Hıncal Uluç: “Rijkaard futbolu bilmiyor ve kötü niyetli”
“Güneş balçıkla sıvanmaz hale geldi. Rijkaard futbolu bilmiyor ve kötü niyetli. Elano çok iyiydi çıkarttı, Elano çok kötüydü 90 dakika tuttu. Bu ne demek? Ya futboldan anlamıyorsun ya da Elano’yu yok etmeye uğraşıyorsun. Arda eski Arda mı? Keita eski Keita mı? “Canavarım” diyerek aldığı Dos Santos ne yapıyor? Bilmiyoruz.
Galatasaray’ın eski halinden eser yok. Bana söyleyin, “Şu iyi” diye ama yok. Milli takım stoperi Gökhan Zan tribünde, milli takım stoperi Servet Çetin kulübede, milli takım stoperi Emra Aşık kulübede. Üç tane milli stoper sahada değilken stoper oynayabilecek Mehmet Topal, Hakan Balta da varken stoper alınıyorsa, bu ne demek Galatasaray’ın bir eli yağda bir eli bağda… Nonda’nin gitmesine hiçbir şey demiyorum, Nonda santrafor değildi gitmesi normal ama ihtiyaç olan santrafor alınmasıyken, takım santrafor diye bas bas bağırıyorken stoper alınıyor…”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Hıncal Uluç’un; Elano, Arda, Keita ve Dos Santos hakkında söylediklerine kısmen de olsa katılmamak mümkün değil.
Fakat bence Gs’ın sakatlarının düzelmesi halinde “Ön Libero” haricinde ilk 11′inin şekillenmiş olduğunu düşünüyorum… Defansta Neill ve Emre Güngör(Servet) Sağ bekte Sabri, Sol bekte Hakan Balta, Sağ önde Keita (Dos Santos) ve Sol Önde Kewell(Caner), Ortada Arda ve Elano, Forvette ise Baros(Jo)…
Yani Gs’ın asıl sorunu sakatlar düzelmiş olsa bile “Ön Libero”da oynayan oyunculardır… “Mustafa Sarp ve Mehmet Topal”… Bu iki oyuncu da tamamen topu Yana veya Geriye oynuyorlar, çok nadir de olsa kaleye şut çekiyorlar… Mesela bu iki oyuncunun da forvet oyuncularını golle burun buruna getirecek milimetrik paslarını bügüne kadar hiç görmedik desek yeridir. Burada Tugay örneğini verebiliriz… Tugay’ın İngiltere’de Forvetlere Al da At dercesine paslarını çok sık görüyorduk… Birilerinin bu iki ön libero da oynayan oyuncularımıza topu yana veya geriye oynayarak gol atılamayacağını söylemesi gerektiğini düşünüyorum…
Ayrıca eğer Gs yönetimi hedeflerini büyütmeyi düşünüyorsa en kısa sürede Ayhan ve Uğur Uçar ile de yollar ayrılmalıdır. Mustafa Sarp ve Barış Özbek ise, sadece iyi birer yedek olurlar Gs takımına…
Sayın Hıncal Uluç,Galatasarayın son haftalarda eskisi kadar iyi olmadığı ortada ama yeni transferlerin bu kadar kısa zamanda müthiş işler yapmasını beklemek bence biraz hayalcilik,Elano konusunda haklısınız son kayseri maçında çok kötüydü oyunda tutuldu ama çıkarılsada kim girebilirdi onun yerine diye soru sormak lazım,takımın yarısı sakat zaten bu konuda ligimizdeki kasap oyuncular kadar sağlık ekibininde payının olduğunu düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artmakta…
Stoper konusunda yaptığınız eleştirileri haksız buluyorum.Gökhan Zan’dan başlamak gerekirse ,milli takım stoperi olması galatasaray için yeterli olduğunun göstergesimidir bence değil,gökhan zan Beşiktaş forması giyerken bjk taraftarları dahil yaptığı basit hatalarla herkesin alay konusu olmustur çoğu zaman ve eminim Gs taraftarlarının büyük kısmı bu transferden memnun olmamıstı ve hatta inanmak istemeyenler bile olmustu Gökhan Zan’ın Galatasaraya transferine ve ayrıca sakatlık sorunu olan bir futbolcu olduğunuda biliyoruz,Emre Aşık’a gelince bence artık sırasını gençlere verme vakti geldi ve son kayseri maçında gördük ki Emre Güngör’de sağlam olduğu zaman en az Servet ve Lucass kadar başarılı bir stoper,Servet son maçta hasta olmadığı için oynatılmadı bunda garip bir durum göremiyorum ayrıca hakan balta ve mehmet topalın stoper mevkisinde ne kadar başarılı oldukları birer soru işareti…
