Ana Sayfa
>
Kaan Kural > Kaan Kural: Kobe’nin tarzı değişti
Kaan Kural: Kobe’nin tarzı değişti
“Kobe yine 30-40 atıyor istediği zaman. İstese 60 da atabilir belki. Ancak şimdi sayılarının maç içindeki ağırlığı artmış durumda. Nerede gücünü harcayacağını, nerede oyuna ağırlığını koyacağını o kadar iyi biliyor ki.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Kaan Kural
Yıllar önce, lisenin sözüm ona basket sahasında, pas tutmuş çembere o topu sokmaya çalışırken, her atışta, “Kerim Abdülcabbar” diye sıçrar, atışımı öyle tamamlardım. Cabbar, kimi zaman, Lary Bird, kimi zaman da Michael Jordan’a bırakıyordu yerini… Hadi haksızlık etmeyeyeim, bir maçta 153 sayı atarak ilk yarıda attığı 81 sayı ile bir devrede en fazla sayı atan basketbolcu olarak da tarihe geçten Erman Kunter de oluyordum ara sıra…
Sonraları, basket oynayamaz oldum, fırsat olmadı demeyeyim; ihmal ettim, üşendim, bir amatör oyuncu olmaktan çıkıp, iyi bir seyirci oldum…
Vazgeçilmezim NBA’de Mirsad’la başlayan süreçte, Memolar, Hedolar da vardı artık… Hem de öyle bir vardılar ki, daha uzun olanı şampiyonluk yüzüğünü parmağına takmayı başarmıştı; geçen yıl “kendini en iyi geliştiren oyuncu ödülünü” alanı da artık o yüzüğe çok yakın, belki dört maç, belki de 7 maç sonra, mutlu sona ulaşacak.
Biliyorum, çok uzattım, gelelim ana konuya: Gururumuz HEDO, yıllar önce “Kerim Abdülcabbar” ile başlayan özdeşleşmem de yer alması en muhtemel adamın karşısına çıkacak; KOBE’nin!
Bir güreşçi kadar güçlü, bir sprinter kadar süratli, bir uzun atlamacı kadar uçabilen, bir yüksek atlamacı kadar yükselebilen, bu muhteşem adam finallere damga vurabilir…
Oyunu ağırlığını koyduğu zaman, durdurulaması imkansız bu gücün, tek handikabı oyun disipliniden uzaklaşma ihtimali…
Yalnız, bir ihtimal daha var!
Orlando’ya, Boston karşısında şans tanımayan, “Orlando, Cleveland karşısında tek galibiyet elde ederse başarıdır” diyen Kaan Kural’ın, KOBE için, 60 sayı tahmininde bulunarak, ” Nerede gücünü harcayacağını, nerede oyuna ağırlığını koyacağını o kadar iyi biliyor ki.” demesi…
Eh, bize de izlemekten başka bir şey düşmüyor…
Bakalım, ne olacak?
İhtiyaca göre Kobe!
Kobe’nin oyunu, performansı ve tercihleri genelde Lakers’ın takım yapısı ile alakalı. Gasol gelmeden önce Kobe’nin en çok eleştirildiği konu; yıldız oyuncunun maç içerisinde gereğinden fazla şut kullanması ve oyunu bireyselleştirmesiydi. Kobe de buna karşın yanında kendisine eşlik edecek, destek verecek bir takım arkadaşının olmadığını ve şartların kendisini buna zorladığını söyledi. Öyle ki; 35.4 sayı ortalamasıyla oynadığı 2005/06 sezonunda bile benzer suçlamalara maruz kaldı black mamba. O, birçoklarına göre egosunu tatmin etmekten başka bir şey yapmıyordu.
