İhsan Bayülken: 1-5 numara temel katkısı başarıyı getirdi
28 Eylül 2009
“Takımların özellikle sahip oldukları iyi oyun kurucular ve beş numaralar takımların sıralaması açısından belirleyici oldu. İspanya Rubio ve en az onun kadar asist yapan Fernandez, Navarro; Sırbistan Teodosiç; Slovenya Lakovic; Yunanistan Spanoulis; Fransa Parker ile bu avantajı kullandı. Ayrıca ilk dört içindeki takımlar İspanya Pau Gasol; Sırbistan Krstiç ve Perovic; Yunanistan Sofoklis; Slovenya Erazem Lorbek’ten 5 numara pozisyonundan beklenen verim aldılar. 1-5 numara temel katkısını aynı anda almalarından dolayı başarıyı elde ettiler. Bu ilk dört takımın sıralamasını ise bu pozisyonları tamamlayan oyuncuların kalitesi ve kenardan gelen oyuncuların katkısı ile belirlendi.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
EKSİK OLAN 3 NOKTA……..
Birinci Nokta: Ne olursa olsun Mehmet Okur bu takımda neden yok? Kimin ne dediği önemli değil daha öncesi için, bu şampiyonada Mehmet Okur gibi bir tecrübeden neden yararlanılmadı? Görünen o ki 2010 yılındaki şampiyonada da olmayacak.Elimizdeki değerleri kullanmama hastalığımız ne zaman geçecek? Başkalarının ekmeğine yağ sürmekten ne zaman bıkacağız da kendimize gelip dünyanın sırtını bir kere daha yere yapıştıracağız?
İkinci Nokta: “Türk gibi başla,İngiliz gibi bitir” sözünün aşağılayıcı anlamından kurtulup “Türk gibi de bitir” i sadece kurtuluş savaşlarında mı göstereceğiz? Hayalperest olmadan da oynadığımız turnuvalarda bir turnuva takımı mantığını bu güne kadar neden kazanamadık? Bu şampiyonada yendiğimiz iki takım final oynuyor,son saniye atışlarımızdaki beceriksizliklerimizle elimizden kaçırdığımız diğer iki takımsa yarı final oynuyor ama biz onların arasında yokuz…Yeterince utanç duyma sebebi değil mi bu?Bu turnuvada “Takım olma özelliğimizi kazandık” diyorlar. Sonuç alamadıktan sonra Takım olmasan ne olur ki? Türkiye’ deki son hazırlık turnuvasına maç kaybetmeden gelip, Türkiye’ deki maçlarda skandal sonuçlar aldıktan sonra Polonya’da adeta namağlup şampiyon olunacak gibi başlangıç yaparak istikrarsız bir görüntü çizmeye devam edildi. Zaten sonuçta bize bunu gösteriyor. Yoksa yorgunluk (maçlarda oluşan sakatlıklar hariç) ve yorgunluğa bağlı sakatlıklar bahane olamaz. Diğer takımlar da bizlerle aynı sayıda maçları oynuyorlar. Yani onlar ayakta kalıyorlarsa dopingli mi oynuyorlar? Bu tamamen teknik idarenin hatası.Bu kadar turnuvadan sonra dahi gerekli dersler alınamamış. Bu şekilde bir değişim olmayacağını düşünerek 2010 daki şampiyonadan da ben hiçbir iyi sonuç beklemiyorum
Üçüncü Nokta: Bogdan Tanyeviç aktif oyuncu sayısını 10-12 oyuncuya çıkarmaya çalışıyor. Yani hızlı ve hareketli oynayarak rakibe karşı gardımızın devamlı yukarda olmasını sağlamaya çalışıyor. Düşünce olarak iyi olabilir. Uygulamaya gelince bu oyun türüne uygun olan oyuncuların tamamını takıma aldı mı? Sonuca bakınca öyle olmadığı görülüyor. Türkiye’ de daha nice bu oyuna uygun oyuncular varken gerekli hazırlığı yapmaması Tanyeviç’ in suçudur. Elinde yanlızca 1 tane bile NBA de oynayan oyuncusu olan diğer takımlar bu oyuncularından maksimum verimi alırken biz elimizdeki 2 tane NBA oyuncumuzu bir araya getiremedik. Aralarında kan davası olmadığına göre (Mehmet’le Hidayet’in veya Mehmet’le Tanyeviç’in) bu birliktelik sağlanabilirdi.