Galatasarayın santrafor mevkisine ihtiyacı vardı doğru ,baros sakattı o mevkide kewell oynatıldı gayet başarılı oldu,ayrıca keita bu mevkide oynayabilme becerisine sahip daha önceki takımlarında da bu mevkide oynadı zaman zaman ve bana sorarsanız yöneticiler buna güvenerek Jo’yu transfer ettiler avrupda baros iyişene kadar idare edebileceklerini düşündüler ama şanssız sakatlıklar işleri zora soktu biraz,Gs yönetimi üstüne düşeni yapmıştır ama kewell ve jo’nun sakatlığı yönetimin elini kolunu bağladı bence, sonuçta yabancı sınırı var ve ara transfer dönemide çok riskli daha fazla risk alınamazdı yönetimde bunu yaptı.
GALATASARAY’IN ÇÖKÜŞÜNÜN BAŞLANGICI
Galatasaray yönetimi anlam veremeyecegim bir sekilde yapmaması gereken yerler olan sol açık ve defansın göbeğine transfer yaparken sansasyon dısında bir katkı yapmayacağını üzülerek söylemek istiyorum.Çünkü zaten milli takımın göbeğinde oynamış 3 adam senin takımında Emre Güngör var bunun yanında Mehmet Topal var ama yine oraya transfer yapılıyor. Sol açık için yükselen Caner varken bunun yerine koyabileceğin alternatif Arda varken Santos bence ucuzluk pazarından artık işe yaramayan son teknoloji alet almaya benzer.Bunun yanında Baros’un sakatlanması ile gözle görünür şekilde aksayan forvet için nonda’yı yollayıp jo ‘yu alması da sadece ligi düşündüklerini ve Avrupa takımı olan GS’ın sadece Keita ve Arda ile avrupada ilerlemeyeceğini bildiğine adım gibi eminnim .O zaman amaç ortaya çıkıyor TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONU olmak başka da bi amaç yok. Biz hep avrupa olmayı dünyaya oyuncularımızın ne kadar yetenekli olduğunu anlatmaya çalışırken ligimizin modası geçmiş aletlerin toplandığı atölyeye çevirilmesi beni üzmektedir.Hele de bazı transferlerin söylendiğinin çok altında değere yapıldığı söylentisi amaç-araç yorumunda farklı noktalara ulaşmamıza neden olacağı için kulüplerimizin günü kurtarıp şatafatlı transfer gösterileri yerine gerçekten kulüplerimizin birer gelecek programı hazırlaması ve alt yapı çalışmalarının gereken özen ile yürütülmesi daha makbul olacaktır.Çünkü biz avrupadaki yıldız oyuncuları alamıyoruz modası geçince alıyoruz bunun yerine kendi yıldızlarımızı kendimiz yetiştirme yoluna gitmekte fayda var.
Sayın Hıncal Uluç’un retoriklere takılmış futbol görüşünün kusursuz bir izdüşümüdür.
“Milli futbolcu”luğun kat’i bir kalite kriteri olduğu iddia edilen yerler daha çok kıraathaneler oluyor. Servet’ten Marsilya neden vazgeçti ? Gökhan Zan’ın Arsenal tarafından ne zaman izlendiğini hatırlıyor musunuz ?
Emre Belözoğlu’nun sol kanatta oynayabiliyor olması onun forvet arkasındaki muazzam etkinliğini değiştirir mi ? Semih’i iyi pas atabiliyor diye orta sahada denediğinde Fenerbahçe’nin eline ne geçmişti ?
