Ana Sayfa
>
Hiddink > Hiddink: Türkiye için çok çok büyük bir hayal kırıklığı
Hiddink: Türkiye için çok çok büyük bir hayal kırıklığı
“Türk devleti de 920 milyon Avro’luk bir destek vereceğini söyledi. Bu da çok önemli bir artıdır. Ancak, yine de Euro 2016′yı Fransa’ya verdiler. Bu Türkiye için çok çok büyük bir hayal kırıklığıdır”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Hiddink
TFF, Euro 2016′nın organizatörlüğünü elde edebilmek çok çabaladı ancak sonuç yine de değişmedi. Burada öncelikle TFF’nin elinden geleni yapıp yapmadığını incelemek gerekiyor diye düşünüyorum.
Başvuru dosyamızda pek çok -caz ve -cez mevcut. Vaadedilen sözler gerçekleştiği takdirde cidden güzel bir alt yapıya sahip olacağımız ve futbol severlere yakışan bir turnuva organize edeceğimiz asla tartışılamaz. Bununla birlikte Hiddink’in de belirttiği gibi verilen sözlere devletin kefil olması Türkiye’nin dosyasının parıltılı hale gelmesini sağladı.
Ancak yine olmadı ve 2016 bir oy fakla da olsa dosyasında -cez’den çok -tık -mıştık olan Fransa organizatörlüğü kazandı.
İşte şimdi Türk futbolunun başarıyla geçmesi gereken bir sınav başladı. Eğer ileride Euro 2020 veya başka bir organizasyona ev sahipliği yapmak istiyorsak 2016 için ileri sürmüş olduğumuz her söz bir bir yerine getirilmeli, devletimiz kefili olduğu projelerin gerçekleşmesi için aceleci davranmalıdır. Böylece sadece UEFA ya da FIFA’ya değil halkımıza da ilerleme göstermek için bir itici güce ihtiyaç duyulmadığı ve verilen sözlerin her şartta tutulacağı gösterilmelidir.
Hatta bir adım daha ileriye giderek şunu diyorum. Sadece adaylık başvurusunda olan sözler değil sanki bir Dünya Kupası’na ev sahipliği yapılacakmış gibi hazırlanmak ve yenileme çalışmalarına başlamak gerekmektedir. Başvuru dosyasındaki statlar ile sınırlı kalınmamalı ve en başta Trabzon ve Adana olmak üzere pek çok şehrimize yeni statlar inşa etmeli, yatak kapasiteleri yüksek oteller yapılmalı ve en önemlisi hızlı ulaşım ağı kurulmalıdır.
Evet, büyük bir organizasyon Türkiye’nin tanıtımı için paha biçilemez bir reklam imkanı taşıyor ancak yine de bu halk daha kaliteli bir futbol izlemeyi, deplasmanlara daha rahat gitmeyi ve tuttuğu takımı izlemeye giden taraftar daha konforlu maçı izlemeyi haketmiyor mu? Bence hakediyor.
Yukarıda belirttiğim alt yapı çalışmalarının yanı sıra izlediğim ve takip ettiğim kadarıyla bir sonraki başvuruda yine “hayal kırıklığı” yaşamamak için iki önemli konuya daha eğilmeliyiz. 1) uluslararası düzseyde futbol adamı yetiştirmek. 2) kaliteli tanıtım yapmak
Eleştirilerin neden yapıldığını bilmiyorum ancak Sayın Erzik bu turnuvaya ev sahipliği yapabilmemiz için elinden gelen çabayı sarfetmiştir. Eski Fenerbahçe Başkanı Sayın Ali Şen’in bir açıklamada belirttiği gibi neden kendisinden ve Eski TFF Başkanı Sayın Haluk Ulusoy’dan ve yine Eski Galatasaray Başkanları Sayın Alp Yalman’dan ve Sayın Faruk Süren’den yardım talep edilmemiştir? Sadece Sayın Erzik’in çabasını beklemek ve sonrasında da tüm suçu ona itmek ne derece doğrudur? Kanımca futbol adamlarımız bu soruları kendi kendilerine sormalı ve düşünmelidirler.
Futbol tarihimizde Galatasaray’ın Xamax maçının UEFA tarafından iptal edilmesi gündeme geldiği zaman yukarıda belirtmiş olduğum isimler masa başında kazanılan başarının mimarlarıdırlar. Dolayısıyla her ne kadar yeni isimleri Avrupa arenasına sokamıyor olsak da isim yapmış ünlü isimlerden destek almamak belki de TFF’nin en büyük yanlışlarından birisidir.
