Ana Sayfa
>
Genel > İhsan Bayülken: FB Ülker ve Efes Pilsen ‘takım’ olamıyor
İhsan Bayülken: FB Ülker ve Efes Pilsen ‘takım’ olamıyor
Euroleague’de mücadele veren iki takımımız Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen kaliteli kadrolara sahip ancak kendilerine başarıyı getirecek ‘takım olma’ olgusunu sahaya yansıtamıyorlar.
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz…
Genel
Takım olgusunu oluşturmak için arkadaşlık, güven, savaşmak ve takım sevgisini oyunculara aşılamak gerekir. Maç kadrolarının %60′nın yabancı oyunculardan oluşan takımlarımızın takım olma olgusunun oluşması için zaman gerekli, ancak bu birkaç ayda oluşacak birşry değil, çünkü yabancı oyunular kariyerliler fakat savaşçı ruhlu değiller.
Efes Pilsen’in yabancıları yaşlılar. Bu demek oluyor ki bu kadro bu seneyi, extrem durumda gelecek seneyi taşır. Eğer başarı bekleniyorsa Efes’ten, Ergin hocanın kısa vadede yeni bir sistem oluşturması gerekir çünkü dört kısalı sistem hayli enerji gerektirir, set offance’ler daha hareketli olmalı, yoksa boş şut imkanı bulmak hayli güç Eurolig’de. Keza Sinan GÜLER sahadayken enerjik bir oyuncu olduğu için savunmadaki direnç artıyor buda hücüm sahasına daha hızlı gitmesini sağlıyor takımın. Siena takımında bu tarzda 5-6 oyuncu var, bu yüzden takım olma olgusu çok oturmuş durumda. Ayrıca takım olgusu yıldızlarla olmaz, en azından bu yaşlarda iseler…
FenerbahçeÜlkerde’de yabancı seçimi konusunda hata var, skorer oyuncu çok ancak gerçek savaşçı sadece Ömer ONAN var. Giriçek, Greer, ayrılmadan önce Solomon, Mrsiç, Preldziç(Potansiyel Yıldız) hepsi atıcı yıldız oyuncular, takım olma olgusunu bozan unsur bence bu, çünkü oyuncu rotasyonlarını doğru yapamıyor Tanjeviç, bu yüzden de motivasyon düşüyor takımda, özellikle yabancı oyuncularda. Efes’e göre takım olgusu daha yüksek çünkü oyuncular daha iyi tanıyor birbirlerini, tek sorun kimin kaç dakika sahada kalacağı ve kullanacağı topların ayarlanması.
Ayrıca her iki takım için geçerli olan problem Power Forward sorunu, malesef çok zayıflar bu pozisyonda Eorolig için. Mesela Sienada Stonerook, Barcelona’da Lorbek, Real Madrid’te Garbajosa ve Veliçkoviç,
Pnathinaikos’ta Fotsis ve Olimpiakos’ta Kleiza gibi oyuncular var, bu kalbur üstü takımları diğerlerinden ayıran en önemli fark bu oyunculara sahip olmaları. Mirsad 5-6 yaş daha genç olsa FB Ülker final-four şansı iki kat daha fazla olurdu mesela.
İlk olarak dünkü maçta yaşananlar, tek kelimeyle barbarlıktı. Tahrik ya da oyuncuların karşılık vermesi gibi bahaneler sahaya girenleri ve atılan maddeleri masumu bırakın, az suçlu bile gösteremez. fakat olayların birinci sorumlusu yine bağırarak gelen bu rezalete önceden önlem almayı düşünemeyen emniyet ve federasyonundur.
