Ercan Taner: 4-3-3 oynamak kolay değil…
06 Temmuz 2009
Galatasaray’ın Teknik Direktörü Frank Rijkaard kafasındaki sistemi açıkladı; 4-3-3…
Bu sistem Hollandalı’nın Barcelona’da takımına oynattığı ve başarıya ulaştığı diziliş. Ancak Barcelona ve Galatasaray çok farklı takımlar. Bu kurgu ile oynamak hiç kolay değil, içinde riskler taşıyor. Ben 4-3-3′ün Galatasaray’a uygun olduğunu düşünmüyorum. Unutmayalım ki, Rijkaard’ın ilk döneminde Barcelona 15. sıraya kadar gerilemişti. Sonraki başarılarda teknik kadro ve futbolcuların etkisinin yanı sıra Başkan Joan Laporta’nın da sabrının büyük payı var.Kısaca, yeni sezonda yönetimin, futbolcunun ve özellikle taraftarın sabırlı olması şart.
Bu konu ile ilgili yazılarınızı bekliyoruz…
Galatasaray ve 4-3-3
Dünya üzerinde 4-3-3′ü kusursuz şekilde uygulayabilen Barcelona’nın eski hocasını takımınızın başına getirdiğiniz zaman elinizeki kadroyuda bu taktiğe en uygun hale getirmek durumdasınız. Tobol maçında sahaya çıkan takımı ve oyunu baz alıp bir değerlendirme yapmak anlamsız olur. Benim tahminim Tobol maçında sahaya çıkan takımdan 2 ya da 3 oyuncu düzenli olarak forma şansı bulacak. O yüzden genel bir Galatasaray değerlendirmesi yapmanın daha yararlı olacağına inanıyorum.
Bu sene Galatasaray’ın oynamak istediği taktik 4-3-3 olunca Barcelona’yı kıstas almaktan başka seçeneğiniz kalmıyor. Tabi ki oyuncuları birbirleriyle kıyaslama gibi bir durum söz konusu olamaz, burada önemli olan Barcelonalı oyuncuların sahada neler yaptıkları ve Galatasaraylı futbolcuların bu seviyeye ne kadar yaklaşabileceği.
Defans bölgesinden başlarsak, bu sistem içinde defans hattının çoğu zaman alan daraltmak ve hücuma katılmak için santraya kadar çıkacağını düşünürsek bu da demek oluyor ki maç içinde zaman zaman defans ile kaleci arasında 30-40 m bir boşluk kalacak. Bu boşluğun madene dönüşmemesi için stoperlerinizin hızlı olmalarının yanında topla oynama konusunda becerikli ve ilk hamlelerde isabetli olmaları lazım. Bu şartlar altında Galatasaray stoperlerine baktığımız zaman bu özellikleri sağlayan oyuncu bulunmamakta. Gökhan Zan’ın ilk hamlelerdeki beceriksizliğinin yanında hantal olmasını göz önünde bulundurursak Servet’in yanına bu tarz bir oyuncunun transfer edilmesinin yanlış bir hamle olarak görüyorum. Şuan eldeki stoperleri göz önüne aldığımızda Servet ve Gökhan Zan’ın oynayacağını varsayarsak bu ikili Galatasaray’ın başını çok ağrıtabilir. Eldeki diğer stoperler Emre Güngör, Emre Aşık, Semih Kaya 4-3-3′ün gerektirdiği özellikleri taşımasalar da 3 kulvarda ( Türkiye Ligi, Türkiye Kupası ve Uefa Avrupa Ligi ) mücadele edecek Galatasaray için yeterli derinliği sağlamaktalar.
