Ana Sayfa
>
İhsan Bayülken > İhsan Bayülken: Fenerbahçeli oyuncular kazanmayı biliyor
İhsan Bayülken: Fenerbahçeli oyuncular kazanmayı biliyor
“Kazanmayı bilen oyuncu sayısı fazla olan Fenerbahçe, Efes Pilsen’le oynanan final serisinde hep bir adım önde oluyor. ”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
İhsan Bayülken
Şampiyonun Ruhu
NBA ve Amerikan basketbol camiasında klasik bir söylem vardır.Rakip ne olursa olsun şampiyonun ruhunu unutmayın derler.Türkiye Basketbol Ligi’nde de artık lafı kullanabiliriz sanırım.Çünkü Fenerbahce de seri şampiyonluklarla yeni bir basketbol efsanesi yaratma yolunda ve favori olarak görülmediği maçlarda bile kazanmasını biliyor.
Kim ne derse desin Efes Pilsen takımı bu seneye mutlak favori olarak başladı.Herşeyden önce seneye geçen sene ,bana göre süpriz bir kararla Beşiktaş’ın başına geçen,Ergin Ataman hamlesiyle başladılar..Orada elindeki maddi olanaklar çerçevesinde çok iyi bir takım kurdu Ataman. Beşiktaş,TBL tarihindekideki belki de en heyecanlı senesinde, heyecanı canlı tutan lokomotif takımlardan biri oldu ve de Uleb Cup’ta çeyrek final oynadı o sene.Çeşitli sıkıntılar yüzünden takımdan ayrılan Ataman, bu sefer basketbolda çok daha iddialı bir kulup olan ve yıllarca Türk Basketbol’un en temel taşlarından biri haline gelen Efes Pilsen’e geçti.Yanında Sinan,Kaya ve Shumpert gibi başarılı Beşiktaş takımın en önemli oyuncularını da getirdi.Ayrıca her ne kadar sakatlıklar yaşamıs olsada NBA ve Barcelona geçmişli Mario Kasun,Real Madrid’de forma giymiş Smith,”Türk Kirk Hinrich” Engir Atsür,Vujacic,Michalis Kakiouzis gibi oyuncularla Eurolig ayarında, çok iyi bir kadro kurdular.Sezzon ortasında gelen Kerem Tunçeri hamlesi de tek eksiği kapatıyordu.
Fenerbahçe ise seneye geçen senenin benchten gelerek patlayıcı gücüyle takımı ateşleyen Trance Kinsey’i ve en önemlisi takımın beyni Solomon’u kaybederek başladı.Sonradan gelen Giricek transferi taraftarı azcık umutlandırsada geçen seneki Fenerbahce ile arada çok buyuk fark vardı.Ancak sonrasında Solomon’un yuvasına dönmesiyle Fenerbahçe bir anda eskisinden 2 kat daha ciddi şekilde şampiyonlukla anılır oldu.Solomon sanki hiç ayrılmamış gibi-hoş zaten temel iskelet geçen senenin aynısıydı- takımı yönetmeye oynadığı ilk maçtan itibaren başladı ve aradaki ayların pek birşey değiştirmediğini gösterdi.
Efes Pilsen,seneye tam beklenildiği gibi dolu dizgin başladı ve öylece de götürdü.1. sırada aldı play-off vizesini.Fenerbahce son zamanlarda yükselen performansıyla ligi 3. bitirdi.İki takımda maç kaybetmeden finale geldiler.Solomon’a rağmen ibreler hala biraz daha Efes lehineydi ta ki Şampiyonun Ruhu parkeye inene kadar.İstatislikler,kadro genişliği hepsi ikinci plana itildi izlediğimiz iki maçta da.Efes her ne kadar çok iyi bir rotasyona sahip olsada, kadrosunda gerçek anlamda “winner” olmamasının sıkıntılarını çekiyor.Fenerbahçe ise yıllardır pek değişmeyen iskelet kadrosuyla çok fazla “winner” oyuncuya sahip. İşte bu oyuncular final serisinde iki deplasman maçında farkı yaratan oyuncular.Bunların attığı sayı veya aldığı ribaunt hep ikinci planda.Çünkü bu oyuncular sahaya kazanma arzusunu yansıtıyorlar.
