Ana Sayfa
>
Kaan Kural > Kaan Kural: Jackson yıldızları oynatmayı başarıyor
Kaan Kural: Jackson yıldızları oynatmayı başarıyor
“Jackson’la ilgili en büyük eleştiri hep “Jordan, Shaq, Kobe ile şampiyon olmak kolay” şeklinde gelmiştir. Ancak biraz daha geniş bakmaya ne dersiniz? Öncelikle Jordan, Shaq ve Kobe’nin en iyi oyunlarını Jackson yönetiminde gösterdiğini belirtmek gerek.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Kaan Kural
ZEN VE YILDIZ BAKIM SANATI
Yaşlı Zen üstadı bilgeliğinden nasiplenmek isteyen çömezi çay içmeye davet eder ve boş bir kase verir. Çay demlendiğinde üstad çömezin kasesine çayı boşaltmaya başlar ve boşaltma işlemini kase doluncaya kadar sürdürür, çömez ise çayın taşacağı kaygısıyla ‘dolu’ diyerek üstadı uyarmak ister. Bunun üzerine üstad, ‘ Bu kase gibi sen de kendi görüş ve yargılarınla dopdolusun. Kendi kaseni boşaltmadan sana Zen’i nasıl gösterebilirim’ diye yanıtlar çömezini . Nam-ı diğer Zen Master Phil Jackson da şampiyonluklar kazandığı takımlarda kaseleri ağzına kadar dolu yıldızlarla çalıştı. Phil Jackson’ın başarısı en basit anlamda bu kaseleri boşaltıp oyuncularına berrak bir basketbol görüşü kazandırmasıdır.
Basketbol da diğer çoğu spor dalı gibi basit kuralları olan bir oyundur. Oyuncular yetenekleri ölçüsünde bu basit kuralları yorumlarlar ve oyun tarzlarını oluştururlar. Ne zaman ki bir oyuncu, oyunun basit ama temel prensiplerini yok saymaya ya da savsaklamaya başlar o zaman takımda bir ‘denge’ sorunu ortaya çıkar. Denge anahtar bir kavramdır, söz gelimi ikili sıkıştırmada boş arkadaşına pas vermek yerine şut atan oyuncunun şutu dengesizdir, savunmada gerekli odaklanmayı sağlamayan oyuncu takım savunmasının dengesini bozar. Denge bozuldukça açıklar genişler ve takım istikrarsız, dönemsel patlamalara ve çöküşlere açık bir hal alır. Yıldızlarla dolu takımların ihtiyacı olan bu dengedir ve Phil Jackson bu konuda bir uzmandır. Phil Jackson’ın başarısı basketbol anlayışını; oyuncularına dikta edici bir yöntemle değil, her oyuncuyu sorunu çözmeye, oyunu anlamaya yönelten, deneyime dayalı bir anlayışla aşılamış olmasıdır. Çoğu koçun mola alacağı durumlarda çaldığı bir ıslıkla oyuncularına ortada bir sorun var ve sorunu yaratanlar olarak çözenler de siz olacaksınız, mesajını vermesi bundandır. Farklı yıldızları bir arada ve ortak bir amaç doğrultusunda oynatmak kolay bir iş değildir. Bunu yapabilmek için her oyuncunun farklı yeteneklerinin takımın ahengi için ne kadar vazgeçilmez olduğunu oyuncuya hissettirmek gerekir. Bu sayede oyuncu görevi her ne ise onu en iyi şekilde yaptığında artık istatistik kağıdını o kadar da dert etmeyecektir. Phil Jackson yıldızlarını bu dertten kurtardı ve onlara daha büyük başarıların anahtarını verdi. Staples Center bir botanik bahçesine, Kobe bir bahçıvana dönüştü, yolda karşılaşlar birbirlerine selam vermeyecek durumda olan Rodman ve Jordan aynı ekibin parçası oldu. Sözün özü; Phil Jackson oyucularına ‘oyun’ oynamayı öğretti, oyun arkadaşlarla oynanır ve her bir oyuncu farklı yetenek ve zaaflara sahiptir, oyunun amacı ille de kazanmak en iyi olmak değildir, yarın akşam tekrar beraber oynayabilmektir.
UMUT GELDİAY
Dünya’nın başka yerlerinde kullanılır mı ? Bilemem ama bizde çok kullanıldığına dair hiç şüphe duymadığım bir cümle.
Özellikle takım oyunlarında kullanılan bir cümle.
‘’O takımı ben de şampiyon yaparım’’
Bu cümleyi ne zaman duysam içim ürperir, korkarım…Sanki o takımın hocası benmiş gibi gerilirim!
Bu cümle böyle rahatlıkla söylenebiliyorsa mutlaka bir sebebi olmalı
Onca yıldız oyuncu olabilir mi ?
Elbette ana sebep yıldız oyunculardır.
Bu cümleyi kullananlar için ‘Şampiyonluk’ çok basittir, her zaman olunabilecek bir olgudur.
Özellikle oyuncu kadrosu yıldız oyuncularla kurulu ise şampiyon olmamak için hiçbir neden yoktur!
Madem ki yıldız oyuncular takımdaysa ben ve benim gibi düşünenlerin içinin ürpermemesi ve korkmaması lazım!
Ama kendimi o takımın hocası yerine koyduğumda bu düşünceden kurtulamıyorum!
Özellikle o takım dünyanın takip ettiği tüm odak’ların çevrili olduğu bir takımsa kan ter içinde kalıyorum!
Elbette ben bir takım çalıştırıcı değilim ve hayali bile beni bu kadar geriyorsa,ürkütüyorsa…
Varın siz düşünün o yeri gerçekten hak eden isimlerin neler çektiğini…?