Yıllardan beri Galatasaray’ın kanayan yarası olan sağ bek bölgesi şuan için en sorunlu yer gibi gözükmekte. Eldeki isimler Uğur Uçar ve Serkan Kurtuluş. Serkan’ın henüz bu seviyede bir mücadeleye hazır olmadığını düşünmekle beraber daha sık oynayabileceği bir takımda maç tecrübesi kazanmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Uğur ise uzun bir aradan sonra takımla çalışmalara başladı, böyle bir sakatlığın ardından ne kadar süre içinde formuna kavuşur orası belirsiz. Elde geriye Barış Özbek, Sabri Sarıoğlu ve Tobias Linderoth dışında alternatif bulunmamakta. Sabri’nin o mevkinin oyuncu olmadığını düşünüyorum, Barış’ın sadece acil durumlar veya saha içi taktik değişikliğine gidildiği sürece düşünülebileceğini varsayarsak şimdilik en uygun isimler Uğur Uçar ve Tobias Linderoth. İkisininde yaklaşık 2 seneden beri futboldan uzak kalması, Rijkaard’ın 90 dakika boyunca beklerinden hücuma destek beklentilerini karşılayamayabilir. Bana göre en iyi çözüm sağ bek hasretine son verebilecek bir transferin yapılmasıdır. Sol tarafta ise Hakan Balta’nın yeri garanti gibi. Hakan Balta’nın olmadığı takımda Volkan Yaman’ın formayı Alparslan Erdem’e kaptırması Volkan’ın Galatasaray’daki kariyerinin çok uzun sürmeyeceğini gösteriyor.
4-3-3′ün en kritik bölgesi ortasahaya baktığımızda ise, kadroda Barcelona’da Keita ve Yaya Toure’nin görevini üstlenebilecek Mehmet Topal bulunmakta. Mehmet orta sahanın ortasında daha çok pis işler (top çalma, pres, defansa yardım) için biçilmiş kaftan. Yeni transfer Mustafa Sarp, Mehmet Topal seviyesinde olmasa da yoğun maç temposunda Topal’ı bazı maçlarda dinlendirmek için ideal bir rotasyon elemanı. Ortanın sağında ise Ayhan, Barış ve Linderoth üçlüsünden birinin görev alması muhtemel. Oyunu iki yönlü oynayabilme özelliğinden dolayı Ayhan bir adım önde bana göre.
Kritik bölgenin kilit mevkinde düşünülen adam ise Arda Turan. Arda’dan yeni pozisyonunda hemen Iniesta etkisi beklemek yanlış olur. Arda bu bölgeye ne kadar çabuk uyum sağlarsa Galatasaray’da yeni taktiğine uyum süreside o derece kısa olur. Sırtına geçirdiği 10 numaralı formadan daha çok koluna taktığı kaptanlık pazı bandının sorumluluğunda olmalı Arda. (Kaptanlığı devraldığında Emre Aşık, Ayhan Akman ve Sabri’den çok şey öğreneceğim açıklamasına Sabri’yi de eklemesine anlam verebilmiş değilim). Arda’nın zaman zaman rotasyonda ileri üçlüde yer alacağını düşünürsek ortasaha Topal – Linderoth (Barış) – Ayhan üçlüsünden oluşabilir.
En sorunsuz böle gibi gözüken forvet hattında, Baros ve Keita’nın yerleri sabit gibi. Kewell’ın rotasyona en çok girecek oyuncu olduğunu düşünüyorum. Kewell’ın tasarruflu kullanıldığı anlarda ileri üçlüyü Arda ile takviye etmek mümkün. Baros, üçlünün ortasında oynamak için ideal bir forvet. Oyunu kanatlara yayması, top taşıması ve topu saklama özelliklerini bu sistemde daha da efektif kullanabilir. Baros ile dönüşümlü rotasyonda yer alacak Nonda’nın ise bir an önce eski gücüne kavuşması gerek. Kongolu forvet eski formuna kavuşursa takımın sıkıştığı anlarda kenardan gelip gerekli katkıyı sağlayabilir. Keita sağ ve sol kanatta yaratıcı özellikleri ile takımı adına direk skoru değiştirebilecek kapasitede. Daha çok Arda ile oynadığında kanat değiştirdiklerini görebiliriz. Defans hattının aksine Baros, Nonda, Kewell, Arda, Keita’dan oluşan hücum gücü bu taktik için çok uygun.
Hollandalı hocanın elinde sihirli değnek olmadığı için kafasındakileri sahaya yansıtabilmesi doğal olarak zaman alacak. Bu süreçte Arda’nın yeni mevkisine uyumu, Nonda, Uğur ve Linderoth’un eski sağlıklarına bir an önce kavuşması, ulusal takımın defans çekirdeğini oluşturan(?) Galatasaray defansının göstereceği performans Hollandalının işini kolaylaştıracak etkenler gibi gözüküyor.
