Hakan Gündoğar: Seçim dönemi Beşiktaş’ta sıkıntı olur
02 Kasım 2009
“Bence geçtiğimiz sene dualarla şampiyon olduğu söylenen futbolcuları her gün türbe türbe gezdirmeleri gerekecek. Yoksa bu gidişle seçim zamanında alınacak olumsuz sonuçlarla herkesin açığının olduğu anlaşılacak. Beşiktaş seçim sürecinde yırtıklar daha da genişlemeye başlacak. Benden söylemesi…”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Daha önce Demirören özelinde Beşiktaş’ın çektiği sıkıntıları özetleyen yazılar da yazmıştım. Beşiktaş’ın en büyük sorununun geleceğe bakış açısının Demirören’in dar vizyonu ile sınırlı olması, bu nedenle futbol takımının performansında bağımsız olarak değerlendirilmeli kongre ama…
Ne yazık ki anlık ya da kongrelerde de günlük değerlendirmelerin ışığı belirliyor yolumuzu futbolumuzun bir çok kademesinde olduğu gibi. Amatör branşların esamesi okunmadığından oralarda hangi konumda olunduğu önemli olmuyor, vizyonda olan spor dalı olan futbolun temsiliyetindeki başarılar krite olarak alınıyor. Spor Kulübü adı ile anılan kurumların gelecekleri futbol takımlarının sahadaki performansına pamuk ipliği ile bağlı.
Beşiktaş penceresinden bakınca da şampiyonluk ile geçmişteki başarısızlıkların üstünü örtmek için biyik bir şans yakalayan Demirören, yapılacak en büyük hatayı yapıp yaz aylarını ağustos böceği misali geçirince ligin başında tam bir travma yaşadı futbol takımı. Son olarak İnönü’deki protestolar ile zirveye çıktı yönetime olan tepki. Geride kalan 1 aylık süre zarfında ise alınan bıçak sırtında ama tatmin edici sonuçlar kara bulutları biraz da olsu dağıtmış gibi görünse de Beşiktaş’ın bir ayağının hala kaos suları ile ıslandığını ve bu zeminden kurtulamadığını düşünüyorum. Ocak ayında yapılacak kongreye kadar alınacak 1-2 kötü sonuç ile – ki burada Şampiyonlar Ligi’deki performans çok önemli- ibre tamamen tersine dönebilir. Her ne kadar son haftalarda iyi sonuçlar alınmış olsa da yukarıda da yazdığım gibi bıçar sırtında bir performans sergileniyor.
Ocak ayına kadar alınacak sonuçlar bir Türkiye gerçeği olarak Demirören’in kaderini çizecek ama burada türbe türbe gezmesi gerekn kişilerin futbolcular olması gerektiğine katılmıyorum. Mesele kongre ya da saha çi performans ise en az suçlu olan futbolculardır meseleye Beşiktaş özelinde yaklaşınca. Çünkü puan kaybedilen maçlarda bile saha ii mücadeleri yaban atılacak cinsten değildi Siyah-Beyazlı ekibin. Seçim sürecine sıkıntılı girilmesi ancak futbol takımının alacağı kötü sonuçlar sonrasında olur. Şampiyonlar Ligi Grupları’ndan en kötü 3. olarak çıkılırsa Demirören üzerindeki baskıyı bir hayli azaltacaktır. Zirve ile aradaki fark da şu anki seviyesinde bile tutulsa eminim bu tablo bir çok kişiyi tatmin edecektir. Tersi bir durumda ise hesap verecek olanalr bellidir, Başkan ve yönetimi gereken hesaplaşmayı yaparlar. Futvolcular ise saha içerisinde verdikleri mücadele ile değerlendirilirler, ellerinden gelei yaptıkları takdirde kötü sonuçlar alsalar bile türbe türbe gezecek olanlar başkları olmalı.
KAYBEDİLEN SADECE PUAN DEĞİL
Belki de en sıkıntılı seçim dönemlerinden biri Beşiktaş camiasının kapısına dayanmış, bekliyor. Tribün ve taraftar baskısı yeniden yönetimin ve elbette beraberinde takımın üzerinde. Alınan sonuçlar ilerleyen zamanla birlikte bir ileri-iki geri’nin ötesine geçemedikçe, futbolcular “yönetim istifa” sesleri arasında futbol oynamaya alışmadıkça, seçime kadar Beşiktaş’tan fazlasını beklemek hayalcilik olur.