Kobe’nin basında ‘’bencil adam’’ olarak lanse edilmesine neden olan bu oyun anlayışı kağıt üzerinde Lakers’ı takım olmaktan uzaklaştırıyor görünse de Bay 24 bir noktada haklıydı: Basketbol bir takım oyunudur. Fakat Kobe’nin etrafında topu paylaşabileceği, üzerindeki hücum yükünü azaltacağı, nitelikli parçalar yoktu. Lakers’ın kadro kalitesi adeta bir lotarya takımının sahip olabileceği ölçüde vasattı. ‘’Kobe bencil. Sürekli kendine oynuyor’’ diyenler bu gerçekleri maalesef hep görmezden geldi.
Taa ki Gasol takasına dek… Kobe’nin Winamp’ın sesini sonuna kadar açıp California semalarında dinlediği ‘’yalnızım dostlarım yalnızım yalnız’’ şarkısına kulak veren Lakers GM’i Mitch Kupchak harekete geçti ve mevkidaşı Chris Wallace’ın Pau Gasol hediyesine hayır demedi ve İspanyol yıldıza mor sarılı formayı giydirerek Lakers’ı yeniden şampiyonluk adayları arasına soktu. Hem de ana rotasyondan hiçbir oyuncusunu kaybetmeden.
Gasol, Bynum, Odom’dan oluşan ribaundcu ve aynı zamanda sahip oldukları farklı özelliklerle birbirlerini çok iyi tamamlayan bu üçlü sayesinde Lakers NBA’in en gıpta edilesi uzun rotasyonuna sahip oldu. Vujacic, Radmanovic, Farmar’ın başını çektiği bench’in katkı derecesini artırması ve rotasyona bir sonraki sezon eklenecek Ariza, Shannon Brown gibi parçaların takıma çabuk adapte olarak kompozisyonu tamamlaması ileride Lakers’ı daha kolektif bir takım yapacak ve Kobe için kariyerinde yeni bir sayfa açılacaktı.
Yapılan eklemeler Lakers’ın çehresini tamamen değiştirdi. Fakat en büyük değişim Kobe’nin oyun anlayışında yaşandı. Bir süre önce bencil damgası yiyen yıldız oyuncu yanında şut atabilen, sorumluluk alabilen kısalar ve ikili oyunları seven, boyalı alanı domine edecek uzunlar olduğunda topu paylaşabileceğini ve kendisini arka plana koyabileceğini gösterdi. 35.4 sayı ortalaması yakaladığı sezon maç başına 27.1 şut kullanırken bu rakamı 2007/08 sezonunda 20.6’ya, bu sezon ise 20.8’e indirdi. ‘’Takımın herşeyi’’ sıfatından sıyrılarak kendisini sistemin bir parçası olarak kabul etti.
Adeta ezber bozdu Kobe. Bir zamanların sözde bencili şimdi kendini üçgen hücumun akışkan düzenine bırakan ve sadece başları sıkıştıkları anda sorumluluk alan bir kahraman.