Gelelim diğer bir konu olan tanıtım işlerine. Türkiye’nin tanıtım filmi bence tam bir faciadır. Uzun ve bitmek bilmeyen sayıda kapı çalma ve Tanrı misafiri görünümünde Türkiye’yi tanıtan klip akılda kalmayan ve insanı heyecanlandırmayan başarısız bir proje. Eminim bu reklam filmini çeken ekip ellerinden geleni yapmışlardır buna da saygım sonsuz ancak ne derece işe yaradığı tartışılmalıdır. Evet “en iyi reklam akılda kalan reklamdır” ve “reklamın iyisi kötüsü olmaz” ancak bu iki doğru söz UEFA’nın düzenlediği bir turnuvanın organizatörlüğüne aday olurken söylenmemesi gereken iki cümledir.
Pek çok güzel söz, insanı heyecanlandıran proje, yanlış bir reklam ve yine hayal kırıklığı…
Diliyorum TFF ve futbol adamları bu hayal kırıklığından gerekli dersleri çıkarak verilen sözleri bir an önce fazlasıyla yerine bu turnuvayı çok geçmeden ülkemize getirmeyi başarırlar.
-Knock Knock… – Who’s there? -Turks again.*
-Tık tık.. -Kim O? – Yine Türkler
İnsan askerdeyken hayat durdu sanıyor. Oysa hayat olanca hızıyla devam ediyormuş ben vatani görevimi yaparken. Çok özlediğim okuryazar sayfasını açınca, sıra sıra konular karşıladı beni. Bursaspor’un şampiyonluğu, Arda sorunsalı, Hidayet’in mutsuzluğu, Hiddink’in milli takımı… Konuların hepsi de üzerine çok şey düşünülecek başlıklardı benim için. Askerdeyken evdeki halıyı bile özleyen ben, spor hakkında bir şeyler yazmayı öyle özlemiştim ki… Hangi konudan başlayacağımı düşünürken; televizyondan gelen ‘Tık Tık’ sesiyle irkildim. Genç Türk, EURO 2016 için Avrupalının kapısını bir kez daha çalıyordu…
Aslında Sinan Çetin’in Avrupalı yaşlı bir çiftin kapısını çalan genç Türk metaforu, tanıtım filmi için iyi bir fikirdi. Zira genç nüfuslu Türkiye, ‘EURO’ya sahip olabilmek için ihtiyar Avrupa’nın kapısında beklemeye alışık. Genç Türk’ün EURO’yla imtihanı 47 yıl önce Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik başvurusuyla başladı. Geçen yarım yüzyılda üçte Avrupa Futbol Şampiyonası adaylığımız var. Ne yazık ki hem ekonomik, hem de futbol anlamında henüz EURO bizim olmadı. Bu sefer ümitliydik. Öyle olmamız içinde kendimizce nedenlere sahiptik. UEFA’nın başında dürüstlüğüne ve centilmenliğine güvendiğimiz Platini vardı. Adaylık sürecindeki rakiplerimiz İtalya ve Fransa bu organizasyonu ikişer kere düzenlemişlerdi. Ve en önemlisi bu organizasyonu onlardan daha çok istiyorduk. Bu şartlara rağmen en iyimserimizin bile aklının bir köşesinde Türkiye’nin Avrupa ile her ilişkisinde hortlayan bilindik paranoyalarda vardı. En amiyane tabiriyle Avrupa’nın bize ‘gıcık’ olduğu, klişeyle gerçeklik arasındaki o ince çizgide Avrupa’ya düzenlenen her seferde. Eurovision şarkı yarışmasını bile Dünya Kupası atmosferinde yaşayan Türkiye, yine cebinde ümitleri ve aklında soru işaretleriyle yola çıktı.
Defne Samyeli’nin sunumu diplomatik bir görünüm sergiliyordu ama bana kalırsa sıcaklığını da koruyordu. En azından işimizi ciddiye aldığımızı gösterir bir tavır içindeydik. Federasyon başkanı Mahmut Özgener’in kürsüye çıkarken sendelemesi heyecanımıza ayna tutuyordu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bizzat olay mahallinde bulunması ve Başbakan Erdoğan’ın futbolun en sevildiği yer Brezilya’dan bağlanması da ev sahipliği konusundaki ciddiyetimizi gösteriyordu.