Bizde daha baskın olan düşünce bir kişi –her alanda-iyi bir gelire , popüliteye sahipse o kişinin hep güllük gülistanlık yaşadığıdır…
O kişinin sıkıntıları, problemleri olamaz…
Bizlere o kişi bir et, kemik olgusundan çok makine olgusu içinde olduğunu düşündürttüğü içindir belkide !
O kişi on parmağında on marifet pardon yüzük olan Phil Jackson olunca durum daha da garip bir hal alıyor.
Özellikle çalıştığı oyunculara bakınca ‘’O takımı bende şampiyon yaparım’’ sözünün hep karşımıza çıkmasına sebep olan hoca…
Ama çalıştırdığı oyuncuların zorluklarını sadece kendisinin bilebileceği bir hoca!
64 yaşının olgunluğunda olan bir hoca…
iki farklı takımı altışar ve dörter kez şampiyon yapmış bir hoca…
Bunları yaparken de beni kan ter içinde bırakan kalbur üstü oyuncularla çalışan bir hoca.
Özellikle Michael Jordan, Kobe Bryant ve Shaquille O’Neal gibi yıldız oyunculara hakimiyet kurmak çok istisnai bir durumdur.
Bu hakimiyeti onlar üzerinde kurarken onlarında takım üstündeki hakimiyetine izin vererek bıçak sırtı bir stratejiyi uygulamak ve yönetmek.
Belkide Jordan’ın karakteristik özelliklerinin temelini oluşturan: En iyiyi başarana kadar pes etmemek olgusunun gelişmesinde Phil Jackson’un etkisi çok fazladır…
Kim bilir!
Elbette 10 şampiyonluğu Phil Jackson tek başına kazanmadı!
Bu oyuncuların ve diğerlerinin de mutlak ve mutlak Phil Jackson’un kariyerine katkıları vardır.
Bu üç oyuncudan Shaquille O’Neal dışındakiler nedense diğer hocaların kariyerlerine şampiyonluk anlamında katkı yapmamışlardır!
Neden acaba ?
Phil Jackson’un hakimiyet stratejisini uygulamadaki dozaj ayarı olabilir mi acaba?
Kim bilir!
SIRA AYAK PARMAKLARINA GELMİŞKEN ABEST OLUR
Jordan ile 6 Shaq ile 3 Kobe ile Shaq+1 olmak üzere toplamda 10 şampiyonluğuna tanıklık ettiğim koç Phil Jackson’a dahiden başka bir unvan bulamıyor.
10 şampiyonluğunda da gördüğüm 2 kritik Jackson hamlesi vardı ki biri Jackson’un oyunculara verdiği güven ve aşıladığı bağ ile takımın küsmeyen, soğumayan bir voltran gibi mücadele etmesidir ki Jackson bunu oluşturmak için en kritik noktalarda mola almayıp takımı takımına toplatmıştır. Diğeri ise maçın en el titreten anlarında oyuncularının titreyen ellerle imdat frenine basmayıp fantastik çizgi film kahramanı soğukkanlılığıyla ayakta kalıp baskıyı karşı takıma yıkmasını öğretmek olmuştur. Yıldız olabilirsiniz ama bu özelliği sadece genlerinizle veya kabiliyetinizle sindiremezsiniz.
Jordan, Shaq, Kobe Ligin en çok parlayan yıldızları oldular ama onları yıldız kümesi içinde parlayan ve arkadaşlarını da parlatan en verimli yıldız kıvamına getiren şüphesiz yüzük takma sırası ayak parmaklarına gelen koç Phil Jackson’dur.
Mesela 2009 final serisinin en can alıcı maçı olan 4. maçını biraz hatırlayalım. Maçın bitmesine saniyeler kala 3 sayı farkla geride olan Lakers koçu Jackson molasını alıp oyununu oyuncularına anlatırken akıllarda kobe’den başka bir alternatif yoktu. Zaten gözlerinden ateş çıkartan kobe yürüyebiliyorken neden başkasına gözümüzü çevirelim ki? O da öyle yaptı. Kobe’ye gelecek olan ikili sıkıştırmayı bilircesine topu kobe’ye verdirtti ama erken faul yaparlarsa Kobe 2’de 2 atar bende Howard’ı tekrar strese sokup faul çizgisine gönderirim şeklinde düşünerek yaptırttı. Kobe topu aldı ve Magic ‘faul yapmak için erken mi?’ diye düşünürken Kobe Jackson’un istediğini harfiyen uygulayıp tecrübesiz ve kondisyonsuz Jameer’in karşısında pozisyon alan kurt Fisher’ı buldu ve Fisher da tekrar jeneriklerdeki yerini alacak şutu soktu. Şimdi aslan payı Fisher’in derseniz amenna. Kobe’nin hakkını da yedirtmeyiz derseniz ona da amenna. ama Jackson ‘Kobe ve Fisher sayesinde 1 yüzük daha kazandı.’ derseniz bende serinin en can alıcı yerinde bu hücumu çizen ve uygulatan koçun hakkını yedirtmem çığlıkları atarım haberiniz olsun. Van Gundy dahil milyonlarca insanın gözü kulağı orta sahadan şuta kalksa tehlike yaratacak Kobe’deyken siz Kobe’nin pas özelliğini kullanıp oyunu açacak seti çizen bir koç iseniz size ‘birilerinin sayesinde yüzükleri topladı.’ yakıştırması çok abest olur. Hele yüzük takma sırası ayak parmaklarına gelmiş bir koçun başarısını ‘birilerinin sayesinde’ diye adlandırıp karalamak çok daha fazla abest olur. Hem de o birilerinden birisi rakiplerine steps yapmadığını kanıtlamak için videoları Erman Toroğlu gibi al geri sar ileri yaptırtarak kanıtlayan, gözün göremediğini yapıp kameralarla ispatlayan efsanevi basketbolcu Jordan olsa bile, biraz daha yavaşlatabilmek için nba yönetiminin kural değişikliğine gitmesine sebep olan nba’in gelmiş geçmiş en dominant pivotları listesinde 1. sırada demenin ayıp olmayacağı adam olan Shaq olsa bile, Shaq’ı yerinden eden ve Jordan ile kıyaslanabilen tek oyuncu olan Kobe olsa bile, takım arkadaşları Pipen, Rodman, Kerr, Fox, Horry, Gasol, Fisher, Kukoç gibi kabiliyetlerinden şüphe duymadığımız yetenekler olsalar bile abest olur.
