Ana Sayfa > Genel > Güntekin Onay: Galatasaray öne çıkıyor…

Güntekin Onay: Galatasaray öne çıkıyor…

18 Ağustos 2009

guntekinonay“İlk iki haftada şampiyonluk adaylarının oynadığı futbola baktığımızda, Galatasaray’ın rakiplerine göre daha iyi organize olduğunu görüyoruz.  Şuanki manzaraya göre Galatasaray öne çıkıyor”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz…

Genel

  1. 23:24 içinde 18 Ağustos 2009 | #1

    Genel itibari ile katılıyorum ama sezon genelinde Fenerbahçe ile Galatasaray’ın ön plan çıkacağını düşünüyorum.

    Öncelikle Galatasaray için Ercan Taner’in 4-3-3 sistemi ile ilgili çekinceleri üzerine “mevzu yerden ayağa oynamak ise, yıllardır alışıla gelmiş o kaos futbolundan yerden ayağa pas yapmaya dayalı akıl futboluna geçişi bu takımda yapan Skibbe’nin belirli seviyede bir altyapı oluşturduğunu ve futbolcuların genlerinde bu mantalite olduğu için Aragones’in yaşadığı ve Rijkaard’ın da yaşayacağına inanılan problemin başlangıcının Galatasaray’da yaşanmayacağı” şeklinde bir görüş belirtmiştim. Şu anda görünen tabloda da takımın bu yapıyı sahaya sergilemede sıkıntı yaşamayacağını gösteriyor. Özellikle ilerde oynayan Keita-Kewell-Arda-Elano-Nonda ve Baros gibi oyuncular ile bu mantalite ile çok fazla pozisyon bulacağa benziyor tıpkı Arda-Kewell-Lincoln-Baros ve zaman zaman Nonda ileri ucu gibi. Bu açıdan Galatasaray’ın herhangi bir sıkıntı çekmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta şampiyonluk yolundaki rakiplerinin hepsinin ötesinde bir hücum rotasyonuna sahip olduğu da aşikar.Fakat Galatasaray’ın şu andaki yapısı geçen sezon Skibbe döneminin çok da ötesinde değil. Takımın temel farklılığı takım disiplinine daha bağlı bir hüviyete sahip olunması. Bu da daha dirençli kılıyor sahadaki 11′i ama hala bariz bir kırılganlığı var bu takımın. Yani orta sahada hala yeterli sertlikte değil Galatasaray. Bunu yapabilmenin yolu da orta sahada savunma yönü yüksek 2 adamın bu boşluğu doldurmasını beklemek değil, takım savunmasını oturtabilmek. Şu adan görülen en büyük sıkıntı bu. Önemi yüksek maçlarda maç motivasyonundan kaynaklanarak Arda-Kewell gibi oyuncuları savunmaya yardım ederken görebiliriz ama genel bir eğilim olmaktan uzak gibi duruyor bu yaklaşım. Bu konuda Surunam’lının beklentilerini net olarak takıma yansıtması önemli, muhtemelen bu savunma konusuna o da kafa yoruyordur. Çünkü defansif güç sadece gerideki 4′lünün sağlayacağı bir olgu değil. Buna ek olarak ortada oynayan Mustafa Sarp-Ayhan- Barış-Mehmet Topal gibi isimler ile Linderoth’u ayıran çok temel 2 farklılık var: Hızlı düşünüp topu ileri taşımak ve etkin alan savunması yapmak. Savunma anlamında yukarıdaki 4 isim belki Linderoth düzeyine yakın olsalar da özellikle topu dikine oynama ve takımı hızlı atağa kaldırma anlamında çok gerideler. Sadece Ayhan’ın belirli dönemlerde bunu yapabildiğini görüyoruz ama bu konuda bir devamlılık yok. Galatasaray’ın en fazla sıkıntı çekeceği 2. husus da bu olacak. Bu açıdan bakınca da oyunun 2 yönünü oynayabilen bir oyuncunun takviyesi şart gibi. Bu eksiklikler giderilir ise Galatasaray sadece ligi değil Avrupa Ligi’ni de domine edebilir. Çünkü takımın kapasitesini belirleyen en önemli unsurlardan biri hazır bir yedek kulübesine sahip olma sorununu bu sene çözeceğe benziyor teknik ekip. Geçen sene sakatlıkların bolluğu ve yedek kulübesinden yeterli destek alınamaması takımın belini bükmüştü bu sene sakatlıkların azalması bile başlı başına kazanç iken hazır ve oyuna katkı yapabilecek oyuncular ile bezenmiş bir yedek kulübesine sahip olmanın avantajı ile birlikte geçen senenin otomatik olarak ötesine geçecektir Galatasaray.

    Mevzu Galatasaray ise teknik ekip 4′lüsünden bahsetmeden geçmemeli. Muhteşem bir ekip dayanışması ve iş bölümü var aralarında. Geçetiğimiz sezon yaşanılan sakatlıkar çok iyi etüt edilmiş ve fiziki olarak hazır duruma gelmeyen hiç bir oyuncuya gereksiz yük bindirilmiyor. Buna ek olarak total futbol ekolünden gelen 2 isim olarak Rijkaard ve Neskeens’in bu takımdaki oyuncuların kapasitelerini daha yukarı taşımaları noktasında çok büyük katkı sağlayacaklarını düşünüyorum. Sezon başından beri Mustafa Sarp’ın geçirdiği değişim bile çok manidar. Arda, Skibbe ile adım atlamıştı şimdi daha da yukarılara doğru taşıyor futbolunu. Yine daha bir çok isim farklı bir bakış açısı kazanacaklar futbola dair ve zaman geçtikçe bu daha da içselleşecek. Şimdilik çok az bir boyutunu görüyoruz bu bile bir farklılık yaratmaya yetiyor.

    Sarı-kırmızılı ekibin genel bir artısından daha bahsederek Fenerbahçe’yi değerlendirmek istiyorum. Denizli maçında dikkati çeken önemli bir istatistik topa sahip olunan sürenin sadece %9′unun 1. bölgede geçirildiği. Bunun 2 sebebi olabilir. Rakip çok geriye çekilmiştir ve top direkt olarak ileri gönderiliyordur, 2. si de takımın topu karşısında kim olursa olsun hızlı biçimde ileri taşıma düşüncesi ön plana çıkıyordur. Galatasaray’ı bu açında değerlendirince rakibin oyunu geride kabullenmesinin etkisi olsa da özellikle gerideki dörtlünün tola isabetli ve hızlı oynama çabası dikkatlerden kaçmamalı.3. bölgede de topa sahip olma ve pas oranı da dikkate alındığında rakip kaleye hızlıca inme çabasının altı çizmeden geçilmemeli. Takım, hazırlık maçlarından bu yana sürekli üstüne koyuyor bu konuda ve gelecekte daha iyi noktalara taşınacağının işareti olarak da sayılabilir bu.

