Ana Sayfa > Güntekin Onay > Güntekin Onay: Ütopik bir futbol düzeni bu

Güntekin Onay: Ütopik bir futbol düzeni bu

03 Mayıs 2009

guntekinonay“Ütopik bir futbol düzeni bu. Altyapıdan bu modele uygun yetiştirilen oyuncuların bir futbol felsefesini sahaya yansıtması ile elde edilmiş bir zafer gecesi bu. Her şey güzel de, oyunu çirkinleştirmemek, rakibe tekme atmamak, süreden çalmamak, seyirciye saygısızlık yapmamak gibi şeyler de en az oynanan futbol kadar değerli Barcelona için. Sadece oynamayı düşünen bir takım. Kazanamasa bile. Bu noktaya işte böyle geliniyor. “

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Güntekin Onay

  1. Serhan Çelebi
    16:02 içinde 03 Mayıs 2009 | #1

    BUNUN ADINA AŞAĞILAMAK DERLER

    Barcelona’nın dün gece Real Madrid’e yaptığının ingiliz jargonunda bir adı var: “Humiliation.” Yani kaba bir çeviriyle “aşağılama.” Küçük düşürmek, gururuyla oynamak, onur kırmak, yüzüne tükürmek, yanağından makas almak, hatta yanağından makas almakla kalmamak… Ne dersek diyelim dün akşam Barnebau’da bir futbol maçından öte bir şey vardı. Sanki Real Madrid, küçükken bizim mahallede büyüklere karşı oynadığımız zamanlardaki kadar çaresizdi. O “küçük” olma duygusu öyle ağır bir duygudur ki, hiç büyüyemeyecek, şimdinin büyüklerine haddini hiçbir zaman bildiremeyecekmişsiniz gibi gelir. İşte o tür bir acizlik duygusu içerisindeydi Franco’nun takımı (Iniesta’nın ikinci yarıda Gago’ya attığı bir çalımdan sonra, Gago’nun oyunu bırakmak ister gibi yaptığı jestleri hatırlayalım). Büyük Franco’nun kemikleri sızlamış olabilir. Oh olsun…

    Real Madrid’i bir kenara bırakıp Barcelona’ya dönmeliyiz. Zira asıl cevherler orada. Oynadıkları sistemden bahsetmeden evvel, kurdukları takımın oyuncu yapısını analiz etmekte fayda var. 2006 yılında onları hem Avrupa’da, hem de ligde zirveye taşıyan Ronaldinho gibi problemli bir isimden (dikkat yine bir Brezilyalı, tesadüf olamaz) kurtulma yolunu seçtiler. Bu hamle ile bir taşla üç kuş vurdular. Böylece hem piyasası düşmeye yüz tutmuş Ronaldinho’dan iyi bir gelir elde ettiler, hem takımdaki sorunlu dokuları temizlediler, hem de altyapıdan gelen (Bojan gibi) yetenekli gençlerin önünü açtılar. Gönderilen bir diğer isim de gerek oyun stiliyle, gerekse tipiyle Ronaldinho’ya çok benzeyen Giovanni dos Santos idi. Eto’o da gönderilmesi düşünülen isimlerden biriydi. Fakat Barcelona ona bir şans daha vermeyi seçti. Şimdiye dek ligde attığı 23 golü düşününce, bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anlıyoruz. Başarısız geçen bir sezonun ardından Barcelona’nın Rijkaard ile yollarını ayırmasından sonra altyapı sorumlusu Guardiola’yı göreve getirmesi, takımın geleceğinin altyapıda aranmasının kararlaştırılmış olduğunu kanıtlıyor. Nitekim Guardiola’nın gelişinden sonra Bojan Krkic, Sergio Busquets, Caceres gibi genç isimler daha çok oynama fırsatını buldular (ligimizdeki büyüklerin aksine!).

