Hakan Ünsal: Başarılıysan varsın
05 Mayıs 2009
“Hasan Şaş’a ve Bülent Korkmaz’a yapılanlar şunu gösteriyor: Başarılıysan herkes yanında. Ama en küçük bir başarısızlıkta hemen karşında dururlar”.
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Fenerbahçe’nin yakın dönemdeki en başarılı dönemleri Daum’lu 2003-2006 arası dönemi ve Zico’lu 2006-2008 dönemleri. İki teknik direktör de giderken camialarını ikiye böldüler, halen tartışıldıkları ortamlarda başarılarından ziyade başarısızlıklarıyla anılıyorlar.
103 gollü şampiyonluğu yaşayan kadrodan Rıdvan NTVSpor’daki yorumlarıyla sık sık tepki çekiyor, takımın teknik direktörlüğünü yaptığı kısa dönemdeki performansı ısıtılıp ısıtılıp öne çıkartılıyor. Hatta sakatlılarından dolayı 88-89 sezonu dışında katkı yapmamış olması oyuncu performansını bile tartışılır hale getiriyor. Oğuz Çetin deseniz Lorant sonrası dönemdeki hocalık macerası ve şimdi Fatih Terim’in yardımcısı olması nedeniyle çok popüler değil Fenerbahçeliler arasında. Aynı kadronun gol kralı Aykut Kocaman, Anelka’nın faullü golüyle tarihe geçen maç sonrası yaptığı açıklamalarla bir çok Fenerbahçeli tarafından kara listeye alınmış durumda. Toni Schumacher bile çocuk hastanesi vaadiyle yaptığı jübileden elde ettiği gelirleri bağışlamamasıyla anılıyor. Aynı kadrodan İsmail Kartal, Şenol Çorlu, Şenol Ustaömer, Turan Sofuoğlu adı çok anılan isimler değil.
Aynı dönemde o Fenerbahçe’nin en büyük kabusu olan Beşiktaş’ın Metin-Ali-Feyyaz üçlüsüne karşı Beşiktaş taraftarlarının tavrı çok mu vefalı? Atom Karınca Rıza Çalımbay’a ne kadar tahammül ettiler? Ertuğrul Sağlam’a?
Galatasaray’ın Türkiye’ye getirilmiş en önemli kupalardan biri olan UEFA Kupası’nı kazanan kadrosundan kimler ne şekilde uzaklaştılar camialarından? Kalan isimlere gösterilen tepkiler neden şaşırtıyor ki bizleri?
Ronaldinho Barça’yı taşıyan isimken bugün hiç özleniyor mu acaba Barcelona taraftarları tarafından. Sorsanız Milan taraftarları ne olursa olsun takımda kalmasını isterler mi acaba bu futbol cambazının. Dahası, Ronaldinho mutlu mu Milan’da?
Çok fazla soru oldu, özür dilerim; ancak hemen hemen tamamının cevabı Hakan Ünsal’ın ifadesini doğrular eksende: Başarılıysan varsın.
Futbol, hatta tüm spor dalları, hele ki “taraftar” kavramını içerecek kadar kitlelere yayılmış ise, gözle görülür, neredeyse “ölçülebilir” performans gerektiren meslekler haline geldiğinden performansın düştüğü anda acımazıslığı da beraberinde getiriyor. Bu noktadaki eleştiriler vefasızlık, nankörlükle açıklanacaksa bile kişilerin kişilere karşı tavırları olarak değil, mesleğin ağır ve acı cilvelerinden.
Acımasız ama gerçek. Bu tavırlardan dolayı taraftara küsme lüksü de bu işi yapanların en uzak durması gereken şeylerden biri. Ama bizim yöneticilerimiz de, oyuncularımız da, teknik adamlarımız da bu hamaseti çok seviyor ve bolca kullanıyorlar. Bu de geniş açıda eleştiri anlayışımızı zedeliyor.
Sorular Cevaplar
“Hastalıkta ve sağlıkta , ölüm bizi ayırana kadar “ mı..?
Şenol Güneş,
Dünya üçüncüsü milli takımımızın teknik direktörü,
Başarılı mı..?
Evet…
Yanında durduk mu..?
Hayır…
Takımın başından ayrıldığında hep beraber zil takıp oynadık…
Eric Gerets
Galatasaray’ı şampiyon yapan teknik direktör…
Başarılı mı..?
Evet…
Yanında durduk mu..?
Hayır…
Eric Gerets görevdeyken, sabah, “ bugün seni göndermezsem..!!! “ düşüncesiyle uyanıp, ilk iş olarak kalemini bileyenleri hatırlamamak mümkün mü..?
Görevi bıraktığında sakladığımız zilleri bavullarımızdan çıkarıp daha iyi ses çıkarsın diye tozlarını da almayı ihmal etmedik üstelik…
E hani başarılıysan herkes yanındaydı…
Hasan Şaş,
Dünya üçüncüsü milli takımımızın yıldızlarından,
O vakte kadar başarılı mı..?
