Ana Sayfa
>
Hıncal Uluç > Hıncal Uluç: Demirören’in başarısı büyük
Hıncal Uluç: Demirören’in başarısı büyük
“Bu başarıda Mustafa Denizli kadar Yıldırım Demirören’in de başarısı büyük. Mustafa Denizli, Aziz Yıldırım ile çalışırken böyle rahat değildi.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Hıncal Uluç
Basari Dedigin…
Sozu hic dolastirmadan cok net sunu soyleyeyim: Yildirim Demirorenin basaridaki payi Denizlinin devre arasindaki 2 transfer istegini veto etmemesi ve bunun disinda hicbirsey yapmamasidir.Eger basariya ulasmak icin birseyler yapmaya kalksaydi emin olun Bjk sampiyonlugu zor gorurdu.(Bknz:Bundan onceki 5 sezon)
Besiktas baskansiz ve teknikdirektorsuz bile 7-8 sezonda bir sampiyonluk kazanir kaliteden yoksun ligimizde.Cunku mutlaka 7-8 sezonda bir F.B. ve G.S.nin kotu sezonu olacak,digerlerininde sonu getirmeye nefesi yetmeyecektir.
Esas tartisilmasi gereken Bjk basarilimidir sorusudur.Cevabim net; Hayir.
El-soru: Gozune dursun be adam cift kupa almis takima nasil basarisiz dersin?
El-Cevap: Basarinin tek kriteri skor ve sonuc degildir.Ayrica Bjk nin sampiyonluk yolundaki rakibi F.B.ve G.S. degillerdi.
El-Soru: Peki nedir basarinin kriteri? F.B. ve G.S. bu yarista yoksa kabahatli Bjk mi?
El-Cevap: Basarinin kriteri yenilmene ragmen dogrulari yapmak,borclanmadan skor elde edebilmek,istikrar ve yetistiriciliktir.F.B. ve G.S. bu yarista yoktu ama Bjk dogrulari yapmadiki.
El-Soru: Senin saydigin kriterler Bjk de yokmuydu?
El-Cevap: Dogrular yapilsa Denizli sezon ortasina kadar 16 puan kaybetmezdi.Kulubun borcu tavan yapmazdi.Istikrar olsa sezon ortasinki teknikdirektorun kovulmaktan beter edilmezdi.Yetistirici olsan Aydini Bursaya satmaya calismaz,Serdar Ozkani kurda kusa yem etmezdin.
El-Soru: Demirorenden ne istiyorsun sen?
El-Cevap: Mali yapisi saglam,Altyapidan adam cikartan,Digerleriyle su sicratma yarisina girmeyen,2 lafi bir araya getiremeyen ve kulube hicbir katkida bulunmayan yoneticilerden arinmis,Beyaz Turklerin disarida tutuldugu alni acik, basi dik Besiktasimi geri istiyorum.
El-Soru: Tek suclu Demirorenmi?
El-Cevap: Hayir en az suclu o.En buyuk suclu efsane Suleyman Sebayi gonderenler.
El-Soru: O zaman niye onu bukadar elestiriyorsun.
El-Cevap: Elestirim ona degilki.Bjk nin yapisini degistirenlere.Varsin benim kulubumun taraftari az olsun,varsin gazetelerde haberleri 3.sayfadan verilsin.Ama Besiktaslinin Besiktasli olma sebepleri cag atlaticaz yalanlariyla yok sayilmasin.Digerlerinde farkimiz olan unsurlar sampiyonluk ugruna cope gitmesin.
El-Soru: Siz Besiktaslilari hic anlayamiyorum,niye boylesiniz?
El-Cevap: Anlasaydin zaten Besiktasli olurdun.
Not: Diger takim taraftarlaina atifta bulunmak gibi bir niyetim yok.Fakat Besiktasin gercekleri farklidir.
