Ana Sayfa > İhsan Bayülken > İhsan Bayülken: Var olmak ya da olmamak

İhsan Bayülken: Var olmak ya da olmamak

3“Avrupa arenasında Efes Pilsen yoluna devam ederken; Fenerbahçe Ülker elendi. Son hafta maçlarında ipleri elinde tutmayan Efes Pilsen Malaga’nın deplasmanda Rytas’ı yenmesiyla sevindi. Fenerbahçe ise ipler elinde olmasına rağmen kader maçının önemini sadece son çeyrek hissederek oynayınca sonuç kaçınılmaz oldu.

Efes Pilsen Türkiye Kupası’nda Chatmanlı Beşiktaş’ın son saniyede Kepez belediyesine attığı üçlükle yoluna devam ederken; Euroleageu’de Malaga sayesinde ikinci bir dış yardımla kendini yola devam eder buldu. Artık Efes Pilsen’in kendi ayakları üzerinde durma zamanı geldi. Yoksa çekirge gibi sıçramaya daha ne kadar devam edecek…

Fenerbahçe Ülker ise oynadığı son beş maçın tamamını kaybederek Euroleague defterini kapattı. 40 dakikalık maçta “TAKIM” halinde mücadele edilen kısım sadece 10 dakika yani son periyot oldu. Bu periyotta Zalgiris attığı 8 sayının beşini faul çizgisinden kaydederken; kader atışı da bir saniye kala üçlük olarak Brown’dan geldi.

Bu başarısızlığın nedeni iyi araştırılmalı ve değerlendirilmelidir.  Bu gibi durumlarda hedefteki kişiler her zaman coachlar olur. Sonuç olarak Tanyeviç’i oldukça sıkıntılı ve uzun bir süreç bekliyor.”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz

İhsan Bayülken

  1. 11:08 içinde 15 Ocak 2010 | #1

    Bu takımın da, maçlara gitmeyen bu taraftarın da, tanjevic’in de, tanjevic’i takımın başında tutan yönetimin de bu işte parmağı var. Kimse o suçlu, şu suclu demesin. Hep beraber bunu yarattık ve bu aksam da hep beraber tüyünü diktik hayırlı olsun.Ne yönetim gereken hamleleri yaptı, ne tanjevic, ne taraftar ne de oyuncular. Oyunculardan başlamak gerekirse, takımda savunma yapan bir tek adam yok. Eskiden Solomon stense çöktü mü anlardık ki, vidalar sıkılıyor. Sağında Ömer Onan, solunda Basden arkada Mirsad ve Semih olurdu ve biz bilirdik ki karşı takımın sayı atması çok zorlaşacak. Bu takımın öldüğünün resmi Ömer Onan’dır. Her koşulda hırsını, gücünü ve yeteneklerini son damlasına kadar sahaya koyan adam gitmiş, yerine ruhsuz biri gelmiş.Ne savunma yapıyor, ne takımı ateşliyor. Sanki biri(acaba kim) içinden ruhunu söküp almış. Diğerlerini anlatmaya gerek yok, takımın en iyi dış adam savunmacısı Damir Mrsic desek zaten herşeyi anlatmış oluruz. Tanjevic ile ilgili yorum bile yapmak istemiyorum. Ne yapıosun abi sen ya? Ne işe yarıyorsun? Bu takım ciddi bir takım ancak ruhunu tüketmişssin takımın. 