise şaşmamak olası değil. Konu futbol takımı olduğunda ikinci olmayı bile başarısızlık addeden Aziz Yıldırım yönetimi, Tanjeviç’in yaşattığı Euroleague hezimetleri ve geçen sezon sonundaki Efes Pilsen fiyaskoları sonrasında sessizliğini korumakla kalmıyor, aynı zamanda teknik adama haketmediği bir desteği de sağlıyor.

    Bir yandam kurumsallaşma çabaları içine giren Fenerbahçe için, teknik adamın geleceğinin başarı dışında kriterlere bağlı olması sevindirici olsa da, başarısızlığın kanıksandığı ve hatta sürekli olarak geleceğe yönelik olumlu beklentilerle gözlerin boyandığı bir organizasyonun gelecekten beklentilerinin ne kadar gerçekçi olduğu da sorgulanabilir.

    Olan bitenin ardından son toz bulutu da kalktığında herhalde sorulacak ilk soru; Aydın Örs’ün günahının ne olduğu konusunda olacaktır.

  4. Melih Yelen
    17:15 içinde 21 Ocak 2010 | #4

    Merhabalar herkese. Türk basketbolu için çok önemli olan 2010 yılına girdiğimiz şu dönemde basketbolumuzun içinde bulunduğu durum gerçekten içler acısı. İçler acısı kelimesini özellikle kullanmak istiyorum, çünkü basketbol camiasında hiç bir şey doğru gitmiyor. Gçtiğimiz yıla damgasını vuran Cemal Nalga olayıyla federasyon güvenilirliğini tamamen kaybetmiştir bence. Başka ülkelerde bu tür sahtekarlıklara nasıl ceza verildiğine bakarsak ülkemizde verilen cezalarında -ki o cezalar bile zaten yetersizdi- düşürülmesi saçmalıktan başka bir şey değildir. Tanjevice gelecek olursak koç olarak o takımın başında olmasını tamamen Turgay Demirel’ e, dolayısıyla da Aziz Yıldırım’ a borçludur. Tanjevic koçluğunda çıktığımız hangi turnuvada başarılı olmuşuz ki şimdiye kadar. 2009 Avrupa şampiyonasındaki sekizincilik başarı değil mi diyenler Milli takımın kapasitesini ya bilmiyor ya da küçük görüyorlar demektir. Arada 2006 Dünya şampiyonasında göreceli bir başarı var. Onda da takım olma olgumuzun ön planda olduğunu düşünüyorum. Japonya’ da herkes olayın içindeydi ve en derin duygularla o işi yaşıyorlardı. Murat Kosova’ da dahil buna. İlginç olan başka bir konu ise Tanjevic’ in Fenerbahçe ile Euroleaguede de başarısız olmasına rağmen hiç bir eleştiriyle karşı karşıya kalmamasıdır. Yaptığı oyuncu tercihleri zaten tam bir skandal olan Tanjevic 2010 dünya basketbol şampiyonasında başarı isteniyorsa hemen gönderilmelidir. Fenerbahçe de kendi tuttuğu oyuncuları oynatmaya devam edebilir ama milli takımda keyfine göre karar vermemelidir, verememelidir. Yoksa Fenerbahçe karşısında hırsla oynayan, kazanmak için mücadele eden hiç kimse milli takıma giremez. (Kaya Peker’ in milli takıma alınmayışı) Mehmet Okur olayını saymıyorum bile. Kim bilir onda da bizim bilmediğimiz neler yaşanmıştır, Mehmet Okur’ a sromak lazım. Bu kadar olumsuzluğa rağmen federasyonun hiç bir şey yapmayışı da ayrıca tartışılması gereken bir konudur. Sonuç olarak başarı için istikrar mutlaka gereklidir, fakat başarısızlıktaki istikrardan da bir an evvel vazgeçilmelidir. Yeter Tanjevic yeter…

  5. Mert
    17:29 içinde 21 Ocak 2010 | #5

    Tanjevic, ilk olarak 2004′te milli takimin basina getirildiginde ve 2010 Dunya Sampiyonasi hedef alinarak 6 yillik bir program baslatildiginda cok sevinmistim. Hem kariyerli bir hocaydi, hem de alttan iyi geldigini bildigimiz 87 jenerasyonu sampiyonaya kadar pismis olacakti. Ki Memo’lu Hedo’lu 79 jenerasyonundan sonra gelen en iyi jenerasyon olarak lanse ediliyordu, Ibrahim Kutluay’in yerini almasi umulan Cenk beklenen patlamayi yapamasa da Ersan, Oguz Savas ve 86′li Semih Erden ve Omer Asik’i da eklersek beklenen oldu diyebiliriz. Bu baglamda federasyonun Tanjevic’in arkasinda durmasini anliyorum, hatta destekliyorum da diyebilirim. Cunku onumuzde 2006 Dunya Sampiyonasi ornegi de var. Her ne kadar tam olarak istedigimiz kadro ile gidemesek de, Tanjevic kendine gore bir takim kurmustu, ve oynattigi basketbolla o takim hepimizin sevgisini kazanip basarili olarak yurda donmustu. Ayni basariyi 2009 Eurobasket’te de yakaladik diyebiliriz. Her ne kadar sonucta gelen 8.lik bizi tatmin etmese de, ilk 5 macta oynanan basketbol ve sonuclar mukemmeldi. Ceyrek finalde uzatmalarda hakemlerin verdigi yanlis bir karar sonucu Spanoulis’in 3lugu gelmese belki o maci da alacaktik. O mactan sonra takimin havasi da bozuldu ve pespese 2 yenilgi daha geldi. En acisi ise finali oynayan takimlarin ikisini de 2. grupta yenmemizdi..