Başarı Disiplin ve Sistem işidir
Her faaliyetin bir amacı vardır.Yapılan tüm çalışmalar ve çabalar,sonuçta bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.Bu amaç ise eninde sonunda hedeflenen bir başarıya ulaşmak içindir.Başarı için birçok faktörün bir arada ve ahenkle gerçekleştirilmesine ihtiyaç vardır.Buna bir sistem diyebiliriz.İşte Beşiktaş’ın yıllar sonra şampiyon olmasında ve aynı zamanda birçok takımın da elde edemediği artı kupa başarısında bu sistematiğin büyük rolü olmuştur.Denizli,tecrübesi ,geçmiş başarıları ve kişiliği gereği Beşiktaş ile yola koyulurken kurallarını baştan koymuş,işinde tamamen özerk ve iradesiyle hareket edebilme yetisini baştan tedarik etmiştir.Zaten Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören’in de şu ana kadar bu konularda fazla bir dahli olmamıştır.2003 yılında başlayan başkanlığı dönemi başından beri getirdiği Del Bosque,Rıza,Tigana ve Ertuğrul Sağlam’a hep bu çalışma alanını temin etmiştir.Gerçi bu dönemlerde zaman zaman Menejer olarak Sinan Engin görev almıştır.Ancak Sinan Engin’in takımdaki görevi teknik alanın dışındaki konularda olmuş,daha çok futbolcuların kişisel ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemiş,yönetimle futbolcu ve teknik ekip arasında koordinatör rolü üstlenmiştir.Belirtilen önceki teknik direktörlerden beklenti genellikle sadece başarı olmuştur.Türkiye’de büyük futbol kulüpleri için başarı kriteri ligde şampiyonluk Avrupa kupalarında da final,yarı final ve çeyrek final olduğu için kupa şampiyonluğu dahi başarı olarak görülmemiş ve yerlerini sonraki meslektaşlarına bırakmışlardır.Türkiye’de öteden beri spora bakış ve yaklaşım bu olduğu için bunu da yadırgamamak gerekmektedir.Ligde yer alan takımların en az yarısının şampiyonluk hedefi ile lige başlayacağı ve gerek bütçe açısından,gerekse havuz ve reklam gelirlerinin birbirine yakın olduğu bir sisteme ulaşmadan bu yapıyı ve anlayışı değiştirmek de neredeyse mümkün değildir.Dolayısıyla değerlendirmelerimizi de mevcut konjonktür içerisinde yapmak zorundayız.
Mustafa Denizli ,Ertuğrul Sağlam’ın ardından göreve çağrıldığında da Yıldırım Demirören tarafından istediği tüm imkanlar ve yetkilerle donatıldı.Futbolcuların tüm antrenman ve profesyonel hareket planları takımın teknik patronu tarafından yapılmaktaydı.Başkan ve yönetim Mustafa Denizli tarafından konulan tüm kuralları harfiyen yerine getirdiler.Hatta yönetimden bazı üyeler ve yetkililer çeşitli vesilelerle bunu delme girişimleri yaptığında onun en büyük yardımcısı hep başkan oldu ve asla bu kurallar çiğnenmedi.Başkan, yönetim kurulu üyeleri ve çeşitli görevlerde bulunan yetkililerin rastgele basına demeç vermelerini dahi çeşitli kereler yasakladı.Belirtilen bu ortamda hoca da zaman zaman takım tertibi ve oyun sistemi konusunda futbol kamuoyu tarafından eleştirilse de en sonunda gösterdiği özveri ile başarıyı yakaladı.
Denizli,2001 yılında Fenerbahçe ile çalıştığı dönemde de Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör olarak Türk Futbol tarihine geçmiştir.Ancak o dönemde elinde çok daha fazla teknik kapasitesi yüksek oyuncular vardı.Beşiktaş’ta yakaladığı rahat çalışma ortamını hiçbir zaman orada bulamamıştır.Çeşitli vesilelerle işine karışılmıştır.Hatta sezon sonunda başarısı küçümsenebilmiş,şampiyonluğun onun eseri olmadığı dahi söylenebilmiştir..En sonunda da sezonun bitimiyle birlikte Fenerbahçe ile yolları ayrılmıştır.
Bir Galatasaraylı’nın Gözünden..
Beşiktaş’ın tarihine baktığımız zaman her dönem belirli bir istikrarı yakalamış kadro ve teknik direktörleri görürüz. Beşiktaş’ın başarılarının altında yatan temel etken de budur. Savaşan, mücadele eden, ekmeğini taştan çıkaran bir takım ve bu takımı hedefe ulaştıracak düzeyde teknik direktör seçimleri yapmıştır, Beşiktaş Yönetimleri. Elbette Beşiktaş Kongresi Üyeleri de bu anlayışa sahip olduğuna inandığı adaylara koltuğu vermiştir. Amatör ruh ve heyecan Beşiktaş’ın ve Beşiktaşlılığın ana düsturu olmuştur. Beşiktaş ‘Halkın Takımı’ olması özelliğini buradan alır.
Son yıllarda Beşiktaş camiasını kederlere sürükleyen, hüzünle kardeş yapan da, görece, başarısızlıkla sonuçlanan sezonlar değil; başa gelen Y.Demirören Yönetimi’nin Beşiktaş markasının içini gün-be-gün boşaltmasıdır. Y.Demirören Başkan olduğundan bu yana Beşiktaş, tarihinin en istikrarsız kadrolarına sahip olmak durumunda kalmıştır. Sayısız futbolcu transferi, sezon sonu göremeyen hocalar bu dönemde Beşiktaş camiası ile tanış olmuştur. Bunun da ötesinde kavga kültürü bu dönemde boy vermiştir. Tüm kavgasını kendi içinde ve değerini yükseltmek amaçlı yaparken kavganın amacı ve hedefi başkalaşmış ve Beşiktaş değerini düşürür hale gelmiştir.