1 numaran Lynn & Ukic, 2 numaran Giricek & Ömer & Mrsic, 3 numaran Emir & Kinsey, 4 ve 5 numaran Rasim & Mirsad & Semih & Ömer & Oğuz…Hiçbiri boş oyuncu değil, hepsi potansiyeli çok yüksek adamlar. Bu nasıl bir düzendir ki, bir tanesi bile bir adım öne çıkamasın, bir tanesi bile bir yetenek, bir farklılık sunamasın. Molalarını ne yapıcaksın, eve gidince, eşin vıdı-vıdı yapınca mı kullancaksın? Küfür ve hakaret aşamasına geçmeden yönetime geçiyorum. Tanjevici aylardır kovmamak kimin fikri bilmiyorum. Federasyon ile bir bağlantınız var mı onu da bilmiyorum. Ancak ruh sağlığı bozulmus, 15 yıldır bu takımı takip eden biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Tanjevic’in bunca ay tutulması için bir tane bile mantıklı sebep yok. Bu adamın tazminatı ne kadar ya 3 mü 5 mi kaç? Sen, Solomon’u gönderirken baktın mı tazminatına veya Aragones’i veya bir başkasını. Sen yepyeni bir salon yaparken, şu andakine kimsenin gelmemesine bakıp, ben nerde hata yapıyorum diye düşünmüyor musun? Nedim Karakaş neden benchten çıkarıldı, Doğan Hakyemez niye 1 ay yönetimin peşinde pervane oldu, Aydın Örs-Oktay Mahmudi ikilisine bu takım neden teslim edilmedi, Mahmut Uslu ne işe yarıyor? Bu soruların cevapları var mı? Efes Pilsen deli gibi bedava bilet dağıtıyor, otobüs kaldırıyor. Siz hala biletler 5 & 10 tl diye reklam yapıyorsunuz. Gel-mi-yor, bu seyirci bu koçun olduğu yere gel-mi-yor. Bu seyirci Mahmut Uslu’nun olduğu yere gel-mi-yor.Peki şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz çok merak ediyorum. Tanjevic’i bu saatten sonra kovsanız ne olur kovmasanız ne olur. Artık maçları Dereağzın’a alın. İçeri kamera da sokmayın ki, kimse bu rezilliği izlemek, bu kahrı çekmek zorunda kalmasın. Gerekirse her türlü kahır çekilir, ancak bu kadar boş vermişliğin olduğu yerde bu kahrı çekmek aptallıktan öte bir hareket değildir. Son sözüm de taraftara. Yine söylüyorum en büyük suçlu sizsiniz. Kişileri (Gerçekten değerli kişiler lafım yok) yıllardır takımın önüne koydunuz. Desteğinizi kestiniz, tepkinizi sadece sanal ortamlarda verdiniz (Aydın Örs yürüyüşü hariç). Bir maça gelip istifa diye bağırmadınız. Euroleague maçlarında varlığınızı anca son maçın, son çeyreğinde hissettirdiniz. Sonuçta, sizde yapmadıklarınızla bu olaya ortak oldunuz. Yeri geldiğinde “Sandıkta Görüşürüz Mesut Bey” pankartı açan bu taraftar, Tanjevic’le yüz yüze bile gelip iki çift laf edemedi ya ben ona yanıyorum.