    Fenerbahçe ise yıllardır en önemli problemi olan kaliteli rotasyon oyuncu sıkıntısını bu sene yaptığı transferler ile çözmüşe benziyor. Oyuna katkısı fazla olacak (en azından skor olarak) bir sol açık en büyük ihtiyaçlardan biriyken Dos Santos ile bu bölgenin doldurulması da önemli bir artı. Ayrıca hücumda yaratıcı oyuncu anlamında seçenekleri de fazla Fenerbahçe’nin Semih-Guiza-Kazım-Dievid-Alex-Santos-Emre ve Özer. Özellikle Özer, Alex’in eksikliğinde takım yararlı olabilecek bir isim olması sebebiyle önemli. Fenerbahçe’nin genel oyun yapısını bakıldığında ise 4-2-3-1 tabanında şekillenmiş pasa dayalı bir futbol hakim sahada. Sivasspor maçında da %65′e varan bir topa sahip olma oranı vardı ama pasların çoğu 2. bölgede yapılmıştı. Tempo yapılsa da rakip kaleye hızlı gitme anlamında hala sıkıntılar var Fenerbahçe’nin. Fakat bunun yanında fizik gücü yüksek ve dirençli bir takım olma yolunda da ilerliyor Sarı -Lacivertli’ler. Türkiye Süper Lig’de üst sıralara oynayabilmek için önemli ve yeter koşullardan birinin bu direnç ve dayanıklılık noktasında şekillendiği gerçeğini de göz önüne alınca Fenerbahçe’nin zirve şansı otomatik olarak artıyor. Sivasspor’un son 2 sezonda sadece bu 2 özelliğiyle yaptıklarını hatırlatırsak sanırım söylemek istediklerimiz da daha da netleşiyor. İlerleyen haftalarda daha iyi konuma gelse de Fenerbahçe 90 dakika oyunu domine edebilecek, çok hızlı bir oyun sergileyeceğini zannetmiyorum. En büyük silahı olan dayanıklılık ve güç ile kendi sahasında çok az puan kaybı yapacaklardı. Dolayısı ile deplasman performansı aslında lig sonundaki kaderlerini belirleyecek bu sezon.

    Beşiktaş ise geçen sezon daha çok rakiplerinin düşük performansının yardımı ile ligin zirvesine yerleşti. Bu sezon geçen seneki performansın bile yeterli olmayacağı aşikarken, Siyah-Beyazli ekip ne yazık ki kapasitesini daha da ileriye taşıyamadı geride kalan 3 haftada. Oyunun yaratıcılığı Tello ve Yusuf üzerine yüklenmiş gibi görünüyor. Yusuf’un fiziki durumu ve yaşı da dikkate alındığında yoğun tempoda aynı devamlılığı göstermesi mümkün değil. Bütün yük Tello’ya binecek otomatik olarak ki Onun da zaman zaman düşüş yaşadığını gördük geçmiş maçlarda. Fin ve Ernst ise mücadele gücü yüksek ama hücum yaratıcılığı anlamında çok yeterli değiller. Özellikle burada Cisse-Fink değişikliği ciddi biçimde sorgulanmalı bence. Yabancı kontenjanındaki sıkıntı da göz önüne alınırsa bu orta saha sıkıntısını aşmaları hiç de kolay değil. Bobo’nun gönderilmesi söz konusu ama Brezilya’lı bu takımın en önemli ileri uç oyuncusu aslında. Nobre’ye güvenilerek böyle bir hamlenin yapılması daha sıkıntılı haftalar yaşayan bir Beşiktaş çıkarabilir karşımıza. Üstelik mevcut kadroya takviye yapılması beklenirken 1 kişiyi ki bu oyuncu Bobo olacak, gönderip başka bir oyuncuyu ekleyerek kapasitenizi kaç basamak yukarı çıkarmayı bekleyebilirsiniz ki? Savunmada da önemli bir rotasyon sıkıntısı çekeceğini söylemek çok büyük bir öngörü olmayacaktır. Bu pencereden bakınca sıkıntılı bir sezon bekliyor Denizli ve talebelerini. Tablo böyleyken de Galatasaray ve Fenerbahçe ile sonuna kadar yarışması pek mümkün durmuyor.

    Trabzon ise ilk hafta umut verse de Diyarbakır maçı ile akıllardaki soru işareti sayısını arttırdı. Bordo-Mavili ekibin son 90 dakikalık görüntüsü üzerinden gidilirse ileri uçta ciddi bir sorunları olduğu açık, “Umut ile takımın gole yakınlığını sağlamak ne kadar mümkün” sorusuna cevap verilmeli öncelikle. Orta sahadan beslenme açısından da çok şanslı değildi hafta sonu ama kendisinin oyuna katmış olduğu bir zenginlik de ne yazık ki yok. Trabzon’un tek sıkıntısı tabiki ileri uç değil, gerideki 2 bek de yetersizler özelikle hücum anlamında. Cale, tek top yapan ama adam eksilterek dripling yapabilecek bir oyuncu değil. Bu yapısı ile idare ede bir havanın ötesine geçemiyor. Serkan da sağ tarafta iyi niyetiyle mücadele etse de kenar oyuncusu olmadığı her halinden belli, o da Sabri gibi devşirme havasında.. Diyarbakır maçında yapılan son 2 değişiklik takımın yedek kulübesinin de durumunu gösteriyor. Trabzon’un saha içinde eksikleri olduğu gibi yedek kulübesinde de oyuna girip katkı yapabilecek isimleri barındırma anlamında sıkıntı yaşamalarının olası olduğunu gösteriyor. Burada Grbiç’in katılımı bu problemi Süper Lig ölçüsünde değiştirebilir. Alanzinho-Yattara ikilisinden birinin yedek olacağı düşünülürse, değişiklik anında ilk akla gelecek isimlerden biri o olacaktır. Bunlara Ceyhun da eklenince düşündüğümüz kadar kötü bir tablo oluşmuyor ama yine de opsiyonlarınızın çok fazla olmadığı da ortada. Yani Trabzon’un sezon boyunca yapacağı değişiklikler diğer oyuncuların performanslarında ciddi bir artış olmadıkça Alanzinho- Yattara’dan biri + Ceyhun’un sahaya alınması olacaktır. Yeni bir teknik adam, sabırsız bir camia ve rotasyon sıkıntısı yaşayama ihtimali yüksek bir kadro ile üst sıralarda yer bulması çok zor Bordo-Mavili ekibin.

    Özetle, geçtiğimiz yılın aksine bir Galatasaray-Fenerbahçe çekişmesi bekliyor bizi üst sıralarda. Galatasaray sezonu erken açmanın avantajı ile daha hazır bir görüntü içerisinde ama yeni oluşumun sıkıntıları var hala. Yukarıda belirtilen eksiklikler giderilir ise sezon sonunda ipi göğüslemesi içten bile değil.