Tanıtım filmi Avrupa Futbol Şampiyonası’nı daha önce düzenleyen ülkelerin harita üzerindeki sınırlanırın işaretlenmesiyle başladı. EURO 2012’ye ev sahipliği yapacak Ukrayna ve Polonya ile birlikte neredeyse tüm Avrupa şampiyonayı en az bir kere düzenlemişti. Şimdi bizim sıramızdı. Amacı ne olursa olsun Türkiye ile ilgili bütün tanıtım filmlerinin vazgeçilmezleri Peri Bacaları, Antalya, Efes, Pamukkale yine sahnedeydi. Genç Türk olanca çabasıyla, biz bu işi kıvırabiliriz mesajını veriyordu Avrupalı çifte. Daha sonra Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ciddiyetle 920 milyon EURO’luk devlet desteğinin altını çiziyordu. Bu destek gerçekten önemliydi. Nitekim kendi başına çürüyen ve ‘belediye çukuru’ görevine hizmet eden olimpiyat stadını klasman dışında tutarsak turnuva standardına uygun yalnızca iki stadımız var. Şükrü Saraçoğlu ve Kadir Has Statları… Yani başvuru sürecindeki birçok altyapı ve üstyapı henüz proje bazlı. Türkiye’nin birçok adaylık sürecindeki en büyük handikaplarından biriside bir türlü bitemeyen projeler… Bir türlü bitirilemeyen Seyrantepe’nin projelerin hayata geçirildiğini desteklemesi amacıyla gösterilmesi ise son derece ironikti. Avrupalı Türk Telekom Arena’nın yürekleri burkan hikayesini biliyorsa bir eksiyi çoktan yedik diye düşündüm tanıtım filmini izlerken.
Ve son olarak tüm Türkiye’nin futbolu ne kadar çok sevdiğini gösteren kısımlar gösterildi filmde. Bu noktada dramatize edilmiş sahnelere hiç ihtiyacımız yoktu. Zaten ülkemizde futbol, her şeyin önünde… Bu noktada gerçek görüntülerin kullanılmasını bekledim. Bir futbol şampiyonası için hazırlanan bir filmde gerçek tribünlerden hiçbir sahnenin olmaması beni çok şaşırttı. Bursa’dan, Eskişehir’den Sivas’tan ve daha birçok yerden eklenecek kareler bizim bu işi ne kadar çok sevdiğimizi ve istediğimizi daha iyi anlatırdı.
İtalya ve Fransa’nın tanıtım filmlerini izledikten sonra, rakibimizin Fransa olduğu net bir şekilde ortaya çıktı. Fransızların çocuk temalı tanıtım stratejisi en az bizimki kadar etkileyiciydi. Beklendiği gibi oldu. Finale Fransa ile birlikte girdik. Çocuk Fransa, Genç Türkiye’yi geçerek EURO 2016’ya ev sahipliği yapmaya hak kazandı. 7-6…
Sonu hüsranla biten bu girişimler sonunda istinasız iki ayrı fikirle tartışılıyor. Ve yine öyle oldu. ‘Bunlar bize zaten vermezdi’ciler ile ‘İyiki de vermediler beceremezdik’ciler hemen saflarına geçti. Her ikisine de itirazım var. Birinci grup Aynı Fransa’ya bir 2004 yılında Malezya’da 10-9 üstünlük sağlayarak Dünya Basketbol Şampiyonası’nı kazandığımızı, ikinci grup ise Avrupa Basketbol Şampiyonası, Avrupa Bayanlar Voleybol Şampiyonası ve birçok organizasyona ev sahipliği yaptığımızı unutuyor. Ayrıca aynı UEFA bir Şampiyonlar Ligi bir de UEFA Final’i için İstanbul’u tercih etmiş etmişken, bu paranoyalar yersiz kanaatimce. Ama bu paranoyalar hep zihnimizde olduğu için Hiddink’in bahsettiği gibi çok büyük bir hayal kırıklığı yok kamuoyunda. Dünya Kupası’nda olamamak belki de daha çok üzdü bizi.
Platini’nin seçim sonucuna doğrudan etkisi olduğu muhakkak… Biz onu dürüst ve centilmen biliyorduk ve bence hala da öyle. Eğer UEFA’nın başında Şenes Erzik olsaydı; Türkiye’nin ev sahibi olması için ‘centilmenlik sınırları’ dışına çıkardı şüphesiz. Şampiyonayı Türkiye’ye getiren ulusal kahraman olarak tarihteki ve manşetlerde ki yerini alırdı. Bu sonuç çokta doğal olurdu. Dolayısıyla Platini etkisi beni şaşırtmadı.