    Toparlamak gerekirse, bir takım düşünün, seyircisi iplemiyor, maçlara gelmiyor, bir takım düşünün en önemlli taraftar sitesi ve kendi web sitesinde maçlarla ilgili tek kelime geçmiyor, bir tane maç organizasyonu yapılmıyor, bir takım düşünün yöneticileri sadece olanı biteni seyrediyor ve bir inat uğruna geri adım atmıyor, bir koç düşünün, hiç bir oyuncuyu bir adım ileri götüremiyor, taraftarından, oyuncusuna herkesi takım küstürüyor, ve son olarak bir takım düşünün, oyuncuları sahada hayalet gibi geziyor, savunmayı 2-1-2 alan savunmasına yerleşmekten ibaret sanıyor, hücumu üçlük göndermek olarak algılıyor.. Eğer böyle bir takım var ise, bu takım 5 euroleauge maçını toplamda 3000 kişiye de oynamayı da hak ediyor, en tırt grupta sonuncu olmayı da. Çok sinirliyim ancak üzgün değilim çünkü hak ettiğimizi aldık.. Keşke Asvel kazansaydı da, bu akşam herşeyin üstüne tüy diken bu 4 (taraftar, oyuncular, koç, yönetim) grup daha da acı çekseydi…

  2. Uğur Türker
    15:33 içinde 15 Ocak 2010 | #2

    Bu kadrolar nasıl buralara geldi inanamıyorum.
    Efes Pilsendeb başlyalım:
    Geçen günlerde Rakoceviçin röportajı yayınlandı NTVSpor.net te bence o sözlerden sonra Sn Özerhun hemen atamanı göndermeliydi.Neden mi?
    1) Takımın kariyer ve karizma ( reputation) en büyüğü buna antrenör de dahil insanıdır rakocevic. Ve bizim gibi son 7 yıldır Final Four göremeyen artık orta düzey avrupa takımları için küçük çaplı bir para mucizesidir. Eğer o adam gerçekten bu kadar sıkıntılıysa artık bu antrenörün sorunudur. Siz o adama göre set yazmaz ona göre bir saha içinde süre planlaması belirlemezseniz gönderin gitsin bari onu diğer takımlarda izleme lüksünden mahrum bırakmayın bizi. Garibim Nachbar da sesini çıkaramıyor. Garibim diyorum ama nazire yapmak için çükü arkadaş son aldığı paranın neredeyse iki katını kazanıyor bizden hemde yorulmadan. Sorumlu sadece ve sadece E. Atamandır. Bunu geçen yıl Euroleauge Final Fourunu izleyen herkes biliyordur. Besketbol artık sertlik oyunu oldu avrupa için. Kırılgansan istersesn 100 at fazlasını yiyorsun. Atamanın takımları kısa 4 numaralar oyunkurucu olmayan oyunkurucularla dolu. Artık Atamanın amerikaya yeniden keşf etme zamanı geçti. Eğer E.Pisen yönetimi şimdi gönderip adı Orta düzey bi antrenör dahi getirse %5 lik bir Final Four sansı olur yoksa 0 yazıyla sıfır.

    Fenerbahce Ülker ise daha feci bir durumda.
    Ama bir bakımdan iki takımında antrenör problemleri aynı doğrultuda. İkiside dünyada sanki ilk kez basketbol oynanıyorda bir şeyler keşfetmeye çalışıyor gibiler.
    Tanjevicin kurmak istediği herkes oynar düzeni ki bu sistem Milli Takımı da yıukan sistemdir saha içinde ilk oyuncuların kafasını karıştırıyor sonra da seyirciyi. Maçlarda kimin oyunda olduğu anlamak için maçı değil hakem masasının yanlarını izlemek gerekiyor. Saha içinde ise Tanjevicin prensi Preldzicin bile düzeni bozuldu: insan bir periyotta 3 farklı pozisyon için oyuna girermi? Naapsın fakir.
    Basketbola bu kadar yatırım yapan Ülker nasıl olurda paralarının heba edildiğine göz yumar anlamıyorum. Tamam fener yönetimi rahat nasılsa parayı ülker veriyor ama ya taraftar. Allah için bir maça gidip te canı hafta içide geleyim diyen biri var mı gösterin.,
    Toparlarsak :
    Bizim gibi bu spora bu kadar parayı Litvanyalılar yatırsa neler olur tahmin bile edemiyorum. Ülkemizin acilen basketbolu bilen bir hatta iki antrenöre ihtiyaç var. Ben artık her maçtan önce bu maç kim yıldız olur diye düşünmekten bıktım. 2 mi 1 kısamı gibi manasız tartışmalardan bıktım.Ne olur bu adamları yollayın ne olur bakın bu kadar açık söylüyorum. Bıktım artık bıktım. Kızıyorum FB Ülkere ama elendiği için değil beni Top 16 daki 3 takımı izlemekten mahrum bıraktığı için.
    Ne hallere düştüğümüzü görün. Paramızla rezil olmak bundan fazlası olamazdı heralde.
    Saygılar..

