Hıncal Uluç: Galatasaray’ın oyun lideri yok
28 Nisan 2009
“Lincoln’ün her maç nasıl bir palavra olduğu ortaya çıkıyor. Galatasaray’ın orta sahada oyun kurucu bir lidere ihtiyacı var. Arda’ya güvenemezsin, o kanat adamı”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
BEN SPORCUNUN
Ulu önder Atatürk’ün de dediği gibi – ki kendisinin pek boş laf etmişliği yoktur – bir sporcunun sahip olması gereken en önemli üç unsurdur, zeki, çevik ve iyi ahlaklı olmak. Kelimenin kurgulanışına göre, bence vurgu “iyi ahlak” tadır. Zeka ve çeviklik, bir yere kadar genetik unsurlardır ama iyi ahlak, eğitim ve kişinin kendini yetiştirmesi sonucu sonradan edinilir. Yani bu üç değişkenden sadece sonuncusunu (yani kanımca vurgu yapılanını) kişinin değiştirme şansı vardır. Benim bir türlü anlayamadığım da, o çok büyük spor klüplerinin, milyonlarca dolar yatırım yapıp, yeni sporcuları bünyesine katarken bu unsuru, hep göz ardı etmeleridir. Oysa ki en önemlisi, kişiyi kişi yapan ana öğedir bu. Klüpleri yöneten büyük insanlar, aynı zamanda çok büyük de firmaları yönetmekteler. O firmalara eleman alırken doldurulan formları bir gözünüzün önüne getirin. Ne kadar çok soru, kişinin psikolajik profiline yöneliktir. Ama iş sporcu almaya gelince, bir de üstüne transfer parası ödemelerine rağmen bunu es geçmekteler. Neticede, sporseverler olarak, en ufak bir temasta kendini yere atıp saatlerce kıvranan, taç çizgisine kadar gidip sonra da sahaya deparla dönebilen sevgili “sporcu” kardeşlerimi gördükçe, ekran karşısında, cinnet noktasına kadar sinirlenip yerimizde tepinmekten başka bir şey yapamıyoruz. İyi ahlaklı ama vasat bir futbolcuyu, sırf iyi ahlakından ötürü bunlara tercih etmiyormuyuz.
Bu noktadan hareketle, Lincoln’ü test edelim… Zeki, çevik, iyi ahlak…
Zeki; evet, oldukça zeki. Futbol zekası hayranlık uyandıracak seviyede. Tanrı vergisi diyebileceğimiz kadar hatta. Çevik; hiçbir şey söylemeye gerek yok herhalde… çeviklikle alakası yok. İyi ahlak; çevikliği ahlakından fazla dersek, bu konuyu da çözmüş oluruz sanırım…
Peki bu durumu, gelinen mevcut gelişmişlik seviyesinde, transferi yapmadan önce belirlemek mümkünmüdür, değilmidir? Eğer mümkünse, niçin belirlenmemiştir veya belirlenmişse niçin transfer yapılmıştır. Sonuçta herşeye yatırım gözüyle bakmak gerekirken, yatırım yapılan şey neden populizm olmuştur. Taraftara -ki hala bu oyuncuyu savunanlar da var- şirin gözükmek adına milyonlarca değer heba edilmiştir.
Uluç’un bu cümleleri sarfedişi Bülent Korkmaz ile yaşanan sorunların artık zirveye çıktığı dönemlere denk geliyor. Olayı sezonun ilk yarısından itibaren alıp değerlendirmek daha doğru olacak.
Oyuncu yapılarını ve bu oyuncu yapılarına uygun oyu modelini belirlemek sahadaki mevcut yapının toplam kapastisini mümkün olduğunca verimli kullanmak çok önemli. Sezonun ilk yarısında Skibbe ile Galatasray oyunu dar alanda ve kısa paslaşmalar ile oynayarak aslında Lincoln’ün yapısına oldukça uygun bir model oluşturmuştu. Bu süre zafında geçen sezonun ortalamasının da üstünde mücadele eden ve koşan Lincoln’ün artan performansında bu futbol tabanının etkisi çok fazlaydı. Bir akıl futbolu oynanıyordu ve bu akıl futbolu içerisinde Lincoln o beklenen meziyetlerini çok kolay yansıtıyordu sahada. Üstelik bunu yaparken de Kewell-Baros-Arda 3′lüsü ile de oldukça uyumlu bir tablo sergiliyordu.
Bülent Korkmaz döneminde yaşanan sorunlara fazla değinmeyeceğim, ama oyun modelindeki değişim de Lincoln’ün performansını negatif anlamda etkiledi. Korkmaz, Lincoln’den bir Hagi olmasını bekledi. Takım artık Skibbe zamanında farklı olarak daha geniş alanda oynuyordu ve Lincoln ile yaşanan sorunlar zoraki olarak rafa kaldırıldığında 10′dan beklenen bir Hagi gibi geniş alanda tou alıp adam geçmesi ve topu uzun mesafelerde taşıması oldu. Oysa ne Lincoln bu modele uygun bir isimdi ne de artık yaşanan sorunlardan sonra gereken motivasyona sahipti.
Bu değerlendirme ışığında Uluç’un değindiği liderlik boyutunu 2 ana parçaya ayırıp performans ve örnek teşkil etme-yüksek motivasyona sahip olma elementleri ile almak gerekir.
Performans olarak gayet olumlu olduğunu söylemek gerek Lincoln’ün özellikle de ilk yarı boyunca. Bu konuda pek olumsuz konuşmak mümkün değil ama liderliğin en önemli kısmı olan “hırs, motivasyon, takım için gamlanma, arkadaşları harekete geçirme, örnek olma” boyutlarıele alındığında vasatın çok altında olduğunu söylemek çok yerinde bir tanımlama olur sanırım. Bu mantık ile Lincoln’ün performans olarak oyun kurucu meziyetlerine sahip olsa da süreklilik sağlama ve diğer boyutlar açısından oyunun lideri olması pek mümkün değil, olamaz da.
Arda konusuna gelince, kendisi gerek oyun yapısı gerekse de fiziksel özelikleri ele alınınca oyun kurucu olarak oynayabilecke vasıflara çok da sahip görünmiyor. Bu pozisyon için gerektiği kadar seri ve hızlı değil. Dikine çok çabuk ileleyebilmesi gerekiyor oysa sol tarafta oynarken bunu çok da fazla gerçekleştiremediğini oyunu biraz yavaşlatarak oynadığını görüyoruz.
Evet, Galatasaray’ın performans ve liderlik boyutları ile ele alındığında oyun kurucu bir lidere sahip olamadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Şu anda Rijkaard’ın da en büyük sıkıntıyı çekeceği konunun da bu olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.