En basit örnek 2. maçta son ribaunta bakalım.Orda Mirsad vucudunda biçim buluyor şampiyonluk ve kazanma arzusu,Mrsic’in ellerinde süzülerek sayı oluyor.İşte Fenerbahçe’nin farkı da burada ortaya çıkıyor.Solomon,Mirsad,Mrsic,Ömer bunların hepsi kazanmayı bilen ve her geçen gün daha çok öğrenen oyuncular.Basketbolu farklılaştıran oyuncular işte bunlar.Eğer bir takım,seri de rakibi favoriyken bile deplasmandaki iki maçı da kazanıyorsa o takım şampiyonluğu gözüne kestirmiş demektir.Şampiyonluğu kazanmak ,sut sokmaktan veya ribaunt yapmaktan çok daha fazlasını ister.Fenerbahçe ilk iki maçta işte bunları verdi Ayhan Şahenk’te.Eğer serinin geri kalanında da Ergin Ataman şampiyonluğu getirecek kelimeler yerine medyayı kışkırtacak demeçler vermeye devam ederse,ve kazanan oyuncular şampiyonluk ruhunu taşımaya devam ederlerse Efes Pilsen’in süpürülmekten başka seçeneği kalmaz.Kazanmaya bilen ve onu isteyen oyuncularla diğerleri arasındaki farkı 2009 TBL Finalleri’nde görüyoruz tıpkı 2004 NBA Finalleri’nde şans verilmeyen Detroit ile yıldızlardan kurulu Lakers maçlarında gördüğümüz gibi.Şampiyonluk,kazanmayı bilenlerin ellerinde yükselmek ister.
Belki de bu ruh Fenerbahçe Kulübü’nde var.Futbol takımı da aynı, kazanmak isteyince kazanıyor.Bu durumda koç Tanjevic’in katkısı yadsınamaz ama ondan önemlisi “Willie ‘King’ Solomon”un dönüşü olsa gerek…Solomon gelmeden önce Efes yenilmez armada konumuna gelmiş, önüne geleni kar temizleme makinesi gibi kenara itmiş, %85 şampiyon ilan edilmişti. Fakat bu hegamonyayı nasıl yok edeceğini düşünen koç Tanjevic’in aklına süper kahramanı (!) Solomon geldi…Tabii ki sadece genç yeteneklerle bi yere kadar.Preldzic, Vidmar, Semih, Oğuz, Ömer Aşık hepsi iyi oyuncular ama Efes’in seviyesinde değil…Kasun, C. Smith, Thornton, Kakiouzis, hatta Efes’in çoğu türk oyuncusu Avrupa çapında oyuncular.
Efes’te ise herşey güllük gülistanlık devam etmekteydi. Koç umutlu, oyuncular umutlu… Artık Fenerbahçe’yi rahat yenip şampiyonluk yaşamak düşüncesindeydiler.Sezon başında yapılan flaş transferler bunun bi göstergesiydi.Hele ki Kasun’un getirilmesi beni heyecanlandırmıştı. C.
Smith şuursuz şutör gibi gözükse de Avrupa’da ona tapıyorlardı. Ayrıca Türk Milli Takımı’nda oynayan oyuncularının performansı göz dolduruyordu. Bunun bir nedeni de Fenerbahçe Ülker’in aldığı iddaasız yabancılardı (Giricek hariç). Herkes düşündü ki Tanjevic bu seneyi gençler için heba edecek sonraki senelere yatırım yapacak… Aynı Milli Takımımıza yaptığı gibi (!)… Öyle de oldu denebilir. Efes ligin mutlak hakimi, Fb Ülker, dağınık Telekom’la 2.lik mücadelesinde, Gs Cafe Crown ve Bjk Cola Turka felaket bir sezon yaşamalarına rağmen 4. ve 5. … Yani Fb Ülker’in bir büyük transfer hamlesi onlara final kapısını aralardı. O büyük hamle elbetti ki Solomon olmalıydı… En azından sezon sonu için en iyi tercih olarak…
Guard pozisyonunda büyük boşluk vardı Fb Ülker’de… Marques Green, bence kesinlikle yeterli değil. Öncelikle boydan kaybediyor. İstiyorsa 40 sayı atsın umrumda değil. Damir Mrsic de ilerlemiş yaşına rağmen orayı idare etme çabasındaydı ama bir yere kadar… Play-off öncesi yapılabilecek en iyi transfer hamlesidir Tanjevic’in yaptığı… Hem de guard bölgesine! Kral’da Nba’den gelmenin verdiği özgüven vardı ilk çıktığı maçlarda. Nasıl olsa burda kraldı ve herkes ona fazla laf yapamazdı. Rahattı fakat zoru gördüğünde paydos yapmadı. Fb Ülker’in sezon başındaki görünümünden şampiyonluğun en büyük adayı konumuna gelmesinde 1 numaralı pay sahibi elbette Solomon’dur…