Gözümüzün Önüne Doğdu Kobe…
Beni her sene farklı heyecanlandırır Kobe. Daha dün gibi hatırlıyorum Cosby ailesinden çıkmış gibi uzun ve dik saçlarıyla Shaq’a yardım edişini, potaya smaç vurmak için her yolu deneyişini, şut atması gerektiğini anlayıp çalıştığını, ardından kazandığı ilk şampiyonluktan sonra yaşadığı amatör ruhlu sevincini. Bu güzel ve samimi hatıraların hepsini mutlulukla hatırlıyorum. Ama daha sonraki seneler her zaman var olan ama artık bastıramadığı egosu ile Shaq’a kafa tutuşunu, Shaq’tan rol çalışını da üzülerek izledik ve Lakers’ın takımı yaşlı Shaq yerine Kobe üzerine kurma kararına da hak verdik gönlümüzün sultanı olan komik koca devin Miami yoluna çıktığı zamanlarda . Kobe belki de NBA tarihinin gelmiş geçmiş en dominant uzununu yerinden etti ama biz bir kere bile ”ulan Kobe” ile başlayan cümleler kuramadık. Çünkü gönlümüzün başka bir sultanı olan majesteleri Michael Jordan ile kıyaslanabilecek tek oyuncu olduğunu gördük. Lider ruhlu ama egosu fazla kaçmış bu oyuncunun lafın gelişi değil de gerçekten tek başına bir takım olduğunu biliyorduk. ‘takıma ne lazım’ sorusuna anında cevap verişini izlerken tek dileğimiz kobe’nin biraz daha paylaşımcı olması ve kağıt üstü istatistikler yerine arkadaşlarını takım yapacak olan gerçek liderlik özelliklerini göstermesiydi. Peki gördük mü? Evet gördük. Biz bu adamın her şeyini gördük çünkü bu adam adeta önümüzdeki televizyonda izlediğimiz maçlarda doğan, büyüyen, gelişen, şımaran, ağzımızı açık bırakacak performanslar sergileyen, arkadaşlarıyla kavga eden hatta kendiyle kavga eden ve en sonunda takım performansının bireysel performanstan daha etkili olduğunu anlayacak olgunluğa geldiğine şahitlik ettiğimiz adamdır. Elimize değil ama gözümüzün önüne doğdu kobe ve son 2 sezondur çoktan çok daha fazla büyüdü kobe.
Peki ne yaptı da her sene heyecanlandırdı kobe? İstatistik bilimine saygı göstermeyen insanların bile ağzını açık bırakacak istatistikleriyle yaptı kobe. Şimdi ise o canım istatistiklerini biraz kısıp gasol’u, bynum’u, odom’u, fisher’i da oyuna ortak edip takım oldu kobe. Kobe’nin bu mental değişimi sanılmasın tekrar 50, 60 atamaz demektir. Kobe o parkeye çıktığı her an 50 sayıyı kovalayabilecek kabiliyeti var ama artık gerektiği zaman 50 atıyor. Baktı ona Gasol gerekiyor, oyun zekasını kullanıp ‘buyur bu smacı sen vur Gasol’ asistini yapıyor.
Beni her sene farklı heyecanlandırır kobe. Her sezon bitişi değerlendirmemde ‘bu sene kobe ne yaptı’ soruma ‘hiçbir şey’ cevabı verdirtmeyecek kadar heyecanlandırttı kobe.
Dedim ya gözümüzün önünde büyüdü kobe bryant ama yeni stili ile gözümüzde daha da büyüdü kobe bryant.
Basketbolda en önemli şeylerin başında gelir istatistik. Hiç tanımadığımız bir oyuncunun nasıl olduğuna bakmak için önce hangi ortalamalarla oynamış ona bakarız. Bu istatistikler bize oyuncuyu izlemeden de onun hakkında fikir verir. Örneğin; maçta bir oyuncunun 30 sayıyı geçmesi çok önemlidir.
Günümüzde ise NBA’de Lebron James ve Kobe Bryant gibi oyuncuların maçlarda 30 sayıyı geçmesi artık bizi heyecanlandıran etkenler değildir. Onlar için bu çok doğaldır, hatta Kobe’nin 81 ve 62 sayılarını görmüş biri için bu oyuncuların 30-40 hatta 50 sayı atması bile olağan karşılanır. Fakat burada Lebron ile Kobe’yi biraz ayırmak gerekir bence. Orlando- Clevand serisinde neredeyse 40 sayı ortalama tutturan Lebron seriyi kaybetmiştir. Fakat bir süper starı eleyen Orlando’nun, Kobe için de aynı şekilde düşünerek hareket etmesi yanlış olacaktır. Kobe, Lebron değildir. Bir final maçında Kobe 40 sayı atıyorsa Orlando’nun o maçı kazanması neredeyse imkânsızdır. İlk maç da bunu göstermiştir.
