Ana Sayfa > Genel > Hakan Ünsal: Arda ve Baros ilk 11′de Başlamalıydı…

Hakan Ünsal: Arda ve Baros ilk 11′de Başlamalıydı…

17 Temmuz 2009

hakanunsal“Benim beklentilerimin çok paralelinde bir maç oldu.  Bu oyun normal.  Sonuç olarak istediğini aldı. Ağustos ayı başında olsaydı ağır eleştiriler yapılabilirdi. Şu dönemde bunları söylemek ağır kaçabilir, eksikler var.  Bir sonraki turlarda daha zayıf rakipler olmayacak. Rijkaard’ın kimi oynatacaksa acilen onbire koyup böyle devam etmesi lazım.  Baros ile Arda ile başlamamak strateji yanlışıydı. Sonucu alırsın ondan sonra çıkarırsın bu oyuncuları.”

Bu değerlendirme hakkındaki yazılarınızı bekliyoruz…

Genel

  1. Alper Başaran
    14:32 içinde 18 Temmuz 2009 | #1

    4-3-3 kadroda bol alternatif isteyen ve yedeklerin oyuna eklenimini zaruri kılan bir düzen. Reijkaard’ın Tobol maçında as’ları dinlendirip rotasyon yapması tercihtir, tanıma paralel. Gençlere ‘Siz bana lazımsınız’ mesajı vermektir, öz güvenlerini tazelemektir, her şeyden öte. Rakip vasat üstü vasatken, kulübede Arda ve Baros gibi oyuna tesir edecek parçalar varken Yaser’i, Aydın’ı, Erhan’ı, Alparslan’ı oynatmaktan korkmamalı. Reijkaard sonuçtan taviz verme pahasına doğrusunu yaptı, bildiğinden şaşmadı.

    Oynanan futbol kimseyi tatmin etmese de aksi beklenmiyordu. Keza; sistem yeni, hoca yeni… 4 hazırlık maçı hariç sistem tartılmadı, şablon oturmadı. Tobol sınavı da antrenman havasında geçti ve santradan bitiş düdüğüne kadar tüm defolar gün yüzüne çıktı.

    Henüz bardağımdaki çaydan yudum alamadan Tobol’ün golü geldi. Kenardan kesilen ortayı stoperler seyretti, Sabri topa arkasını döndü, garibim Orkun kımıldayamadı. Eşine amatör lig maçlarında rastlanır türdendi, ‘konsantrasyon hatası’ deyip geçiştirdik. En azından Rıdvan Dilmen öyle dedi!

    Geri dörtlü sol bekte Hakan Balta’nın yerine oynayan Alparslan hariç aynıydı. Sağda Sabri, ortada Gökhan ve Servet… 4-3-3’ü tartışırken ‘sistemin en yumuşak karnı defans’ demiştik, yanılmadık. Gökhan Zan hiç hazır görüntü vermedi, pozisyon okuma ve yer tutmadaki zaafları saç baş yoldurdu. Sabri’nin sağ kanatla kontakı zayıftı ve Alparslan maçın ağırlığını kaldıracak kadar olgunlaşmamıştı. 72’de kırmızıdan atıldı, yerine gelen Uğur da onu aratmadı (!)

    Ortada Ayhan, Barış ve Mustafa Sarp kayda değer tek varyasyon üretemedi, rakip 11 kişiyle kendi sahasına gömülünce tıkalı savunmayı aşamadılar. Sistemin getirisi ‘hızlı pas – tempolu hücum’ tandeminden arşın arşın uzaktılar. Arda girene kadar orta saha yoktu, tabii gol pozisyonu da…

    Arda-Barış ve Erhan-Baros değişimi hücuma canlılık getirdi, Galatasaray ileride daha fazla top tutmaya başladı ve bir yan topta golü buldu. Avantajını yitiren Tobol’un risk aldığı dakikalarda ikinci gol gelebilirdi, fakat 72’de Alparslan atıldı ve Cimbom 10 kişi kalınca tükenmekte olan mücadele gücünü tamamen yitirdi. 1-1’e razı oldu.

    Galatasaray dün akşam mayası tutmamış hamur gibiydi. Fakat Reijkaard ilk resmi maçında ‘kararlılığıyla’ benden tam not aldı. Sistemin gerektirdiği gibi davrandı, felsefesinden şaşmadı ve ana fikri özetledi:

    ‘’Eksik-gedik halledilir fakat vizyon önemlidir.’’ Evet, Reijkaard örneklerini bol bol gösterdi.

