Ana Sayfa > Ercan Taner > Ercan Taner: Yanal’a sabredilmeliydi

Ercan Taner: Yanal’a sabredilmeliydi

ercantaner“Bu sezon Trabzonspor, Ersun Yanal’la çok iyi bir çizgi yakaladı. Belki şampiyonluk gelmeyecek ama eldeki kadroyla gelinen yer kötü değil. Yanal’a sabretmek gerekiyordu. Gitmesi yazık oldu”

Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.

Ercan Taner

  1. Sinan Pamuk
    01:44 içinde 30 Nisan 2009 | #1

    Ersun YANAL, takımının lideri olamamıştır.

    Trabzonspor en son şampiyonluğunu 1983-84 sezonunda aldığı için ben de genç nesildeki birçok Trabzonspor taraftarı gibi henüz takımımın şampiyonluğunu göremedim. Ama bu durum ne içimdeki Trabzonspor sevgisini ne de şampiyonluğa olan inancımı azaltmadı. Özellikle Ersun Yanal’ın sözleşme imzalamasıyla bu heyecan dozunu iyice arttırdı, çünkü ülkenin en yetenekli birkaç hocasından biri bizi çalıştıracaktı ve bu son yıllardaki en iyi seçim gibi gözüküyordu. İlk yıl gelen başarısızlığı ben de kadro yetersizliğine bağladım. Uefa kupasına bile katılamamış bir pozisyondaydık ama yeni yönetimin oluşturduğu güzel tablo sayesinde sezona herkes mutlu başladı. Yönetim hedef olarak Avrupa Kupalar’ını koydu ve gelinen noktada da bu hedef tutturulacak gibi duruyor. Peki Ersun Yanal neden gönderildi? Gerçekten Yanal’a sabredilmeli miydi ? İşte bu noktada ben Ersun Hoca’nın Trabzonspora liderlik yapamadığını, şampiyonluk yarışında takımının önünde bayrağı taşıyamadığını düşünüyorum.

    Trabzonsporla ilgili görüş bildiren bir çok kişi takımın kadrosunun kısıtlı olduğu için Hocanın mecburen sezonu 13-14 kişiyle götürdüğünü düşünüyor. Sivassporun şampiyonluk yarışı yaptığı bir ortamda ben bu görüşü savunanlara kesinlikle katılmıyorum. Bu sezonki oluşan ortamda bu kadro kesinlikle şampiyon olabilecek bir kadroydu.

    Peki Ersun Hoca ne yapmalıydı? Neden takımına lider olamamıştır? Bu konuda ben hocanın eleştirilmekten korktuğunu, sorumluluk alamadığını, yeri geldiği zaman kazanan kadronunda bozulabileceği gerçeğini görmezden geldiği için bu sezonunda daha önceki 25 yılda olduğu gibi uçup gittiği görüşündeyim.

    Son oynanan Sivas maçından başlayarak bazı tespitler sunmak istiyorum. Sivasspor maçından önceki hafta Gençlerbirliği karşısında iyi oynayan ve galip gelen kadrodan birçok hoca değişikliğe gitmezdi ve Ersun Hoca da öyle yaptı. Fakat ben biliyorum ki eğer maça Serkan yerine Tayfun, Alanzinho yerinede Umut’la başlasak çok daha mücadeleci bir takım ortaya çıkacaktı. Çünkü Sivas’ın fizik kalitesi bunu gerektiriyordu. Ama yanlış tercih yapıldığı daha 20. dakikada belli olmasına rağmen artık çok geçti. Zaten iş bunu önceden tespit edip rakibe göre kadro çıkartabilmekteydi.

    Bir başka nokta ise hocanın kadro rotasyonunu yapamamasıydı. Yakından takip eden izleyiciler hatırlayacaktır, ilk yarı deplasmandaki Gençlerbiliği maçı öncesi ısınırken sakatlanan Selçuk’un yerine maça başlayan Ceyhun maçı çok iyi oynamasının yanında birde golün asistini yaparak ilerleyen haftalarda tekrar kulübedeki yerini sağlama almıştı! Yattara’nın, Katara transferi döneminde şans bulan Isaac, Konya deplasmanında iki gol atıp galibiyeti getirmiş ama O da kulübeye dönmekten kendini kurtaramamıştı. Bir başka görev adamı Giray ise ne zaman ihtiyaç olsa sahaya çıkıp görevini fazlasıyla yerine getirmiş hatta gol bile atmıştır, fakat O da gerekli şansı bulamamıştır. En son birde takımın genç 61 numarası Barış Memiş var, oda içerdeki Eskişehir maçında oyuna girmiş, galibiyet golünün asistini yapmış daha sonra kulübeye demir atmıştır. Eğer bu örnekler olmasaydı ben kadro yetersizliğinden bahsedebilirdim ama malesef Ersun Yanal uzun maratondaki başarısızlığının tesadüf olmadığını kanıtlamıştır.