Mehmet Topal’la Hakan Balta’nın ön libero ve sol bek oldukları aşikâr ve eldeki iki “millî” (!) stoperin de beli dönmeyen, oyun zekasından yoksun adamlar olduğu belliyken Lucas Neill gibi bir -klişe tabiriyle- “yeni Popescu”nun alınmasında beis görmek futbol yorumculuğunun ne kadar enteresan kriterlere kazık bağladığını ispat etmez mi ?
Dos Santos’un kaçıncı maçı ? Abdelkader Keita kupadan dönmedi mi ? Arda’nın fizik gücü eksiği ve Elano’nun motivasyon ve adaptasyon sorunu yaşadığını farketmek mi zor olan ? Bunlarda Rijkaard’ın direkt kabahati ?
Nonda gibi adam eksiltebilen, penetreci ve düzgün vuruşlara sahip bir santraforun santrafor olmadığını iddia etmek için özellikle Galatasaray maçı seyretmiyor olmak gerekiyor kanaati yanlış mı ?
Bu kadar transferle takımdaki harmoninin sarsılacağı su götürmez bir gerçektir -ki bu yüzden santrafor olmayan bir Dos Santos’un zoraki olarak o mevkide oynayınca gösterdiği etkisizlikten ötürü eleştiriye tutacak “skor yazarlığı” üzerine yorum yapmak zorunda kalıyoruz.
Öve öve bitiremediğimiz milli stoperlerimiz (!) için sıklıkla kullandığım bir atasözüydü ama spektrumu bu yazı için daha da genişliyor sanki:
“Koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Çelebi”
Hıncal Uluç’un Rijkaard Tutkusu
Rijkaard belki dünyanın en iyi hocası olmayabilir. Hıncal Uluç “Rijkaard teknik direktörlük kariyerindeki başarılarını Barselona’nın o dönemki kadro ve imkanları sayesinde kazandı” diyebilir. Yeri gelir ben de katılabilirim bu görüşlere. Beni üzen Hıncal Uluç’un ağzını Rijkaard’la açıp Rijkaard’la kapatmasıdır. Bu durumu hazmedemiyor mu, eleştirecek veya hakkında yazı yazacak başka hiçbir şey bulamayınca Rijkaarda yazalım mı diyor anlayamadım zira Galatasaray’ın eleştirilecek, övülecek, çözüm bulunacak onlarca sorunu ve olayı vardır.
Hakan Ünsal’ın; Nonda’nın Gönderilişi ile İlgili Bilgilendirici Yorumu
Bildiğiniz gibi ülkemizin yetiştirdiği en büyük solbeklerden biri belki de en iyisi Hakan Ünsal geçirdiği sakatlıklar nedeniyle büyük sorunlar yaşamış ve sakatlıklar sonrasında bir türlü eski formunu yakalayamamıştı. İzlerken veya duyduğumuzda sakatlıkların çok basit şeyler olduğunu sanıyoruz fakat aslında bir bilek burkulması bile insanın tüm hayatını etkileyebilecek kadar ciddi bir sorun oluşturabilir. Hakan Ünsal bir yazısında “Nonda benim de geçmişte yaşadığım bir sakatlık yaşadı ve şuan Nonda’nın dizleri elli yaşındaki bir adamın dizlerinden bile daha kötü durumda; kalsaydı Galatasaray’ı ikinci yarının ortasına kadar bile taşıyamayacaktı” diyerek yorumlamıştı Nonda’nın gönderilişini ve içime su serpmişti. Her ne kadar Galatasaray’dan bir futbolcunun bu şekilde gönderilmesinin çok yanlış olduğunu düşünüyor olsam da Hakan Ünsal’ın bu bilgilendirici yazısıyla aslında çok doğru bir iş yapıldığını anlamış oldum.
Adnan Polat Yönetimi’ne Taraftardan Tam Destek
Kimse anlamıyor; taraftar Adnan Polat yönetimini çok beğeniyor ve sonuna kadar destekliyor. Ama transferlerden ama başka şeylerden; bu yönetimin taraftardaki kredisi göz ardı edilemeyecek kadar fazla ve tükeneceğe benzemiyor… Basında yazılan yazılar, söylenen kötü sözler taraftarın bir kulağından girip bir kulağından çıkıyor. Adnan Polat yönetimi; taraftara daha önceki yönetimlerin de üzerinde emeğinin geçtiği kurtuluş projelerini öyle iyi anlatıyor ve basına öyle iyi yansıtıyor ki; taraftar çok başarılı bulduğum fakat bahsettiğimiz konuda Adnan Polat yönetiminin tuttuğu yolu tutmayıp sadece işlerini yapmayı tercih eden Özhan Canaydın’la oluşan o bulantılı ve karanlık dönemden sonra gelen bu renkli ve umut saçan yönetime adeta tapıyor.