Y.Demirören Yönetimi bu sezona sıkıcı ama ‘sağlam’ futbol anlayışına sahip E.Sağlam ile devam etme kararı ile başlamıştır.Sayın Sağlam’ın, istediği trasferlerin çoğu da takıma kazandırılmıştır. Ayak seslerini İnönü Stadı’nda oynanan UEFA Kupası 1.Tur ilk maçında duyuran Metalist; rövanş maçında Beşiktaş’a ağır bir yenilgi yaşatmış ve bunun sonrasında bir ölçüde çaresiz kalan Y.Demirören ‘kapısından içeri sokmayacağı’ M.Denizli’ye sarılmıştır. Ne de olsa M.Denizli genel kabul gören görüşe göre bu ülkedeki en iyi iki hocadan biridir. Öncesinde her iki rakibini de şampiyon yapmışlığı vardır ve bu aralar Lig Tv’de yorum yapmakla meşguldür. Beşiktaşlı M.Denizli’nin aklının bir yerlerinde durduğunu sandığım ‘üç büyükleri şampiyon yapan hem yerli hem de ilk hoca olma’ arzusu, Y.Demirören’in teklifi ile birleşince taraflar anlaşmış ve M.Denizlili Beşiktaş dönemi başlamıştır. Del Bosque, R.Çalımbay, Tigana ve E.Sağlam ile şansını deneyen ve başarılı olamayan Y.Demirören, bir anlamda, ‘köprüden önceki son çıkışı’ da M.Denizli ile kullanmak zorunda kalmıştır.
Sayın Demirören’in, bu şartlar altında M.Denizli’nin taleplerini geri çevirme gibi bir lüksü yoktu. Federasyon, MHK, G.Saray, F.Bahçe ve hatta önüne gelenle fazlasıyla çatışmaya girmiş ve olur olmaz veryansın etmede sakınca görmemişti. M.Denizli’nin soğukkanlı ve fakat iddialı duruşu Demirören için iyi bir limandı. Üstüne G.Saray ve F.Bahçe’nin istikrarsız gidişi medyanın dikkatini oralara kaydırmasına neden olmuş; Demirören ve yönetimi üzerindeki baskı hafiflemişti. Beşiktaşlı’nın tek isteği sadece kendi oyunu ile ilgilenen bir takımdı ve şartların da zorlamasıyla, artık, kendi oyununu kabul ettirmekten başka bir gayesi olmayan, ısıran, mücadele eden Beşiktaş sahadaydı.
Hasbelkader ortaya çıkan ve Beşiktaşlılık değerlerinden emareler gösteren bu durum direkt olarak sonuca etki etmiş ve Beşiktaş sezonu iki kupa ile kapatmıştır. Ligde Galatasaray kupa finalinde Fenerbahçe galibiyetleri içinde burukluk yaşama ihtimali yüksek bir kısım taraftarlarına da ferahlık vermiştir. Beşiktaşlı çifte kupanın haklı gurur ve mutluluğunu yaşamaktadır.
Başarısızlıktan olduğu gibi başarıdan da ders çıkarılmalıdır. Gelen başarı ya da başarısızlıkların analizleri gereği gibi yapılır ve Y.Demirören ligin ikinci yarısından bu yana sergilediği tavrı devam ettirebilirse büyük başarıların sahibi olacaktır.
Ben buna gülerim…
‘’Yıldırım Demirören başarılı’’ diyenler bunu neye dayanarak söylüyor? Bu sezon kazanılan 2 kupa Demirören döneminde geride kalan 5 senenin olumsuz izlerini ne çabuk sildi?
Yıldırım Demirören doğru teknik adamı doğru zamanda bulmuşmuş. Mustafa Denizli’ye karışmamışmış vs.
Kardeşim, Ertuğrul Sağlam gittiğinde ve Beşiktaş, Denizli yönetiminde ligin ilk yarısını 6. sırada tamamladığında Demirören’e ateş püskürenler nasıl oluyor da şimdi başkana arka çıkıyor? Nasıl unutuluyor bu suçlamalar?
- Ertuğrul takımı namağlup bıraktı. Şimdi 6.lar.
- Ertuğrul, Beşiktaş’ın evladıydı. Tolerans göstermediler. Yazık ettiler.
- Demirören çaresiz ve kendisiyle çelişiyor.
Yazık. Gerçekten yazık… Yıldırım Demirören’in geçmişini bir kalemde silip bu sezonki çifte kupaya aldanarak başkanı başarılı ilan etmek Beşiktaş’a yapılan bir ihanettir.
Başkanın başarısı teknik direktörün başarısıyla ilintiliyse buyurun geçmişe bakalım.