Bugün Beşiktaş Kulübü’nün içinde bulunduğu durum, temelleri yanlış yerleştirilmiş ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bir inşaattan farklı değil.
Baştan yanlış başlamış bir transfer politikası…
Yanlış alınan ve takıma katkı sağlamaktan çok sorun yaratan futbolcular ve kötü sonuçlar…
Kötü gidişe dur demek adına, her transfer döneminde yine yanlış transferler, ödenen tazminat ve cezalarla birlikte büyüyen bir borç döngüsü…
Yönetimden kaynaklanan sorunlar yüzünden tribünlerden yükselen rahatsız sesler ve artan baskı…
Tribün baskısıyla sahada daha da istenmeyen sonuçlar alan ve başarısızlığı kader gibi görmeye başlayan bir takım…
Ve kaçınılmaz son, fırtınalı bir seçim dönemi…
Bu sürecin, barış kardeşlik ve sonsuz mutluluk diyarındaymış gibi geçmesini kimse beklemiyor. Tek aday ve liste ile seçime gidilmesini kimse beklemiyor. Elbette acılı hatta ekstra pul biberli bir dönem var Beşiktaş’ın önünde. Ancak her şartta bu dönemin acılarıyla birlikte geçirilmesi gerekiyor.
Bu süreçte, kazanılan ya da kaybedilen her maçta “yönetim istifa”, “kartal gol”lerden daha yüksek duyulacaktır. Zaten formsuz olan futbolcuların her puan kaybında bu sesleri daha da gürleştirecekleri de gerçek. İşte bu ortamda futbol oynayabilmek, istediğini sahaya yansıtabilmek, bugünkü Beşiktaş kadrosunun yapabileceği bir şey değil.
Beşiktaş’ın formunu yükseltmesi ve futbolculara profesyonel terapi yardımı, durumu belki bir miktar kurtarabilir. Ama kesin olan tek şey, bu sezonun ilk yarısının Beşiktaş adına kaybedildiğidir. Seçime kadar geçecek zamanı en az zararla atlatmaya çalışmak ve sükunet ortamını beklemekten başka çare yok.
KEL’ LER ORDUSU !!!
Geçen senenin rehavetinden kurtulamayanların bu durumlarına devam ettikleri bir takım görüntüsünde Beşiktaş. Futbolcuların patlama yapacakları maçları beklemekten tribünlerdekiler patladılar. Biraz kontrolsüz bir patlama oldu ve başkan da bundan nasibini aldı. Seyircilerden bunları yapanlar her ne kadar ölçüyü kaçırmış olsalar da, futbolcular bu olayların baş sorumlusudur.
Olaylar ters gitmeye başlayınca ilk önce teknik direktör görevden alınır. Olmadı faturayı ödeyecek futbolcular belirlenip ara transferde gönderilir. Ama Beşiktaş’ta sanki bu sefer başkana fatura kesilip gönderilmek isteniyor gibi bir hava var. Diyelim ki başkan da gitti, maçlar kazanılmaya mı başlanacak? Bu güne kadar rakip kale yerine havaları dağları taşları döven futbolcular aniden üstün konsantrasyona geçip, nerden vursalar gol mü atacaklar? Yazının başlığında da belirttim: Takke düştü Kel göründü! Kel’ler ordusu Beşiktaş… Bana göre artık kimse sakatlıklar vardı, ideal takım oluşamadı vs. gibi mazeretler üretmesin. Kağıt üstünde takım olarak Türkiye ligini kazanmış ve gerekli takviyeleri yapılmış görünüyor. Hatta oynasalar bu futbolcular bu sene yine şampiyon olurlar şu son duruma göre dahi. Ama artık ara transfer döneminde bu oyuncuların %60 ını satmalı. İddia ediyorum iştahı kaçmış bu oyuncuların yerine gelecek olan yenileri ile Mustafa hoca yine şampiyonluğa oynar.
Gönderilmesi gereken futbolcular: (Teşekkürlerle)Rüştü, Bobo, İbrahim Üzülmez, Serdar, Mert Nobre, Fink, İbrahim Kaş, İbrahim Toraman, Delgado, Nihat.