  2. 12:32 içinde 19 Temmuz 2009 | #2

    Hakan Ünsal’ın tespitleri tamamıyla bakış açısı ile ilgili. Konuyu değerlendirirken de Rijkaard’ın maça bakışını anlamaya çalışmak bu açıdan daha önemli.

    Sahadaki dizilişe bakınca, Rijkaard’ın Tobol karşılaşmasından her halükarda kendisi için en azından dezavantaj oluşturmayacak bir skoru hanesine yazarak ayrılacağından emin olduğu düşüncesine kapılıyor insan. Dolayısı ile bu kurgu içerisinde maça daha çok takımın kapasitesini, yapabilirliğini, bazı oyuncuların limitlerini daha iyi tespit edebilme anlamında bir araç olarak yaklaştığı görülüyor Surinamlı’nın.

    Bu açıdan yaklaşınca tamamıyla kendi kafasında çizmiş olduğu yoldan sapma göstermeyen ve belirlenmiş planı uygulamaya çalışan bir teknik adam portresi var karşımızda. Bu düşüncesi nedeniyle de eleştirmek pek mantıklı bir davranış olmaz. Çünkü bir strateji var ise ortada, o stratejinin sonuçlarını görmek adına belirli bir süre tanımak gerekli karşımızdaki sorumluya.

    Burada eğer eleştirilecek bir husus var ise konuya şu açıdan girmek daha mantıklı olacak gibi görünüyor: Galatasaray’ın yapmış olduğu 4 hazırlık maçını da izleyince ortaya çıkan ortak sonuç bu takımın rakip kalede pozisyon üretmekte zorlanması, İlk Kleve mücadelesi dışındakilerde kaleye atılan şut sayısının ortalamada muhtemelen 5’i geçmediği, bunlardan isabetli olanlarının ise ortalamasının 2-3 civarında olduğu maçlar oynandı. Adam eksiltebilen, dikine ilerleyip ara pası atan ya da verkaç deneyerek rakip savumayı zorlayan oyuncu sadece Emre Çolak olarak göze çarptı.

    Tobol’da da sahaya çıkan 11’i görünce ileride Erhan-Yaser-Aydın gibi uyumsuz bir hücum üçlüsüne, orta sahada Ayhan-Barış-Sarp gibi yavaş ve yan paslarla oynayan diğer bir üçlünün eklenmesinin Galatasaray’ı rakip kalede karşısında kim olursa olsun kısırlaştıracağı aşikârdı, çünkü hazırlık maçlarının sunduğu tablo zaten buydu.

    Bu gerçek oratada iken eğer belirtilen kadronun çok daha farklı bir futbol sahaya süreceğini rakip kaleyi zorlayacağını düşünerek hareket etmiş ise Rijkaard, işte orada bu kısırlığı sezemeyişi nedeniyle eleştirebiliriz, ama “ben bu takımımın hazırlık maçlarındaki mücadeleci oyunu ile Tobol’a gol şansı vermeyeceğimizi düşünerek kadronun bu kısırlığı aşma konusunda neler yapacağını görmek istiyordum” düşüncesine sahipse yine pek fazla söylenecek cümle kalmıyor bizlere.

    Benim her şeye rağmen kadro konusunda üstünde duracağım nokta takımın orta sahasında maça Emre Çolak ile başlanabileceğiydi. Böylece rakip kaleye en azından dikine daha rahat ilerleyip, pozisyonlar bulabilirdi Galatasaray.

    Yine de sahaya çıkan kadro hocanın kafasında çizmiş olduğu ve bizlerin de o yarımküre içerisinde nelerin döndüğünü bilmeden tahmin etmeye çalıştığımız bir tercih nihayetinde. Özellikle de böylesine bir maç için bile kadroyu eleştiri cümleleri ile değerlendirmek ilerleyen haftalarda yapılacak tercihlerin çok daha hararetli tartışmalar yaşanabileceğinin göstergesi gibi geliyor bana.