  2. Münir Alatı
    10:51 içinde 19 Ağustos 2009 | #2

    Franco, Sabri (Uğur), Servet (Emre Güngör), Gökhan Zan (Emre Aşık), Hakan Balta, Mehmet Topal (Linderoth), Ayhan (Barış ya da Mustafa Sarp), Keita (Aydın), Arda (Kewell), Elano, Baros (Nonda). Takımın başındaki isim, her yönüyle, yaşan bir efsane: Frank Rijkaard.

    Hiç fena sayılmaz değil mi?

    Hele hele geçtiğimiz sezonla kıyaslandığında, Galatasaray’ın bu yıl kadro kalitesi bakımından göz doldurduğu tartışılmaz. Sağlam transferlerin yapılması değil yalnızca Galatasaray’daki değişimin nedeni. Rijkaard, geçtiğimiz sezon hayatından bezmiş şekilde top koşturan yetenekli isimlere de enerji verdi. Yönetimin tavrı da son derece olumlu herkese karşı. Gürültüsüz ama etkili bir ilerleme söz konusu.

    Daha başka?

    Galatasaray, uyumu yakalamak adına başka bir şey daha yaptı ve bunda da başarı elde etti. Sık sık baş ağrıtan “problem” çocuklarından kurtulmayı bildi. Şaş, Karan, Lincoln…

    Bir avantajı daha var Galatasaray’ın: İyi futbola özlem.

    Terim’in müthiş kadrosunun oynadığı futboldan sonra, başarı elde ettiği sezonlarda bile çok etkili, şık futbol oynamadı sarı kırmızılılar. Şov yanı eksik kaldı oyunun. Baştan sonra üstün oynadıkları maç sayısı hayli azdı. Bu sezon şu ana kadar yalnızca başarılı sonuçlar elde etmekle kalmıyor, izleyen herkese seyir zevki de veriyor Galatasaray.
    Ya handikaplar?

    Çok erken form tutma başladılar. Sezon ortalarında bunun sıkıntısı yaşanabilir. Asıl büyük tehlike ise aşırı kendine güven olabilir. Üst üste alınacak birkaç galibiyetten sonra “biz herkesi yeneriz” rahatlığına kapılabilir futbolcular.

    Galatasaray’ın şu andaki görüntüsü kısada şık, hızlı ve iştahlı. Üstelik, rakiplerinin hiçbirisi Galatasaray kadar “sıkı” bir görüntü veremediler bugüne değin. Taraftar bu nedenle zevkten dört köşe.
    Belirli bir süre böyle devam edeceğe benziyor. Daha zorlu rakiplerle oynanacak maçlar daha fazla ipucu verecek bizlere elbette.
    Özetle, gidişat geçtiğimiz birkaç sezona kıyasla su götürmez biçimde pozitif.

    Galatasaray renk değiştiriyor ama yalnızca forma rengini mora çevirerek değil. Başka bir hava solunuyor soyunma odalarında.

    Galatasaray bir adım önde mi?

    Belki birkaç adım…

  3. 12:21 içinde 19 Ağustos 2009 | #3

    34. HAFTA ÖNGÖRÜSÜ: GALATASARAY
    Türk milleti olarak geleceğe yönelik tahmin yapmayı, fal baktırmayı hatta işi abartıp medyumlara para dökmeye bayılırız. Tabii bu durum biraz farklı. Çünkü elimizdeki veriler kısıtlı da olsa geleceğe yönelik fikir üretmemize yardımcı oluyor.
    Ligin henüz 180 dakikalık bölümü sona erdi. Galatasaray attığı yedi gol ile sarsıcı bir başlangıç yaptı. Maç başına atılan 3,5 gol rakiplerini sezon başı olması nedeniyle ürkütmese de Daum ve Denizli’yi sağ başparmaklarını çene altına, yine sağ işaret parmaklarını sağ elmacık kemiklerinin üzerine götürerek düşündürmeye sevk etmiş olmalı.
    Düşünmekte haksız olduklarını hiçbirimiz iddia edemeyiz. Önce isimlere bakalım: Arda TURAN, Harry Kewell, Abdulkader KEİTA, Milan BAROS, Elano BULUMER, Shabani NONDA, Aydın. Böyle bir hücum hattını, Avrupa’nın birinci sınıf takımlarını (Barcelona, Real, Liverpool, İnter…) kategori dışında bırakacak olursak, birçok takımda görmek imkânsız. Bu nedenle sırf böyle kaliteli ve bol seçenekli bir hücum hattı değil Turkcell Super lig için, Avrupa liginde de Galatasaray’ı favori durumuna getiriyor. Bu öldürücü saldırı timiyle istediğiniz her dizilişte ve sistemde oynama şansına sahipsiniz. Çağdaş futbolun en popüler sistemi olan 4-3-3 için en uygun ileri üçlü seçeneklerini bünyesinde barındırıyor. Örneğin Keita Baros Kewell, Aydın, Nonda, Arda, Elano, Keita, Arda ve bu oyuncularla yapabileceğiniz onlarca hücum versiyonları Glatasaray’ın elini oldukça güçlendiriyor. Üstelik derbi maçlar dışında maçtaki ihtiyaca göre bu oyunculardan 4 haatta 5’i aynı anda sahada yer alabilir. Bu da Galatasaray’ın özellikle Ali Sami yen’deki birçok maçta en az iki gol atması anlamına gelir. Bu golleri sezonun tamamına yayacak biçimde ortalama bir puana dönüştürecek olursak elimize 2,3 ile 2,5 aralığında değişen bir rakam verir. Puan olarak da 78 ile 85 aralığını ifade eder. Ligimizde bir takımın bu puana ulaşması demek en fazla ikinci bir takımın da bu sayılara ulaşması anlamına gelir. Yani Galatasaray şuan ki görümünü devam ettirebilirse 34. Hafta dahil muhtemelen Fenerbahçe’nin de işin içinde olduğu bir şampiyonluk belirsizliğinde olur.
    Ancak kıskanılacak bir hücum hattına sahip olan Galatasaray’ın sayısal olarak bol alternatifli gibi görünen orta saha, savunma hatta kaleci pozisyonlarında bu kadar rahat olmaması gerektiğini düşünüyorum. Orta sahada Linderot ve Mehmet Topal’ın bitmeyen sakatlıkları ile Barış ve Ayhan’ın Mustafa SARP ile birlikte o yükü uzun süreçte kaldıramayacaklarını öngörüyorum. Nedeni ise bu oyuncuların yetenek olarak orta seviyede olmalarını gösterebilirim. Bu eksiklerini mücadele gücüyle kapatmaya çalışsalar da bu her zaman yeterli olmayacak. Savunmada ise problemler biraz daha fazla görünüyor. Özellikle kanat beklerinin yetersizliği net bir şekilde görünüyor. Uğur ve Hakan BALTA ikisi savunma açısından ortanın üzerinde olmalarına rağmen bir Gökhan GÖNÜL kadar hücumda yer almamaları Galatasaray gibi elit hedeflere sahip bir takım için önemli bir dezavantajdır. Yine zengin görünen göbek kısmında güvenilir ve en az hücum hattındakiler kadar kaliteli bir yabancı stopere ihtiyaç var. Kale için ise erken olmakla birlikte Leo Franco’nun bazı maçlarda Galatasaray’a zor anlar yaşatacağına inanıyorum.
    Özetleyerek bitirecek olursam şunu söylemem mümkün. Galatasaray müthiş olan hücum hattına güvenmeli; ama bunu körü körüne yapmamalıdır. Ligin en önemli favorisidir; ancak orta saha ve savunmaya iki takviye ile mükemmel bir hale gelebilir.
    polatbaris@hotmail.com