Lakers… Senelerce NBA’in en üst noktasına oynayan bir organizasyon,bir hanedanlık… Hanedanlığın şu sıralardaki kralı bildiğimiz gibi Phil Jackson ama koca bir hanlığı sadece kral yönetemez.Phil Jackson sahaya girip oynayamayacağına göre o işi yapacak adamları da olmak zorunda elbette..!
‘Ülkemizde’ basketbolu yaşamamış insanlar bu işi hala kolay sanmaya devam etmekteler.Belki o da koç olsa o da şampiyon yapardı o takımı ben de yapardım sen de yapardın vs vs.. Ona göre öyle çünkü!! Şimdilerde basketbol tanrılığıyla meşgul olan merhum Arnold Jacob ‘Red’ Auerbach’ten de devraldı bu rekoru koç Phil Jackson..! 10 şampiyonluk.. Ayrıca bunlara ekleme yapabiliriz. Profesyonel kariyerinde Knicks’le kazandığı 2 şampiyonluk da var. Dile kolay!! Mutant olması gerekir heralde veya altıparmaklılık hastalığı olmalı Phil Jackson’da ‘şimdilik’ tüm yüzüklerini taşıyabilmesi için… Yaşı müsaade ettiği sürece de devam edeceğe benziyor. Takımında da Kobe varken ve o Kobe hala basketbola bu kadar açken…
İlk ve sonraki 5 şampiyonluğunu MJ’li,Pippen’lı,Rodman’lı ana çekirdekten oluşan kadroyla yaşadı. Bu her koçun başına gelemeyecek nadir basketbol şansıdır. 99 yılını boş geçtikten sonra Shaq ve Kobe’yle Lakers’taki ilk şampiyonluğunu yaşadı.Ardından 2001 ve 2002 geldi. 2003′te Spurs engel oldu üst üste 4. şampiyonluğa… 2004′te Phil Jackson 10. şampiyonluğunu istiyordu. Jackson kadar istekli 2 oyuncu daha gözüktü ufakta… İkisi de şampiyonluğa hasretti… O yaz Postacı Malone ve Payton kadroya katıldı ve o sene en büyük favori konumuna geldi Lakers. Batı yakasında işler yolunda gitti, Lakers adım adım finale yürüdü. Karşısına senenin flash takımı ‘bad boy’ Pistons çıktı ve beklenmedik bir şekilde Lakers tarihinin efsane kadrolarından olan bu takım şampiyonluğu kaybetti. Elbette bizim için de bir gurur kaynağıydı Memo’nun şampiyonluğu… Phil Jackson’ın koçluktaki 10. yüzüğü başka bahara (2009 baharına) kalmıştı sanki… Koç takımdan ayrılmış, Shaq’la Kobe kavgası büyümüş bunun üstüne Shaq takas edilmiş, Postacı emekli olmuş,Payton şampiyonluğu başka yerde bulmak için takımdan ayrılmıştı. Sonraki senelerde Kobe’nin tek başına çabaları (62,81 vs) yeterli olmadı takım play-off’ları zor görüyordu. Yine çözüm koç Jackson’dı. Geçtiğimiz sene koç yine rekora yaklaştı ama karşılarında inanmış bir Celtics vardı ve seriyi kaybettiler… Kobe’nin üstündeki baskı gittikçe artıyordu, birşeyler yapmalıydı…
Sene 2009… Aylardan Play-off zamanı, Kobe ve Phil Jackson yine finallerde… Lakers’ın dışında diğer iki büyük şampiyonluk adayı sürpriz bir şekilde elenmiş, karşılarında kadrosu yeterli görülmeyen, NBA’de rönesans akımı yaratmış hücumuyla(fakat Avrupa’da senelerdir bilinen…), Hedo’lu Magic vardı. Kara Mamba için av zamanı..!! Biraz Magic tecrübesizliğine Lakers farkı katılınca şampiyon çabuk belirlendi.’Bitirim İkili’ bu sefer hedefe ulaşmıştı. Hem Phil Jackson ‘tanrıdan’ rekoru aldı, hem de Kobe omzundaki Himalayaları bir kenara bırakmış oldu…
Teşekkürler Phil Jackson
Phil Jackson NBA tarihine ismini altın harflerle kazımış bir antrenördür.
NBA’de 10 şampiyonluk baya zor bir iştir.Çünkü futbol liglerinde genelde 2 en fazla 4 büyük takım vardır.Fakat NBA’de 8-10 takım her sene şampiyonluğa oynar ve eğer siz bir sene şampiyon olduysanız bir daha ki sene diğer takımlar sizin taktiklerinizi analiz etmiş olurlar.Daha farklı bir şeyler denemek zorunda kalırsınız.İşte Jackson’ın altın dokunuşu buradan geliyor.
Elinde ki kadro hep güçlü dendi, fakat onları bir arada yönetmek egolarını tatmin ettirtmek zor bir iştir.Çünkü basketbolda asıl amaç sayı atmaktır ve iyi basketbolcular sayı attıkça değer kazanır.Jackson’ın takımındaki çoğu isimde şuta dönük oyunculardı.En kolay örnek Kobe ile Pau Gasol.Pau Memphis’de iken takımın bir numaralı sayı kaynağıydı.Zaten Kobe her zaman bir numara!Böyle durumlarda koç faktörü devreye girer ve onları bir arada çarklar gibi çalıştıran Phil Jackson oldu.Eğer iyi oyuncuları kontrol edebilirsen zaten başarı kaçınılmaz olur.