İhsan Bayülken’in ortaya attığı fikir son derece doğru. Ama zaman içinde neler gelişecek bilinmez. Bu durumu iki takım için ayrı ayrı açıklamak gerekirse:
Fenerbahçe Ülker, teoride iç-dış dengesi mükemmele yakın bir takım. Farklı tipte ve birbirini tamamlayabilen üç üst sınıf uzunu, bazıları dribbling de yapabilen ve neredeyse hepsi iyi şut atan kısaları var. Ayrıca pota altı savunması mükemmele yakınken, kısalarda da ihtisası savunma üzerine olan birkaç oyuncu da mevcut. Fakat bu formülü harekete geçirecek bir katalizör yok. Bu oyun kurucu olabilirdi, fakat Lynn Greer hala sayı atmakla meşgulken ve Solomon vakası da malum sonuca varmışken buradan sonuç gelmesi zor. Ara sıra guard oynayan Mrsiç ‘ten bu konuda yardım beklemek ise anlamsız. Bu katalizör forvet olabilir ama Kinsey önceki dönemini aratıyor. Sanırım Cavaliers’ta bench beklemek mental olarak ona iyi gelmemiş. Preldzic ise istikrarsız. Bir maçı kazanıp ötekisinde biletli seyirci kıvamında olabiliyor. Bu katalizör uzun da olabilir ancak Fenerbahçe Ülker uzunlarının takımın oyununa katkı edebilecek özellikleri az. Hırs ve oyun görüşü açısından en faydalı oyuncu Mirsad sakat ve Vidmar’ı gönderen Fenerbahçe Ülker’in bu alan için en azından bir yabancı daha almaması şaşırtıcı. Üstelik dar rotasyona rağmen bazen özellikle Ömer Aşık sivrilmeye başlıyor ama bizzat kendi koçu ona genelde engel oluyor. Koç demişken Tanjevic’in artık Fenerbahçe Ülker’de ekzotermik reaksiyona bile katalizör olamayacağı neredeyse aşikar. Maçlarda oyuncularından yediği fırçalar açık bir delil sanırım. Fenerbahçe Ülker iskeleti neredeyse üç yıldır birlikte oynayan bir takım, ancak aralarındaki boşlukları dolduracak bir element eksik. Oyun kurucu ve koça kesinlikle ihtiyaçları var ama atletik bir Amerikan ya da işçi bir Avrupalı uzun da hiç fena olmaz onlar için. Üç milli uzunlarından ikisi kesin sahadayken, bir Avrupa takımından çok Shaq’ı yada Yao’yu durdurmaya kararlı bir NBA takımı gibi duruyorlar. Bu size problemi hızlarını da etkiliyor ve hem geri koşarken hem ileri giderken Ömer Onan gibi bazı oyuncular takımın kalanını beklemek zorunda kalıyor. Yani Fenerbahçe’nin takım olabilmek için ihtiyacı olan biraz takviye ve yeni bir başlangıç.
Efes Pilsen’e gelince, eski kadroyu korumak onlar için de istikrarı pek sağlayamadı. Çünkü aldıkları oyuncular beklentilerin en yüksek olduğu isimler. Ne Rakocevic ne de Nachbar eski seviyelerinde. Buna bir de yabancı enflasyonu eklenince, takım her maçta farklı isimlerle oynamak zorunda. Ancak onların Fenerbahçe Ülker’e göre bazı avantajları var. koç en azından mantıklı kararlar verebiliyor. Ayrıca Smith, Nachbar ve Shumpert gibi çok yönlü oyuncuları var. Rakocevic ve Thornton ise istediklerinde karşılarındakine aldırmadan sayı üretebiliyorlar. Üstelik Sinan ve Ender çok formda, aldıkları kısıtlı zamanda çok verim üretiyorlar. Efes’in zayıflığı ise pota altında çeşitli ama yetersiz kalmaları. Kaya ve Kasun kenardayken pota altını kapatabilecek ne size ne de atletizme sahipler. Ligde oynamayan Santiago Avrupa’da da tatil modunda hala. Erman ve Nachbar ise özellikle Euroleague’de uzun savunabilecek durumda değiller. Efes de henüz takım değil. Ama olabilirler ve görünüşe göre olacaklar. Onların ihtiyacı ise biraz zaman.
FUTBOL GİBİ OLMALI
Bu sorun dünyanın çeşitli ülkelerinde ve çeşitli spor dallarında rastlanılan bir durum.Sadece Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülkere özgü bir durum değil.Takım olamamak bir başarısızlıktır.Takım olmak ise bir başarıdır.Bu başarıya ulaşmada basketbol camiasınında bazı görevleri var.Bu soruna çeşitli spor dallarında rastlandığını söyledik.Ülkemizden bir örnek verebiliriz.Örneğin Fenerbahçe futbol takımı geçen sene takım değildi.Ama bu sene takım oldular.Her dalda başarılı sonuçlar alıyorlar.Takım oldu dediğimiz Fenerbahçe futbol camiasına baktığımızda çok büyük bir başarı inanışı var.Takım geçen sene başarısız bir sezon geçirirken taratar bir sonraki sezonu beklemeye başladı.Çünkü başkan herkesi inandırmıştı başarıya.Bunun neticesinde Fenerbahçe takım oldu.Fenerbahçenin takım olma unsurlarını şöyle maddeler halinde sıralayabiliriz.Bunu Fenerbahçe futbol takımını basketbol takımıyla karşılaştırarak yapalım.