  4. Soner Mumcular
    12:42 içinde 19 Ağustos 2009 | #4

    KORNERSARAY

    Baros’un arkasındaki üçlü sabit bölgelerde oynamıyor, yer değiştiriyor. Keita’nın bir özelliği var; bu her zaman iyi sonuç vermez; hep dikine oynamak istiyor, bu oyuncuyu yorar; olası bir top kaybı ve hızlı çıkabilen bir takım bunun cezasını kesebilir: Yattara’nın bir cinsi. Kewell penaltılardaki ustalığıyla “da”, yorgun olmadığı sürece neden hep sahada olması gerektiğini gösterdi. Türkiye’de, penaltı noktasının başına geldiğinde bu kadar güven veren bir ikinci oyuncu yok; hayattayken Feyyaz. Arda, ya hiç şut çalışmıyor, ya da öğrenemiyor, iyi fırsatlar bulduğu halde, çok kötü şutlar attı.

    4-3-3 deniyor ama hatalı; orta sahanın üçüncüsü kim? Maçı seyretmeyen biri Arda der ama maçta olan, Arda’nın “bildiğimiz” 10 numara pozisyonunda oynadığı. Rijkaard, tahtaya 4-3-3 yazmış olabilir ama sahada oynanan 90dk 4-2-4. sistemi değerlendirirken, diziliş ile sınırlamamak gerekir, oyuncuların karakter yapılarını da dikkate almak gerekir: 4 savunma karakterli, 2 orta saha karakterli, 4 forvet karakterli oyuncuyla oynadı GS, isterse 3-5-2 dizilsin, oyuncuların oyun karakterleri oynanan oyunu şekle sokuyor, diziliş teferruat kalıyor, önemsiz değil ama teferruat, esas olan sahadaki baskın oyun anlayışı, oynayanlar da oyuncular olduğuna göre onların anlayışı, yani oyun karakterleri. Rakip, Netanya’nın Türk versiyonu olduğu için dört forvet iyi, skor iyi; ama oyun, rakibin zayıflığına karşın, rakip çözülene kadar kötü. Rakibi çözen de, bu forvetlerin oyun içi etkinliği değil; duran toplar.

    Kornerleri ihmal edelim: dün GS, maçtan en iyi ihtimalle beraberlikle ayrılabilirdi; skor aldatıcı, geçen yıl da GS kazandığı hiçbir maçı tek farklı kazanmamıştı. Keita, galibiyet golünden “sonra” yıldız; “önce” vasat; rakip Denizlispor olduğu halde. Öne geçtikten sonra yıldız olmaya müsait bir oyuncusu vardı GS’nin: Aydın. Geçen yıl, yine GS, yine ligin başında oynanan maçta, yine Denizlispor’u, yine ikinci yarıda bulduğu gollerle, yine 4-1 yenmişti. GS’nin oyunu ile ilgili umutlu olmayı gerektirecek bir durum şimdilik yok.

    Savunmada rotasyon yapılmış; yapılmasaydı da değişen çok şey olmazdı; iki dörtlüden Balta dışında iyi savunmacı çıkmaz. Rijkaard, bunu görmüş olacak ki, oyuncuların hepsini hazır tutma kaygısıyla hareket ediyor; doğru da yapıyor; bu adil bir muamele, mesela, Zan’ın, Güngör’den boy dışında fazlası yok. Balta ise rotasyona girmemeliydi; Volkan Yaman GS’nin oyuncusu değil, rotasyonunda bir ölçüsü olmalı. Seçeneği olanın rotasyonu olur; Balta seçeneksiz, bu, golde de bu anlaşıldı. Bangura’ya karşı çaresiz kaldı: Bangura çalım atmak istese çalım da atabilirdi, istemedi gol pası verdi. Sonuç olarak, Yaman, Bangura’nın istediğini istediği şekilde yapmasına engel olamadı, olamayabilir de, ama bir savunma oyuncusu en azından hücumcunun işini zorlaştırabilmeli.

    Nonda’ya klasik yedek muamelesi yapmak yanlış; Baros çok formda değilse, olduğu da görülmedi, her maç yarım saatten az olmamak kaydıyla Nonda’ya da forma verilmeli, yetenekler arası adalet gözetilmeli.

    Denizlispor mu kötüydü, GS mı iyidi? Sorusunun cevabı, iki takımda bilindik haldeydi olmalı; yani ne Denizli, iki yenilgiyle hoca değiştirmeye kalkmalı, ne GS havaya girmeli. GS için umut verici tek yan duran top etkinliği. Maçın daha başında GS’nin duran toplardan, özellikle kornerlerden ekmek çıkaracağı anlaşılıyordu: iki gol çıktı, hem de maçı kıran goller. Bu iyi; hatta o kadar iyi ki, rakipler çare üretemezse şampiyonluk için bile yeterli olabilir. Daum, böyle Daum oldu.

    Hakem penaltı kararlarında haklıydı; özellikle, pozisyonun üzerinden iki üç saniye geçtikten sonra kararı vermesi derslik. Hakemlerde bir kaygı var:”o anda çaldım çaldım, çalmadım geçmiş olsun.” Bir kaç saniye düşünmeleri ya da yardımcılarıyla diyalog kurma seçenekleri hep göz ardı edilir. Penaltı olduğunun farkında olduğu halde, sırf zamanında! çalmadığı için penaltıyı atlayan, daha sonra maç boyunca penaltısını atladığı takımın kazanması için elinden geleni yapan birçok hakem var. Çoban’ın kendine güveni; kararından önce beklemesi ve yardım aldıktan sonra kararını vermesi önemliydi. Bu maçtaki varlığını, geçen sezonun sonunda vermediği penaltılara borçlu. Maçın 4. Hakemi olan Suat Arslanboğa da verdiği penaltılara. Çoban’ın güveni iyi ama hakemlik bilgisi kısıtlı; “üç metre önünde” Keita topu, bağıra bağıra! “omzumla kontrol ediyorum” diyor, bu, topun sekişinden de kolaylıkla anlaşılabilir; ama Çoban “elle kontrol” kararı veriyor, önü bomboş ve üç metre mesafede olduğu halde, bu, önemsiz görülebilir ama “en başarılısı” buysa diğerleri nasıl sorusu akla geliyor. Burada en zor iş oyuncuların; hakemlerin futbol bilgisi ve kültüründeki eksikliği, saha içinde oyuncuyu sinirlendirir, “boşa koşuyorum” duygusu verir. Allah bizim oyunculara bol sabır versin! Hakemlere de; onların hakemi de Oğuz Sarvan..