  3. ilkemtekin
    01:58 içinde 18 Ocak 2010 | #3

    Fenerbahçe ve Ülkerspor birleştikten sonra , iki kadronun bir araya toplanması ile iyi bir kadro ortaya çıktı. Aydın Örs takıma savaşan yabancılar getirerek takımın ruhunu da ortaya koyuyordu. Özellikle gerçek Fenerbahçeli kimlikleri dikkat çeken Türk oyuncular Mirsad , Ömer Onan ve İbrahim Kutluay gibi isimlerle de bu birlikteliği , takım kimyasını kuvvetlendiriyordu. Çünkü bu takım yürekten oynuyordu. Damir Mrsic gibi yaşına inanamayacağınız bir profesyonel ve daha sonra yabancı terimle gerçek bir “winner” olan Willie Solomon…Fenerbahçe Ülker ligde şampiyon oluyordu fakat bu şampiyonluk Aydın Örs’ün kalmasına yetmiyordu. Daha sonra milli takımımızın çok başarılı(!) koçu Bogdan Tanjevic Aydın Örs’ün yerini alıyor ve takıma memleketlisi Emir Preldzic ve Gasper Vidmar’ı getiriyordu. Hadi Emir neyse de , Vidmar’ın gelişimini izlemek gerçekten inanılmaz keyifliydi !…Daha sonra takıma yine White gibi savaşan isimler geliyor , Kinsey gibi savaşan isimler geliyor ve FB Ülker ertesi sezon yine Solomon başta olmak üzere tüm takımın başarılı oyunuyla şampiyonluğu kazanıyordu. Fakat Tanjevic’in üçüncü sezonunda Solomon ve Kinsey’in NBA yolunu tutması ile birlikte Fenerbahçe Devin Smith ve Marques Green gibi vasat oyuncularla sözleşme yapıyordu.Hatta Green boyu ve oyun kurmadaki sıkıntıları ile vasatın altındaydı çünkü FB Ülker Solomon gibi hem atan hemde asistleri ile attıran bir oyun kurucuya alışmışken bir anda o mevkide sıkıntılar yaşamaya başlamıştı. Daha sonra NBA’den Gordan Giricek takıma dahil edildi ve NBA’den oyuncu aldık oldu. Sezon içerisinde Green’in yetersizliği görüldü , 40′ına merdiven dayamış Mrsic ve Preldzic’in oyun kurma çabaları yetersiz kaldı ve NBA’de tutunamayan , ayrıca Tanjevic’in sevdalısı(!) Kral Solomon yuvaya döndü. Ne dönüş ama! Mental olarak bu kadar yorulmuş , bir sezonda iki takım değiştirmiş ve bir türlü istediğini alamamış , içindeki buruklukla ve bedeni zihninin isteklerini yapamaz durumdaki Solomon , Tanjevic tarafından ısrarla oynatılıyor , kendine gelmesine , mental olarak durulmasına izin verilmiyordu. Tanjevic’in zaten onu sevmemesi onu iyice küstürdü kanımca. Daha sonra Efes Pilsen ile oynanan ve 2-0′dan verilen final serisinde kritik anlardaki konsantrasyon kayıpları Solomon’ın hiç hazır olmadığının ve Tanjevic ile de hazır olamayacağının göstergesiyken , bu kadar kötü oynayıp kafa olarak iyice kopmuşken sahada tutulup tamamen bitirildi Willie Solomon. Bu sezonun başında ise takımdan tamamen koparıldı. 2-0 öndeyken Efes serisinde yaşanan olaylar , aslında perşembenin gelişini gayet iyi gösteriyordu ta pazartesiden. Bu sezonun başında ise Kinsey NBA’deki macerasını noktalayıp takıma geri döndü , Avrupa’nın en önemli skorerlerinden Lynn Greer ile anlaşıldı. Giricek ve Solomon gibi yıldızların yanına bu iki isim de eklenmişti ve kağıt üzerinde gerek geniş pota altı rotasyonu ile (Mirsad , Ömer , Oğuz ve Semih) FB Ülker gerçekten tehlikeli duruyordu. Ama sadece kağıt üzerinde. Siena ve Barcelona maçlarında takım yenilgiyi kabullenmiş ve pervasızca , hiç oynamadan maçları vermişti. Hatta son Siena maçı öncesi takımın kanalında yapılan röportajlarda “zaten Siena maçını kaybederiz ama evimizde Zalgiris’i yeneriz” havası ise gerçekten düşündürücü ve takımın vizyonunun ne kadar dar olduğunun göstergesiydi. Yapılan onca önemli transfer , harcanan onca paraya rağmen , takımın değer olarak kendinden çok daha küçük çaplı takımlara yenilmesini ise sadece kötü şut performansına , bu gece top bizi sevmedi gibi anlamsız ve klişe laflara bağlayamayız. Sezon başından bu yana oyun kurmakta sıkıntı çeken , takım ruhu yok olmuş , pervasızca , umarsızca oynayan bu takımın , bir kan değişikliğine ihtiyacı var. Yine NBA’den transfer edilen Ukiç bu takımın problemlerini çözebilir , hatta oyun kurucu olmadan TBL’de ikinci sırada bulunan FB Ülker , şampiyon da olabilirdi Ukiç olmadan ancak eğer Avrupa’da birşeyler hedeflenmiyorsa , kendi sahanızda Barcelona’yı Siena’yı yenmek bir kenara , hedefiniz fark yememekse , bırakın Top 16′yı , bu takım Euroleague’e bile katılmasın , gelsin paşa paşa liginde mücadele etsin , Daçka’yı , KSK’yı yensin sevinsin… Unutmadan hatırlayın Aydın Örs döneminde salonu dolduran taraftarları , takımın ruhu , keyifli oyunu , iyi savunması , iyi hücumu ile doluyordu o tribünler , şimdi neden gelsin o taraftarlar? Takımlarının 20 sayı fark yemesini , 40 dakikada 50 sayıyı zar zor bulabilmesini veya 40 dakikada 90 sayıyı rahatça yemesini izlemek için mi ? Komik olmayın lütfen…