Evet…
Yanında durulmuş mu..?
Evet…
Yanında durulan bu futbol yıldızımızın,, dünya şampiyonasından sonra oynadığı futbol için “tatmin edici” diyecek bir futbol otoritesi bulabileceğimizi hiç zannetmiyorum… Yıllardır yanında durulan Hasan takımına ve taraftarına ne vermiş … Durun ben söyleyeyim…İnsanın mıncıklamak için içinin gittiği küçük yeğeniminki kadar tombiş bir yüz ve kocaman bir göbek…
Bülent Korkmaz
Başarılarla dolu bir futbol yaşamı var mı..?
Evet… ( hayır diyeni Allah çarpar )
Yanında durduk mu..?
Evet
Ya başladığından bugüne teknik direktörlüğü..?
Hayır… ( Evet diyeni Ahmet Çakar’a şikayet ederim haberiniz olsun )
Yanında durmalı mıyız..?
İşte bu soruya cevap vermek hiç de kolay değil…
Kalben evet desem bile aklım hayır diyor…
Çünki, bu futbolun matematiğini çözmek çok da kolay görünmüyor açıkcası … En başa dönersek “ hastalıkta sağlıkta ölüm bizi ayırana kadar mı.? Yoksa ..???
En iyisi gidip Barcelona da bir güzel eğitim görmeli…
Devamlıysan varsın.
Başarı,şüphesiz ki şu anda içinde bulunduğumuz dünya düzeninin en temel gereksinimlerinden birisidir.Dünya başarının etrafında döner.Buraya kadar herşey normaldir fakat birgün o başarı sonlandığında başarıya endeksli dünyanın durması kaçınılmazdır.
İş dünyası malesef “başkatsayısı eksi olan parabol eğrisi” şeklinde çizilen başarı grafiklerini kabul etmiyor.İş dünyası ile futbolun alakasının olmadığı yıllar geride kaldı,artık herşey endüstrileşti.Bu endüstrileşmenin sonucunda futbolun belki de kitleleri sürükleyen yanı olan “amatör ruh” artık halısahaların soyunma odalarında kendine yer bulabiliyor.
Endüstrileşen futbol,”vefa” kavramını ortadan kaldırıyor.Vefa kavramının yerine “fayda” kavramı geçiyor artık.Şirketleşen klüpler için geçmişin başarıları birşey ifade etmiyor.Belki de olması gereken bu.Fakat geçiş sürecini kaldırmak duygusal türk insanını biraz zorluyor.
Kötü diye adlandırdığımız herşey gibi bu değişimin de bir iyi yanı var:Artık klüplerimiz geçmişte yaşamanın,kafamızı kuma gömüp gerçekleri görmekten kaçmak olduğunu anlamaya başladı.Artık geçmişle avunup bugünü unutmak hastalığından kurtuluyoruz yavaş yavaş.
Hasan Şaş ve Bülent Korkmaz ikilisi Galatasaray camiasının ve türk futbol tarihinin en büyük başarısında imzası olan yalnızca iki futbolcu.Başarıyken ikisi de omuzlarda taşındı,bugün ise ikisi de kötü gidişin sorumlusu olarak taraftarın önüne atıldı.Bu örneklerden ilerleyen yıllarda daha fazla göreceğiz.Bunlar sadece zincirin başı…
Endüstrileşme sadece amatör ruhumuzla oynamadı.Efsanelerimize de el uzattı.Düzen onlara iki seçenek sunuyor.
ya futbolu bırakacaksın
ya futbolun içinde kalmaya devam edip başarılı olacaksın.
Ne yazık ki Hasan Şaş ve Bülent Korkmaz yanlış karar verdiler.
Birisi ilerleyen yaşını ve peşini bırakmayan sakatlıkları göz önünde bulundurup futbolu bırakmalıydı.
Diğeri de Galatasaray gibi bir camiayı bu zor dönemde kurtaramayacağını öngörüp bu görevi kabul etmemeliydi.
Başarılı olmak artık tek başına yeterli değil.Başarılıysan değil,devamlıysan varsın.