Bence bu şampiyonlukları gören Real Madrid takımı Ronaldo’yu otoriteye almak için takımın başına Phil Jackson’ı getirebilirdi(!)
Aslında aklımada şöyle bir şey geliyor.Jordan ve Kobe NBA tarihinin en iyi basketbolcuları ve Phil Jackson mesela bir Charlotte’ı ya da Atlanta’yı şampiyon yapabilir mi?
Yazımın son bölümünde Phil Jackson’a haddim olmasada teşekkür etmek istiyorum.Çünkü NBA’in kalitesinin yükselmesinde Phil Jackson’ın katkısı çok büyük. Umarım ileride Phil Jackson gibi 4-5 antrenör görürüz NBA’de…
Takımınızın ana skorerleri bir tarafta jordan diğer tarafta kobe olunca 10 parmakta 10 marifet varmış tarzı goruşler normal geliyo insanlara
Diğer bir taraftan bakarsak “Jordan, Shaq, Kobe; Pippen; rodman şansmıdır yoksa allahın bir lütfumudur jacksona….
sole düşünelim jordan ve pippen hangi sitem içinde oynuyorlardı yada lakers yıllarca garda bile gerek duymadan getirsin biri topu verin shaqa yapsın 40 sayıyı bitrsin işi değilmiydi yada jordan pippen kukoc bunlara jacskon hangi tarzda koçluk manasında çok yardımcı oldu…
15 sene greg ostertag’larla oynayan sloan’ın günahı ne koç şansı her zman jackon’un yanında her zman olmaya devam ediyor ve devamda edecek sanırım..
o zmanki chicago’nun başında veya unutulmaz lakers takımının başında farklı biri olsaydı sizce farklımı olurdu bence olmazdı…
hani yıllarca küme düşen yılmaz vural demedimi verin bana feneri avrupa şampiyonu yapıyım diye verseydiniz bakalım jordanlı chicago’yu herhangi bir orta halli bir nba koç’una bakın o zaman farklımı olacaktı bence olmayacaktı
Nba şampiyonluğunu tam on kez kazanan bir antrenörden bahsederken övgülerin olması son derece doğal, ancak Phil Jackson bu övgüleri “yıldız yönetimi”nden dolayı mı, yoksa gerçekten eşsiz olan hücum sisteminden dolayı mı almayı hakediyor? Sanki öncelikle “yıldızları yönetiyor” demek biraz haksızlık..
Önce Michael Jordan sonra da Shaq-Kobe ikilisiyle başarılar kazandı ve iki elinin parmaklarını da yüzüklerle doldurdu Jackson. Ancak kendisi her zaman bir ya da iki yıldıza sahipti ve takımı onlar üzerine kurmaktan çekinmedi, bu da doğal olarak eleştirileri getirdi. Sonuçta takımınızda Kobe-Gasol ikilisi olsa, Odom ve Bynum yanınızda otursa ve Fisher gibi el yakan topları her daim iyi kullanan bir guardınız olsa sanırım antrenörsüz de konferans finali ya da playoff ikinci turu görürsünüz, bu görüş epeyce eleştirilir ama futboldan örneklersek bu sezon sonundaki Trabzonspor ile geçen sezonu altıda altı ile bitiren Galatasaray’ın durumu aslında her şeyin özeti. (Mike Brown’ın da konferans finali oynaması!)
Phil Jackson; Jordan, Pippen, Kobe ve Shaq gibi oyuncuları psikolojik açıdan rahatlatıp, oyunlarının mental açıdan gelişmesine katkıda bulundu. Bunu en azından bu seneki Kobe Bryant ve 93′ sonrası Jordan’da görmek mümkün ancak bence Jackson’ın başarıları yanında bu sözü bile edilemeyecek kadar küçük bir ayrıntı. Jackson bu yıldızlara her şeyden önce bir sistem verdi, üçgen hücumu anlattı, diğer oyuncuların rollerini öylesine iyi çizdi ki takımdaki general sayısını oluşturduğu “sistemle” en aza indirip işlerin olumlu gitmesini sağladı. Aslında başarının önemli bir kısmı Tex Winter’a ait, Tex ve sistemi olmadan iyi yönetilen yıldızlarla dolu bir kariyer, sıradan bir-iki başarıyla geçip gidebilirdi.
Phil Jackson’ın yıldızlar olmadan ne yapacağı hala muamma. Son derece ilginç bir takasla aldıkları Gasol eklentisi olmadan durumları ne olurdu? Jordan’ın basketboldan koptuğu dönemde işin sonunu getirememeleri de ayrı bir soru işareti.. Bunlar basketbolseverin kafasını kurcalayacak sorular, Phil Jackson’ın başarılı bir antrenör olduğu açık, ancak kendisini överken daha “teknik” olursak ve sistemini “huzurundan” önde tutarsak sanırım hakkını da daha iyi vermiş oluruz. Aksi taktirde Tibet’te yedi yıl geçiren ya da klinik psikolojiye eğilenlerin basketbol antrenörü olmaya heveslenmesi an meselesi olur..
İşe bilimsel yaklaşmaya karar verdi Phil. Damarlarında çocukluğundan kalma maneviyat duygusu akıp giderken hayatına buna göre yön veremezdi. Coşkun selde kaybolmak… Phil bir kurgu peşindeydi. Gerçeklikle maneviyatın sentezi. ‘Bilim gerçekleri açıklar. Fakat Antonio De Saint’in dediği gibi kişi bazı doğruları sadece yüreğiyle görebilir.’