    Bir diger taraftan Tanjevic ile buyuk umutlarla gittigimiz ve husranla dondugumuz 2005 ve 2007 Eurobasket’ler var. Ayrica Fenerbahce Ulker’deki performansini da ne sportif sonuclar ne de oyuncu iliskileri olarak begenmek mumkun degil.

    Sonuc olarak, milli takimin basinda 2010 Dunya Sampiyonasi’na gidecek olmasini cok yanlis bulmuyorum. Sonucta onu gondersek ve yerine Oktay Mahmudi ya da baska bir hocayi getirsek, son 6 yillik hazirlik donemi bosa gitmis olacak. Tabii ki bu dunya sampiyonasi onumuze gelen altin bir firsat, belki de 50 sene daha boyle bir organizasyonu alamayacagiz, o yuzden iyi degerlendirmemiz lazim. Ancak ben Tanjevic’e ve seyirci destegini arkasina alacak takimimiza guveniyorum, en azindan bir yari final, sonuna kadar turnuvada kalmak ve en kotu madalya maci oynamak olacaktir. Ki sonunda 4.luk gelse bile bu benim icin basaridir. Daha asagisi ise kurtarmaz :)

    Fenerbahce Ulker cephesinden bakarsak, kesinlikle buyuk bir basarisizlik soz konusu, bu takimin Top 16′ya kalamamasi buyuk rezalet. Turkiye Ligi’nde isterlerse namaglup olsunlar, bu capta bir kadronun basari kriteri Euroleague’dir, ve bu basarisizlik ortadayken en buyuk sorumlu olarak Tanjevic gorevden alinmalidir. Daha eskiye gidersek Aydin Ors’un gonderilmesi ve Tanjevic’in getirilmesi bile bir hatadir zaten ve hatanin neresinden donulse kardir..

  6. Efe Ozenc
    18:57 içinde 21 Ocak 2010 | #6

    İlk olarak Milli Takımımız gözönüne alındığında, tarihimizdeki en kariyerli oyuncuların pek çoğunu milli formadan uzaklaştırdı veya soğuttu Tanjevic. İtalya Milli Takımı ile 1999 Avrupa Şampiyonluğunu kazandığında, o dönemin en büyük İtalyan basketçilerini de küstürmüştü milli formaya, ancak o dönem, Pesic gibi hocalarla aynı kategoriye konulan elit hocalardan birisiydi ve büyük başarılar kazanmıştı. Bana kalırsa Milli Takımımıza getirilmesi tamamen bizim markacılık ve isim yapmış olanları araştırmadan, düşünmeden getirtme huyumuzun eseridir. Sözüm ona 2010 için atılım yapma hesabı ile getirildi, ancak geldiği günden bu yana altyapıdan tek bir oyuncuyu bile yükseltemedi, hemen hep aynı kadroyla yola devam etmekte ve 2001 patentli yıldızlardan çoğunu kullanmamakta diretti. Bu dönemde, Mustafa Abi, Hüseyin Beşok, Kerem Tunçeri (son döneme kadar), Asım Pars, Hakan Köseoğlu, Tutku Açık, Muratcan Güler, Pastal kardeşler gibi değerli oyuncular milli forma şansı bulamadılar, belki de bu yüzden savunmada oldukça problemliydik her dönem. Öte yandan, NBA’de all-star seçilmeyi ve şampiyonluk yaşamayı birarada başarmış tek ismimizi, Mehmet Okur’u da kullanmayı beceremedi ve uzun rotasyonunda tek yönlülüğe ve kısırlılığa yol açtı, keza Litvanya’nın şu an en iyi uzunları Lavrinovic kardeşler de Mehmet gibi hem içeriden hem dışarıdan skor tehdidi bulunan ve savunmada da başarılı insanlar, dolayısıyla Mehmet’in akıbetine akıl erdirmek zor. İbrahim Kutluay ise zirvede bıraktı, ancak Serkan Erdoğan’ın sakat olduğu bu son avrupa şampiyonasında jubilesini yapabilirdi, Tanjevic onu kadroya almadı, İbrahim hala oyununu istikrarlı olarak oynuyor. Ermal, Fatih Solak gibi isimler önce Tanjevic’in gözdesiyken şimdilerde isimleri milli takımla anılmıyor, ki ikisi de önemli savunmacılar ve Ermal iyi bir iç skor tehdidi. Gençlerde ise, ne Doğuş Balbay, ne Cenk Akyol, ne Semih, ne Oğuz ne de Engin Atsür milli takıma kulüplerindeki kadar faydalı olabildi, ne de Semih ve Oğuz, Hüseyin Beşok ve Mirsad’tan doğan boşluğu kapatabildiler. Yine gençlerden Barış Ermiş, Can Akın gibi isimler milli formaya çok uzaklar ve Ender ile Kerem Tunçeri gün be gün yaşlanırken bu tablo korkutucu hale geldi. Gençlerden bir tek Ersan kariyerini yurtdışında çok doğru sürdürdüğü için milli takıma katkıda bulunabildi. Tanjevic oyuncuları nasıl, neye göre seçiyor, bunu belirlemek zor, ancak ne altyapıdan, ne de mevcut kadrodan gereken ürünü çıkaramamaya devam ediyor. Kulüp bazında ise, Ülker gibi iki Avrupa lokomotifimizden biri olan bir kulübün, üstelik başka bir güçlü yerel kulüple birleşmesine rağmen, bu şahısın idaresi altında çöküşünü izlemek, Beşiktaş’lı olan bana bile acı veriyor. Bütçenin bu kadar yalnış kullanılması, yatırım yapılan Preldzic, Vidmar, Semih, Oğuz gibi oyuncuların sahada Ömer Onan ve Solomon yokken gösterdikleri üzücü performans, gerçekten düşündürücü. Damir Kaan’ın alternatifi olacak birisi halen gelmedi, ve Tanjevic halen ilk beş oyuncuları ile maç kazanılacağını sanmakta diretiyor. Oysa hangi güçlü Avrupa takımına baksak, benchlerinde her an maçı değiştirebilecek isimler barındırıyorlar. Tanjevic’ten midir, FB Ülker’in yönetiminden midir bilinmez, oyuncular hırslarını da kaybetmiş durumdalar, ki bu aldıkları maaşın çok fazla olmasından kaynaklanıyor olabilir, keza bu bütçe ile bu kadronun iki misli basketbolcu oynatan takımlar da var.