Ya Tutarsa…
Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı, Gaziantep’in de Sivasspor’u yenmesinden sonra, Galatasaray’ın son 2 haftada kaybettiği 5 puanın önemi ortaya çıktı. Neredeyse 3 maç arka arkaya iyi performans ortaya koyamadığı bu sezonda bile şampiyonluk ipini göğüsleyebilirdi Galatasaray. Şunu hemen tartışmanın başında ayırmak gerekir: Bir futbolcu sahada nasıl bir performans sergilerse sergilesin, taraftarın sözlü veya fiziki ‘tacizini’ asla hak etmez. Bunu aklıselim kimse de onaylamaz zaten. Bu bakımdan Hasan Şaş ve Bülent Korkmaz’ın ve takımın tümünün Hacettepe maçı dönüşü yaşadıkları asla kabul edilemez. Bunun tartışılacak bir tarafı yok. Peki, Hasan Şaş ve Bülent Korkmaz’ın performansları tartışılır mı? Sonuna kadar evet…
Galatasaray taraftarının tepkisinin yalnızca Ankara’da ‘lig sonuncusu’na bırakılmış 3 puanın tezahürü değil. Hamburg maçlarından başlayarak yaşananların birikimi olduğu kanısındayım. Bülent Korkmaz’ın Galatasaray’ın başına gelişi tamamen bir yönetim işgüzarlığıdır. 5-2’lik Kocaeli maçı sonrası ve hayati önem taşıyan Bordoeux maçı öncesi , ‘taraftarın gazını’ alacak camia içinden bir isim kapatabilirdi bu sene ki yönetim zafiyetini. Son ‘talihli’ Bülent Korkmaz oldu. Aslında Galatasaray yönetimleri, efsane olmuş 1996 -2000 periyodundan sonra, sıkça bu anlamsız yönteme başvurdu. Hagi’nin gelişi, 2. Fatih Terim dönemi ve son olarak Bülent Korkmaz’ın gelişi… ‘Ya tutarsa’ mantığından öte olmayan bu kararlar kronikleşmeye başladı. Hatta ve hatta Kalli’nin yıllar sonra Galatasaray’a dönmesini bile bu kategoriye koyabiliriz. Camiayı iyi bilen sembolik bir isim… Bu işin yönetimler tarafından halının altına süpürülen kısmı… Birde Bülent Kormaz’ın gelişinden itibaren yaptığı hataları gözden geçirmek lazım.
Her şey Hamburg maçlarıyla başladı demiştik. Almanya’da oynanan karşılaşmada Lincoln’u oyundan almış ve ‘Lincoln canavarı’ yeniden hortlamıştı. Lincoln’u oyundan çıkarmasını tartışacak değiliz. Ancak daha sonra yaşananlar Bülent’in takımı tam anlamıyla idare edemediğini gösterdi. Lincoln Bülent Kormaz’dan ne özür diledi ne de hak ettiği cezayı gördü. Burada Korkmaz’ın dışında gelişen ve kamuoyundan saklanan başka durumlarda vuku bulmuş olabilir. Yoksa bizim tanıdığımız Bülent Korkmaz Lincoln’e o formayı bir daha göstermezdi. Yönetim tarafından Lincoln’un kazanılması yönünde telkinler gelmiş olması kuvvetle muhtemel. Şu ya da bu şekilde Bülent Korkmaz Lincoln sorunsalının bir halkasıdır. Bu krizi iyi yönetemeyen kişilerden birisidir Korkmaz ne yazık ki. Ali Sami Yen’de ki rövanş maçında ise, Hasan Şaş’ı aylar sonra ilk defa oyuna kurtarıcı olarak sürdü. ‘Ya tutarsa’ kumarını bu sefer de Bülent Korkmaz denedi. Çünkü uzun bir süre futboldan uzak kalmış bir oyuncuyu böylesine kritik bir dakikada oyunu çevirsin diye sahaya sürmek, kumardan başka bir şey değildir.
Bülent Hoca Ankaraspor maçında da buna benzer bir tercih yaparak, Baros’u oyundan alıp Hasan Şaş’ı sahaya sürdü. Belki bu sefer kurtarıcı olarak değildi ama ne amaçla bu değişikliği yaptığını ben anlayamadım. Çarşamba gecesi Chelsea-Barcelona karşılaşmasında bir keza daha ortaya çıktığı üzere 1-0 önde giden takımın oyunu kontrollü götürmeye çalışması en riskli oyun planıdır. Maç 1-0 iken geriye yaslanmak artık ‘küçük takım’ diye tabir edilen takımların bile uygulamadığı bir taktikten, bu sene Galatasaray’ın en etkili ismi Baros’u çıkarıp, hala tam anlamıyla hazır olmayan Hasan’ı oyuna alması topu orta sahada tutma isteğinin şeklinde yorumlanabilir en fazla. Ancak maçın başından beri Ankaraspor pozisyon bulan, topu daha iyi kullanan bir görüntü verirken 1-0’ın Galatasaray’a yetmeyeceği çok açıktı. Buda çok bariz bir hata olarak Bülent Korkmaz’ın hanesine yazıldı.
Tabi ki Galatasaray’ın puan kayıplarını sadece Bülent Hoca’nın Hasan Şaş tercihlerine bağlayacak değiliz. Ama bu seçimlerin hatalı olduğu ortadayken eleştirilmemesi de olmaz. Bunun Bülent Korkmaz ve Hasan Şaş’ın Galatasaray’a daha önce verdikleriyle alakası yok. Onların Galatasaray’a kattıkları asla tartışılmaz. Ama Lincoln konusundan başlayarak, Korkmaz’ın Hasan Şaş tercihleri, henüz büyük bir takımın yükünü kaldıracak durumda olmadığını gösteriyor. Bunu söylemekte ona yapılmış bir haksızlık olmaz kanaatimce. Ya da onun Galatasaray taraftarının gözünde ki değerini düşürmez. Yönetim ‘ya tutarsa’ dedi ama tutmadı.