    Bu maç sonucunda asıl ön plan çıkması gereken hocanın kadro tercihi değil, takımın gole gidişteki beceriksizliği, pozisyon bulmadaki sıkıntısı, Yaser, Aydın, Mustafa Sarp, Erhan gibi isimlerin kulübede tutularak “ne kadar zengin kulübemiz var” edebiyatının ne kadar gerçekçi olduğu ya da Galatasaray Futbol Takımı kadrosunda Barış-Ayhan-Mehmet Topal gibi oyunun mücadele yönünü oynayan oyunculara sahip iken aynı tip başka bir ismin (Mustafa Sarp) 500-600 Bin TL karşılığında hangi futbol mantığı ile kadroya katıldığı ve bu paralar verilirken altyapının Emre Çolak ile birlikte en yetenekli ismi Gökhan Öztürk’ün birkaç 1000 TL için G. Antep’e nasıl kaptırıldığı olmalı. Daha ilk resmi maçtan kadro seçimi konusunu bu kadar kesin yargılara bağlamanın biraz erken olduğu kanısındayım, özellikle önümüzde uzun bir maraton varken.

  3. Didem Dilmen
    23:06 içinde 20 Temmuz 2009 | #3

    Arda’lar, Messi’ler, Krkic’ler yetiştirmenin yolu ne botanik ne de yemek kitaplarında yazar… Elinizde bir değer varsa, bu değeri yükseltmek için korkularınızı bir kenara bırakabilmeli, kendinize ve gücünüze güvenebilmelisiniz. Aksi halde başkalarının yarattığı değerlere bütçenizin yetmediğine yanar durursunuz.

    Bugün hemen hemen her futbol severin hayallerini süsleyen, çoğu Avrupa takımının toplam bütçesi kadar değer biçilen Bojan Krkic, 2008 yılında daha henüz 18’ine yeni girmişken, ilk kez İspanyol Milli Takımı’nda 10 dakikalığına sahada kalır. Ayakta durmakta zorlanmaktadır, topu kontrol edememektedir. Hiçbir şey yapamayacak görüntüsündedir. Daha da kötüsü, bazı taraftarlar ve medya tarafında İspanya’yı “küçümsemekle” suçlanır. Halbuki bacakları titremektedir genç Bojan’ın, belki bir yapraktan bile daha fazla…

    Tıpkı Erhan’ın, Aydın’ın, Yaser’in, Alpaslan’ın titrediği gibi…

    İlk sezonunda Rijkaard’lı Barcelona’nın “yeni Messi”si ilan edilen harika çocuk, Rijkaard’sız geçen ikinci sezonunda sadece 1 kez ilk 11’de sahaya çıkar ve gol atamadan toplam 300 dakika ancak oynayabilir. İkinci kez ilk 11’de çıktığı Atletico Madrid maçında ilk golünü kaydederken, kendisine bunca zaman katlanan Rijkaard ve Guardiola’nın hakkını verir. Artık İspanya “Bojan” sesleri ile inlemektedir.

    Tobol maçı Galatasaray gibi bir takım için “eyvah”lanacak bir maç değil… Orada olmazsa burada olur. Aksine önemli bir avantaj. Bu genç çocuklara sorumluluk verip titremelerine izin verecek Avrupa Ligi resmi maçı kaç kez çıkar karşınıza? Yılda bir bile değil. Rijkaard bu fırsatı iyi değerlendirdi, garanti edilmiş bir tur maçında son 10 dakika “gençlere fırsat vermek”tense, turu bu çocukların omuzlarına bıraktı, tıpkı Arda’nın şu an omuzlarındaki gibi. Tıpkı profesyonel hayatları boyunca peşlerini hiç bırakmayacak olan tüm diğer ağırlıklar gibi…

    Bırakın titresinler… Bırakın sorumluluğun ağırlığını hissetsinler…
    Galatasaray’ın, Tobol gibi bir takım karşısında bu gençlere fırsat verebilmesi için turu garantilemesi gerekmemeli…

  4. 00:53 içinde 22 Temmuz 2009 | #4

    Rijkaard-Meleke-Arafat Üçgeni

    Huyumuz kurusun, her işi son güne bırakmaya bayılırız. Doğalgaz faturasının son günü 100 kişinin arasına girer bekleriz. Koskoca bitirme tezini pazartesi sabahı okulda bitiririz. Askere 35 yaşında çocuğumuzla gideriz. Mesai saatine salise kala ofise girmeye çalışırız. Biri dese ki, gece saat 03:23′de deprem olacak, 03:21′e saat kurarız, 03:22′de evden çıkarız. Kısacası, biz oyuna son dakika gireriz, golümüzü atarız, sonrasını Allah’a bırakırız.