TEMEL ÇELİŞKİ : “SABIR”
Galatasaray 4-3-3 oynar mı ? Bu sorunun yanıtını aramak İncir ağacından şefatali beklemek ile aynı.İlk bakışta , üzerine fazla düşünülmeden, komik olmaya çalışan bir söylem gibi gelsede; meseleyi durumlardan,olaylardan ve kişilerden bağımsız ,olgusal düzeyde ele alır ve bu olgusal veriler arasında ilişki kurarak tekrar düşünürsek ; (felsefedeki şeylerden yola çıkarak çıkarsınımda bulunmak)cümle komik olmaktan çok trajik bir gerçeği gözler önüne serecektir.
Şimdi dilerseniz öne sürdüğüm bu düşünceyi ,bir takım anektotlarla desteklemeye çalışırken,aynı zmanda birlikte de zihinsel bir yolculuğa çıkalım.Bu noktada da yardımını isteyeceğimiz bir takım tarihi kişilikler olacak.Yardımımıza ilk koşan şahsına munhasır zatı muhterem Napolyon .Evet evet ,şu para para ille de para diyen Napolyon..
Napolyon, Rusya savaşı sırasında bir cephede topların patlamadığını görür , cephenin komutanbnını çağıorır ve sorar…
_Toplar neden patlamıyor asker ?
_10 tane nedeni var komutanım.
diye yanıtlar asker.
Napolyon say diye kükrer askere.Asker yanıt verir ;
_Bir; barut yok ,İki…
Napolyon askerin sözünü keser.Hemen mühimmatı veaskerleri toplayıp diğer diğer cepheye takviyeye gitmesini söyler. Hepimizin bildiği gibi Napolyon askeri bir deha olatrak tarihteki sarsılmaz yerini almıştır.Napolyon’u dahi yapan şey,onun her zaman temel çelişkileri bulup tafarruatlarla zaman kaybetmemesininde gizlidir.Rakipleri sorunlar karşısında doğruyu bulmak için zaman kaybederken ,Napolyon her zaman sadece bir soruna odaklanmıştır. “TEMEL ÇELİŞKİ”
O cephede topların patlamamasındaki temel neden barutun olmayışıdır.Yani geri kalan 9 neden sadece tefarruattır.Temel çelişki barutun olmayışı.Öyleyse zaman kaybetmeye gerek yok. Burada ki yenilgi kaçınılmazdır.Ama bunu önceden görüp hızlı karar vermek diğer cephede daha güçlü savaşa dahil olmak demektir .
Şimdi Napolyon ağabeyimize yolumuza ışık tutup bizi aydınlığa kavuşturduğu için teşekekkür edip meselemize dönelim.Demek ki ne yapmak gerekirmiş, temel çelişkileri bulamk ve tefarruatşarla zaman kaybetmemek…Bunuda bir veri olarak kenarı koyup zihinsel yolculuğumuzua devam edelimm.
Bu noktada 4-3-3 sistemine şöyle kaba hatlarıyla bakmak yerinde olacaktır.Öncelikle şunu söylemek gerekir ki,.4-3-3 bir diziliş değil,futbol oyununa farklı bir yaklaşımdır.Yani geri planı olan bir tür düşünüş sistemi.Biraz daha zorlarsak, futbol temelli bir ideolijik tutum bile diye biliriz.Hangi oyuncunun nerede duracağı, oyuna nereden katılacağından çok ,bir oyuncu topluluğunun sahanın aktif alanları içerisinde nasıl dağılacağı, en az bir adamın bulunması gereken her aktif alanın, boşta olan oyuncular tarafından nasıl doldurulacağıyla ilgili bir hadise. Mevzunun teknik kısmına daha fazla deyinmeye gerek bile duynmuyorum,çünkü sabahları simit aldığım çocuk bile 4-3-3 le ilgili azımsanmayacak bilgi birikimine sahip. Şimdi gelelim buradaki temel çelişkiyi bulmaya.Napolyon’luk yapalım yani.Bu noktada da yardımıza yine şahsına munhasır başka bir ağabeyimiz koşacak.Sayın Ercan Taner.Şöyle ki ;sayın Taner yazısının sonunu şu dizelerle bitirmiş… “Unutmayalım ki, Rijkaard’ın ilk döneminde Barcelona 15. sıraya kadar gerilemişti. Sonraki başarılarda teknik kadro ve futbolcuların etkisinin yanı sıra Başkan Joan Laporta’nın da sabrının büyük payı var.Kısaca, yeni sezonda yönetimin, futbolcunun ve özellikle taraftarın sabırlı olması şart.” Gelin birlikte kısa bir süreliğine Napolyon olalım ve buradaki temel çelişkiyi birlikte bulalım. Aynı şeyi düşünüyoruz değil mi ? Temel çelişki “SABIR”.