Hasan Şaş için ise söyleyecek pek bir şey yok. O sadece Bülent Korkmaz’ın tercihiyle oyuna girdi. Aylar sonra elinden geleni yapmaya çalıştı. ‘Yüreğiyle sahaya koyan’ futbolcu tabirinin beklide en çok söylendiği kişi olan Hasan Şaş’ın sahada kaytarması zaten olasılık dışı.
Sonuç olarak, Bülent Hoca ve Hasan Şaş’a yapılan eleştiriler dozunda olduğu sürece, bu taraftarın onlara sırtını dönmesi şeklinde algılanmamalıdır.
PROFESYONEL
Hiç kimse kusura bakmasın, ülkemizde amatör sporcular sözde profesyonellerden çok daha profesyonel. Cümleyi başka şekilde de kurabilirdik; ülkemizde profesyonel sporcular amatör sporculardan daha amatör. Ama bu şekilde kurarsak amatör sporculara haksızlık yapıyor olabiliriz. İşler masa başına geldiğinde herkes gerçek bir profesyonel; primler, maç başları, yıllık ücretler… Bu konularda üstüne yok bizim profesyonellerin ama iş kendine bakmaya, profesyonelce yaşamaya gelince maalesef masa başındakinin 10′da 1′i kadar profesyonellik göremiyoruz. Hasan Şaş 1976 doğumlu, yani 33 yaşında. Ryan Giggs, İngiliz Futbolcular Birliği tarafından yılın futbolcusu seçildiği şu günlerde 36 yaşını dolduruyor. Pavel Nedved, Juventus’la altın çağlarını yaşıyor ve 37 yaşında. Şimdi gözümüzün önünde bu örnekler varken, 33 yaşındaki Hasan Şaş’ın bu halini görünce nasıl olucakda Hasan Şaş’ın yanında durabilir bir insan. Hiç kimse Hasan Şaş’ı kara gözüne kara kaşına bakıpda sevmedi. Sırtına geçirdiği formayı son damlasına kadar terlettiği için sevdi. Ama şimdi Hasan Şaş futbol için hala erken olan bu yaşında emeklilik yapacak, oturduğu yerden milyon dolarlık imzalar atacak, Galatasaray seyirciside aferin Hasan’a mı diyecek? Güldürmeyin allahaşkına beni..
Gelelim Bülent Korkmaz’a.. İngilizlerin ‘True Legend’ dedikleri gerçek bir efsane Bülent Korkmaz. 5 gollü Kocaeli hezimetinden sonra takımın başına geçmesine muhalif olan bir Galatasaray’lı hatırlamıyorum. Ama gel gelelim ki Bülent Korkmaz takımını sadece defansif hamlelerle yönetmeye çalıştı. Bir futbol takımı maç kazanamayabilir, yenilebilir ama 90 dakika boyunca aman ben gol yemeyeyim diye düşünemez. Maalesef Kaptan’ın takımı sadece gol yememeyi düşünüyor, onu da çok başardığı söylenemez ya, neyse.. Futbol’da istatistiğin yerine her zaman inanırım, istatistiğin herşey olmadığınıda bilirim. Size sadece küçük bir istatistik vereceğim bazı şeylerin zihinlerde daha iyi yer etmesi açısından. Galatasaray, Bülent Korkmaz yönetiminde çıktığı 10 lig karşılaşmasında sadece 9 gol atabilmiş. Evet, topu topu 9 gol. Bülent Korkmaz’ın başındaki takımın Galatasaray olduğunu kuşkusuz bende çok daha iyi biliyordur ve eminim ki Galatasaray kulübünün bu kadar aciz bir futbol oynatılmayacağını da benden daha iyi biliyordur. Eğer Kaptan bu futbolu oynatmaya devam edecekse onun gerçek efsane kimliğine zarar vermeden teşekkür edilip yollar ayrılmalıdır.
Son olarak, unutmayalım ki Galatasaray Spor Kulübü bütün kişilerin üzerindedir. Eğer Galatasaray Spor Kulübünün profesyonelleri artık takıma yarar değil zarar getiriyorsa onlara hizmetlerinde dolayı teşekkür edilmeli ve yerlerine bu işin ehli kişiler getirilmelidir.