1. Del Bosque: Geldiği sezonun ortasında gönderildi. Beşiktaş’ı mahkeme mahkeme uğraştırıp takımdan bol sıfırlı tazminat kopardı.
2. Rıza Çalımbay: İspanyol antrenörden görevi devraldı. İyi başladı, kötü bitirdi. Ayrılışına mazeret olarak takımın kötü gidişatı gösterildi. Görev süresi mi? Under one year…
3. Jean Tigana: 1.5 yıl çalıştı. Kovularak gönderildi.
4. Ertuğrul Sağlam: ….. ….. …… Boşlukları siz doldurun.
İşte hesap, işte bilanço. ‘’Yıldırım Demirören, Mustafa Denizli’yi getirdi. Beşiktaş’ı şampiyon yaptı’’ diyenlere kapak olur bu yakın geçmiş.
Demirören döneminde bir ton oyuncu geldi, gitti. Canları sıkıldıkça takımı yeniden yapılandırdılar. Oyunculara milyon dolarlar saçıldı. Takım mali krize girdi. Demirören sözde cebinden harcama yapıp takımı kurtardı. Ama takımı kendi üzerine borçlandırarak Beşiktaş üzerinde mali yaptırım uygulamaya devam etti. Ercan Taner’in dediği gibi. ‘’Demirören yakında takımın tapusunu alırsa kimse şaşırmasın.’’
Onca oyuncu, onca yönetici geldi geçti. Demirören hala başkanlık koltuğunda. Hiçbir zaman hatayı kendinde aramayan Demirören 50 küsür milyon dolarlık alacağıyla daha bu takımda uzun süre başkanlık yapar.
Kişilere Bağımlı Kulüpler
Sayın Hıncal Uluç’un yorumunda benim için ilginç olan Fenerbahçe ve Beşiktaş kelimelerinin hiç geçmemesi. Başarılar başkanların, teknik direktörlerin ilişkilerine indirgenirse değerlendirmek zor olabilir diye düşünüyorum.
Ancak bu anlayış ülkemizde siyasi sistemde de(güçlü başkana dayalı model) geçerli olduğu için kültürel kodlarımızda olduğunu vurgulamak ve bundan bağımsız olmayan bir yönetim anlayışımız olduğunun altını çizmek önemlidir.
Furbolumuzda güç paradan geliyor. Bu paraya sahip ve kulübe gönül vermiş bir kişi etrafında toplanıyor bu yüzden güç. Değerlendirmede iki önemli kulübümüzün başkanlarının isminin geçmesi de bu gücün kulübün önüne geçtiğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir ve ne tesadüftür ki iki başkan da yakın zamanlarda kulübe 30 milyon Dolar hibe ettiklerini belirmişlerdir. Şu anki kurumsallaşmanın da böyle geldiğini dile getirmektedirler.
Bu yaklaşım biraz da aile şirketlerinin kurumsallaşmaya çalışmasında yaşanan ve yüzlerce teze konu alan kriz dönemini işaret ediyor. Kulüplerimiz de ülkemizde aile şirketlerinin kurumsallaşmasında yaşadığı dönüşüm sürecinden geçiyor. O yüzden kulüpler bir yandan Avrupa’da söz sahibi olacak şekilde kurumsallaşırken güçlü başkan modeli ve bazen aile meclisi kararı gibi alınan kararlarla yönetim devam etmektedir.
Aile Kulüpleri Kurumsalaşabilir mi?
Kulüplere üyeler ve taraftarlar hep bir XXX(GS,FB,BJK) ailesiden bahseder. Oysa BJK, FB, GS sistemlerinden veya ekollerinden bahsedilmez. Bu yüzden spor kulüplerinin kurumsallaşabilmek için günlük politikalar yerine uzun vadeli stratejik hedefler koymaları önemlidir. Hatta daha da ileri gidip kulüplerin yıllık faaliyet raporları, sportif etki değerlendirme raporları, taraftarlara, ulusal başarılar ile ülkeye yapılan katkılar, sosyal yaşama katkıları ile bir bütün halinde değerlendirilebilmelidirler.
Burada kulüplerin ekolleri olması önemlidir. Bu duruşu da istikrar ile sağlamaları önemlidir. Arsenal bir ekoldür, Manchester bir ekoldür, Barcelona kent için Katalunya için bir tutku yaşam biçimdir. Arsenal ailesi, Mancester ailesi durumu pek de yoktur çünkü makine düzeninde sistem ve etkin – demokratik yönetim anlayışları mevcuttur.