–Futbol takımını taraftar takip ediyor.Basketbol takımını ise hayır.Fenerbahçe Galatasaray ile futbolda bir derbi maçı oynasaydı maçı izlemeyen ve futbolla fazla ilgilenmeyen milyonlarca kişi maçın skorunu bilirdi.Fenerbahçenin dün Galatasaray ile oynadığı basketbol derbi maçının sonucunu bilenlerin sayısı sadece binlercedir.Bu işin düzelmesindeki en büyük pay basına düşüyor.Basın sadece futboldan kazanacağını bildiği için futbol haberi yapıyor.Örneğin dünki maçta çıkan olayları sadece FBTV ve NTVSPOR son dakika olarak duyurdu.Ayrıca bu konuda değinilmesi gereken bir başka konuda basketbol maçlarının şifreli olarak yayınlanması.
–Futbolda şampiyon belli olduğu zaman spor gazetelerinde iki tam sayfa olarak görsel haber yapılıyor.Diğer güncel haber gazeteleri ilk sayfanın yarısını bu habere ayırıyor.Basketbolda ise spor gazeteleri bazen şampiyonu ilk sayfasına sadece küçük bir ilanla dahi koymuyor.Bunun yerine yalan haberler(transfer haberleri)yayınlamayı tercih ediyor.Şimdi soruyorum.Madem böyle,bu gazetelerin adı futbol gazetesi değilde neden spor gazetesi?
–Futbol takımı antrenmanında değişik etkinlikler yapılıyor.Basketbolda böyle bir şey kesinlikle yok.
–Futbolda 50-60 TL olan bilet fiyatlarına itiraz edilmesine rağmen büyük maçlarda 55.000 kişilik stad doluyor.Kapasite daha fazla olsa bu sayı dahada çoğalır.Bu tüm büyük takımlarımız için geçerli.Basketbolda ise bundan 1-2 sene önce ismi şu anda hafızamda olmayan(sanırım Beşiktaş)bir takımımız bilet fiyatlarını ücretsiz yapmasına rağmen bletler rağbet görmedi.Biletler şimdide sadece 10 TL.Bu paraya çok büyük avrupa yıldızlarını Euroleague maçına gidip görebilirsiniz.Ama taraftar bunuda yapmıyor.
–Ayrıca en önemliside lig statüsü.Bu bana oldukça saçma geliyor.Bu sadece Türkiyenin sorunu değil.Her yerde böyle.Allah aşkına böyle saçma bir şey nasıl olabiliyor.Galip gelene 2 mağlup olana 1 puan.Burada galip gelen takımın nasıl bir avantajı var.Mağlubiyete puan verilmesini hiçbir zaman anlayabilmiş değilim.Hadi madem böyle birşey yapıyorsun belli bir skor sınırı koy.Oda yok.Birde tüm bunların üstüne bir Play-off maçı var.Sporculara deniyorki size teşekkür ederiz koca bir sezon sadece Play-off eşleşmelerini belirlemek için yorduk sizi.Ve bunun sonucunda gidiyor lig boyu hiç kendini zorlamayıp ligi dördüncü beşinci sırada tamamlayan takım şampiyon oluyor,lider yada ikinci takım ise çeyrek finalde eleniyor.Herşey Play-offda belli olduğu için takımın heyecansızlığı taraftara Euroleague`e ve takım bütünlüğünede yansıyor.
Ben basketbol maçlarının şifreli yayınlanmasından dolayı tamamını takip edemeyenlerdenim.Sadece neticeyi öğrenebiliyoruz.Bundan dolayı sürçi lisan ettiysek affola.Ben bu takım olamama sorununu basın taraftar ve lig statüsü gibi unsurlara bağlıyorum.Okuyup sıkılmadan yazımın sonuna gelen herkese teşekkür ediyorum.