    Son söz olarak bu sene bizi Mustafa Denizli çalıştırıyor olsaydı biz son haftaya kadar bu yarışın içinde olurduk. Yinede ben Ersun YANAL’a yaptığı çalışmalardan dolayı sonsuz teşekkür ediyorum. Ben onun çok daha büyük işler çıkartabileceğine inanmıştım, beni hayal kırıklığına uğrattı. İnşallah kendini yenileyip çok daha büyük, lider bir hoca olmayı başarabilir…

  2. Ruhfen Kavasoğlu
    13:08 içinde 01 Mayıs 2009 | #2

    BİNDİĞİMİZ DALLARI KESMEK
    Sayın Ercan Taner’in düşüncesine katılıyorum. Sadece Ersun Yanal’a sabredilmesi gerekmiyor diğer hocalarımıza da sabredilmeli. Öncelikle Avrupa’ya sonra da dünyaya değerli futbolcular satmaya başladık ama bunu Teknik Direktör düzeyine çıkaramadık henüz. Bunun da nedeni hep “Bindiğimiz Dalları Kesmek” ten kaynaklanıyor. Tahmin ettiğiniz gibi bu dallar Bizim Teknik Direktörlerimiz’ dirler.
    Hep en iyi, en güzel, en oturaklı ve en veciz atasözlerini söylemişiz tarihler boyunca. Ama iş bunlardan ders alma konusuna gelince hep işin kolayına kaçmış genelde de tersini yapmışızdır. Ben 61 kuşağıyım. Aklımda kalan en uzun süreli teknik direktörlük yapan kişi / yıl süresince Beşiktaş’ ta görev yapan Gordon Milne’ dir. Ama ne yazıkki o da yabancı biriydi. Sonrasında da bu kadar süreyle görev yapanı hatırlamıyorum. Yabancı onluca kanun önünde hakkını savunabiliyorlar ve bizimkilerin boyunları kıldan ince hale geliveriyor karşılarında.(Bknz. Del Boske olayı BJK) Ama bizden bir Teknik direktörü anında görüntü kapı önüne koymak çok kolay geliyor idare yoksunu “idarecilere” Sonra da istikrar arıyoruz. Ne ekiyoruz ki ne biçeceğiz? Onu al bugün, olmadı yolla yarın. Hem de “biz hocamızın her zaman arkasındayız” klişesini o kapıdan çıkıp gidene kadar tekrar ederek…
    İdare etmeyi bilmeyen “idare yoksunu yöneticiler” taraftarın gözünü boyamak için al-ver, ya da gönder-getir oyunlarını sahneleyerek kendi paçalarını kurtarma senaryolarını oynaya oynaya , taraftarlarda da taraftarlık özelliklerini bırakmadılar. Bir tüketim modasıdır aldı başını gidiyor. Peygamberimizin dediği gibi “işi ehline verin” sözüne inat parası olan yöneticilik yapmaya ve bu sayede de kendi cebine fayda sağlamaya devam etmesi bu günkü yaşadığımız dramların alt yapılarını o zamanlardan hazırlamıştır. Geleceğin aydınlık olması için her şeyde olduğu gibi İstikrar da “İnat” etmelidir. İngiltere’ de Alex Ferguson 20 küsur yılını geçti bir takımda görev yapalı. Yani 20 yolda ne kadar şampiyonluk almış bir bakın. Her yıl şampiyon olmadı tabi ki…Ama hep üst düzey bir seviyede kaldılar. Pazarlamaları dünyada yok sattırdı malzemelerini. Stadları her zaman doldu seyircilerle.