Dilerim bu büyük sevgi Galatasaray’da birlik, beraberlik sağlar ve başarıların mimarı olur; çünkü bu ülke Avrupa’da başarılı bir takıma sahip olmayı çok özledi.
Rijkaard mi futbolu bilmiyor?
Hincal Uluc’un bu elestirisinin temelinde ne yattigini anlamak mumkun gorunmuyor. Futbolu bilmedigi iddia edilen Rijkaard’in oyunculuk ve teknik adamlik kariyeri milli takimda ve kuluplerde olmak uzere Avrupa Sampiyonluklari ile dolu. Oyuncu ve teknik adam olarak birkac Avrupa Kupasi kaldirmis bir futbol dehasindan soz ediyoruz. Dehaligi da “total football” denilen sistemi 21. yuzyil futboluna basariyla adapte etmis olmasindan kaynaklanmaktadir. Daha gecen yil ortada ne kadar kupa varsa toplayan takimin teknik direktoru (Josep Guardiola) bu basariyi Rijkaard’a ithaf etti ve sistemin onun ektikleri sayesinde isledigini itiraf etti.
Rijkaard mi kotu niyetli?
Rijkaard’in kotu niyetli olduguna inanmak icin “cildirmis” olmak gerekmez mi?! Konusma ve tavirlarindan anladigimiz kadariyla oldukca profesyonel ve centilmen birinden soz ediyoruz. Ustelik, duygusal da bir adam Rijkaard (Bir Real Madrid maglubiyetinin onu nasil aglattigini hatirlamak gerekir). Neden Galatasaray’a geldigi cok tartisildi ve “Durmaz. Gider.” dendi. Oysa, seneye de takimda kalacagini dogruladi. Galatasaray’a gelmesi Adnan Polat yonetiminin kurguladigi buyuk bir yapilanma hamlesinin ayagidir. Bu hamle Aslantepe projesi ve Avustralya’da acilan futbol okulunun da icinde bulundugu bir hamle. Hatta, futbol okulunun “total football”un ne oldugunu bilen bir Hollandali’ya emanet edilmesi, Rijkaard’in takimin basina gecmesinden daha onemli bir karar olabilir. Pek iyi, ama neden bu hamleler? Amac ne?? Amac elbette Avrupa’da istikrarli bir basari yakalamaktir. Bunun icin de, 1- belli bir futbol sistemine baglanmak ve ona uygun futbolcu yetistirmek ve 2- finansal acidan istikrarli basariyi saglayacak bir durumda olmak gerekiyor elbette. Iste, tum bunlar nedeniyle, istikrarli basari icin yoneticiler tarafindan eminim cok uzun ugraslar sonucu ikna edilen bir futbol adamindan bahsediyoruz Rijkaard’i ele alirken. Neden kotu niyetli olsun ki? Bu adam, Galatasaray’i basarisiz kilmak icin kotu niyetli davranarak ne elde edebilirdi ki?! Yoksa Rijkaard’in bir Fenerbahce ajani olduguna mi inaniyor Hincal Uluc?!!!