Gerek Efes Pilsen’in gerek de Fenerbahçe’nin takım olamama sorunları bu yılki kaderlerini belirleyecek en önemli mesele olarak biz basketbolseverlerin de gözüne çarpıyor.Eğer bu takımlarımız bu soruna akut dönemde bir çözüm üretebilirlerse sezonu daha verimli geçirip özellikle de Euroleague’ daha üst sıralarda kendilerine yer bulabilirler,yok eğer tedavisiz bırakılırsa bu yara her iki kulüp için de kendiliğinden kapanacak gibi gözükmüyor.
Fenerbahçe’de -çok dışa vurulmasa da- Tanjevic’in sezon başında değiştirilmesinin gerekliliği tartışılmış,başta Semih Erden olmak üzere birkaç yerli oyuncuyla dialog problemi olduğu dışa vurulmuştu.Ancak yola hoca değişikliği yapmadan devam edildi.Takımdaki “Ateşleyici”nin sakatlığını ve kritik anlarda soğukkanlılığını koruyabilen Mrsic’in randımansızlığını dahi minor düzeyde bırakan Solomon şımarıklığı ise “Takım olamama” durumunun pekiştiricileriydi.Tüm bunlara takım içi dengeleri sağlamada efor sarfetmesi gerekirken ilgi ve enerjilerini geçen seneki play-off Efes Pilsen serisindeki çıkan olaylara ve hafta sonundaki Galatasaray maçındaki kaosa hoyratça harcayan idari menacer ve şube sorumluları da dağınıklığın tuzu biberi oldu.
Efes Pilsen ise uzaktan bakınca David Blatt’lı takımı çok andırıyor gibi..İsimler var,o isimlerin kariyerleri var,takımda dokuz “İspanyol”var,sayı kralları,ismiyle müsemma uzunlar var.Ancak ısrarla aynı 6-7 kişiyle oynanan bir basketbol,maç içinde dahi skor üstünlüğünü -eninde sonunda- muhafaza edemeyen,giden maçı çeviremeyen,asılır gibi görünen ancak asıldığını koparamayan bir takım ve herşeyden önemlisi,belki de en affedilemezi,o meşhur Efes savunmasından (Unicaja maçı 2.yarısı hariç) eser yok.Charles Smith’in skor yapabilmesi için kenarda Sinan feda edilirken,sayı kralı olduğu için alınan formsuz Rakoçeviç kendisiyle mevkidaş olmamasına rağmen belki de Ender veya Kerem’in dakikalarından çalıyor.Nachbar’ı da uzun oyuncular arasında sayarsak varolanların gösterdiği efor Efes’i Final-Four a taşımaya yetecek cinsten değil.Kasun kritik anlarda elini taşın altında değil,benchteki havluların arasında tutuyor.Pamesa’ya giderken daha üst seviyede bir takıma gittiği için mutluluk demeçleri veren Ermal,basketbolunu gittiği seviyenin de altına düşürmüş durumda.Takımlar veya oyuncular formsuz olabilirler ya da şans yanınızda değilse o gün en güvendiğiniz şutunuz dahi girmeyebilir.Hatta kahredercesine faul kaçırabilirsiniz ama gayret göstermemenin açıklanabilir tarafı yoktur ve Efes’teki bu gayretsizliğin(yarı gayretliliğin) sebebinin de takım olamama olduğunu düşünmekteyim.
Gelişmeler yok değil elbette her iki kulüp için de ..Fener’in Solomonsuzluğu seçmesi,Ergin Ataman’ın Olimpiakos maçının kaybedildiğinin anlaşılmasından sonra dahi kenardan savunma düzenini bağıran motive etmeye çalışan sesi artı değerler…Ancak ne yazık ki vakit dar! Türkiye ligi için pek geçerli olmaz bu söyleyeceklerim çünkü takımların bu kadroları- elbette asgari mücadeleyi göstermeleri halide-ilk 4 için yeterli olacaktır.Ama Euroleague’de yer sahibi olmak,ev sahipliği çok önemli parametreler ve bunlar için takımların fazla kredisi kalmadı.Çözüme giden en kısa yol ise takımları oluşturan herkesin oyuncu,koç,menajer,malzemeci,masör,doktor hatta idarecilerin dahi birlikte daha fazla zaman geçirmesi ve öncelikle de daha didaktik ve etkin idmanlar yapmalarıdır.Her iki takımımız da bu durumu aşabilecek kapasite ve tecrübededir
Öncelikle yaptığı işe saygı duyan insanlardan bahsetmek gerekir.
