Ana Sayfa > Genel > Güntekin Onay: Galatasaray öne çıkıyor…

Güntekin Onay: Galatasaray öne çıkıyor…

18 Ağustos 2009

guntekinonay“İlk iki haftada şampiyonluk adaylarının oynadığı futbola baktığımızda, Galatasaray’ın rakiplerine göre daha iyi organize olduğunu görüyoruz.  Şuanki manzaraya göre Galatasaray öne çıkıyor”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz…

Genel

  1. Yaman P.
    17:31 içinde 11 Eylül 2009 | #1

    İlk olarak Galatasaray bu sezona tam anlamıyla fırtına gibi girdi..Gerek aldığı bol gollü galibiyetler gerek ortaya koyduğu güzel futbol göz doldurdu.

    Tabi herkes ardarda gelen bu maçlarla havaya girdi geçen sene de olduğu gibi.Hatırlayalım geçen senede Galatasaray Lincoln-Baros ikilisiyle çok gol bularak taraftarını mest ediyordu ve bu da aksayan yönleri gözümüzden kaçırıyordu.Geçen sene Galatasaray’ın en büyük ve geç farkedilen skibbe’nin de maalesef önüne geçemediği problem takım halinde savunma yapılamamasıydı.Hatta Servet Çetin bir maçtan sonra hücum yapan arkadaşlarınında defansa gelerek onlara yardım etmesi gerektiğini söylemiş ve bu konudaki haklı memnuniyetsizliğini dile getirmişti.

    Yine Galatasaray çok gollü maçlar çıkarıyor ama bu sefer en önemlisi ve bence başarıyı getirecek faktör aynı zamanda çok iyi ”takımca” savunma yapıyor olması.Tırnak içinde özellikle belirtmek istedim çünkü rakip takım taraftarlarınca söylenen en büyük klişe Gökhan Zan-Servet ikilisinin çok ağır olduğu ve defansın çok açık vericeği.
    Evet bu ikilinin ağır olduğu doğru olabilir ancak Mustafa Sarp,Ayhan görevlerini okadar iyi yapıyorlarki bu ikilinin zaaflarını çok rahat kapatabiliyorlar.Ve sadece bu değil Keita,Arda defansa gereğinden fazla yardım ediyorlar ki bu da defans oyuncularımızı çok rahatlatıyor..

    Demek istediğim Galatasaray’ın geçen seneden en önemli farkı takımca savuma yapması ve bunun içinde gerekli olan en önemli şey tartışmasız kondisyon..

    Konuyu burdan Bjk maçına bağlamak istiyorum.Normal şartlarda iki takıma baktığımız zaman ve kendi sahasında oynayan taraf Galatasaray olduğu için net bi galibiyet hiç şaşırtıcı olmaz Bjk taraftarınında beklediği bi mağlubiyet olurdu.

    Ancak..
    Bu haftaiçi oynanan stresli ve yorucu milli maçlar Galatasaray takımının nerdeyse tamamını etkiledi.
    Hakan Balta,Gökhan Zan,Servet Çetin,Arda Turan,Elano,Keita,Baros..
    Bu ilk 11′in vazgeçilmez 7 oyuncusu milli takımlarında haftaiçi direk görev yaptılar.
    Bjk’de ise durum hiç böyle değil..Sadece İsmail Köybaşı ve Filip Holosko milli maçlarda yıprandı ve takımın tamamının fizik kondisyonu yerinde.
    Haftaiçi antrenmanlarında da neredyse tam kadro taktik çalışma imkanı buldular.

    İşte burda Galatasaray’ın diğer maçlarda üst düzey gördüğümüz fizik kondisyonun ne derece yeterli olduğu görülecek..

    Galatasaray’ın tek handikapı milli maçtan yorgun dönen oyuncuları..
    Bu oyuncuların cumartesi akşamı oynanacak derbiye hazır olarak çıkmaları Frank Rijkaard ve adeta bir beyin gibi çalışan üstün teknik kadrosunun çalışmalarına bağlı..

    Mücadele üstünlüğü kim daha çabuk fiziksel yorgunluk gösterirse onun aleyhine döner..

    Son olarak söylemek istediğim; Galatasaray’ın olası bi puan kaybında kesinlikle yerden yere vurulmaması gerektiği ve tek nedenin bu dev derbinin milli maç arasından sonra oynanma talihsizliği olmasıdır.