  5. Soner Mumcular
    12:44 içinde 19 Ağustos 2009 | #5

    GALATASARAY ANALİZİ-1

    Teşhis tedavinin yarısıdır.. Galatasaray’ın hastalığı nedir? Tedavinin yolu bu sorunun cevabında yatıyor..

    Galatasaray’da Hagi’den önce bir on numara sevdası olduğunu hatırlamıyorum.. Hagi’nin hem Galatasaray’a hem Türkiye’ye attığı kazık bu on numara.. her sene ya tutarsa ya Hagi olursa diye oyuncu transferi yapılıyor.. adamların istatistikleri, sakatlıkları, performansı tamamen devre dışı.. Hagi örneği kaya gibi duruyor.. “berbat performans + berbat sağlık”=”muhteşem uyum!”..

    Elano, Brezilya Milli takımına sık çağırılan bir oyuncu, bu birinci önemli kriter.. kulübünden ayrılışının oyunculuğu ile ilgili bir yetersizlikten kaynaklanmadığı, bunun kulübünün yaptığı yatırımla ilgili olduğu söyleniyor.. M.City gösterişli oyuncu seviyor, Elano’yu bu nedenle istemiyor olabilir, Premier Lig’in diğer kulüpleri de mi gösteriş seviyor?.. bu ikinci önemli kriter.. GS bu oyuncuya büyük bir bonservis ödemeyecek.. oyuncu büyük para almayacak.. bu üçüncü önemli kriter..

    Tottenham, Everton, Porstmouth, vs.. bu kulüplerden herhangi biri oyuncuya talip olsaydı GS oyuncuyu alamazdı.. oyuncuyu yeteri kadar seyretmediğim için oyunculuğu ile ilgili kesin hükümde bulunmak istemem ama seyrettiğim ve söylenenlerden anladığım kadarıyla, “Lincoln’ün sorunsuz olanı”.. geçen sezon, Bülent Korkmaz gelene kadar, Lincoln de sorunsuzdu.. Lincoln transferinden önce Türkiye’de, Lincoln ile ilgili olarak “Alex’in koşanı” ifadesi kullanılmıştı.. bu kabul, GS’ye 14 Milyon Avro’ya mal oldu.. Elano için söylenenler bana bu sözleri hatırlattı: “hem savaşçı hem teknik!”…

    Takımın ihtiyaç analizi doğru yapılmamış.. orta saha oyuncuları Barış, Topal, Ayhan.. Barış ile Ayhan iki yönlü oyuncular.. iki yönlü oyuncu iyidir ama her iki yönlü oyuncu iyi değildir.. büyük takımların öncelikle kaliteli oyunculara ihtiyacı var.. büyük takımın, kalecisi dahil her oyuncusunun zaten iki yönlü olması gerekir.. UEFA Şampiyonu olurken GS, böyle bir takımdı.. o kadro, kaliteli iki yönlülerden oluşuyordu.. Elano transferinin GS’nın futbolunu derinden değiştirecek kadar güçlendirdiğini düşünmek yanlış.. bu oyuncu, Lincoln’den iyi olabilir ama takımın zayıf olduğu değil, zaten güçlü olduğu bölgenin oyuncusu..

    Keita, ihtiyaç duyulan mevkiinin oyuncusu.. ama soru işaretli.. bir önceki yıl, bir orta sıra takımı olan Rennes’de çok başarılı olan, ancak bir yıl sora üst düzey bir takım olan Lyon’da başarılı olamayan bir oyuncu.. büyük takımlarda, beklenti de büyüktür, sorumluluk da.. Keita’nın büyük takımda başarılı olamaması, Keita’nın zihninin, beklenti altında oynamaya uygun olmadığını gösterebilir.. eğer Keita için bu olasılık geçerliyse GS için kötü.. benzer bir durumu, geçtiğimiz yıl Guiza yaşadı.. Mallorca’da çok başarılı olan Guiza, FB de aynı performansı gösteremedi, tek ölçü, beklenti ve yüklenen sorumluluk denirse tahlil eksik kalır ama bu dikkate alınmaya değer bir ölçü.. şu bir gerçek, FB ne zaman iddiasını kaybetti, yani beklentiler ortadan kalktı, Guiza açıldı.. Geçen yıl sağ dışta Arda ya da Kewell oynuyordu ama ikisinden de yeterli verim alınamıyordu.. çünkü ikisi de sol dış oynamaya alışmış oyuncular.. soru işaretli olmasına rağmen Keita en azından mevkisi itibariyle doğru transfer.. Türkiye’nin dışarıdan görünüşü dikkate alındığında, soru işaretsiz oyuncu bulmak zor.. Hagi de soru işaretliydi!..

  6. Soner Mumcular
    12:46 içinde 19 Ağustos 2009 | #6

    GALATASARAY ANALİZİ-2

    Geçen sene Lincoln kulübeye çekilip forvet sayısının azaltılması ve orta sahadaki kalite eksikliğinin giderilmesi için Arda’yı içe çekmek çözüme yönelik bir adım olabilirdi.. bu, yokluğun dayatmasıydı.. bu yokluğu, bu yıl da yaşamamak için kaliteli bir iç oyuncusu alınmalıydı; Elano iyi oyuncu olabilir ama ihtiyacı karşılayacak oyuncu değil.. bu yanılgının kaynağında Hagi arzusu yatıyor.. “Hagi arzusu”, GS’nin tedavisini zorlaştırıyor..

    GS’nin geçen seneye başlarken ki kadrosu ile şu anki kadrosunu kıyaslayalım:

    İtalya Milli takımı kalecilerinden Sanctis, A.Madrid kalecisi Franco.. kağıt üzerinde denge..

    Savunmanın göbeğinde Portekiz Milli takımı savunmacılarından Meira , bu yıl Zan.. kağıt üzerinde ciddi güç kaybı

    Bekler aynı (Sabri, Hakan Balta), orta saha aynı (Barış, Mehmet Topal, Ayhan)..

    Sağ önde Kewell yerine Keita… kağıt üzerinde artı

    Sol önde Arda yerine Kewell … kağıt üzerinde artı

    Merkezde Lincoln yerine Elano.. kağıt üzerinde artı

    Geçen sene takım beşinci oldu.. sezona başlarken: sorunsuz Lincoln.. Kewell.. Arda.. Baros.. Nonda.. hücum hattı güçlüydü.. Bülent Korkmaz gelene kadar, GS kazandığı hiçbir maçı tek farklı kazanmamıştı.. ancak kazandığı maçların sayısı yeterli değildi.. çok forvetlilik ancak bunu sağlayabilir..

    Geçen seneki başarısızlığın altında Milli takımda oynayan bazı oyuncuların Avrupa Şamp. etkisiyle sık sakatlık yaşaması ve Skibbe’nin takımı yeterince iyi çalıştıramaması “da” yatıyor.. ama bunlar esas etkenler değil.. esas etken, orta sahadaki kalite sorunuydu.. iyi forvetlere sahip olmak iyi hücum edilebileceğini göstermez.. bir takımın çok gol yemesi, nasıl o takımın kötü kalecisi olduğu anlamına gelmiyorsa, hücum için de aynı şey geçerlidir..