size soruyorum ntvspor olarak ntvspor kadrosunu nasıl kurdunuz. Yaptığınız her işi saygıyla ve ilgiyle takip ediyorum. Neden orada değilim diye bazen soruyorum kendime ve eminimki bu soruyu kendine soran yalnız ben değilimdir. Gelecekte kadronuza girecek olan her kim olursa olsun bu soruyu kendisine sorarak o kapıdan içeri girecektir. İşte o kapıdan giren ben bu takımın bir oyuncusuyum diyecektir. Sanırım takım böyle olunur. İşine saygı duyan insanlarla…
Şimdi ülkemizde spor ve sporcu ahlakını durup düşünmemiz ve ona göre değerlendirmemiz gerekir. Sadece yetenekli olduğu için bir sporcuyu daima ön planda tutuyoruz. Ancak çalışkan, disiplinli fakat ortalama yetenkli bir sporcuyu geri planda tutuyoruz, böylece ilk saygısızlığımızı hakedene hakkını vermeyerek yapıyoruz. Çalışmanın yetenekten daha önemli bir olgu olduğundan bahsetmeyerek sporcularımızı genç yaşta eğer çok yetenekli değilse sıradanlaştırıyoruz. Bu sıradanlık zamanla çevresindekileri etkilemeye başlıyor. Sonrada takıma yeni katılan elemanlara yansıyor böylece takım baştan aşağı kafalarında soru işareti olan adamlarla dolup taşıyor. bu kadar çok soru insanın maç motivasyonunu, idman performansını ve gece uykularını etkiliyor.
Takım olgusunu ortaya çıkarmaktan bahsediyoruz ancak koçluk anlayışımız sadece profosyonel takımlarda ortaya çıkıyor. Halbuki bu sporcuların spor eğititmi ve kültürüyle daha önceden tanışmaları gerekiyor. Ne de olsa ağaç yaşken eğiliyor. Alt yapı hocalarımızın kesinlikle önemli olduğunu düşünüyorum öncelikle onlar iyi seçilmeli ve iyi yetişmeli ondan sonra diğer durumlar değerlendirilmeli. Bu şartlar altında yapılan hiçbir değerlendirme bence doğru değildir. Çorak bir toprağa meyve ağacı dikipte o ağaçtan meyve beklemek sanırım bir çiftçinin budalaca umududur.
Yaptığımız iş ne olursa olsun bence öncelikle bu işi kendimiz için yaptığımızı unutmamalıyız. Kendimiz için başarılı olma isteği takımın da başarısıyla birleşirse o zaman anlamlı olacaktır.
Bundan 3-4 yıl önce Türkiye’de basketbolda iyi transfer yapan şampiyon oluyordu. Çünkü diğer takımlar vasattı ve özellikle Beşiktaş-Fenerbahçe-Galatasaray basketbol şubelerine yatırım yapmayı bırakın, basketbol şubelerini kapatmayı düşünüyorlardı. Hal böyle olunca basketbol Türkiye’de düşeceği anda sponsorlar işe el attı ve onlar sayesinde de Fenerbahçe-Ülker ile birleşti, Beşiktaş cola turka oldu ve Galatasaray’da Cafe Crown. Yani şimdi ki ligde vasat takım kalmadı Banvit’inden Antalya’sına Mersin’ine kadar her takım büyük takımları yenebilecek seviyeye geldiler. Türkiye’de de Avrupa’da da başarı artık çok kolay değil.