    Demek ki her şey şampiyonluk değilmiş. Bunu ben görebiliyorsam bu “idare yoksunu” idareciler görmüyor mu? Kaldı ki “Ferguson” hep aynı başkanla da çalışmadı. Kimler geldi geçti ama o yerini korudu, klübüne de kazandırdı kendi de kazandı. Onun sayesinde de İngiltere takımları Avrupa kupalarına daha çok takımla katılma hakkı kazandılar ülke puanları yüksek olduğu için. Bu az bir şey mi? Bizim Galatasaray’ ımız bile bir kupa alınca ertesi sene ilk iki takımımızla elemesiz kupalara katılan takımlarımızın sayısı artmıştı. Bundan daha büyük fırsat olur mu Avrupa pazarında hem futbolunun, hem de futbolcularının reklamı ve pazarlanması için? Ama dedim ya bindiğimiz dalları kestiğimizi hep ağaçtan aşağı düşünce anlıyoruz. Yine de düşe düşe aklımız başımıza gelmiyor ne hikmetse!!! Yani hangi olay olmalı ki değişim rüzgarının başlaması için? Birileri bu işlere dur diyecekse şimdiden Ersun Yanal’ la Trabzonspor klübü bu işin öncüsü olsun bari. Bu nedenle Ersun Yanal’ da ısrar edilmeli. Bu zaman kadar bir çok Teknik direktör geldi geçti de ne oldu? En son Trabzonspor’ un kazandığı şampiyonluğun hangi yılda olduğunu kaç kişi hatırlıyor aranızda? O yıllardaki istikrarın yarısı bile gösterilecek olsa bugün bir çok yol katedilir. Taraftarın baskısından korkmayın,.İçlerinde “sabırsız ve fanatik körler” olsa da mantıklı kesim her zaman çoğunluktadır. Bu bütün takımlarımız için geçerlidir. Sormama bile gerek yok ama yazayım: hangi klübün taraftarı takımını her sene Avrupa kupalarında görmek istemez? Kupa almasalar da en azından çeyrek ya da yarı finalde olmayı kim istemez? İstemeyecek yoktur doğal olarak. Ama bunun yolu her yıl da bir sefer, yada yarı sezonda bir teknik direktör değiştirmek değildir. Hele ki Aragones gerçeği ortada dururken. Ersun Yanal da Aragones’ in lig sıralamasında üstünde duruyor. Eğer Trabzonspor klübü Ersun Yanal’ ı gönderirse, öncelikle hata sonra da ayıp etmiş olur. Şunu yinede hatırlatayım ki “her tekamül , çekilen bir çilenin ya da sıkıntının sonucunda gerçekleşir” Hayatlarımız da aynı böyle değil mi zaten? Her acı veya sıkıntılı olayı yaşadığımızdan sonra daha tecrübeli, daha dayanıklı ve daha başarılı hissetmiyor muyuz kendimizi? “Taraftar küsermiş, basın üstümüze gelirmiş” demeden ısrarla başarılı olmanın anahtarı olan İstikrarı oluşturmalıyız. Bu yalnızca Trabzonspor için değil, Mustafa Denizli, Bülent Uygun, Bülent Korkmaz, Şifo Mehmet, Aykut Kocaman ve diğer yerli teknik direktörlerimiz için de geçerli olmalıdır. Yanlış ta ısrar olmaz ama Başarılı olmak için ısrar etmekte fayda vardır. Ne demiş bir ata sözümüz: Zor, Oyunu Bozar!!!
    Ülkemizdeki cevherlerimizi ortaya çıkaralım. Bir sezonu belki de iki sezonu şampiyon olmadan geçirelim ama sonunda gelinen seviyeden aşağısını kabul etmeden ısrarla çıtamızı yüksek tutalım. Bu sayede o kadar çok şey olumlu olarak değişecek ki, çoğumuz rüyasını görmeyi bile tahmin edemeyecek. Hadi Trabzon’ un inançlı ve inatçı İdarecileri bunu siz başlatın. Bunu ben bir Beşiktaş Taraftarı olarak istiyorum sizden. Aynı dileklerim kendi klübüm ve Mustafa Denizli için de geçerli tabiî ki.

  3. 16:16 içinde 02 Mayıs 2009 | #3

    Sezonun ikinci yarısı başladığından beri sürekli Ersun hoca gidecek, gitti, istifa etti kabul edilmedi gibi haberlerle şenlenen spor basınımız bu sefer manşeti kesinleştirebilir. Ersun Yanal istifa etti. Ligde Trabzonspor’u bir türlü istenilen yere getiremediği savunuldu ve sonunda gitti ya da gitmek zorunda bırakıldı.