Gelelim final serisine… Beklentilerim Solomon’un dönüşüne rağmen Efes’in müthiş takım yapısının Fb Ülker’e bir numara büyük geleceğiydi. Fb Ülker elbette maç kazanırdı fakat şampiyon olacak kadar değil. Biraz hırs, biraz istek, biraz tecrübe durumu 180 derece değiştirdi. (Ne kadar tavaırlarından ve karakterinden hiiiç mi hiç hazzetmesem de) Mirsad’ın azmi ve verdiği katkı, Mrsic, Ömer Onan gibi oyuncuların tecrübesi, genç oyuncuların açlığı Solomon’un getirdiği sinerjiyle birleşince ortaya çıkan durum bir anda beklenen ‘skor’u getirdi ama 2-0 değil 0-2 olarak… Bundan sonra Fb Ülker maç vermezse kimse pek şaşırmaz çünkü Efes afallamış durumda… Eeee ne demişler; tavuk sersemken kesilir…
Belki de bu ruh Fenerbahçe Kulübü’nde var.Futbol takımı da aynı, kazanmak isteyince kazanıyor.Bu durumda koç Tanjevic’in katkısı yadsınamaz ama ondan önemlisi “Willie ‘King’ Solomon”un dönüşü olsa gerek…Solomon gelmeden önce Efes yenilmez armada konumuna gelmiş, önüne geleni kar temizleme makinesi gibi kenara itmiş, %85 şampiyon ilan edilmişti. Fakat bu hegamonyayı nasıl yok edeceğini düşünen koç Tanjevic’in aklına süper kahramanı (!) Solomon geldi…Tabii ki sadece genç yeteneklerle bi yere kadar.Preldzic, Vidmar, Semih, Oğuz, Ömer Aşık hepsi iyi oyuncular ama Efes’in seviyesinde değil…Kasun, C. Smith, Thornton, Kakiouzis, hatta Efes’in çoğu türk oyuncusu Avrupa çapında oyuncular.
Efes’te ise herşey güllük gülistanlık devam etmekteydi. Koç umutlu, oyuncular umutlu… Artık Fenerbahçe’yi rahat yenip şampiyonluk yaşamak düşüncesindeydiler.Sezon başında yapılan flaş transferler bunun bi göstergesiydi.Hele ki Kasun’un getirilmesi beni heyecanlandırmıştı. C.
Smith şuursuz şutör gibi gözükse de Avrupa’da ona tapıyorlardı. Ayrıca Türk Milli Takımı’nda oynayan oyuncularının performansı göz dolduruyordu. Bunun bir nedeni de Fenerbahçe Ülker’in aldığı iddaasız yabancılardı (Giricek hariç). Herkes düşündü ki Tanjevic bu seneyi gençler için heba edecek sonraki senelere yatırım yapacak… Aynı Milli Takımımıza yaptığı gibi (!)… Öyle de oldu denebilir. Efes ligin mutlak hakimi, Fb Ülker, dağınık Telekom’la 2.lik mücadelesinde, Gs Cafe Crown ve Bjk Cola Turka felaket bir sezon yaşamalarına rağmen 4. ve 5. … Yani Fb Ülker’in bir büyük transfer hamlesi onlara final kapısını aralardı. O büyük hamle elbetti ki Solomon olmalıydı… En azından sezon sonu için en iyi tercih olarak…
Guard pozisyonunda büyük boşluk vardı Fb Ülker’de… Marques Green, bence kesinlikle yeterli değil. Öncelikle boydan kaybediyor. İstiyorsa 40 sayı atsın umrumda değil. Damir Mrsic de ilerlemiş yaşına rağmen orayı idare etme çabasındaydı ama bir yere kadar… Play-off öncesi yapılabilecek en iyi transfer hamlesidir Tanjevic’in yaptığı… Hem de guard bölgesine! Kral’da Nba’den gelmenin verdiği özgüven vardı ilk çıktığı maçlarda. Nasıl olsa burda kraldı ve herkes ona fazla laf yapamazdı. Rahattı fakat zoru gördüğünde paydos yapmadı. Fb Ülker’in sezon başındaki görünümünden şampiyonluğun en büyük adayı konumuna gelmesinde 1 numaralı pay sahibi elbette Solomon’dur…
Gelelim final serisine… Beklentilerim Solomon’un dönüşüne rağmen Efes’in müthiş takım yapısının Fb Ülker’e bir numara büyük geleceğiydi. Fb Ülker elbette maç kazanırdı fakat şampiyon olacak kadar değil. Biraz hırs, biraz istek, biraz tecrübe durumu 180 derece değiştirdi. (Ne kadar tavaırlarından ve karakterinden hiiiç mi hiç hazzetmesem de) Mirsad’ın azmi ve verdiği katkı, Mrsic, Ömer Onan gibi oyuncuların tecrübesi, genç oyuncuların açlığı Solomon’un getirdiği sinerjiyle birleşince ortaya çıkan durum bir anda beklenen ’skor’u getirdi ama 2-0 değil 0-2 olarak… Bundan sonra Fb Ülker maç vermezse kimse pek şaşırmaz çünkü Efes afallamış durumda… Eeee ne demişler; tavuk sersemken kesilir…
İlk olarak Efes ile Fener’in kadro gücü mevkilere göre değişiyor.