    Dün gece Real Madrid’i perişan eden çekirdek kadronun küçük yaşlardan itibaren Barcelona için ter döken isimler olması dikkat çekici. Xavi, Iniesta, Puyol, Messi ve hatta (Manchester United’a gitmeden önce Barcelona’nın genç takımlarında serpilen) Gerard Pique’nin ortak özellikleri altyapıdan gelmiş olmaları. Barcelona’nın, oldum olası vasat bir kaleci olan Victor Valdez’i takımda tutma isteği kendi yetiştirdiği bir isim olması ile ilgili mi acaba? Ben böyle olduğuna inanıyorum. Victor Valdez örneğini de işin içine katınca, Barça’nın başarıya giden yolda altyapıya dayalı bir futbol modelini uygulamaya koyduğu sonucu çıkıyor.

    Barcelona gibi istediği her futbolcuyu transfer edebilecek bir takımın, böylesi “riskli” ve sabır isteyen bir modele yönelmiş olması gerçekten de çok ironik. Madrid’liler yeni bir Los Galacticos için hazırlanıyorken, Katalanlar futbolun içine ruh katıp kulüp için simge isimler yetiştirmek peşindeler. Xavi, Iniesta ve Puyol’un Barcelona için transfer düşünmeksizin yıllardır oynamaları (transfer piyasasında adları dahi anılmıyor), Messi’nin daha geçen günlerde uzun yıllar Barcelona için oynayacağını beyan etmesi Barcelona ülküsünün, futbolcular tarafından da benimsendiğini gösteriyor. Bu türden yüksek karakterli oyuncuların bol pas yapan etkili bir sistemle birleşmesi, dün gece tüm şiddetiyle tezahür eden “ütopik” futbolu yaratıyor. Adeta bir uzay takımı…

    “Parayla saadet olmaz” derler. Bu sözün ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğunu önümüzdeki sezonlarda daha berrâk bir biçimde göreceğiz sanki. Allah ligimizin büyüklerine akıl, ihsan eylesin. Âmin.

  2. burjuwa
    17:04 içinde 04 Mayıs 2009 | #2

    - dersimiz futbol -

    Öyle bir atmosfer düşününki içinde 120.000 futbol sevdalısı olsun,takımları son 18 maçta 17 galibiyet 1 beraberlikle şampiyonluk kovalasın ve son mağlubiyetlerini lider Barcelona dan alsınlar,kazanırlarsa şampiyonluğun kokusunu almaya başlasınlar.İşte Madrid’te herşey bu maça bağlıydı,dükkanların kepenkleri indirildi ve El Süperclassico için çocuklar kadınlar ve erkekler hep beraber Santiago Barnebau’ya koşturdular.Futbol için her şey elverişliydi, zemin her zaman olduğu gibi ıslatılmıştı ve hava tam futbol havasıydı.R.Madrid taraftarı yani İspanya milli takımının da kemikleşmiş taraftar kitlesi Barnebau sakinleri oldukça ateşliydiler.
    ****
    Katalunya dan,bir diğer deyişle, ayrılık arzusunu keskinleştirmiş insanların yaşadığı İspanya toprağından gelen 11 altın adam.Hafta içinde Şampiyonlar Ligi yarı finalinde İngiltere devi Chelsea ile oynamışlardı ve oynadıkları takım, Barçayı sadece sert oynayarak durdurabileceğini düşünüp,uygulayıp, başaran bir takım ve böyle fiziksel bir harpten çıkan Barça ise diri bir şekilde 3 gün sonra Madrid’teydi.