Şimdi asıl soruya ve soruna gelelim. Fenerbahçe Ülker’le birleşince 3-4 oyuncu oradan 3-4 oyuncu kendi takımından 1-2 oyuncu da transfer derken toplama takımla Türkiye’de şampiyonluklar yaşadı. Ama dediğim unsur diğer takımların vasat oluşuydu. Ancak Avrupa’da başarıya gelince o iş öyle kolay değil. Senin basketbol geçmişinle bir Yunanistan’ın bir Rusya’nın bir İtalya’nın ya da İspanya’nın basketbol geçmişleri aynı değil. Adamlar kökene inmiş. Biz de çocuk 6 yaşına gelince ilk olarak futbol öğretilir onlar da ise basketbol kökene öyle bir inmiş ki bir kısmı basketbol bir kısmı futbol öğrenir. Avrupa’dakiler 3 sene başarısız oldukları zaman alt yapıları sağlam oldukları için alt yapıdan adam çıkarıp 10 sene damga vururlarken biz çok nadiren iyi bir takım bulup bir sene damga vurup sonra da o kadroyu koruyamayıp 10 sene kadro arayışında oluruz. Yani anlayacağınız bu işi alt yapıdan getirmemize, onların seviyesine ulaşmamıza, Avrupa’da şampiyonluk yaşamamıza en az 10 sene var diye görüyorum.
Bir de bu soruna şu açıdan bakmak istiyorum. Geçen Efes Pilsen’in maçını izledim. Karşı takımın forması beyaz(efeste ara sıra giyiyor) Efes’inki ise maviydi. Ancak Efes’teki bütün oyuncular siyahi ve melez olunca ve Rus takımında sürüyle beyaz olunca şöyle bir 10 saniye hangi takım Efes diye düşündüm. Buradan çıkaracağımız sonuç üretim yok tüketim var. Ürettiğimiz 10 yıllar da bir tane Ersan bir Memo bir Hedo. Avrupa’dakiler ise sürekli üretimdeler. Bizim Avrupa’da başarısız olmamızın nedeni sürekli tüketim halinde olup oyuncu yetiştirememiz.
Takım olmak, yani bir hedefi birlikte başarmak… Neyi başarmak? Daha önce yapılanı veya hemen her sene yaptığını bir kere daha bir kere daha mı başarmak? Yoksa bireysel olarak gerçekleştiremediğini “takım” olup ekipten aldığın güçle mi başarmak?
89-55’lik Barcelona mağlubiyetinden sonra, Euroleague.net sitesinden Fenerbahçe Ülker’in son 4 seneki maç sonuçlarını derledim… İşte size, 2010’da Final Four oynayacak hedefiyle kurulan ve bu hedefle(!) devam eden bir “takım” hakkında önemli gerçekler…
Son dört yılın Final Four’unda oynayan takımlar şunlar:
FINAL FOUR 2006: CSKA MOSCOW, TAU CERAMICA, BARCELONA, MACCABI ELITE
FINAL FOUR 2007: CSKA MOSCOW, TAU CERAMICA, PANATHINAIKOS, UNICAJA
FINAL FOUR 2008: CSKA MOSCOW, TAU CERAMICA, MACCABI ELITE, M.SIENA
FINAL FOUR 2009: CSKA MOSCOW, OLYMPIACOS,PANATHINAIKOS, BARCELONA
Dikkat ederseniz takımlar 3 aşağı 5 yukarı değişmiyor. Tam 8 tane Euroleague’in “elit takımı” var. Bugüne kadar Şampiyon Kulüpler Kupası’nı en çok kazanmış Real Madrid’i de eklersek 9 takım eder…
CSKA MOSCOW, MACCABI ELITE, TAU CERAMICA, BARCELONA, PANATHINAIKOS, UNICAJA, MONTEPASCHI SIENA, OLYMPIACOS, REAL MADRİD
Şimdi 2010’da Final Four oynayacak denilen Fenerbahçe’miz bu elit takımlara karşı son 4 senedir ne yapıyor ona bakalim. Koç tartışmalarına girmemek şunu belirtelim ki, 2006-07 Aydın Örs’lu sezon, sonraki 3 sezon Bogdan Tanjevic’li…
Sezon Safha Ic/Dis Rakip FB Rakip Fark
2006-07 Grup D Barcelona 70 84 -14
Grup I CSKA 64 74 -10
Grup I Barcelona* 82 69 13
Grup D CSKA 66 85 -19
2007-08 Grup I Real Madrid 72 80 -8
Grup D Barcelona 67 82 -15
Grup I Panathinaikos 64 83 -19
Grup D Real Madrid 77 87 -10
Grup I Barcelona 78 85 -7
Grup D Panathinaikos 68 88 -20
Top16 D Tau Ceramica 84 103 -19
Top16 I Tau Ceramica* 75 59 16
Playoff D Siena 66 73 -7
Playoff I Siena 65 86 -21
2008-09 Grup D Tau Ceramica 70 80 -10
Grup I Tau Ceramica 69 81 -12
Top16 I CSKA 48 66 -18
Top16 D Siena 79 87 -8
Top16 D CSKA 60 77 -17
Top16 I Siena 68 73 -5
2009-10 Grup I Barcelona 59 82 -23
Grup I Siena 83 87 -4
Grup D Barcelona 55 89 -34
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımı, tam 23 maç yapmış, sadece 2 tanesini kazanabilmiş (Barcelona ve Tau), galibiyet oranı sadece %8,7.