    GS’nin yaşayabileceği sorunlardan biri de, sistem.. Rijkaard, bismillah 4-3-3 dedi.. bu oyun, orta saha oyuncularına artı sorumluluk yüklüyor, yani GS’nin en zayıf bölgesine!.. bir de dış oyuncularınız tam forvetse, yani dönüşleri az ise bu üçlü çok yüksek oyun zekasına sahip olmalı.. Arda, iyi bir dış oyuncusu ama içte oynuyor olmanın gerektirdiği oyun zekasına sahip değil.. Netanya maçındaki görüntüsü yanıltıcı olur.. ya da ancak bu tarz maçlarda bu şekilde kullanılabilir.. ancak unutulmamalı, rakipler geçen yıl GS’nin üzerine çok kolay geliyorlardı, İsrail deki maçta da bu durumun değişmediği görüldü.. Netanya’nın etkili bir kaç hücum ayağı olsaydı, Arda’yı içte kullanma tercihi yine doğru tercih olmazdı.. Netanya, Honved bizim İ.B.B ‘den bile zayıf takımlar..

  7. Soner Mumcular
    12:48 içinde 19 Ağustos 2009 | #7

    GALATASARAY ANALİZİ-3

    İdeal durumda Arda, dışta verimli olur.. görünen o ki Rijkaard, Arda’yı içte kullanacak.. bir bakıma bu anlaşılabilir.. çünkü sol dışta Kewell gibi bir oyuncu var.. Kewell, Arda’dan daha yetenekli.. 30 metreye hangisi isabetli top atabilir dense Kewell, sağ bekten diagonal bir top geldiğinde gelişine hangisi daha iyi vurur dense Kewell, cepheden kaleye hangi oyuncu daha isabetli vurur dense Kewell.. kaleci öne çıktıysa hangi oyuncu daha iyi aşırtır dense Kewell.. sağ bekin çizgiye inip arka direğe kestiği topa rakibin üzerinden yükselip hangisi daha iyi vurur dense Kewell.. Arda’nın kolay adam eksiltme özelliği Kewell’da da var.. Kewell için tek eksi erken yorulması; bu sorunun Arda’da da olması, Kewell’ı bu bölgede vazgeçilmez yapıyor.. Arda iyi çalışırsa, yaşı gereği 90 dakikayı çıkartabilir.. Kewell yorulup oyundan çıkar Arda da dışa geçer.. eğer Arda, Kewell’in kulübede oturmasına neden olursa, bu GS’yi zayıflatır.. eğer Arda Kewell ile birlikte oynarsa bu GS’yi daha da zayıflatır..

    Arda’ya yer bulma kaygısının GS için tehlikeli olduğunu düşünüyorum.. geçen sezonun başında BJK’de Bobo, GS’de de Lincoln fazlalıktı.. bu oyuncuların yokluğu yeni transfer etkisi yapabilirdi.. bu yıl da Arda’nın ve olası bir 4-3-3 ısrarının fazlalık olacağını düşünüyorum.. Baros’un arkasında Kewell, Elano, Keita.. bu oyuncuların arkasında Barış, Topal, Ayhan üçlüsünden ikisi GS’yi dengeli kılabilir.. ancak bu da GS’yi geçen seneden çok güçlü yapmaz.. geçen senenin başında Skibbe; Nonda, Baros, Lincoln, Arda, Kewell’ı bir arada oynatıyor, taraftar da böyle bir takım nasıl olur da her maçını faklı kazanamaz diye şaşırıyordu.. iyi bir takımda en fazla üç forvet oynar(santrafor dahil).. Topal’ın iki tarafında Elano ve Arda, onların önünde de Keita, Kewell, Baros gibi bir diziliş, GS savunmasının üzerine binen yükü katlar ve geçen yıl ki sorun derinleştirilmiş olur.. bu oyunu tek şartla oynayabilirsiniz.. bu forvetleriniz o kadar kaliteli olacak ki topu rakibe vermeyeceksiniz.. verdiğinizde de rakip yorgunluktan o topu kullanacak güce sahip olamayacak..

    Dünyanın en iyi kulüp takımı Barcelona, en iyi milli takımı İspanya.. iki takımın ortak noktası Iniesta ve Xavi.. bu oyuncuların oynadığı takım, topu rakibe vermiyor.. bu oyuncular forvet değil, orta saha.. biz de ise iyi orta saha oyuncusu olmanın ölçüsü “koşmak”, teknik! oyuncu olmanın ölçüsü “çalım atmak”.. topu doğru ve etkili kullanmak, hızlı düşünmek, hem hücumda hem savunmada takımına zaman kazandırmak, rakibi yormak.. bunları yapmak için “zeka”ya ihtiyaç var.. bu zeka, IQ ile ilişkili değil.. IQ’su yüksek biri, aptal değildir ama futbolda olabilir.. hamle/pas zamanlamasında, pozisyon bilgisinde, rakibin hamlesini öngörmede, hızlı düşünmede başarılı olmak başka bir yeti.. yetenek, gayret veya IQ bunun için yeterli değil..

    Rijkaard’ın oyunu ön bölgede oynama idealini dikkate alırsak savunmaya mutlaka takviye yapılmalı.. savunma bilen bir sağ bek ve savunma bilen en az bir stoper.. Hakan Balta dışında Avrupa ölçeğinde etkili futbol oynayacak bir takımın savunmasında yer alabilecek bir savunmacısı yok.. Servet’i büyütüyoruz.. ikili mücadelelerde kuvvetiyle yararlı oluyor ama bunu iyi savunmacı olmanın ölçüsü sandığı için böyle sanan seyircinin de gazına gelip üç kişi arasından çıkmaya çalıştığı oluyor.. ama kendinden kısa Nobre’ye kafa vurduruyor.. kuvvetine, dolayısıyla savunma bilgisine! aşırı güvenen Servet, geçtiğimiz sezon Ali Sami Yen’deki maçta, kendine çok güvenip Holosko’ya omuz atmak istedi, yeri öptü!.. Cüneyt Çakır derin! futbol bilgisini konuşturarak Servet lehine faul çaldı.. suni güven GS’ye bir gole mal oluyordu, hem de derbide.. Servet durumun farkında olduğu için pozisyonda hakeme dönüp bakmamıştı bile!.. Kharkiv maçında, bu suni güven duygusuyla GS’ye bedel ödetti, son adam olduğu pozisyonda rakibe çalım atmaya kalktı ve hediye etmiş olduğu pozisyon golle sonuçlandı.. yani sorun sadece Servet’in, Rijkaard’ın oyununun parçası olamayacağı değil, bireysel hatası da çok olan bir oyuncu olması.. Servet için geçerli olan eksiler, birkaç misliyle Zan’da da mevcut.. idealistlikte bir yere kadar, Rijkaard bu oyuncuların yer aldığı bir savunmaya güvenip önde oynamaya çalışırsa, GS için bu sezon da hayal kırıklığı olur.. eğer öndeki oyuncular, Baros değil İbrahimovic, Kewell değil Robben, Elano değil Kaka, Keita değil de Messi olsaydı, bu savunmacılarla, daha doğrusu savunma hattında duran! bu oyuncularla başarı gelir mi? diye tartışılabilirdi.. görüşüm: yine gelmezdi.. en azından ciddi bir başarı gelmezdi.. hepsi iyi forvet.. ama hep et yenmez, arada sebze de lazım.. yoksa kabız yapar.. kadro yapısı ve idealist hocası bir arada düşünülünce, GS’nin kabız olmaya! elverişli bir takım olduğu görülüyor.. hastalığın kaynağına yönelik hamle yapılmadığı görülüyor..