Mesela Kasun pota altında bire bir oynamayı çok iyi biliyor.Thornton
ve Smith, Ömer Onan’a göre biraz daha kaliteli oyuncular ancak Ömer’in
ne yapacağı hiç bir gün belli olmuyor. Bir gün Ömer 20 sayı atarken
bazen sanki o sayıları o atmamış gibi oynuyor ancak Türkiye de ilk beş
savunmacı içine girebilir. Fener’in uzunları Kasun dışında diğer iki
uzunu gayet rahat tutabilirler çünkü Kaya ve Kerem’e göre daha uzunlar.
Kaya onları bir nebze daha fazla zorlayabilir ancak Kerem çok iyi
oynamasına rağmem onlara karşı dişe diş oynayamaz ancak hızlı ayak hareketleride onun bir avantajı.Efes için Shumpert ta önemli bir isim
çünkü şut yüzdesi yüksek ve havada atış yaparken el değiştirebilen bir
oyuncu ve onun şutları serinin 4 üncü maçını Efes e çevirebilir.Ama
Ergin Atamanın unutmaması gereken tek şey Sinan Güler çünkü 3 üncü
maçta Solomon dan top çalıp son beş saniyede takımı öne geçirmesi
onun iyi bir savunmacı oduğunu gösteriyor.Fener içinde Solomon iyi
silah ancak egosu çok fazla ve eğer onun karşısında onu zorlayan bir
isim varsa onu hep geçmeye çalışıyor ve takım oyununu unutuyor ve bu da
Sinanın daha rahat top kapmasını sağlayabilir.Ama Fener Efes e göre
daha rahat şut atıyor çünkü Mirsad ve Semih ribaund ta onlara göre
daha etkili.Ancak herşeye rağmen Efes kendine güvenirse seriyi çevire-
bilir.
Açıkcası ben kadro yapılarından, eşleşmelerden veya seri üzerine genel bi tahmin yapmayacağım. Ben sadece Efes Pilsen klübünün bu senede her ne kadar deplasmanda 1 galibiyet çıkarmış olmasına rağmen şampiyonluğu kaybedeceğini düşünüyorum. Çünkü arkasında taraftar gücü yok. Ülker in Fenerbahçe klübü ile başlatmış oluğu birleşme sistemini -bence faydalı bir oluşumdu- diğer klüplerinde yapması gerektiğine inanıyorum. Çünkü ligin şu anki durumuna baktığımız zaman Efes Pilsen, Türk Telekom, Beşiktaş ve Galatasaray ın şansının oluğuna inanmıyorum. Çünkü kiminde para var taraftar yok kiminde de taraftar var para yok. Kısır döngü içerisinde birşeyler yapmaya uğraşıyorlar. Bence acilen Beşiktaşlılığı ile bilinen Tuncay Özilhan ın takımı Efes Pilsen Beşiktaş ile; sponsor anlaşmaları ile yakınlık kuran Telekom ise Galatasaray ile birleşmeli veya geniş bir sponsorluk anlaşması yapıp lige o şekilde devam etmeliler yoksa daha nice seneler Fenerbahçe Ülker in şampiyonluğunu izleriz. Normal sezonun lideri Efes Pilsen in final serisine gelince nasıl aciz duruma düştüğünün en güzel açıklaması bence taraftarı olmamasıdır. Madem Ülker basketboldaki rekabete de 3 büyük klüpten birini soktu diğer klüplerde buna dahil olmalı. Düşünsenize Beşiktaş Efes Pilsen, Galatasaray Türk Telekom ve Fenerbahçe Ülker in birbirleri ile yapacağı final maçlarını düşünemiyorum bile. Hemde futbol sayesinde kirlenen 3 büyükler rekabeti, belkide 5 maç üzerinden yapılan basketbol finaller serisi sayesinde yeni bir bakış açısı kazanır.