    Kim ne derse desin Galatasaray bu sene çok iyi bir kadro kurmuş ve küçük talihsizlikler dışında yoluna emin ve sert adımlarla devam edecek büyük taraftarını layıkıyla onurlandıracaktır

  2. Ümit Aydın
    16:46 içinde 14 Eylül 2009 | #2

    Basit Futbol

    “Goal”filmindeki sahneyi filmi izleyenler hatırlayacaktır;Güney Amerika’dan İngiltere’ye(Newcastle)şansı ve yetenekleriyle gelmiş filmin baş karakteri olan futbolcuyu,bir antrenmandan sonra (ya menajeri ya teknik direktörü veya antrenoruydu neyse,ben teknik direktörü diyeceğim)teknik direktörü bırakmıyor ve onu yanına çağırıyor.Eline almış olduğu futbol topuna vurduğu gibi,futbolcusuna koş ve yakala diye bağırıyor.Tabi futbolcunun yakalamasına imkan yok.Elinde futbol topu geri dönüyor.Elindeki topu alıyor futbolcusundan bir kaç kez daha tekrarlıyor bunu.Tabi her seferinde şaşırmış ve yorgun bir şekilde dönüyor futbolcu.Teknik direktörü sonunda duruyor anladın mı diye soruyor,”Anladın mı top senden daha hızlı”.(Futbolcu,maç esnasında sürekli çalım atma derdindeydi.Uygun durumdaki ve ilerdeki takım arkadaşına topu aktarmamıştı.)

    Frank Rijkaard,Ajax futbol altyapısından çıkmış gerek futbolculuk gerekse teknik direktörlüğü başarılı olan bir kişidir.Çıktığı ve benimsediği ekol “Total Futbol”adı verilen bir ekoldür.Basit oyuna ve takım oyununa dayalıdır.Frank Rijkaard çok da iyi uygulamaktadır bunu Galatasaray’da.

    Galatasaray sahada dar bir alanda,oynamaktadır.Defans orta sahaya yakındır.Forvet hattı orta sahaya destek olmaktadır.Ek olarak Galatasaray duran toplarda şu an Turkcell Super Ligin en iyi takımı konumundadır.

    Daha önceki farklı yazılarımdan iki tane kısmen alıntı yaparak konuyu bağlamak istiyorum:

    “Galatasaray’ın Teknik Direktörü Frank Rijkaard’ın kafasındaki sisteme gelecek olursak,diziliş 4-3-3 olsa bile en önemli şey uygulayacağı oyun içi taktikleri oturtabilmesidir.Buna uygun oyuncularla çalışıp,altyapıya da aynı diziliş ve taktiksel mantaliteyi oturtup gerektiğinde yaşına bakmadan oyuncu çekebilirse yani takımın başarısı için kimi oynatması gerekiyorsa ona forma verirse takım için de kendisi için de başarı uzak görünmemektedir.Hollanda ve Barcelona’nın da yardımcı antrenörlüğünü yapmış başarılı Johan Neeskens bu iş için en uygun kişidir zaten.”

    “Frank Rijkaard inandığı şeylerin arkasında sonuna kadar durarak dizilişine ve saha içi taktiklerine en çok uyan,hırslı,kendisini taktiklere veren oyuncuları bulup,ve de bunların hepsini bütünleştirerek takıma yerleştirip,ne yapıp edip kendi kafasındaki futbol felsefesini sahaya yansıtmalıdır.Tabi ki yönetim de ona destek olmalı ve sabırla arkasında durmalıdır.Yoksa…Umarım olmaz.”

    Zaten olmadı.Galatasaray çok başarılı bir şekilde yoluna devam etmektedir.

  3. Berkay_00990
    19:42 içinde 03 Ekim 2009 | #3

    Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi’ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi’nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır. Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1482′de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve “Galata Sarayı” olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868′de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul’ un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye’de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi ‘Monsieur Curel’ tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane’de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870′tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere “kuzulu pilav” verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur. Curel’den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi’ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman’ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL’nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman’ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL’ nin Tören Kapısı’ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür. 1901 yılında İstanbul’da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü’nü kurmuşlar ama 1903′te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü’nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği’ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın yerinde bulunan “Union Club-İttihat Spor” sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını “hatmetmek” ve yabancılarla boy ölçüşmektir.

    Türk olmayan takımları yenmek

    Galatasaray Spor Kulübü’nün kurucusu Ali Sami Yen, “Ellinci Yıl” kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır: “1 Teşrin 1905′te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray’da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil…gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım’ı muhasebeciliğe, Cevdet’i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.

    Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek.

    Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan “Galata Sarayı efendileri”diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve “Adımız Galata Sarayı olsun” derler.

    Şanlı Kurucularımız

    1905′ten 1919′a kadar Galatasaray Spor Kulübü’ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri’nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-B. Nikolof; 6-Milo Bakiş; 7-Pol Bakiş; 8-Bekir Sıtkı Bircan; 9-Tahsin Nahit; 10-Reşat Şirvanizade; 11-Hüseyin Hüsnü; 12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 13-Abidin Daver. 1905′te Osmanlı İmparatorluğu’nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913′te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-Bekir Sıtkı Bircan; 6-Reşat Şirvanizade; 7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 8-Abidin Daver.

    Sarı – Kırmızı Nerden Geldi?

    Galatasaray Spor Kulübü’nün ilk renkleri kırmızı-beyaz’dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen’den dinleyelim: “Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı’daki Şişman Yanko’nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu.” Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül Baba’nın II.Beyazıt’a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri sürer.

Yazı Sayfaları
1 ... 3 4 5
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.