    Evet, biz biraz ters milletizdir.

    UEFA yetkilisi gelir, elini torbaya sokar, Kazakistan’ın bilmem ne takımını, Macaristan’ın MTK’sını, 69.paralel’den Tromso’yu, Valerenga’yı, İzlanda’ları, Slovenya’ları, Satanist Metalist’leri çeker, göbek atarız. Sonra adamlar bizi elerler, mahalle takımına elendik deriz. Adamlar yarı finale çıkarlar, “Orta sahadaki zenciyi alsaydık şimdi şampiyonduk” deriz.

    Bize Sevilla çıkar, eleriz, Sevilla küçümsedi ondan oldu deriz. İnter’i, Manchester’i, Liverpool’u yeneriz, eksiklerdi deriz. 1-2 tane genç koyarız, niye oynattın deriz. Oynatmayız, bu maçta oynatmayacaksın ne zaman oynatacaksın deriz. Gençlerin hepsini koyarız, “Yahu insan 1-2 tane koyar, hepsini niye koyuyorsun?” deriz. Ya bütün bunları diyen adam 1 kişi, yani biz abartıyoruz, ya da inanılmaz bir bilgi kirliliği var, biz görmüyoruz.

    Bir kere ortada bir sorun var mı, ona bakmak gerekir.

    Evet sorun var.
    Var-dı.
    Fakat Rijkaard bunu son anda gördü ve düzeltti. Baktı ki, pabuç pahalı, baktı ki, yukarıdan uyarılar geliyor, hemen kendini sağlama aldı. Bu sorun Aragones’li Fenerbahçe’de de vardı, Hiddink’li Fenerbahçe’de de vardı, Del Bosque’li Beşiktaş’da da vardı. Bu arkadaşlar zaten, daha “sorun mu, ne sorunu, shorun mu?” derken gönderildiler. Bu arkadaşlar, bizleri sadece teorik olarak tanıdıkları için, bizleri disiplinli, sistematik, etik, iş ahlakı yüksek, hiç bir işi son ana bırakmayan, çalışkan, akıllı, mantıklı, şansını iyi kullanmayı bilen bir topluluk zannettikleri için, kısacası bizleri Avrupa’lı zannettikleri için, bizlere 4-3-3, 3-5-2, ful pres, orta saha sürekli pas, hızlı çık dediler ve kulübelerine çekildiler. Ne bizim sosyal yapımızı bildiler, ne kendileri taviz verdiler, ne tavsiye aldılar.

    20 Temmuz tarihli yazısında Uğur Meleke der ki, “Rijkaard, Tobol maçı kadrosuyla yatırım yaptı. Belli ki, bu Şampiyonlar Ligi şampiyonu hoca için bir futbol maçının hedefi, yalnızca o gün alınacak 5-0’lık galibiyetten ibaret değil. Ama onun maçı kaybetse bile kaybetmek istemediği başka şeyler var galiba. Kampta daha çok çalışanın, daha iyi performans verenin oynayacağına olan itimadı gibi…”

    Evet, Uğur Meleke ve böyle düşünenler haklı çıktılar. Rijkaard, kampta iyi çalışanlara hakkını verdi. Rijkaard, gençler bir kısmını kapı dışarı etti, bir kısmını “Ben size adam olamazsınız demedim, A takımı oyuncusu olamazsınız dedim” diye PAF’a geri gönderdi. Baktı ki, Emre Çolak renkli ekranda çok gözüküyor, onu hemen Polis Radyo’suna geri gönderdi.

    Rijkaard bunu çok az geç anladı veya anlattılar.
    Şimdi ona göre kadro kuracak, taktik bulacak ve ciddi maçlar yapacaktır. Her genci Arda veya Arsenal’li genç gibi olacak zanneden Türk sporsevere de ayriyeten bir basın toplantısı düzenleyecektir.

    İstanbul’daki rövanşta, Galatasaray bu takıma, TOKİ’nin göstereceği herhangi bir sahada, Arda ile, Kewell ile, Baros ile çıkar 20 atar, geçer gider. Sakın yanlış anlaşılmasın, Rijkaard aynı genç kadro ile çıksın, yine 20 atma potansiyeli var. Fakat, Galatasaray’ın Rus Ruleti oynayacak ne canı var, ne zamanı var, ne de şansı var.