Fenerbahçe Aydın ÖRS’le şampiyonluğu yakalamış , Kinsey , Basden , White gibi atletik yetenekleri üst düzey ve iyi savunmacılardan kurulu takımını dağıttığında hepimiz üzülmüş , hatta ne bu Vidmar , Preldzic demiştik.Sonra izlediğimizde Preldzic’in bir Kukoc , Bir Hidayet Türkoğlu olabileceğini , Vidmar’ın ise zamanla iyi bir pota altı oyuncusu olduğunu gördük.Ancak takımda değişmeyen birkaç oyuncu vardı , Mirsad , Solomon , Mrsic , Ömer Onan gibi.Dördü de “winner” diye tabir edilen , özellikle Solomon ve Mirsad’ın bu tabire tam uyduğu kazanmayı , kazandırmayı bilen isimler.Ayrıca Sarı-Lacivertli takımın pota altı da yetenekli gençlerden oluşmakta , Semih Erden , Gasper Vidmar , Ömer Aşık ve Oğuz Savaş Mirsad Ağabeyleri ile birlikte pota altında o inanılmaz enerjiyi yakalıyorlar.Ki Mirsad ve Solomon ile oynayan , Mrsic gibi kurt bir guardın yanında oynayan genç isimlerde kendilerini her koşula hazırlıyorlar.Mrsic’in delici&akılcı şut seçimleri ve savunmadaki özverisi , Willie Solomon’un her an patlama yapmayı becerebilen inanılmaz bir skorer oluşu , Mirsad’ın savaşçı ateşleyici kimliği Fenerbahçe Ülker’in genç yeteneklerini hem hazırlıyor hem de oyuna sokarak onları birer basketbol yıldızına dönüştürüyor.Bugün Emir Preldzic , Ömer Aşık , Oğuz Savaş , Semih Erden , Gasper Vidmar’ın oyunlarındaki gelişimi kimse inkar edemez.Ayrıca kenardan her girdiği anda katkı yapabilecek bir Rasim Başak var.Devin Smith ve Green ise bu sezonun Solomon’suz başlangıcının sürprizleriydi ama özellikle Smith kumaşının kalitesini de ortaya koydu,Green’i az-çok tanıorduk zaten ama onun şanssızlığı da yeni bir Solomon gibi görülmesi oldu,Solomon’un gelişi onu da rahatlattı.Takım için savaşan ve her türlü oyuncuyu barındıran kadrosuyla , Tanjevic’in iyi savunma kurgusu ve Aydın ÖRS döneminden kalma dış oyunculara dayalı sistem ve tabi ki “winner”lar Fenerbahçe Ülker’in bugün oynadığı basketbolun kilit noktaları.Tabi ki burada Aydın ÖRS’ün arkasında bıraktığı harika takım kimyasını da göz ardı etmemeli.Bugünlerin temelini Aydın ÖRS attı.Son olarak seri ile ilgili birkaç cümlem var , seri 2-1′e geldi ve izlediğim maçlarda en çok dikkatimi çeken şey Efes Pilsen’in ve birçok Avrupa takımının yaptığı orta sahada fast break kesen faullerin oyunu ne kadar çirkinleştirdiği , bu konuda birşeyler yapılmalı , böyle acımasızca kesilmemeli güzel smaçlar turnikeler izleme şansımız…
TBL basketbol liginin “liderini” belirleyecek bu eşleşmede ”lider” ruhlu oyuncu sayısı fazla olan Fenerbahçe Ülker takımının kazanma ihtimalinin yüksek olması mantık kuralları ile birebir bağdaşmakta aslında. Bunun yanında Efes adına her geçen sezon birde “Fenerbahçe” fobisinin yerleşmeye başladığı düşünüldüğünde Ergin ATAMAN in işi çok daha zor bir hal aldığı su götürmez bir gerçek. Kenar yönetiminden söz açılmışken TANYEVİC rotasyonu rakip takımlar üzerinde genelde kazanılan bir kumar olma özelliğini her gecen gün arttırmakta. benchteki tüm oyuncular hem fizik hem de motivasyon açısından kendilerini hazır tutarken aynı zamanda ısınan elleri soğutmak yerine sadece dinlendirmek anlamında çok büyük katkı sağlamakta takıma. zira o elleri ısıtan “beynin” değil de sadece “vücudun” oyundan çıkmasının “nedenlerin değişiklik sandalyesinde oturan ve de aynı zamanda oyundan çıkan oyuncu tarafından” bilinmesi, oyuncu konsantrasyonu açısından ne denli önemli olduğunu en iyi bilen coaclardan biri Tanyevic Aslında bu eşleşmeyi Telekom karşısında oynamaya başlamıştı Fenerbahçe Ülker hatta öyle ki bir takım spor yazarları Tanyevic kasıtlı olarak karşılaşmaların son bölümlerinde mevcut farkı eriterek final de olası bir “son periyot” senaryosunu takıma uygulatmaya çalıştığını iddia ettiler ve nitekim serinin ikinci maçında da bu senaryo tüm basketbol severler tarafından “gişe rekorları” kıran başarılı bir film gibi ayakta alkışlanarak izlendi.