Başkanlar değişebilir, teknik direktörler de, hatta Avrupa Kulüpleri’nde kulüplerin sahibi patronlar da. Ancak kulübün tarihini, renklerini, var oluş sebebini ve taraftarlarını değiştirmek kolay değildir. Ancak bu kulüp paydaşlarına hesap vermek günümüz yönetim anlayışında artık çok daha önemlidir. Kulüpler artık paydaşlarına aile sevgisi yanında iyi bir yönetişim anlayışı da sunabilmelidir.
Kulüplerimiz ekol olmaya yakındır. Ancak bunları yönetim biçimine kulübün yönetişim biçimini değiştirmekle başlamalıdır. Mustafa Denizli’nin Aziz Yıldırım ile ilişkisi ve Yıldırım Demirören ile ilişkisini değerlendirmek kesinlikle bilimsel verilere dayanamamaktadır. Sonuçta gelen şampiyonluklar sadece totaloji ile büyük genellemeler verebilir ve bu da malumun ilanında öteye geçmez. Oysa kulüplerimizi destekleyecek ve yön verecek daha stratejik girdi-çıktı odaklı analizlere ihtiyaç vardır.
Futbol, Sistem – Başkan – Teknik Direktör İlişkisi
Oysa Beşiktaş’ın son 20 yıldır bir sistemi olsa ve futbol ayağında bir menajer + bir teknik direktör sistemi olmuş olsa; bu süreçte de,20 yılda, sadece 2 menajer ve 2 teknik direktör değişmiş olsa o zaman bir ekolden bahsedebiliriz ve Yıldırım Demirören – Mustafa Denizli ilişkisini de bu çerçevede anlamlı bir veri ile analiz edebiliriz. Aynısı Aziz Yıldırım – Mustafa Denizli ilişkisi için de geçerlidir.
Bu ilişki analizinde diğer önemli unsur olarak ise Yıldırım Demirören ve Aziz Yıldırım’ın kendi dönemlerinde kaç farklı sistem ve teknik direktörle çalıştıklarını da hesaba katmak önemlidir. Yıldırım Demirören 5 yılda 5 teknik direktörle çalışmıştır ve beçincisi Mustafa Denizli’dir. Aziz Yıldırım ise ilk 6 yılında 9 teknik direktör ile çalışmıştır.
Aziz Yıldırım başkanlığının 3.yılında Mustafa Denizli ile çalışmaya başlamıştır. Ne tesadüftür ki Mustafa Denizli de Yıldırım Demirören gibi Aziz Yıldırım’în 5. teknik direktörüdür. Mustafa Denizli 5 yıldır şampiyon olamayan Fenerbahçeyi önemli bir bütçe harcayarak şampiyon yapmıştır, aynı şekilde 6 yıldır şampiyon olamayan Beşiktaş’ı da ligin altıncı haftasında alarak şampiyon yapmıştır(sadece 3 transfer yaparak). İlkinde sıfırdan bir takım kurarak kendi takımını ve anlayışını yaratmıştır. Diğerinde ise başka bir anlayış ve yönetim yaklaşımı ile kurulan takımı alıp şampiyon yapmıştır.
Bu verileri daha da derinleştirmek mümkün ancak başkan-teknik direktör ilişkilerini ölçmek daha derin analizleri gerektirir ya da güçlü bir hayal gücünü. Bu analizleri yapabilmek için kulüplerin ekol ve kulüp yönetim sistemlerinin modern yönetim anlayışlarını kullanması önemlidir.
Ancak o zaman bir büyük kulübün şampiyonluğunun analizi sadece teknik direktör başkan ilişkilerine indirgenmez. Kulübün yönetişim yapısında söz sahibi tüm paydaşların analizi ile sistemin değerlendirmesi yapılabilir.
Yapılır mı? Türkiye’de? Bence mümkün..
Bekleyelim, Görelim
Demirören’in başarısının büyüklüğünü görmek için önümüzdeki seneleri beklemek zorundayız. 2003 yılından beri, şampiyonluk yaşamayan ve fortis türkiye kupası dışında elle tutulur bir başarısı olmayan bir takımdı Beşiktaş. Yani Yıldırım Demirören başkanlıgı süresince hep çuvallayan bir Beşiktaş vardı. Bu sezon Beşiktaş iki kupa birden alarak lige damgasını vurmuştur. Fakat böyle oldu diye kaybedilen sezonları unutacak mıyız? Evet Demirören takımın başına Mustafa Denizli’yi getirmekle doğru yapmıştır. Üstelik bunu kendi lafını yutma uğruna yapmıştır. Ayrıca hem hocaya hem takıma olan güvenini sürekli belirtmiştir. Ve daha bizim bilmediğimiz güzel işler yapmıştır herhalde sezon boyunca. Belki de 5 yıllık hatalarından ders almıştır. Belki de bu seneki başarının sırrı budur. Ama bunlar hep “belki” ile başlayan cümleler. Bu başarı 2003’teki gibi taraftarı çok uzun süre yeni bir başarıya aç bırakırsa o zaman başkanın başarısından falan bahsedemeyiz. Bunların hepsi bir tesadüfmüş der geçeriz. Demirören için asıl başarılı olma dönemi şimdi başlıyor. Takım iki kupa birden kazanmış, taraftarın coşmuş, camia kenetlenmiş, takım dogrudan şampiyonlar ligine kalmış, milyonlarca euro gelir kazanılmış ve kazanılacak, hisse senetleri rekor kırmış… -mış da -mış yani. Asıl başkanlık, asıl yöneticilik şimdi başlıyor. Ayrıca Demirören’in camia’ya verdiği bir stad borcu var. Beşiktaş’ın geleceği için çok önemli bir proje bu yeni stad olayı. Demirören ilk sınavını bu konuda verecek. Taraftar geçen sene hatıra niyetine koltukları söktü ama bu sezon da İnönü’de oynandı. Taraftar bu sene yine hatıra niyetine koltuk söktü. Bakalım koltuklar yine boş yere mi sökülmüş olacak.