İşletmeler ticari faaliyetlerine başlamadan önce kendilerine bir vizyon edinirler. Vizyon, işletmenin kendisini gelecekte nerede görmek istediğini gösterir. İddia içerir. Hayata geçirilebilmesi için sağlam bir stratejik zemine oturtulmalıdır. Yeniliği, ilerlemeyi, işletmenin devamlı olarak çevreye intibakını kontrol altına alan yönetsel bir araç olan stratejiler, bizi vizyona götüren alt planlama başlıklarıdır. Taktiklerle hayata geçirilir.
Phil…Başarabilmen için sanırım bir CEO gibi davranmalısın! Unutma bilim yalan söylemez. Dini bütün anne-babanın sana zorla okuttuğu ayetler ve gönül gözün de sana yardım edecek. Sentezden bahsetmiştik. Yalnız değilsin!
Phil Jackson 1989/90 sezonunda Chicago’nun başına geçip profesyonel koçluk kariyeri demini almaya başladığında bu birikime ihtiyacı olacaktı. Terazinin iki kefesini de dengede tutup engin hayat tecrübesini filme aktarmak… Hayal edebilmenin çılgınlığı!
Vizyon: Bulls’u NBA’in en başarılı ve saygın takımı yapabilmek
Vizyon yoksa hedef yoktur. Hedef yoksa başarı da…Güzel başlangıç! Phil Jackson 1995 yapımı Kutsal Çemberler kitabında şöyle der: ‘’ Başarmak önemli. Fakat benim istediğim biraz da rekabet, oyundan zevk almak, saygı görmek. ‘’ Seni anlıyorum koç. ‘’Gökdelenin tepesine çıksan bile 1. kattaki yaşlı amcanın saygısını kazanamadıysan bunun bir önemi yok. ‘’ ( A.B)
Strateji: Ben’i biz yapmak. Takım olmak
Şirketler sayısız strateji üretirler. Phil Jackson ise sadece 4 taktik üzerine temellendirdiği tek stratejiyi hayata koyarak Oscar’a aday olmuştur. En iyi film… En iyi müzik… Evet, bunun sound’u iyi. Vokal mükemmel.
Jackson organizasyona yabancı değil. Çarkın nasıl döndüğünü görüyor. Ama ona göre sadece tek bir eksik var. ‘Bazı tabuları yıkmanın gerekliliği’… Chicago’yu ‘’Jordan ve arkadaşları’’ olmaktan çıkarıp tek vücut haline getirmek nasıl mesela?
‘’Jordan, Allah’ın tabiata hediyesi. Doğa üstü yetenekleri olduğuna şüphe yok. Fakat hiçbir zaman bir takım, bir oyuncudan ibaret olamaz. Bir insan bunu tek başına başaramaz. Jordan farklı ırktan ama sonuçta o da bir ölümlü.’’
‘’Jordan topu alıyor. Yanındakiler hayranlıkla onu seyrediyor. Hamle yapmak mı? Ne cesaret! Oyun kurucu top taşısın. Uzunlar ribaund toplasın yeter…’’ kalıbını kırmaya çalıştım diyor Phil Jackson. Jordan bir yıldız değil sadece 5 köşeli yıldızın bir parçası olmalı…
Hücumda top MJ’in ellerindeyken rakip her defasında 2-3 kişiyle değişerek onu müdafa ediyor. İçeri penetre ettiğinde de diğer Bulls’lular tehdit oluşturmadığından riske edilirken tüm savunma MJ’in üzerine çullanıyor. Aslanların antiloplarla dansı…
Aslan, bir antilop sürüsüne yaklaşırken kendisine bir av seçer. Sadece ona odaklanır ve radarın zoom’unu ona göre ayarlar. Kendini hazır hissettiğinde hamlesini yapar ve sadece avına doğru hareket eder. O an yakınında sadece bir pençe mesafesi uzaklıkta bir antilop görse bile onu görmez, es geçer. Çünkü aslan için hedef bellidir.
Jordan’ın rakipleri için de öyle…MJ’in sivrilişi, diğerlerinin seyredişi Jordan’ı açık hedef haline getirmiş. Koçlar savunma setlerinin yüzde 90’ını Jordan üzerine kurmuş. Sanırım bunu değiştirmek istiyorsun Phil? Ben’i (MJ), biz’in bir parçası yapmaktan kastın bu! Rakının yanına meze koymazsan tat alamazsın!
Taktik 1: Üçgen hücum
Phil Jackson takım olmanın yollarını ararken müdavimi Tex Winter’ın dahiyane fikrine kulak verdi. Kul sıkışmadan hızır yetişmezmiş. Tex Winter üçgen hücum ismini koyduğu bu düzeneği zamanında Phil’e aktarırken acaba bir reforma öncelik ettiğini tahmin edebiliyor muydu bilmiyorum. Ama Jackson’ın koçluk kariyerine yeni bir soluk getireceği kesindi.
Kitapta sistem şöyle izah edilir: ‘’Üçgen hücum en iyi beş adamlı tai chi ( bir çeşit Uzakdoğu savunma sanatlı merkezi) olarak tarif edilebilir. Temel düşünce defansı üzerine çekip devre dışı bırakmak ve hücum sahasında çok sayıda boş alan yaratmak amacıyla hareketlenmelerin akışını en iyi şekilde ayarlamaktır. Sistem adını en bilinen hareketlenme kalıplarından birinden alır: ‘’Yan çizgi üçgeni.’’