Anlaşılan biz mazohist bir yapı alışkanlığı kazanmışız ve hep “ah vah” çekerek “şuda olsaydı böyle olsaydı” diye kendi kendimize acı çektirecek durumları zevk haline getirmişiz. Acaba bunun suçlusu “arabesk” müzikler mi?
Avrupa Şampiyonası da gösterdiki guard’ınız ne kadar iyiyse ve uzunlarınızı ne kadar iyi besliyorsa o kadar iyi sonuçlar alıyorsunuz ama tabi takım hücumu ve takım savunması da oyuncularınızın niteliği kadar önemli.
Guard pozisyonunda eskiye göre Point Guard daha az hatta iki elin parmaklarını geçmez. Şütör guard ise NBA de olsun Avrupa’da ve Dünya’da olsun gittikçe artmakta. Gerçek guard sayı üretmek ve kazanmak için önce arkadaşlarını hazırladığı pozisyonlarla oyuna sokmalıdır tüm çareler tükendiği zaman kendini ön plana çıkarmalıdır. Milli takımımızın neden çok başarılı olamadığı sonucuna gelirsek Kerem Tunçeri Avrupa’ya transfer olmadan önce benim en beğendiğim Türk guardlardandı ve Point Guard’lığa en yakın oyuncuydu ancak Real Madrid onun bu yönünü olumsuz etkilemiş olacak ki turnuvada iyi oynasa da çoğu zaman Ersan’ı unuttu ve Ersan’ın yeterince oyuna katkıda bulunamamasına neden oldu. Ender ise yaşı artık olgun çağa geldiği halde istikrardan çok uzak. Bazı maçlarda kendini veriyor ve mükemmel oynuyor bazı maçlardaysa 18 yaşındaki bir çocuğun yapacağı hatalarla maçın kaybedilmesine neden oluyor. Aslında şu an Türkiye açısından bakıldığında en iyi guard’ımız diyebilirim ama formu kalp ritimleri gibi bir en yüksekte bir en düşükte…
Uzunlarımıza gelince Ömer’in geleceği parlak ve NBA’in değişilmez uzunları arasına girmesi için çok fazla beklememize gerek kalmayacak gibi. Ancak guardlarımız sayesinde bir periyot 10 sayı atıyor diğer periyot eline top gelmiyor. Semih’e gelecek olursak Ender’le aynı kaderi paylaşıyor bazen NBA de oynayan iyi bir uzun gibi bazense oyuna aldığınıza pişman ettirecek şeyler yapıyor. Oğuz’a gelecek olursak turnuvada dikkatimi çekti Scortsianidis’ten sonra en size lı oyunculardan biriydi ancak bu size’nı yeteri kadar kullanamadı ve bence milli takımın iyi beklentiler içerisinde olup da en kötü formu gösteren oyuncusuydu.
İhsan bayülken’in söylediklerine gelince saydığı guardlardan özellikle Spanuulis ve Lakoviç çok isabetli şutlar attılar ancak takım arkadaşlarını da oyundan soğutmadılar. Rubio’nun önünde ise uzun bir yol var ve o yolda çok ilerleyeceğine inanıyorum. İşin aslına gelecek olursak uzunlarınız ne kadar iyi olursa olsun guard’ınız iyi değilse başarıyı yakalamak zor.
Artık Kahrolmaktan Yoruldum….