Kobe Bryant özellikle son yıllarda inanılmaz bir olgunlukla basketbol oynuyor. Egosunu bir kenara bırakmış ve yeniden o şampiyonluk yüzüğüne uzanmak için iki sezondur Lakers’ı en yukarıya taşımaya çalışıyor. Tabi ki burada yardımcı aktörlerin de etkisi büyük, fakat Kobe maç içinde onların oynamasını sağlayan en büyük etken. Kobe maç sıkıştığında topu eline alıyor, tekrar dengeyi kurduğunda ise diğer arkadaşlarının soğumasına izin vermeden onları da oyuna sokmaya çalışıyor. Bu sebeple takımını hücumda hiç soğutmadan süper starlık görevini yapmayı sürdürüyor. Bu da onun attığı 30- 40 sayıları diğer yıldızlara göre çok daha değerli kılıyor. Kobe Bryant bir süper starın bile bir takımı tek başına yenemeyeceğini anlamış gözüküyor ve oyununu bu doğrultuda oynuyor. Eğer oyuncular gerçekten NBA’de kazanan bir yıldız olmak istiyorlarsa onlar için en güzel örnek; Kobe. Başka oyuncuları örnek alarak sadece istatistikten ibaret bir oyuncu olmak istemezler sanırım.
Büyük bir şanstır ki NBA’i izlemeye 2000-2001 sezonunda başladım. O aralar başka bir kanal veriyordu macları. Basketbolu bana abim sevdirmişti, onun arkadaşlarıyla okul’a basket oynamaya gider onlarla oynamak için can atardım. Abim diğerlerinden az biraz kalıplı olduğu için “pivot” oynardı ve onun arkadaşı ve benim bir başka abim olarak gördügüm kişi de daha sıska ve çevik oldugundan “guard” mevkisinde oynardı. Ben kendilerinden 5-6 yaş küçük oldugum için bana faul veya steps yoktu , ve onlarla oynamaktan büyük haz alırdım . Maç çıkışı ( genelde cuma olurdu ) . akşam kimin maçı var şu kanalda denirdi ” şansıma hepte L.A.Lakers’ın maçları olurdu. Abime hep beni de kaldır beni de kaldır diye ısrar eder anormal bir uykusuzlukla cebelleşip o maçı izlerdim. Ve final geldi . İndiana serisiydi , ve biz tabii ki Lakers’ı tutuyorduk. o zaman Shaquille O’neal daha çok sevildiğinden herkez Shaq’ın oyununu izlerdi Ben ise kendime daha yakın gördügüm , top elinde oldugunda çok büyük zevk aldıgım Namı değer ” Black mamba ‘yı izlerdim. O seride Lakers şampiyon olduğunda Kobe’nin zıplayarak sevinmesi gidip tribünlere doğru zıplaması onun ne kadar amacına ulaştığını gösteriyordu. derken üst üste 2 şampiyonluk benim ” Kobe’yi ve lakers’ı sevmemin sebebinin katmerlisi oluyordu. Neyse daha fazla uzatmadan yorumun cevabına geçmek istiyorum .