Benim anlamadığım bir diğer nokta ise şampiyonluğun Beşiktaş’a hediye edilmesi konusu. Birçok spor yazarı gibi Hıncal Uluç da bu savı destekler bir yazı yazdı. Neymiş, Beşiktaş’ın şampiyon olmasının sebebi Fenerbahçe ve Galatasaray’ın başarısız olmasıymış. Ya nasıl olacaktı a dostlar. Bir takımın şampiyon olması diğer takımlara göre daha iyi olması anlamına gelmez mi? Evet, Fenerbahçe ve Galatasaray bu sezon çok başarısız bir lig geçirdiler. Beşiktaş bu iki takıma göre daha iyi olduğu için ligi onların önüde bitirdi. Beşiktaş, Sivasspor ve Trabzonspor’dan da daha iyi olduğu için ligi onların önünde bitirdi. Ha Beşiktaş çok çok iyi değildi ama kötünün iyisiydi ve bu da şampiyon olmasına yetti.
Geçen sene Galatasaray şampiyon olunca kimse “ Galatasaray sırf Beşiktaş ve Fenerbahçe kötü olduğu için şampiyon oldu” demiyordu. Bunu zaten söylemeye gerek yok çünkü mantıken doğru olan budur. Şampiyon olamayan takımlar olan takıma oranla daha kötüdür, daha başarısızdır. “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler” diyerek Beşiktaş’ın şampiyonluğunu küçümsemek, futbolcuların, teknik direktörün, yönetimin ve taraftarın emeğini küçümsemek , bir futbolsevere hele hele bir spor yazarına hiç yakışmıyor. Şampiyonluk Beşiktaş’a hediye edilmemiştir, Beşiktaş alnının teriyle şampiyon olmuştur.Beşiktaşlıların görevi sevinmek, Beşiktaşlı olmayanların görevi ise rakibinin başarısına saygı duymaktır.
CEVABA 2 SENE DAHA VAR
Sezar’ın hakkını sezar’a vermiş hıncal beyefendi ama 5 yıldır beşiktaş’ı yakıp kül eden neron’a da iğnesini ben batırmak isterim. çünkü 5 yıllık hüsrandan sonra yapılmış 6 aylık mantıklı çalışmayı övmekle ki mantıklı olan kontrolü gerçek sahibi olan antrenöre bırakmak ile yapmış olması tapularının arasına bjk topusunu da eklediği gerçeğini değiştirmez.
5 yıllık hatasını hep çemkirerek mi ödeteceğiz? Tabii ki hayır. 6 aylık doğrusuna seneleri eklesin şampiyon olamasa bile hakkını kalbimizden çıkacak kelimelerimizle, cümlelerimizle ödemeye çalışalım ki o hak parayla ödenmez.
Beşiktaş’ı çok sevdiğini, gündüzünü gecesini bjk’ye adadığını söylemeye veya hatırlatmaya gerek yoktur ama 5 yıllık kötü gidişin üstüne 2 kupa ile bitirilen sezona 2 sezon ve sistem oturtma enerjisini ve camia sabrını kazanması daha önemlidir. 6 aylık demirören mantalitesi önümüzdeki 2 yıl sayın demirören’i gerçek büyük başkanlar listesine sokabilir. aksi taktirde eski demirören’i görürsek kitaplar aynı sene 2 kupayı kazanan başkan diye yazar ama o yılları yaşayanlar 5 yıldır ağlayan camianın ağzına bal çalan başkan olarak hatırlar.