Bu Kel’leri ayırdıktan sonra takımda bir düzelme görüleceğine inanıyorum. Ne patlama yapmaları beklenir artık ne de onların yerine taraftar patlar. Artık futbolcuların sahada yapamadıklarının bedelini başkaları ödememeli. Sorumluluklarının bedelini kendileri ödemeliler. Mustafa Denizli kalmalı ve yola bu kan değişimleriyle (yerlerine gelecek olanlarla) devam etmelidir. Eskiden olduğu gibi futbolcuların sahada yapamadıklarının ya da yapmadıklarının bedelini en kolay yoldan teknik direktörler ödememeli. Yoksa biz ne zaman Aleks Ferguson’lar çıkaracağız bağrımızdan?
İlk başta söylemeliyimki, Yıldırım Demirören’in dediği gibi geçen sene ki şampiyonlukta kimse kendisini büyük başkan diye yüceltmedi. Taraftar da dahil herkes tesadüfe gelen bir şampiyonluk olduğunun farkındaydı fakat hiçbir taraftar gibi büyük Beşiktaş taraftarı da kendi takımının şampiyonluğunu gölgelememek için sesini çıkarmadı. Bunun en çok farkında olan kişi de yine başkan Demirören’in kendisidir. Beşiktaş’ta ilk defa bir başkana toplu halde küfür olmasının nedeni yine Demirören’in kendisidir.
Beşiktaş taraftarı hiçbir zaman başarısızlığa bu kadar tepki göstermemişken, bütün kötü sonuçlara rağmen takımına sonsuz destek olmuşken acaba neden bu kadar tepki geldi diye düşünmesi gereken bir başkan, kendi hatalarını araması, özür dilemesi gerekirken, taraftarla laf dalaşına girmek, el kol hareketi yapmakta neyin nesi çok merak ediyorum. Bütün bu tepkilerin nedeni verilen onca sözün tutulmamasından başka hiçbirşey değildir. Ortalama oyunculara verilen anlamsız büyük paralar ve bunun takibinde gelen başarısızlıklara tepki olmayacakta ne olacak.
Evet başkanın işi zor ama ancak bi koşulda zor olur oda taraftarın gösterdiği tepkiyi aynı zamanda seçimlerde oy kullanacak olan yöneticilerin de göstermesiyle olacaktır. Başkan bir yere gitmem kurulla geldim kurulla giderim diyor ama bence biraz da olsa öz eleştiri yapma ve taraftara kulak verme zamanı gelmiştir diyorum. Eğer başkan gerçekten Beşiktaş’ın iyiliğini istiyorsa hatalarını görmeli ya taraftarla barışmalı ya da istifasını vermelidir çünkü bundan sora olacak en ufak bi tatsızlığın Beşiktaş’ı daha da gerilere götüreceğini ve zarar vereceğini anlamalıdır başkan.
Geçen sezon lig ve kupa şampiyonu olmamız bir muamma. İyi bir Beşiktaşlı olarak geçen sezon Ertuğrul Sağlam’dan sonra takımımın oynadığı futboldan tatmin oldum diyemem. Zaten o yüzdendir ki ne ligde ne de kupada alınan şampiyonluğa 2003′de sevindiğim kadar sevindiğimi söyleyemem.
Çünkü ne Fenerbahçe bu seneki veya önceki senelerdeki Fenerbahçe’ydi ne de Galatasaray geçtiğimiz zamanlardaki Galatasaray’dı.Geçen sezon başarısızlıklarının tavan yaptığı sezonda bile onları yenememiş olmamız anlattığım konudaki en büyük sonuç. Sen bu takımları bu kadar kötü bir şekilde yakala hem de şampiyon ol ama bir maçı bile yeneme… Yani anlayacağınız geçen sezonu yaşanmamış sayarak bu sezona ve özellikle son iki haftaya bakacak olursak Wolsfburg’la orada oynanan maçı ele alarak başlayalım derim. Maçı izledim ve ilk 60-65 dakika Wolsfburg’un kaçan sayısız fırsatını da gördüm. Grafite hayatının en gereksiz hareketini yapıp takımını 10 kişi bıraktıktan sonra yine o Şampiyonlar Ligi tecrübesizliğinden kaynaklanan afallamayı gördüm ve orada gereken defanstan veya Ön Liberodan birini çıkarıp yerine ikinci forveti almaktı. Ancak bunun yerine yapılan değişiklik bir forvetin çıkıp öbürünün girmesiyle beraberliği kabullenmiş olduk. Bunun diğer bir sonucu siz rakibiniz bu kadar kötüyken riks alıp üzerine gitmiyorsanız o zaman İnönü’de kazanacağınızdan şüpheniz yok. Hatta yeneceğinize