    ****
    Madrid hızlı başladı,formda olan moralli kadrosu taraftarı arkasına alarak golle başladı maça.En büyük silahı olan yan toplar ve duran topları iyi kullandılar açıkçası.R.Madrid için herşey yolunda idi.Oynadıkları futbol ve form durumları R.Madrid’in dünyanın en iyi birkaç takımından biri olduğunu söylüyordu bize,bazıları için hala bir numaralar.Lakin karşılarında öyle bir kadro, öyle bir diziliş ve öyle bir sihirbazlık ekibi varki onlar bu dünyadan değiller.Dünyanın en iyi takımlarını sıralayabilirim sizlere..Lakin onlar bu dünyadan değiller,dolasıyla Barcelona’yı alamayacağım sıralamaya.Pas,pas,pas ve pas..Sayamıyorsunuz,spiker yoruldu,taraftarları ve rakip oyuncuları bırakın hakem bile yoruldu.Beyinlerde sarmal bir ağ ören,rakip orta sahayı iplere dolayan bir taktik bu.Futbolda bunun tanımı yok lakin buna kısaca sihir diyelim.Xavi ve Iniesta..Birlikte bir karpuz tezgahı açsalar, eminim karpuzlar bile her gün bir yerden bir yere aktarılmak isterler.Birbirlerinin ayaklarına öyle oturan, öyle zarif, öyle yerinde paslar atıyorlar ki biz onları sadece topla tango yapıyorlarmış gibi izliyoruz.Ayrıca oyunu iki yönlü oynuyorlar, eğer hücumcular topu kaybederlerse, hemen prese başlıyorlar.Ve en önemlisi de oyunu sadece orta yuvarlakta oynuyorlar,hiç yorulmuyorlar anlayacağınız.Pas öyle bir silahtır ki,yumruk gibidir;boksörün rakibinin beynini sulandırışı demektir,oyun zekası demektir;futbolu beyinde oynamak demektir,fiziğini ekonomik bir biçimde harcayabilmek demektir.Yılların eskitemediği Fransız şarabı Henry ve dünya futbolunun Maradona’dan sonraki 2.peygamberi Messi ileri üçlünün sağ ve solundaydılar..Daha 18 yaşında indirilmişti peygamberlik vazifesi ona ve o 20 yaşında El Classico da hatrick yapmıştı ve 22 sinde şova kaldığı yerden devam etmek için sahadaydı.Messi için Madrid forması boğalar için kırmızı ne ise oydu.Bu üçlünün en ucunda Avrupa’nın son 3 senedeki gol kralı Eto’o vardı .Hala Avrupa liglerinde zirvede yer alıyor.Öyle bir takım ki Avrupa gol kralınız kariyerinin en kötü maçlarından birini oynuyor ve siz 6 gol atıyorsunuz El Classico da. Öyle bir maç ki iki stoperiniz de gol atıyor,3-2 den sonraki son yarım saat Madrid futbol tanrılarına işkence gibi geliyor ve Barça yürüye yürüye gidiyor rakip kaleye ve yavaş yavaş 3 gol daha sığdırıyor skorborda.Hakem bile uzatma oynatmıyor Madrid taraftarına işkence olmasın diye. .Xavi ve Iniesta’nın Messi ve Henry’i savunmanın arkasına sarkıtışlarına,Henry ve Messi’nin dünyanın en iyi sağ beki olarak gösterilen Ramos’u darmadağın edişlerine(Ramosun suçu yok,çünkü dünyalılarla oynamıyor),savunmanın arkasına sallana sallana sarkışlarına,R.Madrid önliberoları Gago ve Diarra nın çaresizce çırpınışlarına hiç girmeyeceğim.İzlemek ve tadına varmak gerekir.Açıkçası hayatımın en zevkli en dopdolu 1 saat 45 dakikalarından biriydi.

    ****
    Futbolun bu cennetinden çıkıp gelelim bizim topraklara. Her yıl “dünya derbisi” diyerek izlediğimiz ve taptığımız G.Saray&F.Bahçe derbisine bakalım bir de.Ya da bakmayalım, sadece El SüperClassico’dan İstanbul’a yansıyanlara bakalım.Tıpkı gökteki yıldızların yerden çok uzakta görünüp ışıklarının muazzamlığını göremeyişimiz gibi.Skor 6-2 ve tüm Barnebau ayakta ve Madrid taraftarı ayakta alkışlıyor Katalunya’nın bordo mavilerini..Son yarım saat oyunda rakibinin üstünlüğünü kabul eden ve kapasitesinin bir uzay milli takımına yetemeyeceğini anlayan bir R.Madrid vardı.Öpüyorlar bükemedikleri bileği kısacası.