    2006 Dünya Şampiyonası’nda tarihin en zayıf 2., 2009 Avrupa Şampiyonası’nda ise tarihin en zayıf Litvanya’sı ile karşılaştık, yendiğimiz için iyiyiz zannettik. 2009′da savunma yapmayı bilmeyen, benchsiz ve sadece seyircisi ile oynayan bir Polonya’yı ve 3. sınıf basket ülkesi olmaktan bir basamak ötede olan Bulgaristan’ı geçtik, hem de hiçbir ekstra iş yapmadan ve berbat bir Hidayet ile; sadece basit oyun ve savunma anlayışı ile o gruptan çıktık. Calderon’suz ve formsuz İspanya’yı çok kötü hücum ederek, sadece savunma ile yendik, genç Sırbistan’da çok zorlandık, Slovenya ve en kötü haliyle Yunanistan belimizi bükmeyi başardı. Bunlaradaki galibiyetlerin başarı, mağlubiyetlerin başarısızlık sayılmasının tek sebebi, henüz turnuva takımı olmamış olmamız ve düzenli bir oyun sisteminden yoksunluğumuzdur. Bir Rusya, Almanya, Fransa, Slovenya olamamamızın yegane sebebi, oyun anlayışımızın ekolleşememiş olması ve giden oyuncuların yerinin doldurulamamasıdır. Bana kalırsa Tanjevic 2010′da Türkiye’deki şampiyonada rezil olmadan evvel gönderilmelidir, ki FB Ülker’in lig ve Avrupa durumları göz önüne alındığında bu sene işini kaybetmesi kesin gibidir. Bu kumarda kaybeden, yine bilinçsiz insanlar yüzünden Türk Basketbolu olmuştur.
    Saygılarımla…

  7. Abdulkadir Yünkül
    22:16 içinde 21 Ocak 2010 | #7

    hangi fenerliyi dinlediysem hangi köşe yazarını okuysam hep aynı düşünce…Tanjevic miadını doldurdu…evet Tanjevic miadını doldurdu ama hala Fenerbahçemizin başında ve de gün geçtikte yara kabuk bağlayamadan açıldıkça açılıyo…çok değil bundan 3 yıl önce gelen şampiyonlukta sahada bir takım vardı…maça çıktığında parkeleri titreten önüne geleni yıkan seyircisini arkasına almış kendine güvenen…ama şimdi parkeye çıkarken ruhsuz..sanki sokaktan beyler akşama maç varmış gibi sahaya çıkan bir takım…tanjevic ik geldiğinde ne diyordu…2010 …final four..gençleri alacaz yetiştirecez ve de bu gençlerle final four oynuyacaz..çünkü bizim bütçemiz pana-olimpiyakos-madrid-cska gibi değil…gençlerle buraya gelecez…bakalım yapılan transferlere…vidmar ve preldzic alınanan gençler…o vidmar 2 senede bir arpa boyu ilerlemedi ve de 3.sezonda kiralandı olimpijaya…preldzic keskin bıçak bi bakıyon maç getirmiş-ki maçı getiren şut tercihleri bence her zman tartışılır- bi bakıyon maçı vermiş..süreklilik yok…takımdaki 3 türk uzun semih oğuz ömer hala aynı yerdeler…hatta semih te gerileme var..aşık da 1,5 sezon önce sakatlığı atmış o günlere gelmek üzereydi ki yeniden sakatlandı..avrupanın sayılı uzunlarından olan oğuz 5 numaradan 4 e kaydırılmış ve de 4 oynatılmak isteniyor-hatta bu ara adı efesle geçiyor-..evet şu anda genç sayısı 5..serhat çetin alındı genç yetenek …tanjevicle ilk yılında kiralandı…ve bu sezon bence tanjevicin kadro sıkıntısı yüzünden takımda tutuldu yoksa tanjevic onu yine kiralardı…bi hakan demirel vardı oyun kurucu…dünya 6.lığı getiren milli takımın guardıydı..öldürdü çocuğu..yaktı yıktı bitirdi..daha sonra her sene gelen giden yabancılar..j.white-kinsey-solomon-green-smith…istikrar abidesi yani takım…bu sayede takım sürekli istikrarı(!) yakaladı(!)…örs yönetiminde efese 10-0 galibiyet serisi yakalayan -ki final serisi ortalama 20 sayı fark maç başına-takım o kadar istikrarlı oldu ki artık parkelerde oyun namına bişi kalmadı…o takım gitti …takım olma havası gitti…sen ben o biz siz başladı…hatılayın eurolig maçından sonra kinsey-tanjevic atışasını…takım olgusu die birşey kalmamış…bir takım düşünün guardı takımdan ayrıldıktan 4 ay sonra guard alıyo (!)…ki bu şartlarda ukiç kalitesinde bi oyuncu bulmak şanstan öte mucize…takımın kötü oynamsı ya da isteyipistemmeleri neyle alakalı acaba ???bu saatten sonra yapılabilecekler:oyuncuların hepsi gönderilip yeni baştan takım mı kurulacak..ya da yukarda saydığım isimleri teker teker yok etmeyi hedef kabul etmiş tanjevic mi gönderilecek..ya da bunu görmek için daha ne kadar görmedim-duymadım-bilmiyorum oynanacak…bunları FB yönetimi görmüyor olabilir ama bunu gören taraftar salona gitmeyerek gerekli cvbı veriyor ve unutmuyor….ben kendi adıma geçen sene 2-0 öndeyken 4-2 kaybedilen final serisi maçlarından sonra gece uyuyamdığımı bilirim…ama tanjevic ve de yönetim yatağa girdiğinde aklından bu bile geçmemiştir…o akşam maç mı yaptık bile die akıllarında soru işareti kalmamıştır…ya bu düzen şimdi değiştirilir..ya da eurolige de en az seyirci sahibi olan fenerbahçe bu görsellikten atlır…karar artık yönetimin..top yönetimde…bu top ya yönetimin elinde ya da tanjevic in elinde patlayacak…inşallah aydın örs ya da oktay mahmutiyi de ya da bu sene fransa da çok iyi bir sezon geçiren erman kunteri fenerbahçenin başında görürüz ve de iş işten geçmiş olmaz…