Kitapta oyuncuların sisteme uyarlanışları da görselleştirilmiştir. ‘’Mesela Scottie Pippen topu hücum sahasına sürerken, o ve diğer iki oyuncu üçgen şeklinde – köşede Steve Kerr, yüksek postta Luc Longley, yan çizgiler civarında Scottie- yaklaşık 5 m aralıklarla sahaya yayılırlar. Bu esnada MJ 3 saniye koridorunun etrafında dolanır. Toni Kukoc ise sahanın diğer tarafında Pippen’ın tam karşısında pozisyonunu alır. Sonra Pippen içeriye Longley’e pası verir ve herkes defansın durumuna göre kompleks, birbiriyle bağlantılı bir seri hareketin içine girer.’’
Phil Jackson ‘’sistemin bana ithaf eden tarafı takımdaki herkesin hücuma katılmasına fırsat vermesi ve kendi bireyselliklerini takım için ikinci plana atmaya bir nevi mecbur bırakması’’ diyerek beğenisini dile getirdi. Herkesin bir görevi var. ‘’Topu Jordan’a ver, geri çekil’’ modelini yerle bir edecek sistem işte bu!
Ayrıca sistem kesin ve katı bir hücum düzenine oturtulmadığından rakip takımın Bulls hücumlarını okuyup yorumlaması zorlaşacak ve Jordan da bu sayede açık hedef olmaktan kurtulacaktı. Eli öpülecek adamsın Tex! Phil sana minnettar! Ben de!
Taktik 2: Özgür bırak!
Phil Jackson sistemi yürürlüğe koymadan MJ ile görüştü. Fikrini aldı. Jordan ‘’kulağa hoş geliyor ama sistem en az 1 – 1.5 yılımızı alacak.’’ dedi. Fakat üçgenin onu derinden yakalayan ve hayır diyemeyeceği bir tarafı vardı. Jordan artık ‘rakip takımların hedefindeki açık yem’ olmaktan kurtulacaktı. Kararsızlıkla birlikte olur koç dedi. ‘’Denemeye değer.’’
Üçgen hücumu baş antrenör olmadan önce Tex’den dinlemişti Phil Jackson. Şimdi uygulamak için doğru zamandı. Ona göre bu düzenek ‘’Knicks yıllarında oyuncuyken Red Holzman’ın kullandığı hücum sisteminin gelişmiş versiyonuydu’’.
Phil Jackson kesin kurallardan damıtılmış bu düzende oyuncularına sadece ne yapmaları gerektiğini söylüyor fakat nasıl yapılacağı konusunda onları serbest bırakıyordu. ‘’Sınava hazırlan. İster okuyarak, ister not alarak…’’Üçgen de bunu öngörüyor: Sınırsız özgürlük… ‘’Vazgeçme. Bu akışkan düzende illa ki rakibin bir boşluğunu yakalarsın. Yakalayana kadar devam et. Gediğin yeri önemli değil. Nasıl yakaladığının da…‘’
Aslında ne kadar yabancıydı bu kavramlar Phil’e. Özgürlük… Çocukluğunda Phil’in lügatında bu kelimenin karşılığı yoktu. Özgürlük mü? ‘’Annemim bana verdiği ayetleri saatlerce okur, ezberlerdim. Neye yarayacağını bilmeden. Sadece söyleneni yapardım. Ailemin doğrularına itaat ederdim. Yine dualar, ayinler, ibadetler…’’
Serbestiden soyutlanmış bir yaşamın kararlı bir döngü içerisine girip kirlerinden arınması gibi bir şey bu. Yoksa özgürlük nedir bilmeyen bir adam oyuncularını nasıl böylesine serbest bırakabilir ki? Klişe devam edebilir miydi?
Koçları ikiye ayırıyor Phil. Bazıları çok kontrol-kolik. ‘’Ufak bir serbestinin otoritelerini sarsacağını düşünerek dikdatör gibi davranıyorlar. Oyunculara kendilerini düşünme fırsatı vermiyorlar. ‘’ Anladım. ‘’Sanırım aldığı molada üç hücum sonraki seti çizen koçlardan bahsediyorsun Phil’’ (A.B)
‘’Kimileri de özgürlüğü abartıyor. Güçlü olana imtiyaz verip diğerlerine aynı şansı tanımıyorlar. Ayrımcılık düşünebileceğim son şey olmalı’’
Dönemin Indiana Üniversitesi koçu Bobby Knight, Phil Jackson’ı eleştiriyor. ‘’Kolejde oyuncularınız size itaat ediyor. NBA’de ise aşırı serbestlik var. Bu sebeple NBA’de asla koçluk yapamam.’’
Phil Jackson’ın cevabı manidar. ‘’Ben başıboş bırakmıyorum.’’ Özgürce davranıyorlar. Ama varlığımdan da haberdarlar. Bunun tarifi; görünmez güç uygulaması…
Taktik 3: His kulağını açık tut. Tıkama o duvarı.
Dennis Rodman denince aklınıza ne gelir? Kavga? Gürültü? Teknik faul? Piercing küpeler?
Phil Jackson ‘’sicili bozuk’’ tabirini dünya üzerinde belki de en iyi niteleyen kişi olan Rodman’ı 90’lı yılların ortasında Bulls’a getirmeye karar verdi. Evet, yanlış duymadınız. Rodman’ı…
Düşüncesini dönemin Bulls yöneticisi Jerry Krause ile paylaştığında pek ılımlı bir yanıt almadı Phil. ‘’Emin misin? Bak Rodman’dan bahsediyoruz?’’ Phil Jackson’a göre Rodman çok iyi bir savunmacı ve kafasını oyununa verdiği taktirde bir yıldız olmaya aday. Fakat hırsını konsantrasyona değil de öfkeye çevirdiği için potansiyelinin altında kalıyor.