  4. 14:53 içinde 20 Ocak 2010 | #4

    Tanjevic şu anda Türk basketbolunun kanayan yarasıdır. Mirasyedi olarak geldiği iki takımın başında da söz verdiği hiç bir işi gerçekleştirmemiştir. Fenerbahçe Top 8e kaldığında 2 sene içinde Final 4 vaadinde bulunmuş ancak takım her sene geriye giderek top 16 dahi yapamamıştır. Şunu belirteyim 43 sayı fark yediğimiz Sienanın bütçesi bizim takımın bütçesinden az da olsa eksiktir. Varın gerisini siz düşünün…

    Efese gelince ne kadar kötü yönetildiği aslında geçen seneki Fener serisinden anlaşılabilir. Efes o güçlü kadrosuna rağmen fener karşısında 2-0 geriye düştü ve fenerliler rehavete kapılmasaydı seri bir kez daha 4-0a gidecekti. Efesin direnci kalmamıştı. Ancak fenerin ikramıyla efes şahlandı ve sorunlar geçici olarak örtüldü.. Efesin de bir numaralı sorunu koçu. Aslında yurtdışında da başarılı olmuş Sienayı uçurmuş bir koç ama Efesteki performansı oldukça şaşırtıcı. Nasıl 2 takımla avrupa şampiyonu olmuş Tanjevic bu mu diyorsak Sieana ile final four oynamış ataman da bu mu arkadaş diyesi geliyor insanın…

    2010 dünya şampiyonasında ev sahibiyiz. Bu saatten sonra koç değiştirmek çok büyük bir risk ancak kulüp takımlarının başına Aydın Örs ve Oktay Mahmudi gibi iki savunma duayeni boştayken onlar getirilmeli. Bizim takımlarımız her zaman savunmalarıyla ön plana çıktılar. Yine o sıkı savunmayı yaptıracak koçlar gerekli bu ikisiyle başarı olmaz

  5. 01:20 içinde 25 Ocak 2010 | #5

    Çift Kişilikli Şizofren Kadrolar
    Posted by basketçi

    Efes Pilsen için Mahmutili dönemlerden beri hep aynı şeyi söylüyorum;
    Bu kadrolar çift kişilikli ve şizofren kadrolardır.
    Ligde ayrı Avrupa da ayrı kadro ile oynanmaz.
    9+5 iyi bir şifredir fakat bunun 9′u yabancı 5′i yerli olursa bunun adı saçmalıktır.
    Efes 9 tane yerli elit isimle oynamalı 5 tane de süper star yabancı almalı, hadi olmadı 3 süper star 1 görev oyuncusu 1 rol oyuncusu da olabilir ama 9 yabancı ile bu iş olmaz.