Her turnuva, her başlangıçta yeni umutlar ve hep sonunda hüsran. Bu turnuva öncesi ilk defa A Milli Basketbol takımımızdan bir beklenti içinde değildim. Kafamda turnuvayı oynadığım zaman ilk grupta sadece Bulgaristan’ı yenebileceğimizi, 2.gruba galibiyet taşıyamayaağımızı ve 2.grupta 3 takımıda yenileceğimizi düşünüyordum. Fakat ilk 5 maçta alınan neticeler cidden beni şaşırttı, seyretmemiş olsaydım bu skorlara inanmazdım. Slovenya maçı bizim için çok önemliydi, kazanıan 5 maç bununla anlam kazanacaktı. Fakat, kaybederek diğer grupta en eşleşilmeyecek takım ile eşleştik, kaybettik ve elendik.
Yunanistan maçına baktığım zaman, Hidayet ile Spanoulis arasındaki fark hemen göze çarptı. İkisi de kendi takımlarının yıldız oyuncusu olarak lanse ediliyordu. Spanoulis takımını aldı sırtında taşıdı, zor zamanlarda aldığı sorumluluklar ile takımını yarı finale çıkarmayı başardı. Fakat, Hidayet turnuvanın hiçbir safhasında bu sorumlulukları alamadı, aldıysa yerine getiremedi. Aslında turnuvanın genelinde takımlara baktığımız zaman, her takımın bel bağladığı yıldız oyuncusu takımını 1 veya 2 basamak yukarı çektiğini gördük. Mesela Gortat Polanya’nın 2.gruba çıkmasında en büyük pay sahibi oyuncuydu. Mesela Tony Parker, Fransa’nın çeyrek finallerde rakibi İspanya dışında hangi takım olsa, mutlaka elerlerdi. Pau Gasol sakatlığı üzerinden kademe kademe attı, turnavada yıldızlaştı ve takımını şampiyon yaptı. Spanoulis, Yunanistan yarı final yaptıysa, bu tamamen kaptanı sayesindedir. Bir tek Sırbistan takım oyunuyla başarıyı yakalayabildi fakat o takımda senelerdir, birlikte başarılar yakalamış, birbirine alışmış bir takım olmanın sayesinde gerçekleşti. Hidayet ise bu turnuvada düşük şut yüzdeleri ile takımına hücümda ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramadı, savunmada iyi işler çıkarması onun yıldız gibi oynadığı anlamını taşımaz.
Tanjevic’e sormalı, ama ciddi bir şekilde sormalı neden Mehmet Okur gibi kendini NBA’de kabul ettirmiş bir oyuncuyu milli takıma davet etmiyor. NBA’de oynayan Avrupalı uzunlara bakalım, Marc Gasol ve Pau Gasol kendi milli takımlarında oynuyorlar, Ronny Turiaf Fransa milli takımında oynuyor, Marcin Gortat Polanya milli takımında oynuyor, Nenad Kristic, Blazec oynuyor. Oynamayan 2 Avrupalı pivot var, biri Zydrunas Ilgauskas ki kendi istemiyor, diğeri ise Mehmet Okur. NBa’de Pau Gasol gibi, Tim Duncan gibi, Yao gibi, Amare gibi oyuncuları başarılıyla savunan, savunması ile ön plana çıkan bu milli takıma neden alınmaz, dediğim gibi cidden sorulmalı.
Bu turnuvada beni ciddi anlamda sevindiren Ömer Aşık oldu. Oynadığı basketbol ile gelecek yıllar için büyük bir ışık yaktı. Umarım, en kısa zamanda onu NBA’de seyretme olanağına sahip oluruz.