o kadar inanıyorsunuz ki sakatlanmaları pahasına , Wolsfburg maçı gibi önemli bir maçtan önceki önemsiz Ankaragücü maçına İbrahim Toraman, Nihat, Rüştü ve Ernst’le çıkarak güveninizi tazeliyorsunuz. Etrafınıza da sanırım “Beşiktaş’taki 24 oyuncumun hepsi aynı oranda oynar kimin olup kimin olmadığı problem değil” gibi laflar söyleyerek bu hatayı örtbas etmeye çalıştığınızı düşünüyorum. Ancak atalarımızın çok sevdiğim bir lafı var “Evdeki hesap çarşıya uymaz”… Toraman’ın olmadığı noktada oynayan Kaş çok yetersiz, Ernst’in yerinde oynayan Fink takımın en iyi oyuncusu olmasına rağmen Ernst’in yapabildiklerinin yanında sözü olmaz, Nihat’ın yerine oynayan kişi Uğur’du sanıyorum bunu karşılaştırmaya gerek yok. Bence bu söylediklerimden şu gerçek çıkıyor: Ya Mustafa Denizli Beşiktaş’tan gitmek istiyor nereye gitmek istediğini kim bilebilir(milli takım!); ya da Mustafa Denizli lige asılmak için Şampiyonlar Liginden ve transferlerin yapılmasını sağlayan paradan vazgeçiyor. Benim bu maçlardan ve yorumlarımdan çıkaracaklarım bunlar. Beşiktaş’ın böyle şampiyon olmasındansa güzel futbol oynayıp ilk 5 te olmasını tercih ederim.
Dua ile şampiyon oldu klişesi de peryodik olarak gündeme gelmeye başladı. Taraftarın duası ile desek, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın 1/3 taraftarımız var. Matematik bize onların daha çok dua aldığını söylüyor. Ayrıca geçen yıl takım içinde 8 yabancısından da sürekli faydalanan tek takım Beşiktaş’dı. Beşiktaş’ın yabancılarını da pek dua ederken görmedim. Bu konuda ise özellikle Alex’in maç önü ,ortası, gol sonu ve maç sonu duaları tüm Beşiktaş’a bedeldir herhalde.
İşin şakası bu, ligin 2.yarısında 14 galibiyet 3 beraberlik, 1 mağlubiyet alan bir takımın başarısını dualara bağladık ya helal olsun bize.
Geçen yıl bir ara büyük takım yenmeden şampiyon olunur mu klişesi vardı. 1 hafta arayla Fenerbahçe’yi kupa finalinde 4-2, Galatasaray’ı ligde 2-1 yenince bu söylem duman oldu.
Bu yıl ilk bozulan klişe , daha önce hiç bir takımın bonservis ödemediği Ferrari’nin bonservis ödeyerek alınması idi. Bu aralar kimsenin sesi çıkmıyor bu konuda nedense. Getirenden Allah razı olsun’a döndü iş.
Şimdi sıra İsmail’de. Ada da Glen Johnson’a 22 milyon Euro ödendiğini unutup, sol beke 5.5 milyon Euro verilir mi klişesi vardı. Oda yakında çürür, bu çocuk milli takımın 10 yılını kurtarıra döner iş.
Bizde böyle rüzgar nereye eserse, o kaleye hücum etmek isteriz. Ama bu işin 2.yarısı da var diye düşünmek pek de aklımıza gelmez.
Bertolt Brecht’in “Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen bir kaç adım geriye gitmek zorundadır” sözüdür hayatımın son beş yılına ağırlığını koyan. Alttan alta bana gelecekte izleyeceğim yolu gösteren. 22 yıllık kısa yaşamımda beni çok etkilemiş olan bu söz umarım şimdi Beşiktaş’ı etkiler.
Trabzonspor, M. United ve Fenerbahçe maçlarının üçünün de kaybedilmesi, Brecht’in söylediği bir kaç adım geriye gitmek olacaktı. Arkasından yapılacak olan seçimlerde Demirören’in kazanamaması ise büyük sıçrayış. Ne yazık ki hiç hak etmediğimiz bir galibiyet aldık Trabzon karşısında. (herkesin eleştirmekten bıkmadığı Hakan’ın olağanüstü ve beni, ona karşı yapılan olumsuz yorumlara karşı durduğum için haklı çıkartan performansıyla.) Şimdi geriye kaldı M.United ve Fenerbahçe maçları. “Umarım bunları kaybederiz” diyebilecek duruma düşmüş durumdayım ben. Ocak 2010’dan sonraki M.Unitedları, Fenerbahçeleri, Galatasarayları, Wolfburgları, şuursuzca top oynayan CSKAları yenebilmek için; Del Bosque gibi hocalara sabredebilmek için, “Sen futboldan anlamıyorsun” deyip göndermemek için.