İki sezon once son kazanılan Tau maçında, Tau’nun İstanbul’a 5te5’le grubu 1. bitirmeyi garantileyerek geldiğini de unutmayalım!
Kaybedilen 21 maçta ortalama 14,3 sayı fark yenmesi de Fenerbahçe’nin elit takımlar karşısında pek direnç gösteremeyen bir takım(!) olduğunun göstergesi.
6 Ocak’ta Siena deplasmanına gidiliyor, grubun sondan ikinci maçı olduğu için Siena’nın gruptaki yeri garanti olabilir. Şansımız yaver giderse 3. galibiyeti alıp galibiyet yüzdesini %12,5’e çıkarma şansı var. Yok eğer Siena’nın o maçta galibiyete ihtiyacı olursa Iddaa kuponları için malesef banko bir maç olabilir.
Bu tablo karşısında “Atasehir’deki salon hele bir tamamlansin, sonra takım olacağız” denilemez sanırım.
Fenerbahçe Ülker, Euroleague ortalamasının üstünde bir takımdır, hakkını vermek bunu da söylemek gerekir. Bu sezon da muhtemelen gruptan çıkacaktır. Top 16’dan da kura şansı, fikstür avantajı vb. ile Çeyrek Final’e çıkma şansı vardır. Fenerbahçe Ülker’in Final Four hedef var ya, Çeyrek Final’e çıktık diyelim…
Çeyrek Final’de bahsettiğim 9 elit takımdan birinin gelme ihtimali hemen hemen %100. Bu sezon statüde değişiklik yapıldı, Çeyrek Final beş maçlık seri üzerinden oynanıyor. Yani Final Four oynayabilmek için galibiyet oranımızın %8,7 olduğu maçlardan 3 tane kazanmamız gerekiyor…
Bunun olasılığını hesaplamak isteyen matematiği iyi arkadaşlar olabilir; buyrun birlikte yapalım bu hesabı:
3 mac arka arkaya kazanabiliriz… olasilik1 = 0,087*0,087*0,087 = 0,00066 (sıfırları sayamayanlar için onbinde 6,6 olduğunu söyleyeyim.)
veya ilk 3 maçtan ikisini kazanabiliriz ve 4. maçı kazanırız… olasilik2 = [c(3;2)* 0,087*0,087*0,913]*0,087 = 0,00180
veya ilk 4 maçtan ikisini kazanabiliriz ve 5. macı kazanırız… olasilik3 = [c(4;2)* 0,087*0,087*0,913*0,913]*0,087 = 0,00329
sonucta, final four oynama olasılığımız = olasilik1 + olasilik2 + olasilik3 = 0,00575
Fenerbahçe Ülker’in final four oynama şansı yaklaşık binde 6 seviyesinde, yani %1 bile değil.
Bu arada çeyrek finalde 3-0′la süpürülme olasılığının da %76 olduğunu belirtmek lazım.
Rakamlar, rakamlar, rakamlar… Eskiden Türk futbolu da böyle istatistiklerden muzdaripti ve alınan beraberlikler bile “şerefli beraberlik” olarak kabul ediliyordu.
İşte Fenerbahçe Ülker de takım olmak istiyorsa geçmişten gelen %8,7′yi unutup, her maça %50-%50′ymişçesine çıkmalı ve takım olarak Euroleague’in gerçek takımlarına kafa tutmalıdır. Bu direnç, ancak ve ancak dayanışmayla gösterilebileceği için takım olmanın en önemli adımı olacaktır.
İlk sınav Siena deplasmanı.