Tahlili Napolyon’ca yapıyorsak ,icraat kısmında aynı tutarlı tavrı göstermemek bize yakışmaz değil mi ?.Öyleyse temel çelişkiyi “SABIR” olarak belirledikten sonra 4-3-3 ile ilgili yapılacak onlarca analiz teferruat olmaktan ileri gitmeyecek.Bu bir diziliş biçimi değil ,bu bir yaklaşım,bu futbol oyununa dair bir yorum,bir algılama biçimi.Bu denlİ felsefik alt yapıya sahip bir sistemin,üzülerek söylemek zorundayımki alt yapı fakiri ülkem insanın algılaması ,idrak etmesi,bu anlayışı özümsemesi ne denli mümkün olabilir ki ? Üstüne üstlük bir sezonda onlarca teknik direkdörün görevine son verildiği,gol kaçıran futbolcuya küfredildiği,önce kahraman ilan edilip sonrada bir kaç maç kötü oynadığı için fiziksel şiddete varan tepkilerin gösterildiği güzel ülkemin ,yardımsever,misafirperver, ama düşünmeyi çok sevmeyen ,tez canlı güzel insanları için, 4-3-3 sizce de bir numara fazla değil mi ?İlle de 4-3-3 dersek ,sizce de kendi ocağımıza kendi elimizle incir ağacı dikmiş olmaz mıyız ?Sonra da bu incir ğacaından şeftali çıkacağını beklemiş… Şimdi bir daha düşünelim ,yazının başındaki yaklaşım sizce komik mi, yoksa trajik mi ?Yoksa bir başka şahsına munhasır abimiz olan Çehov’un dediği gibi ,her komik aynı zamanda bir parçada trajik mi ? Farkındayım ,bu yazı oldukça trajikomik…
TEMEL ÇELİŞKİ : “SABIR”
Galatasaray 4-3-3 oynar mı ? Bu sorunun yanıtını aramak İncir ağacından şefatali beklemek ile aynı.İlk bakışta , üzerine fazla düşünülmeden, komik olmaya çalışan bir söylem gibi gelsede; meseleyi durumlardan,olaylardan ve kişilerden bağımsız ,olgusal düzeyde ele alır ve bu olgusal veriler arasında ilişki kurarak tekrar düşünürsek ; (felsefedeki şeylerden yola çıkarak çıkarsınımda bulunmak)cümle komik olmaktan çok trajik bir gerçeği gözler önüne serecektir.
Şimdi dilerseniz öne sürdüğüm bu düşünceyi ,bir takım anektotlarla desteklemeye çalışırken,aynı zmanda birlikte de zihinsel bir yolculuğa çıkalım.Bu noktada da yardımını isteyeceğimiz bir takım tarihi kişilikler olacak.Yardımımıza ilk koşan şahsına munhasır zatı muhterem Napolyon .Evet evet ,şu para para ille de para diyen Napolyon..
Napolyon, Rusya savaşı sırasında bir cephede topların patlamadığını görür , cephenin komutanbnını çağıorır ve sorar…
_Toplar neden patlamıyor asker ?
_10 tane nedeni var komutanım.
diye yanıtlar asker.
Napolyon say diye kükrer askere.Asker yanıt verir ;
_Bir; barut yok ,İki…
Napolyon askerin sözünü keser.Hemen mühimmatı veaskerleri toplayıp diğer diğer cepheye takviyeye gitmesini söyler. Hepimizin bildiği gibi Napolyon askeri bir deha olatrak tarihteki sarsılmaz yerini almıştır.Napolyon’u dahi yapan şey,onun her zaman temel çelişkileri bulup tafarruatlarla zaman kaybetmemesininde gizlidir.Rakipleri sorunlar karşısında doğruyu bulmak için zaman kaybederken ,Napolyon her zaman sadece bir soruna odaklanmıştır. “TEMEL ÇELİŞKİ”
O cephede topların patlamamasındaki temel neden barutun olmayışıdır.Yani geri kalan 9 neden sadece tefarruattır.Temel çelişki barutun olmayışı.Öyleyse zaman kaybetmeye gerek yok. Burada ki yenilgi kaçınılmazdır.Ama bunu önceden görüp hızlı karar vermek diğer cephede daha güçlü savaşa dahil olmak demektir .