Total Football vs. Gundelik Sevincler
Her seyde oldugu gibi, futboldaki basari konusunda da sabirsiziz. Rijkaard gelince, Elano ve Keita gibi yildizlar transfer edilince, takim sezon basinda fikstur geregi ciliz rakiplerle karsilasip “harikalar yaratinca” ve sampiyonluk ya Fenerbahce’nin ya da Galatasaray’in denilerek gercekci beklentiler ucari umutlara donusturulunce, olagan form dusuklugu ve bazi maglubiyetler dengeleri sarsti. Ama birkac puan kaybi ve gecici form dusuklugu degildi sorun, eger sakatliklar olmasaydi. Baros’u ligin 10. haftasinda kaybetti Galatasaray. Nonda onun yerine oynuyor ve gol de atiyordu, ama dizlerindeki sorun nedeniyle ve belki psikolojik faktorlerin de etkisiyle formu dustu her gecen gun. Derken, Sabri ve Kewell sakatlandi. Afrika Kupasi’na Keita’yi gonderdikten sonra sag kanat durdu. Kewell’in yoklugundan sonra Hakan Balta’nin sakatlanmasiyla sol kanat da en iyi ikilisinden yoksun kaldi. Bu durumda bile Nonda’nin gonderilmesini ve Jo ve Giovani’nin alinmasini istedi Rijkaard. Hatta, bana sorarsaniz, bu iki oyuncunun kiralik gelmesini bizzat istemis olabilir. Neden peki? Bu iki oyuncudan maksimum performans bekleyerek ilk 11′e hemen adapte olmalari icin mi?! Bunun hemen mumkun olmadigini Rijkaard cok iyi biliyor ve gercekte onumuzdeki yilin kadrosunu ariyor Rijkaard ve hatta muhtemelen iki sene sonrasinin. Bunu yaparken de, Barceloan altyapisinda yetismis ama su anki form durumlari nedeniyle ucuza mal olacak iki cok genc hucum oyuncusu istiyor. Rijkaard, kisacasi, pek cok Galatasarayli gibi, bugun Antalyaspor’a karsi Galatasaray’in daha once sayisiz kere kazandigi kupadan elenmeyi pek umursamiyor. Hatta, aslinda Atletico’ya elenirsek de problem degil. Cunku, Rijkaard’in Galatasaray’i hazir degil. Yemek pismedi ki henuz oturup afiyetle yiyelim, montaji bitmedi ki filmin keyifle oturup izleyelim. Gundelik sevinc degil istenen ve yonetim Rijkaard ligi ilk 5′te bitirmese bile yola onunla devam edecek. Baskan Adnan Polat aksini iddia etse de, bu sezon icin hedeflerin mutevazi oldugunu kabul etmek gerek. Sampiyonlugu Fenerbahce’ye birakmamak ya da ligi en kotu ikinci tamamlamak ve Europa Ligi’nde gidilebilen yere kadar gidip sonrasinda uzulmemek. Kisacasi, Galatasaray yonetimi takimin basina gectigi sezon Fenerbahce’ye 4-0 gibi bir skorla boyun egen Fatih Terim’e duydugu guvenin cok fazlasini Rijkaard ve ekibine duyacaktir, cunku gundelik sevincler yerine konmak istenen total football’dan baska bir sey degil. 4-2-3-1 mi oynasin 4-3-3 mu? Yoksa, 4-4-2 mi? 4-4-1-1 peki?? Rijkaard hepsini denedi bunlarin ve suphesiz baska formasyonlar da deneyecek. Oysa, bu bir tur kandirmaca aslinda. Oynanan oyunun 4 defans oyuncusu olmasi disinda baska herhangi bir kisiti yok. 4-6 aslinda dogru tabir gercekten de, ama 4-6-0 ya da 4-0-6 degil. Tum bunlar isiginda baktigimda, Nonda’nin yerine alinan Jo’nun aslinda lig hedefleri icin geldigi anlasiliyor. Baros, Sabri ve Kewell’in donusuyle ve Elano, Neill ve Caner’in yukselen formlariyla, Galatasaray en azindan lig ikincisi olacaktir diye dusunuyorum. Bu arada, futbolu bilmedigi ya da kotu niyetli oldugu iddia edilen Rijkaard’in, su an Barcelona’daki 5 senelik istatistiklerinden yuzde olarak daha basarili bir Galatasaray’i var. Bekleyip gorecegiz, ama her seyden once sabirli olacagiz. Gundelik sevincleri degil, ama onumuzdeki sezon icin yapilacak gerekli transferler ve yerlesen total football ile bir Avrupa Kupasi istiyoruz. Belki hic gelmez o kupa, finalde penaltilarda Liverpool ya da Barcelona’ya kaybederiz belki. Ama, bugunden 2-3 sene sonra yeni bir Avrupa kupasi umudu hic bu kadar yakin olmamisti Galatasaray icin. Bunu anlamak gerek.