TÜRK FUTBOLUNUN ANA SORUNU DAMSIZ GİRİLMEZ
Sadece futbolda değil hayatın her alanında genel geçer bir olgudur bu; başarılıysanız takdir görür, övülür maaş zammı, terfi, prim yada bahşiş alırsınız fakat başarızsanız eleştirilir, priminizden, zammınızdan maaşınızdan hatta belki de işinizden olursunuz. konu futbol olduğunda tolerans düzeyinin farklı meslek kollarına göre çok daha yüksek olduğu dahi söylenebilir.
nasıl görevi satış yapmak olan elemanınız aylarca tek bir ürün satamadığında yada apartman görevliniz üzerine düşen vazifeyi yerine getirmedinde işinden olabiliyor, verdiğiniz siparişi çok geç getiren yada hiç getirmeyen bir garson bahşişini kaybediyorsa, 5. kattaki evinize yeni aldığınız koltuk takımını taşımakla görevli hammal arkadaş koltukları 2. katta indirip “bu kadar oluyor elimden bu kadar geliyor” dediğinde yeni bir hammalla anlaşıyorsanız, asli görevi iyi oyanamak olan futbolcular yada elindeki kadrodan iyi bir takım yaratması beklenen teknik direktörler üzerlerine düşen vazifeyi hakkı ile yerine getiremediklerinde benzer yaptırımlarla karşılaşmalılardır. bu yaptırımlar eleştiri, primlerin kesilmesi hatta sözleşmelerin fesedilmesi şeklinde vücut bulabilir.
form düşüklüğünün yada takımla bir türlü sağlanamayan iletişimin sebeb olacağı problemlerin en güzel yanı bunların aslında öngörülebilir ve de önlenebilir olmasıdır.
geçen sene anadolunun vasat bir ikinci lig takımından aldığınız henüz 20 yaşında, 160 cm boyunda, 60 kilo ağırlığında, fiziksel olarak pek çekici olmayan, entellektüel olarak daha da beter konumda olan üstün yetenekli sağ bekinizin fenerbahçe/ galatasaray/ beşiktaşa gelene kadar kimse tarafından tanımadığını, cebinde pek fazla parası olmadığını, kuvvetle muhtemel bir kız arkadaşı olmadığını, o ana kadarki cinsel hayatının genelevlerle sınırlı olduğunu, sosyal hayata katılımının kahvede oyun oynamaktan ibaret olduğunu bilirseniz ve bu genç adam takımınıza geldiğinde, hele de ilk 11′de forma giyeme şansını yakaladığında, hayallerinde bile görmediği paralar kazandığında, hayranı olduğu futbolcularla yanyana oynamaya başladığında ve belkide hepsinden iyi oynadığında da da da… daha önce magazin programlarında gördüğü en klas gece klüplerinin kapısında binbir hörmetle karşılanacığını, içerdeki bekar genç güzel kızların bu anadolu gencinin üzerine atlayacağını, herkesin pohpohlayıp methiyeler düzeceğini, zeten eğitim seviyesi kaşar peyniri ile tost makinesi arasında biryerlerde olan bu çocuğun sonunda artık bir sene önce anadoludan aldığınız o gelecek vadeden genç olmayacağını anlamak yüksek bir IQ gerektirmese gerek. o klasik büyük takıma transfer oldu şımardı söylemine anti söylem olarak gevrek gevrek “peki bu çocuk şımarmasın kim şımarsın” demek istiyorum
klüp yöneticilerinin bir türlü olmayan olamayan bomba translerin defterlerini dürmektense bu arkadaşların üst düzey futbolcular olmasına ve bu korkunç kaos içerisinden ayakları yere basarak çıkabilmelerini sağlamaya çalışması daha doğru olacaktır diye düşünmekteyim.
tüm bu karmaşa içerisinde vicdanen herşeyi doğru yaptığını düşünen yöneticilerin, teknik direktörlerin basın mensuplarının ve ilgisi olan herkesin de tüm bu çabalardan sonra hala başarısız olan, şımaran vb. arkadaşların yanında olmaması gayet doğaldır.
Yönetim,Futbolcu,Taraftar
Türkiye’ye tarihinde takım ve ülke bazında en büyük başarıları yaşatmış kadroların içinde bulunan,2000′de UEFA Kupası,2002 dünya kupasındaki 3.’lükte payı olan,çoğu da galatasaray camiasından hüzünlu,içi buruk ayrılan insanların gönüllerindeki efsanelerden sadece biri Hakan Ünsal.Hakan Ünsal haricinde Geo Hagi,Hakan Şükür,Bülent Korkmaz,Ümit Davala,Okan Buruk,Ergün Penbe,Arif Erdem ve şimdi de Hasan Şaş. Hepsinin ortak özellikleri olarak,kimi futbolculuk hayatını noktalarken kimi de teknik ekipte görev yaparken Galatasaray camiasından daha doğrusu dönemlerindeki yönetim tarafından istediği ilgiyi,tahammülü ve en önemlisi istediği saygıyı alamadaklarını iddia etmeleri.Suat Kaya’ya yapılan jübile ve bu sezonun son maçında Ali Sami Yen’de yani evinde, futbolculuk hayatını bitirme kararı alan Tugay Kerimoğlu gibi iyi uğurlanan örnekler de var.