    ****
    Ve tüm bunlar olurken,sahada ne hakemi aldatan bir oyuncu,ne küfürlü diyaloglar,ne pozisyon mücadeleleri dışında sertlik, ne de sahaya atılan yabancı bir şeyler var.Her şey o kadar mükemmel ki,isterseniz İspanyolların sıcakkanlılığı,isterseniz futbolu çok iyi bilmeleri,isterseniz mantıklı oldukları ve duygusal olmadıkları diyebilirsiniz, ama ben bu olanları bu güzel futbol akşamını “medeniyet” “uygarlık” “saygı” ”sevgi” diye açıklıyorum.İnanın bana her şey dolarlarla dövizlerle trilyonlarla alakalı değil..

  3. 01:54 içinde 05 Mayıs 2009 | #3

    El Clasico’da Makul Sayıdan Fazla Gol Oldu

    El Clasico’da makul sayıdan fazla gol oldu, Barcelona orantısız güç kullandı ve Real Madrid mahkeme yolunda…
    Ercan Taner’in anlatımına Rıdvan Dilmen’in yorumları ile katkıda bulunduğu sıralarda sımsıcak bir maç gecesine hoşgelmiştim. Maçı seyrederken ne kadar şanslı olduğumu hissetim. Düşünsenize deplasman takımı Barcelona üç kulvarda yol alıyor ve tüm oyuncuları hala dipdiri. Takımın bu sezon 100. golünü en büyük rakibine atmasının yanı sıra defanstaki müthiş oyunu ile Pique, harikalar diyarında yıldızlardan bir tanesiydi. Kaptan Puyol ise attığı gol ve oyunu ile Marquez’e meraklanma dedi. Orta sahanın iki elmasından Xavi teknik kapasitesi ile Real Madrid oyuncularının canını sıktı. Ne Cannavaro’su ayakta kaldı ne Gago’su kaldı ev sahibi ekibin. Elmaslardan Iniesta’nın araya atmayı sevdiği o topları bir mıknatıs gibi çeken Messi, Henry ve Eto’o aklımı bir kez daha kurcaladı. Bu harika diyardaki topçuları izlerken, her hafta yaptığım halı saha maçları aklıma geliyordu ve sürekli tebessüm ediyordum sımsıcak futbol gecesinde. Aklımı kurcalayan Messi oldu en başta. Maç gecesine dek Messi’nin tanımlayamadığım belki de insan üstü “bir şey” olduğunu düşünüyordum; ama yanılmışım. Meğerse bir maçta 3 tane yüzde yüzlük golü kaçırabilen Messi normal insanmış ve iki gol atmakla yetinebiliyormuş. Abartılacak birisi değilmiş Messi; hele hele Maradona ile kıyaslamak mı, gerek yok! Messi kesinlikle normal bir insan, rakibine saygı duyabilecek kadar gol kaçırabilen, farkın daha da açık ara olmaması için “avans” veren bir “amatör”. Ancak bu küçük dev adam anormal bir futbol zekasına sahip. Maalesef Messi’den çok bahsettim; ama ne edeyim adam orkestra şefi olunca bahsi çok oluyor. Eto’o belki de sessiz sedasız kalmış gibi gözüktü ama orta sahanın “elmaslarından” aldığı paslardan pozisyonlar yaratmasını bildi. Henry artık takımı ile iyice bütünleşti. Yedek kulübesine yakışmıyordu zaten, O’nun topla ceza sahasına doğru koşularını, ayak içi ile yaptığı gol vuruşlarını yine bu maçta görebildik.
    Evet zaten Barcelona’nın neler yaptığını ve neler yapabileceğini herkes gibi zaten ben de biliyordum. El Clasico’da ise durum acaba farklı olabilecek mi diye düşünmüştüm yine herkes gibi… Hani puan farkı 12′nin olduğu zamanlarda İspanya’daki bahis şirketleri Barcelona’yı şampiyon ilan etmiş ve Barcelona şampiyonluğuna oynayanlara paraları verilmişti bile. Ama ortada Real Madrid’in istatistiki gerçeği vardı her ne kadar da göze hoş gelmeyen futbol oynasa bile. Real Madrid puan farkını 4′e indirmişti ve ev sahibiydi. Tüm bunlar Real Madrid için umut vericiydi. Fakat en önemlisi puan farkını 1′e indirmekten çok Barcelona’yı yenmekti. Lig lideri, Kral Kupası finalisti ve muhtemel Şampiyonlar Ligi finalisti Katalanya Milli Takımı’nı yenmek gayet cazibeli olsa gerek.
    Real Madrid maçın ilk golünü bulmasına rağmen oyunda kuramadığı üstünlüğünü, bu mağlubiyetle geride kalan maçlarda nasıl bulur bilemiyorum. Bu mağlubiyetin benzerini Santiago Bernabeu’yu dolduran taraftarlar 2005 yılında Ronaldinho’nun yıldızlaştığı ve 0-3 biten maçla kısmen yaşadılar. Ancak bu mağlubiyet gerek makulundan fazla yenilen gol sayısı, rakibin sezon içinde attığı 100. golün Real Madrid kalesinde görülmesi, Barcelona’nın orantısız güç kullanımı ve Real Madrid’in şampiyonluk şansını sürdürmek hedefiyle çıkılması sebebiyle farklı bir anlam taşıyacak tarihte. İşin daha kötüsü ancak Real Madrid’in gol atamaması, buna karşın rakibin 6 golden fazla gol atması ve liderliği rakibine kendi saha ve seyircisi önünde elleri ile ikram etmesi sonucunda olurdu. Bu durumda da taraftar mahkeme yolunu tutardı sanırım. Bunlar elbette hayalden öteye gitmeyecektir.
    Maçı Real Madrid başlatsa bile Barcelona son dakikalarda gol atmaya devam edip maçı bitirdi. Barcelona maçı bitirirken şampiyonlukta yalnız kalmak istiyorum dedi. Ama ben bu galibiyetten başka şeyler de çıkardım. Bireysel yeteneklerin bir araya gelerek futbol sever herkese bizi izlemeye devam edin demelerini de gördüm. Malum La Liga’da 4 maç daha var, Kral Kupası var ve Şampiyonlar Ligi yarı final rövanş maçı var.