GALATASARAY’IN GİZLİ İYİ BİR TARAFI VAR
“Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” Galatasaray’da 3 tane milli stoper var, ama bu onların yeterli olduğunu göstermez. Yeterli değiller de, zaten. Bu sayılan oyuncuların oyun kurma yetisi yok, bu da GS gibi pasa dayalı bir oyun yapısı oluşturmak isteyen bir takım için kötü. Oraya bir oyuncu alınması gerekiyordu ve kısmen iyi bir oyuncu alındı.
Galatasaray’ın bulunduğu durum içerisinde bazı hatalar yaptığı gerçek. Antalyaspor’un da birçok eksiği var, ama sahaya forvetsiz çıkmıyor. GS kongreye malzeme için aldığı gereksiz oyuncular yüzünden sıkıntılı durumda. Sakatlıklar GS gibi bir takıma bahane olamaz.
İlerideki bu sıkıntı GS’ın diğer bölgelerini aksattı, aksatacak. Sakat oyuncular dönecek form bulacak, ooo. Türkiye Kupası gitti bile, Avrupa Kupası kapıda, lig için umut olur hep. GS zor günlere devam edecek.
Şunu da unutmayalım, GS’ın uzun vadeli planları vardı, fakat bu yapılanma içerisinde ben bunu göremiyorum. Kiralık oyuncularla bu iş olmaz. Devre arasında alınan oyuncudan fazla katkı alamazsınız, bu mahallede takım kurmaya benzemez. GS hem kötü bir durumda, hem de ilerisi için bir pırıltısı yok.
Yalnız GS’ın bu mahsurları arasında bir kazanımı var. GS bu hâliyle çok iyi bir kontra atak takımı olabilir, kendisiyle denk takımlarla oynarken. Bunu Atletico ve Beşiktaş maçlarında görüp şaşırabiliriz.
Bakıyorum medyaya internete herkesin eleştiri noktası Galatasaray olmuş neden santrafor yok , neden dos santos alındı , neden bu kadar defans varken neil alındı diye neden mi ? alın size cevap
Bugün bursaspor – fenerbahçe maçını izliyorum fenerbahçede 3 tane santarofor var evet ve gökhan günal devre arasında alındı ne katkısını gördünüz 3.5 milyon euro ve 1 futbolcu karşılığında ve galatasarayın santrator yok dediğimiz halde antalyaspor maçında 6-7 tane net gol pozisyonu var santaforsuz takım bu kadar pozisyona girebilirmi ? ve santrofor alındı zaten Jo malesef sakatlık problemleri oynamasına izin vermedi oynadığı maçlardada kötü performans sergilemedi.
Bu kadar defans oyuncusu varken neden neil alındı deniliyor 1 ay önce galatasaray avrupa standartlarında defans alması lazım yoksa avrupa liginde ileri gidemez diyende medyaydı neil çok iyi bir transfer bana göre ve tüm galatasaraylılara göre hatta galatasarayın son maçlarını izleyenlere göre…
Dos santos transferi rijkaardın tercihi olsa gerek bu dos santosa galatasarayın ihtiyacı yok orda caner ve emre çolak daha iyisini yapıyolar ama dos santosu gerçek performansını umarım 2-3 hafta içinde görürüz diye umuyorum zaten gösteremezse kewell ve baros iyileşmesinden sonra zor forma bulur.
Çok eleştirilen Galatasaray transferleri 3.8 milyon euro toplam maliyet tutmuş fenerbahçenin 3.5milyon + 1 oyuncu bu kadar açık ve net , tek bir yanlış yaptı galatasaray belki süper ligten 1 türk forvet daha alınılabilirdi illa sercan olucak değildi , mustafa pektemek gibi
Galatasaray bu aralar geçen sezon da yaşamış olduğu ‘devre arası sendromu’nun bir benzerini yaşıyor.İşleyiş şekilleri farklı olsa da geçen sezon ilk devresinin sonunda da Galatasaray bu sezonkine benzer bir yerdeydi.Ancak yine devre arasında birşeyler olumlu gidişatı değiştirdi ve takımın havası bozuldu.Galatasaray şu an itibariyle iyi bir durumda değil,doğru..Peki bu kadar ağır eleştirilmeyi hakediyor mu?