Buraya kadar özellikle taraftarların gözündeki efsane oyuncuların yaşadıklarını anlatmak istedim.şampiyonlar ligini seyretmek için eve geldiklerinde hemen ödevlerini bitirmeye çalışıp şampiyonlar ligi saati yani 21:45′te evdekilerden maç için uyandırmalarını isteyen,futbol oynarken kullanmadıkları (sabri galatasaray’da futbolcu olmasına rağmen sadece yürümek için kullandığı) sol ayaklarıyla barajın üstünden sert ve uzaktan şutlar atmaya çalışan ve gol attıktan sonra hagi haaagi diye bağıran,her hava topuna yükseldiklerinde veya her gol pozisyonunda mutlu sonuca ulaşınca hakan attı,kral attı diye üst sokak çevresini de turlayan,müdahalede cesur yürek bülent, diye coşan çocukların olduğu bir nesilin idol olarak benimsendiği futbolcular yani.
Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta da zaman zaman istenmeyen olaylar,taraftarın;yönetimin ve futbolcunun yanlış düşündüklerini tahmin ettikleri durumlar olmuştur muhakkak.Ama bunlar kişisel hırslar,karşıt fikirlerin çatışması olarak nitelendirilen ve herkesin de aşağı yukarı anlayabildikleri sonuçlarla düşünülmüştür.Ama Galatasaray’da özellikle 2002 yılından beri bariz şekilde görülebilen ama herkesin muamma olarak baktığı olaylar oluyor.
Fatih Terim’i takımın başına getirmek isteyen yönetimin bunun için yolladığı teknik direktör olan Lucescu’nun çalıştığı futbolcuların büyük bir bölümünü göndermesi gibi.Ya da Hagi’yi getiren yönetimin;Fenerbahçe’nin kadro olarak Galatasaray’a göre daha fazla seçenekleri olan bir dönemde Hagi’nin arkasına tabiri yerindeyse teneke bağlayarak gönderdiğini hatırlıyoruz.O dönemde de basın tarafından hagi gibi bir efsane futbolcu,teknik direktörlük döneminde yıpratılmaya çalışmıştı.Telefonu çalınan normal bir insanın vereceği tepkilerdi Hagi’ninkiler.Sağ bekin olmadığı takımda Cihan’ı,sol bekin olmadığı yerde Orhan Ak’ı oynatmak zorunda kalan ve öne geçtiği maçlarda skoru korumak için ikinci yarı Necati’yi çıkarıp,Bülent Korkmaz’ı oyuna sokmak zorunda kalan ve ekstra oyuncu olarak sadece Sabri’yi alabilen ve ekonomik zorluklarda takımı çalıştırmayı kabul etmiş Hagi’den bahsediyoruz.Yönetim kendi başarısızlığını,istediği transferleri ve düşündükleri şeyleri yapamamalarını dolayısıyla başarısızlıklarını Hagi’ye bağladılar.O seneden sonra Bülent Korkmaz,Arif Erdem ve Hakan Ünsal ‘la yollar ayrıldı.Gerets geldi,ilk sene büyük bir başarıyla 83 puanla şampiyon olarak tamamlandı.Ayrıca bu sezonda göreve Özhan Canaydın yönetiminde giren Adnan Polat’ın dillere dolanan sözüyle şampiyon olunmuştu.2006-07 sezonu başlangıcı o kadar iyi olmamıştı.Okan Buruk geldiği için camiada farklı düşünceler ortaya çıkmıştı.Ayrıca Gerets’i de potansiyel başkan Adnan Polat’ın istemediği basından sızmıştı.Ve 2006-07 sezonunda İnöni Stadı’ndaki Beşiktaş maçına ilginç bir kadroyla çıkan ve song necati gibi oyuncuların istenilmediğinin farkına varıldı.Bu sezonun sonunda Ergün Penbe de biten sözleşmesi yenilenmediği için takımdan ayrılmıştı.2007-08 de Feldkamp geldi ve yine bir kriz Necati Ateş gönderildi.Üstelik bu sezonun başında;ligtv’de Oğuz Tongsir’in,sunduğu Futbol Gündemi Programı’nda açıkladığı üzere 3 futbolcunun Emre Aşık’ı istemedeğini söyledi.Son 6 hafta kala Feldkamp gitti,takım şampiyon oldu.Ve Hakan Şükür ile de bilindiği üzere yollar ayrıldı.2008-09 başında Skibbe ve yardımcılığına Ümit Davala getirildi.Bir kaç haftadan sonra Ümit Davala da gönderildi.Belki de sezonun en önemli maçı olan UEFA Kupası’nda Hamburg rövanşı öncesi stoper olmamasına rağmen Meira satıldı ve Kewell ve Hakan Balta’yı stoper oynatmak zorunluluğu Bülent Korkmaz’a bırakıldı.Bülent Korkmaz da buruk ayrıldı.