    ÇİFT KARAKTERLİ EFES PİLSEN
    Efes Pilsen en iyi dönemlerinden birinde Naumoski’nin çok önemli maçların öncesinde yaşadığı sakatlıklardan da feyz alarak Karasev’i transfer etmişti. Karasev geldiği dönem itibariyle Avrupa’nın en elit oyuncularından birisiydi. Karasev(da) Efes Pilsen’e istenilen katkıyı büyük ölçüde verememişti. Bunun da tek bir sebebi vardı. Hafta sonu ligde oynamayıp hafta içi Avrupa da oynayınca ne kendisi takıma adapte oluyordu nede takım Karasev’e adapte oluyordu.
    Efes Pilsen artık çift kişilikli kadrolardan vazgeçmeli. Oktay Mahmuti ile başlayan Blatt ile devam eden ve Ataman ile sürat bulan bu çift kişilikli kadrolar asla istenilen hedefe varamadılar. Oktay Mahmuti’yi sayarak başladık ama;
    Koç Mahmuti; LaRon Profit, Goran Nikolic, Dusan Kecman, Jurica Golemac hatta Nikola Prkacin ve Antonio Granger gibi ligde de yerli oyuncuların arkasından gelen iyi yedek oyuncular ile yabancı oyuncu kontenjanını dolduruyordu. Böylece hem ligde hem de Avrupa da mücadele eden takım aynı kurgu ile rotasyonu bölüşebiliyorlardı.
    Ligde başka Avrupa da başka kadrolar ile mücadele etmek Efes Pilsen sistemini temelinden bozdu. Bir ara Mustafa Abi ligde 30 dakika civarı süre alırken Euro Leage de sahaya adımını dahi atmıyordu.
    Ligimizin yabancı oyuncu kriterlerini çözmek adeta Da Vinci Şifresini çözmeye benziyor. Maç kadrona 5 yabancı oyuncu alabiliyorsun. Bunun en az 2 tanesi Avrupalı olmak zorunda. Kadroya 5 yabancı aldınız kabul fakat bunun sadece 3 tanesini aynı anda oynatabiliyorsunuz.
    Şimdi Efes Pilsen’in lig maçlarına baktığımızda 3 yabancı oyuncuyu sahada, 2 tanesini yedekte görüyoruz. Bir oyuncu da rotasyon dışında kalıp tribüne çıkıyor. Santiago ise ligde zaten hiç oynayamıyor çünkü buna hem kurallar hem de doğal olarak sözleşmesi müsaade etmiyor.
    Ligde Efes Pilsen sanırım bu oyuncuların rotasyonu için bilgisayar yazılımı falan kullanıyordur çünkü işin içinden çıkmak gerçekten çok zor. Efes Pilsen ligde kılı kırk yarıp sahaya oyuncu sürerken Euro Laege maçlarında aynı anda 5 yabancı ile oynayabiliyor hatta oyuna giren 6. ve 7. oyuncular bile istek halinde yabancı olabilir. Bu yapı Efes Pilsen’i çift karakterli kılıyor. Efes Pilsen acilen yabancı ve yıldız oyunculara dayalı sistemden vazgeçmeli ve kadrosunu yerli oyuncular ile güçlendirmeli. Altyapısından çıkan oyuncusuna sahip çıkmalı ve parayı Santiago’ya harcayacağına tıpkı geçmişte Hüseyin Beşok ve Kaya Peker örneklerinde olduğu gibi Furkan’a harcamalı.
    Geçmiş dönemlerde başarılı olan Efes Pilsen kadrolarına baktığımız zaman Türk oyuncuların kadro yapısında ağır görevler aldıklarını ve altyapıdan gelen oyuncuların sistem basketbolu ile A takımda oldukça başarılı olduğunu ve şampiyonlukların üst üste geldiğini görüyoruz. Önce Ufuk Sarıca, Volkan Aydın, Tamer Oyguç gibi isimleri sonra Mirsad Türkcan, Mehmet Okur, Hidayet Türkoğlu, Hüseyin Beşok, Kerem Tunçeri, Ömer Onan gibi hatta İbrahim Kutluay gibi isimlerin yaşanan başarılarda söz sahibi olduğunu görüyoruz.

    Eğer başarılı olmak istiyorsan yerli oyuncu kadron en iyi olacak, onların yanına getirdiğin yabancılar yerliler ile beraber daha büyük bir güç oluşturmana yardım edecek. Efes Pilsen bunu çok iyi yapıyordu, kendisi zaten oyuncu yetiştirme fabrikası idi bunun yanı sıra ligde parlayan Kerem Tunçeri gibi Hüseyin Beşok gibi isimleri de genç yaşta kadrosuna dâhil ediyordu.
    Ne olduysa Oktay Mahmuti döneminde oldu, Ergin Ataman her çalıştığı yere Efes Pilsen altyapısından tanıdığı isimleri peşinden götürürken Efes Pilsen kaptanı Ömer Onan’a dahi sahip çıkamıyordu. Ergin Ataman Türk Telekom’a gitti Erdal Bibo’yu yanında götürdü (Bibo o sene Avrupa şampiyonası kadrosunda milli takımda yer bulmuştu) Karşıyaka’ya gitti Alpay Öztaş’ı yanında götürdü, Siena’ya gitti Mirsad’ı (ve Alpay’ı) yanına aldı. Ergin Ataman Efes Pilsen altyapısına bu kadar güvenirken Efes Pilsen kadrosundaki yerli isimler bir bir azaldı nedense.

    Efes Pilsen’in tek yapması gereken altyapıya daha sıkılaştırıp oradan oyuncu getirmeli ve Engin Atsür, Erkan Veyseloğlu, Barış Ermiş, Cenk Akyol, Serhat Çetin, Tufan Ersöz örneklerinin aksine onlara sahip çıkmalı.
    İlker KESER
    http://naumoski7.blogspot.com/

  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.