Oyuncu kalitesi olarak değil belki ama “karakter” anlamında aralarında gözle görülür bir fark olduğunu herkes tarafından kabullenilmekte. Shumpert ve Kerem dışında takımı ayağa kaldırabilecek oyuncu sayısı kısıtlı lacivert-beyazlılarda. Kazanma ruhu anlamında mağlubiyete isyan eden Kerem Gönlüm, Kaya Peker, Mario Kasun gibi birçok yıldız olsa da dile getirebilen “lider” ruhlu oyuncu sayısı bakımından kısır bir oluşuma sahip takım.
Buna karşılık FB Ülker takımına baktığımızda; solomon için söylenecek pek fazla söz yok.Mrsic ilerlemiş yaşına rağmen her gecen gün takımın ona saygısı artmakta.sadece takımı değil tüm salonu ayağa kaldıran bir Mirsad faktörü,tribünle her daim iletişimde olan Semih ve arkalarında Tanyevic gibi onlara güvenen ve bu güveni kendilerine harikulade bir şekilde yansıtan hocalarının olduğunun bilincinde olan Oğuz ,Vidmar ve Emir enerjisi ve otoritelerin çok satır ayırmadığı,aslında bu takıma katkı anlamında ilk ismi ilk sıraya yazılması gereken ÖMER ONAN. Takımın hangi anda neye ihtiyacı varsa onu koyuyor önlerine arkadaşlarının. müthiş savunmasıyla skor anlamında kilitliyor zaman zaman rakibini.zaman zaman farkı eriten ve baskıya başlayan rakibinin direncini müthiş üçlükleriyle kırıyor.bazen solomona eşlik ediyor,bazen Damir le fark kapatıyor, bazen Mirsad a elele verip tüm salonu ayağa kaldırıyorlar.hatta otoriter görünüşlü Tanyevic i bile.
Bundan sonraki maçlarda Efes Pilsen galibiyetlerine de şahit olabiliriz elbette.ama şu bir gerçek ki bu “psikolojik savaşta” her mağlubiyet daha da hırslandıracaktır sarı-lacivertli oyuncuları.”saha avantajını” dezavantaja çeviren Ergin Ataman ve ekibinin işi gerçekten çok zor.
Fenerbahçe artık kazanmaya alıştı,şampiyonluğa alıştı. Ve en önemlisi ise artık Fenerbahçe hakikaten bir takım oldu, artık oyuncular birbirini o kadar iyi tanıyorlar ki,kimin nerde ne yapacağını onunla birlikte bütün takım anlıyor. ve bu işte takım ruhudur. bir takımda takım ruhu olursa kesinlikle 1-0 önde başlar,o takım.