Fikri kabul gördü ve Rodman’ı Chicago’ya getirdi. Felsefesinin bir parçası olan savunma sertliğinin ateşleyicisi olacaktı Rodman ona göre. Riski de beraberinde getirerek…
Rodman pek parlak bir başlangıç yapmadı. Sakatlıklar, maç içerisinde yetkililerden birine kafa atmalar… Bildiğini okudu. Fakat Phil Jackson onu sistemin içerisine yedirmeyi başardı. Dizginledi. Rodman’a kendi tabiriyle ‘öfkesiz saldırgan olabilmeyi’ öğretti. Sahip olduğu vasıfları doğru yere kanalize ederek oyuncusunun verimliliğini artırdı. Hatta onu hücumun bir parçası haline getirdi. Evet, Detroit dönemlerinde maç başına 18 ribaund ortalamayla oynayıp hücumda hiçbir varlık gösteremeyen, oynadığı takımın sürekli 5’e 4 hücum etmesine sebep olan Rodman’ı… Chicago’ya gelmeden önce asist ortalamaları 1.5 – 2 marjında seyrederken Bulls’da bu rakam 3’ü gördü.
‘Rodman’dan adam olur’ fikri nasıl bir hissiyattır bilmiyorum ama Phil hislerinin yol gösterici olduğuna inanmakla iyi etti. Rodman’ın rotasyona dahil edildiği 1996/96 sezonunda 72-10’luk derece elde ederek NBA rekoru kırdılar ve NBA finalinde Seattle’ı yenerek şampiyon oldular. ‘’Kariyeri bitti’’ denilen bir oyuncuyu tarihi başarının bir parçası yaptı Phil. Hem de sinekten yağ çıkararak…
Taktik 4: Zen’i uygula
Dini maneviyatın ve ihtiyacı olan özgürlüğün bileşimi olarak tanımladığı Zen’i basketbola uyarlamayı başardı Phil. ‘Kusursuz farkındalık’ adını verdiği ‘yaşanılan ana konsantre olabilmeyi’ öğretti oyuncularına. Üçgen de bunu gerektiriyordu.
Saha içinde yaşananları kesintisiz seyretmek…Akışı izlemek ve kendini o akışa kaptırmayı bilmek… Phil’e göre oyuncu kafasını gereksiz şeylerle meşgul etmemeli. Berrak zihin çok önemli. Konsantrasyon’un aşırı yoğunlaşma ile alakalı olmadığını bunun kusursuz bir ‘farkındalık’ ile sağlanabileceğini düşündü.
Knicks’de forma giyerken bir anısını anlatıyor Phil. Bench’te Nate Bowman’la şakalaşıyorduk. Koç Red Holzman beni fark etti ve yanıma geldi. Kaç dakika var diye sordu. Maçın bitimine 1 dakika, 24 saniye var diyecekken lafı ağzıma tıkadı.
‘’Hayır, 24 saniyenin bitimine ne kadar?’’
‘’Bilmiyorum! ’’
Holzman’ın ne demek istediğini anlamıştı Phil. Kusursuz farkındalık işte bu. Kenarda beklesen bile oyunun içerisinde kalmayı başarabilmek. Bağlantıyı koparmamak.
Koca yazıda Shaq, Kobe ve nice büyük isimden bahsetmedim. Ama kabul edin. Jordan gibi NBA’in globalleşmesini sağlayan ve şu an dünya basketbol tarihinin en baba oyuncusu olarak kabul gören birini ‘’takımın bir parçası’’ yapabilmek en etkileyicisiydi. ‘’Kolektivite’’ üzerine temellendirdiği stratejisini 4 taktikle hayata geçiren Phil, 6 şampiyonluk kazandırdığı Bulls’u dönemin en başarılı ve belki daha önemlisi en saygın takımlarından biri yapmayı başardı. Evet, vizyonumuz da buydu.
Bir küçük çocuk edasıyla Phil’e sormak isterdim.
‘’Bana nasıl dahiyane olduğunu anlatsana Phil. Kısaca özetle. İstersen iki cümleyle.’’
‘’Tut elimi evlat. Sana bir film göstereceğim.’’
O, Değerleri işlemesini Bilen Bir Usta
Takım sporlarında önemli olan bir ahenk içerisinde oynadığı maçı ya da oyunu kazanmak amacına dönük olarak kolektif bir ruh içerisinde mücadele etmektir.Bu mücadeleyi yaparken bir ya da birkaç oyuncu genellikle ön plana çıkar.İşte bu oyuncu ya da oyuncular takım liderliğini de üstlenerek daha fazla sorumluluk üstlenirler.İşte bu oyuncuları yıldız oyuncu diye adlandırırız.Yıldız oyuncular takımlarının önüne çıktıklarından ve başarıda daha fazla paya sahip olduklarından var oldukları çevrede başta taraftarları ve yaşadıkları toplum içerisinde herkesten daha fazla ilgi görürler.Gördükleri bu ilgi ve hayranlık onların kendilerine olan özgüvenlerini de aşırı derecede arttırır.Var olan bu özgüven ve başarı duyguları zamanla onların kendilerini diğerlerinden farklı ve üstün olarak görmelerine yol açar.İşte bu kompleks ve önyargılarla bu sporcularda genellikle bir kaprislilik hali belirir.Genellikle yıldız oyuncu deyince aynı zamanda eşzamanlı olarak kapris,şımarıklık ve farklı muamele isteği çağrışım yapar.Bu çağrışım ise zorluk,yönetme becerisi,takım içerisinde dengelerin korunması ve motivasyon kavramlarını akla getirir.