  8. Soner Mumcular
    12:49 içinde 19 Ağustos 2009 | #8

    GALATASARAY ANALİZİ-4

    *En uygun örnek: Real Madrid.. kulübü yönetenler, “ne kadar forvet, o kadar başarı” anlayışından hareket ediyor.. Kaka, Ronaldo, Bayern Munich razı olmuş olsa Ribery.. Zidane çok iyi futbolcuydu ama bu yetmiyor.. Türkiye’de Zico’nun futbolu “bilmediği” söylendiğinde, Zico’nun futbolculuğu dikkate alınarak, buna anlam verilemiyordu.. Zidane örneği bunun daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.. “iyi” futbol oynamak ile futbolu “iyi” bilmek birbirinden apayrı.. beyninin “yetenek bölümü” gelişmiş olan biri, iyi futbolcu olur; beyninin “düşünme ve kavrama” ile ilgili bölümü gelişmiş biri ise; iyi antrenör, iyi yönetici ya da iyi yorumcu olur.. Türkiye’de antrenörlük kurslarına katılmak için 5 yıl lisanslı futbol oynamış olma zorunluluğu olması, bu gerçeğin bilincinde olunmadığını gösteriyor.

    GS, Tobol karşısında öne geçemedi, öne geçseydi o maçta da farklı bir skor olurdu, Netanya maçındaki GS, Tobol maçındaki GS den çok farklı bir GS değildi.. bu tip zayıf takımların tek planı vardır: oyunu da rakibi de “tutmak”.. bu takımlar “oyun geliştiremez”.. en iyi ihtimalle “tutar”.. tutamayıp geriye düşerlerse de işleri biter.. GS gibi kaliteli forvetleri olan takımlar da cezayı keser..

    Orta sahadaki kalite eksikliğini aynen sürdüğü dikkate alındığında forvetlerin kalitesinin yükseltilmiş olmasının takıma derin bir katkısı olmayacaktır.. savunmanın zayıfladığı da kesin.. kadronun yapısına uymayan bu sistemde ısrar edilmesi GS’yi başarısız kılar.. Aziz Yıldırım’ın Daum tercihi de bu korkudan doğdu.. isimli, idealist biri, sonuçtan çok oynatmak istediğinin peşindedir.. Daum gibi biri ise sonuç almanın.. Rijkaard’ın idealistliği ve sistemindeki olası ısrarı kötü sonuçlar doğurabilir..

    Arda ile Kewell’dan, Keita ile Elano’dan biri oynar, orta sahaya bu oyunu bilen iki oyuncu alınırsa 4-3-3 sorun yaratmaz.. ama bunun mümkün olmadığı açık.. Rijkaard için çıkış, Arda’yı Kewell yorulduğunda kullanmak(yani kulübede oturtmak) ve 4-3-3 de ısrar etmemek.. bu noktada Aziz Yıldırım bir can simidi olabilirdi.. Arda’nın iyi oyuncu olduğu su götürmez ancak sanıldığı kadar yüksek potansiyele sahip bir oyuncu değil, kolay adam eksiltebiliyor, iki ayağını da kullanabiliyor, iyi orta yapıyor ama yavaş, şutu zayıf.. top ayağına yakıştığı için gözümüzde büyütüyoruz.. yavaş ve şutu zayıf birine hiçbir Avrupa kulübü büyük paralar vermez, vermiş bulunursa da helal etmez!.. bunca yıldır oynuyor, Romanya ile oynanan hazırlık maçında attığı bir şutun dışında etkili bir şutunu hatırlamıyorum.. eğer açık kapı bırakılsaydı Yıldırım, “Topuz zaferinin” gazıyla Arda için GS’ye, en bonkör Avrupa takımının vereceğinin üç misli parayı verebilirdi.. hatta Gökhan Gönül’ü bile parayla beraber verebileceğini söylediği yazıldı.. 15 Milyon Avrodan kapıyı açan Yıldırım’a, 25 Milyon Avro+ Gönül+ (yedek)Kazım+(yedek)Wederson teklifi yapılabilirdi.. yedek Kazım ve Wederson’u gözü kapalı verirdi.. Gönül ile ilgili sözleri de doğruysa ve ben Yıldırım’ı biraz tanıyorsam; geçen yılki hezimeti unutturmak ve ezeli rakibinin yıldızını almış olabilmek için bu teklife balıklama atlardı.. “Yıldırım zihniyeti” için bu on şampiyonluktan önemli.. Arda da eğer GS’li ise bu transferi kabul ederdi.. GS, Keita’ya da tonla para vermek zorunda kalmazdı.. Kazım o bölgenin oyuncusu, en azından geçen yılki “sağ açık” Kewell’dan kötü olmazdı.. mevkisinde “güvenilen” , “as” oyuncu muamelesi görecek olması da verimini artırırdı.. GS’ın kasasına 33 Milyon Avro girmiş olur, bu parayla Rijkaard, iki çok kaliteli 4-3-3 orta sahası getirebilir, bu da GS’yi uçururdu.. ezeli rakip FB ise, bu transferden GS’nin yarısı kadar bile güçlenmeden çıkmış olurdu.. liderlik, hem bilgi hem cesaret ister.. GS’nin lideri veya kurmayları doğru tespiti yapabilseydi, taraftarların ve “camianın büyüklerinin” ne düşüneceğini esas almadan karar verecek cesarete sahip olsalardı, GS uçardı.. mutlaka eleştiri olurdu ama saha içi zaferleri Arda’yı unuttururdu.. saha içi zaferler için kulüpler isimlerini değiştirmeyi göze alıyor.. Aziz Yıldırım da maçların oynanmadığı, liglerin tatil olduğu dönemde mutlu olurdu: “ Ben, Arda’yı aldım! ”

    Nonda sakat değilse onu elden çıkartmaya çalışmak yanlış.. iyi oyuncu.. futbolu biliyor.. yavaş ama takımın adı GS.. yedeği olacak olan oyuncunun adı Baros.. bir Türk takımına, yedek oyuncu olarak Nonda’yı beğenmeyen adama gülerler.. Rijkaard da saf, sanıyor ki yönetim Nonda’dan iyisini getirebilir.. zihnindeki “Barca etkisi” sürüyor..