Aslında 1-5 numara temel katkısına paralel başarı grafiği turnuva öncesinde de kendini belli etmişti. Avrupa basketbolu sürekli gelişen ve farklı sistemleri deneyen bir arena. Dünya basketbolunun gözünü NBA’e çevirmiş olması, Avrupa’nın özellikle büyük takımlarında bu gelişimi zorunlu kılıyor. Euroleague Avrupa’da basketbolun klüpler düzeyinde zirve noktası. Bu arenada da başarının 1-5 numara katkısına göre şekillendiğine dikkat edersek, takımlarını Avrupa Şampiyonasına hazırlayan koçlarda bu noktada önemle durmuşlardı. Son sezonda final-four yapan takımların 1 ve 5 numaralarını sizlere vermek istiyorum.
CSKA MOSCOW: G: Zisis, Planinic, J.R Holden C: Erazem Lorbek
OLYMPIACOS: G: Papaloukas, Teodosic C: Bouroussis, Schortsanitis
PANATHINAIKOS: G: Spanoulis, Diamantidis, Jasikevicius C: Pekovic
BARCELONA: G: Lakovic, Navarro C: Andersen
Bu oyuncular takımlarını Final-Four’a taşıyan isimler. Bu oyuncuların bir kısmı ismini turnuvanın kaderini değiştiren oyuncular listesine yazdırırken (diğer fark yaratan oyuncular da genellikle NBA patentli 1 ve 5 numaralardı – Parker ve Krstic gibi), diğerleri ya takımları şampiyona da olmadığı için turnuvada yoktu, ya da çeşitli sebeplerle katılamadıkları için, takımları onların eksikliği yüzünden turnuva boyunca başlarını duvarlara vurdu. Gerek Euroleague takımları, gerekse turnuvaya katılan diğer takımların başarıyı özellikle bu iki pozisyonun işbirliğinde aramasının bazı temel sebepleri var. Bu sebeplere bir göz atarsak:
1) 1-5 numara arasında oynanan ikili oyun rakip savunmayı her zaman en çok zorlayan hücumdur. Birebir hücumla artık savunma dengesini bozmanın çok zor olduğu, 3 sayı çizgisinin gerisinde yapılan paslaşmaların da savunmayı bozmak için yetersiz olduğu düşünülürse kısa ve uzunlar arasında oynanan ikili hücumlar, oturmuş ve iyi savunma yapan takımlara karşı hücumda birincil opsiyon olarak öne çıktı.
2) Birçok tecrübeli antrenör rakiplerine açık alanda yakalanıp hızlı hücum sayıları yemek istemedikleri ve kontrollü hücum etmek istedikleri için topu pota altı oyuncularına indirmeyi tercih ettiler. Bu aşamada uzunların yaptıkları tercihler (gerek potaya hücum etmek, gerekirse pasör özelliklerini kullanmak) takımların hücum gücünde çok belirleyici oldu. Nitekim bu pozisyonda Pau Gasol gibi bir uzuna sahip olmak, İspanya’yı özellikle grup maçlarından sonra daha üstün bir takım olarak öne çıkardı ve en değerli oyuncu ödülünü de kazanan Gasol İspanyollara bir kupa daha kazandırmış oldu. İspanya ile birlikte turnuvanın en dikkat çekici çıkışını yapıp ilk kez yarı final gören Slovenya ise Erazem Lorbek’in bu pozisyonda yaptıklarıyla neredeyse finalde Gasol’lü İspanya’ya rakip olacaktı. Ama karşılarına büyülü bir basketbolla ve 21 yaşında bir oyuncudan kolay kolay göremeyeceğimiz bir liderlikle kariyerinin belki de en iyi maçını çıkaran Teodosic çıktı ve onları finalden etti. Pota altına top indirmeyip kontrollü basketboldan uzak, sadece koşarak ve çabuk atış kullanarak hücum etmeye çalışan Bulgaristan ise söylediklerimin bir kanıtı olarak her maçında farklı mağlup olarak ve turnuvanın en silik takımı imajıyla Polonya’yı çok erken terk etmek zorunda kaldı.