Kobe Bryant o kadar değişik bir oyuncu ki inanılmaz derece de şutör , can alıcı noktalarda inanılmaz penetreler ve top elinde olduğundaki o liderlik içgüdüsü gerçekten çok mükemmel. Ben bu yazıya hem katılıyorum , Hem de katılmıyorum . Evet Kobe özellikle bu sene kendinden beklenmeyen değişik bir oyun sergiliyor . Ama istedigi zaman 61′inide atıyor 45 inide atıyor ( bu yıl için konuşuyorum ) gerekirse de asistleriyle patlama yapıyor . Çok değişik bir takım oyuncusu oldu. Her iki türlü Kobe , Lakers’a herzaman çok büyük katkı sağladı , tabii ki bench oyuncuları ( shannon brown , Sasha Vujacic , Sevmesemde Luke walton , ve süper atletik ” Jordan Farmar ” ) ve Pau Gasol’ün katkısını yazmassak büyük ayıp olur. Allah bana 2006 ocak ayındaki Toronto – Lakers maçını izlemeyi nasip etti ve yaşım gerekçesiyle göremediğim bi NBA maçında 2.en fazla atılan sayıyı gösterdi ” Kobe o maçtan önce Dallas’a da kendinin nasıl bir zehirli yılan olduğunu göstermişti 62-61 ve daha fazlasını yapmak Toronto maçına nasip oldu ” Kaan Kural’ın sözleri hala aklımda ” inanılmaz bir performans izliyoruz , tarihi bir maç izliyoruz , tarihi bir Kobe izliyor vs. . Lafın sonuna artık gelmeliyim ” Kobe istediği zaman herşeyi yapabilecek kapasitede . Benim için Kobe her zaman “MVP”
Mükemmelin Bir Adım Ötesi Varsa…
Staples Center’a adımını ilk attığı andan beri her zaman korkulan bir oyuncu oldu Kobe.Hersene yaptıklarına yenilerini ekledi,hücum silahlarını her yıl donatırken,savunmadada istediğinde tutamayacagı oyuncu olmadığı gösterdi.Birgün cıktı,eskiden çembere bile değmeyen 3′lüklerine inat 12 üçlüğü aynı macta gönderdi başka birgün 81 sayıyla tarih yazdı KB8.Peki bu kadar tehlikeli bir KB8 den daha korkutucu olan ne olabilir ki? Cevap,KB24
Artık Kobe Bryant hiçbir maçta 81 veya 62 atmıyor hatta 40 barajını bile çok fazla zorlamıyor.Bu sığ bir bakış açısıyla kariyerinde gerileme gibi görülebilir ancak gerçek tamamen bambaşka.Kobe şuanda kariyerinin en iyi zamanlarını geçiriyor.O’neal kendini Florida’nın serin sularına attığında Kobe’nin kanıtlaması gereken şeyler vardı.Kendi basına da Lakers’ı zirveye çıkarabileceğini göstermesi gerekiyordu,herkesten önce kendine.Shaq ayrıldıktan sonra,Kobe bireysel olarak muazzam performanslar ortaya koydu.Melekler Şehri’nde baş rol oyuncusu fazla mesai yapıyordu ancak yardımcı oyuncular iyi çalışmayınca Oscar’ı Miami kaptı.Ancak Kobe’nin asıl gelişimi Ispanyolların yuz akı Gasol’un amacsız takımından sıkılıp L.A’ye ayak basmasıyla başladı.
Pau Gasol’un takıma katılmasıyla üçgen hucumunu yıllar sonra tam anlamıyla sahada uygulayabildi Kobe’nin Lakers’ı. Artık Kobe’nin herşeyi yapması gerekmiyor.Sürekli şut atmak ve her attığını sokmak zorunda değil. Kobe ,özellikle bu sene, orduların önündeki kahraman asker mertebesinden savaş kazandıran Komutan mevkine yükseldi.Kahraman askerlere her zaman ihtiyac var ancak savasları kazandıran nerde ne yapacagını bilen komutanlardır. Ayrıca takım tamamen durduğunda Kobe’nin nasıl tek basına savastığını Denver serisinde cok iyi gözlemleme fırsatımız oldu.En azından maçtan kopmamak için tek basına herseyi yaptığını,etrafındakileri azmiyle nasıl ateşlediğine tanık olduk.Magic serisinin ilk macı da bize gösterdi ki artık Kobe zafere yürüyen bir ordunun Komutanı poziyonunda.Ne Toronto’ya attığı 81 sayı,ne de 3 çeyrekte Dallas’a bıraktıgı 62 sayı, Magic macında 3 ceyrekte attıgı 36 sayıdan daha değerli.Özellikle 3. çeyrekte öyle bir oyun ortaya koydu ki Kobe,durun bakalım burda ben varım dedi.Kobe’nin attığı sayılarda nicelikten cok nitelik öne çıkmaya başladı.Artık her bir sayısı çok daha öldürücü ve çok daha fazla zafer kokuyor.