    Belki bu konu daha uzun ama, Galatasaray’ın yeni transfer yapacak parası da yok.
    Galatasaray’ın yeni bir stat için parası da yok.
    Galatasaray’ın belki de Rus Ruleti için tabanca ve tek kurşun alacak parası bile yok.
    Ona rağmen hala Erhan diyorlar, Mehmet Güven diyorlar, Yaser diyorlar.

    Bilmiyorlar ki, Galatasaray Tobol’a elensin, Adnan Polat’ı Yasser Arafat bile kurtaramayacak.

  5. Bahadır Ayhan
    04:13 içinde 23 Temmuz 2009 | #5

    Hafıza-ı Beşer Nisyan ile Maluldür

    Bu söz evrensel bir anlam içerse de, bize daha çok uyuyor. Rijkaard İstanbul’a ayak bastığında, bu önemli imzanın heyecanından sonra, herkesin aklından geçen ilk şey ‘Bu sefer uzun soluklu olsun’ fikriydi. Sabır gösterilmesi konusunda topyekûn bir mutabakata vardık. Leverkusen maçını ayrı tutarsak, oynanan üç adet formalite hazırlık maçı ve ardından ilk resmi sınav Tobol karşılaşması…

    Tobol takımının ve stadının kapasitesi hazırlık maçlarını aratmayacak türdendi. Keza Galatasaray’ın sahaya çıktığı 11’de öyle… Nihayetinde Avrupa Ligi’ne katılma yolunda resmi bir maçtı. Sahaya çıkan on bir Rijkaard’ın rakibi önemsemediği şeklinde yorumlandı. Ancak Hollanda Milli Takımı ve Barcelona gibi takımlarda görev yapmış Rijkaard, daha önce sahaya sürdüğü her 11 kişiden belli bir standartta oyun görmeye alışık bir hoca. Hollanda Milli Takımı ve Barcelona en kötü oyunlarını çıkardıkları maçlarda bile en azından pozisyon bulan, pas yapabilen takımlar. Bizim ise bu şekilde oynamayı becermiş bir takımımız yok. Galatasaray UEFA Kupası’nı aldığı dönemde bile bu sıkıntıları yaşıyordu. Hatta bir sezon boyu değil, sadece bir 90 dakika içinde dahi ortalama bir performans yakalamıyoruz. Çoğu Avrupa sınavında anlık patlamalar yaşadıktan sonra, 10 dakika içinde kalesinde 3 gol görebiliyor takımlarımız. Geçen sene ki Hamburg ve Bordoeux maçları bunun en güzel örnekleri. Ya da İspanya ile İstanbul’da oynadığımız karşılaşma… Bu bakımdan Rijkaard’ın sahaya sürdüğü 11 rakibi küçümsemek olarak görülmemeli. Beklediği oyun çıkmadı ve ikinci yarıda gerekeni yaptı.

    Henüz temmuz ayı bitmemişken, sahada oynanan oyun hakkında söylenecek çok fazla şey yok gibi. Belki Servet-Gökhan Zan ikilisinin ağırlığı ve uyum sorunu yöneticilere ve Rijkaard’a bahsi geçen son transferin nereye yapılacağı konusunda bir fikir vermiştir. Beri yandan ülke futbolu olarak yaşadığımız, yan toplarda ki sorunlardan Tobol bile faydalandı. Hah! Bir de Tobol maçından önce de bas bas bağıran kulübe sorunu var. Kazakistan’da sahada bulunan oyuncular bir süre sora kulübeye gidecekler. Ancak bahsettiğimiz standart oyunu sahaya yansıtamayacak oldukları ortada. Bu sene için kulübeye ne kadar takviye yapılacak, büyük bir soru işareti.

    Ancak Rijkaard geldiğinde Galatasaray’ın vizyonu yüksek bir işe imza attığı konuşuldu. Vizyon uzun vadeli planların karşılığı bir kavram ise, her şeyden önce Galatasaray’ın ihtiyacı olan şey sabırdır.

    Hakan Ünsal’ın ‘Ağustos ayı başında olsaydı ağır eleştiriler yapılabilirdi. Şu dönemde bunları söylemek ağır kaçabilir, eksikler var’ beyanında üstü kapalı bir uyarı var sanki. Nitekim Ünsal ‘Ağustos ayı başında olsa ağır eleştiriler yapılabilirdi’ dediğinde tarih 16 Temmuz’du. Yani Rijkaard’ın eksiklerini gidermesi için Hakan Ünsal’ın tanıdığı sürece sadece 14 gün. Üstelik bu süre içinde oynayacağı tek maçta Tobol’un rövanşı.