  8. 22:33 içinde 21 Ocak 2010 | #8

    Tanjevic gönderilmeli neden? Tanjevic ile 1 şampiyonluk birde Efes in şaibesi ile 2. lik yaşadık. Avrupada 1 top 16 birde çeyrek final yaşadık.Gitsin diyebilmemiz için Tanjevic den önce takımın avrupadaki yerine bakmamız gerek.potansiyeli F4 oynayacak takım vardıda top16 da mı elendik?evet Çok rahat top16 yada çeyrek final olurdu sonrası malum.Eurolig de malesef Real madrid,Csk moscowa,Barcelona,Olimpiakos ve Panatiakos un çok altında bir takımız Ayrıca fazla fark olmamasına rağmen Siena da üzerimizde ayrıca senede değişik patlama yapan 1-2 takım daha oluyor.Bu takımların üzerine çıkma ihtimali türk oyuncuların aşırı performansında gizli, yabancılar öyle yada böyle bulunuyor.Tanjevic ile bir takım kurulmaya çalışıldı çalışılıyor.Ömer aşık,Oğuz ve Semih ten oluşan bir uzun gençlerimiz var Ömer Aşık 2. sakatlığını yaşıyor Semih te ilerleme Oğuzda gerileme var.Bunlar daha çok genç oyuncular ,takımda kalırlarsa Fener geleceğin F4 abonesi olur.Takımda gittikçe sorumluluk alan Emir var. Velhasıl Tanjevic in harmanlamaya çalıştığı takımdan memnunum.Sadece son 2 lig maçı hariç takımın savunması geçen senenin çok altındaydı.Zaten eurolig den elenmemizin en büyük nedenide budur.Tanjevic her zaman doğru karar vermiyor,çoğu zaman oyuncu değişikliklerinde hata yapıyor, oyuncu ilişkileride iyi olmayabilir fakat bas bas bağırdığı sorun yaşadığı Emir deki gelişme Oğuz a örnek olmalı.Ben istikrardan yanayım.F4 potansiyeli olmayan takımımın O potansiyeli varmış gibi gösterilip elenmemiz sonucu Tanjevic in istifası isteniyorsa ben o onayda olmayacağım.Ayrıca özellikle Kaunas maçına gelmeyip takımı yalnız bırakan taraftarda en az koç kadar suçludur.Taraftar salonu doldursa Kaunas o maçı alamazdı (sizin deyişinizle Tanjevic e rağmen)

  9. Samet Karabulut
    23:51 içinde 21 Ocak 2010 | #9

    fenerbahçe ülker sezona euroleague de en azından top 16 da kalma parolasıyla girmişti.aslında biraz daha başa dönersek tanjevic takımın başına getirildiğinde hedef 3 sene içerisinde final-fourdu. semih,oğuz,hakan,preldzic gibi genç oyuncuların etrafına avrupa da kariyer yapmış 3-4 yabancı serpiştirerek mirsad ,ömer,ibrahim gibi tecrübeli yıldız basketbolcularla iyi bi takım yaratılıp, avrupa’da daima söz sahibi olabilmekti asıl amaç.ama bugün gelinen noktada darmadağın bi fenerbahce ülker var. bi dönem solomon’un sırtına yüklenen takım,onun da takımdan ayrılışıyla şimdilerde yokları oynuyor. yaşı ilerledi diye takımdan gönderilen ibrahim kutluay’ın yerine alınan ve ibrahimle emsal giricek’in alınması nasıl bi çelişkidir. solomon’un takımdan ayrılmasıyla yerine alınan 1.65lik marques green ayrı bi trajikomik bi olaydır. vidmar’a gösterilen sabır,takıma doldurulan 2.sınıf amerikalılar, tanjevic’in uzun kollu basketbolcu takıntısı, oğuzla solomonla didişip durması, ömer onan’ın dakikalarının her iyi oynadığı maçta çalınması,ömer aşık ve oğuz’un vidmar’a oyuna girince unutulması ve daha neler neler… tanjevic’in ve fenerbahce yönetiminin ne yaptığını anlamak gerçekten çok güç.aziz yıldırım’ın hala tanjevici kovmamasını hayretle izliyorum,maalesef.
    a milli takıma gelirsek burda durum daha da vahim.tutku açık,hakan köseoğlu,cüneyt erden,hüseyin beşok gibi isimlerin çok iyi sezonlar gecirmelerine rağmen milli takımdan hep uzak tutuluşu ve bi dönem ömer onan,kerem tunçeri,mirsad türkcan,mehmet okur gibi isimlerin aday kadrolara dahil edilmeyişi kaos ortamına neden oldu hep.bu olaylar takımın üzerine hep yansıdı.sonucları hep ağır oldu. bi çok oyuncu milli takımdan koparıldı küstürüldü,şampiyonlardan hep eli boş dönüldü ama ne hikmetse tanjevic hep aynı koltukta duruyor. federasyon da hep arkasında.gercekten buna akıl mantık yürütmek çok güç. neydi tanjevicin en öenmli özelliği ve bu iki takımında başına geçirilme nedeni? ‘genc oyunculara verdiği önem’. peki elimizde avucumuzda ne var şu an ersan dışında. hadi biraz da ömer aşık.. peki cenkli,semihli,oğuzlu,hakanlı,enginli,serhatlı kadroda kaçını parlatabildik. kaçı oldu dedik. tanjevic türk basketbolunun belkide en güzel baharını yaşayacağı dönemde maalesef hazanı olmuştur ve tüm türkiye de sinir kriziyle yaşıyor bu hazanı. ne diyelim bize hala bu hazanı yaşatan türkiye basketbol federasyonu ve fenerbahce kulübü utansın artık utansın!.