Şimdi Napolyon ağabeyimize yolumuza ışık tutup bizi aydınlığa kavuşturduğu için teşekekkür edip meselemize dönelim.Demek ki ne yapmak gerekirmiş, temel çelişkileri bulmak ve teferruatlarla zaman kaybetmemek…Bunuda bir veri olarak kenarı koyup zihinsel yolculuğumuzua devam edelimm.
Bu noktada 4-3-3 sistemine şöyle kaba hatlarıyla bakmak yerinde olacaktır.Öncelikle şunu söylemek gerekir ki,.4-3-3 bir diziliş değil,futbol oyununa farklı bir y aklaşım.Yani geri planı olan bir tür düşünüş sistemi.Biraz daha zorlarsak, futbol temelli bir ideolijik tutum bile diye biliriz.Hangi oyuncunun nerede duracağı, oyuna nereden katılacağından çok ,bir oyuncu topluluğunun sahanın aktif alanları içerisinde nasıl dağılacağı, sahada en az bir adamın bulunması gereken her aktif alanın boşta olan oyuncular tarafından nasıl doldurulacağıyla ilgili bir hadise. Mevzunun teknik kısmına daha fazla deyinmeye gerek bile duynmuyorum,çünkü sabahları simit aldığım çocuk bile 4-3-3 le ilgili azımsanmayacak bilgi birikimine sahip. Şimdi gelelim buradaki temel çelişkiyi bulmaya.Napolyon’luk yapalım yani.Bu noktada da yardımıza yine şahsına munhasır başka bir ağabeyimiz koşacak.Sayın Ercan Taner.Şöyle ki ;sayın Taner yazısının sonunu şu dizelerle bitirmiş… “Unutmayalım ki, Rijkaard’ın ilk döneminde Barcelona 15. sıraya kadar gerilemişti. Sonraki başarılarda teknik kadro ve futbolcuların etkisinin yanı sıra Başkan Joan Laporta’nın da sabrının büyük payı var.Kısaca, yeni sezonda yönetimin, futbolcunun ve özellikle taraftarın sabırlı olması şart.” Gelin birlikte kısa bir süreliğine Napolyon olalım ve buradaki temel çelişkiyi birlikte bulalım. Aynı şeyi düşünüyoruz değil mi ? Temel çelişki “SABIR”.
Tahlili Napolyon’ca yapıyorsak ,icraat kısmında aynı tutarlı tavrı göstermemek bize yakışmaz değil mi ?.Öyleyse temel çelişkiyi “SABIR” olarak belirledikten sonra 4-3-3 ile ilgili yapılacak onlarca analiz teferruat olmaktan ileri gitmeyecek.Bu bir diziliş biçimi değil ,bu bir yaklaşım,bu futbol oyununa dair bir yorum,bir algılama biçimi.Bu denlİ felsefik alt yapıya sahip bir sistemin,üzülerek söylemek zorundayımki alt yapı fakiri ülkem insanın algılaması ,idrak etmesi,bu anlayışı özümsemesi ne denli mümkün olabilir ki ? Üstüne üstlük bir sezonda onlarca teknik direktörün görevine son verildiği,gol kaçıran futbolcuya küfredildiği,önce kahraman ilan edilip sonrada bir kaç maç kötü oynadığı için fiziksel şiddete varan tepkilerin gösterildiği güzel ülkemin ,yardımsever,misafirperver, ama düşünmeyi çok sevmeyen ,tez canlı güzel insanları için, 4-3-3 sizce de bir numara fazla değil mi ?İlle de 4-3-3 dersek ,sizce de kendi ocağımıza kendi elimizle incir ağacı dikmiş olmaz mıyız ?Sonra da bu incir ağacından şeftali çıkacağını beklemiş… Şimdi bir daha düşünelim ,yazının başındaki yaklaşım sizce komik mi, yoksa trajik mi ?Yoksa bir başka şahsına munhasır abimiz olan Çehov’un dediği gibi ,her komik aynı zamanda bir parçada trajik mi ? Farkındayım ,bu yazı oldukça trajikomik…
Sezon başladığından beri Galatasaray’ın göze hoş gelen hücum futbolu, kaliteli oyuncuları ve müthiş golleri konuşuluyor. Rijkaard’ın getirmek istediği yeni sisteme çabuk adapte olmuş bir takım görüntüsü var.Buraya dikkat! Rijkaard’ın getirmek istediği sistem “4-3-3”.Ama Galatasaray aslında “4-3-3” görünümlü “4-2-3-1” oynuyor diyebiliriz.Yani kağıt üstünde “4-3-3” olsa da Galatasaray “4-3-3” oynamıyor bu kesin.Çünkü 2li ön liberonun önünde Arda tek başına orta saha yükünü çekmesi için görevlendirilmiş.Ama o daha çok forvet arkası mevkiinde görünüyor.Yani geçen sene Lincoln’ün oynadığı mevkide.Hakkını da veriyor vermesine ama yanlış mevkide.Ve bu durum sistemin işleyişini sıkıntıya sokuyor genel olarak.Orta saha boş kalıyor.