    Sezona Trabzonspor çok fazla oyuncu transferi ile başladı. Bu oyuncuların hocanın sistemine entegre edilmesi, hocanın istediği oyun planını uygulaması için elbette zamana ihtiyaç vardı. Buna rağmen Trabzonspor beklenenden iyi bir uyum ve puanlar alınca zirveye de yerleşti. İşte sorun tam o noktada başladı. Trabzonspor yönetimi tozlu rafların arasında şampiyonluk fotoğraflarını çıkarmaya başladı. Sezon başı önümüzdeki sezonlarda sürekli başa güreşecek bir takım kurmak için uğraşıyoruz söyleminden bu takım nasıl şampiyon olamaz ya! haykırışlarına kadar geldik.Takım 15 gün yatsa bu kadar kötü oynamaz, takım niye kötü bana değil hocaya sorun nidalarını dinlemekten esas soruyu sormayı bir türlü akıllarına getiremeyen yöneticilerle haşır neşir olmaya başladık. Trabzon neden şampiyon olamazın cevabı da kendileriydi aslında. Sağlam giden takımı bozma, işleyen çarklara çomak sokma yarışı başladı Trabzon’da.

    61. dakika organizasyonlarından, yerel basın baskısına bir de yönetimin müthiş futbol bilgisi de dahil olunca, şampiyonluğa oynayan ama evinde maç kazanamayan, forvetleri her kaçırdıkları pozisyon sonrası biraz daha ürkek vuruşlar sergilemek zorunda kalan Trabzon’a, kısacası kaosa doğru,emin adımlarla giden bir takıma kavuştu Trabzonlular.

    Fenerbahçe’ye kaybettikleri o meşhur maçtan beri bir türlü travmatik durumlarını çözemediler.Her galibiyet serisinin onları şampiyon yapamayacağını ve en ufak bir tökezlemede tüm gemilerin yakılmaması gerektiği bir türlü kabullenmediler.Trabzon eski şampiyonlukları gibi üst üste şampiyonluklar kazanma ihtimalinden çok uzaklarda. İstanbul’un ekonomik olarak çok gerisindeler ve bu dengesizliği ancak istikrar ile aşabilirlerdi ama bunu da uygulayamadılar. Ersun Yanal onlar için bir fırsattı kullanamadılar. Üstelik Az Alkmaar’ı Hollanda şampiyonu yapan Van Gaal’i yeni sezonda takıma getirebileceklerini düşünecek kadar dünya futbolundan kopmuş durumdalar. Birileri Trabzonspor yönetimine Van Gaal’in Şampiyonlar Ligi planları yapmakla meşgul olduğunu Trabzon’a da başarının ancak sabırla geleceğini söylemeli…..

  4. Ömer Sağlam
    13:30 içinde 04 Haziran 2009 | #4

    Ersun Yanal benim Türkiye ‘de beğendiğim teknik adamlardan biri ve onun ismi Trabzonsporla anıldığında ve anlaşma sağlandığında çok heyecanlandım ve çok mutlu oldum gerçekten çalışma yöntemleri,futbol anlayışı ve idman tekniklerini çok beğeniyorum.
    Ersun Yanal’ın elinde çok iyi bir fırsat vardı kabul edelimki özellikle ülkemizde göreve gelen teknik direktörlerin çoğu tamamiyle kendis seçtiği futbolcularla çalışma olanağı bulamıyor.Sezon başında yönetimimiz Ersun Yanal’a güvendi ve istediği bütün transferleri gerçekleştirdi.Takımda alıcaka bütün oyuncuları Yanal seçti.Ve güzel bir kamp döneminden sonra hazırlık maçlarına çıktı takımımız fakat oynadığı karşılaşmalarda istediği sonuçları alamadı fakat oynanan oyun ilerisi için umut vericiydi bu yüzden herkes Ersun Yanal’a desteğini sürdürdü.Lig başladığında Ersun hocaya güvenenler haklı çıktı ve ligin en iyi futbol oynayan takımları arasında gösterilmeye başladı takımımız.Yeni kurulan bir takımın böylesine övgü dolu sözlere layık olması çok güzeldi.Ligin ilk yarısının ortasında kötü bir dönem geçirildi ve hemen Ersun hocanın takımları sezon boyu bir istikrar sağlayamıyor haftalar ilerledikçe kötü sonuçlar alınıyor söylentileri çıkmaya başladı bende dahil bir çok sporsever acaba yine mi aynı senarya olacak diye düşünmeye başladı fakat böyle olmadı birkaç maçtan sonra takım toparlandı ve iyi sonuçlar almaya devam etti.Bu sırada Fortis Türkiye kupasında grupta kötü sonuçlar alındı ve büyük ölçüde şansımızı yitirdik.
    Ligin ikinci yarısında inişli çıkışlı bir grafik sergiledik ve ligin ilk yarısında oynadıgımız güzel futbolu arar olduk.Benim ve bir çok kişinin aklına takılan şeyde neden formsuz oyuncuları yedek bekleyen oyuncularla değiştirmediği…Sistemi değiştirdi ama sistem yine aynı oyuncularla değişince beklenen etkiyi yine gösteremedi halbuki ligin ilk yarısında şans verildiği zaman bunları iyi değerlendiren bir yedek kulübesine sahiptik.Formsuz oyuncularda ısrar etmesi,büyük maçları kazanamaması,gerekli değişiklikleri yapamaması Ersun Yanal’ın ipini çekti ve bence kaybedilen 3-0 lık Sivas maçı skorundan çok oynanan arzusuz isteksiz oyun yüzünden Ersun Yanal’ın sonuydu.Takımı yeterince motive edememiş gerekli değişiklikleri yapamamış ve kendi sonunu hazırlamıştı.Bu hamleleri yapamamasını hayretle izledim inanamadım.
    Ersun hocanın yerine gelen Ahmet Özen’in yaptığı tek şey rotasyon yapıp formsuz futbolcuları dinlendirmekti ve bunun sonucunda sezon boyunca yakalayamadığımız 4 maçlık bir galibiyet serisi yakaladık.
    Trabzonspor büyük bir camia ve maalesef bu tür başarısız sonuçlara kimsenin tahammülü yok.Ersun Yanal bunları düşünemeyerek veya uygulamayarak kendi ipini kendisi çekmiştir.