  10. 00:02 içinde 22 Ocak 2010 | #10

    TANJEVİÇ GÜNCESİ
    Tanjevic’i geçmiş dönemlerdeki takımlarına baktığımda, yaşım itibarı ile üç kez Koraç kupasında final oynayan Stefanel Milano takımından hatırlıyorum. Usta koçu Milano ekibinin başında ilk gördüğümde; devamlı bağırıp çağıran, oyuncularını her an azarlayan fırçalayan sanki hiçbir şeyden memnun değilmiş gibi tavırlar sergileyen bir yapı içerisinde görmüştüm.
    Takımın yıldız oyuncularından Fucka , Bodiroga ve Gentile gibi yıldız oyuncuların altyapısını kendi vermişti. Dolayısıyla bu oyunculara istediği gibi hükmedebiliyor ve en küçük hatalarında dahi sanki bıçak yemiş gibi titreyip yaralı aslan gibi üzerlerine kükrüyordu. Yalnız Warren Kid gibi değerli bir Amerikalı oyuncuyu da çocuk gibi azarlayınca bir yerde bir kopukluk oluyordu ve 3 kez üst üste gelinen finalde biride Efes Pilsen’e olmak üzere başlar önde 2.lig madalyası ile sahadan ayrılmak zorunda kalıyorlardı. Tanjevic’in en büyük başarısı ise İtalya ile yaşanılan Avrupa Şampiyonluğudur…
    İtalya milli takımında da yine Fucka ,Meneghin gibi oyuncuları etkisi altına alıp De Pol gibi Mian gibi sınırlı kapasitede olup milli takıma belki de başka bir çalıştırıcının asla almayacağı oyuncular ile başarıya gitmişti. Tanjeviç; 3 numara pozisyonun da, daha önce nerdeyse hiç milli olmamış 2,02 boyundaki Alessandro De Pol ile rakiplerine fark yaratmıştı ve bu oyuncu üzerinde devamlı bilindik baskısını kurarak ona hep:
    —Seni ben milli yaptım ve bu takıma aldım, sende benim dediklerimi harfiyen yap.
    Mesajını veriyordu. De Pol’a bu mesajı verirken deli dolu guardı Pozecco’yu takıma almayarak bakın De Pol gibi bir adam milli takımda ama Pozecco yok mesajını da aynı anda diğer oyuncularına ileterek takımın tek bir patronu olduğunu da yine açıkça oyuncularına iletiyordu. (Bu arada Pozecco’nun Recalti döneminde de 2001 Avrupa şampiyonası için milli takıma alınmadığını belirtelim ama aynı Pozecco Amerika’ya gelenin ve de gidenin vurduğu dönemlerde Galanda ile beraber iyi bir tokat attığını da ekleyelim). Usta koç, Pozeco gibi üst düzey bir oyuncuyu kurban ederek Bonora gibi kısıtlı yeteneklere sahip bir oyuncuya oyun kuruculuğu teslim etmişti.
    Bu arada söz De Pol’den açılmışken bir antrparantez açalım; De Pol gerçek anlamda İtalya milli takımının en önemli oyuncularından birisi idi, Tanjeviç 12 Dev Adam’ın başına geçtiği andan itibaren her an De Pol gibi bir adam aradı. Hatırlayın ilk geldiği dönem de o zaman Darüşafaka da oynayan şimdiki Beşiktaşlı oyuncu Cevher Özer 2004 yılında Amerika ile oynanan ilk maçta ilk beş oyuncusu olarak maça başlamıştı. Japonya’daki dünya kupasında Kerem Gönlüm’ü zaman zaman o mevkide oynarken gördük, 2009 Avrupa Şampiyonası elemelerinde ise Efes Pilsen’in (Daçka) genç oyuncusu Barış Hersek’i bu mevkide kullanarak genç oyuncudan yeni bir De Pol yaratmaya çalışmıştı.
    Tanjevic üstadın beğenmediğim iki takıntısı var. Birinci olarak nitelikli, sorumluluk almayı seven oyun kurucuyu; ikinci olarak da pota altında topu alıp bire bir oynayabilen gerektiğinde sırtı potaya dönük oynayabilen, gerektiğinde yüzü dönük top kullanabilen uzunu sevmemesi. Gelişmiş basketbol ülkelerinde hangi koça yâda yöneticiye sorsanız takımı oyun kurucu ile uzunun etrafında toplar ama Tanjevic bu iki önemli noktada lider ruhlu skor atan oyuncu sevmiyor. Oyun kurucu son derece düz olmalı, sadece topu getirsin ve hızlıca çevirsin. Boş kalınca da ceza üçlüğü atabilsin istiyor. Uzunun yapması gereken ise çok daha basit; İki pota arasını hızlı koşsun, blok yapsın, her iki pota altında da ribaunt alsın ve onun dışında topa mümkün mertebe elini sürmesin.