Gelelim 6 aylık demirören doğrularına. Tek yaptığı doğru mustafa denizli’nin kurallarına kayıtsız şartsız uymak oldu. Haliyle onun doğrusuda mustafa denizli transferi oldu. Mustafa denizli soyunma odasına, idmana yönetici sokmam dedi başkan uydu. Ortalığı germeyin dedi başkan uydu. Transfer lazım dedi shalke’de 700bine oynayan adama 3 katından fazla para verdi yaptı ki o 3 kat para helali hoş olsun. Mustafa denizli çizdi başkan son şansımsın deyip mustafa hoca’ya kayıtsız şartsız uydu ve başarı geldi. Doğruyu yaptı. Belki de türkiye’de olması gereken şeyi yani başkanların sportif aş içine bu kadar dalmaması gerektiğini anladı.
Demirören 1 doğru yapıp mustafa denizli’yi getirdi ve 2 kupa kazandı. Doğru kimin doğrusudur derseniz? Dolaylı yoldan başkanın. 2 yıl daha devam eder mi? derseniz. Ederse doğru direk başkanın derim.
Beşiktaş’ın bu sezonki başarısında başkanlığının 5. Senesini dolduran Yıldırım Demirören’in payı gerçekten çok yüksek. Bu güne kadar Türkiye’de klüp başkanlığının gerektirdiği icraatleri tam olarak yerine getiremeyen Yıldırım Demirören bu sene gerçekten herkesin ders alması gereken bir performans gösterdi. Kendi söylediği sözleri ezerek, Beşiktaş’ın başında şampiyonluk yaşamak isteyen bir Mustafa Denizli’yi takımın başına getirmesi ve gerek transferler konusunda gerek futbol takımıyla ilgili tüm insiyatifleri Denizli’ye bırakması, sezon sonuna kadar teknik direktörün arkasında durması Demirören’in geçirdiği 5 seneden önemli dersler çıkardığını göstermektedir.
Futbol takımı yönetimi konusunda performansının tartışmasız başarılı olduğunu söylediğimiz Yıldırım Demirören maalesef henüz Beşiktaş’a ekonomik yönden başarılar kazandıramamaktadır. Klubün her geçen gün Demirören’e borçlarının artması, hesapsız yapılan transferlerden doğan borçlar sportif başarıyı gölgelemektedir. Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi gruplarına direk girmek ve 3. Torbada bulunmak Beşiktaş için eşsiz bir fırsattır. Yapılması gereken Türkiye’de ve Avrupa’da, Şampiyonlar Liginde oynamaya can atan, piyasa değerini yükseltebilecek futbolcuları kadroya katmak olacaktır. Örnek vermek gerekirse Türkiye’de yıllardır oynayan Yattara gibi bir futbolcuya yatırım yapmak, böyle bir oyuncuyu uluslar arası arenada vizyona çıkarmak Demirören’in başkanlık döneminde yapacağı en olumlu hamlelerden biri olacaktır. Bu oyuncunun Türk vatandaşı olma ihtimali de gözden geçirildiğinde yapılacak bu akıllı transfer hem taraftarı mutlu edecek hem de klübe uzun vadede milyon euro’lar kazandıracaktır. Yabancı transferleri gözden geçirdiğimizde ise gene menajerlerin Beşiktaş’ı kullandığı gerçeği karşımıza çıkmaktadır. İngiltere ligi’ni sıkı takip eden biri olarak yıllardır bu ligdeki yedek oyuncuları takip eder Baros, Kewell gibi yıldızların neden orada yedek beklemektense Türkiye’de as oyuncu olmayı istemediklerini düşünürdüm. Yavaş yavaş bu oyuncuları takip eden ve Türkiye’ye getiren yöneticilerin olması bizi sevindirdi. Umarız önümüzdeki sene bu tür oyunculara yönelen ve menajerlerin oyununa gelmeyen bir transfer politikasını Beşiktaş güder. Sonuç olarak Yıldırım Demirören bu sene sportif anlamda başarılı olmuştur fakat ekonomik anlamda başarılı oldu demek için şampiyonluktan sonra gelen birkaç seneyi analiz etmemiz gerekir.
Mustafa ve Değirmenören
Burası Türkiye, burada başarı cezasız kalmaz…
Mustafa Denizli gibi kaç spor adamı gelecek bu ülkeye ?..
Daha çok bekleriz…
Selanikli Mustafa Kemal Atatürk…
Giritli Mustafa Denizli…
Kendi küllerinden yeniden doğan adam…
1996 yılında ilk kez İstanbul dışında bir takımı, Kocaelispor’u çalıştırırken, İnönü Stadı’nda 7-1’lik bir hezimete uğrayan…
Ardından da “1-0 ile 7-1’in farkı yoktur” Diyerek tüm tepkileri üzerine çeken…
“Van da neresi” diyerek yine yanlış anlaşılan…
Sonra da Van’dan çok öteye geçip İran’da takım çalıştıran Mustafa Denizli…
(Hani belki İran’da liberallerin önde gitmesine bile neden olmuştur)…
Son derece akıllı bir adam…
Mantıklı bir adam…
Bunun karşılığında da nereye giderse gitsin zafer elde ediyor…
Bunun neresi kötü?..