Bu süreç içerisinde, dediğimiz gibi Beşiktaş birkaç adım geriye giderse ve sıçrayış olarak nitelendirdiğimiz başka bir yönetim gelirse bu sıçrayış bir uçurumdan aşağıya düşüşe ve çakılmaya dönüşebilir. Gelecek olan yönetim Demirören yönetiminin –az da olsa- tüm doğrularını ve de -çok olan- yanlışlarını iyi analiz etmelidir. Demirören yönetiminin yanlışlarını saymaya başlarsak sayfalar dolusu yazabiliriz. Aklıma gelen bir tanesini söylemek daha doğru olur sanırım. Demirören yönetiminin en büyük hatası suçu hep hocalarda bulması olmuştur ve bunda herkes hemfikirdir. Her sene ortasında yeni bir hoca getirmek hiçbir takıma başarı getirmez. Bu Demirören yönetiminin o seneyi kurtarma politikasından başka hiç ama hiçbir şey değildir. Geçen sene Sağlam’ın zorla gönderilmesinin ardından Mustafa Hoca’nın getirilmesi ve Galatasaray ile Fenerbahçe’nin kötü olmalarına rağmen zor kazınılan şampiyonluğun hemen ardından bu sene ki kötü performansla birlikte yükselen taraftar protestosuna karşılık “Vefasızlık yapma iki kupayı unutma” pankartı Demiröre’nin politikasının sadece lig şampiyonluğu üzerine olduğunun çok net bir kanıtıdır. Gelecek yeni yönetimin yapması gereken ise hoca konusunda tutarlı bir duruş sergilemesidir. Güvenilen bir teknik adam getirtilip her koşulda arkasında durulmalıdır. Gerekirse birkaç yıl, birkaç adım geriye gitmeye devam edilip şampiyonluk beklenmemelidir o hocadan (Sir Alex Ferguson örneği). İşte bundan sonra gelecek büyük sıçrayış tüm geçmişi unutturacaktır Beşiktaş taraftarına. Yeri gelmişken, Beşiktaş taraftarı vefasız değil, aksine “sevinmek için sevmedik” diyebilecek kadar vefalı bir taraftardır. Bu yönetimin kalmasını istemektir asıl vefasızlık. Eğer bu yönetimin vefalı(!) yandaşları Galatasaray ve Fenerbahçelilerin söylediği “İçimizden biri: Yıldırım Demirören” sözünü anlamamışsa, bu sözün nereye gittiğini fark etmemişlerse Beşiktaş taraftarı tribünlerde dayak yemeye devam edecektir, senelerce…
Yıldırım Demirören’in en büyük zaafı duygusallığıdır aslında.Gerçek veya değil bilemiyoruz ama okuduklarımızdan yola çıkarak bir söz vermesiyle bir dostunu hatta iş ortağını 3 ay idare edip sonrada bir futbolcusuna 8 milyon euro’yu verecek kadar duygusal.Ne kadar çok ağladığını zaten Beşiktaş maçı veya özetleri izleyen herkes görebilir.Beşiktaş’ın oynadığı 34 maçın 30una gelip 27sinde ağlayan bir adam Demirören.Beşiktaşlılığından şüphe yok.Ancak başkanlık koltuğuna oturmuş bir insanın,hele ki avrupada her sene başarı,Türkiye’de şampiyonluk hedefleyen bir takımın başkanlık koltuğuna oturmuş bir insanın sözlerle,inatlarla işi olmamalı.
Sezon başı yapılan transferlerden en ”ses çıkarılmayacak” transfer tabiki Ferrari’ydi.Yeteneği,tecrübesi ve şuan oynadığı futbol ona verilen paranın her kuruşunun helal olduğunun göstergesi zaten.İsmail Köybaşı Türkiye’nin gelecek vadeden isimlerinden olduğunu gösterdi.Barcelona,Real Madrid gibi üst düzey takımlar böyle futbolcuları almak için 20+ milyon euroları gözden çıkarırken İsmail’inde bu paraya gelmesi garip olmamalı.Çünkü Beşiktaş’ta 15 sene oynayacabilecek olan bir İsmail zaten parasının hakkını verir.Ancak oturup düşünülmesi gereken nokta Tabata transferinde ortaya çıkıyor.