    _OYUN KURUCU_

    Nitekim uzun bir süre milli takımdan ayrı kalan Kerem Tunçeri en son oynadığımız 2009 Avrupa Şampiyonası eleme maçlarından önce sıkıca tembihlenmiş olacak ki, hem Beşiktaş’ta alıştığımız hem de Real Madrid’de zaman zaman gördüğümüz skorer kimliği bir yana gözünün ucuyla dahi potaya bakamadı. 2001 Avrupa Şampiyonasından bu yana milli Takımda Kerem Tunçeri’yi hep eleştirdik ve milli takım için yetersiz olduğunu gözlemledik. Gün geldi Tanjeviç Kerem’i milli takıma almayınca oh nihayet ondan kurtulduk diyenlerimiz bile oldu ama bir de baktık ki Kerem’in yerine alınan 3 oyun kurucunun toplamı bir tane Kerem Tunçeri etmedi. Ender Aslan savruk oyunu ile çoğu zaman bizi kesen iki ucu keskin bıçak gibi bir o yana bir yana savruldu durdu. Hakan’ın zaten ne milli takımda nede Fenerbahçe Ülker’de oynarken ne yaptığını anlayan olmadı, çok ümitli olduğumuz Engin Atsür’ün ise dış şut katkısından başka bir yararını göremedik maalesef. Aslında Engin saf bir oyun kurucu değil, olsa olsa Serkan Erdoğan yâda Murat Kaya tarzı bir oyun bekleyebiliriz ondan ama onlar kadar saha içerisinde enerjik ve saldırgan değil.
    Her takım oyun kurucusu kadar konuşur sözüne göre bizim milli takımımız hem sağır hem dilsiz. Federasyon’un Tanjevic’ten önceki en büyük yanlışlığı 2001’den beri oyun kurucu eksikliğine rağmen halen bir yabancıyı devşirip oyun kurucu açığını kapatamamış olmasıdır.
    Ruslar bile Amerikalıyı Rus yaptılar. Slovenler Ariel Mc Donald’ı milli takımların da oynattılar (2001′de bizi yenen takımın oyun kurucusu idi) Gürcüler eski Ülker’li Shammond Williams’ı oynatıyorlar. İsrailliler yıllardır bu işi yapıyorlar David Sharp her daim milli takımda. Ruslar Amerikalı oyun kurucu ile şampiyon oldular biz ise evimizde elde ettiğimiz 2.lik ile yetinmek zorunda kaldık. 2009 öncesi Lofton veya Solomon mutlaka devşirilip milli takıma kazandırılmalı.