  4. Bünyamin Kahriman
    00:22 içinde 06 Mayıs 2009 | #4

    ‘TANRI’NIN ELİNİ FUTBOLA ‘ALET’ ETMESİNDEN SONRA DÜNYA FUTBOLU’NDA EN SPEKTAKÜLER OLAY : XAVI VE INIESTA BARCA’SI…

    Barselona’nın geçen gece Real karşısında ortaya koyduğu futbol en hafif anlamıyla “Futbol’da Nirvana”. Şöyleki; nirvana tüm değişik duygulardan kurtulup ‘öz’e ulaşma, gelinebilecek son nokta olarak ifade ediliyor ve Barca’nın da tamamen Futbol’un ‘öz’üne dönerek oyunu çirkinleştirmek, rakibe tekme atmak, süreden çalmak, seyirciye saygısızlık yapmak gibi futbolla alakasız tüm şeylerden sıyrılarak sadece ve sadece ‘futbol oynamayı’ düşünmesi Barca’nın futbolunu Nirvana’ya ulaştırdı Real maçında. O kadar oyuna konsantre olmuş ki Barca, yılın maçında hem de bir derbide 2. yarı sonunda 4. hakem tabelasını SADECE oyuncu değişiklikleri için kaldırdı : yani oyuna eklenen oynanmamış süre ‘0’ dakika. İşte bu futbolun ‘oynandığı’ ,genelde futbol dışı tartışmalarla uğraşıldığı için : hakem-yönetici-federasyon oyunları, tüm ülkelerde saatlerce konuşulması gereken bir OLAY! Neden River-Boca maçlarından sonra sahalar kapatılıyor, daha geçenlerde oldu: neden GS-FB maçlarında kırmızı kartlar, yumruklar havada uçuştu? Bunları oturup düşünmek lazım, eteğimizdeki taşları önümüze dökelim artık..