Birde bir oy farkla kaybetme sorunsalı var ki, üzerine bir şeyler söylemek gerekiyor. Mesele kaç oyla kaybettiğimiz değil. Ancak bir oyla kaybetmek üzüntüden çok sevinç yaratmış gibi. Bu sadece oylama konusuyla sınırlı değil. 90 öncesi Türk Futbolu’nun en iyi anlatan ‘Yenildik ama ezilmedik’ düsturu, modernize oldu. Takımlarımız artık 8 yemiyor. Ancak kendimize seçtiğimiz teselli hala aynı. Avrupa kupalarında 3. Turda elendiğimiz bir takımının şampiyon olmasını, onlardan daha çok istiyoruz. Atletico Madrid’in Avrupa Ligi Şampiyonluğu hala Galatasaraylıları avutuyor. Ya da Fenerbahçeliler Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmasını bekliyor elendikleri andan itibaren. Yenildik ama ezilmedik söylemi geniş zamana yayıldı. ‘Yenildik ama kime yenildik. Bi’ sor’
Aslında lisede Takdir’i bir puanla kaçıran, ÖSS’de istediği bölüme bir puan farkla giremediğini anlatan çocuğun naifliğinde var bu düşüncede. Ancak psikolojimiz hala Wembley’deki 8 günlerinde anlaşılan… İşte bu 7-6 kaybetme meselesi de bana kalırsa aynı düzlemde…
Hükümet gerekli altyapı çalışmaları için garanti ettiği 920 milyon EURO’yu geri çeker mi bilinmez. 2020 için Avrupa’nın kapısını tekrar çalacaksak, proje aşamasındaki tüm altyapılar bitirilmeli. Biz 2020’yi yine alamasak ta, en azından Süper Ligi’mizi daha süper kılar belki.
Stadyum ve seyirci faktörü
Fransa,evsahibi olacağı 2016 Avrupa Futbol Şampiyonasını 3. kez düzenleyecek olmanın mutluluğunu kesinlikle yaşıyordur.Tüm Avrupanın en iyi 24 takımı bu turnuvada boy gösterecek.(sayı 16′dan 24′e çıkartıldı).Fransa sokakları 2016′da futbol coşkusunu sonuna kadar yaşıyor olacak.Peki ne gibi sebeplerle UEFA bu turnuvayı Fransa’ya vermiş olabilir?
2016 Avrupa Futbol Şampiyonasının nerede düzenleneceği belirlenirken birçok faktör işin içine girmiş olabilir.Bunlar nelerdir ve sonucu ne kadar etkilemiştir,onu bilmem ama bildiğim bir şey var ki Fransa hem turnuva tecrübesi açısından hem de stadyumlarının doluluğu ve estetiği bakımından iyi bir futbol ülkesidir.Tamam tecrübe konusunda söylenecek sözler olabilir,sonuçta kimse anasının karnından turnuva düzenleyerek doğmuyor.Tabi ki düzenleye düzenleye oluşur bu tecrübe.Tecrübesi olmayanlara da verilmelidir önemli turnuvaları düzenleyebilme imkanı.Ama şimdi kimse çıkıp da turnuvanın Fransa’ya verilmesinde tamamen haksızlık var demesin bu konuda da.Çünkü çok çok önemli bir durum var ortada :Stadyumlar…Fransa liginden izlediğiniz bir maçı gözlerinizin önüne getirin.Stadyum estetiği ve seyirci kalabalıklığını da…
Türkiyede de eğer turnuva hakkı alınsaydı yeni 6 stadyum yapılacaktı.Ama Fransa da zaten kendi stadyum projelerini sunmuştu UEFA’ya.Yani o bakımdan da eksiği kalmadı Fransa’nın.Örneğin ”OL Arena’stadı ‘Lyon’un stadı Stade De Gerland ın yerini alacak bir stadyum projesiydi.Zaten halihazırda Lyon,Marsilya,Lens,St.Etienne gibi takımların evlerinde yaptıkları maçlarda stadyumlarının sonuçta ne derece etkili olduğu su götürmez bir gerçek.Sebebi de seyirci baskısıdır.
Dediğim gibi birçok sebep sayılabilir Fransa’ya bu turnuvanın verilmesinde.İkliminin de futbola son derece müsait olduğu Fransa bence en çok,seyirci potansiyeliyle bir adım öne geçmiştir.Eminim ki hangi ülke UEFA şartlarını tam olarak yerine getirirse UEFA da o ülkeye turnuva düzenleme yetkisi verecektir.Türkiye de öncelikle maçlardaki doluluk oranlarını bir rayına oturtsun ve turnuva almayı beklemeden şu andan itibaren son derece Modern Avrupa stadyumları tarzında stadyumları,yaygınlaştırsın.Tabi halkın da modern ve başkalarına saygılı düşünce yapısında olması da en büyük gerekliliktir.Umarım bir gün bütün bunlar olur da modern stadlarda Avrupa insanıyla bir turnuva izleriz beraberce…