    _MEHMET OKUR_

    NBA de üzerinden setler oynanan bir oyuncuyu biz milli takımımıza alıyoruz ve üzerinden tek bir set dahi oynatmadan hatta potaya sırtı dönük rakibi ile birebir bırakıp tek bir pozisyon dahi hazırlamadan Okur’dan verim almaya çalışıyoruz. Herhalde dünya basketbolundaki rakiplerimiz bu anlayışa şapka çıkartıyorlardır. Milli takım koçumuz yıldızlara inanmadığını ve kişiye özel sistem hazırlayamayacaklarını söylüyor ama Mehmet Okur her seferinde halkı tarafından Nowitzki ile kıyaslandığı için asla beğenilmiyor.
    Mehmet Okur dururken bakıyorum, Fatih Solak ulusal takımımızın pivotu olarak sahaya çıkıyor, adım gibi eminim ki Tanjeviç; Semih Erden ile oynamayı her zaman her yerde Mehmet Okur’la oynamaya tercih eder çünkü Semih Erden’i basmakalıba sokabilirsin ama Mehmet Okur çok özeldir. Mehmet Okur’la oynayabilmek için modern basketbol bilginiz en üst düzeyde olmalıdır. Özellikle sahada oyuncularına attığı fırçaları düşünün: Semih Erden’e bağırmak kolaydır çünkü onu milli takımda ilk kez siz oynatmışsınızdır (Dream Team ile oynana hazırlık maçları) ve daha gençtir ama Mehmet Okur’a bağırmak her pozisyonda onu haşlamak nerdeyse imkânsızdır.
    2007 Avrupa Şampiyonasında koskoca All Star oyuncuya tek bir oyun seti dahi hazırlamadan Mehmet Okur’dan Semih gibi sıradan oyuncu statüsünde iki pota arasında gidip gidip gelmesini anca ribaunt alırsa dönüp oynamasını talep ediyordu usta koç. Mehmet Okur’un skor da etkisizliğini gören seyirciler de:
    Dirk Nowitzki her maç harikalar yaratıyor bizimkiler sayı dahi atamıyorlar diye dev oyuncuya yükleniyorlardı. Ahali ne bilsin Alman milli takımının her hücumu Nowitzki üzerinden yaptığını ama bizim milli takımda yıldız oyuncu diye bir ayrımın olmadığını ve Okur’un üzerinden oynanan tek bir setin dahi bulunmadığını! Televizyon karşısına binde bir oturup basketbol izleyen vatandaşımız bunu nerden bilsin.
    Mehmet Okur bütün bu olumsuzluklardan etkilenerek ortaya sakatlık balonu uçurup milli takım formasını terletmekten kaçındı geçen yaz. 2009 Avrupa Şampiyonasında forma giymesi hem Mehmet Okur’un hem de ülkemizin yararına olacaktır.
    Fatih Solak, Semih Erden, Ermal Kurtoğlu, Kerem Gönlüm, Oğuz Savaş, Kaya Peker gibi isimler çok değerli oyuncular ve mücadeleye dayalı oyunu asla bırakmayan hep ribaunt kovalayan dahası kariyerleri boyunca az süreler almaya ve süre paylaşmaya alışmış oyuncular ile her zaman dünya altıncılıkları alabiliriz elemelerde ortalığı silip süpürebiliriz ama asla şampiyon olamayız. Şampiyonluk büyük oyuncular ile kazanılır, evet bu isimler olmadan ve hâlihazırda sergiledikleri performanslarını sergilemezlerse de şampiyonluk kazanılamaz ama Mehmet Okur gibi fark yaratan oyuncular olmaz ise madalya sadece hayal olur.
    Mehmet Okur’u milli takım forması altında da; 40 dakika süre alıp tıpkı Utah’ta bu yıl başardığı gibi 43 sayı atmasını, 9 ribaunt almasını canı yürekten istiyorum. Eğer yeterli fırsat tanınırsa bunu yapabileceğini düşünüyorum. 2009 Avrupa Şampiyonasında Hidayet Türkoğlu ile birlikte bizi şampiyonluğa götüreceklerine adım gibi eminim. Yeter ki onlara yıldız gibi oynama şansı verilsin.
    _Tanjevic’in Tercihleri_
    Koç Tanjevic ülkemize ayak bastığı andan itibaren yaptığı tercihler ile kamuoyunun genelinde hep eleştirildi. Solomon geçen iki sezonda taraftarın adeta sevgilisiydi ve bu takımın bel kemiğini temsil ediyordu. Tanjevic bu sezonun başında Solomon’u tıpkı İbrahim Kutluay gibi istemedi. Aslında kulüp basketbolunda bir koç herhangi bir oyuncuyu istemeyebilir çünkü yerine sınırsız alternatif şansınız olabilir ancak gelen oyuncu giden oyuncunun ayarında olmalıdır ki takım içindeki dinamikler yerinden oynamasın. Fenerbahçe Ülker geçen seneki sistemi ile oynamasına rağmen Euro Leage’de geçen yılın çok uzağında kaldı. Solomon’un ayrılması ile takım sadece liderini değil sıkıntılı maçlarda winner özelliğini öne çıkartıp takımı maçın içerisinde tutan adamını da kaybetmişti.
    Sene başında Solomon’un yerine gelen oyun kurucu gerek fiziksel özelliklerinden gerekse daha önce hedefleri bu kadar yüksek bir takımda yer almamış olmasından doğan zorluklarla uğraşmaktan takımın yükünü sırtlamaya fırsat bulamadı. Günümüz basketbolunda oyun kurucuların boyları 1,94 civarı olduğu için karşısında Marques Green’i gören herkeste şut atma iştahı kabardı. Her önüne gelen Marques Green’in üzerinden şut attığı gibi kritik anlarda rakibin üstünden şut atma gibi bir olasılığınızda ortadan kalkmış oluyor. Aslında Tanjevic bunu sene başında çok iyi hesaplayıp bu açığı Gricek ile kapatmayı düşünmüştü ancak evdeki hesap çarşıya uymadı maalesef ve Gricek sakatlandı. İşte tam da bu noktada bir başka Tanjevic kaynaklı tercih hatası gözler önüne serildi.
    Usta koç; İbrahim Kutluay’ın takıma dönmesine izin vermeyerek takımı hem lidersiz bırakmış hem de Gricek’den faydalanamadığı dönemlerde onu aratmayacak olan bir oyuncuyu da kaybetmiş oldu. Gricek ve Devin Smith iyi oyuncular ancak lider ruhlu değiller, skor artıyorlar ama içlerinde takımı sürükleme gibi bir güdü yok. Oysaki bu güdü İbrahim Kutluay da fazlasıyla vardı. Gricek ve Devin Smith’i bir kenara bırakırsak bu işi yapabilecek iki kişi daha göze çarpıyor ancak bunlardan Damir Mrsıc oldukça yaşlı Emir Preldzic ise oldukça genç. Keşke sene başında Aziz Yıldırım daha önce Damir Mrsıc olayında olduğu gibi İbrahim Kutluay’ında arkasında dursaydı ama eski defterler çok kalın olduğu için bunu göz ardı etti. Sezon başında Solomon’un takımdan ayrılması bir nevi kendi tercihiydi çünkü ya Bogdan Tanjevic ya ben diyerek kapıları kendisi kapatmıştı ama İbrahim Kutluay bu formayı giymeye oldukça hevesliydi.
    Benetton Pittis’i, Real Madrid Hereros’u, Zalgiris Sabonis’i basketbolu bıraktıkları zamana kadar kadrolarında tutarak simge isimlerine vefa göstermişken en az 3 yıl daha oynayabilecek kapasitesi olan Kutluay’a kulübü her koşulda sahip çıkmalıydı.
    Koç Tanjevic ülkemizde kaldığı sürece yaptığı tercihler hep tartışılacak gibi;
    *Mehmet Okur yerine Semih Erden’in milli takımda el üstünde tutulması.
    * Milli takıma yıllarını vermiş milli takım forması giyerken sakatlanarak kariyerini sekteye uğratmış olan Hüseyin Beşok’u Fransa ligi (Pro A) MVP’si olduğu dönemde bile milli takıma almaması onun yerine Fatih Solak’ı alması. (2010 yılında yaşlı olacağı için milli takıma alınmayan Hüseyin Beşok en son oynanan Fenerbahçe Ülker-Galatasaray Cafe Crown maçında 23 sayı atarak takımını zafere ulaştırmıştı.)
    *Kerem Tunçeri’yi Ömer Onan’la beraber çok önemli turnuvalar da kadroya almadı, özellikle en formda olduğu İspanya döneminde İspanya da Real Madrid’in salonunda oynanan maçlara Kerem Tunçeri yerine Hakan Demirel’i tercih etmesi. Yaşlı diye milli takıma alınmayan Kerem Tunçeri’nin yerine milli takımda ilk 5 oynayan Hakan Demirel Fenerhaçe Ülker’e gelince rotasyonda 37 yaşındaki Damir Mrsıc’in dahi gerisinde kalacaktı. Yine aynı sebepten milli takıma alınmayan Ömer Onan, Fenerbahçe Ülker’in Tanjevic ile ilk şampiyonluğunda sahada en fazla kalan 2. oyuncu olacaktı.
    *Tutku Açık gibi saha görüşü, pas yeteneği, oyun okuması ve takımı oynatmadaki becerisi üst düzey olan bir oyun kurucunun yerine Ender Aslan da ısrar etmesi.
    *Hüseyin’den vazgeçtik Ömer Aşık sakatlanana kadar 2010 da takımın belki de bel kemiklerinden birisi olacak olan Oğuz Savaş’ın şampiyona kadrolarına girememesi ama Fatih Solak’ın dünya kupası oynaması.
    *Emir ile Vidmar’ı büyük paralar ile alarak Sloven milli takımına ve Sloven basketboluna yatırım yapmaktansa; genç Slovenlerin işgal ettikleri yabancı kadrolara sağlam hazır transferler yaparak olası Final Four’lardan takımını mahrum etmesi.(Genç Slovenlerin sözleşmeleri bana göre çok kısa. Eğer beklenen patlamayı yaparlarsa ki Emir bunu biraz gösterdi, bunun verimini ya NBA yâda Avrupa’nın dev kulüpleri alacak )
    *Milli takımda yıldız oyuncu tanımam diyerek Mehmet Okur’a tek set dahi hazırlanmazken Fenerbahçe Ülker’in tüm hücumlarında Solomon 14-15 saniye top ile oynayarak takımına 2 şampiyonluk kazandırması.
    Bu ve benzeri tercihleri ile Tanjevic her zaman tartışılacak gibi görünüyor.