    Ağustos ayının başında sezon bile açılmamışken, Rijkaard’a karşı eleştiri kapılarını açmak biraz acımasızca bir yaklaşım değil mi acaba? Takıma standart bir oyun anlayışı kazandırması beklenen Rijkaard’ı ‘ağır şekilde’ eleştirmek için en erken ligin devre arasına kadar beklenmeli. Vizyon sahibi bir camianın bütün bileşenleri bu görüşte olmalı diye düşünüyorum.

    İnsan hafızası bazı şeyleri çabuk unutur. Her şeyi bir anda unutuveren hafızalarımız, Tobol maçının 2. dakikasında yenilen golün ardından Tromso kâbusunu hatırlamakta pek zorlanmadı. İşimize gelen şeyleri hatırlamayı seviyoruz. Verilen sözleri akılda tutmayı ise asla… Günümüzde dünyanın en iyi 5 teknik direktöründen birisi olarak gösterilen ve çalıştırdığı her takıma bir kimlik kazandıran Gus Hiddink’e 9 ayda kapıyı gösterdiğimizi de unutmayalım. Ya da Shaktar’ı yoktan var eden Lucescu’ya yönelttiğimiz hakarete varan eleştirilerimizi…

    Bu bakımdan Rijkaard, hepimiz için farklı bir deneyim olmalı. 90 dakikaya yayılacak bir oyun anlayışını bize öğretebilecek bu adama gereken sabrı göstermek hepimizin borcu.

  6. Okan YÜcel
    16:34 içinde 23 Temmuz 2009 | #6

    Aslında çıkarılan kadronun çok eleştirilmemesi gerekiyor bence. Sonuçta 2.ön eleme turunda Tobol diye bir takımla deplasmanda turun ilk maçını oynuyorsunuz. Rijkaard genç bir kadro çıkararak hem gençlere bir Avrupa maçı tecrübesi kazandırmak istedi hem de onlara güvendiğini herkese göstermek istedi. Eğer dezavantajlı bir skor gelişirse de yedekteki yıldızlarıyla skoru değiştirebileceğini biliyordu Rijkaard. Nitekim öyle de oldu. Rijkaard elindeki gençlere sorumluluk yüklemek için ideal maçı kullandı. Belki de bu takımın bile Tobol’u yeneceğini en azından bir mesaj verdirebileceğini düşünüyordu. Zaten heyecandan titreyen genç Galatasarylı’lar ilk dakikada golü yiyince de şoke oldular. Tabii ki bu ilk dakika golü çoğu planı alt üst etti. Ancak yine de Galatasaray hırslı ve istekli oyunuyla golün şokunu atlattı ve maçın daha değişik yerlere gitmesine engel oldu. Maçı tutup oyun disiplininden fazla kopmamaya çalıştılar.

    Bunu başarınca da dezavantajlı skoru değiştirmek yedekteki yıldızlara kaldı. Zaten belki de Rijkaard da maçın böyle gitmesini bekliyordu. Arda ve Baros girince de oyun ve skor değişti. Belki oyun olarak istenilen alınamadı ama güzel bir skor var ortada. İkinci maçta işi rahat bitirir Galatasaray.

    Çıkarılan kadro bana göre doğru bir kadroydu. Bu bakış açısına göre değişir. Hakan Ünsal’ın çıkarılmasını doğru bulduğu kadroyu bu maçta ileri sürecek bir sürü antrenör de çıkabilir. Aynı şekilde Rijkaard’ın yaptığını yapan da. İkisi de doğrudur bana göre. Yani eleştirilmesi yanlıştı. Ben olsam da Baros ve Arda’yı ilk 11′de başlatmazdım. Bu yüzden Hakan Ünsal’ın bu eleştirisine katılmıyorum.

  7. 13:47 içinde 24 Temmuz 2009 | #7

    Gole Kadar İyi Uyumuşum Ha!