Çok ayrıntıya girmeme rağmen bir şeyler daha söyleyerek soruma gelmek isterim.Hakan Ünsal,Ergün Penbe’ye jübile mi önerilmedi,yoksa daha fazla kazanmak için mi 1 seneliğine yok yere Anadolu’da futbol oynadılar.Bülent ve Arif’e neden jübile önerilmedi.Ümit Davala neden gönderildi.Hakan Şükür niye gönderildi.Yönetimin burda çok büyük hatası olduğu kabul.Ama oyuncuların da kariyerlerini iyi bir bitişle sonlandırmak için yeterince iyi karar veremediklerini düşünüyorum.
Galatasaray’da neler oluyor?
Bu saptama, genel-geçer bilgilerin savunulduğu ülke futbollarında geçerli olsa da, Türkiye gibi istisna bir toplumda maalesef geçerliliğini koruyamıyor.Çünkü, futbolda sadece başarılı olmak yetmiyor.Bu olayın örneklerini önceki yıllarda gördük.Yakın geçmişte Lucescu’nun gerek Galatasaray’da ki başarısı gerekse de Beşiktaş’a yıllar sonra aldırdığı başarılar işini devam ettirmesi için yeterli olmadı.Toplum olarak ne istediğimizi tam olarak ifade edemeyişimiz, gelmiş ve gelecek tarihi başarılara büyük bir sekte vuruyor.Türk Milli takımını 2002 dünya kupasında başarıya taşıyan Şenol Güneş’in de bu zihniyetin kurbanı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.İnsanların birbirine olan güvensizliği bu derece apaçık ortadayken bahsettiğimiz olayların devamının gelmesi de engellenemeyecektir.Çoğu konuda haksız bulduğum taraftarlara yani bize bu konuda da bir pay çıkartıyorum.Çünkü, futboldaki yapılacak işleri artık taraftar belirliyor.Taraftar beğenmez ise yöneticiler de o yolda bir adım atmıyor.Onlarda biliyor taraftarın, futbolun ve diğer spor dallarının kilit noktası olduğunu.
Galatasaray’daki Bülent Korkmaz olayına gelecek olursak.O noktada yapılan birçok hatayı ortaya atabiliriz.Bülent Korkmaz gibi bir efsanenin çok erken takıma gelmesi yanlış bir karar olarak değerlendirilebilirdi.Bülent hocanın Gs camiasına tek yararı Bordeux galibiyeti olarak görülse dahi arka plandaki faydaları inkar edilemez.Tabi Bülent Korkmaz’ın da hatalarını görmemezlikten gelemeyiz.Bundan önceki takımlarda olduğu gibi Galatasaray’a da savunma oynatmak istemesi onun Gs’deki teknik adam kariyerinin çok erken bitmesine neden oldu.Skibbe döneminde sezonun en iyi hücum istatistiklerini yakalayan Galatasaray, Bülent Korkmaz’ın gelişi ile gol atmakta bile oldukça zorlanmıştı.Bunda sakatlıkların payı olduğunu düşünebiliriz ama Gs’nin ne kadar da eksik olursa olsun rakibe oyununu kabul ettiren bir tarzı vardı fakat kaptanın gelişi ile teslimiyetçi bir yapıya büründü.Bu durumda önceden de belirttiğimiz gibi hocanın sonunu hazırlayan en önemli faktördü.Başarılı olabilir miydi ? Evet olabilirdi ama taraftar oyundan ve skordan memnun olmayınca görevde kalmasıda oldukça zor olurdu.Şimdi ise Rıjkaard gibi dünya futbolunun kabul ettiği bir isim geldi ve yine büyük başarılar beklenmeye başlandı.İyi bir hoca ve takıma muhakkak katkı sağlayacaktır.Ama şu anda bu kadar ağır sorumluluklar yüklemekte fayda getirmeyecektir.Son dönemde gazetelerde 4 yıl kalacağı söyleniyor.Bu ne kadar doğru bilinmez ama başarılı olamazsa değil 4 yıl gelecek sezonu görebilir mi ? İşte bu noktada birbirimizle çelişiyoruz.4 yıl sabredilebilirse çok büyük başarılar kazanacağını herkes adı gibi biliyor.Ama dediğimiz gibi burası Barcelona değil ve 10. haftada alınacak kötü sonuçlar itibari ile belki de işine son verilebilir.Hakan Ünsal’ın da dediği gibi başarılı olursan varsın da burada karşımıza çıkıyor.