    _2009 Avrupa Şampiyonası_

    2006 Dünya Şampiyonası’nda ve 2009 Avrupa Şampiyonası elemelerinde mücadele eden kadrolar ile kamuoyunu tatmin eden basketbolu ortaya koyabiliriz ama ülke olarak bizim gözden kaçırdığımız bir ayrıntı var. Önemli olan ortaya konan bu basketbolu en baştan yani 2005 yılından itibaren sayacak olursak Hüseyin Beşok’lu, Mirsad Türkcan’lı, Kerem Tunçeri’li, İbrahim Kutluay’lı, Ömer Onan’lı, Kaya Peker’li, Oğuz Savaş’lı, Serkan Erdoğan’lı, Mehmet Okur’lu kadrolarla oynayabilmek Çünkü yıldız isimler olmadan şampiyonluk sadece hayaldir. Yunanistan, İspanya, Rusya, Arjantin ve Amerika gibi ülkeler son yıllarda şampiyonlukları aralarında bölüşürlerken hep olabilecek en iyi kadroları ile turnuvalara katıldılar. Hatta Amerika bile en iyi kadrosu ile gelmediği olimpiyatlardan ve dünya kupasından şampiyonluk göremeden ayrıldı. Ne zaman ki Lebron, Kobe, Kidd bir araya geldi şampiyonlukta beraberinde geldi.
    Önümüzde 2009 Avrupa Şampiyonası var, herkese sormak lazım. Japonya’daki veya eleme gurubundaki takımın herhangidir organizasyonda şampiyonluk şansı var mıdır?
    Biz Tanjeviç’in bu oyun tarzı ile ve bu oyuncu seçimleri ile Dünya şampiyonasında olduğu gibi 6.lıklar 4.lükler alabiliriz ama asla şampiyon olamayız. Son Avrupa şampiyonu Rusya yıldızları ile şampiyon oldu, son olimpiyat şampiyonu Amerika yıldızları ile şampiyon oldu, Son dünya şampiyonu İspanya yıldızları ile şampiyon oldu, Arjantin yıldızları ile Atina’da olimpiyatlarda şampiyon oluyordu. Biz ise dünyanın gıpta ile baktığı yıldızlarımıza yaşlı olduğu veya sisteme uymadığı gerekçeleri ile sırt çeviriyoruz. Benim bildiğim bir takım bir turnuvaya girerken elindeki en iyi oyuncular ile gitmek ister, bundan 4-5 yıl sonra yapılacak bir turnuvayı düşünerek hazırdaki turnuvadan vazgeçilmez. Allahtan 2010 yılına da az kaldı, bakalım o masal nasıl sonuçlanacak. Herhalde Tanjeviç şimdiden 2010 yılında NBA’ de lokavt olması için, İspanyolların takım halinde zehirlenmeleri için (Allah korusun), Ginobili’nin ve Jasikevicyus’un milli takımlarını bırakmaları için dua etmeye başlamıştır.
    Tanjevic’in ülkemiz de göreve başladığı ilk gün ağzından çıkan 2010 yılana sadece 1 yıl kaldı. Göreve başladığı günden bu yana yatırım yaptığı isimler de artık iyice piştiler ve hep milli takıma alınmadığı için eleştirilen isimler artık yavaş yavaş yaşlanmaya veya formdan düşmeye başladılar. Şimdi Tanjevic üstadın hasat zamanının geldiğini düşünüyorum, 2009 Avrupa Şampiyonası kafalardaki soruların tamamen aydınlanacağı bir turnuva olacak. Eğer 2009’u şampiyon olarak kapatırsak 2003 Avrupa Şampiyonası’ndan bu yana aldığımız her türlü kötü sonuca değecektir ama burada da başarısız olursak( ki kürsü dışında her sonuç bana göre başarısızlık olur), altın jenerasyon olarak tanımlanan 79 kuşağımıza yapılan onca yatırımın yok olması bir yana 2010 masalı ile kaybolan 2005 ve 2007 ile beraber 2009 da alacağımız olası madalyadan yoksun kalmamızın daha doğrusu bu madalyalarımızın çalınmış olmasının hesabını birilerinin vermesi gerekecek.

    İlker KESER
    basketci14@gmail.com

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.