Bu kıskançlık, bu küçümseme, bu başarıyı tesadüfle karşılayıp cezalandırma mantığı daha ne kadar önünü tıkayacak bu ülkenin…
Mustafa Denizli…
Bir idoldür…
Bir ekoldür…
Türk insanının futbolla dünyaya baş kaldırışının sembolüdür…
O da Yunan muhaciridir…
Atatürk gibi…
Onun adı da Mustafa’dır..
Atatürk gibi…
Ege topraklarından doğan bir kıvılcım ve söndürülemeyen bir ateştir…
Mustafa Denizli bir devrim çocuğudur…
Devrin değil…
Tüm çağları aşan bir adamdır…
Kendini bilen…
Ülkesini seven…
Çılgın bir devrimcidir…
Eşiyle evlenmek için yaptığı çılgınlığı okuduk…
Bu da doğaldır…
Ege topraklarında bir başkaldırı ve devrim sürekli vardır…
Yıldırım Demirören ise, çok fazla ekonomik sıkıntı çekmemiş bir ailenin çocuğu gibidir…
Onun için Denizli’nin başarısının ne olduğunu anlayamaz…
Bu açıdan bu başarının sadece ve sadece Denizli ve onun devrimine inanan futbolcularıyla geldiğini söylememiz gerekiyor…
Demirören sadece ve sadece bu başarıyı izlemekle yetinmiştir…
Yaptığı en iyi şey ise Mustafa hocayı göreve getirmesidir…
Demirdöküm, yani Yıldırım Demiören’in babadan kalma sembolü markası ise, Mustafa Denizli de, böylesine bir devrim sembolüdür… Ama babadan kalma devrim değil…
Denizli bir futbol adamı…
Diğeri iş adamıdır…
Farkı işi tanımlamak mazımdır…
Futbolcusuna içki için, gece hayatı için izin veren ve onlara güvenini gösteren Denizli’nin tılsımı budur…
Başarı da güvenle beraber gelir…
Futbolcuya suçlu gözüyle değil, adam gözüyle bakıp güvenmek başarının en büyük sırrıdır…
Gerisi laf-ı güzaftır…
Sonuç olarak Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’nde başarısını alkışlamak istiyorsak. Denizli’yi görevde tutmalı, Demirören’i göndermeliyiz…
Denizli’ye uygun bir başkan şampiyonluk getirir…
Değirmenören (pardon Demirören), Beşiktaş’ın önünü açarsa, Denizli’nin aşamayacağı okyanus yoktur…
DEMİR ÖREN
Başlığımı demir ören diye attım ; çünkü Beşiktaş tarihinin en başarısız klüp başkanı olarak gördüğüm Yıldırım Bey’in Beşiktaş klübünün her daim bıkmadan savunduğu büyük değerlerin önüne de demirden bir duvar ördüğünü düşünüyorum.
Özellikle, çok kısa zaman önce klübü ligden çekmeye kadar gittiği süreci unutmamalıyız. Başkanlığı boyunca ligin şaibelerle dolu olduğunu iddia eden değerli başkan bu yılki şampiyonluklarını salt kendi başarısı olarak görüyorsa yanılıyor. Tabii böyle düşünenler de. Şunu görmezden gelemeyiz: Bu yıl inanılmaz kötü bir sezon yaşayan Galatasaray ve Fenerbahçe’nin yarışa çok önceden veda edişi,özellikle Galatasaray’ın talihsiz denebilecek sakatlıklarla boğuşması,Sivasspor gibi bütçesi oldukça kısıtlı bir klübün mucizevi çıkışı… Bütün bu sözünü ettiklerimiz çok gerilerde kalan Beşiktaş’ı ligin 2.yarısında bir anda ön plana çıkarmıştır. Tabii kurt hoca Mustafa Denizli’nin dehasını da bir yana koymak istiyorum.
Demirören’i başarılı gösterebilecek tek bir done göremiyorum önümüzde. Sayın başkan, altyapı destekli müthiş bir takım mı yaratmıştır da bu ekibi başarılı kılmıştır? Beşiktaş’ı dünya markası haline mi getirmiştir bu dört yıl içinde? Yoksa son 4 sezonda sadece Türkiye Kupa’larıyla avunan bu klüp için başarı çıtası bu kadar kısa mıdır? ,
Bütün bu sorularımın çerçevesinde 4 yıllık başkan Sayın Demirören’i Galatasaray klübünü 4 yıl sonunda Dünya Klübü haline getiren Sayın Faruk Süren’le karşılaştırsaydık, Beşiktaş başkanını başarılı adledebilir miydik sizce?