    Maradona efsanesi yeşil sahadayken onu izleyenleri hep imrenirdim, yetişemedik o zamana..Tanrı’nın elini tüm kudretiyle göremedik zamanında, o dünya futbol düzeninde.. Ama artık o kadar üzülmüyorum çünkü Dünya Futbolunu yönlendiren bunu da 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda kupayı kaldırıp taçlandıran harkulade bir ikili var : Xavi-Iniesta! İşte bu müthiş ikili Barca’nın Real maçındaki gibi o baş döndüren pas trafiğini yöneten ‘Generaller’. Onları izlemek inanılmaz bir keyif, futbolun bir takım oyunu olduğunu ve sadece ‘ayaklarıyla’ futbol oynayarak oynanan bir oyun olduğunu bize sindire sindire öğrettiler, resmen hipnotize olduk.
    Öyle bir hipnotize olmuşuz ki ertesi gün BJK-Fener maçında rahat olan Fenerbahçeli oyuncular küçük küçük ayak topu resitalleri sundular bize..

    Teşekkürler Xav-In, Teşekkürler Tanrı’nın Eli, Teşekkürler BARCA!..
    Seni izlemek torunlarımıza anlatacağımız ütopik bir gerçeklik olacak gelecekte…

  5. Emrah Aktaş
    12:30 içinde 06 Mayıs 2009 | #5

    Evrimin Son Halkası

    Geçen cumartesi oynanan “El classico’dan” sonra futboldan keyif alan herkes bir kez daha Barcelona’ya hayran kaldı. Yılın belki de en iyi futbolunu oynayan Barça’nın bu güzel galibiyetinde, hiç kuşkusuz oyunu hiçbir dakikasında çirkinleştirmeyen Real Madrid’in payı da yadsınamaz. Tabi Real Madrid’in bunu dahi yapacak halinin olmadığını düşünenlerin sayısı da hiç az olmasa gerek.

    Özellikle geçen seneki Barça’nın cesur değişimler sonrasında şimdi ki “ütopik” olarak adlandırılan futbolu oynaması, benim de biraz bunun üzerinde düşünmemi sağladı. Olaya “eğer Barça ve Guardiola Türkiye’de olsaydı” perspektifinden bakmayacağım. Beni asıl ilgilendiren futbolun doğruları. Hayatta nasıl her işin bir sistemi, bir püf noktası ve iş ahlakı varsa; aynıları futbol için de geçerli. Futbola artık sadece bir eğlence sektörü açısından bakmak, abartılı bir romantizmden başka bir şey değildir. Kaldı ki keşke öyle kalsaydı.

    Eğer bir futbol kulübüne bu bağlamda bakarsak, Avrupa’da başarılı olan tüm kulüplerin bir holding gibi profesyonel kişilerce yönetildiğini görürüz. Geçen sene şampiyonlar liginde yarı final oynayan üç takımın bu sene de aynı başarıyı yinelemesi tesadüf değildir. Bu kulüplere baktığımızda her birinin bir futbol mantalitesine ve bir modele sahip olduğunu görebiliriz.

    Başarının istikrardan geldiği konusunda sanırım herkes hemfikirdir. Peki bu istikrar neyin çevresinde sağlanacak? Ben bunun bir futbol modeli olması gerektiği inancındayım. Örneğin, siz eğer takımınızı bir teknik direktör çevresinde kurar ve bu bağlamda istikrar sağlarsanız başarılı olabilirsiniz (bakınız Galatasaray’da birinci Terim dönemi); ancak gün gelince yeni bir teknik direktör gelir de her şeyi kendince değiştirirse, her şeye bir daha sil baştan başlamak zorunda da kalabilirsiniz. Bu durumu sanırsam “ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür” atasözümüz çok net bir şekilde özetlemektedir. Bu nedenle kulüp olarak bir modele sahip olmak ve her türlü koşulda bunu korumak gerekiyor. Aynen Barça’nın sırf bu nedenle Ronaldinho ve Deco’yu göndermesi gibi. Tabi bu model de hadi kuralım deyince kurulmuyor. Kulübün yıllardır edindiği futbol kültürü çerçevesinde ve en önemlisi alt yapılardan başlamak üzere kurulması gerekiyor.