Kobe iyi oynadığında Lakers’ta işlerin iyi gittiği aşikar.O rahat oldugu sürece herkes takıma katkı verebiliyor.Gerektiğinde tek basına da savaşabilen Kobe,genellikle arkadaşlarını oyuna dahil etme çabasında.Süper bir oyuncu bir adım daha ileri nası gidebilir sorusunun yanıtına Kobe’yle şahit oluyoruz.Salt istatisliktense, onların nerede ve nasıl yapıldıgının önemini bu adam bize bir kez daha gösteriyor.Eğer bu sene Lakers şampiyonluga ulaşabilirse Kobe’nin elde ettiği en önemli şampiyonluk olacaktır bu.Kobe şampiyonluklarda hep aktifti ancak ilk defa Kobe’nin Lakers’ı şampiyon olmuş olacak.Gösterdiği ilerlemeyle Kobe bu şampiyonlugu fazlasıyla hakediyor.Her ne kadar gönüllerimiz Hedo da bir yüzük alsın dese de baskete duyduğum sevgi ve hayranlık bana şampiyonun General Kobe ve Askerleri’nin olması gerektiğini söylüyor.
KB24! ; bu ünlemi tüm defans oyuncuları yaşıyordur muhtemelen. Bir gece önce rüyalarında binbir tilki dolanıyordur, ben Kobe Bryant ‘ı nasıl durduracağım diye ama bir gerçek varki o durdurulamaz hani Lebron ve Howard gibi terminatörler var ya işte onlardan hariç birde bu NBA gezegeninde jhon o konner var, oda KB24 basketbolu beyniyle oynayan ve beyniniyle kaslarına bu kadar hakim bir basketi daha yok.
Bu seriye gelince ben aşırı bir gasol ve kobe hayranıyım ikiside inanılmaz oyuncular iki farklı karekter ve iki muhteşem basketbolcu bukadar iyi anlaşır. biri durduğunda, biri devreye giriyo inanılmazlar ama bu seriye gelindiğinde ben hiç orlandoyu buralara beklemiyordum ama inanılmazı başarıp geldiler son clevand maçın o lebronun gözlerindeki korkuyu hiç unutmayacagım inanılmazdı orlando tam bir avrupa takımı gibi oynuyo ve buralara bu disiplin sayesnde geldiler. şimdi ne acı ki yüreğim ikiye bölündü bir tarafta hedomuz= tukısh jordan bi tarafta cobe inanın inanılmaz bir duygusallıkla izliyorum seriyi umarım 7. maçın son saniyesine kadar bu seri ve ben bu basketbol şölenine doyarım…
Bence Kobe’nin dominantlığının azalmasının bir göstergesi bu takım arkadaşlarını oynatma isteği.Bu artık onun sadece kendisinin oynamasıyla takımının şampiyon olamayacağına olan inancındandır.Yine istediği zaman istediği şeyi yapabiliyor yine içeriyi zorlayarak tüm savunmayı üzerinde topluyor ve spekteküler asistlerle takımının ayakta kalmasını sağlıyor.Ama bence daha önemlisi kendinden başka oyuncuların da sahada olduğunun farkına varmsıdır.Başka deyişle basketbolun beş kişiyle oynanan bi oyun olduğunu sanki anladı.’Hep ben,tek ben’ yine onun içinde var ama biraz diplerde o duygu.Benim dikkatimi çeken bir unsur daha var.Kobe sürekli hakemlere oynuyor sürekli yüzünde acı dolu ifadeler,küfürler ve sert bakışlar.Şu anda dünyanın en iyi basketbolcularından biri olabilrsiniz ama bu sizin her pozisyonda haklı olacağınız anlamına gelmez.Asıl suç burda hakemlerin.Oyuncu o heyecanla üzerindeki o baskıyla’kobe için geçerli olmasa gerek’bu tür davranışlarda bulunabilir ama hekemler buna müsamaha göstermemeliler.Lebron’a az faul çaldıkları için çok eleştirilen hakemlerin aynı derecede çok itiraz eden kobe içinde eleştirilmesini ve gündeme gelmesini beklerim.Velhasıl Kobe artık son şanslarını kullanıyor şampiyonluk için ve şu an ellerinde şampiyon olmak için çok büyük bir fırsat var. Muhtemelen bu onun son şampiyonluk şansı eğer çok özel bir veya birkaç oyuncu takıma takviye edilmezse.