Tabata kötü bir futbolcu değil.Gençliğinde Brezilya’nın gelecek vadeden isimleri arasında olduğu söylenir.Gaziantep’te oynadığı futbolda ”Topçu” sıfatını üstüne oturtmamızı sağlıyordu.Peki neydi yalnış?Fiyatı.Fenerbahçe’nin her sene yaptığı transfer yanlışını Beşiktaş yapınca medyada tabiki büyük patladı olay.Mehmet Topuz’dan az biraz daha ucuza alınınca Tabata tüm oklar Beşiktaş’a döndü.Maalesef Tabata’da şimdilik Beşiktaş’a kattıklarıyla konuşanları susturamadı.
Demirören’in ilk yanlışı değil Tabata.Delgado’nun ocakta dönünce ne yapılacağını düşünmeden alınan bir adam.Aslında ”Teknik adamın her istediği adamı aldım” mantığıyla ilerledi belki ama ilk geldiği sene aldığı Okan Buruk,Tayfun Korkut’larla başlayan hatalar zinciri kopmadan devam etti.Sürekli konuştu Başkan.Beşiktaş’ın haklarını koruyacağını söyleyip hiçbirinin arkasında durmadı.Çarşı grubunu arkasına alıp rüzgarda ilerlemek zevkli geldi ancak Rüzgar ters tarafa dönünce bir anda ”Temizlik” operasyonu başlatmak istedi.Ve 4-5 yılda Demirören kredisini tamamen tüketti.ARtık takıma Ronaldinho’yu getirse bir şeyleri değiştiremez.Yapması gereken duaları alıp kendi işlerini geri dönmesidir.Artık Beşiktaş’la bağlarını koparmasıdır.Yoksa bu takıma Ocak’ta Carew gelir,Haziran’da geri gider A isim gelir oda gider buda gider.Baştaki kafa değişmedikçe Beşiktaş’ta çoğu futbolcu geldiği gibi tartışıla tartışıla geri gider.
KARTAL SEÇİMLE KANATLANIR MI?
Sanmıyorum ki, hiçbir aklıselim Beşiktaş taraftarı bu sorunun cevabına “Evet” desin. Eğer Beşiktaş Kongre Üyesi olan onbin küsur Beşiktaşlı, Demirören değil de Aksu (ya da bir başkasının) yönetimini seçerse, bu ancak Kartal’ın yeniden kanatlanabilmesi için bir umut ışığı olduğunun göstergesi olacaktır. Bundan sonrası ise, bahsedilen -ama bir türlü hayata geçirilemeyen- sistemli çalışma, profesyonel yönetimler dolayısı ile doğru yatırımlar vs. yöntemlerle hedefe yürümeye bakar. Kartalın kanatlanmasından ziyade, anka kuşunun küllerinden yeniden doğmasına benzetebiliriz bu zor süreci.
Maalesef Yıldırım Demirören ve dönemleri, Beşiktaş tarihine, yalnızca başarısız sportif bir periyot olarak değil, aynı zamanda derin bütçe açıkları, asla gerçekleştirilmeyen sahte efelikler, teknik adamlar hususunda sürekli yanlış tercihler (gönderilenleri ve gönderilmeyenleri ile), yanlış futbolcu transferleri, başarılı amatör branşların tüketilmesi ve hatta bir hentbolcunun idman esnasında açlıktan bayılması ile geçecektir. Yazık…
Bu noktada herhangi bir başka yönetimin olası seçimi, Beşiktaş’ta bahsi geçen yırtıkları olduğundan daha fazla büyütemez kanaatindeyim. Zaten hangi yırtık Beşiktaş yönetimi ile taraftarı arasında oluşan büyük uçurumdan daha büyük olabilir ki? Tahammül sınırları birkaç senedir zorlanan taraftar topluluğu, herkesin alenen bilmesine karşın, yönetimin özellikle bahsetmekten kaçındığı, rakiplerin hiç olmadıkları kadar kötü oluşu sayesinde gelen şampiyonluk ile o sınırları maksimumun da ötesine taşımıştı. Oysa damağa çalınan bir parmak bal, “Dünya Yıldızı” vaatlerinin gerçekleşmemesi ve akabinde alınanların da fos çıkması sebebi ile çoktan eriyip gitmişti de Yıldırım Demirören hala çifte kupa sarhoşluğundan uyanamamıştı. Acı gerçek yüzüne vurulunca da Wolfsburg maçında ortaya çıkan görüntüler yaşandı. 20.000 civarında insan tek bir insana karşı küfrediyor ve o tek insan da kalkıp hepsine karşılık veriyor. Spor basını camiası elbette yapmaları gerektiği şekilde Beşiktaş Başkanlık Makamı ve dolayısı ile Demirören’e küfredilmesine karşı çıkıp, ayıpladılar oysa taraftar öyle düşünmez. Taraftar, yağmurun altında donmuş beklerken, takımının muhteşem oynayıp rakibini boğacağına ve hatta galebe çalacağına dair umut beslerken ve buna karşın rakibin Boşnakları sana tokadı basarken öyle düşünmez. O güne kadar yaşadığı tüm acılar ve aşağılanmalar aklına hücum eder ve bu hezeyan o dilden, o küfür halinde çıkar.