ve efes’in ilk sorunu fenerbahçenin takım ruhu,2. ise nba koçlarının bir sözü vardır: ”HÜCUM BİLET SATTIRIR,SAVUNMA MAÇ KAZANDIRIR,RİBAUND ŞAMPİYONLUK GETİRİR.” derler. Ve sonuna kadar haklıdırlar. Efes’te işte tam bu noktada zayıf,tek başına kasun fenerbahçe uzunlarına karşı koyamıyor,birde kerem war,kaya peker’i ise hiç söylemiyorum bence son zamanlarda yaptıklarının pek de farkında değil zaten atletik bir uzun olmaması bir uzunun bence en büyük zaafıdır,bazı oyuncular bunu kalıplarıyla,sezgileriyle,zekasıyla ve ya hırsıyla(kerem gönlüm)kapatabiliyor.ama ben kayada bunların hiçbirini göremiyorum.ama fenerbahçeli uzunlarda ise bu özelliklerden bir çoğu war.semih ve ömer atletik.oğuz vücudunu kullanıyor,mirsad zekasını ve sezgilerini,rasim ise hırsıyla başarabiliyor bunu efeste ise bunları yapabilen 2 oyuncu yani doğal olarak baş edemiyorlar,özellikle son maçıda seyrettiyseniz.fenerbahçe ülker adeta maçı efese werdi.son saniyede ise semihin attığı eşitliği getiren baskkette ise yine ribaund sorunu wardı, semih erden(2.14)’i box eden oyuncuya dikkat ettiyseniz thornton(1.95)’dı.ama shumpert ve thornton’ın mükemmel oyunuyla ve bir de fenerbahçe’nin maçı ikramıyla efes pilsen seride durumu 2-1 e getirdi.yani bir takımının uzun rotasyonu en az 5 tane olmalıdır ki.Ve ya bugünlerde hepimizin izlediği gibi Dwight Howard gibi bir uzununuz olması lazım ki sadece ondan dünyada bir tane war,ve nba den ayrılması söz konusu bile olmaz.
Serinin tekniğinden, taktiğinden çok Efes adına konuşulması gereken olay; takım olarak mental anlamda kaydettikleri atılım…
Normal sezonu 28-2 bitirseler bile play-off’ların havası başkadır ve karşınızda size ters gelen ve yakın zamanda süpürülerek şampiyonluğu kaybettiğiniz bir takım varsa yapılacak ilk şey; mental hazırlıktır, rakibi yenebileceğinize inanmaktır, fikren yeniden doğmaktır.
Efes bu anlamda ilk 2 maçta sınıfta kaldı. Kafa kafaya giden birinci maçta son 3 dakikaya girerken gerçekleştirilen yanlış hücum tercihleri, baskı altında yapılan top kayıpları sebebiyle dengede giden maçı rakibe hediye ettiler.
İkinci maçta ise tek fark; bu senaryonun son 3 dakikada değil son 30 saniye içerisinde yaşanmasıydı ve başrolde yine baskı altında yapılan psikolojik / basketbol dışı hatalar vardı. Önde oldukları anda mola dönüşü topu oyuna sokarken rakibe kaptırmaları, akabinde faul yaparak rakibi çizgiye göndermeleri, Solomon’un girmeyen serbest atışından sonra ribaundu alamayıp son saniye üçlüğüyle maçı kaybetmeleri…Kadro kalitesi yüksek olsa bile takım psikolojisinin her şeyin önüne geçtiğinin gözler önüne serildiği anlara şahit olduk hep.
Fakat 3. maçta Efes Pilsen değişti. Ergin Ataman oyuncuları üzerinde nasıl bir terapi uyguladı bilinmez ama takım halinde bir duruş, bir çizgi ortaya koydu Lacivert Beyazlılar. Zor anlarda ayağa kalkabileceklerini gösterdiler. Tüm olumsuzluklara sünger çekip seriye kafalarında yeniden başladılar. Hem de sahalarındaki iki maçı kaybetmelerine, baskı altında ezilmelerine ve 10 bin FB taraftarının önüne çıkacak olmalarına rağmen.
İlk yarıda düşük yüzdeyle hücum ettiler. Skor bulmakta zorlandılar. Savunmayı sertleştirip bu olumsuzluğu dengelemeye çalışsalar da rakibe bol bol hücum ribaundu verip FB’nin ikinci şans sayılarıyla fark yaratmasına zemin hazırladılar.
İkinci yarıda ise görüntü yavaş yavaş değişmeye başladı. Shumpert ve Thornton’ın devreye girmesiyle hareketlenen Efes daha doğru ve yüzdeli hücum etmeye başladı. Son 20 dakikalık periyodda denedikleri 15 üçlükte 8 isabet kaydettiler. Devre arasında Ergin Hoca’nın uzunların kulaklarını çekerek ribaundlara dikkat kesilmeleri yönündeki telkinleri işe yaradı ve Efes Pilsen savunma ribaundlarını dengelediği gibi hücumda da tam 11 ribaund çekti ikinci yarıda. Ayrıca rakibe sürekli pres uygulayıp 9 top çalan Efes, ilk 2 maçta eleştirilen top kaybı sayısını da 9’a sabitledi. FB Ülker’in yaptığı 19 top kaybının çoğunda parmakları vardı.