    Yöneticilerin şunu öğrenmesi gerekiyor: transfer edilen bir oyuncu, havaalanında bilmem kaç bin kişi tarafından karşılanınca kulübe olan saygısı artmıyor.. aksine geldiği ülkenin futbolu ile ilgili de, kendiyle ilgili de çarpık sonuçlara varıyor.. bu, bir ayrıntı değil.. Higuain gibi vasat bir oyuncu, böyle bir karşılama sonrası “İstanbul’un Maradona’sı” olacağını söylemişti.. oyuncunun böyle düşünmesine neden olan “algı”, onun saha içi performansını doğrudan etkiler.. Lincoln oynadığı her maçta sağa bakıp sola pas veriyordu, bu sırada da maç 5-0 değildi.. çalıştığı ortama saygı duyanın verimiyle, çalıştığı ortamı, insanı küçük görenin verimi aynı olmaz.. büyük liglerde çürüğe çıkmış adamlar burada kral muamelesi görüyor, yaptığın sözleşmeden, havaalanındaki karşılamaya kadar her şeyinle adama teslimsen nasıl saygı beklersin?.. saygı olmayınca verim de olmuyor.. talibi olmayana “çürük” denir.. Premier liginin çürüğü, burada “hem savaşçı hem teknik” oluyor.. Kaka bile hem savaşçı hem teknik değil!.. adamlardan verim almak istiyorsan önce kendine saygı duyacaksın ki o da sana saygı duysun..

  9. Akın Akgün
    14:35 içinde 19 Ağustos 2009 | #9

    Bu sene görülüyor ki,3 büyük ile Anadolu arasında büyük bir kopukluk olacak.3 büyüklerin sıralaması da kendi aralarında oynadıkları maçların yanısıra Anadolu nun dişli takımlarıyla deplasmanda yapacakları maçlar belirleyecektir.

    Peki hangi takımlar dişli olacak bu sene?Şuan ki performanslara göre karar vermek belki zor ama olası zor deplasmanlar;Gaziantep,Eskişehir,Bursa,Kayseri,Trabzon ve belki Sivas(şuan ki görüntüsüyle değil) olarak tahmin edebiliyoruz.3 büyüklerin bunların dışında ki Anadolu deplasmanlarında kolay puan kaybedeceklerini sanmıyorum.İç saha maçlarında ise kaybedecekleri her puan ekstra kayıp olarak gözükecektir.İç sahada ve kolay deplasmanlarda kaybedilen her puan şampiyonluk için cepten yenecek puandır,bunu en az yapan takım sezonu önde bitirir.

    Oynanan maçlara baktığımızda ilk hafta Fenerbahçe,Denizli deplasmanında kazaya uğramadı,Galatasaray ise zor deplasman diye düşündüğümüz Gaziantep deplasmanını rahat aştı.Beşiktaş ise kolay deplasman diye düşündüğümüz İBB e 2 puan kaybetti.

    2.Hafta da ise 3 büyükler kolay diye düşündüğümüz iç saha maçlarını kazandı.Sıralama konusunda yorum yapmak için çok erken ama Beşiktaş alması gereken maçta kaybettiği puan yüzünden biraz geri planda gözüküyor.Galatasaray da zor deplasmanını 3 puanla bitirdi zor deplasman adedini azalttı.Fenerbahçe de alması gerekenleri aldı.

  10. Yunus Emre Okyay
    16:24 içinde 19 Ağustos 2009 | #10

    Öyle Gözüküyor
    Galatasaray son 2 sezondur iddialı ve kaliteli kadrolar kuruyor geçen sene de çok rahat bu ligi süpürebilecek bir kadro kuruldu ve de başına Skibbe getirildi ee ne de olsa Galatasaray’a 5 atan takımın hocasıydı.Geçen sezon teknik kadro çok zayıftı buna sürekli gelen sakatlıklarda eklenince Galatasaray ligi 5.sırada bitirdi bu yapılan onca harcama için fiyaskoydu.

    Gelelim bu sezona yine flaş transferlerle sezona başlandı özellikle Rıjkaard ve ekibinin transferi mükemmel ve çok doğru bir karardı çünkü Rıjkaard hem başarılı,hem genç hem de kendini yeniden ispatlama içerisinde olan Avrupa’nın elit antrenörleri arasında ve arkasında Neeskens gibi biri var.Rıjkaardın gelmesiyle yıllardır Avrupa’da seyrettiğimiz 4-3-3 sistemi yani Total futbol anlayışı Florya dan içeri girdi ve yönetim bu felsefeye dayalı çok yerinde ve yıldız oyuncu transferleri yaptı.Kadro olarak şuanda Türkiyenin en geniş ve alternatifli kadrosuna sahip olduğu herkes tarafından aşikar önemli olan bu alternatifli kadroyu iyi bir rotasyon içerisinde değerlendirmek ve bunu Rıjkaard en iyi yapabilecek antrenörlerin başında geliyor.

    Galatasaray sezonu erken açtı bunu avantaja çevirdiğini şuana kadar söyliyebiliriz.Hazırlık dönemini çok iyi geçirdikleri hücumdaki organizasyonlardan kendini belli ediyor.Özellikle eskiden duran top kazanıldığında Galatasaray seyircisi olarak çeşitli ihtiyaçlar karşılanırdı ister ekran başında ister stad da olun bu fark etmiyor.Şimdi ise her maç 10 korner ve çok sayıda duran top kazanılıyor -bunun sebebi tabi ki çok istekli hücum yapmak- ve taraftar olarak hop oturup hop kalkıyoruz bu Galatasarayın uzun zamandır gerçekleştiremediği bir olaydı ve bu sezon duran toptan en çok gol kazanacak takım olacağından şüphem yok bunda Türkiye’nin en uzun 2 stoperine sahip olmamızın da etkisi kuşkusuz büyük.

    Savunma ve hücum arasındaki balance iyi ayarlandığında bu takımın çok daha iyi işler yapacağı gözüküyor çünkü 2 lig maçında 3 gol yemek ve bunu göz ardı etmek kandırmaca olur ve bu sistemde özellikle savunmada kordinasyon önemli olduğundan biraz zaman gerekebilir.Hücum kısmında ise zaten Türkiyenin öde oynayan en iyi oyuncularına sahip bir takım bu sayede gol rekoru bile kırabilir.Ama şuan da herhalde taraftar olarak aklımızda şampiyonlukdan çok 10.hafta yatıyor he 10 Galatasaray’lıdan 9unun görüşü böyledir şimdiden sabretmek zorlanıyor.Ve öyle gözüküyor ki bu sene 3 kulvarda da başarı gelebilir en az 2 kupayla bitecektir bu sezon ve Kadıköy’deki bir fenerbahçe galibiyeti bunun üstüne kaymağı olur.

Yazı Sayfaları
1 2 3 ... 5
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.