Yıldızı Kısaca Tarif Etmek Gerekirse Koby Diyebiliriz.
Takımların belirli bir başarı düzeyine ulaşmasında yıldızların başarısı yadsınamaz.Yıldızı olmayan bir takım ne kadar iyi bir takım olursa olsun belirli bir seviyenin üzerine çıkmayı başaramaz.İkinci derecede başarılara ulaşsa dahi oynanan oyun zevk vermez.Seyirci o takımın maçlarını heyecanla beklemez ve hızla ilgisini keser.NBA ve yıldız denince hiç kuşkusuz herkesin aklına Michael Jordon gelecektir.Yıldız oyuncu,maça etki eden,oyunu force eden,takımının itici gücü olan ve herşeyden önemlisi takımına maç kazandıran ve bunu sürekli ve istikrarlı bir şekilde yapan oyuncu demektir.
NBA’de takımına maç da kazandıran birçok yıldız basketbolcü var.Bunlara Alan Iverson,Steeve Nash ve Dırk Novitzki gibi birçok örnekler verebiliriz.Bu saydığımız oyuncular ve daha birçoğu birçok maçta 30,40 ve hatta daha fazlasını atabilmektedir.Örneğin Alan Iverson,birçok maçta 50-60 sayı gibi sayılar atabilmektedir.Ancak takımına yaptığı katkı ve takımını üst seviyelere taşıma, maç kazanmasında oynadığı genel role bakıldığında aynı paralel başarıyı görememekteyiz.Bu tür oyuncular daha çok istatistiklere ve kendi başarısını ön plana çıkarmaya yönelik oynamaktadırlar.Nitekim Iverson’ın oynadığı takımların play off’ lara kalamaması ya da play off’larda başarılı olamaması bunu izah etmektedir.Bir maçta 50-60 sayı atmaktansa takım oyununa ve en uygun pozisyondaki ve en sıcak ,yani formda oyuncunun atışlarını ön plana çıkaran, her bir ataktan azami verimi elde etmeye yönelik,takımın sıkıştığı anlarda ön plana çıkıp sorumluluğu almaya yönelik lider oyuncu tipi daha ideal ve başarı odaklı bir anlayıştır.İşte son zamanlarda L.A.Lakers’ın lokomotifi Koby Brynt’ın oyndadığı oyun tarzı budur.Kendini gerekli gereksiz ön plana çıkarmaya,istatistiklerini yüksek tutmaya yönelik değil,takımının kazanması için oyunu yönlendiren gerektiğinde sadece asist yapan gerektiğinde skor yükünü çeken ve oyunun en kritik anlarında, topun el yaktığı anlarda zaten var olan özgüveni,kazanma hırsı ve üstün yeteneğiyle sonucu belirlemede daha etken olmaktadır.Zaten bir oyuncunun ne kadar değerli olduğunu belirlemede kendi istatistikinden ziyade maçın kazanılmasında ne derece rol oynadığına bakmak daha anlamlı ve rasyonel bir davranış değil midir.Adam 70 sayı atmış ancak takımı maçı kaybetmiş.Kaybeden takımın yıdızının skor rekoru kırmasının kime ne faydası olabilir ki? Zaten böyle bir takımının taraftarının da mutlu olması mümkün değildir.O,herşeyden önce takımının kazanmasını ister.Bazen çok iyi oynansa da maç kaybedilebilir.Zaten basketbolde her zaman bu skorlar da vardır.Ancak genel istikrar önemlidir.