Fenerbahçe’nin lehine olan çift haneli fark maç sonuna doğru eridi. Efes maç içerisinde müthiş bir come back gerçekleştirirken oyuncuların rakibe teslim olmayışı, ayakta kalışı maçın neticesi ne olursa olsun Efes’in verdiği bu psikolojik savaşı kazandığının resmi belgesiydi.
Fenerbahçe’nin maçı kazandım diyerek oyunu rölantiye alması, Solomon’un liderlik yapacağım diyerek işi daha da berbat etmesi ve Efes’in dalga dalga gelişinin hissedilmeye başlanmasıyla elleri titreyen, baskıyı hisseden taraf FB Ülker oldu. Semih 3.7 saniye kala maçı uzatmaya taşısa da oyundaki mental üstünlüğü ele geçiren Efes maç sonunu daha iyi oynayarak kazanan taraf oldu.
Bu anlamlı galibiyet seriyi ortaya getirdi. Fakat Efes Pilsen bu noktadan sonra seriyi kaybetse bile bence sınıfı geçmeyi başardı. En azından bir büyük takım duruşu sergiledi. Kriz anlarında ayağa kalkabiliriz mesajı verdi. Gerisi teferruat…
Fenerbahçe Ülker oyuncuları gerçekten kazanan ve kazanmayı bilen oyuncular mı, yoksa Efes Pilsen karşısında nasıl kazanacağını bilen ve süregelen galibiyet serilerinin etkisiyle oluşan psikolojik rahatlık sayesinde Efes Pilsen maçlarını kazanan oyuncular mı? Gerçekten bilmiyorum..
Fenerbahçe Ülker mevcut kadro derinliği ve pota altı gücü hesaba katıldığında, görüşte de belirtildiği gibi kazanmayı bilen ve kazanma ruhuna sahip oyunculardan oluşuyorsa lig içinde 8 maç kaybetmemeliydi. Kazanmak aslında bir çeşit takıntıdır oyuncu için, rekabetin son noktasıdır ve gerçekten kazanmayı bilen oyuncular rakip farkı gözetmeksizin her maçta galibiyet parolasıyla oynarlar. Bu sene ligde ve Euroleague maçlarında Fenerbahçe Ülker’in durumu ortadayken, sadece iyi oynanan bir yarı final ve iyi başlayan final serisinin etkisiyle bu görüşe katılmak mümkün değil. Zaten serinin üçüncü maçında binlerce seyircisinin önünde adeta “nasıl kazanılamaz” dersi verdi Fenerbahçe Ülker. (Dördüncü maçta da Efes Pilsen oyuncuları kazanma dersi verdi)
Kadro yapısına baktığımda takımda gerçekten kazanan oyuncular olarak Will Solomon, Gordan Giricek ve Mirsad Türkcan üçlüsünü görüyorum. Pota altı dörtlüsü (Oğuz Savaş – Gasper Vidmar – Ömer Aşık – Semih Erden) kazanmayı bilecek tecrübede değiller, ön alanın oyuncularından Ömer Onan biraz daha istekli olsa da tam olarak ne yapacağı belli olmayan bir oyuncu, yine Emir de gerekli tecrübeden uzak, Smith ve Green için de kazanan oyuncular demek zor.
Bahsettiğim “kazanan üçlü”ye gelirsem;
Gordan Giricek sakatlığından dolayı sezon boyunca katkı veremedi ve final serisinde de henüz ortada yok. Will Solomon ya da Fenerbahçe Ülker seyircisinin tabiriyle “King Solomon” eski günlerinden uzak. Nba macerasında sanırım nasıl kazanacağını unuttu zira Kings ve Raptors ile bir sezonda epeyce yenilgi aldı. Serinin ilk dört maçında tek başına bir takım kadar top kaybı ortalamasıyla oynuyor. Mirsad hem kazanan, (kazandığı zaten tescilli olan) hem de hırslı bir oyuncu. Fenerbahçe Ülker için “kazanan” tabiri kullanıldığında aklıma ilk gelen oyuncu. Eyroleague tarihindeki en başarılı Türk oyunculardan ve final serilerindeki oyununu da hepimiz biliyoruz.
Durum böyleyken “kazanmayı bilen taraf Fenerbahçe Ülker” demek ve bu görüşü genelleştirmek için biraz erken. Final serisi devam ediyor ve durum eşitlendi. Efes Pilsen önce Ülkerspor sonra da Fenerbahçe Ülker’e karşı finallerde kazanamama durumunu değiştirdi. Güzel bir seri izliyoruz, kimin kazanacağını da zaman gösterecek.