“4-3-3” sisteminin hakkını verebilmeniz ve avantajını hissedebilmeniz için orta sahanız kaliteli hızlı oyunculardan kurulu olmalı .O zaman topu forvete çabuk çıkarırsınız ve çoğu takımın orta sahasında yaptığı paslaşmaları rakip ceza sahasında yaparak her an rakibinizi gol yeme korkusuyla yaşatırsınız. Ama orta sahanız kaliteli olmalı. Çok yönlü oyuncular olmalı. Zaten genelde 4 kişinin çektiği orta saha yükünü 3 kişiden bekleyecekseniz bu oyuncularınız sıradan oyuncular olamaz.”4-3-3” sisteminin gerektirdiği şey bu.Orta sahanın çabuk geçilmesi.Avantajı da; rakip defansı dağınık halde yakalayan kalabalık forvet…
Şimdi Galatasaray’ın kâğıt üstünde “4-3-3” dediğimiz sisteminin aslında ne olduğuna bakalım.2li önlibero Mustafa Sarp ve Mehmet Topal. Onların önünde olması gereken Arda forvet arkasında. Sağ ve sol kanat oyuncuları da zaten sistem gereği forvete yakınlar. En ileri uçta Baros. Yani 4 forvet, 2 defansif orta saha. O zaman Galatasaray’ın sistemi aslında “4-2-4”.Yani orta sahanın yükünü Mustafa Sarp ve Mehmet Topal ikilisi çekiyor.Bu ikili şimdiye kadar sırıtmadı.
Şimdiye kadar seyrettiğimiz GS maçlarını hatırlayalım. Orta sahada sıkıntı çekmedi GS.Topu ilerideki 4lüye çok rahat ulaştırdı.Ondan sonrası da zaten o fantastik 4lünün rüya gibi atakları ve goller…İşte bu yüzden diyorlar ya” Galatasaray ciddi rakiplerle oynamadı” diye.Evet GS için ölçü olabilecek bir takımla henüz karşılaşılmadı.Orta sahası kuvvetli, sert olan organize bir takım GS’ın 2li ön liberosuyla 4lü forveti arasındaki bağı kesebilir.O zaman ileri 4lü oyundan düşer ve fantastik ataklarını seyredemeyiz.İleri top çıkaramazsanız…orta sahanız da boş…İşte o zaman boş orta sahanızda cirit atarlar.
Galatasaray’ı ciddi bir takım karşısında görmemize çok az bir zaman kaldı.Ölçü sayılabilecek olan takım Panathinaikos olacaktır. Panathinaikos yıllardır şampiyonlar ligi gruplarındaki mücadeleci futboluyla tanıdığımız, takım halinde top oynayan, orta sahasını iyi kullanan, tecrübeli ve sert bir takım. Gs için ciddi bir sınav olacak Perşembe akşamı. O maçın Galatasaray’ın orta sahasının sınavı olacağını düşünüyorum. Sanıyorum Rijkaard sistemini yavaş yavaş geçen sene de GS’ın oynadığı gibi “4-2-3-1” e,yani kalabalık orta sahaya çevirecektir.Zaten bu değişikliğin sinyalini de Beşiktaş maçı sonrasında verdi.Futbolcularını defans hataları konusunda uyarırken “Hücum takımının atak yapmaya defanstan başladığını ve defans takımının da defansa forvetten başladığını” belirterek futbolcularına takım halinde oynamanın önemini anlatması, Panathinaikos maçı için alınması gereken önlemler konusunda umut verici.Galatasaray’ın Perşembe akşamı sınavını başarıyla geçmesi ve orta sahasındaki bu belirsizliği kafalardan silmesi dileğiyle…
Fatih KESİMAL
16.09.2009