3) 1-5 numara katkısının bu kadar ön plana çıkmasının belki en büyük sebeplerinden biri de artık Avrupa basketbolunun iyi şutörler ve forvetler çıkaramaması. Bir kaç örnek verecek olursak Türkiye hala yeni bir İbrahim Kutluay veya Harun Erdenay çıkarabilmiş değil. Bu konuda Türk teknik heyeti Cenk Akyol’dan ümitliydi fakat onun da sürekli yerinde sayması ve basketbolunun üstüne yıllardır birşey koyamamış olması bizi bu konuda bir hayli eksik bıraktı. Sırbistan takımı bence son 10 yılın en kötü şut atan Sırbistan milli takımıydı. Uzatmada 3lük atışlarını riske ederek sayı yemeden maçı kazandık. Bundan 2-3 sene öncesine kadar Sırbistan takımına bu taktiği denemeniz sizin için bir felakete dönüşürdü. Şutörlerin bu kadar yetersiz olduğu turnuva da Kobe Bryant, Lebron James gibi 1-1 oynayarak maçı takımına getirecek oyuncularında Avrupa’da yetişmemesi, bunu başarması beklenen NBA patentli oyuncuların (Hidayet Türkoğlu, Linus Kleiza) ise bu konuda çok yetersiz olması başarı grafiğini tamamen 1-5 numara pozisyonlarına çevirdi. Nitekim takımların en iyi şutörleri aynı zamanda takımlarının oyun kurucularıydı ve 3 sayılık atışlarda onların elinden geldi çoğu zaman. Bu oyuncuların lider özelliklerine sahip olması(Spanoulis, Lakovic, Teodosic, Navarro) kritik toplarında onların elinden hayat bulmasını sağladı. Bence Türk milli takımının en büyük eksiği buradaydı. Guardlarımız Ender Aslan ve Kerem Tunçeri genelde iyi bir turnuva çıkarmalarına rağmen, son topları kullanmada, ve sorumluluk almada rakip guardların gerisinde kalınca, bizde kullandığımız 2 son hücumu değerlendiremeyerek 2 mağlubiyet aldık ve kendimizi klasman maçlarında bulduk. Buna rağmen forvet olarak göze çarpan 2 oyuncuyu unutmamak gerekir: Fernandez ve Ersan. Ama onlarda kontrollü hucumda yaptıkları tepeden hücumlar ya da hızlı hücum sayıları sayesinde takımlarına katkı sağladı. Yani onlarda birincil hücum opsiyonu olamadılar takımları adına.
Bu etmenlerden dolayı modern Avrupa basketbolu 1-5 numara pozisyonlarının etkinliğine kaymış durumda. Yeni yapılanmalar ve takım düzenleri bunun üzerine kuruluyor. Geçtiğimiz Avrupa Şampiyonası bunun bir göstergesiydi. Gelecek yıl Dünya Şampiyonasında Amerika, Arjantin gibi birkaç takım dışında yine takım sistemlerinde fazla bir şeyin değişeceğini düşünmüyorum. Şimdiden planlamalar bu konuyu göz önüne alınarak yapılmalı, ve bu sistemde nasıl fark yaratılır bunları düşünmeliyiz. Unutmayalım ki Dünya Şampiyonasında başarılı olmak için takım olmaktan fazlasına ihtiyacımız var…
Mücadele + Yer Değiştirerek Hücum = Başarı
Potaya en yakın yerden yapılan atışın sayı olma yüzdesi her zaman yüksektir, bu durum doğal olarak 4 ve 5 numaraları oldukça önemli hale getiriyor ama basketbol takım olgusunda artık 2,3 ve hatta 4 numaraların birer oyun kurucu yeteneğinde olması ve uzunların kendi aralarında yaptıkları 2 li oyunlar günümüz basketbolunun olmazsa olmazı, Ayrıca hücum gücünüzü artıran ve karşı takımın savunma direncini kıran etmenlerinde başında geliyor.