    İşleri böyle yürüttüğünüz zaman, yıllar geçtikçe bu model çevresinde gün be gün evrim geçirerek başkalaşan bir futbol takımı görebiliyorsunuz. Öyle ki son maçtaki Barça, tüm yıldızlarına rağmen takım oyunu ve üst düzey yardımlaşma ile maçı alan bir takım görüntüsündeydi. Ve o Barça bana artık evrimin son halkasına geldiğini gösterdi. Saha kenarında Guardiola’nın dahi yalnızca hayranlıkla izlediği, artık kendi yapay zekasına sahip bir Barça’ydı sahadaki.

    Ne yazık ki ben Barça maçı sonrasında bunları düşünür ve gün gelip de bizim takımlarımızın da en azından artık model kısmından bir şeylere başladığı o “ütopik” gelecek hakkında pembe hayaller kurarken; inanılmaz bir şampiyonluk mücadelesi (!) diye sunduğumuz ligimizde öyle bir otuzuncu hafta yaşandı ki, uyanışım çok ama çok sert oldu…

  6. Murat Dengiz
    19:15 içinde 26 Haziran 2009 | #6

    FUTBOLUN LAKERSI
    Barcelona gerçekten çok farklı bir takım.Her yönü ile kendi ligindeki takımlardan da çok farklı.NBA de hatırlayın Los Angels Lakersı birazda olsa zorlayan takımlar var.Ancak Barcelona oyunu istediği gibi yönlendiren,gerektiği zamanda golü atan bir takım.Barcelonayı izlerken aynı NBA liginde basket izlermiş gibi,her an gol olacakmış gibi bir heyecanla izliyorum.Bunda Hollandalı teknik adam Rekart ve şimdilerde piyasada olmasada Ronaldinhonun etkisinin tartışılmaz olduğunu düşünüyorum.Artık Barcelona bir ekoldür. Eskiden ismi ile korku salan bu takım artık o büyüleyici futbolu ve futbolcularıylada korku salıyor.Son şampiyonlar ligi şampiyonu olan bu takımda ben inanıyorum ki en az katkının yeni teknik direkterlörinde olduğunu düşünüyorum.Ayrıca takımın dinamoları konumundaki Xavi ve İniestanında kalitelerinin tartışmasız olduğunu ama Henry ve Messisiz bir Barcelonanın Real Madridden farklı olmayacağındanda eminim.Son olarak bu takımın önümüzdeki 5 sene hem la ligaya hemde Avrupa futboluna damgasını vuracağına inanıyorum…

  7. Fatih Ucuz
    10:06 içinde 10 Aralık 2009 | #7

    Barcelona taraftarı olmakta,oyuncusu olmakta hatta t.direktörü olmakta cok zor degil.Sosyo ekonomik düzeyi yüksek insanların toplum içeresinde kaba davranışlar gösterdigine pek rastlamayız çünkü bir yerde hayat onları o konuma getirir.Bence barcelonalı futbolcularıda bu örneğe benzetmek mümkün,zaten saha içinde bir şekilde kazanıyorlar bu tip saha içi eylemlere ihtiyacları olmuyor,ben barcelonanın gecen yıl sampiyonlar ligi finalinde oyunun ilk on dakikasında 2-0 geriye düştüğü halini hayal ediyorumda o zaman da bu kadar kibar futbolcular olurlarmıydı merak ediyorum,kaldı ki su anda bile herhangi bir laliga mücadelesinde messiye yapılmıs hafif capta bir kasti faulde bile diger futbolcuların tepkileri bariz ortada.Kısacası insanoğlu dogdugu günden bugune iki sebepten gelmiştir birincisi ihtiyac ikincisi merak,barcelonalı futbolcular henüz oyunu çirkinleştirmeye ihtiyac duymuyorlar eger böyle bir gereksinimleri olursa belki cok olaganüstü çirkeflikler yapmıcaklar ama ortalama bir avrupa futbolcusu kadar çirkin hareketler görebiliriz.

  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.