  5. Emir A Avci
    19:03 içinde 02 Temmuz 2009 | #5

    Öncelikle;

    “Klasik Ersun Yanal düşüşü işte, ligin 2. yarısında mutlaka takım kötüye gidiyor” eleştrilerine kesinlikle katılmıyorum. Bir Trabzonsporlu olarak Ersun Yanal ile eğer istikrar ve başarı isteniyorsa uzun yıllar çalışılmalıydı. Hani artık iyiden iyiye ligin orta sıra takımı görüntüsü vermeye başlayan Trabzonspor’u, tarihinde alışık olduğu başarılara ulaştırabilecek yetenekteki öncelikli yerli teknik direktör Ersun Yanal idi kanaatimce. Ama esas “klasik” olan Trabzonluların sabırsızlığı yine ortaya çıktı ve kaybedilen iki maçın ardından tribünler istifa çığırtkanlığına başladı. Üstelik bunu büyük bir iştahla yapıyorlardı. Sanki muhteşem oynayan bir takımın başına geçip, takımın tüm değerlerini hiçe sayarak istekleri karşılayamamıştı Ersun Yanal.

    Her taraftar gibi ben de takımımdan şampiyonluklar, kupa zaferleri, Avrupa’da başarı beklerim. Ve akla uygun olarak bu başarıların bir anda gelmeyeceğinin de farkındayım. Takımın iç sahada kaybettiği maçlarda bile aslında Trabzonspor en az 5 net gol pozisyonuna girmiş ve hiçbirini golle neticelendirememiştir. Ama takımın hücum oyuncuları hala devam edebilirken Ersun Yanal Başkan Sadri Şener tarafından taraftara yem edilmiştir. Üstelik 2 tane hücumcu toplamda 29 gol atmayı “başarı” olarak görebilirken, güzide taraftar dış sahada en çok puan toplayan takımın kendi takımları olduğunu ve bu başarının neden iç sahada gelmediğini bir an bile düşünmedi. Ben hala fikrimin arkasındayım. Ersun Yanal gönderildiği için bu takım en az 3 sezon daha şampiyon olamaz.

    Hugo Broos iyi hocadır, değildir bilemiyorum. Yalnız şunu çok iyi biliyorum ki; eğer bu takım bir 25 yıl daha şampiyon olamazsa bunun tek sorumlusu taraftar olacaktır. Evet belki biraz ağır bir itham oldu ama benim görüşüm bu yönde. Ve böyle devam ettiği sürece bizler ne Galatasaray’, ne Fenerbahçe’yi, ne de Trabzonspor’umuzu konuşabiliriz. “Barcelona’da ne top oynuyor yahu, bak bak Arsene Wenger’e bak ne takım yapmış” geyiklerimizle takımlarımıza küfretmeye devam ederiz.

Yazı Sayfaları
  1. Henüz geri dönüş yok.
Bu konuya yazı göndermek için giriş yapmanız gerekmektedir.