Bu Avrupa şampiyonası çeyrek finallere gelene kadar mücadelenin öne çıktığı , sertlik dozunun zirve yaptığı kıran kırana bir savaş oldu. Çeyrek finalden sonra kaliteli ve her mevkide iyi olan takımlar ön plana çıktı (Yunanistan Hariç) . Savunmalar müthiş olunca topu getiren adam pas verecek arkadaş bulmakta ve oyun kurmakta oldukça zorlandı. Bu durum turnuvada 1 numaralı oyuncuların daha fazla ön planda olmasını sağladı. Ayrıca müthiş savunmalardan dolayı yapılan dengesiz atışlar 2. topları arttırdı ve hücum ribaundu alan takımları ön plana çıkardı. İçerdeki uzunların mücadelesi, boyalı alanı ele geçiren takımları birkaç adım öne çıkardı. Bu turnuvada keskin şutör diyebileceğimiz bir oyuncu göremedik, bunu kesinlikle dış adam savunmalarınında üst düzey olmasına bağlayabiliriz, ayrıca uzun oyuncularında pota altı sıkışınca dış adamları boş şut atacak pozisyonda bulamadıklarını gördük. Bunun sebebi yıldızları az olan ve savunmacı oyunculardan kurulu kadrolarla takımların Avrupa Şampiyonasına gelmiş olmalarıdır. Birde Avrupa basketbolunda sert takım değilsen başarılı olma şansın yok. Bütün sezon Euroleague de sertlik kelimesi yorumcuların şüphesiz en çok kullandığı kelime olmuştur.
Bizim takıma gelince Çok başarılı bir Avrupa şampiyonası geçirdik, Yunanistan maçını kaybettikten sonra, Dünya şampiyonasına doğrudan katılmamız bizi 8. yaptı. Aksi olsaydı biz bu turnuvada mücadeleyi bırakmazdık. İnanılmaz savştık ve hücumda bence çok kötü oynamamıza rağmen , özellikle Hidayet’in Sacramento günlerindeki gibi basketbol oynaması topu verip köşeye çekilmesi, ve bu tavırla doğru orantılı olarak takımın hareketsiz birebire dayalı, oyuncuların kendini boşa çıkaramadığı oyun anlayışı bizim yarı finale çıkamayışımızın en önemli sebebidir.
Şampiyona gelince söylenecek tek şey çok kaliteli takım! 6 maç Rubio’yu kazanmaya çalıştıktan sonra kalan 3 maçta her numaradaki oyuncu kalitesiyle rakiplerini ezdi. Dış oyuncuları kendilerini boşa çıkaracak aksiyonları yaptılar. Uzunlardan, içe dışa güzel paslaşmalarlada sonuca rahat ulaştılar. Aslında Navarro ve Rudy Fernandes’ in oyun okuma becerileri İspanya’yı en iyi takım yaptı. Sadece bir numaranın oyun kurma açısından eline bakarsan bu düzeydeki savunmaları aşman mümkün değil. İspanya 5 oyuncusununda oyuna katkı yapmasını sağlayarak bunu bizlere gösterdi.
Bu şampiyonada birkez daha gördük ki avrupa şampiyonasında başarılı olmak istiyorsak sırtı dönük oynayabilen(gasol) şut atabilen(lorbek) gibi pota altı oyuncularına ihtiyacımız var.Bizim takımımızda ise yalnızca bir tane sırtı dönük oynayabilen 5 numaramız vardı.Oysaki elimizde bu işlerin ikisini birden yapabilen Mirsad Türkcan, ve Mehmet Okur gibi oyuncularımız varken pota altı oyuncu seçimlerinde Semih Erden ve Barış Hersek gibi 2 oyuncunun alınması düşündürücü.Mehmet bu sene omzundaki sakatlığından dolayı affını istedi(En azından kendi açıklaması böyle).Ama Mirsad gibi her milli takımın kadrosunda görmek isteyeceği, ki ben bunlar arasında ispanyayı dahi sayabilirim. hem çok iyi bir rebound canavarı hemde hucum yönü güçlü bir oyuncu neden yoktu?