    Galatasaray – Tobol maçı öncesi en büyük dileğimdi bu maçta da uyuyup kalmamak. İlk maç, sahaya yedek ağırlıklı çıkan Galatasaray’la zayıf ve üç pası zor yapan rakibi arasında sıkıcı bir tempoda geçmişti ve resmen uyuyup kalmıştık ekran başında. Bu maçta farklı bir onbir ve farklı bir oyun olur herhalde diye tahmin ediyorduk.

    Onbir farklıydı ama gole kadar yine uyuduk. Böyle bir eleştiri yaparken şartları da biliyoruz tabi ki. Galatasaray yeni bir teknik direktörle yeni bir sisteme alışmaya çalışıyor ve sezona erken başlamanın sıkıntısıyla karşısında kendine göre çok daha zayıf belki ama kendi liginde sezonun ortasında olan diri bir takımla karşılaşıyor. Bu durum tabi ki sarı kırmızılı takımın aleyhine ancak ortada muazzam bir kalite ve tecrübe farkı da var. Maçın ilk yirmi dakikasında Yaser’in kafa vuruşu dışında birşey yoktu. Üstüne Kazaklar gol fırsatı yakaladılar. Bir de atabilselerdi kim bilir neler olurdu. İlk yarının sonlarında Arda biraz devreye girince hareketlilik oldu ancak bu kez kaleciyi geçemedi Galatasaray. Nitekim çok durağan bir ilk yarı oldu.

    Cim Bom rakibin en fazla kendi yarı sahasının ortasına kadar açılması sebebiyle çok karışık bir görüntü sergiledi sahada. Servet ve Gökhan çok ileri çıktılar. Servet topu yine fazla ayağında tutuyor. Geçen sezon başında da yapıyordu böyle şeyler. Hadi Lucio tarzı bir oyuncu olsa tutsun da. En fazla ya şişirme top atıyor ya da yanındaki Gökhan’a, Ayhan’a kısa pas yapıyor. Gereksiz zaman kaybı açıkçası. Bu kadar geride oynayan rakibe karşı doğal olarak çok açık alan bıraktı Galatasaray. Ama ikinci yarıda rakip biraz daha akıllı ve yetenekli olsa kontra atakları golle bitirebilirdi. Tabi daha yolun çok başında takım ama Gökhan ve Servet’le Galatasaray’ın işi biraz zor gözüküyor. Orta sahada Mustafa bu maçta iyi bir görüntü sergiledi. İleri çıkışları ve orta alanda rakibe baskısı iyiydi. Arda her zamanki gibi çizgide oynasa daha iyi olacak sanki. Gerçi o şovunu her türlü sergiledi yine maçta ama Galatasaray bir türlü organize gidemedi rakibin üstüne. 64. dakikada bir serbest vuruştan yani duran toptan Mustafa’nın fırsatçılığıyla golü buldu Aslanlar.

    Özellikle Kewell oyuna girdikten sonra Galatasaray adeta şahlandı. Arda – Kewell ikilisi hücum zenginliği yarattı. Kewell çizgide rakipleri bir sağa bir sola gönderirken çok iyi paslar kesti. Özellikle Tobol’un yüklendiği bir pozisyonda kontra atağa çıkarken Baros’un önüne bir pası vardı ki muazzamdı. Ancak Baros çok gayretli görünmesine rağmen maçın genelindeki şanssızlığı mı beceriksizliği mi diyelim bilmiyorum ama güzelim pozisyonu harcadı. 78. dakikada Rijkaard’ın da ödünü kopartan bir kafa topu pozisyonunu Kazaklar beceriksizce harcadılar. Resmen bomboş kafa vurdu adam. Gökhan ise çoook uzaklardan seyrediyordu pozisyonu. Ben Galatasaray’ın Gökhan’a çok fazla sabredebileceğini düşünmüyorum açıkçası. Nitekim sonunda ileri çıkışları bir işe yaradı ve Servet kornerde çok güzel bir kafa golü attı. Galatasaray turu cebine koydu ve İsrail ekibi Maccabi Netanya ile eşleşti.

    Galatasaray genel olarak henüz sistemi oturtamamasının sıkıntılarını yaşıyor tabi ki. Pas etkinliği henüz çok düşük. Özellikle Sabri sağ kanatta arkasını çok boş bıraktı bu maçta. Bari ileri çıkışları bir işe yarasaydı. Yine pas hataları ve tribünlere giden şutlar izledik kendisinden. Arda, Kewell, Ayhan ve Mustafa günün iyileriydi. Sonuç itibariyle Galatasaray tempolu ve akıcı bir futbol ortaya koyamadı ama ikinci yarının ortalarından sonraki oyunuyla sonuca ulaşmayı bildi. Sarı kırmızılı takımın süreye ihtiyacı var. Zamanla yeni transferlerin de takıma katılımıyla nasıl bir Galatasaray izleyeceğimizi göreceğiz.