NBA ve basketbol yıldızları deyince bugün basketbola meraklı bir genç ya da taraftar için ilk akla gelen isimler Kobe Brynt,Shaquil Oneil,Lebron James,Kevin Garnet ve hepsinden önemlisi bilmese dahi bir şekilde duymuş olacağı için Michael Jordan’dır.Michael Jordon hala tartışmasız tüm zamanların en iyi basketbolcusudur.Shaqil O’neil ise sayısız MVP ödülü,Lakers ve Miami Heat’te yaşadığı şampiyonluklarla dünyanın en iyi pivotlarındandır.Kobe Brynt’a geldiğimizde başarı öyküsü hala devam eden tartışmasız tüm zamanların en büyük yıldızlarından bir tanesidir.Sıraladığımız yıldızların birçok ortak yönleri vardır.Bunların hepsi de sezon MVP’si,Play off MVP’si ,final serisi MVP’liği ödüllerini defalarca almışlardır.Hepsi de ALL-Star’dır.Sayısız sayı rekorları kırmışlar,Jordan ve Shaq sayısız rebound alma rekorları kırmışlardır.Bunlar takımlarının tüm başarı ve şampiyonluklarında hep en öndeki paya sahip olmuşlardır.Ancak hiçbir zaman tek kişinin olağanüstü yeteneği takımının şampiyonluğu için yeterli değildir.Son iki sezondur Lebron James’ın verdiği mücadele ortadadır.Özellikle de bu yıl olağanüstü bir başarı çizgisi yakalamasına rağmen play off’larda dahi maç başına 45-50 sayı ortalamaları gibi olağanüstü istatistiklere ulaşmasına rağmen Orlando Magic gibi çok büyük yıldızları olmayan ama sadece takım olan,kolektif olarak oynayan bir takıma yenilerek NBA finali oynama başarısına ulaşamamıştır.Kaldı ki Orlando,geçmişteki Detroit ya da San Antonio Spurs düzeyinde bir kollektiviteye sahip değildir.Yine Alan Iverson tüm yeteneklerine ve oyunu forse eden liderliğine rağmen görev aldığı takımlarını şampiyonluklara taşıyamamıştır.Yine Lakers’taki üç yıllık şampiyonluk döneminden , Kobe ve Shaq ayrıldıktan sonra Kobe Brynt her yıl çok üst düzey istatistiklerine rağmen bu yıla kadar Lakers’ı şampiyonluğa taşıyamamıştı.İşte bir oyuncu ne kadar üst düzey olursa olsun şampiyonluk ve çok üst düzey başarı için başka bir takım unsurlar gereklidir.Bu da mensup olduğu ekibin sahada bir takım olması ve bunun yanında ve belki de en önemlisi coaching.Bu coaching kavramını gerçekleştirebilecek kişinin de gerçek bir coach olması gerekir.
İşte Michael Jordon,Shaquıl O’neil ve Kobe Brynt gibi yıldızları, kollektif bir ruh içerisinde sahada takım olmuş bir ekibin lideri,yaratıcı gücü olarak sanat eseri gibi oya gibi işlemek ve ondan mükemmel bir eser elde etmek herhalde Red Auerbah’ın 9 kez olan şampiyon coach rekorunu 10 kez ile yerle bir eden Phil Jackson’dan başkası olamazdı.Bana göre son yılların en fazla takım oyunu ile şampiyon olan takımı Detroit Pistons’dur.Ne Orlando ne de Lakers Detroit’in oynadığı kadar kollektif bir oyun anlayışının yanından bile geçemezler.Ancak Phil Jackson,şampiyon olurken Kobe’nin yanına Gasol’u monte etmiş yanına da Lamar Odom,Trevor Ariza ve Derek Fisher gibi tamamlayıcı oyunculardan bir takım yaratarak başarıya ulaşmasını bilmiştir.Onun bir diğer özelliğinin ise takımını motive etmek için ,sinirlendirmek de dahil birçok hırslandırıcı yöntemi kullandığı ve bunu oyuna itici güç olarak kattığı bilinmektedir.O elindeki büyük değerleri ustalıkla kullanmasını bilen onların değerine değer katan büyük bir ustadır.
Öncelikle Kaan Kural gibi basketbolu çok iyi bilen ve keyifli yorumlar yapan bir yorumcuyu murat kosova gibi müthiş bir sesle bereber takip etme şansı bulduğum için çok mutluyum ve bu noktada ntvspor ailesine teşekkür ediyorum.
Öncelikle şu ayrımı yapmamız gerekiyor:Takımları yıldız oyuncular mı şampiyon yapar yoksa takımın başındaki antrenörler mi?
Benim görüşüm her ikisi de lazım.olaylara phil jackson tarafından baktığınızda yıldız oyuncular üzerinde hakimiyet kurmak onun en önemli artısı.her zaman duruşunu bozmayan ve eleştirilere rağmen kendi doğrularından ödün vermemesi de önemli özellikleri arasında.zaten 10 tane şampiyonluk yüzüğü varken biraz düşünüp öyle yorum yapmak lazım.
Peki olaya birazda yıldız oyuncular açısından bakalım.jackson bu konuda jordan,shaq ve bryant gibi süperstarlar ve pippen gibi starlarla çalışarak ne kadar şanslı bir hoca olduğunu kanıtladı.bu yıldızlardan özellikle ilk 3 ü nba tarihinde sayabileceğimiz efsaneler arasına girdiler bile.bu oyuncuların yapılarına baktığınızda takımları için sorumluluk alan ancak antrenörle kapışmaktan kaçınan isimler.onların bu hali jackson un eseri mi yoksa jackson un şansı mı o kadarını bilemem.
Sonuç olarak eğer takımınızda jordan,shaq ve kobe gibi isimler varsa onlara söz dinletmek için kariyerli olmanız gerekir.çünkü antrenör shaq a veya kobe ye sinirlenip bağırdığında onlar üstünde ağırlığı yoksa zaten iş yürümez.bu bakımda jackson bench alanında yeterli ağırlığa her zaman sahip olmuştur.
Bu süperstarlar ile bu kadar başarı yakalamak bi yönden kolay başka yönden zor bir iş.ben bunu başaran biri olarak phil jackson un takdir edilmesi gereken bir hoca olduğunu düşünüyorum…