Guardlarımıza gelirsek bence üç guardımızda üst düzey oyuncular fakat keremi dışarda bırakırsak hucum gücü düşük olan pota altı oyuncularımızı oynatacak tipte guardlar değiller.Belkide Tanjevic bu görevi Hidayet’in Dwight Howardla olan uyumunu göz önüne alarak ona vermiştir ama ne Ömer ne Semih ne de Oğuz bir Howard değiller.Ayrıca bu turnuvada Hidayet’in çok fazla etkili olamamasının sebeblerinden biri de bu olabilir.Çünkü Hidayet’ten ne isteyeceğimizi bilmeliyiz.Sayı mı atacak takımı mı oynatacak savunmada mı ipleri eline alacak yoksa takımın kaptanı olarak takım kötü giderken karakterini ortaya koyup takımımı toparlayacak?Evet Hidayet çok yönlü bir oyuncu ama gerçekçi olmak gerekirse bunların hepsini birden ancak kobe,lebron ayarında oyuncular yapabilir.
Bence Türkiyede kimsenin kıymetini bilmediği ama çok üst düzey bir Tutku Açık var.Pota altı oyuncularına kolay toplar hazırlıyabiliyor, savunmada direnç gösteriyor ve de yeri geldiğinde ceza şutlarını sokabiliyor.Eğer 2010′da başarı istiyorsak bence Tutku’nun artık milli takıma çagrılması gerekiyor.Elimizde Tutku gibi bir guard varken kıymetini bilemiyoruz.
Kısacası artık keşke demek istemiyorsak milli takımı kulup takımı olarak görmekten vazgeçip o formayı hakedene vermemiz gerekiyor.
Aslında doğru bir tespit. Baktığımız zaman şampiyonada ilk 4′e giren, yani başarılı olan takımların, en az bir tane olmak üzere 1 numara ve 5 numara pozisyonunda çok kaliteli oyuncuları var.
Fakat 1 ve 5 numarada kaliteli ve yıldız oyuncularınızın olması tek başına yeterli değil. Bu oyuncular, takım olguları içinde bir araya gelir ve birbirlerine uyum sağlarlarsa önemli işlerin altına imza atarlar.1 ve 5 numarada oynayan oyuncular, saydığım özelliklere sahip olurlarsa takımlarını birkaç gömlek yukarı taşırlar.
Uyum konusu çok önemli. A Milli Takımımız’dan örnek vermek istiyorum. İspanya maçında 5 numarada oynayan oyuncumuz Ömer Aşık’tan önemli verim sağlamıştık. Bunu sağlayan; Ömer Aşık’ın Pau Gasol’e üstünlük kurduğunu görerek, Ömer Aşık’ı doğru paslarla besleyen oyuncu kimdi peki? Cevap Kerem Tunçeri..
Sayın İhsan Bayülken’inde belirttiği gibi ilk 4 e giren takımların 1 ve 5 numaralı mevkilerde oynayan önemli oyuncuları var ve takımlar bu oyunculardan bahsedilen “Temel Katkı” yı aldı. Bu da o takımların başarılı olmalarında gerçekten önemli bir unsurdu.
Ben bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Başarıya giden yolda 1 ve 5 numarada oynayan kaliteli ve verimli oyuncuların yanısıra, gerektiğinde eli titremeden şut sokabilecek şutör oyuncularında çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Yine ilk 4 e giren takımları bu yönden inceleyecek olursak; İspanya’da Navarro ve Rudy Fernandez’in, Sırbistan’da Tripkovic’in, Yunanistan’da Zizis’in, Slovenya’da ise özellikle bize karşı oynanan maçta Nachbar’ın varlığını görüyoruz.