  8. Kadir Yetim
    09:55 içinde 27 Temmuz 2009 | #8

    Dayanamıyoruz…
    Şuanda dünyanın en iyi teknik adamı GS,FB,Bjk ya da olur da diğer herhangi bir kulubümüze gelse,olumsuz bir eleştiri yapmadan ne kadar durabilir?
    Öyle bir durum ki,tvlerde köşe yazarları ve yorumcular,istedikleri kişiyi idam edebiliyor,olumsuz eleştirebiliyor,empati kurmadan istediklerini söyleyebiliyorlar.Maçların ardından hakemleri,teknikdirektörleri,futbolcuları vs herkesi..Empati namına hiçbirşey yok…Sistem,sanki eleştirmenleri de eleştirecek bir kurum olmasını gerektirmeye doğru gidiyor bence ülkemizde!
    Rijkaard olmuş,Daum, olmuş,Zico olmuş,Mourinho olmuş hiçbirşey farketmez.Bir iki maç susarsak sonrakilerde acımasızca konuşmamız,yermemiz,eleştirmemiz gerekiyormuş gibi saldırılıyor.
    Hana Ünsal’a göre Arda ve Baroş oynamalı,bana göre Linde oynamalı,Ercan Taner’e göre Leo F.,Güntekin Onay’a göre Keita…Bunları bizler,yani tarftarlar olarak,basın önünde yer almayan kişiler daha doğrusu,söyleyebilir ve kendi aramızda tartışabiliriz ancak tv yorumcularının çıkıp bunu henüz ilk maçlarından sonra bir teknik adam ile ilgili konuşmaları asla doğru değil.Bu kakdar acımasız olmamak gerek.Herşeyden önce Rijkaar hep söylüyor ve kendi çalışma sistemi gereği de her futbolcusunu eşit kondisyon düzeyine gelince oynatacak!O zamana kadar kim hazırsa o oynar!Kewell,Arda,Baroş,Nonda vs..Bunlar kamplara sonradan katılmış,kimi sakatlık yaşamış vs olmuş ve tam olarak hazır olmamış.Aslında kimse tam olarak hazır değil tabiki ancak bu maç için hazır olmaktan bahsediyoruz.Kaldi ki böyle hafif bir rakip karşısında GS elindeki kadronun en iyisini sahaya sürse,herkes çıkıp ‘ya böyle bir takıma da bu kadro çıkarılır mı,Rijkaard korkuyor mu nedir ‘ gibi şeyler söylenecekti.Bunların başında da Hakan Ünsal gelirdi.Ben Hakan Ünsal’ın hemen Rijkaard gibi birini bukadar erken eleştirmesine üzülüyor ve anlam veremiyorum.Futbolun içinden gelen insanların bu işin bukadar kolay olmadığını bilmeleri gerekmez mi!!Teknik adanmları eşeltiriken,neden bir zamanlar futbol oynayanlar olarak şunu düşünmezler;teknik adamaların direktiflerini kendileri ne kadar yerine getirdiler ve kaybettikleri ya da kötü oynadıkları maçlarda,asıl hatalı teknik adamlarmıydı yoksa,onların söylediklerini tam olarak uygulayamayan futbolcular(kendileri)mıydı!!Ya da hazırlık kamplarında futbolcuların hazır hale gelmesi aşamalarını unuttular mı?Arda,Baroş ya da diğer takımların diğer tam olarak hazır olamamış futbolcularını teknik adam çıkıp oynatsa ve sakatlansa,o zaman ne olacak?Bence o zaman da konu başlığı ‘hazır olmamış ve önemli futbolcuları bu tür maçlarda oynatmak çok büyük bir risk’ ya da buna benzer bişey olurdu..
    Herkesin kulüp yöneticilerine,hiç sabirları yok diye serzenişte bulunduğu bir ortamda tv ve köşe yorumcularının da ne kadar sabirlı olduklarını sormaları gerektiğini hatırlatır,saygılar sunarım..

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.