İlk olarak ‘Rijkaard futbolu bilmiyor.’ demek ‘Hıncal Uluç kalem tutmayı beceremiyor,becerse de yazamıyor’ ya da ‘Hıncal Uluç Türkçe’yi bilmiyor,dilbilgisi kurallarından haberi yok’ demek gibi birşey olur.Bu mantıklı mıdır?Değildir..İşte en az bunun mantıksızlığı kadar hayatının yaklaşık son 25 yılını üst düzey futbol içinde geçiren birinin futbolu bilmemesi de gerçek dışıdır.
Rijkaard’ın kötü niyetliliği ciddiye bile alınmaması gereken birşeydir.Bence burada ortaya çıkan kötü niyet Hıncal Uluç’un geniş düşünememesinden ya da büyük resmi görememesinden dolayı olandır.Evet Rijkaard’ın bazı bilinmezleri var,ama bunlar bu başlıktaki o iki şeyle de alakalı değil.Her teknik adamda olabilecek bilinmezler..Kötü niyete bağlamak ise bu adamın yaptığı işe karşı yapılmış bir saygısızlıktır..
Galatasaray’ın transfer politikasına gelince..Herşeyden önce Neill doğru ve ihtiyaç duyulan bir transferdi..Üç milli stoperden Gökhan Zan,Emre Güngör ve Aşık’tan hangilerine güvenerek orta ya da uzun vadeli plan yapabilirdiniz?Bu sezon soru işaretli performansları olan Topal,Balta gibi adamları oynadıkları bölgeden daha fazla sorumluluk gerektiren bir bölgeye koymak ne kadar akılcı olurdu?O zaman Galatasaray daha fazla eleştirilmez miydi?Bir düşünelim,evet eleştirilirdi.
Santrafor konusunda ise söylenenlere katılıyorum..Nonda’yı göndermek ya da sadece lig-kupada oynayacak Jo’yu almak birer riskti.Eğer Galatasaray’ın kadrosunda hiçbir sakat bulunmasaydı bu hamle mantıklı olabilirdi.Ancak şu an itibariyle bakıldığında takımda bir santrafor yok.Jo’nun sakatlığı da Galatasaray’ın şanssızlığı oldu,ama eğer sakatlanmasaydı yine de Avrupa kupalarında oynatılacak bir santrafor olmayacaktı.Bu da devre arasındaki transfer stratejisinde önemli bir hata ve boşluk olarak göze çarpıyor..
Galatasaray’ın oyunuyla ilgili olarak da birşeyler söylemek gerekirse,herhalde ilk başlanacak yer takımın orta sahası olur.Oyun geriden itibaren kurulmaya çalışılıyor,ancak özellikle orta çizgiden sonrasında pas trafiğini çabuklaştırmak konusunda,takımda bir yetenek eksikliği göze çarpıyor.Bu sadece orta saha elemanlarının eksikliği değil,savunmacıların da bu konuda problemleri var.Ancak buradaki ana sebep orta saha organizasyonun yeterli seviyede olmaması.Ve aynı zamanda yardımlaşmanın da zayıf kaldığını söyleyebiliriz.Bu sezon başından beri süregelen bir problem ve henüz çözüme kavuşmadı.Galatasaray bu zaafiyetini ilk yarıda önde top tutabilen oyuncularıyla kapatabiliyordu.Özellikle öndeki bir santrafor+Kewell ve onlarla beraber fizik anlamda iyi Arda,Keita gibi isimler bunu sağlıyordu.Ancak şu an ne santrafor,ne Kewell,ne de fiziksel olarak iyi Arda,Keita veya Dos Santos var.O yüzden bu sıkıntıyı saha içinde yaşamaya devam edecekler.Bu durumdan Galatasaray’ı kurtarabilecek şey takımın yetenekli ayaklarının forma girmesi,sakatların düzelmesi olacaktır.Ve takım için önemli olan şey bu gerçekleşene kadar,bu zor dönemi en az hasarla atlatmalarıdır.Uzun vadede çözüm için göreceğimiz ilk şey ise muhtemelen yaz transfer döneminde alınacak bir iki yönlü orta saha oyuncusudur.Bunun için ligimizde de iyi adaylar var.Dikkatle izlenmeli..