Bizim Milli Takımımız’da da geçmiş yıllarda İbrahim Kutluay’ın üstlendiği bu rolü üstlenen bir oyuncu olsaydı, daha iyi yerlerde olabileceğimizi düşünüyorum. Bence 2010 da kadromuzda bu özellikte en az 1 oyuncu bulundurmalıyız. Akla gelen ilk isim ise Serkan Erdoğan…
Dünya basketbolunun son yıllarda gittiği yön ortada. Artık daha az set hücumu oynanıyor, oyun daha hareketli ve sert geçiyor, ikili oyunlar eskisinden çok daha fazla ön plana çıkıyor. Bu çerçevede, eskiden numaralarla adlandırdığımız oyuncu mevkilerinin – 1:oyun kurucu, 2:skorer guard, 3:kısa forvet(forvet), 4:power forvet, 5:pivot – tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. 2, 3 ve 4 numaralar giderek birbirine benzemeye başlıyor, birbirlerinin görevlerini paylaşıyor. Artık sabit şutörler ya da pivot bozması 4 numaralardan çok elinden her şey gelen oyuncular tercih ediliyor. Milli takımımızda Ersan, Hidayet; LeBron James, Carmelo Anthony, Preldzic gibi oyuncular bunlara çok iyi örnekler. Ama 1 ve 5 numaralara kimse dokunmuyor, onlar hala bir basketbol takımının ana dişlileri olma özelliklerini sürdürüyor. Ve bu noktada da yıllardır beklentilerimizi karşılayamayan milli takımımızın sorunu ortaya çıkıyor. Orhun Ene’den beri yetiştirdiğimiz, oyun kurucu sayılabilecek tek oyuncu Kerem Tunçeri. Savunmasına, hırsına bir şey diyemeyiz ama o da istikarsız ve oyun kurma konusunda yetersiz. Bu sorun alt yapımızdan kaynaklanıyor esasında, altyapıda oyuncuların pozisyonlarını belirlerken boy sırasına dizen koçların hala görevlerine devam edebildiği bir ülkedeyiz ne yazık ki. Bu yüzden de nice yetenekli adam, esasında oynamaması gereken mevkilerde heba ediliyor. Altyapı koçlarımızın çoğunun bildiği ve oyun kuruculara öğrettiği tek şey, topu getirip, köşedeki şutöre ya da içerideki uzuna basit pas atması. Rakibi hataya zorlamanın ne kadar önemli olduğunu, penetre etmenin rakip savunmanın düzenini ne kadar bozduğunu öğretmiyor kimse. İşte bu yüzden zor maçların zor anlarında ne yapacağımızı bilmez hale geliyoruz. Topu verebilirsek Hidayet’e veriyoruz, ondan mucize yaratmasını bekliyoruz. Beklentilerimizi karşılayamayınca da Hidayet’e kızıyoruz. Bütün bu gerçekler, basketbolumuzu kurtaracak çözümü ortaya çıkarıyor sonunda: Ricky Rubio gibi bir oyun kurucu ve onu ortaya çıkaracak bir antrenörlük devrimi.
Neyse ki pivot açısından şanslıyız, Ömer, Semih, Oğuz, Enes gibi gelecek 10-15 yılı kurtaracak pivotlara sahibiz. Ama hala neden Mehmet Okur takımda değil diyoruz, sanki Mehmet Okur yüzden fazla kez milli forma giymesine rağmen bu maçlarda takımına vazgeçilemeyecek bir katkı yapmış gibi. Oysa ki adam defalarca söylüyor, ben klasik pivot olarak oynamak istemiyorum, Utah’taki gibi dışarıda oynamak istiyorum, içeriden oynayacaksam benim yerime o işi yapacak arkadaşlar var diye. Yani tüm takımın oyun sisteminin kendisi için, onun istediği şekilde değişmesini istiyor. Ve biz hala bu adamdan medet umuyoruz, kendisini takımın, koçun ve diğer arkadaşlarının üzerinde gören, bu çok yetenekli adamdan…