Koby’nin bu seneki oyun anlayışına analitik olarak baktığımızda tüm bu unsurları fazlasıyla yerine getirdiğini,kendisinin yanında Pau Gasol,Lamar Odom ve Derek Fisher gibi oyuncuların organize ve motive olmasında çok büyük katkılar yaptığını,takım olmanın başmimarı olduğunu söyleyebiliriz.Lakers,Koby Brynt’ı dışarı koyduğumuzda Play off’a bile çıkabilecek başarıyı gösteremeyebilecek bir takımdır bana göre…Bu ekibi yoğuran,işleyen ondan bir takım yapan coach’unun yanında Koby’dir.Pau Gasol, ne kadar iyi bir oyuncu olursa olsun Memphis’teki başarısı sınırlı bir düzeyde kalmış,play off’lara dahi kalamamışlardır.Ancak Koby’nin varlığı ona da ilave birşeyler katmış bir kaç kat daha iyi işler yapmıştır.Yıldızı kısaca tarif etmek gerekirse Koby diyebiliriz.
Gerçek bir lider , Kobe Bryant
Birçok takımın liderleri vardır ya da kendini lider olarak görenler,işte bu oyuncular arasında her zaman kobe hep bir adım önde çıkıyor.Lakers dediğimiz zaman akla gelen ilk isim kim?Kobe.Herkes bu adamı hep bir konudan dolayı övmüştür mutlaka.Çünkü oyunu o kadar iyi okuyor ki,ne zaman ne yapacağını o kadar iyi biliyor ki,daima bir adım öne çıkıyor.Los Angeles Lakers bir aralar playoff oynayamayacak kadar kötü duruma düşsede o adam,o her zaman bir konuda mutlaka övülen adam Kobe Bryant,takımını bırakmadı,sabretti,direndi,elinden gelenin en iyisini yaptı.Shaq’lı günlerde o kadar iyilerdiki çok yükü yoktu,son şampiyonluğundan sonra (Shaq’la beraber) o günleri mumla aradı Kobe Bryant.Herkes onun takas olmasını istedi,o sabretti,takımından nefret edecek duruma düşsede pes etmedi,bu takımın eski günlere geleceğini biliyordu,umudunu yitirmedi.Gasol-Kobe-Odom üçlüsü oluştuğu zaman eski günlere geri gelecek duruma geldiklerini hissetti.Gasol’un geldiği ilk sene Kobe hizmetlerinin mücadelesinin katksını MVP ödülüyle almış fakat şampiyonluk gelmemişti.Bu sene ise farklı bir Kobe vardı,o final serisi ilk maçındaki pietrusun savunmasında hücüm süresi dolarken yaptırdığı basket faulden sonraki yüz ifadesi ise ne kadar akıllı,istekli ve bu şampiyonluğu kazanmak için elinden gelen herşeyi yapacağını gösteriyordu Kobe Bryant.Lakers şampiyon olduğunda ise uzun süren emeklerinin karşılığını hem şampiyonluk hem de finallerin MVP’si ödülünü alarak taçlandırdı.Tıpkı P.Jackson’un söylediği gibi o zaman(Shaq’lı zaman)öğrenen bir takım vardı,şimdi öğrenmiş bir takım var.Aynen öyle bu takım Kobe sayesinde yeterinden daha fazla birikim kazanmış,tecrübe kazanmış bir takım oldu.İlerde bu oyuncularda Kobe sayesinde şampiyonluk yüzüğümüz war diyebilecekler.Pek fazla sevilmeyen Luke Walton bile baba-oğul şampiyonluk yaşadığı için efsaneler arasına girdi.Kim sayesinde,Kobe Bryant,O gerçek bir lider…