Sonuçta;Galatasaray’ın birtakım problemleri olduğu gerçek..Birtakım yanlışlar da yapılıyor takım yönetilirken..Ama bir yandan da takımdaki olumlu yönleri görmemek bardağın ısrarla boş tarafına bakmak olur.Özellikle mali alanda yapılan uzun vadeli planlar ve kadro yapılanması umut vadediyor.Bu süreçte ihtiyaç duyulan iki şey:sabır ve istikrar..Galatasaray taraftarı sabırlı olabildiği ölçüde bu takımın başarısını görecektir ve Galatasaray idari-teknik yöneticileri bu takıma istikrar getirebildiği ölçüde,kulübü yükseltecektir.Ancak bu zorlu dönemde medyada eli kalem tutan,birşeyler söyleyip kamuoyuna ulaşabilen herkesin bu kadar aleyhtar yorum ve yaklaşımları ise ne objektiftir,ne pozitiftir,ne de doğrudur..Bazı otoritelerimize bu kadar katı olmak hiç yakışmamaktadır ve tüm bunlar Galatasaray camiasına yapılan birer haksızlıktır.Umarım zamanla berabe hak yerini bulur.
Güneşin balçıkla sıvanamayacağının doğru olduğu kadar doğrudur söylenenler… Rijkaard bir çok yanlış yapmış ve hala yapmaktadır… İnsanın aklına “kendini kovdurmayamı çalışıyor acaba” demekten başka bir şey gelmiyor zira bi insan kendi işini bu kadar baltalamaz…
Ama beni düşündüren başka bir konu var…O da, herkes gibi Rijkaard’ın da bir insan olduğu ve kendi inandığı doğruları doğrultusunda, genele göre yanlış yapmaktan korkmadığı. Bu, kısa vadede kötü gibi gözükse de, uzun vadede her zaman iyi sonuç verecek bir özelliktir. En azından karakter göstergesidir ve bir takımı yönetmek için önemlidir.
Buna bir örnek de Hıncal abidir. Abi demekte sakınca görmüyorum çünkü “Hıncal bey” çok resmi, “Hıncal Uluç”da çok ukalaca gelir bana. O kişi Hıncal abimizdir benim için.
Hıncal abi de hiçbir zaman, genelin söylediğinin tersini söylemekten korkmaz. Bunlar onun doğrularıdır ve bu konuda inatçıdır da. Beni tek üzen şey, bu söylemin, ara ara değişiklik göstermesidir. Bunu bir anektodla açıklamak isterim.
2009 Yaz başı, henüz Galatasaray’ın teknik direktörü yok. Bilen bilir, İzmir, Foça’dayım…Şu soğuk günlerde aklımıza bile getirmek istemeyeceğimiz rahat kıyafetler üstümde, ayağımda plaj terlikleri, bir marketten içeriye girdim. Televizyonda flaş haber, market sahibi de sesini açmış… “Galatasarayın yeni teknik direktörü Frank Rijkaard” diye anons ediyor spiker… “Hey allahım ya, bu da nerden çıktı…!” demişim gayri ihtiyari… Oldukça da sesli demişim ki, market sahibi ve birkaç müşteri bana şöyle dönüp bir baktılar… Öyle demiştim, çünkü hiç aklıma yatmamıştı. Neyse, haber devam ediyor… Basından önemli kişiler bir takım yorumlarda bulunuyor… Derken nerede duysam tanıyacağım bir ses, yani Hıncal abinin sesi aynen şunları söylüyor “Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığında duyduğum gururu duydum. Bunu bir de öyle bir ses tonuyla söylüyor ki, gururu sesinde canlanıp kulaklarınıza doluyor, oradan da beyninizi ele geçiriyor… O anda sevdim Frank Rijkaard’ı… Bütün olumsuz düşüncelerimi sildim kafamdan…
Şimdi gelinen noktada, Hıncal abi, yarın bi gün, alınan UEFA kupasına “zaten mühim bir kupa değil ki o” derse şaşırmamamız mı gerekiyor…?