Şunu da unutmamak gerekir, Rıjkaard ilk sezonunda şampiyon olur ve Uefa Avrupa ligini kazanır.Yine gönderilebilir.Burası Türkiye.Başarılı olmak yetmiyor.Taraftarın sizi sevmesi gerekiyor.Kısacası iş taraftarda bitiyor.Önce biz kendimizi yenilemeliyiz ki başarı bekleyelim.Biz biraz olsun sabır gösterebilirsek başarı zaten kendiliğinden ayağımıza gelecektir.
Galatasaray Kulübü geçmişinde emektar futbolcularına vefasızlık göstermiş olabilir fakat ben Bülent Korkmaz veya Hasan Şaş’a yapılmış bir haksızlık göremiyorum doğrusu.
Elbette ikisi de adlarını bu kulübün ve Türk futbolunun tarihine altın harflerle yazdırmış futbolcular ancak bu demek değil ki her dönem bu camiaya bir şekilde hizmet etmek zorundalar.
İlerleyen zamanla birlikte dönemler kapanıp yenileri açılıyor. Bu değişime ayak uyduramayan kulüplerin iddaalarını sürdürebilmeleri mümkün değil. Galatasaray da oldukça başarısız geçen 2006-2007 sezonunun ardından takımda bir reformun gerekli olduğunu fark ederek harekete geçti ve başkan Polat’ın da söylediği gibi bir dönüşüm içine girdi. Bu amaçla takımın başına disiplinli ve “acımasız” feldkamp getirilip, kadro da avrupanın en yetenekli futbolcularından biri olarak gösterilen Cassio Lincoln’ün de dahil olduğu bir grup futbolcuyla güçlendirildi.
İşte o dönemde başlayan kabuk değişiminin, reformun sonlarına doğru geliyoruz ve son dalga hasan şaş’ın da içinde bulunduğu 4 futbolcunun gönderilmesi oldu.
Peki nedir bu yaygara? bir kulübün artık işine yaramayan futbolcuları yollamasından daha doğal, daha profesyonel ne olabilir? Bana göre Hasan Şaş’ın bu gönderilişe içerlemesinin nedeni aynı kulübün geçmişte hiç de profesyonel davranmayarak forma aşkı, biz bir aileyiz gibi amatör bahanelerle ödemeleri geciktirmesi veya Hasan’ın daha büyük kulüplere gidişini engellemesidir.
Belki de Hasan geçmişte yaptığı fedakarlıklara karşı kulüpten kendisine 1-2 sene daha tahammül etmesini bekliyordu.
Son zamanlardaki bir başka tartışma konusu da bu futbolcuların gönderilirken çiçeği burnunda teknik adam Frank Rijkaard’a danışılıp danışılmadığı. Açıkçası ben Rijkaard’ın bu fıtbolcuları hiç tanımadığını gönderilişlerinde de hiç bir etkisi olmadığını düşünüyorum. Gelgelelim bu yönetimin yanlış bir karar altına imza attığını göstermiyor zira bu futbolcuların sene boyunca forma şansı buldukları zaman dilimlerinde takım içinde sırıttıklarını fark edebilmek için dünya çapında üne sahip bir teknik adam olmak gerekmiyor. Ayrıca bu eleştirileri yapanlar Feldkamp döneminde gönderilecek futbolcuların geç açıklanması, onlara yeni kulüp bulacak zaman tanınmaması hususunda galatasaray kulübünü eleştirenlerin aynısı.
Bülent Korkmaz’a gelince; bana sorarsanız kendisi de bu göreve uzun soluklu bir dönem için değil, yönetimi zor bir durumdan kurtarmak için geldiğini gayet iyi biliyordu. Gönderilmesi de kimseyi şaşırtmadı açıkçası. Anlayacağınız efsane kaptan futbolculuk dönemindeki fedakarlıklarına teknik adamlık döneminde de devam ediyor.
Son olarak Galatasaray’ın vafasızlık yapmakla itham edildiği ergün penbe, hakan şükür ve yorumlarına değer verdiğim hakan ünsal gibi efsane futbolcular ile ilgili birşeyler söylemek istiyorum. Merak ediyorum hangi biri galatasaraya ir jübile teklifiyle geldi de red cevabı aldı. İşte Tugay Kerimoğlu örneği. Hatırlayın geçen sene Hakan şükür’le kulüp arasında geçenleri. Hakan’a kulüp menfaatleri gereği kendisinin artık takımda düşünülmediğinin iletilmesinin ardından teklif edilmedik ne kaldı ki? Jüble, heykel, kulüp içinde genç futbolcularla yakından ilgilenebileceği saygın bir görev. Hepsini elinin tersiyle itti Hakan.
Diyeceğim o ki; spor yorumcuları ve bazı emektar futbolcular herşeyden oynadıkları kulübü sorumlu tutmaktan vazgeçip hatayı biraz da kendilerinde ararlar. Umarım yaşanan bu durumlar yetişen genç futbolculara örnek teşkil eder ve kariyerlerinin her aşamasında profesyonelce düşünüp hareket ederek geleceklerini tehlike altına atmazlar.