Bu noktada yapılması gereken, futbol takımını türbe türbe gezdirmekten ziyade, taraftarı toplu halde psikoloğa götürmek daha düşünülebilir bir yöntem olarak görünüyor bana. Yıldırım Demirören küfürlerden bu denli rahatsız oluyorken ve Mustafa Denizli hocamızın “Madem ben Kahin Mustafa’yım, neden fantastik taktikler yapmayayım?” hayallerinden vazgeçmeyeceği bu kadar aşikarken, maçlardan önce iki saat boyunca bir psikoloğun stad hoparlöründen yapacağı terapi ve/veya bilet ile birlikte dağıtılacak bir sakinleştirici (maçtan hemen önce alınmalıdır ibaresi ile)kısa vadede iyi bir çözüm sanıyorum.
Öncelikle şunu belirtmek isterim:
Beşiktaşı tutmuyorum;Beşiktaşla yatıyorum,Beşiktaşla kalkıyorum. Kısacası Beşiktaşla YAŞIYORUM!
İnanamıyorum söylenen bu kelimelere; Dualarla ŞAMPİYON olduk! Bir Beşiktaş yöneticisi kalkıyor ve bunu söylüyor bir yenilgi sonrası,biz her zaman Beşiktaşlı duruşumuzla övünürüz ya da belki bu yüzden Beşiktaşla yaşarız… Peki bizim duruşumuz bumu?
Duayı takıma değil Mustafa hocaya etsinler, belki de Demirören burjuvasının başkan olduğu dönemde yaptığı en doğru işti Beşiktaş için. Neler atlattı bu takım hepimiz çok iyi biliyoruz ama o dönemde tek bir kişi ayaktaydı, sonucunuda seni sonu omuzlarımızda aldı.
Kongreye gelmek gerekirse;pek umutlu değilim! 2 adayda benim için hiç tatmin edici değil, zaten Sayın Seba’da çok iyi bir kelime söyledi bunun için:”Kimseyi desteklemiyorum,destekleseydim,zamanında kendimi desteklerdim!” Yazımın başında bahsettiğim Beşiktaşlı duruşunu hangi aday yaşatabilir sizce bize? Hakan Gündoğar’ın dediği gibi yırtıklar daha da büyüyecek.
Olurda Demirören seçilirse, Beşiktaşın zorlu günlerin daha da artıcağını düşünüyorum. Bakarmısınız; taraftar istifa diyor, bir kulüp başkanının ortalığa yatıştırması gerekirken “Onları temizleyeceğim” diyor. İstenilen her tarafa çekilir bu kelime “TEMİZLEME”…
Bumu BEŞİKTAŞLI DURUŞU?
Nedir biliyormusunuz Beşiktaşlı duruşu:
Rıdvan Hocam bu çarşamba not defterinde çok güzel bir örnek verdi; Ankara’da beşiktaş Fenerbahçe’yi yenerek kupayı kaldırıyor, Sayın Seba başkanlığında. İstanbul’a dönüş tarifeli uçakla oluyor Bşiktaşlı ve Fenerbahçeli futbolcularla ve uçakta çıt ses yok, rakibe saygıdan! İşte Beşiktaşlı Duruşu budur…
Tüm Beşiktaşlıları sağduyuya davet ediyorum: HEP DESTEK TAM DESTEK!